Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Nar, Granataapfel, Punica granatum

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • #16
    Nar kabuğunun faydaları nelerdir?
    Meyve ve meyve suyu olarak tüketilen narın kabuğunun, meme kanseri başta olmak üzere hemen hemen tüm kanser türlerini önleyici ve iyileştirici faydaları olduğu bildirildi. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu, yaptığı açıklamada, narın insan sağlığına faydalarının saymakla bitmeyeceğini, bu nedenle de bol bol tüketilmesi gereken bir meyve olduğunu söyledi.


    Tacıyla adeta meyvelerin kralı olan narın, her derde deva bir ilaç olduğunu ifade eden Uslu, "Nar bağışıklık sistemini güçlendirerek, bizleri başta kanser olmak üzere pek çok hastalıktan da korumaktadır. İçerdiği flovanoidler, vitaminler, polifenoller, antosiyaninler, taninler vasıtasıyla kolesterol ve şekeri de dengeleyen özellikle hicaz narı, kalp ve damar sağlığımızı koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini çok önemli oranda engellemektedir" dedi.

    Mucizevi bir şifa kaynağı olan narın kabuk, zar, çekirdek ve sudan oluştuğunu vurgulayan Uslu, şunları söyledi: "Nar suyunun genel damar sağlığını, özellikle de kalbi koruduğu, damar tıkanıklıklarını geriletme ve tansiyon düşürücü etkileri herkes tarafından bilinmektedir. Halkımız narı, suyunu içerek tüketmektedir. Narın içindeki zarlar ile yendiğinde mide ülserini iyileştirdiği ise pek az kişi tarafından biliniyor. Yine son günlerde pek çok firmanın satışa sunduğu nar çekirdeği yağı, çok değerli punicic acid içermektedir. Nar çekirdeği yağı özellikle cildimizde kırışıklıkları ve yaşlanmayı gidermekte, saçlarımızda canlılık ve saç çıkarıcı etkileri nedeniyle ilaç endüstrisi tarafından önemli miktarda kullanılmaktadır."

    Nar kabuğu, suyundan daha fazla değerlidir

    Nar kabuğunun ise Türk halkı tarafından hiç kullanılmadan çöpe atıldığına dikkati çeken Uslu, şöyle devam etti: "Halbuki Çin'deki Instutute of hygiene and Environmental Medicine (Hijyen Enstitüsü ve Çevresel Tıp Bilimi) kuruluşunun yaptığı son araştırmalara göre, nar kabuğu, suyuna göre daha fazla oranda değerli bileşikler içermektedir. Yani nar suyu bir ilaç gibi sağlığımız i Çin faydalıdır, ancak kabuğu suyundan daha fazla değerlidir. Nar kabuğu içinde bulunan ellagik asit, başta meme kanseri olmak üzere hemen hemen tüm kanser türlerini hem önleyici hem de iyileştirici faydalar sağlamaktadır. Nar kabuğundaki flavanoitler, fenolik bileşikler ve antioksantlar suyundan çok daha fazla miktardadır."

    Prof. Dr. Uslu, araştırmaların, nar kabuğunun kötü huylu kolesterolü azalttığı, beta hücrelerini artırarak diyabetli hastalara, kalp ve damar hastalarına suyuna göre çok daha önemli faydalar sağladığını gösterdiğini anlatarak, şunları kaydetti:

    "Nar kabuğunda bulunan ellagik asit antioksidan, anti-mutajen ve anti-kanser özelliklere sahiptir. Çalışmalar meme, yemek borusu, cilt, bağırsak, prostat ve pankreas kanserlerinde anti-kanser özelliğini göstermiştir. Ellagik asit P53 geninin kanser hücrelerince yok edilmesini engellemektedir. Ellagik asit kansere neden olan moleküllere bağlanarak onları çok önemli bir oranda etkisizleştirmektedir. Bu yüzden özellikle kanserli hastaların kullanımı amacıyla ellagik asitli içecekler başta İsrail olmak üzere pek çok ülkede eczahanelerde satılmaktadır. Nar kabuğu narın en değerli yeri iken ülkemizde meyve suyu fabrikaları bu değerli maddeyi üstüne bir de para vererek çöpe atmaktadır.

    Yine kanserli hastaları tedavi etmek i Çin nar kabuğundan hazırlanmış ellegik asitli kapsüller 50 gramı 50 dolardan eczahanelerde satılmaktadır. Bir firma yüzde 95 saflıktaki nar kabuğundan ürettiği ellagik acitin 1 gramını 83 avrodan satmaktadır. Görüldüğü üzere nar kabuğu nar suyundan çok çok daha fazla değerlidir.

    Kanserli hastaların ilk başta vücutlarının pH'sını 7.4'ün üzerine çıkarmaları gerekmektedir. Bunun i Çin gerekli çabayı göstermeleri gerekmektedir. O halde hem kansere yakalanmamak i Çin hem de kansere çözüm amacıyla artık hiçbir işe yaramayan siyah çay, asitli içecekler yerine yeşil çay, ada çayı, zeytin yaprağı çayı gibi bitki çayları ve özellikle de nar kabuğu çayını tüketelim."

    Sıkılan narın kabukları asla atılmamalı

    Ellagik asit sayesinde nar kabuğunun, kanser hastalığına karşı çok önemli koruyucu, hatta kanseri tedavi edici özellikleri olduğu vurgulayan Uslu,

    "Bununla ilgili literatürde çok fazla makale yayınlanmıştır. Tüm bu etkileri nedeniyle özellikle meyve suyu fabrikalarından atılan tüm nar kabuklarının kurutularak özellikle büyükbaş hayvanların gıdalarına karıştırılması durumunda bu hayvanların da daha az hastalığa yakalanması ve sağlıklı olmaları sağlanacaktır. Böylece büyükbaş hayvanlara gereksiz yere antibiyotikler verilmeyeceğinden, bu hayvanların sütünü ve etini kullanan bizlerin de bu antibiyotiklerden etkilenmemizin önüne geçilmiş olacaktır" dedi.

