Ülker'in hikayesi ve martavallar en son kısmında yazarın niyeti belli oluyor
Kar Gıda Kar Gıda Amerikalılara satılmış. Bu haber Vakit gazetesinde Hasan Karakaya tarafından 25 Eylül günü yazıldı. Tabii yazar yerli şirketlerin yabancılarca ele geçirilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş.
Fakat benim asıl dikkatimi çeken nokta, haberde fotoğrafı da kullanılan Kar Gıda'nın sahibi Ö. Faruk BERKSAN. Ne dersiniz, bu soyadı size de yeterince yerli geliyor mu?
ÜLKER AİLESİ - ÜLKER KREDİ BANKASI
Sevgili dost Faruk Bildirici’nin Mesut Yılmaz’ın hayatını kaleme aldığı “Hanedan’ın Son Prensi” kitabını tanıtırken, Yılmaz Ailesi’nin gelinlerine dikkat çekmiştim. (bakınız Uğur İpekçi Habertürk sitesi arşivi), Mesut Yılmaz’ın babaannesi Kırım’lıydı. Tesadüf: Yine bir aile öyküsünde, yine bir Kırım hikayesiyle karşılaştım.Ve yine “karışık bir soyadı” hikayesiyle. (Biliyorsunuz; Mesut Yılmaz’ın babası “Yılmaz”, amcası ise “Akçal” soyadını almıştı.) Tıpkı Yılmaz Ailesi gibi kafamda onlarca soru oluşturan bu aileyi de sizlere tanıtmak istiyorum. Adı:İslam’dı. Çocuklarının biyorafisinden anlıyoruz ki, 20. yüzyılın başında Kırım’dan Türkiye’ye göçediyor. Kırklareli’nin Kara Mehmet Köyü’nde Numanzadeler’in kızı Şakire ile evleniyor. 1911 yılında oğlu Asım dünyaya geliyor. Aile sonra tekrar Kırım’a dönüyor. İkinci çocukları Sabri 1920 yılında Kırım’da doğuyor.
Ara not:
Klasik, resmi tarihin bize dayattığı bilgiler dışında (1792-1860-1864-1891-1902 gibi)Kırım göçleriyle ilgili ne biliyorsunuz? Örneğin, Kırımçaklar’ı (Kırım Yahudilerini) bilir misiniz? Özet bilgi: Hazar devletinin yıkılmasından sonra Musevî Hazarların bir kısmı Kıpçaklar tarafından Rusya’nın içine sürüldü. Ruslara karışan bu Musevî Hazarlar, zorla Hristiyanlığı kabul ettiler. Ancak uzun süre gizlice Musevîliklerini sürdürdüler. Sürgüne gönderilenlerin dışında kalan Hazar Yahudileri bir süre sonra kendileri için daha emin olarak gördükleri Kırım'a göçettiler. Kırım'da bu şekilde ortaya çıkan yeni cemaatin içinde Hazar asıllılar, Kıpçaklar, Kalizler vb. boylardan insanlar vardı. Ortaya çıkan bu yeni cemaat, karma bir cemaat olduğundan Hazar veya Kıpçak adı ile değil de bağlı bulundukları mezhep ismiyle anılmaya başlandılar. Bilindiği üzere Hazarların kabul etmiş olduğu Yahudi mezhebinin adı Karaim idi.
Dolayısı ile yeni ortaya çıkan bu topluluk, Karaim cemaati olarak anılmaya başlandı. Hazar lehçesi yerine Kıpçak lehçesi ile konuşuyorlardı. Fakat konuşulan dil tam bir Kıpçakça değildi,Hazarca kelimelerin de içinde bulunduğu, ama Kıpçakçanın hakim olduğu farklı bir Kıpçak lehçesi ki, buna dilciler Karaim Türkçesi ismini vermektedirler. Bu mezhepte başlangıçta sadece İsrail kavminden insanlar vardı, ancak kısa sürede başka ırklardan insanlar bu mezhebe girmeye başladılar ve bu başka ırklardan insanlar giderek çoğunluğu sağladılar. Bir süre sonra İsrail kökenliler tamamen yok oldukları gibi, Türklerin dışındakiler de zamanla azınlığa düştüler. XIX. yüzyılın sonlarına doğru mezhep mensuplarının nerede ise tamamını Türklerden oluşturmaya başladı. Dolayısıyla kelime artık bir dini veya mezhebi ifade etmekten çok, bir Türk kavmini temsil etmeye başladı. Yahudiliğin Karaim mezhebine mensup olan Türk cemaatine Karay deniyor. Zamanla Karaylar kırım’dan da ayrıldılar. Karayların bir kısmı direkt olarak İstanbul'a gelip yerleşirken, diğer bir kısmı Kırım'dan , önce Romanya'ya, oradan Edirne'ye ve oradan da İstanbul'a gelip yerleştiler. (Örnek: Refik Halit Karay) Bu ufacık bilgiden sonra tekrar hikayemize dönelim: İslam Bey, Kırım’dan Kırklaeli’ne geliyor.
Sonra tekrar Kırım’a dönüyor. Neden döndüğü konusunda da ne yazık ki bilgimiz yok; ancak tarihsel sürece bakarak tahmin edebiliriz: Elimizdeki tek bilgi; 26 Aralık 1912 tarihinde, Kırım’a bağımsızlık yolunun açan bir gelişmenin olması. Bu tarihte, Kırım Halk Cumhuriyeti’nin ilan edildi. İslam Beyin ülkesinin bağımsızlık kazanmasıyla birlikte topraklarına döndüğünü düşünmemiz güçlü bir ihtimal. Ancak. Kırım 1920’de Bolşevikler’in eline geçti. 1921’de Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Sovyet Birliği’ne katılma kararı verdi. “Yahudi Tarihi” yazarı Yusuf Besalel, sosyalist devrimin ilk yıllarında Yahudi talebelerinin kendi dillerinde eğitim gördüğünü, Stalin döneminde ise Yahudilere baskıların arttığını yazmaktadır. Ne tesadüftür ki o yıllarda İslam Bey Tekrar Türkiye’ye dönme kararını aldı.
Eşi Şakire, üç oğlu, Asım, Sabri ve ailenin en küçüğü -ve genç yaşta vefat eden- Hakkı. Ile birlikte, 1929 Ağustosunda İstanbul’a geldi. 21 Haziran 1934 tarihinde soyadı kanunu çıktığında, İslam Bey “Berksan” soyadını aldı. Ancak gelin görün ki, iki oğlu Asım ve Sabri nedense 1953 yılında “Berksan” soyadını bırakıp, soyadlarını “Ülker” olarak değiştirdiler. (Mini not: Sabatayistler (Yahudi dönmeler) arasında Berksan soyadlı çok kişi var.) Ve yine ne gariptir ki, Asım Ülker’in iki oğlu Selçuk ve Ömer Faruk “Berksan” soyadında ısrarlıdırlar ve soyadlarını bırakmazlar! Bu ailede bir “isim sorunu” vardır! İslam Beyin gerçek adından kuşku duymaktayım.
Aşağıdaki satırlar Soner Yalçın:efendi-2'den alıntıdır ! (Öyle saçmalıklarla dolu ki- Türkçe ad ve soyadlarca binlerce bulunan berk soyadını bile pespayece yafta olarak kullanabiliyor.)
"berg" Türkçe "berk" yapılıyor.AşkenaziYahudilerinin dili olanYidişbir sözcük olarak Yahudilerde en çok taşınan soyadlarından birisidir; Soğuk Savaş'ta Sovyet casusu oldukları gerekçesiyle idam edilenRosenbergleri hatırlamayan herhalde yoktur; karıkoca Yahudi'ydiler. Sözcük Almanca kökenlidir, yalnız artık daha çok Yahudilere işaret etmektedir. Aile belki de bu belirgin işaretten çekinerek,Berk'i bırakıpÜlkersoyadını almıştı. (Tekelistan, 2004, s. 256.) Türk Dil Kurumu'nun Türkçe Sözlük'e göre, "Ülker", Boğa burcundayedi yıldızdan oluşan takımın adıydı, (s. 1553.)Tevrat'ınEyüpbabında da geçiyordu. Öte yandan, bu ailede "soyadı meselesi" çok önemliydi.
Derleyen notu:bergkelimesi Avusturya-Macaristan Osmanlı savaşında ve diğer savaşlarda esir olup Avusturya buradan da Almanya'ya kadar giden bazı Osmanlı beylerinin de din değiştiripbeyadınıbergolarak devam ettirdikleri tarihçilerimizce de neşredilmiştir. (U.türk) Şöyle ki: Sabri Ülker'in kızıAhsen Hanım'ın ilk eşinden olan oğlu Ali'nin de soyadı daha sonra mahkeme kararıyla "Ülker" yapılacaktı...
"Dinci" olarak bilinen Ülker kardeşlenil önünü hep "laik" askerî darbeler açtı:
27 Mayıs 1960. Ülkede döviz sıkıntısı had safhada Ama, askerler, Ülker'e 250 000 dolar döviz tahsis etti !
12 Eylül 1980. Ülker, yaptığı ihracatlardan aldığı vergi iadeleriyle büyüdü.
Son 28 Şubat "postmodern laik darbe"de, Ülker önce "yasaklı şirketler" arasında gösterildi. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) kantinlerinde Ülker ürünlerinin satılması yasaklandı.
Ama sonra nedense Ülker listeden çıkarıldı.
Bu arada, mazlum gösterilen Ülker'in satışlarında patlama yaşandı!
Listeye girip çıkan Ülker grubu, TSK Mehmetçik Vakfı'na 500 000 dolar; Türk Silahlı Kuvvetleri'ni Güçlendirme Vakfı'na 500 000 dolar ve TSK El Ele Vakfı'na 500 000 dolar, yani toplam 1,5 milyon dolarlık bağışta bulundu.
Ülker kardeşlerin en belirgin siyasî özellikleri antikomünist olmaları: Sabri Ülker kurucusu olduğu "antikomünizmin kaleleri" Aydınlar Ocağı, İlim Yayma Cemiyeti gibi örgütlere ve Tercüman gazetesi gibi yayın organlarına para akıtıyordu. Elinin sıkı olmasıyla biliniyordu, ama bu konularda nedense çok cömertti.
Bu bölüme son noktayı koymadan önce Ülker Grubu İstişare Konseyi üyelerinin isimlerini vermek istiyorum: - Yahudilerin Osmanlı'ya gelişlerinin 500. yılında kurulan "500. Yıl Vakfı" kurucusu, Turizm ve Tanıtma eski bakanlarından CHP İzmir milletvekiliAlev Coşkun. - Yahudi cemaati eski başkanı, Akmerkez'in ortaklarındanRifat Hassan. - Bu kitapta bahsi geçenRona Yırcalı. - 27 Mayıs Anayasası'nın "teorisyeni" Prof.Hüseyin Nail Kubalı'nınTalaş Amerikan Kolejimezunu20[F74F] oğlu, Danimarka fahrî konsolosu Ali Nail Kubalı. - 12 Eylül'ün Dışişleri bakanı, Emekli Büyükelçiİlter Türkmen. - Bülent Ecevit'in başbakanlığı döneminde başdanışmanlığını yapan Emekli KorgeneralTurhan Özer. - ANAP'lı, Adalet ve Millî Savunma eski bakanlarındanOltan Sungurlu...
Bu kitap çalışmasını sonlandırdığım günlerde, Ülker Grubu, Boyner ailesi'yle ortak iş merkezi kurma projesine girmişlerdi...
(Yukarıda alıntıladığımız bölümler Soner Yalçın'ın Efendi-2, Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı Adlı Kitaptan aktarılmıştır. Kendi Yorumumuz yoktur.)
“Hikayeye” devam… Babaİslam Berksanvefat edince ailenin bütün yükü Asım’ın omuzuna bindi. Sabri’nin okulunun bitimiyle birlikte iki kardeş 1944 yılında Ülker’i kurdular.Türkiye’de radyoya ilk reklamı veren kurum Ülker’dir.
1950’lili yıllarda, Türkiye’nin haberleri, hükümet bildirilerini merakla beklediği saat 19.00 ajansının hemen önünde Ülker reklamı yayınlanırdı: 'Önce güneş, hava su. Sonra bol gıda gelir, akşama babacığım unutma Ülker getir...'. Ne diyelim, ticaret Ülker kardeşlerin “genlerinde” var!
