Duyuru
Collapse
No announcement yet.
GÖKÇEK Tonik (Bitki Karışımlı Lahana Suyu):
Collapse
Bu konu sabit bir konudur.
X
X
-
Asidoz:
Bir çözeltide varlığı ile bir asit veya bir alkalinin eklenmesinden oluşan pH değişmelerini azaltan kimyevi maddelere tampon adı verilir. Vücudun kimyevi tamponları içinde 4 ana tampon sisteminden söz edilebilir: Eritrosit-Hemoglobin tampon sistemi, protein tampon sistemi, fosfat tampon sistemi ve bikarbonat-karbonik asit tampon sistemi. İnsan bünyesinde, kanın pH'sı bir ömür boyu belirli bir denğede tutulmakta olup ortalama pH:7,4'dır. İnsan ömrü boyunca, yaz ve kış, gece ve gündüz demeden kanın pH'sı sabit tutulmaya çalışılmaktadır. pH'da çok az bir oynamanın (asit veya baz (alkali)% 2 oranında dahi kayma olunca hayati tehlike olur.
Yani pH'sı 7,35'in altı veya 7,45'in üstü olursa hayati tehlike olur. pH'nın korunmasında vücudun tampon sistemleri ve bu arada akciğer ve böbreğin büyük rolü vardır. Akciğer ve böbreklerde asit iyonların dışarı atılır. Bikarbonat-karbonik asit tampon sistemi tampon sistemler içinde adından en fazla bahsedilen bir sistemdir. Bikarbonat-karbonik asit sistemi, zayıf bir asit ve bunun kuvvetli bir bazla meydana getirdiği tuzun karışımından ibaret bir sistem olup, diğer bütün tampon sistemlerin tabi olduğu kanunlar uyarınca çalışır.
Vücudumuzda 100 trilyon hücredeki metabolik değişimler yani hücrede enerji oluşumu sırasında karbonikasit (H2CO3) çıkar ve ayrıca bazı besinler (et, peynir ve mamüleri) ve içecekler (siyah çay, kahve ve kola) vücudun asit oranını aşırı yükselir. Eritrosit-Hemoglobin tampon sistemi ve sodyumbikarbonat (NaHCO3) karbonikasidi tampon sistemi ile vücudun aist-baz denğesi korunur. Karbonikasit ve laktikasit (sütasidi) su ve karbondiokside dönüşür ve buda böbrekler ve akciğer tarafından dışarı atılır. Dışarı atılamayan asitler mineraller tarafından tuza (asidik tuzlar, bazik tuzlar veya halojenik tuzlar, yemek tuzu değil) dönüştürülür, sonra bağdokularına CURUF şekline yerleşir (depolanır) ileride atılmak için. Bu sürekli depolama hücre ve dokuların beslenmesini engeller. HCO3 + X (metal, ametal helogen, örneğin sodyum, klor, flor, kalsiyum, magnesiyum vb.)------>HCO2X oluşur. Ve bu CURUFTUR ve bu curufa ileride bakteri virüs ve mantarlar yerlaşerek zehirli gazlar, zehirli alkoller ve hormona benzer biyojen aminler üretirler. Vede sayısız hastalıkların merkezi oluşur.
Dışarı atılamayan asitler mineraller tarafından asidik tuza (asidik tuzlar, bazik tuzlar veya halojenik tuzlar, yemek tuzu değil) dönüştürülür, sonra başta bağdokuları olamak üzere vücudun zayıf noktalarına CURUF şekline yerleşir (depolanır) ileride atılmak için. Bu sürekli depolama hücre ve dokuların beslenmesini engeller. HCO3 + X (metal, ametal helogen, örneğin sodyum, klor, flor, kalsiyum, magnesiyum vb.)------>HCO2X oluşur ve buna CURUFTUR denir ve bu curufa ileride bakteri virüs ve mantarlar yerlaşerek zehirli gazlar, zehirli alkoller ve hormona benzer biyojen aminler üretirler. Vede sayısız hastalıkların merkezi oluşur.
Asit oranının çok artması Curufa dönüştürülememesi asit olarak depolanmasına neden olur, sürekli peynir, et ve mamüleri yendiğinde asitler hücreler arasında yoğunlaşır. Asidin yükselmesi demek hücreler arasındaki suyun azalması demektir, yani vücutda kuruma görülür. Çünkü proteoglykan kendine sıvıyı bağlayıcıdır, asitlenme olursa su dışlanır ve böylece kuruma görülür. Buda bağdokusunun esnekliğini kaybetmesine eklemlerin oynaklının azalmasıne sebep olur. Budurumun düzelmemesi vitaminoz (vitamin yetersizliği)i mineral yetersizliği ve aminoasit yetersizliği demektir. Eklem ve bağdokularında asidin yoğunlaşması yumşakdoku romatizması (fibromiyalji) ve eklem iltihapalanmasına (artirit) sebep olur.
Kandaki karbonikasit ve sütasidi yoğunlaşması kalp kaslarına zarar verir ve kalp krizi ortaya çıkar. Ayrıca beyin kanaması, kandolaşımı anormalikleri ve müzmin iyileşmeyen yaralar görülür. Hemoglobin ve sodyumbikarbonat asidiin bir kısmını tampon sistemi ile baza çevirir ve asitlenmeyi önler. Tabii vücutta yeterince mineral varsa, yoksa depoluyarak CURUF oluşturur. Bu nedenle derin nesfes alınca daha çok karbondioksit dışarı atılır ve buda vücuttaki asidin azalması demektir. Mide tarafından tuz ve karbonikasidin sodyumbikarbonat ve tuzasidine çevrilmesi ile ortaya çıkar. ( NaCl + H2CO3 ----> NaCO3 + HCl ) Mide derisi bir kaç tabakadan oluşur iç tabakalar bu görevi görür. Tuz asidi midenin içine verilirken sodyumbikarbonat Pankreasa gönderilir.
Bağırsakalrdaki zehirli gaz dışarı atılmazsa sindirim salğılarına karışır ve zehirlenmeye neden olur.
Kalp kaslarının pH'sı 6,9 yani çok hafif asitli ortamdadır, fakat 6,5'in altına düşerse kalp krizi olur.
Asitleri lenf bezi asidik tuz çevirirken şişer.
Asidoz nedeniyle mantarlar özeliklede bağırsak mantarları çoğalır.
Asidozla birlikte amoniak, aflotoksin ve aldehidler çoğalır ve bunlaer başta karaçiğer ve beyine zarar verirler.
Asidoz nedeniyle küçük kandolaşımı anormalikleri ortaya çıkar ve basur oluşur.
Tatlı besinler metabolik değişimler sonucu aside dönüşür. Bu asidi atmaya çalışır aramazsa curufa dönüştürerek depolar.
Fazla yağlar (et ve peynir) asetikaside buda asetik tuzuna dönüşür. Bu nedenle Et mamülerindeki protein ürük aside dönüşür, buda ürikasit tuzuna dönüşerek curuf şeklinde depolanır.
Asitler asidik tuza dönüşürken aşırı oranda sodyum, potasyum ve kalsiyum gibi mineraller harçanır. Asitleri nötürleştirmekte veya hücre yapımında kulanılması gereken mineraller azalır.
Hücre asitlenmesi ve curuflanması nedeniyle hücreler sertleşir. Örneğin Eritrozitler sertleşince oksijeni ve besleyici maddeleri hücrelere kadar taşıyamaz çünkü esnekliğini kaybeder.
Asidoz nedeniyle nefes darlığı ortaya çıkar çünkü eritrozitler oksijen taşımakta ve ve kılcal damarları çemkete zorlanır.
Asidozla birlikte kanda proteinde varsa kanın akışı yavaşlar çünkü koyulaşır.
Curuf için harçanan mineraller saç, kemik ve kemikten alındığından, kemiklerin yoğunluğu azalır, tırnaklar kırılır ve saçlar dökülür.
Curufun sertleşmesi deride şişli,klere yani selülite sebep olur.
Asidoz nedeniyle iğne şekilinde asit kristalleri oluşur ve bu kristaller kıkırtakları tahripeder ve neticede disklerde beslenemez ve disk fıtığı görülür ve eklemler deforme olur.
Asit kristalleri sinir hücrelerine batar ve sinirsel ağrılar görülür.
Asitlenme kolesterolada sebep olur. Asit kandaki kalsiyumu kendine bağlar, kanda kalsiyum bulamazsa damarların iç duvarındaki kalsiyumu alır ve buradada bulamazsa kemiklerden kalsiyum alır. Alınan kalsiyum yerine kolesterol görev alır. Şayet sürekli azalan kalsiyum yerine kolesterol eklenirse damarlar sertleşir. Bu sertleşen damarlar mesela tansiyonun yükselmesi ile birlikte damarın iç duvarında çentikler (küçük yırtılmalar) görülür. Bu yırtıklarda kolesterolla yamanır ve sürekli damarlar sertleşir. Kemiklerde bir miktar kalsiyumun eksilmesi büyük bir problem olmayabilir ama kanın çok hafif asitlenmesi ölüm demektir.
Kemo terapi gören ağır hastalarda aşırı hücre ölümü görülür, hücre ölümleri kandaki ürikasidi artırır. Bu nedenle eksilen kalsiyumu açil olarak damardan takviyeetmek gerekir.
Fosforasitli içecekler (limonata) kandaki ve kemikteki kalsiyumu dışlar ve onun yerine geçer. Böylece kemik erimesi görülür.
Romatizma bir asidoz hastalığıdır. Et ve peynir yiyenlerde aşırı oranda ürikasit görülür. Bunu asidik tuza çevirmek için aşırı oranda X-Elementleri (sodyum, potasyum, kalsiyum, flor, klor, magnesiyum vb..) gerekir. Ürikasiti Ürikasit kristallerine dönüştürerek depolanır. Böbrekler beli miktarda ürükasiti dışarı atar. Şayet protein alımı devam ederse veya çürük diş varsa (buda sürekli protein parçalanmasına neden olur) böbrekler bu kristalleri dışarı atamazsa, ürikasit tuzuna çevirerek depolar ve bu kristallerde dokuya batarak ağrı verir.
Midenin zayıflaması veya iltihaplanması nedeniyle kaliteli veya yeterince sodyumbikarbonat üretemez. Buda vücutta asitlenmeyi önleyen en önemli faktör olan sodyumbikarbon yetersizliğine vede neticede asidoza sebep olur. Asidoz sonucu: Kalp ve kandolaşımı rahatsızlıkları, kabızlık, romatizma, gut hastalığı, şeker, yağ hazımsızlığı, kanser ve diğer iltihaplı bir çok hastalık ortaya çıkar.
Kanın pH-Değeri 7,4?dır, yani hafifi bazik olup bu değer 7,35-7,45 arasında hafif değişebilir. Vücüdumuzdaki bir çok metabolizma hareketleri sonucu asit oranı yükselir ve bunun beli bir zaman sonra yeniden normal seviyeye gelmesi gerekir. Bazik olan minereallerle (potasyum, sodyum gibi) kanın asit-baz denğesini sağlamada önemli rol oynar. Bilindiği gibi tuzun yapısı sodyum ve klorid isimli iki elementten oluşur. Şayet kişi aşırı et ve etmamülleri, tatalılar yer ve siyah çay, sigara ve alhol içerse kandaki pH-değerinin asitlesmesine sebep olur, çünkü bu besinler asitleşmeye neden olurlar.
Et-, peynir ve etmamüleri vücudumuzdaki H+ (hidrojen) ve C+ (karbon) iyonlarının yükselmesine neden olur. Bunu nötüleştirmek için O2- (oksijen) iyonları gerekir ve O2- iyonlari ile birlikte H2CO3 (karbonikasit) ortaya çıkar. Buda H2O (su) idraryoları ile CO2 (karbondioksit) nefesyolları ile dışarı atılır. Aşırı et-, peynir ve etmamülleri ise H2CO3?nin aşırı yükselmesine sebep, buda kanın asitlenmesi demekdir ve bu büyük tehlikedir. Asitlenmeyi durdurmak için küçük beyin akçiğere O2- alımını yavaşlatmayı emreder, O2-alımının yavaşlaması ile birlikte beslenemeyen hücreler nedeniyle kişi hemen yorulur. Uyumakla yorğunluk geçmez, bu nedenle en fazla haftada iki gun et yenmelidir ve asla peynir yenmemelidir.
Bir diğer faktör ise bilindiği gibi mide asidi olup onu pankreasın salğıladığı sodyumhidrojenkarbonat?la nöturleştirir. Şayet pankreas zafiyeti söz konusu ise o zamanda kandaki asit ? baz dengesi bozulabilir. Asit-baz denğesinin bozulmasi bir çok hastalığın ortaya çıkmasına sebeb olabilir. Bu hastalıkların başında hertürlü allerji, hertü iltahaplı (enfeksiyon) rahatsızlıkları, kronik yorğunluk, belfıtığı, kas ve eklem rahatsızlıkları, mide-bağırsak rahatsızlıkları ve yüksek tansiyona sebeb olabilir. Bu nedenle bazik ağırlıklı besinlerle beslenmek gerekir ve bunlarin basında sebze ve kepekli ekmek gelir.
Kanın pH-değerinin 7,4 civarinda olmasi gerkirken, bağirsaklarda bu pH 5-7 arası olması gerkir, yani hafif asidik bir ortam olması gerekir. Bağısakflorasının en önemli faydalı bakterisi olan laktikasitbakterileri (sütasidibakterileri) ancak bu ortamda yaşayabilirler. Bagirsakflorasini oluşturan bakteriler lifli besinleri parcaliyarak yagasitlerine dönüştürürler, bu insan sağliği için cok önemlidir. Bağirsakforasi ayni zamanda B12 ve K2-Vitamini gibi önemli vitaminleride yaparlar. Bu ne demek, bu kişi sayet lifli besinler (sebzeler, meyveler ve kepekli un mamüleri) yemezse avitaminoza (vitaminyetersizliği) ortaya cikar.
