Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Florür: Ölümüne mi içiyoruz?

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Florür: Ölümüne mi içiyoruz?

    Florür: Ölümüne mi içiyoruz?




    Diş macunları, gargaralar, bir takım hazır gıdalar, antibiyotikler ve dahası şebeke suyunda karşımıza çıkan florür(fluoride) aslında alüminyum imalat ve nükleer sanayinin atık ürünü olan ‘sodyum florür’den başka bir şey değildir.Yenilebilir, organik bir çeşit çözünmeyen tuz olan ve hem kemik hem de dişlerimizi güçlendiren kalsiyum flora fosfat ile akalası yoktur. İsim benzerliği sadece bildiğiniz zehiri allayıp pullayıp çocuklarımızın diş macunlarına kadar sokanların işine yaramıştır. Sodyum Florürü üreten firmalar öyle kuvvetli lobi çalışmaları yapmışlardır ki günümüzde pediyatrik hekimler 9 aylık bebeklere dahi sodyum florür damlası reçete eder hale gelmişlerdir.

    Sodyum Florür suda çözülen bir zehirdir. Renksiz, kokusuz ve tatsız olması sebebiyle de fare ve haşere zehirinde kullanılan ve hatta panzehiri olmayan bir zehirdir. Sodyum Florür diş macunundan ve şebeke suyundan başka nerelerde kullanılır diye merak ediyor olursanız: Sarin sinir gazı, Anti-Depresan Prozak benzeri pek çok psikiyatrik ve uyuşturucu etkisi olan ilaçlarda karşımıza çıkmaktadır.

    Düşünüyorum da, Sodyum Florür’ün gerçekte bir zehir olduğunu bilse acaba kaç ebeveyn minicik çocuğuna ‘diş çürüklerini’ önleyeceği safsatasına inanıp bu maddeyi verir? Yapılan bağımsız araştırmalar artık gerçekleri ortaya koymaktadır. Örneğin Dr. J. Yiamouyiannis 40.000 çocuktan iki senede toplanan ham verileri incelemiş ve sodyum florürün diş çürümelerine karşı bir başarı SAĞLAMADIĞI sonucuna varmıştır.1Tüm yaş grupları içinde hiç şüphesiz bebekler florür toksisitesine en açık olanlardır. Kiloca küçük oldukları için aynı miktardaki sudan, bir yetişkine kıyasla (kilo başına) % 400 daha fazla florür almış olurlar. Bebekler, daha fazla florüre maruz kaldıkları yetmezmiş gibi bir de yetişkinlere göre böbreklerindeki florürü dışa atmakta da daha az donanımlıdırlar. Sağlıklı bir yetişkin sindirim yoluyla sodyum florürün % 50’sini dışarı atabilmekte iken bu miktar bebeklerde maalesef sadece %15-%20’lerdedir. Bebeklerine sodium fl
    orür damlaları veren, ya da anne sütü yerine florürlü sularla hazırlanan bebek mamalarıyla bebeklerini besleyenlerin bu gerçekleri bilmeye hakkı yok mu sizce? Sodyum Florür’ün zararlarını araştırıp, teyid eden pek çok araştırma yapılmış ve sudaki florür seviyesi arttıkça florosiz hastalığının da doğru oranda arttığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanmıştır.2
    Orta derecede Florosiz vakası
    Bütün holistik sağlıkçıların ve önleyici hekimlerin de üzerinde hemfikir olduğu konu artık, Sodyum Florür’ün kümülatif bir toksin olduğudur. Bu toksik birikim elbette zamanla çok daha büyük sağlık sorunlarına dönüşebilir. Dişlerdeki florosiz estetik bir rahatsızlık gibi görünüp sizi çok ürkütmeyebilir ancak kemiklerinize de aynı etkisinin olabileceğini gözardı etmeyin. Eklem ağrıları, kireçlenme, iskelet florosizi aslında birer florür birikimi ve toksitidesi sonucu olabilir.
    Bugün bilimsel araştırmaları okuyup incelediğinizde florür birikiminin yol açtığı pek çok muhtemel hastalık ya da sağlık sorununu kendiniz de görebilirsiniz. Nedir bu sorunlardan bazıları : Düşük IQ seviyesi,Dr. Phyllis 1995 yılında yaptığı bir çalışma sonucu florürün çocukların IQ seviyesinin düşmesinde etken olduğuna inanmaktadır. 3 Kireçlenme, Bunama, Kas Rahatsızlıkları, Kemik Sorunları ve Hassasiyeti, Bozuk Tiroid fonksiyonları, kurşun emilimini artışı, ciddi göz bozuklukları ve daha belki de henüz ispatlanmamış başkaca hastalıklar.
    Florür kullanmayı durduran bazı ülkelere ait veriler:
    • Japonya’da 1970′lerden beri sularda florür yok denecek seviyededir ve yine artan şeker tüketimlerine rağmen diş çürüklerinde azalma var.
    • Küba’ da 1990’dan beri şebeke suyuna florür EKLENMEMEKTEDİR ve 1997 Mart’ında yapılan ölçüme göre diş çürükleri ciddi oranda AZALMIŞIR.
    • Hollanda’da Tiel şehrinde 1973′de sulara florür eklenmesi durdurulmuştur ve 1993′de yapılan araştırma diş çürüklerinde azalma göstermiştir.