Bu ailenin „öyküsü“ mutlaka yazılmalıdır. Örneğin, „dinci“ olarak bilinen Ülker Kardeşlerin önünü hep „LAİK“ askeri darbeler açıyor: Yıl 1960. Ülkede döviz sıkıntısı had safhada, hatta döviz yok. Askerler, Ülker'e 250 bin dolar döviz tahsis ediyor. Ülker Kardeşler, bu dövizlerle 2 makine alıyor ve fabrikaları kurmaya başlıyor. 12 Eylül 1980. Ülker, 24 Ocak kararlarıyla, ihracaata (Libya ve Kuveyt) yöneliyor; aldığı vergi iadeleriyle büyüyor. Son 28 Şubat “laik darbe” de, Ülker önce “yasaklı şirketler” arasında gösteriliyor, sonra hemen affediliyor. Bu arada şirket talep patlaması yaşıyor!
Ülker kardeşlerin en belirgin bir özelliği de anti-komünist olmaları: Asım ve Sabri Ülker kardeşlerin adı, şirketlerinden önce, soğuk savaş döneminde anti-komünizmin „kaleleri“ Aydınlar Ocağı, İlim Yayma Cemiyeti gibi kuruluşlara yaptığı maddi yardımlarla duyuldu. Ne ilginçtir, Sovyetler Birliği’nin „çatırdamaya başladığı“ 1987 yılında Ülker kardeşler bölündü: Asım Ülker çocuklarıyla birlikte "Kardeşler Şirketler Topluluğu"nu kurdu. Ancak -vardır mutlaka bir hikmeti -grup adını 1990 yılında "Kar Şirketler Tupluluğu" olarak değiştirdi.. Ailenin bu ad altında 23'ü yurt içinde 8'i yurt dışında olmak üzere 31 şirketi ile 1 vakfı vardı.
Uzatmak istemiyorum ama yazmadan geçemeyeceğim: Soyadlarını değiştirmeyen Selçuk ve Ömer Faruk Berksan Kardeşler, bu şirketleri adına ve şirketlerini de birbirlerine kefil yaparak, bir çok bankadan kredi aldılar. Ödeyemediler. Benzerlerini yüzlerce kez gördüğümüz bir oyunu bu kez onlar „sahneye“ koydular. Mallarının bazılarını başkalarına devrettiler. Eşlerinden boşandılar.. Kalan mallar ise zaten finansal kiralama yoluyla alındığı için, haczi mümkün olmadığından, alacaklılara karşı işi bu şekilde kılıfına uydurdular..
NihayetAsya Finans'ın kurulmasından bir kaç gün sonra,Kar Grubu'nun malları, Asya Finans'ın 800.000.000.000.TL.lık, (yani, yazıyla:sekizyüz milyar-liralık) alacağından dolayı haczettirildi. Asya Finans'ın haczinden sonra yasal işlemlere girişen alacaklı bankalar ise, karşılarında sadece lesanigli mallar ile söz konusu haczi gördüler. Yani hiç birşey yapamadılar. Peki Asya Finans’ın 16 ortağı arasındaBerksan Kardeşlerin olmasına ne dersiniz? Yeğenlerin durumu böyle de, amca Sabri Ülker farklı mı: 6 Haziran 2002 gazetelerden bir haber: "İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri, Faisal Finans Kurumu'nun el değiştirerekFamily Finansadını almasının ardından, bu kurumun faaliyetlerini mercek altına aldı.
Müfettişlerin, Family Finans Kurumu Başkanı Sabri Ülker'in de aralarında bulunduğu 34 yönetim kurulu üyesi hakkında,cürüm işlemek için teşekkül oluşturma, dolandırıcılık, Bankalar Kanunu'na muhalefet etme ve sahteciliksuçlamasında bulundukları 20 Şubat 2002 tarihli raporu dikkate alan Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, Ülker Gıda'nın sahibi Sabri Ülker ile oğlu Murat'ın da aralarında bulunduğu Family Finans Kurumu'nun yönetim kurulu üyeleri hakkında soruşturma başlattı.“
Uzatmaya gerek yok. Sabri Ülker bugün Türkiye’nin sayılı zenginleri arasındadır. En çok nakit paranın Ülker Grubu’nda olduğu söyleniyor.
Spordan (Ülkerspor), staretejik araştırma merkezi (ASAM); din araştırmalarından (Diyanet Araştırma Merkezi), vakıflara, derneklere vb. maddi yardımı esirgemeyen Ülker Grubu, son yıllarda en büyük desteği AKP’ye verdiği biliniyor. Eh, bu kadar desteğin bir karşılığı da olmalı, değil mi? Oldu da: Sabri Ülker, bugünlerde Yapı Kredi Bankası’na taliptir. Aracı ise AKP Hükümeti’dir! Hayırlı olsun diyelim mi? Sonuç: Sizi kandırıyorlar! YAZAN
Uğur İpekçi-Habertürk, 9 Mayıs 2003)
ÜLKER KİMLİK DEĞİŞTİRİYOR-BATUHAN BOZKURT Son dönemde yeni bir imaj atağı başlatan Ülker 'İslamcı kesimin markası' imajından kurtulmak için yeni bir strateji geliştirdi. Yıllardır muhafazakar çevrelerin vazgeçemediği marka olarak bilinen Ülker, artık bir dünya markası olmak için reklam politikalarını da değiştirdi.
NASIL OLSA İSLAMCILAR GÖRMEZ : Cumhuriyete reklam. Türkçe olimpiyatlarına yok
Geçtiğimiz aylarda Gülen Cemaati tarafından organize edilen"6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları"na organizasyon yetkililerinden teklif gelmesine rağmen sponsor olmayan Ülker, son olarak Cumhuriyet Gazetesi'nin spor ekine sponsor oldu. Muhafazakar kesimin takip etmediği Cumhuriyet Gazetesi'nin spor ekine verilen sponsorluk desteği, televizyonlarda yayınlanan 'gizli reklam' uygulamasını çağrıştırıyor. Ana gazeteye reklam vermek yerine, spor ekine sponsor olan Ülker'in Cola Turka markası, bu yolla 'Biz İslamcı değiliz' mesajını da veriyor. Ülker markasının sadık tüketici kesimi ise, özellikle dini değerler konusundaki yayınları nedeniyle Cumhuriyet Gazetesi'ne mesafeli.Reklamın, az tirajlı Cumhuriyet Gazetesi'nin spor ekine verilmesi ise, hem muhafazakar kesimin dikkatini çekmeyecek olması, hem de mesaj verilmek istendiği kesime ulaşacağı için en etkili yol olarak dikkat çekiyor.
ÜLKER STRATEJİ DEĞİŞTİRDİ
Ülker, daha önceki yıllarda 'İslamcı' olarak bilinen medya organlarındaki programlara sponsor oluyordu. Ayrıca, reklam pastasından da en büyük payı bu kesim alıyordu. Ancak, bir süre önce reklam stratejisini değiştiren Ülker, artık sponsorluk faaliyetlerini tamamen spor alanına kaydırdı. Ülker'in bu stratejisi, 'askeri kantinlere giremeyen muhafazakar marka' imajını yıkmak için henüz yeterli olmadı. Diğer yandan, markanın sadık kullanıcıları da Ülker konusundaki sadakatini kararlı bir biçimde sürdürmeye devam ediyor. DAHA ÖNCE DE TAM SAYFA İLAN VERMİŞTİ Yeni imaj için yoğun çaba harcayan Ülker, geçtiğimiz aylarda da Cumhuriyet Gazetesi'ne tam sayfa ilan vermişti. Ülker'in geleneksel tüketici kesimine hitap etmeyen Cumhuriyet Gazetesi gibi bir mecraya tam sayfa ilan vermesi, bu yeni imajını pekiştirmek için atılmış bir adım olarak değerlendirilmişti. Ülker NEDEN SPONSOR OLMADI Türkçe Olimpiyatları'na Ülker'in destek olmaması merak konusu oldu. 02 Haziran 2008 / 20:17 ENSONHABER.com/ÖZEL 6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatlarında bu yıl sponsor firma bolluğu yaşandı. Ancak Türkçe Olimpiyatları’na ‘ana sponsor’ olması teklif edilen Ülker’in bu teklifi reddetmesi cemaatte şok etkisi yarattı.
ENSONHABER.com "cevap ve düzeltme" hakkına saygı duyan bir yayın kuruluşudur. Haberimizle ilgili ÜLKER KURUMSAL İLETİŞİM'den yapılan açıklamayı aynen yayınlıyoruz. 1944’de kurulmuş olan topluluğumuz, 64 yıllık işleyişi boyunca toplumumuzun sosyal gelişimine daima duyarlı olmuş, Türkiye’nin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunmanın yanı sıra sosyal sorumluluk projeleriyle de toplumsal gelişime yönelik çalışmalarda bulunmuştur. Sosyal sorumluluk anlayışımız eğitim, spor ve çevre alanlarında iyileşmeleri teşvik eden bir yaklaşımdan oluşmaktadır. Aynı şekilde sponsorluk çalışmalarımızı da bu anlayışın çerçevesinde belirlemekteyiz. Grubumuzun eğitim, spor ve çevre alanlarında gerçekleştirdiği tüm projeler halka duyduğumuz saygının birer temsilidir. Bugüne kadar yaptığımız çalışmaların arasında çeşitli spor takımlarının sponsorlukları, TEMA ile yapılan kırsal kalkınma projeleri, 23 Nisan sinema sponsorluğu ve Türkiye Futbol Federasyonu ile birlikte yürütülen Grassroots (herkesicinfutbol) projeleri sayılabilir. Sadece 23 Nisan projemizle 125.000 çocuğa, Grassroots projeleriyle de binlerce çocuğa ve gence ulaşabilme imkanı bulmaktayız.
Ülker Grubu olarak önümüzdeki günlerde sponsorluk ve sosyal sorumluluk çalışmalarımızı genel stratejilerimiz çerçevesinde sürdürmeye devam edeceğiz.Türkçe Olimpiyatları organizasyonunu da memnuniyetle takip ediyor ve organizasyona emeği geçen tüm ekiplerin başarılarının devamını diliyoruz. Takdir edildiği üzere her organizasyonda yer almamız mümkün olmamaktadır.Halen birçok değerli markanın desteği ile gerçekleştirilen Türkçe olimpiyatlarının da başarıyla tamamlandığını görmekteyiz. Her marka ve her grup değişik alan ve zamanlarda, değişik proje ve iletişim stratejileriyle kamuoyunun gündemine gelmektedir. Topluluğumuz, önümüzdeki dönem için belirlemiş olduğumuz stratejilerimiz çerçevesinde çalışmalarını yürütmekte olup Türkçe Olimpiyatları gibi alanımız dışında kalan sponsorluklarda yer almamamız bu bakış açısı ile alınmış bir karardır."
GÜLEN’İN MANEVİ DESTEĞİ İLE YAPILIYOR
Türkçe Olimpiyatları, Fethullah Gülen’in özel önem ve manevi destek verdiği bir etkinlik; dünyanın dört bir yanındaki Türk okullarında yetiştirilen farklı ülkelerin çocuklarının olimpiyat havası içinde Türkçe performanslarını sergiliyorlar. Bu yıl 6. kez düzenlenen olimpiyatlar 110 ülkeden katılımcıyla gerçekleştirildi. ANA SPONSORLUK SİZE YAKIŞIR Olimpiyat Tertip Komitesi bu yılki etkinliklerden önce ‘ana sponsorluk’ için Ülker grubuna teklif götürdü. Ülker’e teklif götüren temsilciler; “Bu size yakışır. Bu olimpiyatın bayraktrarlığını siz yapmalısınız” şeklindeki teklifi Ülker yetkilileri tarafından “Fethullahçı görünmek istemiyoruz” diyerek geri çevrildi. İSLAMCI KESİMİN VAZGEÇİLMEZ MARKASI Türkiye’nin gıda devi haline gelen Ülker, çikolatadan bisküviye, margarinden hazır gıda ürünlerine kadar yüzlerce çeşit ürün üretiyor. Özellikle muhafazakar kesimin tercihi haline gelen Ülker markasının ürettiği her ürün, bu kesim tarafından öncelikle tercih ediliyor.