Yanlış beslenme sonucu bağırsaklarda pH-7 civarına (nötür) veya hafif üstüne çikarsa, buda besinmaddelerinin sindirimi sırasında ortaya çıkan amonyumu (NH4+) amonyaka (NH3) dönüşmesi demektir. Amonyak nötür, yani positif veya negatif yüklü olmadığından kolaylıkla hücrelere sızar ve buradan kana karışır. Kandaki amonyak biyojen aminler ve mikropların salğıladığı zehirli gazlar ve zehirli alkoller'de karaçiğer tarafından arıtılır. Bu ise karaciğeri aşırı yorar vede asli görevini yapamaz, yanıi enzimler salğılıyamaz hale gelir. Bu durumun uzun sürmesi bağırsakflorasının bozulmasına vede daha çok artık madde ortaya çıkması demektir ve bu şeytan üçğeni bozulmaz ise bir çok hastalığa neden olur. Amonyak hücreler için tehlikeli bir zehirdir, amonyum ise bağırsakmukazasını temizleyici özeliklere sahiptir.
Bir diğer önemli faktör ise Mide aşırı katkı maddesi içeren besinler (konserveler, çikolata, keks vb.) ve soft içecekler (kola, fanta vb.) nedeniyle tahrip olur. Böylece zamanla çok kolay gastrit (mideiltihaplanması, midemukazası iltihaplanması oluşur. Bunedenle Mide yeterince intrinsic fakrorü (sialinasitli glukoprotein) salğılıyamaz. Intrinsic faktorü B12-Vitamini, Folikasit, Methionin ve minerallerin bağırsaklar tarafından absorbe (emilme) edilmesini sağlar. Yani nasılki diabet hastaları için insulin nekadar önemli ise besinlerin sindirilmesi içinde İntrinsic faktorüde o kadar önemlidir. İntrinsic faktorünün yetersizliği vitamin ve mineralyetersizliğine sebep olur. Neticede bir çok hastalık ortaya çıkar ve bunlardan bazıları: Allerji, derihastalıkları, sindirim organlarindaki rahatsızlıklar, vb hastalıklar ortaya çıkar. (Nhp 12.03.1722)
Doğal ilaçlarla asidoz, yani kanın asitlenmesi tedavi edilebilir. Bunların başında 1-)Gökçek İksiri, 2-) Lahana suyu 3-) Sander?e baziktuzu gelir, fakat bu kalıcı bir tedfavi değildir, sadece geçici olarak asidi düşürür. Kalıcı tedavi sadece Gökçek İksiri veLahana suyu ile mümkündür. Bu tuz eczanede özel hazırlanır ve birlesiminde 300g sodyumbikarbonat, 50g potosyumbikarbonat, 70g kalsiyumsitrat, 70g kalsiyumfosfat ve 10g magnesiyumsitrat?tan oluşur. Bu baziktuzdan yemekten önce bir yemek kaşığı bir bardak suda karıştırıldıktan sonra içilir. Su alırken asitlisu veya içecek (cola, fanta, gasoz) vede özelikle siyah çay asla içilmemelidir. Özelikle içme sularına karbonikasit (gazlı içeceklerin hepisinde mevcuttur.) katılmaktadır, bu ise sağlıklı değildir. Bunedenle naturel su içilmeli vede birleşiminde hidrojenkarbonat olanlar tercihedilmelidir.
2-) Asit-baz dengesini en iyi ZYE preparatları veya Gökçek İksiri dengelemede yardımcı olabilir. Bu asidoz?a doğru yönelen pH-değerini normala çevirir vede hertürlü mikrobu (bakteri, mantar, virus ve parazittler) zararsız halle getirir. Ayrıca aradoku ve muhazadaki (sümüksü icderi; midemukazası, bağirsakmukazası gibi) artık maddelerin dışarı atılmasını sağlar ve lenfbezelerini çalıştırır (nezleye bak). Ayrıca stres, aşırı çalısma temposuda vücudun asitlenmesine neden olur ve bu nedenle psikolojik rahatlama (izin yaprak veya meditasyonla) gereklidir.
3-) Pankreas zafiyeti nedeniyle Pankreasın yeterince bikarbont (H CO3-) salğılayaması sonucu ortaya çıkan asidoza karşı karbonat hapı (sodyumhidrojenkarbonat = Na HCO3) alınır.
Fitoterapi?de; ZYE preparatları veya Gökçek İksiri, Sander baziktuzu, Sodyumhidrojen karbonat (NaHCO3) (kisaca Karbonat?da denir.) Halkarasın?da; Sanader baziktozu, Sodyumhidrojenkarbonat (Karbonat)Yorum yap
-
CURUF'DAN ARINMA
Curuf'dan arınma, curuftan temizlenme:
Curuf kelimesi modern tıpta kulanılmamaktadır, fakat kelimenin almanca karşılığı Entschlackung Almanayada oldukca çok kulanılan kelimedir. Bilindiği gibi curuf maddenleri eritince ortaya çıkan saf maddenin yanında birde pislik yığını ortaya çıkar bu artık maddeye curuf veya cürüf denir. Alternatif Tıp?ta curuf?dan arınma metabolik değişimler sonucu ortaya çıkan artık maddelerden arınma anlaşılır. Curuftan arınma oruç tutma, terleme kürları, şifalı bitki çayları, tentürler ile olursada en kalıcı tedavi Gökçek İksiri ile mümkündür. Modern Tıpta buna yer verilmez ve böbrekler ve karaçiğer vücuttaki artık maddeleri (cüruf) dışarı atar denir ve ayrıca arınmaya gerek yok derler.
Vücudumuzda 100 trilyon hücredeki metabolik değişimler yani hücrede enerji oluşumu sırasında karbonikasit (H2CO3) çıkar ve ayrıca bazı besinler (et, peynir ve mamüleri) ve içecekler (siyah çay, kahve ve kola) vücudun asit oranını aşırı yükselir. Eritrosit-Hemoglobin tampon sistemi ve sodyumbikarbonat (NaHCO3)-karbonikasidi tampon sistemi ile vücudun aist-baz denğesi korunur. Karbonikasit ve laktikasit (sütasidi) su ve karbondiokside dönüşür ve buda böbrekler ve akciğer tarafından dışarı atılır. Dışarı atılamayan asitler mineraller tarafından tuza (asidik tuzlar, bazik tuzlar veya halojenik tuzlar, yemek tuzu değil) dönüştürülür, sonra doku, kas, eklem, deri ve bağdokularına CURUF şekline yerleşir (depolanır). Curuf dağınık veya aynı oranda kas, deri, deri altı, organ ve dokulara yerleştiği gibi yağbezi, kist, miyom veya siğil şeklinde de oluşabilir veya lenf bezelerinde aşırı şişkinlikler oluşabilir. Bu sürekli depolama hücre ve dokuların beslenmesini engeller. HCO3 + X (metal, ametal helogen, örneğin sodyum, klor, flor, kalsiyum, magnesiyum vb.)------>HCO2X oluşur. Ve bu CURUFTUR ve bu curufa ileride bakteri virüs ve mantarlar yerleşerek zehirli gazlar, zehirli alkoller ve hormona benzer biyojen aminler (örneğin alerjiye sebep olan histamin) üretirler. Vede sayısız hastalıkların merkezi oluşur.
İstanbul çöplüğe dönmüştü: Yıllar önce İstanbula gittiğimde Beldiye başkanı Nurettin Sözen'di ve belediye işçileri aylardır grev yaptığından istanbul'da park, bahçe, sokak ve caddelerinde höbek höbek çöp yığınları oluşmuştu. İnsanalar burunlarını tutarak hızla oradan uzaklaşmaya çalışıyorlardı. Bu mikrop yuvalarını çevredeki insanlar kendi imkanları ile yok etmeye çalışıyor, fakat o kadar çöpü yok etme imkanı olmadığından işyeri sahipleri bir biri ile münakaşa ediyorlardı ve hatta kavgalar oluyordu. İnsanlar bir birleri ile dükkanımın önüne çöp atarsın artamazsın vs diye kavga ediyorlardı. İşte vücudumuz'da da böyle çöp yığınları oluşur ve buna curuf denir. Ne kadar çöp o kadar hastalık. Sağlıklı insanlar (hastalar değil) sade ve temiz et'den haftada 1-2 defa az olmak şartı ile yiyebilir, fakat sucuk, salam ve sosis gibi et artıkları ve aşırı kimyasal katkı maddeleri içermesi nedeniyle hiç iyi değil yenmemesi gerek. Tabii en tehlikeli madde peyniri sağlıklı veya hasta çocuk veya yetişkin hiçbir kimsenin yememesi gerekeir, çünkü curuf'a sebep olur.
Zehir ve curufun farkı:
Zehir direkt ve aktif olarak tahribat yaparken, curuf metabolik değişimler sırasında ortya çıkan artık madde yoğunluğudur. Curuf ne zaman problem olur, şayet vücut artık tamamını dışarı atamıyorsa ve vücutta depolanıyorsa (kalç, göbek,ense, romatizma yumruları, lenfbezeleri, bağırsaklar, çürük dişdipleri, bağdokuları vs.) ve hatta bazılarının göbeği, bazılarının kalçası ve bazılarının ensesinde aşırı şişme olursa buradaki yağ tabaklarının arasıda curufla dolar. Bu demek değidirki curuf sadece obezlerde (şişman) olur. Zayıf insanlardada aynı oranda tehlike teşkiledebilir. Normal olarak sağlıklı insanın vücudu curufu (ölü hücreler, yağlar, metabolik değişimler sonu ortaya çıkan artık maddeler vs) ve zehiri dışarı atar. Tek taraflı sağlıksız beslenme özeliklede aşırı hayvansal besinler (et-peynir masalına bak), stres ve sigara, alkol ve kimyasal ilaçlar (özlikle antibiyotikler, kortizon, parasetamol vb) gibi aşırı yükleneme ve bu zehirin tamamen dışarı atılamaması nedniyle vücutta aşırı zehirli madde yoğunluğu oluşur ve burada mikroplar için çok uygun yuva oluşturur. Curuflara yerleşen bakteri, virüs ve mantarlar bağışıklık sistemi tarafından yokedilemez ve buradaki mikroplar sürekli zehirli gazlar, zehirli alkoller ve biyojen aminler üretir. Buda vücudun bütün dengelerini alt üsteder ve çok çeşitli hastalıkların ortya çıkmasına sebep olur.
Örneğin: Bağırsakalardaki zararlı bakteriler ve mantarlar aşırı miktarda metan gazı üretirler buda bazı kişi yellenince çok pis koku yayılmasına neden olur. Bazılarınında zehirli alkoller aşırı üretilir ve bu kişiler alkol içmedikleri halde ağızları alkol kokar. Bazılarındada aşırı histamin üretirler, bu histaminde her türlü allerjinin sebebidir. Doktora gittiğinizde o sizde aşırı histamin var ne yapalım, bunu denğelemek için size kortizon hapı veya iğnesi yapalım derler. Oysa salğı bezeleri veya ana hücreler (mast cell) tarafından kaç mikro, hatta nanogram hangi hormondan salğılanması gerektiği beyin (büyük şef) tarafından tayin edilir ve hipfiz gudesine emir verilir, oda böbreküstü bezeleri, tiriod, bezeleri testisler, yumurtalık vb organlara hangi hormanondan ne kadar üretilmeis gerektiği konusunda talimat verir ve hormon gerektiğince üretilir. Beki bağırsaklardaki zararlı bakteri ve mantarlar tarafından üretilen histamine karşı beyin tetbir alabilir mi? Hayır neden? Çünkü mantarlar ve zararlı bakteriler yabancıdır ve beynin konturol alanı dışındadır. Bu nedenle doktorların allerji hastasına kortizon yazması bir ömür boyu devam etmek zorundadır ve tedavi edici değildir. Çözüm: Mantarları ve zararlı bakterileri vucuttan arındırmak. Buda curufu yoketmekle mümkündür. Cürufta Gökçek İksiri ile yok olur, baka bir yolu yok. Bizim yaptığımız iş sivrisinek öldürmek değil bataklığı kurutmaktır.
Et ve Peynir gibi ağır hayavansal besinler vücudun asitlenmesine neden olur, asitenen vücudu arıtmak için genelikle çeşitli ilaçalar alınır. Bunlar içinde en etkili olanı Gökçek İksiridir. Fakat sağlıklı beslenip vücudu aşırı yormamak ve curuf oluşmasına imkana vermemek gerekir. Curuf oluşmuşsa bunu yok etmek gerekir buda anacak Gökçek İksiri ile mümkündür. Curuf vücuttan atılmazsa ne olur? Damarlar, lenf bezeleri ve damarları, organlar, bağdokuları, çürük dişdipleri, çene ve eklemelerde yoğunlaşır (depolanır). Curuf birikintilerine yerleşen mikroplarda kendilerine daha kolay faliyet alanı oluştururlar. Böylece romatizma, gut hastalığı, her türlü iltihaplı hastalıklar, lenf bezelerinde şişme, damarlarda yağlanma, dokularda asitlenme ve tıkanamaya sebe olur. Bunedenlede hücrelere besleyici maddeler (vitaminler, mineraller, aminositler, glukozlar vb) ve oksijen yeterince giremez.