    Ayrıca unutulmaması gerekir ki şebeke suyuna florür kattığınız zaman kimin ne kadar florüre maruz kaldığını da asla kontrol edemez hale geliyorsunuz. Kimi insan günde 1 bardak su içer kimisi 10 bardak içer.. o zaman kim ne kadar florür alıyor nasıl bilinebilir? Kaldı ki florür artık o kadar beklenmedik yerlerde karşımıza çıkıyor ki, kullandığınız tavadan tutun da içtiğiniz ilaca kadar vücudumuza yükledikçe yüklüyoruz bu toksik maddeyiDiş çürüklerini önlemenin zehirli su içmekten ya da diş macununa mikrop öldürecek diye zehir eklemekten çok daha doğal ve sağlığınızı tehdit etmeyecek yöntemleri var elbet. Neden kimse bunlardan bahsetmiyor anlamak mümkün değil ama ben bu konuda payıma düşeni yapayım istedim ve evde hazırlanabilecek bir kaç alternatif diş temizleme karışımı tarifi vermeyi görev bildim. Bu linkten tariflere ulaşabilirsiniz.
    Özetle diş çürüklerini tedavi etmek için ya da önlemek için florürlü su içmek ya da florürlü diş macunu kullanmak senelerdir inandırıldığımız kadar da etkili bir yöntem değil. Florürün varsa bile olumlu etkisi, birikiminin yarattığı sağlık sorunları çürütülmeye başlanmış olumlu etkisini gölgede bırakacak kadar çoktur. Diş ve kemik sağlığı için öncelikle sağlıklı doğal beslendiğinizden emin olun. Unutmayın sağlık besinlerinizle başlar. Ağız hijneyini de ihmal etmez iseniz zaten sabah akşam florürlü su içip vucudunuzda zehir biriktirmenize gerek kalmaz. Halkı sağlıklı beslenmek ve ağız hijyeni konusunda bilinçlendirip eğitmek yerine ‘iyisi mi suya zehir koyalım sorun çözülsün’ tarzında bir yaklaşım sağduyu sahibi herkesi elbette rahatsız eder. Elbette zamanla daha fazla insan şu soruları soracaktır: bu florürü kim üretir, kim pazarlar, kim belediyelere bu zehiri hangi ‘ikna edici’ kabiliyetleriyle satabilir?
    Siz siz olun, sağlığınızı kendi ellerinize alın. En kıymetli hazineniz sağlıkla aldığınız nefestir ve bence sağlığınızı politik malzeme yapmamak için bireysel olarak elinizden ne geliyorsa yapın.
    Referanslar
    1-. Yiamouyiannis, J.A. “Water Fluoridation and Tooth Decay: Results from the 1986-87 National Survey of U.S. Schoolchildren”, Fluoride, 23, 55-67, 1990
    2-Prevalence of dental fluorosis in relation with different fluoride levels in drinking water among school going children in Sarada tehsil of Udaipur district, Rajasthan. Sarvaiya BU, Bhayya D, Arora R, Mehta DN.
    3-”Neurotoxicity of Sodium Fluoride in Rats”, Mullenix, P.Neurotoxicology and Teratology, 17 (2), 1995).