    Prof. Dr. Uslu, evde sıkılan narın kabuklarının asla atılmaması gerektiğini de belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Gölgede veya 40-50 dereceyi geçmeyecek ortamlarda kurutarak, ufaladığımız nar kabuklarını serin bir yerde saklayalım. Daha sonra 100 gram kaynamış suya, 2 gram nar kabuğu atarak, yaklaşık 10 dakika kaynatıp suyunu hemen her gün çay olarak tüketelim. Böylece başta kanser, kalp ve şeker hastalıkları olmak üzere pek çok hastalıktan kendimizi korumuş olacağız. Hatta çay içmekten üşenirsek, kurutulmuş ve parçalanmış nar kabuklarını, kahve çekme makinelerinde toz haline getirip, bir çay ya da kahve kaşığı tozu salata, peynir gibi gıdalarla direk olarak ta tüketebiliriz. Özellikle şeker hastaları beta hücrelerini artıracak bu tozu tüketmeye özel çaba göstermelidir. Genelde tüm meyvelerde olduğu gibi narın da en değerli yeri kabuğudur. Bir ilaç gibi içtiğimiz nar suyundan arta kalan kabukları da asla atmayalım ve başta kanser, şeker ve kalp olmak üzere hemen hemen tüm hastalıklardan korunalım."
    Kadının Gazetesi

    Yorum yap


    • #17
      Nar’ın faydaları nar’ın kalbe faydası nar bitkisi ve faydaları



      Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Klinik Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necat Yılmaz, ”Narın en önemli özelliklerinden biri genel damar sağlığını, özellikle de kalbi korumasıdır. Nar, damar tıkanıklıklarını yüzde 44 oranında geriletiyor” dedi.
      Prof. Dr. Yılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, narın modern tıp literatüründe yer aldığını, alzheimer hastalığı, erkek infertilitesi ve obezite tedavisinde etkili olduğunu belirtti.
      İnsanların hasta olunca çare aramaya başladığını, halbuki asıl olanın sağlığı korumak olduğunu ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:”Şükürler olsun ki ülkemiz bize bu imkanı vermektedir. Nar suyu içildikten 48 saat sonra bile vücutta olumlu etkileri devam etmektedir. Kanın antioksidan kapasitesini artırma gücü, kırmızı şarap ve yeşil çaydan 2-3 kat daha fazladır. Nar aynı zamanda antikanserojen bir yiyecektir. Narın potansiyel kullanım alanları kanser, kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, diş hastalıkları, erektil disfonksiyon ve özellikle derinin ultraviyole ışınlarının zararlı etkilerininden korunmasıdır.”Narın bağışıklık sistemini güçlendirerek pek çok hastalıktan koruduğunu kaydeden Yılmaz, şöyle konuştu:”İçerdiği bazı maddeler sayesinde kolesterol ve şekeri dengeleyen nar, kalp sağlığını koruduğu gibi, kanser hücrelerinin gelişmesini engelliyor. Nar suyunun cilt ve prostat kanserine karşı koruyucu etkisi bulunuyor.Narın en önemli özelliklerinden biri, genel damar sağlığını, özellikle de kalbi korumasıdır. Nar, damar tıkanıklıklarını yüzde 44 oranında geriletiyor. Narın tansiyon düşürücü etkisini de bulunuyor. 1 bardak nar suyunun 2 kadeh kırmızı şaraba, 10 bardak yeşil çaya ve 4 bardak kızılcık suyuna eş değer antioksidan madde içerdiği görülmüştür.”Prof. Dr. Yılmaz, nar suyunun özellikle damar sertliğine karşı güçlü etkisinin olduğunun bilimsel çalışmalarla kanıtlandığını ifade ederek, şunları kaydetti:”Nar tanelerinden ziyade, tüm meyveden üretilen nar suyunun kırmızı şarap ve yeşil çaya nazaran üç kat daha güçlü antioksidan etkiye sahip olduğu biliniyor. Narın kabuğunun ishal kesici ve kurt düşürücü özelliği vardır. Kanlı ishalde kullanılır. Meyve kabuğu ekstresinin güçlü virüs ve mikrop öldürücü özelliği de var. Cilt üzerinde enfeksiyon ve yara iyileştirici etki de gösterir. Meyve kabuğu tanelerinin antioksidan ve antitümör etkileri de biliniyor.”Yılmaz, narın C vitamini, demir ve potasyum bakımından zengin olduğunu sözlerine ekledi.-NAR BİTKİSİ-Nar, eski Yahudi toplumlarında gücün, bereketin, bolluğun ve iyi şansın simgesi olmuş bir meyvedir. Kutsal Roma İmparatoru Maksimilan, kişisel amblem olarak narı seçmiştir. Nar, aynı zamanda İspanya’nın antik kenti Granada’nın isim babasıdır. Nar, İslam tıbbının da önemli bir şifa kaynağı olmuştur. Nar ağacı, uzun yıllar yaşayabilen bir bitki olup Fransa’da 200 yaşından büyük nar ağacı vardır. Narın ana vatanı Himalaya dağları ve kuzey Hindistan’dan İran’a uzanan bölgedir.

      Yorum yap


      • #18
        Narın Cilde Faydaları Nelerdir?
        Narın çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanımı ile ilgili bulunan kaynaklar 1500’lü yıllara kadar gidiyor. Nar suyui Antik Mısır ve Yunan dönemlerinde romatizma, dolaşım sorunları, sindirim rahatsızlıkları ve enfeksiyonlara karşı kullanılmış. Günümüzde ise pek çok kozmetik markası nar özünü, nar yağını ve suyunu ürünlerinde kullanmaktadır. Narın cilde faydaları arasında ilk sıralarda sivilceleri azaltması, anti aging sağlaması, yara izlerini hafifletmesi sayılabilir.
        Nar ve Cilt Bakımı
        Narın cilde faydalarından yararlanmak istiyorsanız nar suyu içebilir, nar yiyebilir, nar çekirdeği yağı kullanabilir veya nar içeren kozmetik ürünleri kullanabilirsiniz. İlk 3 yöntem narda bulunan tüm besin ögelerinden faydalanmak adına tercih edilebilir. Kozmetik ürünler ise narın bulunmadığı aylarda kullanılabilir.

