Alüminyum ne kadar tehlikeli;
Alüminyum kozmetik, çikolata ve baharat bulunur ve birçok besinin ambalajı alüminyumlu maddelerden oluşur. Alüminyumun gerçekten zararlı olduğu ve hatta Alzheimer hastalığını tetiklediği bilinmektedir. Alüminyumunu faydalarını saymakla bitmez, fakat faydası endüstride kullanımı ile ilgili; Örneğin uçak yapımında alüminyum kullanılması onun hafif olmasını sağlar. Bu güne kadar alüminyumun zehirsiz olduğu düşünülüyordu, fakat göğüs kanseri ve Alzheimer hastalığını tetiklediği artık bir gerçektir.
Alüminyum vücuda nasıl geçer.
Alüminyum genelikle besinlerle alınırsa da alüminyumlu tencere, alüminyumlu çaydanlık veya alüminyum folyo ile de alınır. Alüminyum dünyada en çok olan elementlerden biridir ve tabii ki besinlerde bulunması normaldir. Fakat 1g çikolatada 33 mg Alüminyum olması hiçte hoş değil. Günümüzde birçok insanın kullandığı deodorantların içinde ki alüminyum klorit koltuk altında ki ter ve yağ kanalarını tıkar, akamayan ter ve çıkamayan yağ zamanla iltihaplanır ve başta terbezi iltihaplanması (hidradenitis suppurativa, akne inverse, köpek memesi) ve lenf bezesi şişme ve iltihaplanmasına sebep olabilir. Alüminyumlu deodorant kullanıldığında ter artık dışarı akmaz ve kanal duvarından geri absorbe edilir. Bunu alüminyumlu deodorant kullanan kişi kendide deneyebilir, koltuk altına yapıştırılan koli band çekildiğinde terin akmadığı görülür.
Bir kişi günlük ne kadar Alüminyum alabilir?
Kişinin yaşadığı yöre ve beslenmesine bağlı olarak alacağı günlük alüminyum oran Avrupa Beslenme Güvenli Komisyonu (EFSA) tarafından 15mg olarak belirlenmiştir. Bu yetşikinler için kg başında 0,2 mg, çocuk ve bebekler için 0,35mg olarak tespit edilmiştir. EFSA günlük kg başına 0,143mg (bu 70 kg glen bir kişinin 0,143 mg alması halinde günlük 10mg demektir) alüminyum aldığında problem teşkil etmiyeceğini, fakat kişi düzenli olarak günde 50-100mg alırsa tabii ki zehirlenir. Fransız ilaç Konrol Merkezi (AFSSAPS) sağlıklı cildin %0,5 tahriş olan cildin ise %18 alüminyum absorbe ettiğini tespit etmiştir. Alman Risk Değerlendirme Estitüsü sağlıklı cilt ile 10,5mg alüminyum aldığını ve yıpranmış cildin ise bunun çok çok fazlasını emdiğini belirtmiştir. İçme suları alüminyum içerir, artı su arıtma tesislerinde arıtma maddesi olarak alüminyum kullanılır. Artı bazı ilçlar alüminyum içermekte olup ilaçler ile yoğun alüminyum alınmaktadır. Özelikle de mide asidine karşı alüminyumhidroksit içeren ilaçlar maalesef çok çok zararlı olabilir.
Alüminyumun Vücutta Dağılımı;
Alüminyum vücuda girer girme organlarda dağılır, fakat bu dağılım eşit oranda değildir. Vücuda giren alüminyumun yarısı kemiklerde, dörtte biri akciğerde ve büyük bir kısmı da beyin-omur ilik sıvısını [beyin-omur ilik sıvısı (BOS) veya bel sıvısı] geçerek beyinde depolanır. Alüminyum oranı kişi yaşlandıkça yavaş yavaş artar, çünkü alınan alüminyumun hepsi atılamaz ve sürekli depolama nedeniyle zamanla toksik bir durum oluşur. Ayrıca hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda Kalsiyum ve Demir yetersizliğinde beyin ve kemiklerde çok yoğun Alüminyum depolanır. Alüminyumun vücuttan idrar kanalı ile atılması konusunda birçok görüş var. Bazıları 60 dakikada yarısı atılır ve geri kalanı 50 yılda atılır demektedirler. Yani alınan alüminyumun büyük bir kısmı bir gün içinde atılırken bir kısmı da 50 yıl vücutta kalabiliyor.
Alüminyum Alzheimer Yapar mı?