    - See more at: Florür: Ölümüne mi içiyoruz? | Buket Kaptan | Holistik Sağlık

  • #2
    Su ve Diş Macununda ki Gizlenen Florür Tehlikesi




    Amerikada ki bilim adamları tarafından yapılan yeni bir çalışmada, içme suyundaki yüksek florüre maruz kalma, beyin hasarına sebeb olduğunu kanıtlamış. Aslında yıllardır Florürün insan sağlığına olan zararlı etkileri bir çok çalışmada ortaya çıkarılarak, Amerika eyaletinlerinde ve Avrupanın 90 % oranında suya ilave edilen Flörür yasaklanmıştır.

    Flörürün insan sağlığına etkilerinin araştıldığı 60 günlük bir süre ile fareler üzerinde yapılmıştır. Florürün , beyin neokorteks, hipokampus ve serebellum alanlarda nörodejeneratif ve morfolojik değişikliklere neden olduğu, omurilik ve siyatik sinirlerde yıpranmalara sebeb olduğu gösterilmiştir.(1)


    Amerika televizyon sunucusu Alex Jones'un suya katılan Florürün zararları ve devlet tarafından neden hala savunulduğunla ilgili videosu oldukça bilgilendirici.


    Ayrıca K. Pratap Reddy tarafından da Haydarabad Üniversitesi Journal Tıp ve Müttefik Bilimler enstitüsünde ki bir çalışmada da yüksek düzeyde florürün içme suyuna (1-12 ppm)katılması, iskeletin fiziksel deformasyonlara neden olduğu ve doğrudan merkezi sinir sistemini etkilediği ispatlamışlardır.
    Florüre Eylem Ağı (FAN) göre, 25, flor flor düzeyleri, bir milyon kişi başına 0,3 ila 3 parça olarak düşük bile, IQ azalması ile ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar vardır.

    Dr. Phyllis Mullenix ve arkadaşları tarafından 1995 yılında sıçanla yapılan bir çalışmada da , florürün "motor fonksiyon bozukluğuna, IQ ve / veya insanlarda öğrenme güçlüğü için potansiyel bir göstergesi olan zeka kapasitesinde gerilemelere sebeb olduğunuda ayrıca ABD, Meksika, Çin ve Hindistan gibi farklı ülkelerde yapılan çok sayıda ki çalışmalarıyla florür maruz kalan çocuklarda IQ açıkları ile ilişkili olduğunu tespit etmişlerdir.


    Yeni Zelanda Florür Eylemi Grubu ve Floridasyona Hayır Kampanyasıtemsilcisi Mark Atkin:
    "Bu ağır bir ihmalkarlık ve Bakanlığın yasal görevini yapmamasıdır. Onların, butoksin konusunda insanlara baskı yaptıkları, bu ileriyi göremeyen yönlendirmelerinin yerine, floridasyonun işe yaramadığını, insanları tehlikeye attığını" söylüyor. Son araştırmalar, florürün önlenmesi gereken en önemli zamanın, yaşamın ilk yılı olduğunu gösteriyor. Atkin:



    "Eğer biberonla beslenen bebeklerin maması, florür eklenmiş su ile yapılırsa, bir faktör nedeniyle bebeklerde doz aşımı oluyor. Geçen yıl, Amerika Diş Derneği,'bebek mamalarının florür eklenmiş su ile yapılmaması' uyarılarını vurgulamıştı." Atkin sözlerine şöyle son veriyor:
    "Bizim kendi besin standartları belgelerimizdeki uyarıları, Bakanlık reddederek, bebekleri riske atıyor. " diyerek aslında çok önemli bir vurdum duymazlığa işaret etmektedir.
    Bu özelliği sebebi ile Hitler Yavudi kamplarındakı gaz odalarında bu gazı kullanmıştır.


