Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Homocystein, Homocysteinin kanda yükselmesine hiperhomocysteinanemi denir.

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Homocystein, Homocysteinin kanda yükselmesine hiperhomocysteinanemi denir.


    Homocystein, Homocysteinin kanda yükselmesine hiperhomocysteinanemi denir.

    İbrahim Bey;

    Öncelikle mübarek ramazan bayramınızı en içten dileklerimizle kutlar, sağlıklı ve mutlu nica bayramlar dileriz.

    Bizim sizden yardım istememizdeki sebeb, eşimin 1,5 seneden beri süregelen rahatsızlığıdır. Eşimle haziran 2005 yılında evlendik. Eşimin rahatsızlığı ise mayıs 2005'te ağır geçirdiği gribal bir enfeksiyondan sonra başladı.Bu süre zarfında bütün vücütta eklemler ve kemiklerde şiddetli ağrı,halsizlik ve güç kaybı vardı. Kendisi 35 yaşındadır. Doktorlar 1 sene teşhis koyamadılar.İstanbul'da gittiğimiz tüm hastaneler romatizma,kemik erimesi hatta depresyon teşhisi koydular ama bunların hiçbiri doğru çıkmadı. Bütün vücutta mr&ultrasan tetkikleri, kan ve idrar tahlilleri ,tüm vücut muayenesi yapıldı ama tüm bulgular normal çıktı.

    En son İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp fakültesinde Homosistein adlı vücudun doğal yapısında bulunan bir hormonun aşırı derecede yüksek olmasından kaynaklanan, kemiklerin erimesine yol açan bir durumla karşı karşıya kaldığımız ortaya çıktı. Halen tedavisi 4-5 aydır devam etmektedir. Ancak hormon düzeyinde henüz bir düşüş sağlanamamıştır. Folik asit,b12 ve b 16 takviyesi ile düşürülmeye çalışılmakta olup, uzun bir tedavi süreci bizi beklemektedir.

    Bu meyanda internette sitenizi tesadüf eseri gördüm. Alternatif tıp bakımından yapabileceğimiz ek bir tedavi yöntemi varsa bize bldirirseniz çok seviniriz.

    Bu arada eşimin beslenme alışkanlığında et ve et ürünleri bulunmamaktadır. Sürekli sebze ile beslenmekte olup çok ender olarak (o da benim zorumla: ))balık yemektedir. Bu hormonun yükselmesinin daha çok et ile beslenen kişilerde olduğunu duymuştum. Ama Çapadaki hocaların dediğine göre doğuştan gelen genetik bir durummuş. (Bu arada kemik erimesi sadece bir sonuçmuş. Bizi bekleyen kalp krizi, beyin kanamsı, felç gibi tehlikelr varmış )

    Yardımlarınız için şimdiden teşekkürler
    Gripal enfeksiyonda Enfeksiyonda kimyasal ilaçalr özeliklede antibiyotikler kulandıysanız. Bu bağırsak forasının bozulmasına ve faydalı bakterilerin azalıp yerine hastalık yapıcı mantarların çoğalmasına neden olur. Bağırsak mantarlarıda toksik maddeler üretir. Buda homocysteinın çoğalmasına neden olur. Tedavi bağırsak florasını yenilemekle olur. Buda Gökçek İksiri ve Gökçek Tonik bağırsak florasını düzenler ve bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalığa sebep olan patolojik bakterileri ve mantarları yokeder.

    Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

    Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

  • #2


    Homocystein ile ilgili formüller




    Homocystein:

    Homocysteinin kanda yükselmesine hiperhomocysteinanemi denir. Homocystein proteinların parçalanması sırasında veya metioninun proteine dönüşmesi sırasında ortaya çıkan artık maddedir. Homocystein kalp enfaktürüsü ve beyin kanamasında rol oynayan çok tehlikeli bir maddedir. Vücudumuzdaki metabolik değişimler sırasında böyle zehirli maddeler ortaya çıkar ve vücudun beli noktalarında yoğunlaşır.
    Homocystein hayati öneme sahip olan aminoasitlerden methionin oluşurken ortaya çıkar veya methionine dönüşür. Metionin aminoasitlerinden günde 2 gr. besinlerden alınır ve metabolik değişimler sırasında Homocystein ortaya çıkar. Ortaya çıkan bu artık maddeyi B6, B12-Vitaminleri ve Folikasit (B9-Vitamini) tekrar methionine dönüştürürler.Metabolik değişimlerin bozulması nedeniyle homocystein oranı yükselir. Bunun sebebi ise bağırsak florasının bozulması, bağırsak mukozasının tahrip olması, bağırsak pH?sının nötürleşmesi veya mide mukozasının tahrip olması nedeniyle yeterince intrinsic-faktörü salğılıyamamasını sayabiliriz. Bu nedenle intrinsic-faktör yetersizliği ortaya çıkar ve buda B6, B12-Vitamileri ve Folikasit yetersizliğine sebep olur. Böylece kanda homocystein oranı yükselir.