Curuf arteriyoskleroz yani damar sertliği ve yağlanamasına sebep olur. Arteriyo skleroz 20 yaşındakilerde bile görülebilir, çünkü günümüzde gençler genelikle besin değeri olmayan fast foodla (Mc Donalds ve Burger King gibi) beslenmekteler ve soft içecek denilen cola ve fanta gibi aşırı şekerli içecekler içmekteler. Damar sertliği beyin-, kalp-, iskelet kasları-, ve cinsel organlarda fonksiyon yetersizliklerine sebep olur. Kanda kolesterolun görülmesi çok sonra ortya çıkar, kolesterol önce dokularda, eklemelerde, damarlarda yoğunlaşır sonrada kanada görüğkmeye başlar. Tedavisi sağlıklı beslenme, oruç tutma ve Gökçek İksiri ile mümkündür. Curuf olşmuşsa mutlaka Gökçek İksiri gerekir, çünkü Gökçek İksiri curufu eritir ve burda yuvalanan bakteri, virüs ve mantarlar ortada kaalır ve bunuda bağışıklık sistemi yokeder.Yorum yap
-
Haberler:
Burada adı geçen bitkilerin bir kısmının etkili olduğu iddia edilmekte ve bir kımının etkisi Üniversite kliniklerinde yapılan araştırmalarla ispatlanmıştır. Bende burada adı geçen bitkilerin etkilerini açıklamakla kendimi görevli hissediyorum (sifalı bitkilere bak). Bitkilerin Türkce, latince ve almanca isimlerini için ise bitki sözlüğünde bulabilirsiniz.
1-) Konsentre zafiyerine karşı, Gökçek İksiri, Ginseng iyi gelir. Fakat Ginseng Almanyada 100'e yakın firma ginseng'den şurup, hap, kapsül, tentür ve benzeri ürünler üretmekteler. Bunlardan sadece iki tanesininin kulanaımı tavsiyeedilebilir. Diğerleri sadece tatlandırıcı ve renk verici maddeler içerirler. Tabiiki hiçbir tesiride olmaz. Gökçek İksiri kalıcı olarak iyileşme sağlar.
2-) Zayıflatıcı olduğu idea edilen oolong çayı nedir? Oolong Japon'ya ve Çin'de siyah çayın fermantasyonunun yarıda bırakılmış şeklidir. Oolong siyah çayla yeşil (green tea) çay arası bir çaydır ve özelikleri siyah çayla hemen hemen aynıdır. Bu çayı zayıflatıcı özeliklerini olduğunu söylüyerek milleti gazetelerde ilanlar vererek insanları dolandırmak doğru değildir. Gökçek İksiri zayıflamak için en idel doğal üründür.
3-) Allerji?ye karşı çörekle yapılan tedavidenemelei sonucu bu bitkinin etkisi ispatlanmıştır, özeliklede baharnezlesine karşı etkilidir, fakat kulanmayı bıraktığınız an rahatsızlıkalar yeniden başlar. Ben bu nedenle 7 ay çörek çayı içmek zorunda kaldım ve sonunda Aloxi'yi geliştirerek hem allerji hemde gastrite karşı dendim ve iyi geldi ve geliştirerek Gökçek ismini verdim.
4-) Avitaminoz yani vitaminyetersiyliğinin bir diğer ismidir. Avitaminoz, mineralyetersizliği, sindirim rahatsızlıklarından; kronik kabızlık, kalın bağırsak iltihaplanması ve divertiküle (bağırsaklarda oluşan körkese) karşı kepekli un mamülerinin (ekmek, makarna vb. ) etili olduğu yapılan araştırmalarla ispatlanmıştır. Gökçek İksiri ve Kepekli mamüleri etkilidir.
5-) Basuru tedavi etmek oldukca kolaydır, bu bitkisel bir çayharmanı veya fitille veyahutta damlama ile mümkündür. Basura karsi en etkili bitki çobanotudur. Gökçek İksiri ve çobançantasıotu etkilidir.
6-) Bronşit'e karşı A. Itırıköküekstresi veya tentürü üni. kliniklerinde yapılan araştırmalarla etkisi ispatlanmıştır. Bu bitki Türkiyede yetişmiyor, bunedenle bitki preparatlarını aktarlarda veya eczanelerde bulamazsınız. Gökçek İksiri ve A.Itırkökü etkilidir.
7-) Böbrek taş, kum ve iltihaplarına karşi A. A. Basakotu ile tedavi etmek mümkündür ve sadece çayını içmek yeterlidir. Bu bitkinin etkisi Üniversite kliniklerinde binlerce hasta üzerinde yapılan tedavi denemeleri ile ispatlanmıstır. Bu bitki Türkiyede yetişmiyor, bunedenle aktarlarda veya eczanelerde bulamazsınız. Bu bitkiyi istediğinizde size Altınotu verirler, bunun ise böyle bir etkisi yoktur. Gökçek İksiri ve Altınbaşakotu etkilidir.
8-) Cinselikdidarsizliğa karşı damiana'nın etili olduğu ileri sürülmektedir, oysa bu bitki ile henüz hiçbir ciddi araştırma yapılmamıştır. Bende bu bitkiyi Frankfurt üniversitesiniden alarak yetiştirdim vede tetürünü yaptım, fakat hiçbir etkisini tesbit edemedim. Oysa çakşırkökü, kılıçotu (oldukca uzunsüre kulanildiginda) veya ladenotu bu tür rahatsızlıklara karşı oldukca etkilidirler. Gökçek İksiri ve Çakşırkökü etkilidir.
9-) Depresyon sinirlilik, stres ve benzeri sinirsel ve ruhsal rahatsızlıklara karşı Kilicotu en etkili olan sifali bitkidir. Bu biki ile yüzlerce üni. Kliniklerinde tedavi denemeleriyapılmıştır ve hepiside çok olumlu neticeler vermıştır. Kilicotunun bilinen 400 türü mevcut olup bunlardan sadece biri etkilidir. Gökçek İksiri ve kılıçotu etkilidir.
10-) Dermansızlık şayet avitaminoz (hastalıklara bak) nedeniyle ise kuşburnu veya limon (kabuğu daha etkilidir), yaşlılık nedeniyle ortaya çıkan dermansızlığa karşı ise ginseng demireksikliği nedeniyle ise çemen (Şifalı Bitkiler'de) ve sindirimzafiyeti nedeniyle ise nişadir kulanılır. Gökçek İksiri, çünkü iksir vücudu temizler ve bağırsak florasını düzenler.
11-) Gözrahatızlıklarınına karşı yaban mersinin etkisi İngiltere ve Almanyada yapılan araştırmalarla ispatlanmıştır, fakat Türkiyede yaban mersini derseniz mersin ve çoban üzümü (bitkinin diğer ismi) isterseniz kuş üzümü anlaşılmaktadır. Türkiyede yetişmesine rağmen bilinmemektedir. Gökçek İksiri ve Gözotu etkilidir.
12-) Gripe karşı kipriotundan elde edilen tentürler çok etkilidir ve üni. Kliniklerince yapılan araştırmalarla etkisi ispatlanmıştır. Bu bitki Türkiyede bilinmiyor, bunedenle bitki preparatlarını aktarlarda veya eczanelerde bulamazsınız. Gökçek İksiri ve Kipriotu etkilidir.
13-) Hararet yazın en sıcak aylarinda bile sıcağın etkisin pek hissetmeden atlatmak mümkündür. Hararete karşı adaçayı, atkuyruguotu ve zufaotu kulanılır. Adaçayı adı Türkiyede cok duyulsada Hakiki Adaçayı yerne yüksük adaçayı (Salvia sideritis) veya dalli adaçayı (Salvia triloba) satılmaktadır. Bu bitkilerin ise böyle bir özeligi mevcut değildir. Türkiyede 83 adaçayı türü yetişir. Gökçek İksiri kalıcı iyileşme sağlar.
14-) Menopoz sırasındaki rahatsızlıklara karşı günümüzde östojenli hormon ilaçları kulanılmakta ve buda kasere sebep olmaktadır. ABD'de yapılan son arastirmalarda kimyasal ilacların %43 lere varan oranda kansere sebep olduğu tesbitedilmiştir. Oysa Kadınkökünden elde edilen damlama ve haplarin hiç bir yantesiri yoktur vede dahada etkilidir. Bu bitkinin etkisi Üniversite kliniklerinde binlerce hasta üzerinde yapılan tedavi denemeleri ile ispatlanmiştir. Bu bitki Türkiyede yetişmiyor, bunedenle bitki preparatlarını aktarlarda veya eczanelerde bulamazsınız.
15-) Kalp rahatsızlıklarına karşı Alıç en etili bitkidır, fakat hangi alıç Türkiyede 90 ve dünyada 900 bilinen alıç türü mevcuttur. Bunlardan sadece loplu ve dişli alıçlar etkilidir. Bazende sade çayı yeterli olmayabilir. Bu gibi durumlarda preparatları gereklidir. Bu bitki Türkiyede bilinmiyor, bunedenle bitki preparatlarını aktarlarda veya eczanelerde bulamazsınız. Gökçek İksiri kalp ve damarlar için en ideal üründür, buda bağırsak florasını yeniler.
16-) Kansere karşı etkili olduğu idia edilen bir çok bitki mevcuttur ve bunların başında TahitianNoni, papaya (meyvesi değil), sefaçiçeği, ısırganotu, civanpercemiotu, S.yoğurtotu, lapaho, porsukağacı ve ökseotu gelir. Bunlardan ökseotu-, porsukağacı-, ve papayadrogaları ile üni. Kliniklerinde yapılan araştırmalar sonucu doğal veya yarı doğal preparatlar elde edilmiştir vede kulanılmaktadır. Porsukağacından elde edilen preparat çok pahalı olduğundan pek yaygın kulanılamamaktadır. Gökçek İksiri daha etkilidir.
17-) Kabızlığa karşı en etkili bitkiler simameki ve ketendir, fakat akut kabızlığa karşı sinameki vede kronik kabızlığa karşı ise keten daha etkilidir. Bu iki bitkininde etkisi üni. kliniklerinde yapılan araştırmalarla ispatlanmıştır.Geniş bilgi için ketene bak. Sinameki, keten tohumu ve Gökçek İksiri daha etkilidir.
18-) Karaciğer zehirlenmesine karşı en etkkili bitki D. totumundan elde edilen doğal ilaçlardır ve bu bitkinin etkiside ispatlanmıştır. Gökçek İksiri, Devedikeni tohum ekstraktı, Gökçek İksiri etkilidir.
19-) Kolesterol, lipid, trigliserid gibi yağların ve şekerin (glukoz) kanda ve dokularda artmasına karşı çemenin etkisi üni. kliniklerinde yapılan araştırmalarla ispatlanmıştır. Bu konuda geniş bilği için çemen?e bak. Gökçek İksiri en etkili üründür.
20-) Konsantrasyonzafiyeti ve dermansızlığa karşı kuşburnu, limonkabuğu, ginseg, çemen veya gikngo etkilidir, fakat rahatsızlığın teşhisinden sonra hangi bitkinin uygun geleceği anlaşılabilir. Gökçek İksiri kalıcı tedavi yöntemidir. Kılıçotu ve Ginseng'de etkilidir.
21-) Mantarlar ayakmantarlarına karşı sinirliot (sinirotu değil) sarğısı veya banyosu veyahutta melaeteryağı etkilidir, fakat melaeteryağı Türkiyede yetişmiyor, bunedenle bitki preparatlarını aktarlarda veya eczanelerde bulamazsınız. Gökçek İksiri etkilidir.
22-) Prostatrahatsızlıkları; deyince akla prostat şişmesi ve iltihaplanması gelir ve bu rahatsızlığa karşı oldukca etkili doğal ilaçlar mevcuttur. Bunların başında ısırgankökü, meragülü, kabakçekirdeğini sayabiliriz. Gökçek İksiri, Isırgankökü ve sabal etkilidir.
23-) Romatizma artık çok basit tedavi edilebiliyor. Her tür romatizma, bunların başında artroz, artrit, poliartirt ve kasromatizmasi gibi rahatsızlıkları sayabiliriz. Üniversite kliniklerinde çeşitli romatizma rahatsızlıkları olan 15.000 hasta üzerinde yapılan tedavi denemeleri ile bu ispatlanmıştır. Bu bitki Türkiyede yetişmiyor, bunedenle aktarlarda veza eczanelerde bulamazsınz. Bitkinin ismi A. Harpadir ve sadece çayı içilirse daha etkilidir. Gökçek İksiri, Harpa, Isırsanotu ve Akhuş yağrağı etkilidir.
24-) Sedefhastalığı artık çile olmaktan çıktı başta A. Mahonkökü ve birkaç bitkiden eldeedilen tentürle ve merhemle bu rahatsızlık tedavi edilmektedir. Bu bitkinin etkisi Üniversite kliniklerinde binlerce hasta üzerinde yapılan tedavi denemeleri ile ispatlanmiştir. Bu bitki Türkiyede yetişmiyor, bunedenle aktarlarda veya eczanelerde bulamazsınız. Gökçek İksiri ve Mahon etkilidir.
25-) Sinüzite karşı etkili bitkiler mevcuttur, özeliklede bunların başında H. Kekik gelir. Türkiyede kekik adı altında lilakekigi (Thyian capitatus =Basakkekik =Ege Kekigi), karakekik (Thymus spicata = Toros Kekigi) ve hatta güveotu satılmaktadır. Kekiksusyu suriye güveotundan (Origanum syriacum)elde edilmektedir. Türkiyede 52 kekik türü mevcuttur ve hiçbiri hakiki kekik değerinde değildir. Gökçek İksiri ve A.Itırkökü etkilidir.