        Narın cilde faydalarını 3 ana başlıkta toplayabiliriz.
        Sivilceler: Çoğunlukla cilt yüzeyinde bakteri birikimi, sindirim sorunları ve hormonal dengesizlikler yüzünden ortaya çıkan sivilceler nar ile azaltılabilir. Narın sivilce oluşumunu azaltma etkisi sindirimi düzenlemesi, antioksidan etkisiyle toksinlerin cilde verdiği hasarı azaltması ve kan dolaşımını arttırmasından ileri gelmektedir. Mevcut sivilceler içinse bir miktar nar suyunu pamukla sivilcelerin üzerine daha hızlı kurumalarını sağlayabilirsiniz. Nar suyunun bir diğer faydası sivilceler geçtikten sonra cilt yüzeyinden oluşan lekelerin görünümümü oldukça hafifletmesidir.
        Anti Aging: Nar suyu yaşlanmanın cilt üzerindeki olumsuz etkilerini önemli oranda azaltır. Bunun nedeni, narın cilt sağlığı ve yeni cilt hücresi üretimi için gereken neredeyse tüm antioksidanları içermesidir. Nar suyu kolajen ve elastik üretimini arttırarak cildin sıkılaşmasına yardımcı olur ve kırışıklıkların görünümünü hafifletir.
        Yaralar: Nar çekirdeği eski çaylardan günümüze yaraları iyileştirmek için kullanılan doğal bir üründür. Aynı zamanda cildi etkileyen enfeksiyonlara karşı koruma sağlar ve yaranın iyileştikten sonra ciltte kalan izini önemli oranda azaltır.
        Nar Cilt İçin Neden Faydalı?
        Nar çekirdeğinin ve suyunun cilt bakımında bu kadar popüler olmasının başlıca nedeni çok iyi bir antioksidan kaynağı olmasıdır. Ayrıca B5 ve C vitaminleri bakımından oldukça zengindir. Bu sayede cildi tahrip eden serbest radikalleri nötralize ederek cildi korur. Nar çekirdeği yağı yeni cilt hücresi üretimini destekleyen ellagic asit, punicic asit ve omega 5 yağ asitleri içermektedir. Tüm bu bileşenler yaşlanmanın etkilerini önemli oranda yavaşlatır ve cildi güneşin zararlı ışınlarına karşı korur.
        Nar İçeren Bakım Kremleri
        Bulabilirseniz %100 doğal nar çekirdeği yağı kullanmanızı öneririm. Ancak nar çekirdeği yağı bulamazsanız en azından nar çekirdeği özü içeren bakım kremlerinden kullanabilirsiniz. Bu kremlerin üretiminde kullanılan nar çekirdeği özü çok fazla işlemden geçtiği için özelliğini büyük oranda yitirir ama hiç yoktan iyidir.

        Taze narla cilt bakımı yapmak içinse 1 adet büyük narın kabuğunu temizleyin ve geri kalan çekirdekli bölümü miksere atarak yoğun bir sıvı kıvamına gelinceye kadar makineyi çalıştırın. Daha sonra sıvı narı boyun bölgesi de dahil olmak üzere tüm yüzünüze yayın. 20-25 dakika kadar kurumasını bekledikten sonra ılık suyla yüzünüzü temizleyebilirsiniz. Narın cildinize faydasını gösterebilmesi için en az 2-3 hafta bu uygulamayı 2-3 günde bir tekrar edin.

        Yorum yap


        • #19
          Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

          Yorum yap


          • #20
            Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

            Yorum yap


            • #21
              P53 geninin kanser hücresinde nasıl inaktif olduğu saptandı!

              P53 geni ve tümörlerin büyüme mekanizması
              P53 geninin, insan genomunda en önemli genlerden biri olarak kabul edildiğini söyleyen Heritage Medical Research Centre araştırmacısı Dr. Roger Leng, p53 geninin kanser hücrelerinde nasıl inaktif olduğunu ve tümörün büyümesine nasıl yol açtığını saptadıklarını açıkladı. Dr. Leng ve ekibi, sorumlunun UBE4B geni olduğunu ve bu genin hem p53 genine hem de MDM2 proteinine bağlandığını, bu sayede proteinler arasındaki bu ilişkinin çözüldüğünü yayınladıkları çalışma ile açıkladılar.


              Uzun yıllardır MDM2 proteininin vücuttaki p53 düzeyini düşürdüğü biliniyordu, fakat insan tümörlerinin %50’sinden fazlasında kanser hücrelerinde p53 geninin inaktif olmasına neyin yol açtığı bilinmiyordu. MDM2’nin tek başına tümörü baskılama özelliği olmaması, bilim adamlarının MDM2’ye kanser hücrelerinde p53 genini yok etmesine yardımcı olan moleküle ilişkin merakı artıyordu.

              MDM2 ve insanlarda HDM2 adı verilen bu iki protein, laboratuvar ortamında p53 genini tamamen parçaladı. Buna hücrelerde tamamen yok olan spesifik bir protein olduğu anlamına gelen poliubikitinasyon süreci denir. Ayrıca Dr. Leng ve ekibi, kanserli insan beyni dokularında da bu deneyi gerçekleştirdi ve aynı sonuçları aldı. Artık göz önünde bulundurulan mekanizma, UBE4B genini hedef almak ve MDM2 proteininin çalışmasını engellemek. Dr. Leng, MDM2’nin nasıl düzenlendiğini ve DNA hasarı mevcut olursa UBE4B ve p53 genine ne olacağını bulmak istediklerini belirtti.

              Nature Medicine’ın internet sitesinde yayımlanan çalışma, Alberta Heritage Foundation for Medical Research Scholar ve Canadian Institutes of Health Research, tarafından finansal olarak desteklendi.
              KAYNAK: Hdm2-mediated degradation of the tumor suppressor p53. H. Wu, L. Pomeroy, M. Ferreira, Natalia Teider, Shigetsugu Hatakeyama, V. Tron, Linda Saltibus, Roger Leng. Nature Medicine, 2011; DOI: 10.1038/nm.228
              Makalenin tam metnine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
              http://www.nature.com/nm/journal/v17...l/nm.2283.html

              Yorum yap


              • #22
                P53 aktivasyonu, sağlıklı hücreleri korurken, kanserli hücreleri yok ediyor
                Singapur Bilim, Teknoloji ve Araştırma Bürosu P53 Laboratuvarı’nda yapılan yeni bir çalışma kanser tedavisinde bir devrim niteliğinde. Çalışma, genomun koruyucusu olan p53’ün özelliklerinin aktive edilmesi ile kanser hücrelerin sağlıklı hücrelerden ayrıştırılarak nasıl etkili bir şekilde öldürüldüğünü ortaya koyuyor.


                Cell Death and Differentiation dergisinde yayımlanan çalışma, Dr. Cheok Chit Fang ve 1979 yılında p53 genini bulanlardan Prof. Dr. David Lane tarafından yürütüldü. Araştırmacıları p53 geninin temel özelliklerinden birini kullanarak, hücre döngüsünün kontrolü ile önemli sonuçlara imza attı. P53 geninin aktivasyonu, hücre döngüsünü durduruyor ve hücrelerin bölünmeden mevcut genetik malzemeyi çoğaltarak aşırı birikime yol açtığı endoreduplikasyonu önler. Endoreduplikasyon insan hücrelerinde yaşar ve ölür. Kimyasal araçlar ile kanser hücrelerinde endorepublikasyonu kasıtlı olarak tetiklemenin kanser hücrelerini öldürdüğü biliniyor. Ancak kullanılan ilaçlar kanser hücreleri için yüksek düzeyde spesifik olduğu için, sağlıklı hücreler de bu süreçte ölüyor.