    Folikasit (B9-Vitamini) B-Viaminlerinden sayılır. Folium kelime olarak yeşil anlamına gelir. Folikasit genelikle koyu yeşil sebzeler, ıspanak, maydanoz, lahana, kepekli un, bira mayası, patates ve turuncugillerde bolca bulunur. Folikasit B12-Vitamini ile birlikte kan yapımı, hücre yenilenmesi ve hücre çoğalmasında vede sinir hücrelerinin yenilenmesinde çok önemli rol oynarlar. Folikasit yetersizliği özeliklede endüstri ülkelerinde oldukca yayğındır, çünkü bu ülkelerde hazır yiyecekerki (fast food) bunların başında çikolata, konserveli yiyecekler, soft içecekler: bunlara örenk olarak coka-cola, fanta vb. Ve alkol, sigara aşır kahve ve siyah çay içme gibi sebeplerden dolayı sindirim organları özeliklede mide mukozası tahrip olur. Böylece midenin salğıladığı intrinsic-faktörü düşmektedir.

    B6-Vitamini aminoasitlerin oluşumunda veya çözülmesinde önemli rol oynar. B6-Vitamini merkez sinir sistemini uyarıcı, savunma sistemini kuvvetlendirici ve harekette geçirici, kan hücrelerinin yapılmasında önemli rol oynar vede lesitin olşumunda önemli rol oynar. Bu lesitin (lecithin) aradokunun elastik olması ve damarların iç yüzeyinin temiz kalmasını sağlar. Yüksek orandaki lesitin kolesterolu kendine bağlıyarak zararsız hale getirir. Alkol ve aşırı oranda kahve ve siyah çay (türk tarzı) içilmesi halinde B6-Vitamininin absorsiyonunu zorlaştır. B6-Vitamini en çok kepekli un, sebze, patates, ceviz ve balıkta bulunur.

    B12-V itamini homocysteini tekrar metionine (methionin) çevirir. Bu vitamin diğer vitaminlerden farklı olarak vücut tarafından depolanır. B12-Vitamini et, balık, süt ve bira mayasında bulunur. Şayet kişi alkol, sigara, aşırı kahve ve siyah çay içiyor vede vegitarian (bitkisel beslenme) olarak besleniyorsa o zaman B12-Vitamin yetersizliği ortaya çıkar. Mide-bağırsak rahatsızlıkları olanlarda B12-Vitamin yetersizliği görülür. Ayrıca doğum konturol hapları, kolesterol ve lipid düşürücü ilaçlar ve antibiyotik ilaçlar B12-Vitamin yetersizliğine sebep olur.

    Hiperhomocysteinanemi (homocystein oranını kanda yükselmesi) bu vitaminlerin yetersizliği nedeniyle ortaya çıkar. Bu nedenle kalp enfaktürüsü, kandolaşımı anormalikleri, beyin kanaması ve sinir hücrelerinde zafiyetler görülür. Bu nedenle intinsic-faktörünü salğılıyacak olan A-hücrelerini rejenerasyon (yenileme) yapıcı doğal ilaçlar kulanmak gerkir ve bunların başında gelir. Gökçek İksiribağırsak florası, bağırsak mukozası ve bağırsak pH?sını en ideal duruma getirirler ve mide mukozasını rejenarsyonla (yeniliyerek) yeniden düzenli intrinsic-faktörünün salğılanmasını sağlarlar. Bazı uzmanlar B6, B12-Vitaminleri ve Folikasit hapının alınmasını tavsiye etselerde yantesirlerinin büyüklüğü nedeniyle faydadan çok zararları dokunmaktadır. (Ehk 11.03.750+ZOM 3.03.4)

    Homocytein bir yandan LDL-Kolesterolunu oksitliyerk onun yabancılaşması vede yabancılaşan bu oksitlenmiş LDL-Kolesterolu makrofaj tarafından antijen (bakteri, virüs, mantar veya parazit) olarak alğılanır. Makrofajlar antijen olarak kabul etiği bu oksitlenmiş LDL-Kolsterolunu yer ve sonunda patlıyarak ölür ve ortaya artık madde çıkar ve buna plaque denir. Curuflar damarların iç yüzeyine yapışarak damar sertliğine (arteryoskleroz) neden olur. Damarların iç yüzeyindeki bu plakları eritmek için salğılanan enzim aynı zamanda damarların duvarlarındaki (epitel) kolljanıda inceltir. Böylece zorlamalarda, özeliklede yüksek tansiyonlularda damarlar çatlayabilir ve buda beyin kanaması ve kalp enfaktürüsü gibi rahatsızlıklara sebep olur.