MARKA BÜYÜDÜ İMAJ SORUNU ORTAYA ÇIKTI
Ancak Ülker markası, muhafazakar kesimin tükettiği ürünler üreten bir marka olmaktan çıktı ve dünyanın onlarca ülkesine ihracat yapan bir uluslar arası marka haline geldi. Markanın ulaştığı bu büyüklük, yeni bir imaj sorununu da ortaya çıkardı.
KÖYLERE BİLE GİRDİ ASKERİ TESİSLERE GİREMİYOR
İslamcı-muhafazakar marka olarak algılanmak istemeyen Ülker, bu kimliği nedeniyle Türkiye’de ve dünyadaki bütün satış ağlarına girmesine rağmen askeri tesislerde ve kantinlerde satılmıyor. Bu imajı değiştirmek isteyen Ülker ise son yıllarda reklam ve sponsorluk stratejisini de değiştirdi. Daha önce İslamcı basına reklam desteği veren Ülker grubu, son yıllarda daha çok sportif faaliyetlere yaptığı sponsorluklarla öne çıkıyor. ÜLKER’DE BİR İLK Ülker’in bu strateji değişimi, daha önceleri mesafeli durduğu Cumhuriyet gazetesine tam sayfa ilan vermesi ile tescillenmiş oldu. Ülker’in Cumhuriyet gazetesine verdiği tam sayfa ilan, bu kurumsal imajın değiştirilmek istenmesinin en önemli göstergesi olarak algılandı.
EN ORGANİZE CEMAATE BUNU YAPMAYACAKLARDI
Ülker’in bu son duruşunun, markanın geleneksel muhafazakar tüketicileri tarafından nasıl karşılanacağı ise merak ediliyor. Nitekim Gülen cemaatinin bu kesim üzerindeki etkisi biliniyor. Yıllardır Ülker markasının ürünlerini büyük bir sadakatle tüketen bu kesimin organize bir şekilde hareket etme kabiliyeti olduğu yine bilinen bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Şimdi merak edilen Ülker’in uluslar arası marka imajı yaratmak için başlattığı bu strateji karşısında, bu geleneksel tüketici kesiminin başlatacağı bir olumsuz kampanyanın Ülker’i zora sokup sokmayacağı.
KRİPTO MUSEVİ ASILLI SÖZDE DİNCİ ÜLKERLER'İN İN ASIL AMACI ORTAKLARINDA GİZLİ!!!
Asıl soyadları Berksan olan Ülkerler Kırımdan göçen ve Yahudi soyundan gelen isimlerin ağırlığı olan bir şirkettir. Bu rası daKırım kökenli Rus Yahudilerinin adeta karargahı idi. Yani Musa'nın ticari sahada faaliyet gösteren şirketiydi. Bu gruba bağlı şirketlerden Ülker Gıda'daBülent Arınç'ın baca nağıSüleyman Kaya, fabrika müdürü olarak çalışıyordu. Ma sonlarıHiram Usta'nın kulları olarak niteleyen Arınç, Ülkerlerin Masonlarla ortak faaliyetleri hakkında nedense konuşmu yordu. Bunlardan biri de Ülker'in finansör olduğuMozart Günleriidi. Bilindiği gibi Mozart, 40. senfoniyi türkler için yazmıştı. Müslümanların ve Türklerin yok edilmesini isteyen bu konuda şiirler yazan bir alçaktı. Onun bu özelliği herkesçe bilinmesine rağmen, kanında zerre kadar Türklük, kalbinde zerre kadar Müslümanlık taşıyan bir insan Mozart'ı övebilir mi?
Türk ve İslam Düşmanı Mason Mozart ve Ülker Hürriyet Gazetesi'nden Mason Doğan Hızlan, 2 Mart 2006 tarihli "Mozart Günleri" başlıklı yazısında; Ülker grubu nun Türk ve İslam düşmanı mason Mozart'ın kutlamalarına Ergün Poyraz verdiği desteği şu sözleri ile anlatıyordu: "Ülker Müzik Günleri'nin bu yılki adı: "Mozart'la Sonsuz luğa Yolculuk" Wolfgang Amedeus Mozart'ın doğumunun 250. yılında, konserler, etkinlikler 11 ile 13 Mart 2006 arasın da gerçekleştirilecek..." Doğan Hızlan'ın yazısından açıkça görüldüğü gibi, Türk ve İslam düşmanı mason Mozart'ı kutlama günlerinin finans manını "Ülker" firması karşılıyordu. Aynı Ülker grubunun ilanla ve her daim desteklediği An dante Dergisi'nin Ocak-Şubat 2006 tarihli 20. sayısının 14. sayfasında "Bu Şarkıyı Hampson'dan Dinleyin" başlığı altın da, Mozart'ın, zil ve davul gibi Türk enstrümanlarını da kulla narak, 'İmparator olmak istiyorum' adlı bir Alman savaş şar kısı bestelediğini, bu parçayı Osmanlı'ya savaş açmaya hazır lanan İmparator II. Jozeph'in ısmarladığını anlatıyor ve şarkı nın ilk dörtlüğünü şöyle veriyordu. "İmparator olmak istiyorum Silkelemek istiyorum Doğu'yu, Titretmek istiyorum Müslümanları, Konstantinopolis benim olmalı..."
Ermeni Hırant Dink'in "Türk'ten boşalacak zehirli kanın Ermeni'nin temiz kanı ile değişeceğini" söylediği, sözlerden savcılığın beraat ettirilmesini istemesinden, İstiklal Marşına karşı yaptığı saygısızca açıklamalarının ardından hiçbir tepki almamasından olacak, Ülker grubu çıtayı yükseltiyor, Mozart isimli Masonu göklere çıkaran yayın ve etkinlikleri Müslüman Türk milletinden kazandığı paralarla finanse ediyordu.(lan ne salakça ifaler bunlar motzart zart olup...) Ülker'in desteklediği yayında Mozart'ın yukarıdaki şarkısı Musa'nın Mücahitinın sözlerinin altında şunlar da yazılıyordu: "Thomas Hampson, çok başarılı bulunan bu albümde Mozart'la birlikte, Haydn, Beethoven ve Schubert'in şarkılarını, Nikalaus Harnoncourt yönetimindeki Concentus Musicus Wi-en topluluğu eşliğinde söylüyor..." 12 Mart 2006 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde Ülker'in "Mozart'la Sonsuzluğa Yolculuk" başlıklı reklamları yayınlanı yordu. Atatürkçü(!) Cumhuriyet Gazetesi, İslamcı-muhafaza-kar Ülker, İmparator olmayı; Türk illerini silkelemek, Müslü manları titretmek ve İstanbul'u Bizans yapmak için isteyen Mason Mozart...Ne üçlü ama...
Türk ve İslam düşmanı Amadeyyus Mozart'ı, yerli(!) ma sonlar Mimar Sinan adlı dergilerinin 80. sayısında şöyle ululu-yorlardi: "Kinatın ulu yaratanı, zaman zaman, dünyaya dahiler gönderir. İnsanlığı kurtarsın, Nuruziya'ya kavuştursun diye! 1756 yılının 27 Ocak günü, Salzburg'un, bugünkü adı Getre-idegasse olan, dar bir sokağındaki 6 No'lu evin mütevazı bir odası na Mozart biraderi gönderdi. Bir dev doğdu o gün o evde. Gökten bir sanat nuru indi o evin üzerine. Bir tanrı mucizesi olan bu dahi nin sanat ışığı dünyamızı hala aydınlatıyor..." Ne oyun ama Müslüman Türk milletinin sırtından kazan dıkları paralar ile silkelemek istiyorlar Türk illerini, titretmek hayali kuruyorlar Müslümanları... İstanbul'u işgal özlemlerini de şu alçakça sözlerle dile getiriyorlar; "Konstantinopolis be nim olmalı..." Destekledikleri ve besledikleri yayınlarda yukarıdaki gibi gerçek yüzleri fışkıranlar, saf insanlarımıza ne diyorlardı; "Önce güneş hava su sonra bol gıda gelir, akşama baba cığım unutma Ülker getir" Tabi yerseniz... Masonların ululadıkları bir diğer Mason Abdullah Cevdet, ülkemize damızlık erkek ithal etmeyi öneriyor, Fransız Mason larının "Kur'anı kapa, kadınları aç" tekliflerini uygulamaya koymaya çalışıyordu.
Şerefe Ülkerler Şerefe
"Önce güneş hava su sonra bol gıda gelir, akşama baba cığım unutma Ülker getir." Çocukluğumuzda Televizyon rek lamlarında sıkça bu sözleri dinlerdik. Herhalde bundan sonra reklamlarında "akşama babacığım Ülker yerine Efes getir" sözleri yer alacak. İnançlı saf insanlarımıza alkol satan dük kanların önünden geçmenin ne denli günah olduğu anlatıldı. İnsanlar hasta çocuklarına bile alkol satan dükkanlardan kıza mık şekeri almadı. Dükkanlar ve üretilen gıda maddeleri İsla-mi ve İslami olmayan diye ikiye ayrıldı. Hep belli markalar ca milerde belli kesimlerin imamlarınca dikte ettirildi. Ülker grubu da İslami sermayenin başını çekiyor, ürünle rinde domuz ürünlerini kullanmadığını özellikle vurguluyordu. Alkolünse zinhar yanlarından bile geçmiyordu. Bir gün Efes Pilsen biralarının üretim ve dağıtımını yapan Anadolu Endüstri Holding'in sitesini incelerken ilgimi bir şir ket çekti. Polinas isimli bu şirkette Holding hisselerinin olduğunu söylüyor ancak ortaklarını belirtmiyordu.
Aynı şekilde Ülker grubu da sitelerinde Polinas adlı şirkette ortaklıkları ol duğunu söylüyor, ancak onlar da ortakları hakkında bilgi ver miyorlardı. 23 Eylül 2004 tarihli Ticaret Sicili gazetesini incelerken hiç olmayacak gibi gelen bir durumla karşılaşıyor, Efes Ülker ya da Özilhan ve Ülker ortaklığına rastlıyordum. Ticaret sicil gazetesinde bu ortaklık şu şekilde yer alıyordu: "Ticaret ünvanı: Polinas Plastik Sanayii ve Ticaret Ano nim Şirketi... Merkezi İzmir'de 1378 Sokak No:4/l Kordon iş hanı, Al-sancak, adresinde olup, ticaret sicilinin merkez- 57823 numa rasına kayıtlı yukarda ünvanı yazılı Şirket'in 26.04.2004 tari hinde yapılan olağan genel kurul toplantısında, Ana sözleşmesinin 4. ve 6. maddelerinin tadil edildiği, yö netim kurulu üyeliklerine; Sabri Ülker, Orhan Özokur, Murat Ülker, Hüseyin Avni Metinkale, Georg R Wiederkehr, Dan Zelouf, Tuncay Özilhan, Mustafa Uysal, Mahmut Mahir Kuşçulu, A. Cumhur Büyüka-kıncı 3 yıl için; Denetim Kurulu Üyeliklerine; Güneş Yıldız, Ataman Yıldız, Musa Doğan, Ahmet Bal 1 yıl için seçildikleri bildirilmiş tescil ve ilanı istenilmiş olmakla buna dair olan tutanak ve 06.07.2004 tarihli kararın sicile T.t.K.h göre 10.09.2004 tarihinde tescil edildiği ilan olunur.
