PROBİYOTİK MAYA : SACCHAROMYCES BOULARDİİ
Rezan Alkan* * Kocaeli Üniversitesi,Köseköy MYO Gıda Teknolojisi
Özet
Probiyotikler uygun miktarlarda kullanıldığında konakçı sağlığı üzerinde yararları olan, bağırsakta canlı kalabilen ,sindirime dirençli bakteri ve maya gibi canlı mikroorganizmalar olarak tanımlanmaktadır. Saccharomyces boulardii patojen olmayan bir maya olup, tedavi edici olarak kullanılmaktadır. Kontrollü olarak yapılan klinik çalışmalarda S. boulardii’nin çeşitli bağırsak hastalıklarının önlenmesi ve tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir. Bu derlemede , S. boulardii’nin yapısı ve diyare hastalıkları üzerindeki etkileri özetlenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Probiyotikler, Saccharomyces boulardii, antibiyotikle ilişkili diyare
1.Giriş
Probiyotik kültürler , bağırsakta doğal olarak bulunan mikroorganizma populasyonunu olumlu yönde değiştirerek, insan ya da hayvan sağlığı üzerinde yararlı etkiler yaratan tek veya karışık kültürler olarak tanımlanmaktadır. Mide bağırsakta bulunan mikroorganizmalar ile konakçı arasında bir denge vardır. Bu denge bozulduğu zaman klinik hastalıklar oluşur. Probiyotikler hastalık durumlarında sindirimle yararlı etkileri bulunan canlı mikroorganizmalardır. Aslında probiyotikler uzun zamandan beri fermente gıdalarla insanlar tarafından alınmaktadır. İlk kez 1907 yılında Rus immunobiyoloğu Elia Metchnikoff [1] tarafından ortaya atılan ve Lactobacillus spp İçeren fermente süt ürünlerini tüketen bireylerde yaşam süresinin uzadığına yönelik teori , probiyotik mikroorganizmaları bilim dünyasının ilgi odağı haline dönüştürmüştür. Son yıllarda bağışıklık ile sağlıklı yaşam arasındaki ilişki üzerine çalışmalar yoğunlaşmış ve bu çalışmalar sonunda da sindirim sisteminin bakteri dengesi ile sağlıklı beslenme ve yaşam arasında doğrudan bir ilişki olduğu netlik kazanmıştır. Probiyotik mikroorganizmaların çoğu bakterilerdir. Lactobacillus rhamnosus strain GG (Lactobacillus .casei) Lactobacillus .acidophilus yararlı etkilerinden dolayı probiyotikler olarak en uzun tarihçeye sahiptirler. Son zamanlarda kullanılan ticari probiyotik ürünler Lactobacillus ssp, Bifidobacterium ve hatta birkaç laktik asit bakterisi olmayan türlerdir. Fransız mikrobiyoloğu olan Henry Boulard şarap mayalarını araştırırken, Çin Hindinde yetişen lycee adı verilen tropik bir ağacın meyvesinin kabuklarından S. boulardii adı verilen mayayı 1923 yılında izole etmiştir. 1980 yılının ilk dönemlerinde konakçı organizma üzerindeki etki mekanizmaları üzerinde çok fazla sayıda araştırma yapılmıştır. Bugün tüm dünyada antibiyotik kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan diyarenin tedavisinde probiyotik özellikte olan bu maya kullanılmaktadır. Bu çalışmada S. boulardii’nin probiyotik özellikleri, patojen bakteriler üzerine olan etkileri ile yapılan klinik çalışmalar özetlenmiştir.