    Tedavisi: ya 3-5 ay Gökçek İksiri, Gökçek Tonik veya B6, B12, Vitaminleri ve Folikasidi ömür boyu kulanamktır. Fakat vitaminler kısa süre için etkili olur. Kalıcı tedavi ancak Gökçek İksiri ile mümkündür.
    Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

    Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

    Yorum yap


    • #3


      HOMOSİSTEİN NEDİR?
      Homosistein kanda ölçülen bir aminoasit ( protein yapan aminoasitler). . Bunun yüksek olması kalp hastalığı ve beyin hastalıkları, sinir hastalıkları riskini artırır. Bunama, demans ve Parkinson hastalarında homosistein yüksekliği sorumlu tutulmaktadır. Ayrıca tekrarlayan düşüklerde homosistein yüksekliği sorumlu olabilir. İdeali 10 ve altında olmasıdır.
      Homosistein yüksekliği Şu durumlarda olabilir:
      1. Genetik enzim yetersizliği
      2. Folik asit, B6 ve B12 vitamini yetrsizliği
      3. Çok alkol içimi
      4. Sigara ve fazla kahve içmek
      5. Böbrek yetmezliği
      6. Tiroid yetmezliği (hipotiroidi)
      7. Şeker hastalığı
      8. Lupus hastalığı denen romatizmal hastalık
      9. kan yağları-kolesterol yüksekliği
      Kalp damar hastalıklarının % 10-15'i homosistein yüksekliği nedeniyle oluşabilmektedir.

      HOMOSİSTEİN DÜZEYİ KİMLERDE ÖLÇÜLMELİ
      Kan yağları yüksek, diyabet yani şeker hastalığı olan, tiroid yetmezliği olan, hipertansiyonu olan, ailesinde kalp hastalığı olanlar homosistein düzeyi ölçtürmelidir. Bu kişilerde ayrıca HASSAS CRP ölçümü de yapılmalıdır.

      HOMOSİSTEİN YÜKSEKLİĞİNDE TEDAVİ:
      1 mg folik asit
      400 mikrogram B12 vitamini,
      10 mg pridoksin (B6 vitamini) homosisteini azaltır ve anjioplasti denen balon ameliyatı sonrası oluşan kalp koroner damarının tekrar tıkanmasını azaltır.
      Bu vitaminlerin hepsinin birarada olduğu vitamin ilaçları da vardır. Bunun için bir Endokrin uzmanına başvurunuz.
      Ayrıca homosistein yüksekliğinde
      S-Adenozil Metionin (SAMe) kullanılabilir.

      HOMOSİSTEİN YÜKSEKLİĞİNDE BESLENME
      Glisemik indeks diyeti yapınız. Şekerli gıdalardan uzak durun. kan şekeri kontrol ettirin. Açlık kan şekeri 95 ve altında olmalıdır. kan kolesterol ve trigliserid ölçtürün. LDL kolesterol 130'un altında olmalıdır. Trigliserid 150 nin altında olmalıdır. TSH düzeyi yüksekse (>3) tiroid az çalışıyor demektir. Bir Endokrin Uzmanına tedavi olun.
      Zeytin ve zeytin yağı yiyin. Zeytin yağı ile beslenenlerde homosistein azalır.
      B12 ve folik asit alımı için kırmızı et haftada en az bir kez yağsız olarak yiyin. farklı sebze ve meyveler yiyin. sigara içmeyin.
      Haftada 2 kez balık yiyin veya omega-3 desteği alınız.