26-) Şişkinlik bu rahatsılık bağırsak mantarları (bağırsakflorasına bak) nedeniyle ise Gökçek İksiri veya hintbaklasının özel preparatı, hazımsızlık nedeniyle ise rezene, kimyon, anason, kakule veya papatya kulanılır. Gökçek İksiri, Kimyon, Rezene, Anason, Kakule ve kefir etkilidir. En etkili ürün Gökçek İksiridir.Yorum yap
-
Hocam neden bazıları şifalı bitkileri böyle fahiş fiyata satıyorlar.Ben Ömer Çoşkuna gittim bana iki boşet çay verdi 1500 tl üçret talep etti, bu doğru mu sizce
Tabii ki doğru değil fakat günümüzde insanlar malesef para için herşeyi yapabiliyorlar.Bana göre insan dünyanın en zengini de olsa birgün ölecek ve ahirete hiçbir şey götüremiyecek herşeyi burda kalacak.Götürebileceği tek şey yaptığı iyilikler ve aldığı dualardır.Peygamber efendimiz Hz. Hatice ile evlendiğinde Hz. Hatice çok zengindi bütün servetini insanlar için harcadı.Peygamber efendimiz vefat ettiğinde sadece bir hırkası ardı.Hz. Ebubekir müsliman olduğunda çok çok zengindi vefat ettiğinde hiçbir şeyi yoktu bütün servetini insanlar için harcadı.Günümüzde ki müslimanlarsa elindeki dağıtmayı boşverin devletin malını çalarak veya diğer insanların malını çalarak köşe dönmece oynamaktalar sonlarını Allah hayır getire.Şimdi herkesin tanıdığı kendini bitki uzmanı olarak lanse eden doç. etkisiz ürünlerini maliyetinin 30 katı fazlasına satıyor.Artı teelvizyona gidiyor.Benim bir ürünüm var ben size vereyim satın bana 20 tl verin yeter gerisi yani 89 tl size diyor.Televizyon şirketleri hemen ürünü alıyor ve reklamını yaprak satıyorlar çünkü kazanç payı çok yükse onlar bunun dini, insani boyutu ve sağlık boyutunu düşünmüyorlar yeterki para gelsin.Allah açgözlü insanların şerinden insanları korusun.Maliyeti 2,5 tl olan bir hapı 109 tl ye bu zat satıyor, hemde 40-50 tv kanalında.Artı üretim izni yok, bu nasıl oluyor bunudan alamıyorum.Almanya'dan beni arayan bir zat onları arıyacağına yanlışlıkla beni aramış iki defa bu cinsel güçü artırıcı oldu söylenen hapları kullanmaktan az kalsın ölecekmiş ve hastaneye acil yetiştirmişler.
Hikayelerim:Burada hikayenin işi nedir diyeceksiniz yaşadığımı bazı ilginç olayları anlatacağım, özeliklede Lokman Hekimlik maskesi ile üç kuruş için milletin sağlığını tehlikeye atanlardan ve dolandıranlardan bahsedeceğim. İsimleri ve yaşadıkları yer hakında fazla bilgi vermeyeceğim.
1-) Gökçek İksir değil başka iksir: Üsküdar'dan beni arayan bir vatandaş abi senin iksir dediğin şey içemedim valla midem deliniyordu bu ney ya böyle dedi.Bende sordum nerden aldın nasıl bir şey üzerinde ne yazıyor diye.Hayat İksiri diye bir iksir üreten bir aktar varmış bizi taklit etmiş.Burada Gökçek İksiri'nin birleşiminde şu şu bitkiler var diye yazıyorum.Buna bakarak o da iksir yapmış, oysa ki bu bitkilerin bazıları Gökçek İksirin içinde nano gram oranında bazıları ise 100-200 gram oranında bulunur.Şimdi beni arayan vatandaş bu iksir neden bu kadar kötü midemizi yaktı nerdeyse midem delinecek zannetim diyor.Öğreniyorum ki biri taklit etmiş Üsküdar'da ki bu vatandaş milletin midesini delcek sahte iksir üretmiş.Ama insan ne aldığına nerden aldığına dikkat etmez mi?İksir diyince aklına Gökçek İksir geliyor.Üzerinde ne yazdığına bakmıyor.Bizi taklit eden çok kişi var.Bu nedenle şube vermiyoruz.Herkes böyle sahte iksirler den şikayetci.Bana şubeniz var mı diyorlar.Hayır yok.Ve asla taklidini alıp sağlığınızla oynamayın.Çeşitli isimler adında üretilen sahte iksirler den kaçının.Sahte iksir kullanıp da kötüleşenler var.Lütfen dikkat.Bizim Gökçek iksirin içinde mideyi kuvvetlendirici ve koruyucu şifalı bitkiler var ve bu nedenle mide ve bağırsak rahatsızlıklarına karşı da kullanılır.Eğer mide ve bağırsak rahatsızlıkları çok ağırsa o zaman Gökçek Tonik gerekir.
2-) Beşi bir yerde zayıflama çayı oldukca saçma bir formüldür ve bu görüşü ortaya atan cahil biri olsa neyse?
a.) Yeşil çay 5 dakikadan daha uzun süre demlenirse fayda yerine zarar veririr, çünkü birleşimindeki taninler deme geçer ve buda bağırsak mukozasını kurutur ve besinlerdeki vitaminler, mineraller ve enzimlerin absorbesini önler.
b.) Funda, bu bitki sadece 5. sınıf bitki hakkında hiçbir araştırma yapılmamıştır, ne klinik, ne komisyon e, ne homöopatlar vede nede aroma terapotistler tarafından arştırma yapılmıştır.
c.) Mate çayı hakkındada hiçbir araştırma yapılmamıştır ve sadece 5.sınıf bir bitkidir.
d.Bibreiye hakkındada klinik arştırma yapılmamıştır fakat komisyon e tarafından yayınlanan monografi bildirisine göre: sindirim rahatsızlıkları ve kan dolaşımına karşı etkilidir, ama asla zayıflatıcı değildir.
e.) Kekik hakkında klinik arştırmalar yapılmıştır: Yani ağız-boğaz iltihaplanması, bademcik iltihaplanması, orta kulak iltihaplanması, hazımsızlık, şişkinlik ve bağırsak mantarlarına karşı kullanılır. Kekik yağı antibiyotik, virüstatik (virüsleri öldürücü) ve antimikozit (mantarları öldürücü)'dir.Fakat hakiki kekik olması şartı ile Türkiyede bu kekiği bulmak ise imkansız.Evet bu bitkide zayıflatıcı değil, o halde bu beş birkiden hangisi zayıflatıcı.Böyle etkisi bir formülü ortaya atan olsa olsa kim olabilir.
Mate çayı üzerine yazılanlar bir masaldan ibrettir.Gerçekle ilgisi yoktur.Ondan daha etkili bitkiler varken bazıları çıkıp bu bitki şu şu özeliklere sahip diyorlar.Mate birinci, iksinci, üçüncü ve daha dördüncü sınıf bile bir şifalı bitki sayılmaz.Birinci sınıf şifalı bitkiler klinik araştırmaları ile etkisi % 100 ispatlanmış şifalı bitkilerdir.2. sınıf şifalı bitkiler ise komisyon e trafından hakkında monografi yayınlanmış şifalı bitkilerdir.3. sınıf şifalı bitkiler homöopati uzmaları tarafında tentürü yapılıp tedavi denemeleri yapılan şifalı bitkilerdir.4. sınıf şifalı bitkiler ise aromaterapotisler tarafından eterik yağları yapılıp tedavi denemeleri yapılan şifalı bitkilerdir.Peki Mate hangi sınıf şifalı bitkiler gurubuna dahildir.Hiçbirine dahil değildir.Aynı şekilde funda içinde bu geçerlidir.Bazı uyanıklar çıkıyor beşi bir yerde bu bitkiler işte zayıflatır diyorlar.Öncelikle kekik ve biberiye zayıflatma kilo aldırabilirler çünkü iştah açıcıdır.Ama biz masalcı bir milletiz ilmi verilere değil masalllara inanınıırz.Hadi hayırlısı beşi bir yerde ila zayıflayan kaç kişi var.Bugün buraya gelen bir bayan aylardır bu çayı içiyorum gram zayıflamdım dedi.Benim Almanyadan tanıdığım bir aşcı var ismi Siberst bu iyi bir insan (Almanların çoğu ırkcı ama bu öyle değil) ben onu tanıdığımda 1988 de 90 kg geliyordu.Aradan yılar geçti ve bu 2007 de tam 180 kg geliyordu.Bu kişinin iki özeliği vardı.Bir hergün düzenli mate çayı içmek iki okumak şişmanlayınca okumayı bıraktı, çünkü birçok hastalığa yakalandı.Mate etkili bir bitki olsa idi bu kişiye etki ederdi. http://bitkiara.com/showthread.php?p=6980#post6980
a-) İzmir'den Mehmet beyin 7 yaşındaki kızı lösemi hastası ve bu Herbalist yüzkarası 700 ytl lik bir bitki özü gönderiyor. Arkasındanda hastayı iyileştirdim diye sitesinde reklam yapıyor. Çocukta herhangi bir değişim olmadığı halde. Küçük kız çocuğunun bağırsakalarıda çalışmadığından dışarıda torbaya bağlı. Gökçek İksiri ve Gökçek Tonik kulanmaya başladıktan sonra bağırsakarı çalışmaya (peristalik) başlamıştır. Babası ile görüştüğümde Allaha Şükürler olsun diyordu.
b-) Diyarbakır'da polis olarak görev yapan A..... ...... hasta olan babası için çok meşhur Her... ismi ile meşhur kişiden tedavi için ilaç istiyor. Babasını iyileştirevceğini söyleyen bu vatandaş 2500 € (avro) istiyor. Bir memur ne kazanır bilirsiniz, kredi çekerek ilaçı alıyor. Gönderilen ilaç bir kaç şifalı bitki karışımından oluşan bir çay harmanı ve meyan kökünden oluşan bir şurup. Peki faydası oluyormu tabii ki hayır. Bu meşhur herbalist 1.000-10.000 avro ödeyen çok hasta var.
c-) Polikistik over sendromu yaşayan Ayşe hanıma ben rahatsızlığınızı tedavi ederim diyor ve 2000 €'sunu alıyor ve bir kaç bitki paketi gönderiyor. Netice nedir bir hiç. Ve bu bayan gönderdiği paralaramı yansın yoksa urmutlarını bağladı Alternatif tıpın bir şarlatan tarafından yokedilmesinemi yansın. Oysa Marburg Üniveristesi kadın doktorlarının kısır artık dediği ve çocuk yapabilmelerinin imkansız olduğunu beyan ettiği 33 bayan Hayıtla normal yollarla hamile kalmışlardır.
d-) Beyin atardamarları tıkanan Haluk beyin babasını doktorları amaliyat eder. Aslında bu amaliyatın yapılmaması gerek, çünkü beyne kaçan pıhtı beyin kanamasına neden olur ve nitekimde beyin kanamasından felç olmuş adamcağız. Doktorları tıpın yapabileceği bir şey yok derler. Onlarda bu meşhur ve meşhum herbalisti bulurlar adam 10.000 € ister ve tedavi edeceğini söyler. Yaptığı iş ne idiği belirsiz çay karışımını göndermek. Netice hasta için sıfır, kendisi için 10.000€ dolandırıcılık vakasıdır. Aynı şekilde beyin atar damarı tıkanan aileme doktorları amaliyat edemeyiz, çünkü beyin kanamasına sebep olabilir dediler. Ailem daha önce tadı acı diye içmek istemediği Gökçek İksirini içmek zorunda kaldı. Beyin atar damarı % 85 tıkalı idi, 4. haftada % 15'e indi ve ailem iyileştim ve bunun tadı acı diye tedaviyi yarım bıraktı.
e-) Mide ve bağırsak rahatsılıkları olan yaşlı teyzeye bir takım çay harmanları vermiş bu meşhur herbalist ve göndermiş. Hastanın durumunda herhangi bir değişim olmamış. Beni aradı ve szin bu adamla bağlantınız var mı diye, bende yok onu tanımam deyince beni dolandırdı çok paramı aldı. Çok yalancı bir insanmış diye bana yarım saat dert yandı. Ben artı bu dert dinlemekten osandım. Bu adamın mağdur ettiği kişilerin toplanıp bir dernek kurmalarını ve birlikte hareket etmelerini tavsiyeederim. Benim bu herbalist zedelere söylüyeceğim bu kadar.
f-) Beni bugün (4.02.2007) Herbalist vatandaşlardan birini daha dolandırmış. Prostat ve mide ülseri olan Musa bey İzmirden aradı ve 2 paket çay için 800 ytl ödediğini fakat hiçbir faydasını görmediğini anlatı ve dolandırıldığın söyledi. Vatandaş prostat rahasızlığı sebebiyle günde 7-8 defa küçük abdest için tuvalette gidiyor.
g-) selamün aleyküm, sayfanızdaki hikayelerim kısmını okudum.. benimde kolon kanseri olan babam var, şu an hala kürlerine devam ediyor. fakat bu hastalık için tam olarak geçmediği geçmiş gibi gözükse bile daha sonra tekrar ve başka bir şekilde ortaya çıktığını okudum ve de duydum. bu www........ adlı sitede araştırma yaptım. Herbalist ait olan bu siteyle ilgili görüşlerinizi almak istiyorum. yapmış olduğumuz görüşmede 2500 $ (2 ay için), 6 aylık bir tedavi paketi öngördüler, 2 aylık periyotlar halinde toplam 7500 $. kanser türlerinde % 50 - 70 oranındaa başarı elde ettiklerini söylüyorlar. bir bitki bilimci olarak sizinde görüşlerinizi almak istiyorum. cevaplarınızı bekliyorum. şimdiden teşekkürler ve hayırlı akşamlar, iyi çalışmalar. adem ..........Evet bu vatandaşımızı malum doladırıcı nasıl dolandırmak istiyor bakın.
h-) Ayşe.......... isimli hasta'dan '' 21 yaşındayım allerjim var, tıbben şifa bulamadım hastalığım beni çok rahatsız ediyor ev tozları ve polenler neden oluyor sizden yardım bekliyorum daha önce her... bir bey bazı ot karışımlarından çok pahalıya sattı parasal nedenlerden devam etmedim zaten o beyde bu işi ticarete dökmüş hiç yardımcı olmadı sizinden yardım bekliyorum.'' Evet Ayşe hanım böyle diyor. Her... beyefendi vatandaşın parasını aldıktan sonra ilgilenmiyor bile, işi çarpana kadar.