Yine aynı günkü genel Kurulda Efes-Ülker ortaklığının 1. derecede imza yetkilileri şu şekilde oluşuyordu; Sabri Ülker Yönetim Kurulu Başkanı.... Tuncay Özilhan Yönetim Kurulu Başkan Vekili... Orhan Özokur Yönetim Kurulu Üyesi... Murat Ülker Yönetim Kurulu Üyesi... Yener M. Sonuşen Müşavir... Hüseyin Avni Metinkale Yönetim Kurulu Üyesi... Georg R. Wıeserkehr Yönetim Kurulu Üyesi... Dan Zelouf Yönetim Kurulu Üyesi... Mustafa Uysal Yönetim Kurulu Üyesi... Mustafa Kuşçulu Yönetim Kurulu Üyesi... A. Cumhur Büyükakıncı Yönetim Kurulu Üyesi, Genel Müdür... Sadettin Korkut Genel Müdür Yardımcısı... Levent Sipahi Genel Müdür Yardımcısı... Özilhan-Ülker ortaklığı tabii ki Polinas ile sınırlı değil, "Na-saş Alüminyum Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nde Sabri Ülker ve Tuncay Özilhan ortaklığının diğer isimleri de şu şekil de yer alıyordu: Şinasi Çelikkol Metin Tokpınar Nuh Kuşçulu M. Fethi Ağalar Kamil Yazıcı Cevat Höbek Yücel Sayın Şerif Elçi Güngör Aydınoğlu Klaus Von Eichmann Rene vermeire Demir Demirgil Cemalettin Özabacı İrem Nuhoğlu Bira Tüsiad eski başkanı ve Ülkerlerin ortağı Tuncay Özil-han'ın sahibi olduğu Efes birasının reklamlarında, "Dünya karması açıklandı" başlığı altında "Biraullah" ifadesi kullanıla rak, ALLAH'ın ismine hakaret ediliyordu. Şeriatçı Vakit gazetesi, İBDA-C'nin yayın organı görünü mündeki "Aylık" adlı dergilerde bu duruma tepki gösterilirken, Tuncay Özilhan için "Tescilli İslam Düşmanı" deniyordu. Oy sa Tuncay Özilhan'ın ortakları arasında yer alan Ülkerler için her iki yayın organından da hiçbir tepki ve hatta eleştiri bile gelmiyordu.
Ülker'e Farklı Görüşten 8 Yeni Akıl Hocası Murat Ülker, Ülker İstişare Konseyi'nin üyelerini seçti. Murat Ülker'in seçtiği isimlerden bazıları Yahudi, bazıları Ma-son'du. Bunlar arasında Cumhuriyet Gazetesinin Yönetim Kurulunda yer alan, Alev Coşkun da vardı. Dinci Ülker Cum huriyet değerlerini savunduğunu iddia eden Cumhuriyet Gazetesi'ne sponsorluk yapmaya başlıyordu. Ülker Silahlı Kuv vetlerden Turhan Özer'i kadrosuna katıyordu. Oltan Sungurlu, A. Nail Kubalı, Galip Demirel, İlter Türkmen, Rona Yırcalı ve Rıfat Hassan Ülker bünyesine katılan di ğer isimlerdi. Gerçi Yahudi cemaatının önde gelen isimlerin den Rıfat Hassan yeni katılmış görünse de yıllardır Ülkerlerin kakao ihtiyacını karşılıyordu. Böylece; 4 milyar doları aşan cirosu, Başbakan, Maliye Bakanı, gibi ortaklıkları ve değişik ilişkileri ile Türkiye'nin en karmaşık gruplarından biri olan Ülker, Nisan ayında gerçek leştirdiği ve gençlere daha çok sorumluluk verilen yeniden ya pılanma sürecinin devamında, ilginç isimleri bünyesine katı yordu: Ülker grubuna göre; Alev Coşkun, Galip Demirel, Rıfat Hassan, Turhan Özer, Ali Nail Kubalı, İlter Türkmen, Rona Yırcalı ve Oltan Sungurlu, grup faaliyetleri ve yansımalarını ta kip ederek grubun dış dünyadan nasıl görünüp algılandığını yorumlayacak, şirketlerin aktivite ve ürünleri hakkında yeni fikirler üretecek.
Grupta Nisan 2005'te başlayan yeniden yapılanma, halka açık tek kuruluş olan Ülker Sanayi Gıda'nın başına Ali Ül ker'in atanması ile başladı. Onursal Başkan Sabri Ülker'in oğ lu, İcra Kurulu Başkanı Murat Ülker ile birlikte çalışacak bir 'İstişare Konseyi' kuruldu, buraya grup içinden Metin Yurda-gül ve Necdet Buzbaş atandı. Ülker'den o tarihlerde yapılan açıklamada, konseyin 'ihtisas sahibi' yeni isimlerle güçlendiri leceği duyurulmuştu. İşte isimler dün açıklandı. Konsey, İcra Kurulu'nun üstünde değil, Murat Ülker'in yanında yer alacak. Grup Sözcüsü Metin Yurdagül imzasıyla yapılan açıklamada, Ülker'in İstişare Konseyi'nin 8 yeni üyesinin isimleri sıralandı: Dr. Alev Coşkun; Turizm ve Tanıtma Eski Bakanı, Cum huriyet Gazetesi yazarı... İzmir eski Milletvekili... Galip Demirel; Emekli Vali, Müsteşar, 18. Dönem, Malat ya Milletvekili, TBMM İç İşleri Komisyonu eski Başkanı...Rıfat Hassan; Mason, tüccar, sanayici, Yahudi cemaatinin eski başkanlarından, Akmerkez'in ortaklarından Dr. Ali Nail Kubalı; İş adamı, çeşitli şirketlerde genel mü dür ve yönetim kurulu başkanlığı yaptı. Danışmanlık şirketi sahibi... Turhan Özer; Emekli Koramiral... Oltan Sungurlu; Adalet ve Milli Savunma Eski Bakanı, 17, 18, 19, 20. dönem Gümüşhane Milletvekili... İlter Türkmen; Dışişleri Eski Bakanı, Emekli Büyükelçi... Rona Yırcalı; DEİK, Balıkesir Sanayi Odası, Dünya Oda lar Federasyonu (WCF), TEV Başkanı. Çeşitli dernek ve kon sey üyesi... Neler Yapacaklar? Ülker Gurubu yeni yöneticilerinin neler yapacağını şöyle anlatıyordu: "Bugüne kadar yapılan toplantılarda grubun AB'ye uyum çalışmalarını gözden geçirerek kurumsal itibar yönetimi değerlendirmelerini yapan ve her ay toplanacak konseyin faali yet konuları da şöyle belirlendi: "Ülker Grubu temel politikalarının sosyal sorumluluk çer çevesinde oluşturulması, grup faaliyetleri ve yansımalarının ta kip edilerek grubun dış dünyadan nasıl görünüp algılandığının yorumlanması, yönetime veri sağlamak ve destek olmak, grup şirketlerinin aktivite ve ürünleri hakkında yeni fikirler üretmek yönünde çalışmalar yapmak..."
Ülker'in Ermeni Ortakları
Ülkerlerin Amerikalı, Alman, Yahudi, Rum ortaklarının yanında Ermeni ortakları da yer alıyordu. Doğan Matbaacılık Ambalaj Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi adı altında faaliye te geçirdikleri şirketteki Ermeni ortakları şu isimlerden oluşu yordu: Dikran Mihran Acemyan Dikran Acemyan Fotini Acemyan Aynı şirketteki diğer ortakları ise; Karabet Kalender, Vah-ram Serap, Sevim Bardakçı, Sebahattin Saraç, Yener Meh met Sonuşen'den oluşuyordu. Ermeni Azeri savaşında Ermenilere Ülker grubundan 18 ton malzeme gönderiliyor, bu malzemenin çikolata olduğu id dia ediliyordu. Savaşın ortasında Azeriler ekmek bulamaz. Bir milyon savaş kaçkını açlık ve sefaletle pençeleşirken, Ermeni ler, Ülkerler sayesinde çikolata dağlarına kavuşuyorlardı. Aynı Ülkerler yıllardır, milliyetçi-mukaddesatçı çevrelerin de en büyük hamileri (koruyucu-kollayıcıları) arasında yer alı yorlardı. Sözgelimi bunlardan biri de Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı'ydı... Fetullahçıların Abant toplantılarının tertipçilerinden olan bu vakfın ihdas ettiği "Türk Dünyasına Üstün Hizmet Ödülü" Ülkerlere de verilmişti. Abant Toplantı larının değişmez isimlerinden biri de Bülent Arınç'tı. Ermenis tan'a uygulanan ambargoyu delmek de Türk Dünyasına üstün hizmetin bir göstergesi olmalıydı! Ne demişler! Al gülüm ver ödülüm pardon ver gülüm..." Dan Cake, Dan Kek, Ya da Dangalak Kekler Eski adı, Dan Cake Gıda Sanayi Ve Ticaret Anonim Şir keti olan ve yağlar ve gıda maddeleri ihracatları grubunda yer alan, 1992 yılında faaliyete başlayan Fresh Cake Gıda Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi'nde Ülker grubunun ortaklan şu şekilde yer alıyordu: Richard Handscombe Sabri Ülker Orhan Özokur Murat Ülker Francis Bon Necdet Buzbaş Kamuoyunda yerli ve muhafazakar bir şirket olarak bili nen Ülker reklamlarında Amerikalıları Turkalaştırıyor, ancak bu toplumda Türkleştiriyor gibi algılanması sağlanıyordu. Rek-lamlardaki Amerikalılar iftar saatlerine Türklerden daha fazla uyarak, nerdeyse bize dini kuralları öğretiyorlardı.
Kola Türk üretemeyip Turka imal eden Ülker'in yerli kek olarak lanse et tiği "Dan kek"i İsviçre malı, ismi de yine bir başka yabancı or tağından geliyordu. Dan Cake... Ya bunu yiyen kekler... Ney se biz Ülker'in kek yatırımındaki asıl ortaklarına dönelim: Steen Knoth Ludvıgsen Ole Havskov Jacobsen E. Hessellund Eskıldsen Ali Enis Çiftçi Samim Çiftçi Eric Pironneau Alparslan Öktener Francis Cukiermann Dan Cake E. Hesselund Eskıldsen Cemal Esen Turgut Eker Hayrettin Ekinci İbrahim Damlalı Müfit Özdural Firmanın Ticaret sicilinde belirttiği iş alanı da şu şekildeydi; "Dan Cake teknolojisi altında kek ve İsviçre pastası imala tı başta olmak üzere gıda sanayinin her dalında un, katkı mad deleri gibi her türlü hammadde ve malzemenin ithali, ihracı ve pazarlanması başta olmak üzere her nevi gıda madde ve mal zemelerinin imalatı, başkalarına yaptırılması, alımı ve satımı, ithali ve ihracı süt ve süt ürünleri hububat ve değirmencilik müstahsalları, salt nişasta ve müstahsalları susam ve yağlı to humlar, şeker ve şeker mamulleri, kakao ve müstahsalları esa sını un, hububat ve nişasta teşkil eden müstahsallar pastacılık mamulleri paketlenmiş taze veya dondurulmuş her türlü gıda maddesinin imali, ithali, ihracı ve pazarlaması başkalarına yaptırılması.
Yurt içinde ve dışında faaliyet gösteren gerçek merkezden ve yerinden yönetim esaslarına göre kurulmuş ka mu tüzel kişileri ve özel hukuk gerçek ve tüzel kişileri ile şirket faaliyetlerinin gerektirdiği ölçüde ve her sıfatla gayrimenkul ik tisabı ve ferağı da dahil alım satım kira istisna yayım komisyon vekalet hizmet taşıma kefalet müşavirlik müteahhitlik mümes sillik bayilik acentelik distribütörlük yapabilir ve hukuka uygun her türlü sözleşmeleri akdedebilir iç ve dış teknik yardım know-how anlaşmaları yapabilir patent ihtira beratı gibi sınai haklar kazanabilir alıp satabilir devredebilir bu hakları ilgili si cillerine tescil ve terkin edebilir gayrimenkuller üzerinde rehin ticari işletme rehni ve ipotek de dahil olmak üzere menkul ve gayrimenkullerle ilgili her çeşit ayni ve şahsi hakları iktisap edebilir başkaları lehine bu hakları tesis edebilir bunları tapu kütüğüne ve ilgili sicillerine tescil ve terkin edebilir üçüncü ki şiler için rehin ticari işletme rehni ve ipotek de dahil olmak üzere bu nevi haklan tesis ve tescil ettirebilir şirket lehine tesis edilen rehin ve ipotekleri fekkedebilir sahibi olduğu gayri men kulleri ipotek ve ticari işletme rehin de dahil olmak üzere ken disi veya üçüncü kişiler adına her ne nam ve şekilde olursa ol sun teminat olarak gösterebilir ve 23.5.1996 tarihinde tescil edilen tadil mukavelesinde yazılı olan diğer işler."