2. Mikroorganizma ekolojisi içerisinde mayaların yeri
S. boulardii patenti alınmış probiyotik mayadır [2]. Bu maya dünyanın birçok ülkesinde antibiyotiklerin kullanımı ile ortaya çıkan diyare ve diğer sindirim sistemi hastalıklarını önleyici ve tedavi edici olarak kullanılmaktadır. S. boulardii nin sindirim sisteminden doğrudan geçmesi optimum sıcaklık isteğinin 370C olması ( laboratuvar koşulları ve canlı içerisinde ) birçok sayıda patojen mikroorganizmanın gelişimini engellemesi probiyotik özgüllükte olduğunun göstergesidir. Bağırsakta ortak yaşayan bakterilerin sayısı yaklaşık 1014 kadardır [3]. Mayalar bu mikroorganizma populasyonunn %0.1 ini oluşturmaktadır. Sindirim sisteminden sıklıkla izole edilen maya Candida albicans olmasına rağmen , bazen de Torulopsis glabrata ve Candida tropicalis de izole edilmiştir [4]. Mayaların hücre boyutları bakterilerden 10 kat fazla olup bakteriler için yapısal engel oluşturmaktadırlar. Mikroorganizmaların bağırsakta yerleşmesi , sayısına ve türlerine bağlı olarak çevresel faktörlerin fonksiyonu ile değişim göstermektedir [3]. Midenin pH değeri 2.5-3.5 arasında olup mikroorganizmaların çoğunu olumsuz yönde etkilemektedir. Mayalar mide ve kalın bağırsakta bulunurlar. Mayaların bu farklı pH larda bulunması pH değişimlerine dayanıklı olmaları ile açıklanabilir. Mayalar pH 7-8 de iyi gelişirlerken optimum pH istekleri 4.5- 6.5 arasında gözlemlenmiştir. Çoğu maya pH 3 de de gelişebilir. Bazı türleri yüksek asidik koşullara da dayanıklıdır. Probiyotik mayalar sindirim sistemi enzimlerine organik asitlere ve safra tuzlarına değişen pH ve sıcaklıklara dayanmaktadır. Mayaların antibiyotiklerden etkilenmemesi antibiyotik kullanan hastalara aynı anda probiyotik olarak verilmesine olanak sağlamaktadır. Antibiyotiklere olan dayanıklılık bakteriler arasında gen transferi ile de oluşur. Memelilerin sindirim sistemi bakterilerin birkaç türü arasında genetik madde transferinde uygun koşullar sağlar. Son zamanlarda birçok araştırıcı ortak yaşayan bakterilerin insan patojenlerinde bulunanlara benzer antibiyotik direnç genleri deposu olarak rol oynayabileceğini ileri sürmüşleridir [5]. Tetrasiklin eritromisin ve vancomisin gibi antibiyotiklere olan direnç genlerinin Lactobacillus lactis, Enterococci ile son zamanlarda fermente etten ve süt ürünlerinden izole edilen ve probiyotik olarak kullanılan Lactobacillus larda bulunmuştur [6]. Esas tehdit bu bakteriler aracılığı ile direnç genlerinin patojen bakterilere transferidir. Fakat bakteri ve mayalar arasında genetik madde geçişi oluşmaz.
Bakteri ve mayaların hücre duvarı bileşiminde önemli farklılıklar bu hücrelerin antijenik tepkileri üzerinde etkilidir. Bütün bakterilerde proteinle yüksek molekül ağırlığında şekerden oluşan hücreye sağlam yapı kazandıran peptidoglikanlar içerir. Gram (-) ve (+) bakterilerin hücre duvarında bulunan lipid konsantrasyonları farklıdır. Gram (-) bakteriler hücre duvarlarında lipopolisakkaritlerden oluşan yaklaşık %20 lipid içermektedir. Gram (+) bakterilerin hücre duvarlarında birkaç lipid mevcut olup lipoteikoik asit içermektedir [7]. Maya hücre duvarında iki tabaka vardır. Dış tabaka mannoz ile ilgili kısım olup fosfopeptidomannan veya fosfolipomannan içermektedir. İç tabaka kitin ve Beta1,3 ve 1,6 