Genelikle diyalize giren böbrek hastalarında alüminyum vücuttan tamamen atılamadığı için beyinde yoğunlaşmakta ve zamanla önce beyinde tahribat yapar ve sonra Alzheimer Hastalığını tetikler. Alüminyum-Kalsiyum dengesi sinir sisteminde bozulup, sinir hücrelerinde alüminyum yoğunlaşırsa Beyinde ki sinir hücreleri alüminyum tarafından zehirlenir ve kişi alzheimer yakalanır.
Bor ve Alüminyum Şavaşları; Alzheimer Hastalığı
Bor ve Alüminyum elementleri bir biri ile mücadele ederler, alüminyum boru sıkıştırarak dışarı atmaya çalışır. Son zamanlarda yapılan araştırmalar da ölen Alzheimer hastalarının beyinleri üzerinde yapılan araştırmalar da hastaların beyninde yüksek oranda alüminyum tespit edilmiştir. Alüminyum beyinde ki boru dışlayarak dışarı atar. Besinlerin alüminyumlu folyo ile sarılıp saklanması, besinlerin muhafazası, içme sularındaki alüminyum ve besinlerle alına alüminyum oranı artıkça sağlık problemleri de çoğalır. Bitkilerde Alüminyum bor’un emilimini önler, alüminyum bitkilerdeki enerji akışını önler ve gelişimini yavaşlatır. Alüminyumlu toprakta bitkiler köklerini derinlere salamaz ve gelişemez. Ormanlarda bitkilerin ölmesinin sebebi toprakta bor yetersizliği nedeniyle olur, çünkü bitkilerin kökleri kurur. İnsan, hayvan ve bitki hücre zarlarının dayanıklı ve fonksiyonel olması ancak ve ancak iz elementlerden bor ile mümkündür. Borun toprakta azalması kullanılan kimyasal ilaçlar ve insan vücudunda borun azalması; kimyasal ilaçlar, kimyasal gübre, mantarlar, alüminyum folyo, alüminyum, tencere, alüminyum çaydanlık vb.,
Boraks ve İnsan Sağlığı;
Ben İbrahim Gökçek 35 yılık çalışmamın sonucu hastalıkların %95-98’inin BOR Eksikliğinden kaynaklandığını tespit ettim. Bor’un vücutta azlamasını tetikleyen 4 ana sebep vardır.
1-) Alüminyum folyo ve Alüminyum kaplar
2-) Kimyasal ilaçlar
3-) Kimyasal Gübre
4-) Kandida Mantarı
Alüminyum Bor ile antogonsit, yani düşman kardeşler alüminyum giren hücrelerde bor çıkar. Kimyasal ilaç kullananlarda bor kendiliğinden yavaş yavaş yok olur. Kimyasal gübre kullanılan tarım alanlarda üretilen tahıl, sebze ve meyvelerde bor 0,25 mg’a kadar düşer ve oranik tarım yapılan toprakta yetişen gıdalar da ise 20 mg bor bulunur. Kandida Mantarı bağırsaklar da saçak şeklinde çoğalır ve streç folyo gibi bağırsakları sarar ve kişinin bağırsakları besinlerdeki vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz vs emilimi minimum seviyeye düşer. Böylece kişide önce halsizlik, dermansızlık, sonra alerjik hastalıklar, cilt hastalıkları, romatizma, depresyon, kalp damar hastalıkları görülmeye başlar.
Bor Eksikliği Hangi Hastalıkları Tetikler;
1-) Hücre zarı çöker; Bor hücre zarını korur dayanıklı ve fonksiyonel yapar, fakat bor azalır ise hücre zarı çöker ise hücre içine zararlı maddeler girer ve artık maddeler dışarı atılamaz ve hücre çöplüğe dönüşür. Hücreler beslenemeyince kişide halsizlik, dermansızlık ve sürekli açlık duygusu başlar ve sonra alerjik hastalıklar cilt hastalıkları vb., hastalıklar görülür.
2-) Obezite Problemi; Hücreler beslenemeyince kişide sürekli açlık duygusu uyanır, sürekli çok gıda tüketmek zorunda kalır ve zamanla aşırı kilo alır.
3-) Hormon Bezeleri; Hormon salgılayan bezelerde ki kalsiyum oranı artıkça kireçlenme nedeniyle bezeler yeterince hormon salgılayamaz ve kişide hormon yetersizliği nedeni ile cinsel isteksizlik, cinsel yetersizlik başta olmak üzere birçok problem ortaya çıkar.
4-) Sinir Sistemi; Sinir hücrelerinde kalsiyum yoğunlaşması neden ile sinir sisteminde iletkenlik problemi doğar ve kişide alglama zafiyeti başalar ve zamanla nöropati ve ms gibi hastalıklar görülür.