4-) Kanser uzmanı olduğunu söyleyen bir zat beni aradı 23.12.2007 tarihinde ve birlikte çalışalım dedi ve bir çok insanı tedavi ettiğini söyledi. Belkide doğrudur söyledikleri diye üşenmeden 500km uzaktaki bu vatandaşın yanına gittim.Kansere karşı elinde bir değil bir çok şifalı bitki olduğunu söyleyen vatandaş tek bitki ile mide kanserini, ve yine tek bir bitki ile akciğer kanserini ve yine tek bitki ile prostat kanserini vs iyileştirdiğini söylüyordu.Doğrusu hayretler içinde kaldım.Dünyanın en büyük kanser araştırmalar merkezi New York da olup burada 3500 bitki üzerinde arama tarama yapıldıktan sonra Pasifik Porsuk ağacında bir etki maddesi keşfedilmiştir bu etki maddesi TAXOL olup bu maddeyi laboratuar imkanlarında geliştirmak ve üretilebilir hale getirmek için tam 34 yıl bu enstitü tarafından çalışma yapılmıştır.Ve taxol elde edilmiştir taxol içerikli kanser ilaçları birincisi çok pahalı ikincisi çok yantesiri olması ve üçüncüsü her kanser türüne cevap vermemesi nedeniyle yaygın olarak kulanılmamaktadır.Ama bizim Şer... ağa öyle bir buluş yağmıştır ki adama bin maşallah her kanser türüne karşı bir bitki bulmuştur vede kesin çözümdür 3-4 ayda hemen insanlar iyileşmektedir.Dağdan topladığı ve adını dahi bilmediği bitkiyi kaynatarak bir su elde etmekte ve vatandaştan 1.500 ytl para istemekte maliyeti 5 ytl bile olmayan bu bitki için.Neden maliyeti bu kadar yüksek ben Avrupadan getirtiyorum burada bulunmayan şifalı bitkileri ve 500 gramı 25 ytl dediğimde.Sizin yaptığınız akılı bir davranış değil fiyatı yükseltin değeriniz artar.Vatandaş pahalı ise değer verir ucuz olunca değeri olmaz diyor. Sonrada namaz vakti gelince de dindar insanmış gibi insanların önüne geçip namaz kıldırmaktadır.Avrupada ki son 200 yıl içinde yapılan araştırmlar da kansere karşı kulanılan şifalı bitkiler beli en çok 5-6 bitki kulanılmıştır.Gökçek Kanser çayıda bu bitkilerden oluşmaktadır ve 500 gramının fiyatıda 25 ytl'dir.4a-) Buda meşhur doçent beye aittir. Bu bey ise son zamanlarda bek çok tv kanalarında sıkca görünen bir doktor, anatomi üzerine bilgisine bir diyeceğimiz yok ama, şifalı bitliler konusundaki bilgileri sınırlı. Ve kansere çare bulduğunu söyleyen meşhur bir doktor'dan bahsedince kimiş diye merak ettim ve baktım. Bu doktor istanbuldaki doktor gibi kara cahil değil, ama şifalı bitkiler konusundaki bilgiside sadece ve sadece bu konuya vakıf olmayanları inandırabilecek kadar. Ben tv deki programına bakarken altınotunu altınbaşakotu diye özeliklerini analatıyordu. 2-3 gün sonra ise yine tv kanalında konuşuyordu ve dikkat ettiğimde mersin yaprğının göz için ideal bir şifalı bitki olduğunu söylüyorduki bu doğru bilgi değil. Yani iki defa baktım 2 önmeli hattasını gördü. Konun uzmanı olsa idi böyle çok büyük hatta yapmazdı. Neyse şimdilik derin bir bilgiye sahip olmadığını gördüm, birde modern araştımalarla elde edilen bilgilerle eski bilgileri karştırmasa iyi olur.
5b-) Evet bu doçent ünvanlı vatandaş hakkında şifalı bitkiler hakkında derin bilgisi yok ama iyi niyetli demiştim, yani aradan bir hafta geçti (12.02.2007). Bu şahıs hakkında yukarıda yazdıklarıma pişman ettirdi ve adeta dolandırıcı olduğunu oda ilan etti. TV ler çıkıp para almıyorum diyen şahıs benim bir yakınımdan 1000 ytl almış tabii hastayı göremden hastalığını sanal olarak teşhiseder. Verdiği ilaç iki paket çay harmanı aldığı para 1000 ytl. Bu diğerlerinden farklı şarlatana benzemiyor demiştim. Yanılmak istemiştim, bu defa iyi niyetli birbiri olsun istemiştim adeta ve hakkında olumlu yazı yazmıştım. Bu doçent dr. ünvanlı ile dolandırıcı herbalist lakablı şahıs arasında ne fark var? Kocaman bir HİÇ, biri ünvanlı diğeri ünvansız dolandırıcı.
5c-) Doçent beyimiz annesi kanser hastası olan Meliha hanımdan tedavi ücreti olarak ayada 130 ytl istiyor ve bunun en az 12 ay süreceğini söylüyor. Ve hastanın durmunun hiçsormuyor. Sadece alacağı parayı düşünüyor. Fakat tv lere çıkıncada ben bu işden para almıyorum diyor. Gerçi Çukurova Üni. Rektörü bnu kişinin şarlatan olduğunu hiçbir bilgisi olmadığı halde fitoterapi'de bilgi sahibiymiş gibi insanları dolandırdığını söyledi. Bu doçentimizin evrakta sahtecilik suçuda işin bir başka yüzü. TV ler çıkıp para almıyorum demesi, fakat ilk fırsatta astonomik üçretler talep etmesi normal değil. Çay harmanlarından 500 gramının fiyatı 20-25 ytl olması gerek, bundan fazlası dolandırıcılıktır.
6-) Türkiyede'de doktorların artık Alternatif-Tıpa değer vermeleri güzel bir gelişme ama bunlar arasındada şifalı bitkileri tanımadığı halde tanıyormuş gibi bilgiçlik taslayan şarlatanlar var. Bunlardan biri İstanbul'da bir doktor bir aktar açmış seninle birlikte çalışalım diye haber göndermiş, görüşeye gittim. Ben orada oturken bir kaç hasta geldi ve sıkıntılarını söylediler ve onlara şu şu bitki iyi gelir diyerek bazı şifalı bitkileri karıştırp hasatalara verdi. Verdiği şifalı bitkilere baktım konuyla hiç ilgidsi olmayan vede çoğu Üni. kliniklerince etkisi ispatlanmamış bitkilerdi. Doktorun işi bilmediğini fakat biliyormuş gibi numara yaptığıı gördüm ve çok üzüldüm. Bir doktorun hokman hekim kisveli şarlatanlardan daha tehlikeli olabileceğinide gördüm.
6-) Dördüncü ise Prof. Dr. Şifalı bitkilerlerden bir haber ama sanki çok iyi bir uzmanmış gibi havalı, allah vardım etsin. Adam konuşmaya başlyınca her konuda herşeyi benbilirim diyor adeta. Prof ya. Herşeyi bildiği idea eden hiç birşey bilmiyor demektir. Bu zatta Almanyadaki Türk tv'lerde boy gösteriyor. İşi bilen olmadığından iyi atıyor veselam.
7-) Yıllar önce Frankfurt Üniversitesinin Botanik bahçesinde şifalı bitkilerin fotograflarını çekerken orada çalısan bir Türkle tanıştım. Bana neden sürekli buraya geliyorsun buradaki bitkilerin fotograflarını çekiyorsun ve araştırıyorsun. Türkiyede bir muhterem şahıs var, o çok bilgili zatdır, hertürlü hastalığın çaresini biliyor dedi. Antalyaya şifalı bitki fotografları çekmek için gittim ve Alanya, Kaş, Kemer ve Kepezde fotograflar çektim.
Tanıdıklarım sen yıllardır araştırma yapıyorsun ama boşuna. Asıl bilgi İspartadaki Muhteremde dediler, doğrusu bende merak ettim ve İspartaya gidip o zatı buldum. Beni buyur ettiler içeride 35 yaşlarında bir genç, 60 yaşlarında aksakalı, dinç ve zayıfca biri vede büyükce bir minderde oturan oldukca şişman olan bir zat vardı. Şişman olan kişi diyetle 160 kg'dan 140 kg'a indiği anlatıyordu (bana göre 160 kg danda fazlaydı, Almanyada tanıdıgım bir kişi 140 kg geliyor ve adam iş yerinde günde 8 saat çalışıyor.) vede Cuma günleri 50 metre ilerideki camiye gitmek için güçlü kuvvetli dört kişinin yardımına ihtiyaç duyduğundan bahsediyordu.
Bana ''sen ne istiyorsun?'' dediler. Bende Almanyada geldiğimi ve şifalı bitkiler üzerine araştırmalar yaptığımı yanımda 350 şifalı bitki fotografı olduğunu söyledim. Bana bu bitkiler hakında malumet vermelerinin mümkün olup olmadığını sordum. Ben dinç ve aksaslı zattın Lokman Hekim olduğunu tahmin etmiş ve onunla konuşmuştum. Şişman adam getir bakalım dedi. Bende Hekim beyle konusacaktım dedim. Adam bana ben hekimim dedi. O anda gülmemek için kendimi zor tutum ve kendi kendime bir eğlence bulduk bunu değerlendirelim dedim. Ona Akdeniz ülkelerinde yetişen Aroma akasyasının (acacia farnesiana) fotoğrafını gösterdim ve özeliklerini sordum. Oda bana bu kekik türüdür dedi. Ben ona kekik en fazla 50 sm boyunda bir bitki bu ise 3-10 m boyunda bir akasya ağacı dedim. Adam ''ben hekimim ben doğrusunu bilirim'' dedi. Bu akasyanın çiçekleri misket büyüklüğünde altın sarısı renkli oysa kekiğin çiçekleri malum, yaprakları, boyu vb. o kadar farklıki.
İkinci bir bitkiyi gösterdim bu ökseotu dedi, ben ona öksenin çam ve meyveağacları üzerinde yetşien asalak bir bitki olduğunu bunun ise yerde biten bir bitki olduğunu ve ismininde üzelik olduğunu söyledim. O bu işin uzmanı benim dedi ve ücüncü bir bitki fotografını gösterdim ve buna bunun arıotu olduğunu söyledi oysa bu bitkinin ismi çivitotu olup arıtou ile hiç ilgisi yoktu. Artık kendimi tutmıyarak kahkahalarla güleceyim diye kendimi zorla tutuyordumki Allah'tan Cuma ezanı okundu ve ben namaza gidiyorum diyerek hemen aradan kaçtım. Bu şahıs ve benzerleri milleti enayi yerine koyarak onları dolandırmaktadırlar. Sağlık bakanlığının bir kurum kurarak Lokman Hekimim diyenlerin bilgisini en az 300 sifalibitki hakında sorular sorarak test yapmalıdır. Avrupada L. Hekimlik okuları mevcuttur. Bizdede bir tür olular acılmalıdır.
8-) Yıllar önce Kayseride bel ağrısından dolayı Lokman Hekim olduğunu söyleyen bir Zatın yanına gittim bana bir kaç bitki aldırdı ve bunlardan macun yapıp belime sarmamı söyledi. Bende söyleneni yaptım ve üç gün öyle durduktan sonra çıkarmamı söyledi. Bende söyleneni yaptım ve üç gün çok berbat kokmamla kaldım hiç bir etkisi olmadı. Bu rahatsızlığım sonra Harpa ile tedavi ettim.
9-) Yillar önce besin allerjisi (Nörodermatoz) nedeniyle et yiyince uyuz gibi kaşınıyordum. Antalyada çok meşhur olan bir Lokman Hekim var ona git dediler. Bende bu zatın yanına gittim allerjili Ekzemaya (Nörodermatoz) bakmadan şunu al ensene sür dedi. Bende ona 200 tür ekzeme var bakıp incelemiyecekmisiniz dedim. Oda ben bu işi biliyorum dedi ve adamlarının karıştırdığı bulamacı elime vediler. Ne oldu sadece zaman kayıbı ve para kayıbım oldu. Birde bunların gerçekten hiçbirşey bilmeyen birer şarlatan olduklarını gördüm. Hiçbir kişiye gökten birşeyler inmez. Peygamberimizin Hayatına bakın hep çalışmış, hemde hayatı pahasına savaşarak. Birde bu şarlatanlara bakın yanyatarak, dolandırarak bir yerlere varmaya çalışıyorlar.
10-) Beni arayan bir hasta yakını hastası için Türkiyede meşhur herbaliste başvurmuşlar adam hastayı görmeden bunun tedavisi 10 bin euro demiş. Bana bunun tedavisi nedir dedi. Bende ilaçları isteren internetten kendin alanilirsin ismileri şudur dedim. Başka bir hastada kadın hastalıkları ile problemi var onada aynı çay karışımını aldınız mı diye önce satış teklifi yepıyor. Bu çay harmanı sadece bir raahtsızlığa karşı etkili olur her türlü rahatsızlığa karşı etkili demk doğru değildir ve herkesten önce hemen 300 ytl lik çay siparişini alıp almadıklarını söylemek. Malesef bu alanda çok şarlatan olduğundan herkes aynı zannediliyor.
11-) Birde bir dostumun ricasını kıranmadım İstanbuldki çok meşhur doğal tedavi uzmanı Doktor beyle görüştüm. Doktorumuz doktorluk yapmıyor, aktarlık yapıyor ve şifalı bitkilerden çay harmanları yapıp gelen hastalara bu çayharmanlarını satıyor. Takriben 3 saat kadar bu vatandaşın yanında kaldım, evet doktor olduğu için anatomiden anlıyor ama hangi hastalığa hangi şifalı bitkiyi yazacağını bilmiyor ve alık alık bakıp raflardaki şifalı bitkilerden gelişi güzel çayları alıp karıştırıyor ve al sana çay diyor. Yani bir doktorun böyle hokabazlık yapması ayıp olmaz mı? Bildiği işi yapsa daha faydalı olur bilmediği konuda okus bokus sonrada diğer insanların adı çıkıyor.