glikandan oluşmuştur [8]. Canlılarda mikroorganizma saldırısına karşı savunmanın ilk yolu doğuştan bağışıklılıktır. Patojenlerle ile ilgili moleküler kalıbın tanınması reseptörlerle antijenlerin tanınması esasına dayanmaktadır. Mikroorganizmaların farklı tepkileri nedeniyle bunlara immunobiotikler adı verilmektedir [9] . S. boulardii ilk önce Saccharomyces cerevisiae den ayrı maya olarak teşhis edilmiştir [10; 11]. Genetik olarak S. boulardii S. cerevisiae ile özdeşse de metabolizma ve probiyotik özellik yönünden önemli farklılıkları vardır [12]. Bununla beraber bu mayanın genetik olarak farklı olduğu eşsiz spesifik mikrosatellit allellerinin karakterize edildiği ve diğer S .cerevisiae den bu özelliği ile ayrıldığı tespit edilmiştir [13]. Protein sentezi ve strese karşı tepkileri genin diğer genlere göre çok okunması bu türün diğer türlere göre düşük pH da daha iyi yaşaması ve büyüme hızının artmasına katkıda bulunabilmektedir [12]. Fizyolojik ve metabolik olarak S. boulardii özellikle sıcaklık ve asit değişimlerine dayanımı ile S. cerevisiae’ den farklıdır. S. cerevisiae’ nin çoğu türleri 30oC de gelişir. S. boulardii yüksek sıcaklığa toleranslı maya olup, konakçının vücut sıcaklığında 37oC de gelişim gösterir. Yapılan son araştırmalarda S. boulardii nin sindirim sisteminde diğer türlere göre daha dayanıklı olduğu açıklanmıştır. S. boulardii de genlerin çok okunması epitel hücrelere tutunmasının artması ile farenin sindirim sisteminden geçişinin artması ile ilişkili değildir. İnsan ve farelerde yapılan çalışmalar S. boulardii nin tekrarlamalı verilmesi ile 3 gün içinde kolonda durağan faza ulaştığı ve faaliyetlerin durması ile de dışkıyla 2-5 gün sonra atıldığı gösterilmiştir [14]. S. boulardii verilen Clostridium difficale yönünden sıkıntı çeken hastalarda normal insanlara göre dışkıdaki maya miktarının daha yüksek olduğu belirtilmiştir. Bu mayanın etkinliği dışkıdaki maya konsantrasyonu ile ilişki göstermektedir [15]. S. boulardii ticari ürünü liyofilize ( dondurularak kurutulmuş) şekilde paketlenmiş ürün hainde satılmaktadır. Probiyotik ilaç kapsamına girmiştir.
3. Klinik çalışmalar
3. 1 Enfeksiyonlu diyare
Bu hastalık iyi bilinen sağlık problemidir. Özellikle gelişmekte olan şehirlere seyahat eden kişiler arasında yaygındır. Bağırsakta toksik etkisi olan Escherichia coli, Shigella ve Salmonella gibi patojenlerin kronik diyareye neden olduğu belirlenmiştir. Bu hastalığın önlenmesinde Probiyotiklerin meta analizinde 12 farklı çalışma analizlenmiş ve S. boulardii ve L. acidophilus ve Bifidobacterium bifidumun önemli derecede bu hastalıkta etkili olduğu açıklanmıştır [16]
3.2 Çocuklarda kronik diyare
Çocuklarda enfeksiyonlu ishal gelişmekte olan ülkelerde genel sağlık problemi oluşturmaktadır. Her yıl su kaybı nedeniyle birkaç milyon çocuk ölmektedir [17]. S. boulardinin 200 çocuk üzerindeki etkilerini incelemiştir. Diyarenin 4.7-5.5 günde önemli ölçüde azaldığını , hastahane koşullarında bu sürenin 2.9-3.9 gün arasında olduğunu açıklamıştır
3.3.AİDS
AİDS ile ilgili diyarelerde 35 hastada yapılan bir araştırmada 7 gün süre ile günde 3 g S. boulardii verilen hastalarda diyare sorununun çözüldüğü gösterilmiştir. Hastaların %61 inde 1 hafta S. boulardii verilmiş hastalarda diyare görülmemiştir [18]..