5-) Lenf Sistemi; Lenf bezeleri ve kanallarında kalsiyum yoğunlaşması artık ve toksik maddelerin taşınmasında zafiyetlere sebep olur ve zamanla lenf ödemi, lenf bezesi şişmesi ve lenfoma gibi rahatsızlıkları tetikler.
6-) Romatizma; Hücre zarındaki zafiyet (bor eksikliği) nedeniyle kemiklerde olması gereken kalsiyum yumşak doku, hücreler ve eklemelere akın eder. Eklem ve yumuşak dokuda yoğunlaşan kalsiyum artroz, artrit, fibromiyalji, ankilozan spondilit, sle ve Behçet gibi hastalıkları tetikler.
7-) Kalp-Damar; Damarların iç yüzeyinde biriken kalsiyum damarların sertleşip kireçlenmesine sebep olur, kireçlenen damarlar kalp krizi, beyin kanaması, unutkanlık alzheimer, cinsel yetersizlik, karaciğer yağlanması, pankreas yağlanması (diyabet), görme zafiyeti ve kulak çınlamasına sebep olur.
8-) Genital Siğil-Genital Herpes; Virüs ve Mantarlar koloni şeklinde birlikte çalışır, virüs varsa mantar var, mantar var ise virüs vardır. Bor virüs ve mantara karşı çok çok kuvvetli dezenfektandır.
Artroz-Bor ilişkisi:
Son yıllarda yapılan araştırmalara göre bir kişinin günlük sebze ve meyveden alması gerek miktar 5 mg’dır. Fakat sebze ve meyvenin yetşitiği toprak kullanılan gübre vs neden ile bor oranı çok farklı olabilmektedir. Kimyasal gübre kullanılan topraktan bor oranı 0,25 mg’a kadar düşmekte, organik tarım da ise bu oran 20 mg’a kadar yükselmektedir. Tabii ki Ülke’den ülkeye de sebze ve meyvede ki bor oranın da değişir. Türkiye bu bakımdan çok çok şanslı bir ülke çünkü Dünya bor rezervinin hemen hemen % 72’si bizde dir. Günümüzde çifcilerin aşırı kimyasal gübre kullanması nedeniyle maalesef tüketilen sebze ve meyvede ki bor oranı bizde de çok çok düşmüştür.
Bir kişinin günlük alması gereken miktardan çok az miktarda alınan bor birçok hastalığı tetikler. Bilindiği gibi bağırsak mantarları bağırsaklarda çoğalırsa bütün bağırsağı streç folie gibi kaplar ve bağırsakların vitamin, mineral, enzim vs emilimini önler. Vitamin, mineral, enzim vs yetersizliğine sebep olur ve kişinin bağışıklık sistemi çöker. Bağışıklık sisteminin çökmesi birçok hastalığının ortaya çıkmasına sebep olur. Batı Ülkelerinde bir kişinin günlük aldığı bor 1-2 mg, kimyasal gübre kullanılan tarım alanlardaki sebze ve meyve ile alınan bor 0,25 mg’a düşmektedir. Örneğin; Jamaika’da şeker kamışı için aşırı
kimyasal ilaç kullanımı nedeniyle topraktaki bor oranı aşırı oranda düşmüş ve insanların % 70’i artrozdan muzdariptir. Aynı şekilde Mauritius adasında da toprakta ki bor oranı aşırı şekilde kimyasal gübrelerden dolayı azalmış ve insanların % 50’sinde artroz görülmeye başlamıştır. Bir örnekte Batı Avusturalya’nın Carnavon şehrinde toprak bor bakımından çok zengin olması nedeniyle burada artrozlu hasta oranı sadece %1 dir.
Boraks Doğal Antibiyotik;
Boraks mantar ve virüslere karşı çok güçlü, fakat bakterilere karşı zayıf bir dezenfektandır. İnsan, hayvan ve bitki hücresinin hücre zarı dayanıklı ve nemli olması ve birçok sinyali iletebilmesi gerekir. Bor insan vücudunda hemen her organda bulunmasına rağmen tiroid bezelerinde sonrada kemik ve dişlerde daha yoğundur. Kemikler ve eklemler için bor eksikliği düşünülemez. Bor tiroid bezelerini uyararak vücudun kalsiyum, magnesyum ve fosfor metabolizmasını düzenler. Bor yetersizliği tiroid bezesinin aşırı çalışmasına sebep olur ve çok aşırı hormon salgılar. Aşırı tiroid hormon ise kemiklerde ki kalsiyumun çözülüp kana karışmasına neden olur. Bu durum zamanla eklemlerde artroz (eklem deformasyonu), osteoporoz (kemik erimesi), artrit (eklem iltihaplanması) ve diş çürüklerine sebep olur. Bor yetersizliği anlaşılmaz ve uzun süre devam ederse yumşak dokuda sertleşme, kas krampları ve eklem sertleşmesi gibi rahatsızlıkları ortaya çıkar. Aynı şekilde damarlarda kireçlenme, hormon bezelerinde sertleşme, böbreklerde taş ve böbreklerde kireçlenme böbreklerin iflasına kadar gider.