GDO’LU MISIRLAR VE CARGİLL MUAMMASI... GDOlu tarıma ve gıdalara gosterilen tepkilerin giderek arttığı, diğer yandan ekolojik üretim süreclerinin kalkınmada öncelikli faaliyet alanları olarak dile getirildiği bu günlerde, konuya bilimsel ve teknik açıdan yaklaşmak zorundayız. Yapılan araştırmalar dünya piyasalarındaki ilgili gıda ürünlerinin %70’ nin GDO veya GDO’dan elde edilmiş yan ürünlerle bulaşık olduğunu işaret etmektedir.Daha endişe verici olan, daha önce de bahsettiğimiz gibi tam segregasyon sağlama zorluğundan doğan “istenmeyen bulaşmadır”. İngiltere’de sağlık ürünleri satan mağazalardan alınan numulerle yapılan bir incelemede, ‘GDO içermez’ veya ‘Organik’ etiketi taşıyan ürünlerin %40’ ında GDO kalıntısı tespit edilmiştir.Uzmanlar, AB’nin ürünlerde eşik değer olarak belirlediği %0.9 luk oranın mevcut üretim yöntemlerinde bir iyileştirme yapılmaz ise tutturulamaz olduğuna dikkat çekmektedirler. Diğer yandan tohumlar için belirlenen eşik değerler daha da düşük ve öyle görülüyor ki biyogüvenlik tedbirleri sadece ülkeler değil bölgeler ve hatta dünya ölçeğinde yürürlüğe sokulmaz ise bu oranlar da tutturulamayacaktır. Bu ne demektir ? Gerekli tedbirler alınmaz ise siz isteseniz de istemeseniz de, izin verseniz de vermeseniz de GDO’lar konvansiyonel ve organik üretim kanallarınıza bulaşacak demektir! Avrupa’da bu tartışmalar yaşanırken, ülkemizde konu tamamen sahipsiz ve alabildiğine karanlık bir uygulama içerisinde gözükmektedir. Dünyada üretilen soyanın %80”i GDO’lu, mısır, kolza, kanola, yem, pamuk ve pek çok gıda katkı maddelerini ithal ettiğimiz ülkeler dünyanın en büyük GDO üreticileri olduğu bilindiği halde bu ürünleri kontrol edebilecek alt yapıdan yoksun bir TÜRKİYE var karşımızda. Türkiye’de tüm ürünlerin dışalımı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’ndan kontrol belgesi alınması koşuluyla serbesttir. Türkiye ABD ve Arjantin’den gıda ve yem amaçlı kullanılmak üzere önemli miktarda mısır ve soya fasulyesi dışalımı yapmaktadır.
2003-2004 sezonunda sadece ABD’den alınan mısır bir milyonyüzbin tonu geçmiştir. Toplam ithalat ise bir milyon beşyüz bin tona yakındır. Soya dışalımı ise 800.000 tona yakındır. 2003 yılı rakamlarına göre dışalım değerleri mısırda 277 milyon USD, soyanın ise tamamı 227 milyon USD olarak belirlenmiştir. Türkiye’de bu iki bitkiye ilişkin alım değerlerinin son yıllarda önemli düzeyde arttığı görülmektedir. Öte yandan, dış ticaret verilerinde, başta mısır ve soya olmak üzere, GDO’lu ürünlerin dış alımına ilişkin herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, bu ürünlerin alındığı ülkelerde GDU’lu bitki üretiminin çok yaygın olması, dışalımı yapılan bu ürünlerin de GDO’lu olabileceğini akla getirmektedir.
Ülkemizde GDO’lu ürün analizi yapabilecek laboratuarların bulunmaması ve dışalımın satan ülkenin bildirimine göre yapılması, dışalımı yapılan özellikle mısır ve soya başta olmak üzere bazı ürünler hakkında kuşkulu bir ortam oluşturmaktadır. İyibilgi sitesi, “"Acı" şeker: Dehşet verici Cargill dosyası! uğruna hükümetin yasa çıkardığı genetiği değiştirilmiş tohum ve "uyduruk şeker" üreticisi Cargill şirketi bilinmiyor, sadece "tahmin ediliyor"” başlığı ile yaptığı açıklamada: Ülkemizin ilk şeker fabrikalarından biri olan Alpullu şeker fabrikasını satın alıp şeker pancarıyla üretilen şekeri baltalayıp genetiğiyle oynanmış ucuz mısırdan şeker üreten ABD'li Cargill firmasına özel yasa ısrarı hala sürüyor. ABD başkanı George W. Bush ile Dünya Bankası'nın ısrarı ile Cargill'in önünü açacak yasa değişikliği ikinci kez meclisten geçti... Hükümet Cargill’i yasal halemi getirmek istiyor?... Birinci sınıf tarım arazisine sanayi tesisi kurmaktan dolayı çalışma izni alamayan Bursa Orhangazi'deki Cargill firması 7 yıldır faaliyette bulunuyor. Bu suçtan dolayı firmanın tesisi 2006 yılında sadece 47 gün mühürlü kalmıştı. Bütün hükümetlerin üretim yapması için adeta seferber olduğu firma için bölge "Özel Endüstri Bölgesi" dahi ilan edilmişti. Bu karar Danıştay'dan dönünce hükümet yasa çıkararak Cargill tesislerini meşrulaştırma yoluna gitti. 1865 yılında ABD'de kurulan Cargill şirketi çevreyi kirleten fabrikaları, genetiği değiştirilmiş mısır ve nişasta bazlı şeker üretimi ve ithalatı ile ün salmış bir kurum. Tarım gıda alanında ABD'nin ilk beş, dünyanın ilk on şirketi arasında yer alıyor. Bu büyüklüğüne rağmen borsada işlem görmeyen bir aile şirketi olan Cargill ile ilgili veriler, çoğunlukla "tahmin edilmektedir" notu ile yayınlanıyor.
Cargill'in ABD siyasetindeki gücünün oldukça yüksek olduğu biliniyor. Firma dünyanın 61 ülkesinde faaliyet gösteriyor ve 60 milyar doları aşan yıllık ciroya sahip. Cargill tahmin ediliyor.... 1960' lı yıllardan beri Türkiye'de iş yapan Cargill, ülkemizde Marmara bölgesine konuşlanmış durumda. 1986 yılında İstanbul şubesini açan ve yurt dışından getirdiği veya Türkiye'den satın aldığı hububat, yağlı bitkiler, yem ve pamuk ürünlerinin yurtiçinde ticaretini yapan şirketin ABD ve Amerika kıtasında kabul görmeyen bir takım "deneysel" ürünleri, gelişmekte olan ülkelerde denediği de iddia ediliyor. Cargill daha sonra ülkemizin ilk şeker fabrikalarından biri olan Alpullu şeker fabrikasını satın alıp bölgede şeker pancarıyla üretilen şeker sektörünü baltaladı.Genetiği değiştirilmiş mısırdan şeker üreten Cargill'in üst düzey yönetici yakınları vasıtasıyla Türkiye’ye sokulan ithal mısırı satın alıp, bu mısırdan ürettiği yüksek fiyatlı nişasta bazlı şekeri ortağı Ülker’e verdiği de bilinenler arasında.
Cargill'in Pendik'te bulunan fabrikada Ülker ile ortaklığı ise, İngiliz Cerestar firmasını satın alması ile oldu. Cargill ayrıca Hendek'te bulunan fındık işleme tesisinde işlediği fındıkları yurtdışına satıyor. Cargill şirketinin kurulduğu birinci sınıf tarım arazisinin sanayi bölgesi ilan edilmesinin dışında başka bir talebi daha var. İkinci isteği şeker yasası ile getirilen kotadan glukozun çıkarılması ve fruktoz için ise kotanın Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üreten 5 fabrikanın tüm kapasitelerini kullanabilecekleri şekilde genişletilmesi oldu. Bunu yazar Türkel Minibaş'ın şeker yasası üzerine yazdığı Cargill'in Eli, Kiminin Cebi! başlıklı bir yazıdan yapacağımız alıntılarla açalım: Türkel Minibaş'tan çarpıcı tespitler: "Türkiye, dünya pancar şekeri üretiminde 4'üncü.
Avrupa Birliği ülkeleri arasında da 3'üncü sırada. Ortadoğu'daki üretimin yüzde 65'i de Türkiye'nin. Fransa, Almanya ve ABD'den sonra dünya şeker hammaddesi üretiminde pazarı elinde tutmakta! Şekerin vazgeçilmezliği düşünüldüğünde, siyasal iktidarlar uluslararası finans kuruluşları önünde önemli bir pazarlık aracına sahip. Tarım reformu doğrultusunda 2001'de çıkarılan Şeker Yasası bu gücü siyasi iktidarların elinden alarak piyasa ekonomisine vermişti. Küresel dönemde piyasa ekonomisi dediğiniz de ulus ötesi firmaların egemenliğinde. Şekerin egemeni de 57 ülkedeki 90 bin çalışanıyla dünya tatlandırıcı ve genetik tohum tekeli olan Cargill. Kamuoyunun genetik tohum ticaretiyle tanıdığı Cargill'in şeker piyasasındaki gücü de yapay yollardan şeker üretiminden gelmekte. Yapay şeker ise bildiğiniz gibi mısırdan üretilmekte! Şekerpancarı üretiminde dünya 4'üncüsü olan Türkiye ise mısır üretiminde ancak kendine yeterlilik sınırında üretim yapmakta. Hal böyle olunca,Biz de şekerpancarı üretimine devam edelimdiyebilirsiniz ama… Şeker Yasası'na göre bunun kararını Şeker Üst Kurulu vermekte. Ne var ki Cargill, Şeker Üst Kurulu'nun da üyesi. Yani;
• Doğal ya da yapay şeker üretim kotalarını yurtiçi talebe göre belirleyen,
• Bu kotaları iptal edip idari para cezası uygulayan,
• Şeker ticaretinin arz-talep dengesi, iç fiyatlar ve spekülatif hareketler doğrultusunda düzenlenmesini önerenkurulun üyesi. Dolayısıyla, Türkiye'de şekerpancarına dayalı şeker üretiminden mısıra dayalı yapay şeker üretimine geçilme kararı Cargill'in çıkarlarıyla örtüşmekte. Şekerpancarı ekim alanları yüzde 40 daralırken tatlandırıcı üretim kotasının önce yüzde 10, sonra yüzde 15, daha sonra da Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 50 arttırılması da zaten bunu göstermekte. Şimdi Cargill bu kotanın daha da arttırılmasını hatta kotaya gerek olmadığını ileri sürmekte. Şeker Üst Kurulu'nda olmak, sorunu çözmeye yetmediği için de bunu Bush Amca kanalıyla halletmek istiyor. Aslında Türkiye'nin Bazı çevreleri de kotaların kalkmasını istiyor. Ne de olsa işin ucunda menfaat hesapları var. Gelin görün ki, böyle bir nimetten nasiplenmek pek kolay değil. Hele hele o nimette şekerden ekmek yiyen 5 milyon kişinin oyu varsa!.. Tatlandırıcı piyasasından nasiplenmek ise herkesin harcı değil. Zira, tatlandırıcıların büyük kısmı şekerleme, geleneksel tatlılar, dondurma, helva, reçel gibi şekerli ve unlu ürün sanayiinde ve de kolalı, alkolsüz ve alkollü içeceklerde girdi olarak kullanılmakta. Yani, alıcısı gıda sektörü.
Kaldı ki Türkiye, yüzde 65'lik Ortadoğu şeker pazarını elinde tutmakta!.. Cargill'in kavgası da zaten bu Ortadoğu'daki doğal şeker pazarını yapay şeker pazarı haline dönüştürmek üzerine. Ne var ki, Cargill yaklaşık 486 bin ton civarında kapasiteyle çalışan yapay şeker sektöründe tek değil. 135 bin ton kapasitesiyle, 180 bin ton kapasiteyle çalışan Amyium'dan sonra Türkiye pazarında ikinci. Üçüncü sıradaki Pendik Nişasta'nın hisselerinin de yüzde 50'sine sahip. Geri kalan yüzde 50'lik hisse ise Ülker'in. Ülker-Cargill ortaklığı, Cola Turka derken.... Şekerdeki tatlandırıcı oranı oyunuGenetiği değiştirilmiş organizmalara karşı duruşu ile tanınan GDO’ya Hayır Platformu’nun konuyla ilgili yaptığı araştırmaların sonuçları ise şöyle: "Bütün dünyada yüz kilo şekerin içerisinde iki kilo tatlandırıcı katılıyor. Dünyadaki standart bu. Ancak Türkiye’de bu oran şu anda 15 kilo. 15 kilo kalmasını isteyen şirket Cargill şirketi ve Bush’un isteğiyle bu oran 15 kiloya çıkarıldı. Daha önce Özal zamanında 5 kiloya çıkarılmıştı.