4. Saccharomyces boulardii’nin bağırsak patojenleri üzerindeki etkileri
Hayvan modeli kullanılarak yapılan çalışmalarda S. boulardii nin C. difficile, Vibrio cholera, Salmonella ve E. coli gibi bakterilerin toksinlerini etkisiz hale getirdiği belirtilmiştir [19]. C. difficile enfeksiyonunun olduğu hallerde S. boulardiinin antitoksin etkisi olduğu açıklanmıştır. Toksin A 308 kDa olan bir protein olup C. difficilenin ana virulens faktörüdür. Kemirgen bağırsaklarına bu toksinin enjekte edilmesi sıvı salınımına, mukozanın permeabilitesinin artmasına zarar görmesine ve iltihapla ilgili ara maddelerin salınmasına neden olmaktadır. Toksin A verilmeden önce S. boulardiiinin verilmesi sonucunda ratların etkilenmediği sindirimle ilgili sekresyon ve permeabilitenin azaldığı açıklanmıştır [20]. Başka bir çalışmada Toksin A ile S. boulardiinin süpernatan kısmı karıştırılıp verildiğinde Toksin A nın sebep olduğu sekresyon düzeyinde azalmalar kaydedilmiştir. S. boulardii üst sıvı fazında 2 ana fraksiyonun olduğu yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkarılmıştır. 1.fraksiyon 54 kDa boyutunda olan serin proteazdır. Toksin A ile reseptöründe proteolizise neden olmaktadır.2.fraksiyonda 10kDa< olan kısım iltihaplanmaya karşı etkili kısımdır. S. boulardii tarafından üretilen diğer antitoksin kolera toksinine karşıdır. Bir çalışmada S. boulardii ile muamele edilmiş olan çalışmalarda kolera toksinin azaldığı S. boulardiii’nin 120 kDa protein ürettiği ve bu proteinin ise kolera toksinini inhibe ettiği açıklanmıştır [21]. S. boulardii fosfataz enzimi sentezleyerek E. coli den lipopolisakkarit gibi endotoksinleri defosforilize ettiği belirtilmektedir. Bu mekanizmanın iltihaplanmaya karşı maya tarafından alınmış koruma şekli olabileceği düşünülmüştür [22].
5. Sonuç
Bağırsak ortamında bakteriler çoğunlukta olmasına rağmen mayalar oldukça az miktarlardadır. Saccharomyces boulardii nin sindirim sisteminin pH sına dayanabilmesi ve 37oC gibi sıcaklıklarda kolaylıkla gelişebilmesi probiyotik mikroorganizma olarak kullanımına olanak sağlamıştır. Ticari olarak liyofilize edilmiş olan , ilaç kategorisinde değerlendirilen Saccharomyces boulardii Reflor ve Florastor adı verilen ticari ürün olarak satılmaktadır. Çok yönlü yapılan klinik çalışmalar Saccharomyces boulardii nin lehine sonuçlanmıştır. Ülkemizde bu ürün ithal edilen ürünler arasındadır. Birçok ilaç firmasının bulunduğu Türkiyede böyle bir ürünün üretilmesi için uygun alt yapıların olduğu muhakkaktır.
Rezan Alkan* * Kocaeli Üniversitesi,Köseköy MYO Gıda Teknolojisi
Özet
Probiyotikler uygun miktarlarda kullanıldığında konakçı sağlığı üzerinde yararları olan, bağırsakta canlı kalabilen ,sindirime dirençli bakteri ve maya gibi canlı mikroorganizmalar olarak tanımlanmaktadır. Saccharomyces boulardii patojen olmayan bir maya olup, tedavi edici olarak kullanılmaktadır. Kontrollü olarak yapılan klinik çalışmalarda S. boulardii’nin çeşitli bağırsak hastalıklarının önlenmesi ve tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir. Bu derlemede , S. boulardii’nin yapısı ve diyare hastalıkları üzerindeki etkileri özetlenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Probiyotikler, Saccharomyces boulardii, antibiyotikle ilişkili diyare
1.Giriş
Probiyotik kültürler , bağırsakta doğal olarak bulunan mikroorganizma populasyonunu olumlu yönde değiştirerek, insan ya da hayvan sağlığı üzerinde yararlı etkiler yaratan tek veya karışık kültürler olarak tanımlanmaktadır. Mide bağırsakta bulunan mikroorganizmalar ile konakçı arasında bir denge vardır. Bu denge bozulduğu zaman klinik hastalıklar oluşur. Probiyotikler hastalık durumlarında sindirimle yararlı etkileri bulunan canlı mikroorganizmalardır. Aslında probiyotikler uzun zamandan beri fermente gıdalarla insanlar tarafından alınmaktadır. İlk kez 1907 yılında Rus immunobiyoloğu Elia Metchnikoff [1] tarafından ortaya atılan ve Lactobacillus spp İçeren fermente süt ürünlerini tüketen