                Birçok kanser türünde kanser hücrelerinde p53’ün çalışan kopyaları bulunmaz. Sağlıklı hücrelerde p53 genini aktive eden ve kısa süreli genetik malzemenin çoğalmasını engelleyecek hücreleri tetikleyen bir ilaç ile endoredpublikasyon önlenir. Bu nedenle, P53 kopyaları olmayan kanser hücreleri, endoreduplikasyonu tetikleyen ikinci bir ilaca karşı duyarlıdır ve yalnızca tümörü hedef alarak kanser hücrelerini öldürür. P53’ün aktivasyonu geri döndürülebilir ve kanser hücreleri ölse bile sağlıklı hücreler yaşamaya devam eder.

                P53 Laboratuvarı Müdürü ve A*STAR’da görev yapan bilim adamı Prof. Dr. David Lane, terapötik yararı olabilecek ve muhtemelen mevcut kanser tedavilerinin yan etkilerini ortadan kaldıracak benzersiz bir ilaç kombinasyonu geliştirdiklerini ve nutlinin ve nutlin benzeri ilaçların klinik onayı ile bu tür yeniliklerin yolunun açılacağını dile getiriyor ve ekliyor: “Bu gelişmenin ileride yapılacak p53 araştırmalarına öncülük etmesini ve tüm dünyada kanser hastalarının derdine çare olacak daha etkili ve daha ucuz tedavilerin geliştirilmesini ümit ediyoruz”.Dr. Cheock da bu gelişmeleri şöyle anlatıyor: “Kanser tedavisinde aşılması gereken en zor şey, tedavi ile sağlıklı hücrelerin de ölmesi. Kemoterapi ve radyoterapi gibi günümüzde kullanılan yöntemler, kanserli hücreleri öldürürken, sağlıklı hücreleri de yok ediyor. İşte bu zorluğun üstesinden gelmek için p53 geni üzerinde çalışıyoruz”.Dr. Cheock, 2001 yılında A*STAR’dayken doktora eğitim bursu almayı başararan birkaç Singapurlu bilim adamından biri. Doktora eğitimini Oxford Üniversitesinde tamamladıktan sonra, Dr.Cheock doktora sonra eğitimine 2006’da Prof. Dr. Lane’in yanında devam etti. Yrd. Doç. Dr.Cheock, aynı zamanda Ulusal Singapur Üniversitesi Yong Loo Lin Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Yardımcı Araştırma Görevlisidir.
                Kaynak: MLA Agency for Science, Technology and Research (A*STAR), Singapore (2010, October 11). Tapping p53 to kill cancer cells more effectively while sparing normal cells.

                Yorum yap


                • #23
                  P53 Geni ve Kanser Tedavisindeki Rolü

                  Yapılan kanser araştırmalarında insanlardaki tümörlerin %65 sinde P53 geninin mutasyona (gen değişimi) uğradığı ve görev yapamadığı saptanmış ve dolayısı ile P53 tahribatı ve kaybının kanser oluşumunda kritik bir öneme sahip olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle P53, 1979 yılında keşfedilip 1993 yılında "YILIN MOLEKÜLÜ" seçilmiştir. Bu gen, insanda 17.kromozomda bulunur. Hücre yaşam döngüsü (cellcycle) çok karışık ve kompleks olaylar zinciridir. Bu döngünün düzenlenmesindeki hatalar hücre bölünmesinin (çoğalmasının) kontrolünün bozulmasına sebep olur. Diğer bir deyişle hücre döngüsünün kontrol noktalarındaki başkalaşım ve değişimler kanser oluşumunu tetikleyebilir.

                  P53 GEN AKTİVASYONU
                  Kanser oluşumunun ilk adımı, DNA nın hasar görmesidir. DNA hasarları çeşitli şekillerde ve mekanizmalarla onarılır. Bu olaylar zincirini kısaca özetlersek, DNA hasarı olan hücre çekirdeğinde P53 geni aktive olur. Bu, tamir edici gendir. Hücrenin içinde bulunduğu faza göre P53 tarafından hasar tamiri amacı ile baskılayıcı bir gen olan P21 tarafından hasarlı hücre yaşam döngüsü durdurulur. Hasarlı gen, tamir edilir ve yaşam döngüsü tekrar başlatılır. Eğer gen tamiri mümkün olamıyorsa Bax isimli bir proapoptotik etkili protein P53 geni tarafından aktive edilerek hücreyi G1 adı verilen mitotik çoğalma fazında hapsederek hasarlı hücrenin ölümünü sağlar. Bu özetlenmiş açıklamalardan da anlaşılabileceği gibi P53 hücre döngüsüne çok yönlü olarak etkili olup, çok çeşitli mekanizmalarda hücreyi ve dolayısı ile organları ve vücudumuzu kanserden koruyan gendir. Bu nedenle bu genin de sağlıklı olması, korunması ve güçlendirilmesi gerekir.

                  P53 GENİ – CURCUMİN – KANSER İLİŞKİSİ
                  Curcuma Longa (curcumin) çok yönlü özellikleri olan güçlü bir biyoaktif bileşendir. Antikanserojen, antiinflamatuar, antioksidan özellikleri yanında iltihap yapıcı sitotokinleri, kanserojen enzimleri ve kinazları, reseptörleri baskılayıcı rol oynadığı gibi, son araştırmalar da curcumin genom yapısını anlamlı ölçüde güçlendirdiği, böylece DNA nın ve onun parçacıkları olan genlerin yapısal ve fonksiyonel aktivitesinin korunmasını sağladığı anlaşılmıştır.

                  CURCUMİN NEDİR?
                  Curcumin; Zerdeçal, zerdeçöp, Hint safranı isimleri ile tanımlanan ve çoğunlukla Uzak doğu ülkelerinde yetişen egzotik bir baharattır. Kökleri ve rizomları kullanılır. Zerdeçal tozu baharat olarak da aktarlarda bulunmaktadır. Baharat olarak kullanımının iyileştirici özelliği bulunmamaktadır. Curcumin ise zerdeçal kökünün içerisinde %2,5 oranında bulunan önemli ve iyileştirici etken maddesidir. İnsan metabolizması bu etken maddeyi izole etme yeteneğine sahip değildir.

                  CURCUMİNİN ÖZELLİKLERİ:
                  Curcumin kanserli hücreler ile savaşan P53 geninin aktive olmasında önemli bir uyarıcı ve destekleyicidir. Curcumin P53 geni üzerindeki bu etkisinin dışında kanser hücreleri üzerinde aynı P53 gibi etki göstererek kanserli hücreleri apoptozise (hücre ölümüne) zorlayabilmektedir.