12-) Yıllar önce Kayseride bir aktara gittim ve ondan eterik nane yağı isteyince adam bana nanenin eterik yağı olmaz dedi. Eterik yağın ucucu yağ olduğunu ve zamanla kendiliğinden yavaş yavaş buharlaşması nedeniyle ucucu yağ diyede anıldığını söyledim. Adam ben bu işin uzmanıyım otuz yıldır bu işi yapıyorum dedi. Yılar sonra MS (multiple skleroz: beyin ve omur ilikteki lokal bozulmalar nedeniyle oluşan sertleşme sahaları ve bunların başında kaslardaki felç ve istemli hareketlerde düzensizlik ve diğer sinirsel bozukluklarla seyreden hastalık) rahatsızlığı olan şahıs bana bu vatandaşın yaptığı ilaçın MS'e karşı etkili olup olmayacağını sordu. Doğrusu bu vatandaşın tavsiyelerinin hiçbir ilmi degeri yoktur. Boyuzatıcı olarak bazı bitki karışımlarından bir BOY UZATMA TOZU yapmış nerede, ne zaman ve hangi Üniverssite kliniğinde araştırma ve tedavi denemesi yapılmış ve etkisi ispatlanmış. Yine aynı şekilde TAŞ TOZU böbrek taşlarını düşürücü olduğunu iddia etkiği bir karışım hazırlamış. Eski kitapları karıştırarak bazı reçeteler hazırlayıp satmak ne derece doğru? Malesef bazı insanlar para için herşeyi yapıyorlar.
13-) Kayseride gastrite karşı aktarlarda civanparçeniotu aradım. Bana bu tür bitkiler şeytan hacı Mehmet'in oğlunda olur, başkasında bulunmaz dediler. Bende vatandaşı buldum ve ondan civanperçemiotu istedim. Bana hayır o, o kadar etkili değil ben sana daha etkili olan kırkkilitotunu vereyim dedi. Kırkkilitotu veya diğer adı ile atkuyruğuotunun böbrek rahatsızlıklarına karşıetkili bir bitki oldığunugastrite karşı etkisinin olmadığını söylediyemde çok bilgic olan vatandaç 3-5 kuruş kazanabilmek için bana adete zorla bu bitkiyi satı. Bende ben Franfurt'ta kalıyorum, ama 6 ay sonrayine geleceğim ozaman ben bu bitkiyi sana gerigetireceğim dedim. O bana inanmadı ve geçektende 6 ay sonra tekrar Türkiyeye gitiğimde Kayseride bu vatandaşı bulup, yaptığının drüst bir davranış olmadığını insan sağlığı ile oynamaya hakkı olmadığını söyledim. Ayrıca bu vatandaş şifalı bitkilerin yanında çok tehlikeli haşere ilaçı olark kulanılan ve ökolojik dengeyi tahrip edip, çevreyi kirletiğine sebep olduğundan dünyanın bir çok ülkesinde yasak olan DDT' de aynı şifalı bitkilerin yanında satılıyor.
14-) Bir sefarindede Antalyada Ginseng alamak istedim kime sorduysam bana ginseng yerine havlıcan vermeye kalktılar. Ve hatta doğu garjında 30 yıldır bahart satanlar bu hakkiki ginseng diye bana ders verdiler. Sağolsunlar. Oysasatmak istediğkleri bitki havlıcan olup, bu havlıcanın kilosu 3-5 YTL iken ginsengin kilosu 350-700 YTL (eski fiyatı: 350-700 000 TL) dir. Ayrıca renkleride çok farklıdır. Havlıcankökü kahverengimsi kırmızı iken ginseng hafif sarımsı beyaz renklidir. Türkiyede herkes her konuda herşeyi idea ettiği gibi keşke bilseydi.
Bahartci ve Aktarlar da satılan baharat ve şifalı bitkilerin torba, çuval ve odun kasalarda muhafaza edilmesi ve hatta açık havada teşhir edilmesi çok mahsurludur, çünkü torba, çuval ve odun kasalarda vede havada milyonlarca bakteri ve mantar üreten yuvalar vardır. Yani hijyende sınıfa kaldı. Avrupa Avrupa diye tuturanlar, bir zamanlar hayvanalarla birlikte yaşayan mdeniyetten bihaberdar olna bu insanları Kanuni Sultan Süleymanın gönderdiği eğitimcilerin eğittiği unutuldu. Biz kim olduğumuzu unutursak onlar haydi haydi unutur.
15-) Türkiyede doktorunuza hastalığınızı soramazsınız sorsanız bile size anlamıyacağınız şekilde latince bir takım sözler söyler. Almanyada doktorlar hastalarına anlıyacakları şekilde açıklarlar ve bilmiyorlarsa bilmiyoruz derler ve tafra yapmazlar. Bundan yıllar önce ev doktoruna gittim ve kanımdaki HOMOCYSTEIN oranın tesbit edilmesini rica ettim. Doktor böyle birşeyden haberinin olmadığını ve ilk defa duyduğunu söyledi ve yanında çalışan hemşirelere sordu onlarda bizde bilmiyoruz dediler. Oysa bir tanıdığıma Türkiyede doktoru rahatsızlığını sebebini her seferinde söylememiş ve bir takım ilaçlar vererek eve göndermiş. Bu tanıdığın iki abiside kanserden öldüğünden adamcağız korkudan Almanyaya muayeneye geldi. Kendinde ne olup, ne olmadığını öğrenmek için.
16-) Kemer Kancası:
Muhammed Şamili uyandırmamak için lambayı yakamak istemedim ve kemerin üstüne basmışım oda çivi gibi ayağıma battı. Doktora gittim, insanlar 15-20 yıldır aynı rahatsızlıklardan dolayı doktora geliyorlar ve doktoru aynı ilaçları yazıp gönderiyor. 15-20 yıl Romatizma tedavisi için ödene parayı düşünün ve birde bu insanların çektiği acıyı. Oysa romatizmanın her türünün tedavi edilebileceğini Prof Dr. Cubrinski binlerce hastası üzerinde yaptığı tedavi denemesi ile ispatlamıştır.
17-) Nine:
Ninenin doktoru 20 yıl boyunca böbrek iltihapalnmasına karşı aynı ilaçı yazmış, halbuki en fazla 3 ay yazılabilir. Kadıncağızda bronşit, tansiyon anormalikleri, ödem, romatizma, kalp rahatsızlıkları, kanın yapısının bozulması vb., 15-20 hastalık ortaya çıkmış. Nine aileme ''doktorumun yazdığı ilaçlar bana iyi gelmiyor'' diye şikayette bulununca ailemde ona benden bahsetmiş. Oda bana bir çare bulsun demiş. Sabahlari kalkınca romatizmadan hareket edemeyen ve ekmeğine yağ dahi sürmek için parmaklarını oynatamaz.
Ona gönderdiğim bitkisel ilaçla kadıncağız 40-50 günde romatizmayı atlattı. Sonra diğer rahasızlıklarını tek tek sırası ile iyileştirdik. Elhamdüllillah. Birgün doktoru aniden ziyarete gelmiş ve bitkisel ilaçları saklıyamamış. Doktoru bunlar ne diye sorunca, ona sen beni 20 sene hastalandırdın benim gerçek doktorum beni 6 ayda iyileştirdi demiş ve doktoru fırçalamış.
18-) KBB Doktoru:
Kimya mühendisliği eğitimini bıraktıktan sonra çalışmak için Frankfurtta geldim. Ev ilanlarına bakıp telefon ediyorum, gelin görüşelim diyorlar, gidiyorum. Ya kibarca ev verildi diyorlar veya açıkca Türklere ev yok diyorlardı. 6 ay ailem ve çocuklar kayı validede kaldı bende derneğin kütühanesinde bir çek yatla idere ettim. Sonra Simons isimli bir Yahudi 2. Dünya savaşında almanlar can derdinde iken Frankfurt Şehrinin göbeğindeki Apartmanaları çok ucuza kapmış. O benim sana bir evim var dedi. Bir ev dediği aslında bir oda, onu üçe bölmüş, eve eşyasının 1/3 sığamadı. O gün romanalara gün doğdu benim eşyalar gitti. Haliyle yerde yatıyorduk ve firmadan ev kiralıyana kadar 6 ay böyle idare ettik.
Ama bende kulak ağrıları başladı. KBB doktoruna gittim, mantar dedi aylarca verdiği ilaçaları kulandım. Sonbaharda ağrılar yeniden başladı. Başka KBB doktoruna gittim, ekzem dedi ve yazdığı ilaçalrı kulandım ve bir kaç ay sonra yeniden rahatsızlandım. Başka KBB doktoruna gittim, sinirler büzülmüş sürekli atkı taşıyacaksın ve kulağını temizlemiyeceksin, o zaman kulak hasaslaşıyor dedi. Dediğini yaptık, fakat ağrılar yeniden başaladı.
Aynı şekilde oğlumda da kulak ağrısı vardı ve çocuğu da sürekli doktora görtürüyorduk ve tavsiyelerin hiçbiri fayda vermiyordu. 7. Çocuk doktoru orta kulaktan boğaza bir kana açılır bu kanalda tıkanma olursa rahatsızlık olur ağrı verir dedi ve bize naneyağı, okaliptusyağı ve terpentin kaşımından oluşan bir krem tavsiye etti. Bunu kulağını arkasına ve çene altına sürdük. Çocuk iyileşti, aynısını kendimde denedim bende iyileştim. O günden beri çok şükür ne benim, nede oğlumun kulağı ağrır.
19-) Ürolog:
Sürekli buzhane gibi büyük buzdolabına girip çıktığımızdan, böbrekleri üşütüm. Üroloji doktoruna gittim. Muayeneden sonra tahlil sonuçları gelene kadar ilaç yazamam dedi. Bende çok ağrıyor ne yapayım dedim, çekeceksin dedi. Ezcaneye gidip, altınbaşakotu, ısırganotu, ardıçkozalağı, atkuyruğuotu ve akhuşyaprağı alıp karıştırdım ve içtim. 2-3 sonra rahatsızlıklarım geçti.
Doktora gittim, rahatsızlığımın sebebi nedir diye, böbreklerini üşütmüşsün dedi ve ilaç yazamak istedi. Gerek yok artık ağrımıyor, çünkü şu şu bitkileri karıştırp çayını içtim dedi. Doktor çok tehlikeli olabilirdi neden beni dinlemeden kendi başına böyle şeyler yapıyorsun dedi. Bende ona fitoterapi de biraz bahsedince sinirlendi ve ben mi doktorum sen mi diyerek konuştu ve çık git dedi.
20-) Ben:
Dişimi çektirdim ve doktor bana bir kaç gün panisilin hapı alama gerektiğini söyledi. Ve mutlaka bunu almalısın dedi ve bende bunu aldım. İki gün sonra midem ağrımaya başkadı midemde yara yapmıştı aylarca mide ağrısı çektim ve hiçbir ilaç fayda vermedi. Ve tarçın kabuğu çayı içerek rahatsızlığım azaldı.
21-) Hacı Mehmet Emi:
Sabahleyin işe gelmişti ve hemen tartışmaya başladı ne olduğunu sorduğumda bilmiyorum dedi. Ben renginin çok solmuş olduğunu söyledim. Oda dün akşam başım ağrıyordu aspirin aldım dedi. Hemen doktor gitmesini siyledim, belki mide kanaması geçiriyorsun dedim. Gerçektende muayeneye gittiğinde doktoru 2-3 saat daha geç kalasaydın hayati tehlike olabilir demiş.
22-) Muhammed Şamil:
larenjitten (gırtlak iltihaplanması ) dolayı nefes alamıyor. Üniversitenin Çocuk kliniğinde çocuğa enhelasyon yapmamız gerek dediler. Çocuğu hastaneye yatırmaıyacakalrını, çünkü yapacak birşeyleri olmadığını söylediler ve suzlu su ile enhelasyondan başka bir çaresi yok dediler. Bende evde tuz da su da var o zaman ben burada daha fazla beklemeyim diyerek çocuğu eve götürdüm. Ben onu hepar sulfurisle tedavi ettim, bu ürün 200 yıldır homeopatide psödokrupa karşı başarı ile kulanılır ve tek çaraside budur.
23-) Arkadaşın:
Yüzünde 2 sm büyüklüğünde çıban çıkmış ve doktorlarının verdiği hiç bir ilaçın faydası olmamıştı. Ona aloe vera kremi tavsiyeettim ve birkaç gün sonra hiçbir eşyi kalmadı.
24-) Bir Bayan
Bademcikleri şişen bir bayana doktoru antibiyotik ilaçlar yazmıştı. Bu bayanda daha önce hiç görülmeyen sürekli şişkinlik ve bu şişkinlik nedeniyle karnı şişen bayanın akçiğerleri de sıkıştığından ve akğierler de kalbi sıkıştırdığından kalbi sıkışmaya başlamaıştı. Bana doktorlarım aylardır uğraşıyorlar tedavi edemiyorlar ne tavsiye edersin dedi. Bunun bozulan bağırsak florası nedeniyle olduğunu tedavisinin aloe vera jeli ile mümkün olduğunu söyledim. Ve 2-3 ay içinde yeniden iyileşmişti ve sonra rahatsızlığının nüksettiğini öğrendim ve ona bu defa Gökçek İksir verdim ve 3 ay içinde iyileşti. Bu defa aradan aylar geçmesine ragmen durumunda kötüleşme geriye dönüş olmadı.
25-) Bir Alman Bayan
Kadıncağiz tam 3 haftadır kabızlık çekiyor ve doktorları lavmandan başka çare yok diyorlar. Ben ona sinameki çayı ve bir şurup gönderdim. Kadın hemen 20 dakika sonra rahatlamış.
26-) İş Arkadaşı
Yıllardı çektiği romatizmadan kurtulamamış üstelik doktorlarını verdiği ilaçlar mide ve bağırsak rahatsızlıklarınada sebep olmuştu. Ona kendi hazırladığı Gökçek Tonik'ten verdim mide ve bağırsak rahatsızlıkları iyileşti.