bireylerde yaşam süresinin uzadığına yönelik teori , probiyotik mikroorganizmaları bilim dünyasının ilgi odağı haline dönüştürmüştür. Son yıllarda bağışıklık ile sağlıklı yaşam arasındaki ilişki üzerine çalışmalar yoğunlaşmış ve bu çalışmalar sonunda da sindirim sisteminin bakteri dengesi ile sağlıklı beslenme ve yaşam arasında doğrudan bir ilişki olduğu netlik kazanmıştır. Probiyotik mikroorganizmaların çoğu bakterilerdir. Lactobacillus rhamnosus strain GG (Lactobacillus .casei) Lactobacillus .acidophilus yararlı etkilerinden dolayı probiyotikler olarak en uzun tarihçeye sahiptirler. Son zamanlarda kullanılan ticari probiyotik ürünler Lactobacillus ssp, Bifidobacterium ve hatta birkaç laktik asit bakterisi olmayan türlerdir. Fransız mikrobiyoloğu olan Henry Boulard şarap mayalarını araştırırken, Çin Hindinde yetişen lycee adı verilen tropik bir ağacın meyvesinin kabuklarından S. boulardii adı verilen mayayı 1923 yılında izole etmiştir. 1980 yılının ilk dönemlerinde konakçı organizma üzerindeki etki mekanizmaları üzerinde çok fazla sayıda araştırma yapılmıştır. Bugün tüm dünyada antibiyotik kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan diyarenin tedavisinde probiyotik özellikte olan bu maya kullanılmaktadır. Bu çalışmada S. boulardii’nin probiyotik özellikleri, patojen bakteriler üzerine olan etkileri ile yapılan klinik çalışmalar özetlenmiştir.
2. Mikroorganizma ekolojisi içerisinde mayaların yeri
S. boulardii patenti alınmış probiyotik mayadır [2]. Bu maya dünyanın birçok ülkesinde antibiyotiklerin kullanımı ile ortaya çıkan diyare ve diğer sindirim sistemi hastalıklarını önleyici ve tedavi edici olarak kullanılmaktadır. S. boulardii nin sindirim sisteminden doğrudan geçmesi optimum sıcaklık isteğinin 370C olması ( laboratuvar koşulları ve canlı içerisinde ) birçok sayıda patojen mikroorganizmanın gelişimini engellemesi probiyotik özgüllükte olduğunun göstergesidir. Bağırsakta ortak yaşayan bakterilerin sayısı yaklaşık 1014 kadardır [3]. Mayalar bu mikroorganizma populasyonunn %0.1 ini oluşturmaktadır. Sindirim sisteminden sıklıkla izole edilen maya Candida albicans olmasına rağmen , bazen de Torulopsis glabrata ve Candida tropicalis de izole edilmiştir [4]. Mayaların hücre boyutları bakterilerden 10 kat fazla olup bakteriler için yapısal engel oluşturmaktadırlar. Mikroorganizmaların bağırsakta yerleşmesi , sayısına ve türlerine bağlı olarak çevresel faktörlerin fonksiyonu ile değişim göstermektedir [3]. Midenin pH değeri 2.5-3.5 arasında olup mikroorganizmaların çoğunu olumsuz yönde etkilemektedir. Mayalar mide ve kalın bağırsakta bulunurlar. Mayaların bu farklı pH larda bulunması pH değişimlerine dayanıklı olmaları ile açıklanabilir. Mayalar pH 7-8 de iyi gelişirlerken optimum pH istekleri 4.5- 6.5 arasında gözlemlenmiştir. Çoğu maya pH 3 de de gelişebilir. Bazı türleri yüksek asidik koşullara da dayanıklıdır. Probiyotik mayalar sindirim sistemi enzimlerine organik asitlere ve safra tuzlarına değişen pH ve sıcaklıklara dayanmaktadır. Mayaların antibiyotiklerden etkilenmemesi antibiyotik kullanan hastalara aynı anda probiyotik olarak verilmesine olanak sağlamaktadır. Antibiyotiklere olan dayanıklılık bakteriler arasında gen transferi ile de oluşur. Memelilerin sindirim sistemi bakterilerin birkaç türü arasında genetik madde transferinde uygun koşullar sağlar. Son zamanlarda birçok araştırıcı ortak yaşayan bakterilerin insan patojenlerinde bulunanlara benzer antibiyotik direnç genleri deposu olarak rol oynayabileceğini ileri sürmüşleridir [5]. Tetrasiklin eritromisin ve vancomisin gibi antibiyotiklere olan direnç genlerinin Lactobacillus lactis, Enterococci ile son zamanlarda fermente etten ve süt ürünlerinden izole edilen ve probiyotik olarak kullanılan Lactobacillus larda bulunmuştur [6]. Esas tehdit bu bakteriler aracılığı ile direnç genlerinin patojen bakterilere transferidir. Fakat bakteri ve mayalar arasında genetik madde geçişi oluşmaz.