      Düşük Glisemik İndeksli Beslenmenin Faydaları
      Yüksek glisemik indeksli (GI) yiyecekler, düşük GI yiyeceklere göre tokluk kan şekerinde ve yemek sonrası 2 saatlik kan şekeri cevabında daha çok artışa neden olurlar. Dünya Sağlık Örgütü sağlıklı yaşam için nişasta içermeyen polisakkaritlerden oluşan, düşük GI’li karbonhidrat ağırlıklı diyetin (Enerjinin %55’inden fazlası karbonhidrattan) tüketilmesini desteklemektedir.
      Besinlerin kısa süreli doyurucu etkileri incelendiğinde düşük GI’li besinlerin yüksek olanlara göre daha doyurucu olduğu bulunmuştur. Yüksek GI ‘li öğünler, düşük GI’li öğünlerle karşılaştırıldığında yemek sonrası dönemde, kan şekerinde daha fazla yükselme ve düşmeye ve insülin düzeylerinde daha fazla artışa sebeb olurlar. Sonuç olarak ileri saatlerde yağ asitlerinde ve kan şekerinde daha fazla düşüşe ve acıkmaya neden olurlar. Düşük GI li gıdalarla ise insülin fazla yükselmediğinden kan şekeri fazla düşmez ve açlık olmaz.Düşük GI’li besinlerin tüketilmesinin obez çocuklarda vücut kitle indekslerinde (kilolarında) daha fazla azalmaya neden olduğu bildirilmiştir. Düşük GI’li diyetin obezite, kolon kanseri ve meme kanseri gelişiminde de koruyucu olduğu gösterilmiştir Düşük GI’li ve yüksek lifli besinler diyabetli bireylerde tokluk kan şekeri ve kilo kontrolünde düzelmeye yol açtığı için Kanada Diyabet Derneği, Avustralya Diyetisyen Cemiyeti, Avrupa Diyabet Çalışma Cemiyeti tarafından önerilmektedirler.
      Glisemik indeksi düşük gıdalarla beslenince insülin hormonunda azalma ve enerji artması oluştuğu gibi yağ depolanması azalır ve mevcut yağlar yakılmaya başlar. Sonuçta da kilo kaybı oluşur. Düşük GI’li beslenme kilo kaybını 2 mekanizmayla yapar:
      1. Doygunluğu artırarak
      2. Yağların yakılmasını artırarak

      Düşük GI’li gıdalar yüksek GI’li gıdalara göre daha uzun süre tok tutarlar ve bu nedenle sonraki öğünde daha az yemeyi sağlarlar. Bir yemekteki GI oranını % 50 artırdığınızda doygunluk hissinde % 50 azalma olmaktadır. Doygunluk hissindeki bu artış bağırsaktan salgılanan kolesistokinin hormonunun düşük GI li diyetle daha fazla artış göstermesine bağlıdır.
      Diğer diyetlere karşılık bu Gİ diyetinin faydalı olmasının nedeni insülin direncini kırmasıdır. 1200 kalorinin altında diyet yapmak insülin direncini arttırır ve kilo aldırır. Kilo vermek için acıkmanın ve tatlıya saldırmanın önlenmesi gerekir. Bunun yolu da düşük glisemik indeksli gıdalarla beslenmekten geçmektedir. Diyetteki yağı azaltmakla veya toplam kaloriyi çok azaltmakla veya karbonhidrat miktarını çok azaltmakla açlık hissi baskılanamaz ve tekrar kilo alırsınız. Düşük glisemik indeksli beslenmede aç kalma veya özel bir beslenme şekli, yani bir gıdaya dayalı beslenme, yoktur.
      Düşük glisemik indeksli beslenme ile
      1. Yemeklerden sonra oluşan uyku basması, öğleden sonraları oluşan enerji kaybı, halsizlik yok olur. Enerji kaybı veya halsizlik yemek sonrası oluşan insülin ve şekerdeki dalgalanmalardan kaynaklanmaktadır. Beyine yeterli glukoz geldiğinden konsantre olursunuz. ve yorgunluğunuz ortadan kalkar.
      2.Tip 2 diyabet, kalp hastalığı, tansiyon, depresyon ve bazı kanserler önlenir.
      3.İyi uyku uyursunuz.
      4. Acıkma nöbetleri azalır ve kalkar

      KAYNAKLAR:
      1. Prof Dr Metin Özata, Vitamin Mineral Bitkisel Ürün Rehberi, 2009 Gürer yayınları
      2. Prof Dr Metin Özata, Gİ Diyeti, Erko yayınları, 2008
      Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

      Yorum yap


      • #4


        Spirulina: Aminoasitler, Omega-3,6,9, kompleks vitaminler, 94 mineral, 2000’den fazla enzim, antioksidanlar ve birçok biyoaktif maddenin doğal deposudur ...

