İSTANBUL - “21. yüzyılın ilk pandemisi, belki de 1918 İspanyol pandemisinden beri ortamdan hemen hemen hiç eksik olmayan, H1N1 sub-tipi ile karşımıza çıkmıştır” diyen İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Viroloji ve Temel İmmünoloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Selim Badur, “2009 salgınında etken olan suş ile benzer antijenik yapıya sahip İspanyol Gribi etkeni arasında bir dizi benzerliğin yanı sıra da farklılık saptanmıştır” dedi.
İspanyol Gribi ile 2009 pandemisinin önemli benzerlikler gösterdiğini dile getiren Prof. Dr. Badur, şu bilgileri verdi: “Etken olan suşların yüzey glikoproteinleri olan H'lerin, özellikle mevsimsel grip etkeni olan H1N1 suşlarından farklı olarak düşük glikozilasyon oranlarıyla büyük çapta benzerlik gösterdiği belirlenmiştir. Virolojik açıdan ise, 1918 suşunun tüm gen segmentlerinin kanatlı kökenli olduğu; büyük olasılıkla bilinmeyen bir konakta, paralel olarak ve birlikte evrimsel gelişim geçirdikleri kabul edilmektedir. Böylece İspanyol gribinin, kanatlılarda var olan bir suşun insana adaptasyonu sonucunda ortaya çıktığı konusunda fikir birliğine varılmıştır. Buna karşın, 2009 pandemisinden sorumlu pandemik H1N1 virüsünün evrimi tamamen farklı bir gelişme göstermiştir. Sonuç olarak yeni etkenin; Kuzey Amerika kanatlı virüslerinin PB2 ve PA gen bölgelerini, insan H3N2 virüslerinin PB1 gen bölgesini, klasik domuz gribi virüslerinin H, NP, NS gen bölgelerini içerdiği tespit edilmiştir.”
“Mevsimsel gripten sorumlu olan ve klasik grip aşısı içinde yer alan H1N1 suşları ile 2009 pandemisinin etkeni olan H1N1 suşunun sub-tip benzerliği virüsün yeni olmadığına dair yanlış görüşlere neden oldu” diyen Prof. Dr. Badur, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mevsimsel grip için risk grupları olarak bilinen kesimlerin (örneğin >65 yaş bireyler ya da süregelen hastalığı olanlar gibi) pandemik H1N1 için söz konusu değildir. Tüm yaş grupları ve sağlık sorunu olmayanlar da bu salgında hedef oldular. “Pandemik H1N1 suşunun prototipi olan A/California/04/09 (H1N1) suşu ile yapılan bir çalışmada, bu suşun mevsimsel H1N1 suşlarına oranla daha güçlü replike olduğu; fare ve gelinciklerin akciğerlerinde mevsimsel suşlara oranla daha ciddi lezyonlara neden olduğu; domuzlarda ise klinik bulgulara yol açmadan resplikasyonunu gerçekleştirebildiği gösterilmiştir”
Prof. Dr. Badur: “Pandemik H1N1 suşlarının genetik bir homojenite gösterdikleri; saptanan 3500'den fazla suşun dizi analizleri ile birbirlerine yakın ancak belirli oranda farklılığa sahip iki kümenin filogenetik ağaçlarda ortaya çıktığı gösterilmiştir. Patojenite ile ilintili mutasyonlara bakıldığında ise, H bölgesinde oluşacak bir değişimin (D222G) reseptöre bağlanma farklılığını; PB2 bölgesinde ortaya çıkacak mutasyonun (E627K) replikasyon yoğunlaşmasını; N alanındaki farklılaşmanın ise (H275Y) oseltamivir direncini beraberinde getirdiği bilinmektedir. Ayrıca pro-apoptotik bir faktör olan PB1-F2'nin bulunmaması, yeni etkenin patojenitesinin düşük olmasının bir diğer nedenidir. Bugüne dek, belirtilen bu tip mutasyonların pandemik H1N1 suşları için ender olarak bildirildiği görülmüştür. Sonuçta, antijenik açıdan oldukça stabil bir virüs ile karşı karşıya olduğumuzu söylemek olasıdır” diye konuştu.
Prof. Dr. Badur, Dünya Sağlık Örgütü'nün H1N1 virüsünü halen dünya çapında izlediği gerçeğinden hareketle ayrıca, “İleri sürülen görüşlerin bilimsel dayanağı olmalı; bilgi kirliliğine, haksız karalamalara dikkat edilmeli; güven sarsıcı, bilgiden ziyade 'kanaatlere, inançlara' dayalı söylevlerden kaçınılmalı; basın ile ilişkilerin yanı sıra ulusal sağlık ve aşı politikaları gözden geçirilmeli” uyarılarında bulundu.
- Birçok ülkede hızlı bir salgına dönüşen Pandemik Influenza A (H1N1) 2009; insan, kuş ve domuzlarda görülen influenza virüslerinin harmanlanmasıyla ortaya çıkan yeni bir virüs. Her ne kadar şu an için etkisini kaybetmiş gibi görünse de bilim insanları, grip pandemilerinin doğası gereği -tıpkı 1918 İspanyol Gribi'nde olduğu gibi- zaman içerisinde yeni özellikler edinerek daha ağır seyreden bir hale gelebileceği uyarısında bulunuyor.