Bakteri ve mayaların hücre duvarı bileşiminde önemli farklılıklar bu hücrelerin antijenik tepkileri üzerinde etkilidir. Bütün bakterilerde proteinle yüksek molekül ağırlığında şekerden oluşan hücreye sağlam yapı kazandıran peptidoglikanlar içerir. Gram (-) ve (+) bakterilerin hücre duvarında bulunan lipid konsantrasyonları farklıdır. Gram (-) bakteriler hücre duvarlarında lipopolisakkaritlerden oluşan yaklaşık %20 lipid içermektedir. Gram (+) bakterilerin hücre duvarlarında birkaç lipid mevcut olup lipoteikoik asit içermektedir [7]. Maya hücre duvarında iki tabaka vardır. Dış tabaka mannoz ile ilgili kısım olup fosfopeptidomannan veya fosfolipomannan içermektedir. İç tabaka kitin ve Beta1,3 ve 1,6 glikandan oluşmuştur [8]. Canlılarda mikroorganizma saldırısına karşı savunmanın ilk yolu doğuştan bağışıklılıktır. Patojenlerle ile ilgili moleküler kalıbın tanınması reseptörlerle antijenlerin tanınması esasına dayanmaktadır. Mikroorganizmaların farklı tepkileri nedeniyle bunlara immunobiotikler adı verilmektedir [9] . S. boulardii ilk önce Saccharomyces cerevisiae den ayrı maya olarak teşhis edilmiştir [10; 11]. Genetik olarak S. boulardii S. cerevisiae ile özdeşse de metabolizma ve probiyotik özellik yönünden önemli farklılıkları vardır [12]. Bununla beraber bu mayanın genetik olarak farklı olduğu eşsiz spesifik mikrosatellit allellerinin karakterize edildiği ve diğer S .cerevisiae den bu özelliği ile ayrıldığı tespit edilmiştir [13]. Protein sentezi ve strese karşı tepkileri genin diğer genlere göre çok okunması bu türün diğer türlere göre düşük pH da daha iyi yaşaması ve büyüme hızının artmasına katkıda bulunabilmektedir [12]. Fizyolojik ve metabolik olarak S. boulardii özellikle sıcaklık ve asit değişimlerine dayanımı ile S. cerevisiae’ den farklıdır. S. cerevisiae’ nin çoğu türleri 30oC de gelişir. S. boulardii yüksek sıcaklığa toleranslı maya olup, konakçının vücut sıcaklığında 37oC de gelişim gösterir. Yapılan son araştırmalarda S. boulardii nin sindirim sisteminde diğer türlere göre daha dayanıklı olduğu açıklanmıştır. S. boulardii de genlerin çok okunması epitel hücrelere tutunmasının artması ile farenin sindirim sisteminden geçişinin artması ile ilişkili değildir. İnsan ve farelerde yapılan çalışmalar S. boulardii nin tekrarlamalı verilmesi ile 3 gün içinde kolonda durağan faza ulaştığı ve faaliyetlerin durması ile de dışkıyla 2-5 gün sonra atıldığı gösterilmiştir [14]. S. boulardii verilen Clostridium difficale yönünden sıkıntı çeken hastalarda normal insanlara göre dışkıdaki maya miktarının daha yüksek olduğu belirtilmiştir. Bu mayanın etkinliği dışkıdaki maya konsantrasyonu ile ilişki göstermektedir [15]. S. boulardii ticari ürünü liyofilize ( dondurularak kurutulmuş) şekilde paketlenmiş ürün hainde satılmaktadır. Probiyotik ilaç kapsamına girmiştir.