Sonra Ecevit Hükümeti zamanında 10 kiloya çıkarıldı. Şimdide 15 kiloya çıkarılmış durumda. Cargill Şirketi’i bu oranı da yeterli bulmuyor ve 45 kiloya çıkarılmasını istiyor. Tatlandırıcının 45 kiloya çıkarılması demek bizim şeker üretimimizin kısıtlanacağı anlamına gelir. Yani şeker ne kadar çok tatlandırıcı şeker içerirse bize de o kadar kota konacak. Diğer taraftan tatlandırıcı dediğimiz şey mısır şekeri veya mısır şurubudur, sonuçta mısırdan yapılan bir üründür. Cargill Şirket’i bu mısırları Türkiye’de üretmemektedir. Amerika’dan getirmektedir ve Türkiye’de tatlandırıcı olarak satmaktadır. Türkiye’de tarıma ve çiftçiye böyle bir darbe vurulmaktadır. GDO’lara karşı çıkması gereken bir kesim de pancar kooperatifleridir. Pancar kooperatifleri bu konuya duyarlı davranarak kotanın düşürülmesini istiyor. Yani Cargill Şirketinin kotasının yükseltilmesi çiftçinin kotasını düşürmesi anlamına gelir. " Yapay mısır şekerinin zararı ne? Bu verileri değerlendirmesi için kapısını çaldığımız Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın iyibilgi'ye gönderdiği açıklamada genetiği değiştirilmiş Mısır'dan üretilen şekerin sağlığa açtığı yaralar ile ilgili şu bilgileri paylaşıyor: "Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü haricinde bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilmiş bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara, kısaca, “transgenik” deniliyor. Dünyada 13 dolayında ülkede, 60 milyon hektar alanda transgenik ürün yetiştirilmekle birlikte, bunun 2/3’ü, yani yaklaşık 40 milyon hektarı ABD topraklarında bulunmaktadır. Toplam transgenik ekim alanının % 21’i, yani 12.4 milyon hektar alan ise, mısıra ayrılmış. ABD’de borsa fiyatları üzerinden satılan mısırların hemen tamamının transgenik olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
ABD, bazı tedarikçi ülkelerin istemleri uyarınca, transgenikj olmayan mısırı sözleşmeli üretimn yoluyla ürettirerek satmakta, ancak yükselen maliyetler nedeniyle bu tip ürünlerin fiyatları, borsa fiyatlarının 50 – 60 $/ton üzerinde gerçekleşmektedir. Başka bir deyişle, verili borsa fiyatları üzerinden ülkeye sokulan ABD kökenli mısırların büyük çoğunluğu transgeniktir. Türkiye’de transgenik ürünlerin kullanımı yasak olmasına karşın, gümrük kapılarının transgenik olan –olmayan ürün ayırımı yapabilen teknoloji ile donatılmamış olması, ülkeye transgenik ürünlerin girmesine yol açmaktadır. Bu şekilde ülkeye giren transgenik mısırlar, işlenmiş olarak, çok farklı biçimlerde, marketlerde tüketicilerimiz tarafından satın alınmaktadır. Transgeniklerin risk oluşturduğu alanlar insan ve hayvan sağlığı, biyolojik çeşitlilik, çevre ve sosyo-ekonomik yapı olarak özetlenebilir. Bunlardan insan sağlığı üzerine etkileri ise;
• Gen aktarımı ile diğer organizmalardan hastalık ve alerji yapacak özelliklerin taşınması riski,
• Transgenik ürünlerin birincil ve ikincil metabolik ürünleri içinde beklenmeyen biyokimyasal ürünlerin bulunması riski, • Antibiyotik dayanıklılık oluşturma riski,
• Virüs kaynaklı genlerin ortaya çıkardığı değişik olumsuz durumlara ait riskler. Türkiye’de tüketici, bilmeden bu risklerle karşı karşıya bulunmaktadır. Diğer taraftan, aşırı dozda NBŞ kullanımı mide ve bağırsakta rahatsızlıklar oluşturmakta, toksik etkiler ve zehirlenmeler yaratabilmektedir. Bu bağlamda, yurtdışında, NBŞ kullanımına yönelik denetimler gerçekleştirilmekte iken, Türkiye’de bu alanda açık bir “denetimsiz kullanım” söz konusudur. Başka bir deyişle, helva baklava-şekerlemeler gibi tüketicinin yoğun olarak kullandığı ürünlerdeki NBŞ kullanımı, imalatçının tutumuna bağlıdır ki, bunun yanlışlığı ortadadır. "Şüphesiz GDO’lu ürün ithalatı ve kullanımı sadece Cargill firması ile sınırlı değildir. Peynir mayasından, soya lesitinine kadar pekçok katkı maddesinden, bu katkı maddelerini içeren gıdalara kadar pekçok ithalatçı ve üretici firma bu tezgahın içerisinde rol almaktadır. GDO’lu ürün kullanmak istemeyen tüketicilerin bilgileri dışında bu tür ürünleri tüketmeye zorlanmaları yasal ve etik açıdan oldukça düşündürücüdür. Bu konuda Tüketici Teşkilatlarının ilgisizliği de üzüntü vericidir.
Kaynak: Sabri Ülker/Hakkında ne dediler? - Yenişehir Wiki
Kar Gıda Kar Gıda Amerikalılara satılmış. Bu haber Vakit gazetesinde Hasan Karakaya tarafından 25 Eylül günü yazıldı. Tabii yazar yerli şirketlerin yabancılarca ele geçirilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş.
Fakat benim asıl dikkatimi çeken nokta, haberde fotoğrafı da kullanılan Kar Gıda'nın sahibi Ö. Faruk BERKSAN. Ne dersiniz, bu soyadı size de yeterince yerli geliyor mu?
ÜLKER AİLESİ - ÜLKER KREDİ BANKASI
Sevgili dost Faruk Bildirici’nin Mesut Yılmaz’ın hayatını kaleme aldığı “Hanedan’ın Son Prensi” kitabını tanıtırken, Yılmaz Ailesi’nin gelinlerine dikkat çekmiştim. (bakınız Uğur İpekçi Habertürk sitesi arşivi), Mesut Yılmaz’ın babaannesi Kırım’lıydı. Tesadüf: Yine bir aile öyküsünde, yine bir Kırım hikayesiyle karşılaştım.Ve yine “karışık bir soyadı” hikayesiyle. (Biliyorsunuz; Mesut Yılmaz’ın babası “Yılmaz”, amcası ise “Akçal” soyadını almıştı.) Tıpkı Yılmaz Ailesi gibi kafamda onlarca soru oluşturan bu aileyi de sizlere tanıtmak istiyorum. Adı:İslam’dı. Çocuklarının biyorafisinden anlıyoruz ki, 20. yüzyılın başında Kırım’dan Türkiye’ye göçediyor. Kırklareli’nin Kara Mehmet Köyü’nde Numanzadeler’in kızı Şakire ile evleniyor. 1911 yılında oğlu Asım dünyaya geliyor. Aile sonra tekrar Kırım’a dönüyor. İkinci çocukları Sabri 1920 yılında Kırım’da doğuyor.
Ara not:
Klasik, resmi tarihin bize dayattığı bilgiler dışında (1792-1860-1864-1891-1902 gibi)Kırım göçleriyle ilgili ne biliyorsunuz? Örneğin, Kırımçaklar’ı (Kırım Yahudilerini) bilir misiniz? Özet bilgi: Hazar devletinin yıkılmasından sonra Musevî Hazarların bir kısmı Kıpçaklar tarafından Rusya’nın içine sürüldü. Ruslara karışan bu Musevî Hazarlar, zorla Hristiyanlığı kabul ettiler. Ancak uzun süre gizlice Musevîliklerini sürdürdüler. Sürgüne gönderilenlerin dışında kalan Hazar Yahudileri bir süre sonra kendileri için daha emin olarak gördükleri Kırım'a göçettiler. Kırım'da bu şekilde ortaya çıkan yeni cemaatin içinde Hazar asıllılar, Kıpçaklar, Kalizler vb. boylardan insanlar vardı. Ortaya çıkan bu yeni cemaat, karma bir cemaat olduğundan Hazar veya Kıpçak adı ile değil de bağlı bulundukları mezhep ismiyle anılmaya başlandılar. Bilindiği üzere Hazarların kabul etmiş olduğu Yahudi mezhebinin adı Karaim idi.
Dolayısı ile yeni ortaya çıkan bu topluluk, Karaim cemaati olarak anılmaya başlandı. Hazar lehçesi yerine Kıpçak lehçesi ile konuşuyorlardı. Fakat konuşulan dil tam bir Kıpçakça değildi,Hazarca kelimelerin de içinde bulunduğu, ama Kıpçakçanın hakim olduğu farklı bir Kıpçak lehçesi ki, buna dilciler Karaim Türkçesi ismini vermektedirler. Bu mezhepte başlangıçta sadece İsrail kavminden insanlar vardı, ancak kısa sürede başka ırklardan insanlar bu mezhebe girmeye başladılar ve bu başka ırklardan insanlar giderek çoğunluğu sağladılar. Bir süre sonra İsrail kökenliler tamamen yok oldukları gibi, Türklerin dışındakiler de zamanla azınlığa düştüler. XIX. yüzyılın sonlarına doğru mezhep mensuplarının nerede ise tamamını Türklerden oluşturmaya başladı. Dolayısıyla kelime artık bir dini veya mezhebi ifade etmekten çok, bir Türk kavmini temsil etmeye başladı. Yahudiliğin Karaim mezhebine mensup olan Türk cemaatine Karay deniyor. Zamanla Karaylar kırım’dan da ayrıldılar. Karayların bir kısmı direkt olarak İstanbul'a gelip yerleşirken, diğer bir kısmı Kırım'dan , önce Romanya'ya, oradan Edirne'ye ve oradan da İstanbul'a gelip yerleştiler. (Örnek: Refik Halit Karay) Bu ufacık bilgiden sonra tekrar hikayemize dönelim: İslam Bey, Kırım’dan Kırklaeli’ne geliyor.
Sonra tekrar Kırım’a dönüyor. Neden döndüğü konusunda da ne yazık ki bilgimiz yok; ancak tarihsel sürece bakarak tahmin edebiliriz: Elimizdeki tek bilgi; 26 Aralık 1912 tarihinde, Kırım’a bağımsızlık yolunun açan bir gelişmenin olması. Bu tarihte, Kırım Halk Cumhuriyeti’nin ilan edildi. İslam Beyin ülkesinin bağımsızlık kazanmasıyla birlikte topraklarına döndüğünü düşünmemiz güçlü bir ihtimal. Ancak. Kırım 1920’de Bolşevikler’in eline geçti. 1921’de Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Sovyet Birliği’ne katılma kararı verdi. “Yahudi Tarihi” yazarı Yusuf Besalel, sosyalist devrimin ilk yıllarında Yahudi talebelerinin kendi dillerinde eğitim gördüğünü, Stalin döneminde ise Yahudilere baskıların arttığını yazmaktadır. Ne tesadüftür ki o yıllarda İslam Bey Tekrar Türkiye’ye dönme kararını aldı.
Eşi Şakire, üç oğlu, Asım, Sabri ve ailenin en küçüğü -ve genç yaşta vefat eden- Hakkı. Ile birlikte, 1929 Ağustosunda İstanbul’a geldi. 21 Haziran 1934 tarihinde soyadı kanunu çıktığında, İslam Bey “Berksan” soyadını aldı. Ancak gelin görün ki, iki oğlu Asım ve Sabri nedense 1953 yılında “Berksan” soyadını bırakıp, soyadlarını “Ülker” olarak değiştirdiler. (Mini not: Sabatayistler (Yahudi dönmeler) arasında Berksan soyadlı çok kişi var.) Ve yine ne gariptir ki, Asım Ülker’in iki oğlu Selçuk ve Ömer Faruk “Berksan” soyadında ısrarlıdırlar ve soyadlarını bırakmazlar! Bu ailede bir “isim sorunu” vardır! İslam Beyin gerçek adından kuşku duymaktayım.