İspanyol Gribi ile 2009 pandemisinin önemli benzerlikler gösterdiğini dile getiren Prof. Dr. Badur, şu bilgileri verdi: “Etken olan suşların yüzey glikoproteinleri olan H'lerin, özellikle mevsimsel grip etkeni olan H1N1 suşlarından farklı olarak düşük glikozilasyon oranlarıyla büyük çapta benzerlik gösterdiği belirlenmiştir. Virolojik açıdan ise, 1918 suşunun tüm gen segmentlerinin kanatlı kökenli olduğu; büyük olasılıkla bilinmeyen bir konakta, paralel olarak ve birlikte evrimsel gelişim geçirdikleri kabul edilmektedir. Böylece İspanyol gribinin, kanatlılarda var olan bir suşun insana adaptasyonu sonucunda ortaya çıktığı konusunda fikir birliğine varılmıştır. Buna karşın, 2009 pandemisinden sorumlu pandemik H1N1 virüsünün evrimi tamamen farklı bir gelişme göstermiştir. Sonuç olarak yeni etkenin; Kuzey Amerika kanatlı virüslerinin PB2 ve PA gen bölgelerini, insan H3N2 virüslerinin PB1 gen bölgesini, klasik domuz gribi virüslerinin H, NP, NS gen bölgelerini içerdiği tespit edilmiştir.”
“Mevsimsel gripten sorumlu olan ve klasik grip aşısı içinde yer alan H1N1 suşları ile 2009 pandemisinin etkeni olan H1N1 suşunun sub-tip benzerliği virüsün yeni olmadığına dair yanlış görüşlere neden oldu” diyen Prof. Dr. Badur, sözlerini şöyle sürdürdü: “Mevsimsel grip için risk grupları olarak bilinen kesimlerin (örneğin >65 yaş bireyler ya da süregelen hastalığı olanlar gibi) pandemik H1N1 için söz konusu değildir. Tüm yaş grupları ve sağlık sorunu olmayanlar da bu salgında hedef oldular. “Pandemik H1N1 suşunun prototipi olan A/California/04/09 (H1N1) suşu ile yapılan bir çalışmada, bu suşun mevsimsel H1N1 suşlarına oranla daha güçlü replike olduğu; fare ve gelinciklerin akciğerlerinde mevsimsel suşlara oranla daha ciddi lezyonlara neden olduğu; domuzlarda ise klinik bulgulara yol açmadan resplikasyonunu gerçekleştirebildiği gösterilmiştir”
Prof. Dr. Badur: “Pandemik H1N1 suşlarının genetik bir homojenite gösterdikleri; saptanan 3500'den fazla suşun dizi analizleri ile birbirlerine yakın ancak belirli oranda farklılığa sahip iki kümenin filogenetik ağaçlarda ortaya çıktığı gösterilmiştir. Patojenite ile ilintili mutasyonlara bakıldığında ise, H bölgesinde oluşacak bir değişimin (D222G) reseptöre bağlanma farklılığını; PB2 bölgesinde ortaya çıkacak mutasyonun (E627K) replikasyon yoğunlaşmasını; N alanındaki farklılaşmanın ise (H275Y) oseltamivir direncini beraberinde getirdiği bilinmektedir. Ayrıca pro-apoptotik bir faktör olan PB1-F2'nin bulunmaması, yeni etkenin patojenitesinin düşük olmasının bir diğer nedenidir. Bugüne dek, belirtilen bu tip mutasyonların pandemik H1N1 suşları için ender olarak bildirildiği görülmüştür. Sonuçta, antijenik açıdan oldukça stabil bir virüs ile karşı karşıya olduğumuzu söylemek olasıdır” diye konuştu.
Prof. Dr. Badur, Dünya Sağlık Örgütü'nün H1N1 virüsünü halen dünya çapında izlediği gerçeğinden hareketle ayrıca, “İleri sürülen görüşlerin bilimsel dayanağı olmalı; bilgi kirliliğine, haksız karalamalara dikkat edilmeli; güven sarsıcı, bilgiden ziyade 'kanaatlere, inançlara' dayalı söylevlerden kaçınılmalı; basın ile ilişkilerin yanı sıra ulusal sağlık ve aşı politikaları gözden geçirilmeli” uyarılarında bulundu.
- Birçok ülkede hızlı bir salgına dönüşen Pandemik Influenza A (H1N1) 2009; insan, kuş ve domuzlarda görülen influenza virüslerinin harmanlanmasıyla ortaya çıkan yeni bir virüs. Her ne kadar şu an için etkisini kaybetmiş gibi görünse de bilim insanları, grip pandemilerinin doğası gereği -tıpkı 1918 İspanyol Gribi'nde olduğu gibi- zaman içerisinde yeni özellikler edinerek daha ağır seyreden bir hale gelebileceği uyarısında bulunuyor.