        Ürün Bilgileri
        İnsanlık tarafından kullanımı Kanem İmparatorluğu’na (MÖ.500), Maya’lara (MS.300-900) ve Aztek’lere (MS. 1300-1500) dayanan, ayrıca günümüzde NASA ve Avrupa Uzay Ajansı tarafından astronot gıdası olarak kullanılan, sodalı sularda yetişen, spiral yapıda, mikroskobik, mavi yeşil alg türüdür. 1 kilo Spirulina, 1 ton çeşitli sebzelerin ve meyvelerin besin değerine eşdeğer olarak kabul edilmektedir. Doğada sadece anne sütünde ve Spirulina’da, tüm esansiyel aminoasitler, omega-3,6,9 yağ asitleri ve GLA (Gama Linolenik Asit) dengeli bir şekilde bulunmaktadır.

        Food Safety Research, UNIDO, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Amerikan Gıda ve İlaç Bakanlığı (FDA), Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Spirulina’yı her yaş grubu için ve ayrıca gebelikte herhangi bir yan etkisi ve/veya etkileşimi olmayan güvenli gıda olarak kabul etmiştir.
        • Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO): "Geleceğin en iyi gıdası”
        • ABD Gıda ve İlaç Bakanlığı (FDA): "En iyi besin takviyesi”
        • Uluslararası Gıda Konferansı (1993): "En iyi doğal besin”



        Spirulina’nın mucizevi bir besin maddesi olarak kabul edilmesi, yüksek kaliteli tam protein (esansiyel amino asitlerin tamamını içerir) içermesi (600 - 700 g/kg ham protein), demir, selenyum, magnezyum, kalsiyum gibi 94 kadar mikro ve makro mineral içermesi, vitamin kompleksleri, esansiyel besin maddeleri, antioksidanlar, omega-3,6,9 yağ asitleri, 2000’den fazla enzim ve diğer biyoaktif maddelerin doğal deposu olması gibi nedenlere dayanmaktadır. Yukarıda sayılanlara ilave olarak doğada GLA (Gama Linolenik Asit), DHA (Docosahexaenoicacid), ALA (Alfa Linolenik Asit), SOD (SuperOxide Dismutase), Phycocyanin (>%10), Zeaxanthin gibi ksantofiller, triterpenoidler, yeşil, mavi, turuncu pigmentler (klorofil, fikosiyanin, karotenler), DNA, RNA, fikosiyanobilin, polisakkaritler, sülfolipidler, fitosteroller, aynı anda doğal olarak içeren tek besin kaynağı Spirulina’dır.

        Kullanımı
        Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlıklı yaşam ve dengeli beslenme için günlük 5 porsiyon meyve ve sebze tüketilmesini önermektedir. Günlük 1 porsiyon Spirulina (6 tablet) tüketilmesi bu ihtiyacı yeterince karşılamaktadır. Ayrıca ağır işlerle uğraşanlar, sporcular, vejeteryanlar, yoğun strese maruz kalanlar, yaşlılar, rahatsızlık çekenler vb. günde 3-5 porsiyon güvenle kullanabilir. Sağlıklı her bireyin Spirulina kullanması, kişinin yaşam kalitesini ve enerjisini arttıracağı gibi, kişinin aynı zamanda hastalıklara yakalanma riskini de azaltacaktır. Spirulina, saflığı ve kalitesinden dolayı birçok dünya ve olimpiyat şampiyonu tarafından yüksek miktarlarda performans arttırmak amacıyla güvenle kullanılmaktadır.

        Spirulina doğası gereği havayı/suyu temizleme özelliğine sahiptir. Spirulina üretimi yapılan yerin havası, kullanılan suyun kalitesi, kültürün özellikleri ve uygulanan işlemler ürün kalitesi üzerindeki en etkili faktörlerdendir. Bu bakımdan çevre/hava kirliliği olan yerlerde üretim yapıldığı taktirde üretilen Spirulina’nın kalitesi önemli derecede düşer.
        Spirulina’nın içerdiği besin değerleri ve antioksidanlar en fazla kurutma ve tabletleme işlemleri sırasında uygulanan ısı ve oksitlenme nedeniyle zarar görmektedir..