Aşağıdaki satırlar Soner Yalçın:efendi-2'den alıntıdır ! (Öyle saçmalıklarla dolu ki- Türkçe ad ve soyadlarca binlerce bulunan berk soyadını bile pespayece yafta olarak kullanabiliyor.)
"berg" Türkçe "berk" yapılıyor.AşkenaziYahudilerinin dili olanYidişbir sözcük olarak Yahudilerde en çok taşınan soyadlarından birisidir; Soğuk Savaş'ta Sovyet casusu oldukları gerekçesiyle idam edilenRosenbergleri hatırlamayan herhalde yoktur; karıkoca Yahudi'ydiler. Sözcük Almanca kökenlidir, yalnız artık daha çok Yahudilere işaret etmektedir. Aile belki de bu belirgin işaretten çekinerek,Berk'i bırakıpÜlkersoyadını almıştı. (Tekelistan, 2004, s. 256.) Türk Dil Kurumu'nun Türkçe Sözlük'e göre, "Ülker", Boğa burcundayedi yıldızdan oluşan takımın adıydı, (s. 1553.)Tevrat'ınEyüpbabında da geçiyordu. Öte yandan, bu ailede "soyadı meselesi" çok önemliydi.
Derleyen notu:bergkelimesi Avusturya-Macaristan Osmanlı savaşında ve diğer savaşlarda esir olup Avusturya buradan da Almanya'ya kadar giden bazı Osmanlı beylerinin de din değiştiripbeyadınıbergolarak devam ettirdikleri tarihçilerimizce de neşredilmiştir. (U.türk) Şöyle ki: Sabri Ülker'in kızıAhsen Hanım'ın ilk eşinden olan oğlu Ali'nin de soyadı daha sonra mahkeme kararıyla "Ülker" yapılacaktı...
"Dinci" olarak bilinen Ülker kardeşlenil önünü hep "laik" askerî darbeler açtı:
27 Mayıs 1960. Ülkede döviz sıkıntısı had safhada Ama, askerler, Ülker'e 250 000 dolar döviz tahsis etti !
12 Eylül 1980. Ülker, yaptığı ihracatlardan aldığı vergi iadeleriyle büyüdü.
Son 28 Şubat "postmodern laik darbe"de, Ülker önce "yasaklı şirketler" arasında gösterildi. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) kantinlerinde Ülker ürünlerinin satılması yasaklandı.
Ama sonra nedense Ülker listeden çıkarıldı.
Bu arada, mazlum gösterilen Ülker'in satışlarında patlama yaşandı!
Listeye girip çıkan Ülker grubu, TSK Mehmetçik Vakfı'na 500 000 dolar; Türk Silahlı Kuvvetleri'ni Güçlendirme Vakfı'na 500 000 dolar ve TSK El Ele Vakfı'na 500 000 dolar, yani toplam 1,5 milyon dolarlık bağışta bulundu.
Ülker kardeşlerin en belirgin siyasî özellikleri antikomünist olmaları: Sabri Ülker kurucusu olduğu "antikomünizmin kaleleri" Aydınlar Ocağı, İlim Yayma Cemiyeti gibi örgütlere ve Tercüman gazetesi gibi yayın organlarına para akıtıyordu. Elinin sıkı olmasıyla biliniyordu, ama bu konularda nedense çok cömertti.
Bu bölüme son noktayı koymadan önce Ülker Grubu İstişare Konseyi üyelerinin isimlerini vermek istiyorum: - Yahudilerin Osmanlı'ya gelişlerinin 500. yılında kurulan "500. Yıl Vakfı" kurucusu, Turizm ve Tanıtma eski bakanlarından CHP İzmir milletvekiliAlev Coşkun. - Yahudi cemaati eski başkanı, Akmerkez'in ortaklarındanRifat Hassan. - Bu kitapta bahsi geçenRona Yırcalı. - 27 Mayıs Anayasası'nın "teorisyeni" Prof.Hüseyin Nail Kubalı'nınTalaş Amerikan Kolejimezunu20[F74F] oğlu, Danimarka fahrî konsolosu Ali Nail Kubalı. - 12 Eylül'ün Dışişleri bakanı, Emekli Büyükelçiİlter Türkmen. - Bülent Ecevit'in başbakanlığı döneminde başdanışmanlığını yapan Emekli KorgeneralTurhan Özer. - ANAP'lı, Adalet ve Millî Savunma eski bakanlarındanOltan Sungurlu...
Bu kitap çalışmasını sonlandırdığım günlerde, Ülker Grubu, Boyner ailesi'yle ortak iş merkezi kurma projesine girmişlerdi...
(Yukarıda alıntıladığımız bölümler Soner Yalçın'ın Efendi-2, Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı Adlı Kitaptan aktarılmıştır. Kendi Yorumumuz yoktur.)
“Hikayeye” devam… Babaİslam Berksanvefat edince ailenin bütün yükü Asım’ın omuzuna bindi. Sabri’nin okulunun bitimiyle birlikte iki kardeş 1944 yılında Ülker’i kurdular.Türkiye’de radyoya ilk reklamı veren kurum Ülker’dir.
1950’lili yıllarda, Türkiye’nin haberleri, hükümet bildirilerini merakla beklediği saat 19.00 ajansının hemen önünde Ülker reklamı yayınlanırdı: 'Önce güneş, hava su. Sonra bol gıda gelir, akşama babacığım unutma Ülker getir...'. Ne diyelim, ticaret Ülker kardeşlerin “genlerinde” var!
Bu ailenin „öyküsü“ mutlaka yazılmalıdır. Örneğin, „dinci“ olarak bilinen Ülker Kardeşlerin önünü hep „LAİK“ askeri darbeler açıyor: Yıl 1960. Ülkede döviz sıkıntısı had safhada, hatta döviz yok. Askerler, Ülker'e 250 bin dolar döviz tahsis ediyor. Ülker Kardeşler, bu dövizlerle 2 makine alıyor ve fabrikaları kurmaya başlıyor. 12 Eylül 1980. Ülker, 24 Ocak kararlarıyla, ihracaata (Libya ve Kuveyt) yöneliyor; aldığı vergi iadeleriyle büyüyor. Son 28 Şubat “laik darbe” de, Ülker önce “yasaklı şirketler” arasında gösteriliyor, sonra hemen affediliyor. Bu arada şirket talep patlaması yaşıyor!
Ülker kardeşlerin en belirgin bir özelliği de anti-komünist olmaları: Asım ve Sabri Ülker kardeşlerin adı, şirketlerinden önce, soğuk savaş döneminde anti-komünizmin „kaleleri“ Aydınlar Ocağı, İlim Yayma Cemiyeti gibi kuruluşlara yaptığı maddi yardımlarla duyuldu. Ne ilginçtir, Sovyetler Birliği’nin „çatırdamaya başladığı“ 1987 yılında Ülker kardeşler bölündü: Asım Ülker çocuklarıyla birlikte "Kardeşler Şirketler Topluluğu"nu kurdu. Ancak -vardır mutlaka bir hikmeti -grup adını 1990 yılında "Kar Şirketler Tupluluğu" olarak değiştirdi.. Ailenin bu ad altında 23'ü yurt içinde 8'i yurt dışında olmak üzere 31 şirketi ile 1 vakfı vardı.
Uzatmak istemiyorum ama yazmadan geçemeyeceğim: Soyadlarını değiştirmeyen Selçuk ve Ömer Faruk Berksan Kardeşler, bu şirketleri adına ve şirketlerini de birbirlerine kefil yaparak, bir çok bankadan kredi aldılar. Ödeyemediler. Benzerlerini yüzlerce kez gördüğümüz bir oyunu bu kez onlar „sahneye“ koydular. Mallarının bazılarını başkalarına devrettiler. Eşlerinden boşandılar.. Kalan mallar ise zaten finansal kiralama yoluyla alındığı için, haczi mümkün olmadığından, alacaklılara karşı işi bu şekilde kılıfına uydurdular..
NihayetAsya Finans'ın kurulmasından bir kaç gün sonra,Kar Grubu'nun malları, Asya Finans'ın 800.000.000.000.TL.lık, (yani, yazıyla:sekizyüz milyar-liralık) alacağından dolayı haczettirildi. Asya Finans'ın haczinden sonra yasal işlemlere girişen alacaklı bankalar ise, karşılarında sadece lesanigli mallar ile söz konusu haczi gördüler. Yani hiç birşey yapamadılar. Peki Asya Finans’ın 16 ortağı arasındaBerksan Kardeşlerin olmasına ne dersiniz? Yeğenlerin durumu böyle de, amca Sabri Ülker farklı mı: 6 Haziran 2002 gazetelerden bir haber: "İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri, Faisal Finans Kurumu'nun el değiştirerekFamily Finansadını almasının ardından, bu kurumun faaliyetlerini mercek altına aldı.
Müfettişlerin, Family Finans Kurumu Başkanı Sabri Ülker'in de aralarında bulunduğu 34 yönetim kurulu üyesi hakkında,cürüm işlemek için teşekkül oluşturma, dolandırıcılık, Bankalar Kanunu'na muhalefet etme ve sahteciliksuçlamasında bulundukları 20 Şubat 2002 tarihli raporu dikkate alan Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, Ülker Gıda'nın sahibi Sabri Ülker ile oğlu Murat'ın da aralarında bulunduğu Family Finans Kurumu'nun yönetim kurulu üyeleri hakkında soruşturma başlattı.“
Uzatmaya gerek yok. Sabri Ülker bugün Türkiye’nin sayılı zenginleri arasındadır. En çok nakit paranın Ülker Grubu’nda olduğu söyleniyor.
Spordan (Ülkerspor), staretejik araştırma merkezi (ASAM); din araştırmalarından (Diyanet Araştırma Merkezi), vakıflara, derneklere vb. maddi yardımı esirgemeyen Ülker Grubu, son yıllarda en büyük desteği AKP’ye verdiği biliniyor. Eh, bu kadar desteğin bir karşılığı da olmalı, değil mi? Oldu da: Sabri Ülker, bugünlerde Yapı Kredi Bankası’na taliptir. Aracı ise AKP Hükümeti’dir! Hayırlı olsun diyelim mi? Sonuç: Sizi kandırıyorlar! YAZAN
Uğur İpekçi-Habertürk, 9 Mayıs 2003)ÜLKER KİMLİK DEĞİŞTİRİYOR-BATUHAN BOZKURT Son dönemde yeni bir imaj atağı başlatan Ülker 'İslamcı kesimin markası' imajından kurtulmak için yeni bir strateji geliştirdi. Yıllardır muhafazakar çevrelerin vazgeçemediği marka olarak bilinen Ülker, artık bir dünya markası olmak için reklam politikalarını da değiştirdi.
NASIL OLSA İSLAMCILAR GÖRMEZ : Cumhuriyete reklam. Türkçe olimpiyatlarına yok
Geçtiğimiz aylarda Gülen Cemaati tarafından organize edilen"6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları"na organizasyon yetkililerinden teklif gelmesine rağmen sponsor olmayan Ülker, son olarak Cumhuriyet Gazetesi'nin spor ekine sponsor oldu. Muhafazakar kesimin takip etmediği Cumhuriyet Gazetesi'nin spor ekine verilen sponsorluk desteği, televizyonlarda yayınlanan 'gizli reklam' uygulamasını çağrıştırıyor. Ana gazeteye reklam vermek yerine, spor ekine sponsor olan Ülker'in Cola Turka markası, bu yolla 'Biz İslamcı değiliz' mesajını da veriyor. Ülker markasının sadık tüketici kesimi ise, özellikle dini değerler konusundaki yayınları nedeniyle Cumhuriyet Gazetesi'ne mesafeli.Reklamın, az tirajlı Cumhuriyet Gazetesi'nin spor ekine verilmesi ise, hem muhafazakar kesimin dikkatini çekmeyecek olması, hem de mesaj verilmek istendiği kesime ulaşacağı için en etkili yol olarak dikkat çekiyor.