                  Dünya genelinde yapılmış binlerce klinik ve laboratuar çalışmalarına göre curcuminin kanser hücrelerini öldürücü etkisi doğrulanmıştır. Yine birçok çalışmada kemoterapi ve radyoterapi esnasında curcumin verilen hastalarda iyileşme çok daha hızlı izlenmiştir. Birçok bilimsel çalışma curcumini kemoterapik bir ajan olarak kabul etmiştir.

                  Bu sebep ile araştırmalar P53-curcumin-kanser üçgeni üzerine yoğunlaşmaya başlamıştır. Curcumin etken maddesinin sadece kanserli hücrelerde değil, oto immün hastalıklar, hepatitler, Alzheimer, enfeksiyon, romatizma, romatoid artrid, crohn, çölyak, MS, oksidatif stres, felç, diyabet, kolesterol, helicobacter pylori, kolon polipleri, sedef gibi hastalıklar üzerine iyileştirici yönleri araştırılmış sağlık ve tıp dergilerinde yayınlanmıştır.

                  KANSER- P53- CURCUMİN İLİŞKİSİ
                  Kanserin çaresi varmı, kanserin ilacı bulundumu, aslında çözüm bulundu da bilerek mi açıklanmıyor. Neden kanser vakalarında artış var gibi gerek halk gerekse kamuoyunda birçok düşünce var. Cevabı verilmemiş bir çok sorunun aslında mutlak mantıklı cevapları vardır. Çözüm içerse de içermese de anlaşılabilir izahatlar yapılabilir. Ancak kanser ve tedavisinde kullanılan maddeler konusu gereğinden fazla sulandırıldığından ve istismar edildiğinden dolayı anlatanlarda, anlayanlar da sıkıntı içindedirler.

                  Kanser araştırmalarına harcanan zaman ve finansal kaynaklar birçok araştırmanın önüne geçmektedir. Buna rağmen son 50 yıl içerisinde net bir çözüm bulunamamıştır. Fakat bazı kanser türlerinin erken evrelerinde yenilenen kemoterapik ilaçlar ve tıbbi cihazlar konusunda mesafe alınmıştır. Son yıllarda nano teknoloji ve genler üzerine yapılan çalışmalar geleceğe umutla bakılabilmesine yol açmıştır. Bir şeylerin çözümünün hala bulunamayışı bugün itibarı ile hala her şeyin bilinmemesi ya da keşfedilemeyişi ile orantılıdır. Çözüm var ve çok yakınımızda duruyor olabilir. Ancak ya henüz göremedik ya da bazılarımız görmek istemiyoruz. Mevcut tıbbın kanser tedavi sürecine artık hastalarda katıldı ve kendi araştırmaları ile hastalıklarına alternatif çözüm arayışlarına girdiler. Dünya genelinde kanser hastalarının önemli bir çoğunluğu geleneksel yöntemler ile çözüm sürecini desteklemeye çalışıyorlar. Hatta bilerek ya da tesadüfi bazı kanser hastaları hayret verici sonuçlar elde edebiliyorlar. Demek ki bu alan yabana atılmamalı hatta daha ciddi çalışmalar ile genişletilmeli. Dünya araştırma sonuçlarına göre aslında keşif niteliğinde bazı sonuçlara ulaşıldı fakat şu veya bu sebepler bahane edilerek üzerine gidilmemiş ya da üstü kapatılmış olabilir. Bu çalışmaların birçoğu Faz I – faz II boyutunda bırakılmış olmasına rağmen yinede bir çok tıp dergilerinde makaleler ve araştırma sonuçları olarak yerini almıştır.

                  Son yıllarda araştırmalar P53 gen aktivitasyonu ve curcumin ile ilişkisi üzerine yoğunlaşmıştır. P53 geni günümüz itibari ile oksidatif stres ve enfeksiyonel oluşumlar karşısında hücre bazında yeteri kadar koruma kalkanı oluşturamıyor. Mevcut P53 oranları birkaç yüz yıl önce dahi bu şekli ile yeterli olabilirken gelişen teknoloji, çevresel faktörler, kimyasallar ve mutasyona uğramış birçok virüs ve mikrop karşısında yetersiz kalmaktadır. Kısacası kanser oluşumuna sebebiyet verdiğini düşündüğümüz tüm faktörler buz dağının görünen kısmıdır. Temelde yatan gerçek ise P53 geninin günümüz şartları karşısında savunma gücünün yetersizliğidir.

                  TEDAVİDE GEN FAKTÖRÜ : P53 GENİ NEDİR?
                  • P53 yada diğer adıyla tümör protein 53 ( TP53) bir çok organizmada kanseri baskılamak için çok önemli bir proteindir.
                  • Hücre döngüsünü düzenleyen bir transkripsiyon faktörüdür.
                  • DNA zarar gördüğünde DNA tamir proteinlerini harekete geçirir. Sağlam hücreleri koruma altına alır. DNA tamir edilemeyecek kadar hasar gördüğünde (kanserleştiğinde) Apoptozu (programlaştırılmış hücre ölümünü) başlatır.
                  • İnsan bedeninde hemen her yerin de bir şekilde mikro, yani hücresel bazda kanserleşme başlamış ise ilk silah p53 dür.
                  • Kanser savaşçısı olan p53 proteini kanserli hücrenin agresif büyümesi ve çoklu metastazlarında yeterli olmadığı gibi inaktif duruma düşmektedir. Yani pasifleşmektedir.
                  • İnsan bedeninde günde ortalama 300-400 kanser hücresi oluşabilmekte. Hatta yaşamları içerisinde farkında olmadan bir ya da birkaç kez kansere yakalanıp iyileşebilmektedirler. İşte bu sonucu sağlayan p53 genidir.
                  • Çevresel faktör değişmeden önce hayatımızda kimyasallar Petro kimya ürünleri, radyasyon, GDO, zirai ilaçlar vb. bir çok kanserojen girmeden önce p53 geni kudretliyken bu kadar olumsuz ve kansere yatkınlık yaratan sebeplerden sonra kendisinden beklenen başarıyı tam olarak sağlayamamaktadır.



                  P53 GENİNİN AVANTAJLARI:
                  İnsan bedeninde birçok organ bulunduğundan her organda değişen kanser hücreleri gelişebilir. Bu da farklı organlar olmalarından ve farklı proteinler içermelerinden kaynaklanır. Bir organda işe yarayan kemoterapi ilaçları başka bir organda işe yaramayabilmektedir. Demek ki hiçbir kemoterapi ilacı tüm kanserler için kullanılmıyor.