27-)Bir Tanıdık
Aldığı Lipid ilaçı nedeniyle oturağındaki yağlar ve hatta kaslar bile erimiş, adamcağız poposunun üstüne dahi oturamıyordu, fakat lipidi yinede düzelmemişti. Ben ona Gökçek İksiri gönderdim 4 ay sonra rahatsızlıkları geçti.
28-) Bir Bayan
Menopoz devresine giren bayana doktorları yumurtalığın mutlaka alınması gerekir iltihapalanmış demişler ve amaliyattan sonra hormon anormalikleri kadıncağızı canından bezdirmişti ve ölmek istiyordu. Ben ona kadın kökü dalaması ve Gökçek İksiri tavsiye ettim ve problemi kalmadı.
29-) Haymana Kaplıcaları:
Haymanaya kaplıcalara gittim. Otelde yer bulamayınca pansiyona yerleşyim. Orada tanıştığım bir kaç amaca ile akşamlar bol bol sohbet ettik. Birisi ilaç saatim geldi diye cebinden bir ilaç çıkardı, bu kalp için dedi onu geri yerine kodu, öbür cebine baktı, bu bronşite karşı dedi onu yerine kodu, bir başka cebine baktı bu kanımdaki anormalikler karşı dedi, onu yerine kodu, bir başak cebinden çıkardığı ilaça bu böbrek iltihaplanmasına karşı dedi onu yerine kodu. Ben başladım gülmeye adam neden gülüyorsun işte yaşlılık böyle sende yaşlanınca hep ilaçlarla gezersin dedi. Ben ona hayır ben ilaçlarla gezmem bu kesin dedim. Oda neden sen hastalanmazmısın? dedi. ''Ben hastalanırsam şifalı bitkilerle tedavi olurum'' dedim. Kimyasal ilaç kulanmam dedim.
Adam ben şifalı bitkileri tanımam, o eskidendi köyde bu işi bilen biri olurdu herkesi birkaç bitki ile iyileştirirdi, şimdi onlar yok artık. Şimdi doktorlar var ve onların yazdığı faydasız ilaçlar dedi. Nasıl olduda bu hale geldiniz dedim. Adamcağı böbreklerini üşütüğünü ve doktora gittiğini onun yazdığı ilaçın yantesirinin tansiyonunu yükseltiğini, bu sefer onun için ilaç yazdığını onu kulanmaya başlayınca, karaciğere zarar verdiğini ve böylece zamanla ayaklı eczane gibi olduğunu söyledi. Ben ona şayet ilk hastalandığında altınbaşakotu, ısırganotu, atkuruğuot, oryosifon ve huş yaprağı çayını içseydin bunların belkide hiçbirini görmezdin dedim. Bu amca gibi binlerce insan perişan oluyor ve yıllarca ilaçlara bağımlı ve acı çekerek yaşamaya mahkum oluyorlar vede çoğu servetini kaybediyor.
Karpuz: Yıllar önce Ahmet amca ile bahçe komşusu olan bir alman komşusu bunları karpuz yerken görür ve sorar. Ne yiyorsunuz bu nedir? der ve Ahmet amca ben sana yarın getiririm, çok güzel der. Ve karpuzu ona verir ama nasıl yeneceğini tarif etmez. Birgün sonra sorar tadı nasıldı? diye Alman komşusu içi çok güzeldi ama, dışı çok serti ağzım yara oldu çiğnemekten der. Ahmet amcada biz onun sadece içini yeriz ve dışınıda karakaçana veririz der.
Karpuz Salatası: Bir alman TV kanalındaki yemek programına baktım çok iyi bir aşcı, eğitimini görmüş, salatanın içine karpuz ve kavunu doğradıktan sonra üzerine zeytin yağı, sirke döktü, limon sıktı, ceviz içi, kabak çekirdeği içi, ay çekirdeği içi, baharat ve tuz katı ve karıştırdı. Çok garip buldum. Bende denedim tadı gerçekten çok güzeldi. Bu konuda araştırma yaptığımda Karpuzun yüksek oranda likopen içeridğini ve bunun ancak doymamış yağ (öreneğin: zeytin yağı) ile hazmedildiğini öğrendim.
Bahartcı ve Aktarlar da satılan baharat ve şifalı bitkilerin torba, çuval ve odun kasalarda muhafaza edilmesi ve hatta açık havada teşhir edilmesi çok mahsurludur, çünkü torba, çuval ve odun kasalarda vede havada milyonlarca bakteri ve mantar üreten yuvalar vardır. Yani hijyende sınıfta kaldı. Avrupa Avrupa diye tuturanlar, bir zamanlar hayvanalarla birlikte yaşayan mdeniyetten bihaberdar olan bu insanları Kanuni Sultan Süleymanın gönderdiği eğitimcilerin eğittiği unutuldu. Biz kim olduğumuzu unutursak onlar haydi haydi unutur.
Lokman Hekimler: Bana siz bu bilgileri nasıl elde ediyorsunuz? diye Lokman Hekim olduğunu söyleyen vatandaş bir soru sordu bende çalışmamı anlatım. Bana bunlara gerek yok ben her bilgiyi kaynağından alıyorum demesin mi? Muhtemelen bir meczup, Hz. Peygamber Efendimizin hayatını iyi okumak ve anlamak gerek, üç ay sıcak bir çorba içmediği zaman olmuş, elindeki parayı serveti fakirlere dağıtmış, kendisi 2-3 hurmaya gününü geçirmiş. İslamı tebliğ ederken yollarına devedikenleri döşenmiş üzerine deve işkembesi konmuş yıllarca mekede mahzur kalmış ve savaşmış. Ve hatta hendek savaşı öncesine Peygamber Efendimizde hendek kazmış. ve sehabeden bazıları peygamberimize gelerek ya Resullahah açlıktan karnımız sarkmasın diye karnımıza taş bağlıyoruz demişler ve Ebu Bekir'de Peygamberimizde taş bağlıyor hemde üç tane buyurmuş ve üç tanae taş bağladığı görülmüştür. Şimdi bir miskin çıkıp diyecek ki ben bilgiyi gayipten alıyorum. Sen kimsin yav be adam demezler mi? Mutlaka böyle akıl noksanı insanlar var ve çoğuda ciddi ciddi konuşuyor.
Bagirsak.org a üye olup benim hakkımda yazılan yanlışları düzeltmek istedim, benim üyeliğimi yasaklamışlar.Birileri oturuyor masa başında bir şeyler yazıyor.Cevap vermek istiyoruz, üyeliğizi engeliyorlar.Biri orada yazmış.İbrahim Gökçek böbreküstü bezeleri histamin üretiyor diyor.Bu yanlış diyor.Benim yazdığım yazıları hiç okumadığı anlaşılıyor, çünkü böyle bir ifade kullanmadım.Bir diğer şahısta Gökçek Tonik lahana suyundan yapılır.İlk 1. dakikkada hemen içeceksin bir dakika beklerse bozulur diyor.Yani maşallah.Bu forumda yazı yazanlardan bazıları maksatlı yazıyor.Bu çok ayıp, insan bilmediği konuda yorum yapar mı?Neymiş lahana suyu bir dakikada içilmezse bozulurmuş allah allah hangi bilgi ile bu kannata varmış bu vatandaş doğrusu anlamadım.Lahana mikserle çekilirse oksitlenir, santrafujla çekilse oksitlenir dese doğru olurdu, çünkü ısınınca oksitlenir ve etkisi azalır.Biz bunu imal edebilmek için ABD'den iki özel makine getirtik..Lahana suyunun bazı yantesirleri var, biz bu yan etkilerini Gökçek İksirle giderdik.BU NEDNELE HASTANIN İKSİR VE TONİKİ BİRLİKTE KULLANMASI GEREKİR.Başka sitelerde yazı yazanlarda var, fakat nedense Gökçek İksir ve Gökçek Toniki kullanmayanlar ve tanımayanlar maksatlı ve yanlış bilgi veriyorlar.
Lahana üzerine ABD'nin Kaliforniya Standford Üniversitesi'nde Prof. Dr.Cheney ve ekibi 1950-52 yılları arasında Lahana suyu ile üç büyük tedavi denemesi yapmıştır ve bunu 1956'da Prof. Dr. Wasler ile Prof. Dr. Miller'in tedavi denemeleri takip etmiştir. Hastalar mide, onikiparmak bağırsağı ve ince bağırsak ülseri olanlardan seçilmiştir ve de 1-4 hafta süre ile günde 1 lt Lahana suyu verilmiştir. Lahana suyunun gün boyu yudum yudum içilmesi gerekir. Gökçek Tonik daha etkilidir. Cheney tarafından 1950'de yapılan 13 hasta üzerinde deneye yapılmıştır ve bunların altısında mide, yedisinde onikiparmak bağırsağı ülseri olduğu röntgenle tespit edilmiştir. Tamamı Lahana suyu ile normal tedavi süresinden önce iyileşmişlerdir.(Age).
Cheney ve ekibi 1950'de 65 mide, onikiparmak bağırsağı ve ince bağırsak ülseri olan hastalar seçilmiş olup hastalar 8-24 gün içinde Lahana suyu ile iyileşmişlerdir. (Age)
Cheney ve ekibi 1952'de aynı şekilde rahatsız olan 95 hasta üzerinde Lahana suyu ile tedavi denemesi yapmıştır. Birinci haftanın sonunda %81'i İkinci haftanın sonunda %95'inin ağrılarından kurtulduğu tespit edilmiştir. (Nh.5.97.262, NH.8.96.480, HHB IV.555, NH.2.96.104)
............
Hırsız Prof. Dr. Zahmetsiz Zaranki ve derlegiği saçmalık
Buda ne diyeceksiniz, adamın adını bile telaffuz etmek istemiyorum.Adam çok adi bir hırsız.Bana danışmadan benim kitabımdaki veya sitemdeki resimleri alıp kendi sitesine eklemiş.Utanmaz adam yeri gelince de Müslümanlıktan bahseder ve kul hakkından bahseder.Peki benim olana resimleri benden habersiz çalı kendi kitabında yayınlamak ne oluyor.Kitap almak için kitap sergisine baktığımda çok caf caflı bir kitap gördüm.Kendi kendime Allah Allah bizde de böyle güzel kitaplar yayınlanırmıymış dedim.Fakat içindeki resimler şöyle bir bakınca şaşırdım.Gözlerime inanamadım adam bana ait resimleri alıp kitabına eklemiş.Şu kitabı iyi bir incelemem gerek diye satın aldım.İyice incelediğim de Allah Allah bu da ne biçim saçmalık ya dedim, çünkü adam Isırgan otu kansere sebep olur diyor.Bu nasıl saçmalık böyle diye iyice bakınca adamın bir firmanın ürününün reklamını yapmak için ısırganı karaladığını analdım.Sonra bu kitap da daha ne var diye bakınca yüzlerce hatta ile karşılaştım.Adam Prof değil olsa olsa sarı cizmeli Mehmet ağa olabilir ve bu kitabın da yeri rafla değil çöplük olması gerekir.Çünkü tedavi olacağım derken zehirlenebilirsini benden söylemesi, gerisini siz bilirsiniz.
Bu Zahmetsiz Zaranki'nin yazdığı kitapta hiçbir klinik araştırması yapılmayan 5. sınıf bitkilerden bahsederken sanki 1. Sınıf bitkilerden bahsediyormuş gibi yazıp çizmiş.Bu kitabın hiçbir ilmi değeri yok, bu nedenle etkisiz bitkiler etkili gibi yansıtmakta çok yanlıştır.
İksinci önemli konu ise şifalı bitkiler zehirli olup olmadıkları konusunda bir karmaşa ve bilgisizlik var.Zehirli bitkileri zehirsiz diye yazması çok mahzurlu ve tehlikelidir.
I. Şifalibitkiler etkilerine göre 5 Katagoriye değerlendirilir
1.) Üni. kliniklerinde yapılan tedavi denemeleri ile etkisi ispatlanmış şifalı bitkiler..
2.) Komisyion E'unun hakkında monografi yayınladığı şifalı bitkiler.
3.) Homöopati Uzmanlari tarafından denemetedavileri ile etkisi ispatlanış şifalı bitkiler.
4.) Aromaterapoitistler tarafindan etkisi ispatlanmış şifalı bitkiler.
5.) Halkarasında kulanılan bitkiler.
II.Şifalibitkiler zehirliklerine göre 6 gruba ayrılırlar
1.) Zehirsiz bitkiler Çörek, Oğulotu….
2.) Çokiçildiğinde rahatsızlık veren bitkiler Kekik, Adaçayı….
3.) Hafif derecede zehirli bitkiler Arnika, Sedefotu….
4.) Zehirli bitkiler Navruzkökü, K.Sarikökü….
5.) Çok zehirli bitkiler Güzelavratotu, Boğanotu
6.) Çok cok zehirli bitkiler Kargabüken
152. Sayfa da Kara Ardıç'ın yan etkilerinden bahsederken '''Bilinen ciddi bir yan etkisi olmamasına rağmen, fazla tüketilmemelidir.'' Buyurmuş zati ali hazretleri, oysa Almanya da bu bitkinin D4 aşağı dozajdaki tentür yasaktır, çünkü çok zehirlidir.D4 demek bir gram Kara Ardıç yaprak ve dalı 1000 ml etlil alkolle tentür haline getirildikten sonra kullanabilir.Oysa bu zevat kullanabilirsiniz problem yok diyor, çok bilmiş şovmen, gerçekten bilgili olsa hadi neyse.Sapla samanı ayıramıyacak kadar şifalı bitkiler konusunda cahil bir şahıs.Aslında falcılıkla uğraşsa daha iyi olur.en ,iyi bildiği konu bu burçlar vs.
85. Sayfa da Ak asma'nın yan tesirleri hakkında '''Önerilen biçimde kullanıldığında hiçbir yan etkisi yoktur.Meyveleri sağlığa zararlıdır.''diyor.Peki gerçekten öylemi tabii ki hayır.Çok zehirli olması nedeniyle asla çayı içilmemelidir.Almanya da D4 'den aşağı tentürlerinin kullanılması yasaktır.