    Bu tehlikelerin farkında olan bir çok Amerika eyaletlerinde içme sularına katılan florür yasaklanmıştır, fakat ülkemizde malesef bu kimyasal hala diş sağlığında oldukça popüler bir şeçimdir.
    Avrupa da florürün şehir suyuna ilavesi 99% oranında reddedilmiş,yasaklanmış, ya da çevre, sağlık, yasal ya da etik kaygılar nedeniyle florür takviyesidurdurulmuştur. Hatta bu yüzyılın Almanyasında dahi Florür bakın hangi gerekçe ile yasaklanmış:



    "1978 yılında, Batı Alman Gaz ve Su Uzmanları Derneği, yasal nedenlerle florür takviyesi red ederek, 1 Litre başına 1 mg olan optimal florür konsantrasyonunu insan vücudunda uzun vade kullanıldığında bir hasara sebeb olabileceği gerekçesini göz önünde bulundurulduğunda kullanımını yasaklamıştır' (2)



    Başka bir çalışmada ise Florürün Tiroid kanseri ile bağlantısına dikkate çekmektedir.
    1955 yılında New England Journal da ki bir rapora göre ‘ tiroid kanseri, San Francisco, şehrin içme suyu florürlü sahip olduğu döneminde yüzde 400 artış göstermektedir ", Gladys Caldwell ve Philip Zanfagna adlı yazarların 1974 yılında ki çalışmalarını yazdığı kitaptan alınmıştır.(3)

    Daha yakın bir tarihte 1998 yılında John Yiamouyiannis sodyum florür Ulusal Toksikoloji Programı kanser biyoassay sonuçlarını yayınlamıştır. Bu yine verilerin yanı sıra tiroid adenom olayların florürlü suyu tükeyen populayonlarda artmış olduğu gözlenmiştir. Ancak, ne yazık ki NTP raporunun son yayınlanan bölümünde ise "karsinojenite mutlak kanıt değildir ", sonucu ile FDA tarafından değiştirilmiştir.

    Her ne kadar Florürün zaralı olduğunun kanıtlanması örtbas edilmeye çalışılsa da sonunda FDA Amerikanın bütün eyaletlerinde suya eklenen miktarı azaltığını açıklamıştır.

    http://www.naturalnews.com/030952_CDC_fluoride.html



    Ekim 2010 yılından bu yana Amerika Waterloo, Ontario'da florür takviyesi engellemek için29 eyalettin çeşitli şehirlerinde florür takviyesi durdurulmuştur.


    Böbrek hastalığı olan kişiler, florür toksisitesi

    ne yüksek bir duyarlılıkları vardır. Florürü vücüttan atılımını sağlamayan böbreğim süzme kapasitelerinin azalmalmıştır. Sonuç olarak, florür toksik seviyeleri yükselir ve kemiklerde birikir ve alüminyumun toksisitesini de yoğunlaştırmak ve renal osteodistrofi olarak bilinen acı bir kemik hastalığı neden olabilir.



    http://www.fluoridealert.org/fluoride-facts.aspx




    Ayrıca diş kavitesini güçlendiriği öne sürülen Florürün aslında diş dental yapısında hiç bir önemi olmadığını vurgulayan bir dizi çalışmada çalışmada da 1998de
    ‘ USA ve Batı ülkelerinde suya ilave edilen florür varlığında veya yokluğunda diş kavitesi üzerinde hiç bir farklılık görülmemiştir.’(4)

    Demek ki Florürün uzun süreli kullanımlarının etkileri yıllardır bilinmekte ama göz ardı edilmektedir. Peki neden?


    Bu kadar zehirli olan bu kimyasalın ilk önce insan vücüdundaki etkilerine baktıktan sonra, bu tehlikeli maddenin neden suyumuzda veya diş macunumuzda son bulduğunu anlamanızı sağlamak için gerçekleri önünüze sermeye çalışacağım.
    Florür, nötr haldeki flor atomunun, bir elektron alarak iyon(anyon) haline geçtiğinde aldığı isimdir. F−1 olarak gösterilir. Bu iyona başka bir unsur yapıştırılır. Florür iyonu içeren maddelere de verilen bir isimdir. Bir iyon olduğundan dolayı, kendi başına doğada yer almaz; ancak bir çözeltide karşı iyonu ile yer alabilir.