                  Oysa P 53 organizmada oluşabilen tüm kanserler üzerinde etki gösterebiliyor. Bunun sebebi programında DNA yı hasara karşı korumak olarak düşünebiliriz.

                  Eğer tümör protein (TP53) adlı geni kopyalayıp insan bedenine verebilmenin yolu açılmış olsa idi hemen hemen tüm kanser türleri üzerinde muazzam bir sonuç alınabilirdi.

                  Hatta Dünya da hiç kimsenin kansere yakalanmaması gibi bir sonuçla da karşılaşılabilirdi.
                  Madem buraya kadar bu kadar bilgiye ulaşabilmişken araştırmalar hangi yöne doğru genişletilmelidir.

                  P53 GENİ VE CURCUMİN İLİŞKİSİ:
                  P53 proteinin sağlam hücreleri koruyarak kanserli hücreleri yok etmek gibi bir görevi var ve yeterli olamıyor ise insan bedeninde P53 gibi davranabilen ve onun amaçlarını yerine getirebilen bir maddeye ihtiyaç duyulmaktadır. Curcuma longa bitki kökü rizomunda bulunan curcumin etkin maddesi klinik ve laboratuar araştırma sonuçlarına göre tamda istenen sonuçları ortaya koymaktadır. Bitki kökünden elde edilen bu madde hemen hemen tüm kanser türlerinde (invivo ve invitro ortamlarda) işe yararlılık göstermiştir.

                  Dünya genelinde 5000 araştırma sonucu bu gelişmeyi doğrulamaktadır.

                  Curcuma longa ekstresi olarak sıvı ve içilebilir formda üretilebilmiştir. Faz3 - A2 adlı özel bir yöntem ile defa pik seviyede güçlü ve sonuç verici yönleri ile bazı onkologların reçetelerine girmiş ve sınırlı sayıda eczaneye verilebilmiştir.

                  Bazı otoriteler bu maddenin hap, kapsül, vb formları üzerinde durmuşsa da başarı sağlanamamıştır. Avrupa da intravenöz yani damar içi uygulama için çalışmalar yapıldıysa da damar içerisine tortu birikimi ve tıkanmalar gerçekleştiğinden bu modelden uzaklaşılmıştır. Curcumin solüsyon olarak kullanımı en sağlıklı ve sonuç veren model olarak kabul edilmiştir. Yani kısacası bu madde bir gıda ürünü gibi bu formu ile kullanılmak durumundadır. Gerek ağız- boğaz kanserleri, Akciğer kanseri, mide kanseri, meme kanseri, beyin tümörleri, pankreas kanseri,prostat kanseri, larenks kanserleri, lösemi ve lenfomalar, özafagus kanseri, kolon kanseri ve diğer kanserler olmak üzere emilebilir özelliği ön planda olmalıdır. Ancak deri kanserleri ve malign melanomlar da harici tampon olarak da kullanılabilme özelliğine sahiptir.

                  Curcumin solüsyon yalnızca P53 proteinin görevi olan kanserli hücrelerin öldürülmesinde rol oynamaktadır. Kronik iltihaplanmalarda, kanser hücrelerinin ortaya çıkarak gelişmesine neden olan COX2 enzimini baskılamaktadır. Bu özelliği ile tüm enfeksiyonel hastalıklarda ve ağrılarda son derece başarılıdır.

                  Yorum yap


                  • #24
                    p53 Molekülünden Mesajlar

                    Ali İhsan KOÇ / Biyoloji - Kasım 2005

                    Sesli Dinle


                    DNA üzerindeki milyonlarca genden yalnız bir tanesinin kodlarında bozulma meydana gelmesi neticesinde görülebilen hastalıklardan biri deBrachydactyly’dirHer fen dalının, kendine has lisanıyla sürekli Yaratıcı'nın varlığına, birliğine, sonsuz ilim, kudret ve irade sahibi olduğuna işaret ettiğini ifade eden modern bilim, buluşlarıyla sürekli O'na (cc) şahitlik yapmaktadır. "Öğretmenlerimiz bize Allah'tan bahsetmiyorlar." şeklinde sitem eden liseli gençlere, "Öğretmenleri değil, onların öğretmeye çalıştığı fenleri dinleyiniz." şeklinde cevap veren ...., ön şart olarak, kâinata bakış açısının ve niyetin mânâ-yı ismîden, mânâ-yı harfîye dönüşmesi gerektiğini ifade eder. Mânâ-yı harfîyle varlıklara bakıldığında, fizikten kimyaya, astronomiden matematiğe kadar bütün bilim dallarının Allah'ın (cc) sanatlarından birer demeti insanlığa sunduğu fark edilir .

                    Moleküler biyoloji ve genetik sahasındaki araştırmacılar, hücrelerdeki hassas ölçü, denge ve nizamı ortaya çıkararak, O'nun (cc) mikro âlemdeki sanatlarını görmemize vesile oldular. Hücre içindeki her bir molekül, âdeta "gören gözler" için Â’lâ sûresinin "O (cc) ki yarattı, düzene koydu." âyetine şahitlik ediyordu. Hücre içinde vazifeli milyonlarca molekülden bir tanesi olan "p53" proteini, hücre sağlığının korunmasında üstlendiği kritik rolü, kendi diliyle anlatarak, "Öğretmenleri değil, onların anlattığı fenlerin hâl diliyle vermek istedikleri mesajları dinleyin." hakikatına da ışık tutmaya çalışacaktır:

                    "Benim adım p53. Bundan tam 26 yıl önce 1979 yılında Princeton Üniversitesi'nden Arnold Levine ve iki arkadaşı beni sizlere bu adla tanıttı. İlk on yıl boyunca, vazifelerim tam anlaşılamadığından, beni kanser oluşumuna sebep bir gen (onkogen) diye itham ettiniz. Halbuki o araştırmalarda çalışılan molekül ben değil, mutasyona uğramış, dolayısıyla vazifesini yerine getiremeyen bozuk bir formumdu. Aslında bizleri yaratan Yüce Kudret, insan bedeninin sağlıklı şekilde çalışabilmesine vesile olmamız için, genomun içine benim genetik bilgimi yerleştirmişti. Neyse ki 1989 yılında Ray White ve öğrencileri benim sağlam formum üzerinde araştırma yürüterek, bazı vazifelerimi keşfettiler. Bu keşfi, küçücük boyumuzla bizlere ne kadar önemli işlerde vazife verildiğini görünce siz de takdir edeceksiniz. 1993 yılında "Yılın Molekülü" olarak beni seçen araştırmacılar, bununla her ne kadar beni şereflendirdilerse de, ben bazı araştırmacılara yine de çok kırgınım. Çünkü yaptığımızı sandığınız her şeyin aslında bize Kudreti Sonsuz (cc) tarafından yaptırılmakta olduğunu ve esas vazifemizin de O'nun Muktedir ve Hakîm gibi isimlerine âyinedarlık olduğunu hâlâ anlayamayan araştırmacılar var. Ah keşke bunu onlar da anlayabilseler!