Boraks Hormon Düzenleyici;
Bor steroid hormonlarında ki metabolik değişimleri, özelikle de seks hormonlarını etkiler ve erkeklerde testestoron hormonunu artırır ve bayanlarda menopoz rahatsızlıklarına sebep olan östrojen hormonunu dengede tutar. Bor D-Vitaminini aktif forma çevirir ve böylece yumuşak doku ve eklemlerde ki kireçlenmeyi önler. Bor birçok metabolik değişimde rol oynayarak sedef, görme zafiyeti, hafıza zafiyeti, kalp problemi gibi rahatsızlıkların iyileşmesini hızlandırır. Alman kanser araştırmaları uzmanı Dr. Paul Gerhard Seeger yapmış olduğu araştırmalar sonucunda kanserin hücre zarının zayıflaması sonucu ortaya çıktığını belgelemiştir. Bor hücre zarı fonksiyonları için çok çok önemlidir, bor eksikliği hücre zarının çözülmesine sebep olur. Hücre zarını çözülmesi tümörlerin yayılmasını tetikler. Bor türevleri tömürleri yok edici, kemik erimesini, enfeksiyonu önleyici, kolesterol, lipid ve triglieridi düşürücü, pıhtılaşma ve doku bozulmasını önleyicidir. Bor prostat tümörünü ve iyi huylu prostat büyümesini önleyicidir. Orta yaşlarda ki erkeklere günde 100 mg boraks verilmiş ve testosteron oranın % 30 artığı tesbit edilmiştir. Prostat kanser olan hastalar üzerinde yapılan klinik araştırmalarda hastalarda testosteronu artırdığı PSA’yı düşürdüğü ve %64’ünde prostat tümörünü küçüldüğü tespitedilmiştir.
İbrahim Gökçek
Not;
Alzeimer dan Ölümün Olası Bir Sebebi de Aluminyum
Aluminyumun Alzeimer hastalığına sebebiyet vermesi fazlaca sorgulanır olmakta. Nespresso kapsüller aluminyum içermektedir ve kapsülün kahve yapılırkenki processte kahvede aluminyum parçacıkları bırakması sorgulanabilir. Aluminyumun Alzeimer hastalığına sebep verdiğinden şüphelenilmekte. Bu yüzden de bunun gibi makalelerde yiyeceklerinizin aluminyum içerisinde uzun süre bekletilmemesi tavsiye edilir. Nespresso kapsüllerinin hem gövdesi hem de kapak kısmı tamamen aluminyumdan yapılmıştır. Nespresso, aluminyumdan kahveyi korumak için kapsülün içinde özel bir kaplama yaptıklarını belirtmekte.
Kahvenin processe girmesi şu şekilde olmakta:
Nespresso’nun hava geçirmez kapsülleri aluminyum folyo ile kaplanmıştır.Kapsül makineye yerleştirildiğinde, kapsülün üst kısımı delinir. Bazı makineler tek büyük bir delik yapar ve diğerleri de pek çok küçük delik oluşturur. Makine çalıştığında yüksek basınç altında sıcak su pompalar. Bu da kapsülün tamamından daha ince bir folyoya sahip olan kapsülün alt düz tabanında çekilmeye sebep oluyor. Kapsülün dayanağı, tutan yerinin (makkineye yerleştiği yer) tabanı folyoyu delen pek çok kabarık, kalkık karelerden oluşmaktadır. Bu deliklerden çıkan pişmiş kahve altta bekleyen kahve fincanına dolar.Kahvenin piştiği yerde basıncı serbest bırakan bir valf vardır, bu valf kahvenin çıkış yolunda bir tıkanma durumunda oluşucak herhagi bir patlamayı engeller.
Teknik olarak bakıldığında, kapsül arka kısımdan delinip, kapağı parçalanana kadar basınç altında yüksek basınçtaki sıcak suda tutulur ve kahve su ile fincana dolar.Kapsüle processten geçtikten sonra bakarsanız eğer, bu porcessin aluminyum parçacıklarının kahve ile fincana dolma ihtimalinin hayli yüksek olduğunu görebilirsiniz.
Kaynak : http://www.glbrain.com/index.php?r=t...178&toolType=6

Yorum yap