    İnsan vucudünda florürü emerek depo eden ilk merkez, Epifiz,denen omurgalıların beyninde yer alan mercimek tanesi büyüklüğünde bir bezdir. Bu bez ingilizcede pineal gland epiphysis cerebri, epiphysis, conarium ve organ Üçünçü göz olarak da tanımlamaktadırlar. Bu organ ayrıca bir kozalağa ‘Pine’ benzediği için bu adı almıştır.





    Bu epifiz bezi doğumdan üç yaşına kadar hızlı büyümeye devam ederken, üç yaşından ergenliğe kadar daha yaş büyümeye devam eder. ( 3 yaş altı çoçukların kullandığı macunlarında ki floürü miktarda bezin büyümesini tamamen durdurarak IQ düzeyini etkiler) Epifiz bezi vücutta bir çok organında düzenli çalışmasını sağlamaktadır. Erken yaşlarda alınmaya başlayan florür bu bezin gelişmesini engellerken Kısırlıktan, böbrek yetmezliğine, Tiroid, pankreas ve hipofiz bezinin de aktivitelerinde aksaklığa sebeb olur. Sonuçta, kanserle, şeker hastalığı ile , kısırlık gibi bir çok hastalıkla savaşan bu yüz yılın insanları ortaya çıkar.


    Bu kadar bilgiden sonra artık Epfiz bezinin sağlıklı çalışmasının önemini ve florürün toksik etkileri bilinmesine rağmen neden ısrarla önerilmiş olabileceğinizi herhalde tahmin etmişsinizdir.
    Bill Gate’in bir toplantısında ağzından kaçırdığı gibi, ‘Dünya populasyonu hızla büyümeye devam ediyor ve bir şey yapılmalı ‘ bence zaten yapılmaya çoktan başlandı. Bir yandan üremenini önüne geçilmediği 3 dünya ülkelerinde bitmeyen savaşlarla, Afrika kıtasının sonu gelmez etnik temizliği ve AIDS ile, ve kısırlaştırılan Avrupa.
    Populasyonun dengede tutulmasını sağlamsının yanında, aslında Epifizin bezinin yüzyıllardır üçüncü göz olarak bilinmesi de dikkat

    e değerdir. Bir çok ruhsal dokrin öğreticileri bu kısmın aktiviyasnunun bizi ruhsalığa taşıyarak aslında rüyada olduğumuz bu realiteden uyanacağımızı belirtmektedirler.


    Luke J. (2001). Fluoride deposition in the aged human pineal gland. Caries Research
    35:125-128.
    Luke J. (1997). PhD Thesis: The Effect of Fluoride on the Physiology of the
    Pineal Gland









    Ortadaki resim; Sümerlerde medeniyetinde 3000 yıl öncesine ait taş kabartmalardan ve çok ilginç olanı Vatikanda Papa nın elinde tutuğu çam kozalağına benzemiyor mu? Acaba yüzyıllardır bu bezin sırrı bilinmekte olup, bazı gizli örgütler tarafından insan realitiseni kontrol ve manipülayonunda mı kullanılıyor du?


    1*Varner JA, et al. (1998). Chronic Administration of Aluminum-Fluoride and Sodium-Fluoride to Rats in Drinking Water: Alterations in Neuronal and Cerebrovascular Integrity.Brain Research. 784: 284-298.

    2*Hilleman B Alıntılar: "florür takviyesi: Çekişme uzağa gitmek olmaz" Chemical and Engineering News, 1988 Ağustos, 66:31
    3*Caldwell G, Zanfagna PE - "Fluoridation and Truth Decay" Top-Ecol Press, Library of Congress No. 74-80847 (1974) also, see: Gotzsche A-L - "The Fluoride Question: Panacea or Poison?" Stein & Day (New York) ISBN 0-8128-1974-X (1975)
    4*Heifetz SB, et al. (1988). Prevalence of dental caries and dental fluorosis in areas with optimal and above-optimal water-fluoride concentrations: a 5-year follow-up survey. Journal of the American Dental Association 116: 490-5.

    Yorum yap

    Hazırlanıyor...
    X