                    Aslında ben her bir hücrenizde bulunan binlerce proteinden sadece biriyim. Benim de mensup olduğum hücre evinin temel yapıtaşlarından biri olan proteinler, son derece koordineli bir şekilde çalıştırılarak hücre içi hâdiselerin sağlıklı şekilde gerçekleşmesi ve düzenlenmesi sağlanır. Hücredeki genetik proğramda şifreleri yazılmış hâlde bulunan proteinlerin hangilerinin sentezleneceği, nerede vazife yapacağına dâir koordinasyonu sağlamak için programlanmış sinyal moleküllerinin bilgisi de, yaratılışta DNA'ya kodlanmıştır. Hücrelerin inşasında ve mimarî yapısında kullanılan yapıtaşlarının ilmî varlıkları, DNA isimli makro moleküllerde kusursuz şekilde şifrelenmiştir. Görmenizden düşünmenize, ezber yapmanızdan nefes almanıza kadar, her hâdisenin gerçekleştirilmesinde vazife alan proteinlerin genetik bilgileri de, dev DNA zincirlerinde kodlanmıştır. DNA isimli makro moleküle, bedendeki yapıtaşlarının ilmî varlık seviyelerini kodlayan Yaratıcı, DNA molekülünde meydana gelen hasarları da tamir edecek enzim sistemlerini ve mekanizmaları sistemin içine koymuştur. Yediğiniz veya soluduğunuz, zehirli (toksik) maddelerle veya radyasyona maruz kaldığınızda, DNA'daki bu muhteşem programın kodlarına zarar verebilirsiniz. Ayrıca her hücreye kendi DNA'sında çeşitli iç ve dış sebeplerle meydana gelebilecek hataların ‘tamir edilebilir’ veya ‘tamir edilemez’ şeklinde değerlendirilmesine vesile olan ‘hasar seviyesini ölçümleme algılayıcıları’ da yerleştirilmiştir. Bendeniz hücreye yerleştirilen bu algılama sisteminin önemli ve kritik bir unsuruyum. DNA moleküllerinde bir hasar meydana geldiğinde bir parçası olduğum ‘DNA'daki hasar seviyesini ölçümleme algılayıcıları’ aktif hâle getirilir ve kompleks bir sistem kontrolü altında biz p53 proteinlerinin miktarı artırılır.

                    İlk vazifemiz, zarar tamir edilinceye kadar hasarlı DNA molekülünün çoğalmasını (mitoza girmesini) engellemektir. Çünkü zarara uğramış DNA'nın çoğalması, üreteceği hasarlı proteinlerden dolayı sağlığınızın bozulmasına yol açabilecektir. Embriyonel gelişme döneminde, DNA'nın üstündeki milyonlarca genden yalnızca birkaç tanesinin kodlarında bozulma meydana gelse, bu durum çeşitli hastalıklara sebep olabilir. Meselâ, parmaklarınızdaki mimarî düzen tamamen yok olabilir, parmak kemikleriniz oluşmayabilir veya normalden çok daha kısa olabilir ki, siz buna "Brachydactyly" hastalığı diyorsunuz. Genlerdeki genetik kodun yine ufak bir değişikliğe uğraması ile vücudunuzun her yerinde irili ufaklı yüzlerce şişkinlik (neurofibromatosis) meydana gelebilir, öyle ki aynaya dahi bakmaktan tiksinirsiniz. Zaten kâbusunuz olan kanser de, moleküler seviyede, hasarlı DNA'nın kontrolsüz ve düzensiz, aşırı hücre bölünmesi ile kendini gösteren çoğalmasından başka bir şey değildir. İşte hasarlı DNA'nın çoğalmasını engellemek için, ben ve algılayıcı sisteme ait moleküllerin yapısında görev verilen diğer kardeşlerim, gerekli sinyalleri, gerekli merkezlere göndermeyle vazifelendirildik. Gönderilen sinyaller, hücre çoğalmasında vazifeli bazı proteinlerin aktivitesini durdurmaya vesile olurlar. Neticede bu hatalı bilgi taşıyan hücre çoğalamaz.

                    Hücre çoğalması engellendikten sonra, hasarlı DNA'nın tamiri başlatılır. Bunun için ‘p53R2’ adlı protein vazifelendirilmiştir. Bu protein DNA'yı baştan sona tarayarak hatalı bölgelerin işaretlenmesi işinde çalıştırılır. Hata olmasın diye beş altı değişik metotla DNA kontrol edilir. Şayet DNA'da ortaya çıkan hasarın algıyayıcı sistem vasıtasıyla tamir edilemeyecek seviyede olduğu anlaşılırsa, DNA'nın hasarlı bölgelerinin tamirinden vazgeçilir. DNA'daki hasar seviyesini ölçümleme sensörü, ‘programlanmış hücre ölümü’nün başlatılması için gerekli sinyalleri tetikler. Aslında bu programlı ölüm sinyali, hasarlı DNA'nın çoğalmasını önlemek için hücre devletine verilmiş ikinci korunma stratejisidir. Programlanmış ölüm öncesinde, imha sonrası hücre kalıntılarının ne olacağından, komşu hücrelerin zarar görüp görmemesine ve bu konuda alınacak tedbirlere kadar her şey, en ince ayrıntısına kadar takdir edilmiştir.

                    Hücre imha programı, mutasyona uğramış DNA'nın küçük küçük dilimlenmesiyle başlatılır. Komşu hücrelere bu imha hâdisesini bildirmek için aradaki bütün muhabere proteinleri (gap junctions) kopartılır. Hücre zarındaki delikler kontrolsüz bir şekilde açık hâle getirilir. Neticede komşu hücreler, bu hücrenin hastalıklı olduğunu anlayarak, hücrenin yanından uzaklaşırlar. Daha sonra bu deliklerden su kaybeden hücrenin büzülmesi başlar. Artık hücre birçok fonksiyonunu kaybetmiştir; fakat hâlâ yapılacak işler vardır. Hücrenin enerji santrali olan mitokondrilerden Sitokrom C, mitokondri zarlarının parçalanmasına, dolayısıyla enerji santrallerinin imhasına sebep olur. Bütün hücre organellerinin şalterleri doğrudan kapatılmış olur ve hücre her şeyi ile ölü ve çöp yiyici makrofajlar tarafından sindirilmeye hazır hâle gelir. Hücrenin hastalıklı olduğunu, zarda meydana getirilen değişiklikler vasıtasıyla algılayan, Kuddüs isminin tecellisine mazhar makrofajlar (dev temizlik hücreleri), ölü hücreyi yutarak, ortamı temizlerler.