        Besin Değerleri (1 porsiyon = 6 tablet = 3 g Spirulina):
        %99.5 saf Spirulina; hindiba inülini, bitkisel magnezyum stearat, doğal silika
        • Toplam Kalori: 10 cal
        • Yağ: 0.15 g
        • Kolesterol: 0 mg
        • Karbonhidrat: <1 g
        • Protein: 2 g



        Vitaminler
        • Vitamin A (Beta Karoten): 9000 IU
        • Vitamin K: 60 mcg
        • Tiyamin (B1): 75 mcg
        • Riboflavin (B2): 140 mcg
        • Niasin (B3): 450 mcg
        • Vitamin B6: 30 mcg
        • Folik asit (B9): 6 mcg
        • Vitamin B12: 9 mcg
        • Biotin (Vitamin H): 0.8 mcg
        • Pantothenik asit (B5): 4.5 mcg
        • İnositol (B8): 1.7 mcg
        • Vitamin E: 45 mcg



        Mineraller
        • Kalsiyum: 14 mg
        • Demir: 9 mg
        • Fosfor: 33 mg
        • İyot: 15 mcg
        • Magnezyum: 23 mg
        • Çinko: 0.09 mg
        • Selenyum: 1 mcg
        • Bakır: 21 mcg
        • Mangan: 0.4 mg
        • Krom: 40 mcg
        • Molibden: 12 mcg
        • Sodyum: 42 mg
        • Potasyum: 60 mg
        • Bor: 90 mcg



        Fitobesinler, Enzimler, Biyoaktif maddeler
        • Beta Karoten: 9 mg
        • Klorofil: 24 mg
        • Fikosiyanin: 360 mg
        • Zeaxantin: 9 mg
        • SuperOksitDismutaz (S.O.D): 2250 IU



        Diğer BiyoAktif Maddeler
        • Karbonhidratlar: Rhamnose, Phosphorylated cyclitols, Glucosamine, Muramic, Cyanophycean Glycogen, Sialic Acid
        • Fitobesinler: Polysaccharides, Glycolipid, Sulfolipids
        • Fitosteroller: β-sitosterols, Stigmasterol, vb.
        • Triterpenoidler: Lanosterol
        • Xanthophylller: Myxoxanthophylls, Zeaxanthin, Cryptoxanthin, Echinenone
        • Karotenler: α-Carotene, β-Carotene, Euglenanone, Lutein,
        • Pigment Fitobesinler: Chlorophyll (Yeşil), Phycocyanin (Mavi), Carotenoid Pigments (Turuncu)
        • Enzimler ve diğerleri: DNA, RNA, fikosiyanobilin, SOD



        Yağ Asitleri (Toplam 48mg/gram)
        Omega 6 Ailesi
        • GLA (Gama Linolenik Asit) : 30 mg
        • Esansiyel Linoleik Asit: 33 mg
        • Dihomogamma Linolenik Asit: 1.59 mg


        Omega 3 Ailesi
        • DHA (Docosahexaenoic): 0.0435 mg
        • ALA (Alfa Linolenik Asit): 0.0435 mg


        Omega 9 Ailesi
        • Palmitoleik Asit: 5.94 mg
        • Oleik Asit: 0.51 mg
        • Erüsik Asit: 72 mcg


        Diğer Yağ Asitleri
        • Palmitik Asit: 61 mg
        • Myristik Asit: 0.4 mg
        • Stearik Asit: 2.5 mg
        • Araşidonik Asit: 0.2 mg
        • Behemik Asit: 144 mcg
        • Lignoserik Asit: 72 mcg



        Aminoasitler
        Esansiyel Aminoasitler
        • İsoleusin: 97.8 mg
        • Leusin:.7 mg
        • Lizin: 78.6 mg
        • Metionin: 39.9 mg
        • Fenilalanin: 78.3 mg
        • Threonin: 84.3 mg
        • Triptofan: 25.5 mg
        • Valin: 112.2 mg


        Esansiyel Olmayan Aminoasitler
        • Alanin: 139.8 mg
        • Arjinin: 142.8 mg
        • Aspartik Asit: 218.4 mg
        • Sistin: 16.8 mg
        • Glutamik Asit: 253.2 mg
        • Glisin: 95.7 mg
        • Histidin: 45 mg
        • Prolin: 74.1 mg
        • Serin: 79.5 mg
        • Tirozin: 71.4 mg


        Yasal Uyarı: Yukarıda tanıtımı yapılan ürün ilaç değildir. Bitkisel gıda desteğidir. Yukarıda verilen bilgiler doktor tavsiyesi veya uygulayacağı tedavinin yerine geçmez.Ürünlerle ilgili her türlü sorumluluk üretici ve ithalatçı firmalara aittir.
        Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

        Yorum yap


        • #5

          Yorum yap

          Hazırlanıyor...
          X