3. Klinik çalışmalar
3. 1 Enfeksiyonlu diyare
Bu hastalık iyi bilinen sağlık problemidir. Özellikle gelişmekte olan şehirlere seyahat eden kişiler arasında yaygındır. Bağırsakta toksik etkisi olan Escherichia coli, Shigella ve Salmonella gibi patojenlerin kronik diyareye neden olduğu belirlenmiştir. Bu hastalığın önlenmesinde Probiyotiklerin meta analizinde 12 farklı çalışma analizlenmiş ve S. boulardii ve L. acidophilus ve Bifidobacterium bifidumun önemli derecede bu hastalıkta etkili olduğu açıklanmıştır [16]
3.2 Çocuklarda kronik diyare
Çocuklarda enfeksiyonlu ishal gelişmekte olan ülkelerde genel sağlık problemi oluşturmaktadır. Her yıl su kaybı nedeniyle birkaç milyon çocuk ölmektedir [17]. S. boulardinin 200 çocuk üzerindeki etkilerini incelemiştir. Diyarenin 4.7-5.5 günde önemli ölçüde azaldığını , hastahane koşullarında bu sürenin 2.9-3.9 gün arasında olduğunu açıklamıştır
3.3.AİDS
AİDS ile ilgili diyarelerde 35 hastada yapılan bir araştırmada 7 gün süre ile günde 3 g S. boulardii verilen hastalarda diyare sorununun çözüldüğü gösterilmiştir. Hastaların %61 inde 1 hafta S. boulardii verilmiş hastalarda diyare görülmemiştir [18]..
4. Saccharomyces boulardii’nin bağırsak patojenleri üzerindeki etkileri
Hayvan modeli kullanılarak yapılan çalışmalarda S. boulardii nin C. difficile, Vibrio cholera, Salmonella ve E. coli gibi bakterilerin toksinlerini etkisiz hale getirdiği belirtilmiştir [19]. C. difficile enfeksiyonunun olduğu hallerde S. boulardiinin antitoksin etkisi olduğu açıklanmıştır. Toksin A 308 kDa olan bir protein olup C. difficilenin ana virulens faktörüdür. Kemirgen bağırsaklarına bu toksinin enjekte edilmesi sıvı salınımına, mukozanın permeabilitesinin artmasına zarar görmesine ve iltihapla ilgili ara maddelerin salınmasına neden olmaktadır. Toksin A verilmeden önce S. boulardiiinin verilmesi sonucunda ratların etkilenmediği sindirimle ilgili sekresyon ve permeabilitenin azaldığı açıklanmıştır [20]. Başka bir çalışmada Toksin A ile S. boulardiinin süpernatan kısmı karıştırılıp verildiğinde Toksin A nın sebep olduğu sekresyon düzeyinde azalmalar kaydedilmiştir. S. boulardii üst sıvı fazında 2 ana fraksiyonun olduğu yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkarılmıştır. 1.fraksiyon 54 kDa boyutunda olan serin proteazdır. Toksin A ile reseptöründe proteolizise neden olmaktadır.2.fraksiyonda 10kDa< olan kısım iltihaplanmaya karşı etkili kısımdır. S. boulardii tarafından üretilen diğer antitoksin kolera toksinine karşıdır. Bir çalışmada S. boulardii ile muamele edilmiş olan çalışmalarda kolera toksinin azaldığı S. boulardiii’nin 120 kDa protein ürettiği ve bu proteinin ise kolera toksinini inhibe ettiği açıklanmıştır [21]. S. boulardii fosfataz enzimi sentezleyerek E. coli den lipopolisakkarit gibi endotoksinleri defosforilize ettiği belirtilmektedir. Bu mekanizmanın iltihaplanmaya karşı maya tarafından alınmış koruma şekli olabileceği düşünülmüştür [22].
5. Sonuç
Bağırsak ortamında bakteriler çoğunlukta olmasına rağmen mayalar oldukça az miktarlardadır. Saccharomyces boulardii nin sindirim sisteminin pH sına dayanabilmesi ve 37oC gibi sıcaklıklarda kolaylıkla gelişebilmesi probiyotik mikroorganizma olarak kullanımına olanak sağlamıştır. Ticari olarak liyofilize edilmiş olan , ilaç kategorisinde değerlendirilen Saccharomyces boulardii Reflor ve Florastor adı verilen ticari ürün olarak satılmaktadır. Çok yönlü yapılan klinik çalışmalar Saccharomyces boulardii nin lehine sonuçlanmıştır. Ülkemizde bu ürün ithal edilen ürünler arasındadır. Birçok ilaç firmasının bulunduğu Türkiyede böyle bir ürünün üretilmesi için uygun alt yapıların olduğu muhakkaktır.

Yorum yap