                    Bugün kanser olan herkese, şua tedavisi uygulamıyorlar. İlk önce bizlerin genetik bilgimizde bir hasar veya mutasyon olup olmadığına ve tam fonksiyonel çalışıp çalışmadığımıza bakıyorlar. Eğer biz sağlam isek, hastaya şua tedavisi uygulanıyor. Radyasyonla DNA hasarı çoğaltılan kanser hücrelerindeki, hasar ölçüm algılayıcıları, bu hücrelerin programlanmış hücre ölümüne maruz bırakılması yönünde sinyal gönderiyor. Neticede kanserli hücreler ölüyor. Radyoterapide kanserli hücrelerin öldürülmesinden daha çok, bu hücrelerin apoptosize uğramaları sağlanıyor. Eğer kanserli kişilerde bizim genetik bilgimiz hasara uğramış ise, o zaman bu bilgiden yapılan p53 proteinleri, randımanlı çalışmadığından, bu kişinin şua tedavisinden fayda görmesi çok sınırlı olmaktadır. Hasar seviyesine bağlı olarak programlanmış hücre ölümünü tetikleme hususiyetimizden dolayı bazı araştırmacılar, bizi (p53 proteini) kanser savaşçısı (cancer-fighting) veya genom gardiyanı (guardian of the genome) olarak isimlendirirler. Araştırmacılar, bize verilmiş bu özelliği kullanarak, 2004 yılı içerisinde kanser üzerinde yeni bir tedavi uygulamaya başladılar. ‘Gendicine’ adı verdikleri bu tedavi usulünde sağlam hücrelerden bizlerin genetik bilgisini alarak, gen taşıyıcısı olarak kullandıkları virüslerin içine yerleştiriyorlar. Daha sonra bu virüslerle kanserli hücreler bulaştırılıyor. Hasarlı DNA taşıyan kanserli hücrelerde, programlanmış hücre ölümü mekanizmalarını tetiklememize vesile oluyorlar. Bizlerin var oluş gâyesini Bediüzzaman, eserlerinde günümüz Türkçesiyle şöyle anlatmaktadır:

                    ‘Her şeyin yaratılışında gâyet derecede güzel sanat bulunması, bunların nihayet derecede Hakîm bir Sâniin nakşı olduğunu gösterir... Evet, görünüyor ki,
                    Bir proteinin molekül yapısı
                    şu âlemde tasarruf eden Zât, nihayetsiz bir hikmetle iş görüyor. İnsanda bütün âzâ, kemikler ve damarlarda, hattâ bedenin hücrelerinde, her yerinde, her cüz'ünde faydalar ve hikmetlerin gözetilmesi; hattâ bazı âzâsı, bir ağacın ne kadar meyveleri varsa, o derece o uzva hikmetler ve faydalar takması gösteriyor ki, nihayetsiz bir hikmet eliyle iş görülüyor.’

                    Özetlersek, kendi lisanımla anlatmaya çalıştığım icraatlarımızla, sizlere verilmek istenen en
                    önemli mesaj, sonsuz sanat ve hikmetle iş gören Zât'ın (cc) varlığına ve isimlerinin tecellilerine âyinedarlık yaptığımızı şuurane idrak edip, hamd ve şükürle mukabelede bulunmanızdır. Mesajımızı alabilen siz insanlara en içten sevgi ve selâmlarımı yolluyorum.
                    Hücrelerinizde vazifeli p53 proteini.”

                    Yorum yap


                    • #25
                      P53 geninin kanser hücresinde nasıl inaktif olduğu saptandı!

                      P53 geni ve tümörlerin büyüme mekanizması
                      P53 geninin, insan genomunda en önemli genlerden biri olarak kabul edildiğini söyleyen Heritage Medical Research Centre araştırmacısı Dr. Roger Leng, p53 geninin kanser hücrelerinde nasıl inaktif olduğunu ve tümörün büyümesine nasıl yol açtığını saptadıklarını açıkladı. Dr. Leng ve ekibi, sorumlunun UBE4B geni olduğunu ve bu genin hem p53 genine hem de MDM2 proteinine bağlandığını, bu sayede proteinler arasındaki bu ilişkinin çözüldüğünü yayınladıkları çalışma ile açıkladılar.

                      Uzun yıllardır MDM2 proteininin vücuttaki p53 düzeyini düşürdüğü biliniyordu, fakat insan tümörlerinin %50’sinden fazlasında kanser hücrelerinde p53 geninin inaktif olmasına neyin yol açtığı bilinmiyordu. MDM2’nin tek başına tümörü baskılama özelliği olmaması, bilim adamlarının MDM2’ye kanser hücrelerinde p53 genini yok etmesine yardımcı olan moleküle ilişkin merakı artıyordu.

                      MDM2 ve insanlarda HDM2 adı verilen bu iki protein, laboratuvar ortamında p53 genini tamamen parçaladı. Buna hücrelerde tamamen yok olan spesifik bir protein olduğu anlamına gelen poliubikitinasyon süreci denir. Ayrıca Dr. Leng ve ekibi, kanserli insan beyni dokularında da bu deneyi gerçekleştirdi ve aynı sonuçları aldı. Artık göz önünde bulundurulan mekanizma, UBE4B genini hedef almak ve MDM2 proteininin çalışmasını engellemek. Dr. Leng, MDM2’nin nasıl düzenlendiğini ve DNA hasarı mevcut olursa UBE4B ve p53 genine ne olacağını bulmak istediklerini belirtti.

                      Nature Medicine’ın internet sitesinde yayımlanan çalışma, Alberta Heritage Foundation for Medical Research Scholar ve Canadian Institutes of Health Research, tarafından finansal olarak desteklendi.
                      KAYNAK: Hdm2-mediated degradation of the tumor suppressor p53. H. Wu, L. Pomeroy, M. Ferreira, Natalia Teider, Shigetsugu Hatakeyama, V. Tron, Linda Saltibus, Roger Leng. Nature Medicine, 2011; DOI: 10.1038/nm.228
                      Makalenin tam metnine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
                      http://www.nature.com/nm/journal/v17...l/nm.2283.html
                      Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                      Yorum yap

                      Hazırlanıyor...
                      X