87. Sayfada Alfa alfa (medicago sativa) isimli bitkiden bahsetmekte ve bu bitkinin bağışıklık sitemini güçlendirdiğini idea etmektedir, fakat bu bitki bildiğimiz yonca dan başka bir şey değil, bitki ile ilgili herhangi bir klinik araştırma yapılmamıştır ve bağışıklık sistemini güçlendirmesi nasıl oluyor.Bu açıklaması gerekir, ha şifalı kokulu yonca (Melilotus officinalis)dese o bu bitki de kılcal kan dolaşımı ile ilgili bir bitkidir.Alfa alfa olarak bilinen yonca türünün hiçbir özeliği yok.
89. Sayfa da Altınbaş otu diyor, bitkinin simi altınbaş değil, Altın başak oyudur, dururp dururken kendine göre isim uydurmuş.Şimdi bitkinin ismi Altın baş diyeli o zamn bu bitkinin resmi birinci derecede şifalı bitki olan Altınbaşak otu değil, Kanada altın başak otudur.İkinci yanlış ise bitkinin Latince ismi yanlıştır.Doğrusu ise ''Solidago virgaurea'' dır.Sayı hısız Prof biraz ilim gerekmez mi?Bir diğer hatta ise doktor konturolün de kullanılmalıdır diyor.Neden aceba bunu da analmadık?Çünkü yan tesi yok varsa açıklasın.Açıklıyamaz, çünkü bitki ile ilgili tecrübesi yok.Birde bitki hakkından benim kitaba bakın.
92. Sayfa da Ardıç hakkında '''Uzun süre kullanılımlar da yüksek miktarda tüketilmesi böbreklere tahriş yapabilir''diyor.Yani maşallah bu konuda da sıfır bilgiye sahip olduğu anaşılıyor ve Berlin Chareti Üniversitesinin bu bitki hakkında yaptığı çok kapsamalı klinik araştırmadan haberi olmadığı anaşılmaktadır.Bilmiyorsan bu işi bir bilene sor sayın Hırsız Prof. Dr. Zahmetsiz Zaranki
94. Sayfa da Arnika'nın yan etkileri hakkında '''Bilinen ciddi bir yan etkisi yoktur.''Diyor sanki denemiş gibi, Arnika hafif zehirlidir, çayı içilmez içilse de sade olarak içilmez 100 gramlık çay harmanına 5 gram katılabilir.Almanya da tentürü yapılır, fakat D1 dahi sakıncalıdır.dikkat!!!
100. Sayfa da Atkuyruğu otu hakkında '''Otun belirtilen miktarın üzerinde kullanılmaması gerekir.''diyor.neden aceba sayın Hırsız Prof. Dr. Zahmetsiz Zaranki, açıklıyamadığına göre bilgin yok demektir.Ban göre problem değil istenilen miktarda içilebilir, fakat nasıl içilmesi gerektiğini benim kitapta yazıyor oradan isteyen okuyabilir.
112. Sayfa da Civanperçemi otu hakkında hiçbir yan etkisi yok diyor, alerjiye sebep olabilir, çünkü birleşiminde alfa-metilen-8-lacton bulunur.
120. Sayfada Çörek otu hakkında yan etkilerinden bahsederken '''Çok fazla ve hastalık olmadan kullanmanın zararlı olduğu iddia edenler olduğu için, uzman kontrolünde kullanılması gerekir.'' Demektedir ve peki doğru mu? Değil, neden doğru değil, çünkü hemen altında kendi üreteceği ürünün reklamı var.Çörek otu dan elde edilen ürününün reklamını yapabilmek için çörek otunu karalıyor.Peki bu doğru mu yanlış?Bu adam sırf kendi menfati için doğruları çarpıtıyor.Yazık bunuda ilim adamı gömeleği ile yapıyor.Bu kitabı okuyan vatandaş ne düşünecek ha çörek otu da şüpheli diye düşünecek çok ayıp çok ayıp, mefaatiniz için doğruları çarpıtmayın.
121. Sayfada Çuha çiçeğinden bahseden kişi Işıldak otunun resmini yayınlamış.Bu kitaba aldanarak yanlış bitkiyi kullanmayın.
136. Sayfada Gilaboru'nun yan tesirleri hakkında '''Bilinen ciddi bir yan etkisi yoktur.'diyor.Yani zehirsizmiş, bitki karı görmeden toplanırsa zehirlenmeye sebep olur.Biliyormu bu vatandaş bunu bilmiyor.Peki neden eksik bilgi veriyorsunuz.
146. Sayfada Isırgan hakkında ki ilk ve tek ve de en saçma yorumu burada .Bu yorumu Sarı cizmeli Mehmet ağa bile yapmaz utanır.Peki bu prof neden insanları yanıltacak böyle bir yoruma neden baş vuruyor.Sadece ve sadece üreteceği ürünün reklamını yapabilmek için çok ayıp ilim adına konuşan kişinin bu kadar seviyesizliği çok ayıp.Lafa bak nasıl tuzak bir yorumla kurulmuş.'''Kanser olmadan bir kişinin ısırganı kullanması gerekir.Bitki hormon ihtiva etmesi sebebiyle, kanser hücrelerini besler, yayılmayı çoğaltabilir.''buna ne denir allahını seven söylesin.Yuh be bu kadar saçma ve cin fikirlilik olur mu?Dünyada Isırgan kansere sebep olur diyen tek insan bu Sayın Hırsız Prof. Dr. Zahmetsiz Zaranki çok ayıp.Neden böyle yazmış, çünkü kendi üreteceği ürünün reklamını yapmak istiyor.Kendi ürünün reklamını yaapcaksan yap fakat böyle ilmi verileri çarpıtmak niye?Evet sadece kendi bencil egosu için ilmi katletmek ve yalan ve maksatlı yayın.
152.Sayfada Kapari'nin cinsel güçü artırdığından bahsediyor, kapari hakkında dünyada herhangi bir Üniversitenin kliniğinde her hangi bir araştıma yapılmamıştır.Homeopati uzmanları veya aromaterapeutisler tarafından da klinik araştırmalar yapılmamıştır.Bizim zatı zevatın klinik araştırması varda biz mi bilmiyoruz?
154. Sayfada Keten tohumu'nun bilinen herhangi bir yan tesiri yoktur.Fakat sayın bay '''Fazla kullanılması sakıncalıdır.''diyor.Peki neden çünkü bey efendi kendi ürününün reklamını yapıyor.Reklamını güçlendirmek ve insanları beli bir noktaya yönlendirmek için ketenin sakıncalı olduğunu söylüyor.Çok ayıp Sayın Hırsız Prof. Dr. Zahmetsiz Zaranki.
146. Sayfa da Itır'dan bahsederken yanlışlıkla leyek otu'nun resmini koymuş, aslında ona göre doğru, çünkü bilgisi ancak bu kadar.
146 Sayfa da Köpek Dilin'den bahsederken akçiğer otunun bir alt türervi'nin resmi konmuştur.
198.Sayfada Sarı Kantaron otu veya diğer adı ile Kılıç otundan bahsedilmekte ve aynen şöyle diyor.''İntihar riski olan kronik depresyon durumlarında kullanılmamalıdır.diyor.''Bu şahsın dünyadaki en meşhur Üniversitelerin kliniklerin de binlerce hasta üzerinde yüzlerce klinik araştırması yapıldığından haberi yok mu?Bana göre var, fakat peki o zaman neden intihar riski olan kronik depresif hastalar kullanmamalıdır diyor, çünkü kendi firması yakında SARI KANTARON HAPI ÜRETECEK ONUN REKLAMINI YAPAMASI GEREKİR.Bu bir ilim adamına yakışır mı doğruları çarpıtmak, sadece ve sadece kendi menfatiniz için ilmi değerlerle oynamak.Kılıç otu ve hapı depresyona karşı en etkili bir bitkidir.Bu bitki hakkında doğru bilgiler benim sitede ve kitabımda mevcuttur.
Ben'den çaldığınız bazı resimlerden örnekler:
85. Sayfada ki Akdiken'in resim bana aittir, bana danışmadan sormadan alınmış olup, bu bir hırsızlıktır.
102. Sayfada ki Badem'in resim bana aittir, bana danışmadan sormadan alınmış olup, bu bir hırsızlıktır.
123. Sayfada ki Defne'nin resim bana aittir, bana danışmadan sormadan alınmış olup, bu bir hırsızlıktır.
142. Sayfada ki Havlıcan'ın resim bana aittir, bana danışmadan sormadan alınmış olup, bu bir hırsızlıktır.
143. Sayfada ki Defne'nin resim bana aittir, bana danışmadan sormadan alınmış olup, bu bir hırsızlıktır.
152. Sayfada ki Kara Ardıç'ın resim bana aittir, bana danışmadan sormadan alınmış olup, bu bir hırsızlıktır.
155. Sayfada ki Kara Hindiba'nın resim bana aittir, bana danışmadan sormadan alınmış olup, bu bir hırsızlıktır.
157. Sayfada ki Kava-Kava'nın resim bana aittir, bana danışmadan sormadan alınmış olup, bu bir hırsızlıktır.
160. Sayfada ki Kekik'in ait resim bana aittir, bana danışmadan sormadan alınmış olup, bu bir hırsızlıktır.
162. Sayfada ki Kılıç otu'nun resim bana aittir, bana danışmadan sormadan alınmış olup, bu bir hırsızlıktır.
164.Sayfada ki Kimyon'un resim bana aittir, bana danışmadan sormadan alınmış olup, bu bir hırsızlıktır.
170. Sayfada ki Kuşkonmaz'ın resim bana aittir, bana danışmadan sormadan alınmış olup, bu bir hırsızlıktır.
188. Sayfada ki Ökse otu'nun resim bana aittir, bana danışmadan sormadan alınmış olup, bu bir hırsızlıktır.
201. SAayfada ki Sedef otu'nun resim bana aittir, bana danışmadan sormadan alınmış olup, bu bir hırsızlıktır.
204.Sayfada ki Sinirli otu'nun resim bana aittir, bana danışmadan sormadan alınmış olup, bu bir hırsızlıktır.
'''Haksızlığın karşısında susan kör şeytandır'', diyen Peygamberin acizane bir ümmetiyim.Hamdolsun bazıları gibi dini kendi amaçları için kullanan ve dincilik yapanlardan değilim ve bu nedenle susamam.Bana bazıları diyebilir ki sana ne oluyor kardeşim adamın istediğini yazar, evet doğru istediğini yazsın.Roman yazsın, şiir yazsın, bildiği konularda fal kitabı, burç kitabı yazsın, ne yazarsa yazsın.Fakat insan sağlığı ile oynamasın, bu saçmalıkları ciddiye alacak insanlarda olacak Allah korusun beklide zehirlenecek şifa bulayım derken kendini camii ününde ve musala taşında bulursa, bunda bende kendimi suçlu hissederim doğruları söylemezsem.Kusura bakmayın doğruya doğru, eğriye eğri demek benim işim.İsteye istediğini söylesin ben doğruları söylemeye devam edeceğim, ben bu milletin Deli Dumruluyum.Bir bikri resmi çekmek için ben Dresden'e uçuyorum, bir bitki resmi çekmek için bir günde 1900 km yol kat ediyorum, dağları taşarlı yaz kış 15 sene dolaşıyorum, bu zat o ne güzel sormadan alıp kendi kitabına koyuyor.Siz sabah kalkıyorsunuz evinizin önünde ki arabanız gitmiş, çalan hızsıza ne dersiniz, aferin iyimi yaptınmı dersiniz.Sizin için arabanızı ne kadar önemli ise benim içinde bitki fotografları da öyle önemlidir.Fakat ben buna rağmen hakkımı helal edebilirdim.Ama adam bir firmanın reklamını yapmak için doğruları saptırıyor.1000 yıldır Isırgan otu ve çörek otu gibi zararsız olarak ve binlerce faydası olan bitkileri zararlı olabilecek bitkiler sınıfına yitiyor.Bu nedenle kime ve neye hizmet ettiği bilmediğim, bu art niyetli şahıs hakkında doğruları ben buradan duyurmak zorundayım.Ha birde Kara Ardıç gibi zehirli ve Arnika gibi hafi zehirli bitkiler hakkında sanki zehirsizmiş gibi ve de bu işlerin üstadı imiş gibi konuşup yazması diğer insanların hayatını tehlikeye atması gibi sebeplerden dur demek zorundayım.
İbrahim GökçekKonu abdullah tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/1072-abdullah Saat 16 February 2018, 08:40 ) değiştirilmiştir.Yorum yap
-
Kefir ve Beta-Glukan
14 Mart 2006, 17:11
Kefir maya mantarı ve sütşekeri (laktoz) bakterilerinden oluşan bir koloni kümmesidir.
1-) Laktoza karşı allerjisi olanlar, yani süt içemiyenler kefir de içmemelidir. Bende 15 senedir süt içemiyordum, kefir içiyorum, iyi gelir diye düşündüm ama aşırı kilo yaptığını gördüm.
2-) Hayvansal besinallerjisi ve laktoz hazımsızlığı olanlar kesinlikle kerfir içmemelidir. Nhp. 5.05.680, Ehk. 104.44, Nhp.11.03.1587, Nhp.10.01.1564
Şifalı Bitkiler üzerine Türk Üniversitelerinin hiç bir ciddi araştırmaları yokken, kefir üzerine bir düzine araştırma ve yazı görünce doğrusu şaşırdım ve tabii Proflarımız diyorsa doğrudur diye bu konuda bir araşrıma yapmamın yersiz olacağını düşündüm. Ama kendi üzerimde yaptığım deneyede aşırı kiloya sebep olduğunu gördüm, yani ben Süt kefirinin faydasını görmedim, aksine zararını gördüm..Yorum yap

Yorum yap