ÜLKER STRATEJİ DEĞİŞTİRDİ
Ülker, daha önceki yıllarda 'İslamcı' olarak bilinen medya organlarındaki programlara sponsor oluyordu. Ayrıca, reklam pastasından da en büyük payı bu kesim alıyordu. Ancak, bir süre önce reklam stratejisini değiştiren Ülker, artık sponsorluk faaliyetlerini tamamen spor alanına kaydırdı. Ülker'in bu stratejisi, 'askeri kantinlere giremeyen muhafazakar marka' imajını yıkmak için henüz yeterli olmadı. Diğer yandan, markanın sadık kullanıcıları da Ülker konusundaki sadakatini kararlı bir biçimde sürdürmeye devam ediyor. DAHA ÖNCE DE TAM SAYFA İLAN VERMİŞTİ Yeni imaj için yoğun çaba harcayan Ülker, geçtiğimiz aylarda da Cumhuriyet Gazetesi'ne tam sayfa ilan vermişti. Ülker'in geleneksel tüketici kesimine hitap etmeyen Cumhuriyet Gazetesi gibi bir mecraya tam sayfa ilan vermesi, bu yeni imajını pekiştirmek için atılmış bir adım olarak değerlendirilmişti. Ülker NEDEN SPONSOR OLMADI Türkçe Olimpiyatları'na Ülker'in destek olmaması merak konusu oldu. 02 Haziran 2008 / 20:17 ENSONHABER.com/ÖZEL 6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatlarında bu yıl sponsor firma bolluğu yaşandı. Ancak Türkçe Olimpiyatları’na ‘ana sponsor’ olması teklif edilen Ülker’in bu teklifi reddetmesi cemaatte şok etkisi yarattı.
ENSONHABER.com "cevap ve düzeltme" hakkına saygı duyan bir yayın kuruluşudur. Haberimizle ilgili ÜLKER KURUMSAL İLETİŞİM'den yapılan açıklamayı aynen yayınlıyoruz. 1944’de kurulmuş olan topluluğumuz, 64 yıllık işleyişi boyunca toplumumuzun sosyal gelişimine daima duyarlı olmuş, Türkiye’nin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunmanın yanı sıra sosyal sorumluluk projeleriyle de toplumsal gelişime yönelik çalışmalarda bulunmuştur. Sosyal sorumluluk anlayışımız eğitim, spor ve çevre alanlarında iyileşmeleri teşvik eden bir yaklaşımdan oluşmaktadır. Aynı şekilde sponsorluk çalışmalarımızı da bu anlayışın çerçevesinde belirlemekteyiz. Grubumuzun eğitim, spor ve çevre alanlarında gerçekleştirdiği tüm projeler halka duyduğumuz saygının birer temsilidir. Bugüne kadar yaptığımız çalışmaların arasında çeşitli spor takımlarının sponsorlukları, TEMA ile yapılan kırsal kalkınma projeleri, 23 Nisan sinema sponsorluğu ve Türkiye Futbol Federasyonu ile birlikte yürütülen Grassroots (herkesicinfutbol) projeleri sayılabilir. Sadece 23 Nisan projemizle 125.000 çocuğa, Grassroots projeleriyle de binlerce çocuğa ve gence ulaşabilme imkanı bulmaktayız.
Ülker Grubu olarak önümüzdeki günlerde sponsorluk ve sosyal sorumluluk çalışmalarımızı genel stratejilerimiz çerçevesinde sürdürmeye devam edeceğiz.Türkçe Olimpiyatları organizasyonunu da memnuniyetle takip ediyor ve organizasyona emeği geçen tüm ekiplerin başarılarının devamını diliyoruz. Takdir edildiği üzere her organizasyonda yer almamız mümkün olmamaktadır.Halen birçok değerli markanın desteği ile gerçekleştirilen Türkçe olimpiyatlarının da başarıyla tamamlandığını görmekteyiz. Her marka ve her grup değişik alan ve zamanlarda, değişik proje ve iletişim stratejileriyle kamuoyunun gündemine gelmektedir. Topluluğumuz, önümüzdeki dönem için belirlemiş olduğumuz stratejilerimiz çerçevesinde çalışmalarını yürütmekte olup Türkçe Olimpiyatları gibi alanımız dışında kalan sponsorluklarda yer almamamız bu bakış açısı ile alınmış bir karardır."
GÜLEN’İN MANEVİ DESTEĞİ İLE YAPILIYOR
Türkçe Olimpiyatları, Fethullah Gülen’in özel önem ve manevi destek verdiği bir etkinlik; dünyanın dört bir yanındaki Türk okullarında yetiştirilen farklı ülkelerin çocuklarının olimpiyat havası içinde Türkçe performanslarını sergiliyorlar. Bu yıl 6. kez düzenlenen olimpiyatlar 110 ülkeden katılımcıyla gerçekleştirildi. ANA SPONSORLUK SİZE YAKIŞIR Olimpiyat Tertip Komitesi bu yılki etkinliklerden önce ‘ana sponsorluk’ için Ülker grubuna teklif götürdü. Ülker’e teklif götüren temsilciler; “Bu size yakışır. Bu olimpiyatın bayraktrarlığını siz yapmalısınız” şeklindeki teklifi Ülker yetkilileri tarafından “Fethullahçı görünmek istemiyoruz” diyerek geri çevrildi. İSLAMCI KESİMİN VAZGEÇİLMEZ MARKASI Türkiye’nin gıda devi haline gelen Ülker, çikolatadan bisküviye, margarinden hazır gıda ürünlerine kadar yüzlerce çeşit ürün üretiyor. Özellikle muhafazakar kesimin tercihi haline gelen Ülker markasının ürettiği her ürün, bu kesim tarafından öncelikle tercih ediliyor.
MARKA BÜYÜDÜ İMAJ SORUNU ORTAYA ÇIKTI
Ancak Ülker markası, muhafazakar kesimin tükettiği ürünler üreten bir marka olmaktan çıktı ve dünyanın onlarca ülkesine ihracat yapan bir uluslar arası marka haline geldi. Markanın ulaştığı bu büyüklük, yeni bir imaj sorununu da ortaya çıkardı.
KÖYLERE BİLE GİRDİ ASKERİ TESİSLERE GİREMİYOR
İslamcı-muhafazakar marka olarak algılanmak istemeyen Ülker, bu kimliği nedeniyle Türkiye’de ve dünyadaki bütün satış ağlarına girmesine rağmen askeri tesislerde ve kantinlerde satılmıyor. Bu imajı değiştirmek isteyen Ülker ise son yıllarda reklam ve sponsorluk stratejisini de değiştirdi. Daha önce İslamcı basına reklam desteği veren Ülker grubu, son yıllarda daha çok sportif faaliyetlere yaptığı sponsorluklarla öne çıkıyor. ÜLKER’DE BİR İLK Ülker’in bu strateji değişimi, daha önceleri mesafeli durduğu Cumhuriyet gazetesine tam sayfa ilan vermesi ile tescillenmiş oldu. Ülker’in Cumhuriyet gazetesine verdiği tam sayfa ilan, bu kurumsal imajın değiştirilmek istenmesinin en önemli göstergesi olarak algılandı.
EN ORGANİZE CEMAATE BUNU YAPMAYACAKLARDI
Ülker’in bu son duruşunun, markanın geleneksel muhafazakar tüketicileri tarafından nasıl karşılanacağı ise merak ediliyor. Nitekim Gülen cemaatinin bu kesim üzerindeki etkisi biliniyor. Yıllardır Ülker markasının ürünlerini büyük bir sadakatle tüketen bu kesimin organize bir şekilde hareket etme kabiliyeti olduğu yine bilinen bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Şimdi merak edilen Ülker’in uluslar arası marka imajı yaratmak için başlattığı bu strateji karşısında, bu geleneksel tüketici kesiminin başlatacağı bir olumsuz kampanyanın Ülker’i zora sokup sokmayacağı.
KRİPTO MUSEVİ ASILLI SÖZDE DİNCİ ÜLKERLER'İN İN ASIL AMACI ORTAKLARINDA GİZLİ!!!
Asıl soyadları Berksan olan Ülkerler Kırımdan göçen ve Yahudi soyundan gelen isimlerin ağırlığı olan bir şirkettir. Bu rası daKırım kökenli Rus Yahudilerinin adeta karargahı idi. Yani Musa'nın ticari sahada faaliyet gösteren şirketiydi. Bu gruba bağlı şirketlerden Ülker Gıda'daBülent Arınç'ın baca nağıSüleyman Kaya, fabrika müdürü olarak çalışıyordu. Ma sonlarıHiram Usta'nın kulları olarak niteleyen Arınç, Ülkerlerin Masonlarla ortak faaliyetleri hakkında nedense konuşmu yordu. Bunlardan biri de Ülker'in finansör olduğuMozart Günleriidi. Bilindiği gibi Mozart, 40. senfoniyi türkler için yazmıştı. Müslümanların ve Türklerin yok edilmesini isteyen bu konuda şiirler yazan bir alçaktı. Onun bu özelliği herkesçe bilinmesine rağmen, kanında zerre kadar Türklük, kalbinde zerre kadar Müslümanlık taşıyan bir insan Mozart'ı övebilir mi?
Türk ve İslam Düşmanı Mason Mozart ve Ülker Hürriyet Gazetesi'nden Mason Doğan Hızlan, 2 Mart 2006 tarihli "Mozart Günleri" başlıklı yazısında; Ülker grubu nun Türk ve İslam düşmanı mason Mozart'ın kutlamalarına Ergün Poyraz verdiği desteği şu sözleri ile anlatıyordu: "Ülker Müzik Günleri'nin bu yılki adı: "Mozart'la Sonsuz luğa Yolculuk" Wolfgang Amedeus Mozart'ın doğumunun 250. yılında, konserler, etkinlikler 11 ile 13 Mart 2006 arasın da gerçekleştirilecek..." Doğan Hızlan'ın yazısından açıkça görüldüğü gibi, Türk ve İslam düşmanı mason Mozart'ı kutlama günlerinin finans manını "Ülker" firması karşılıyordu. Aynı Ülker grubunun ilanla ve her daim desteklediği An dante Dergisi'nin Ocak-Şubat 2006 tarihli 20. sayısının 14. sayfasında "Bu Şarkıyı Hampson'dan Dinleyin" başlığı altın da, Mozart'ın, zil ve davul gibi Türk enstrümanlarını da kulla narak, 'İmparator olmak istiyorum' adlı bir Alman savaş şar kısı bestelediğini, bu parçayı Osmanlı'ya savaş açmaya hazır lanan İmparator II. Jozeph'in ısmarladığını anlatıyor ve şarkı nın ilk dörtlüğünü şöyle veriyordu. "İmparator olmak istiyorum Silkelemek istiyorum Doğu'yu, Titretmek istiyorum Müslümanları, Konstantinopolis benim olmalı..."
Ermeni Hırant Dink'in "Türk'ten boşalacak zehirli kanın Ermeni'nin temiz kanı ile değişeceğini" söylediği, sözlerden savcılığın beraat ettirilmesini istemesinden, İstiklal Marşına karşı yaptığı saygısızca açıklamalarının ardından hiçbir tepki almamasından olacak, Ülker grubu çıtayı yükseltiyor, Mozart isimli Masonu göklere çıkaran yayın ve etkinlikleri Müslüman Türk milletinden kazandığı paralarla finanse ediyordu.(lan ne salakça ifaler bunlar motzart zart olup...) Ülker'in desteklediği yayında Mozart'ın yukarıdaki şarkısı Musa'nın Mücahitinın sözlerinin altında şunlar da yazılıyordu: "Thomas Hampson, çok başarılı bulunan bu albümde Mozart'la birlikte, Haydn, Beethoven ve Schubert'in şarkılarını, Nikalaus Harnoncourt yönetimindeki Concentus Musicus Wi-en topluluğu eşliğinde söylüyor..." 12 Mart 2006 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde Ülker'in "Mozart'la Sonsuzluğa Yolculuk" başlıklı reklamları yayınlanı yordu. Atatürkçü(!) Cumhuriyet Gazetesi, İslamcı-muhafaza-kar Ülker, İmparator olmayı; Türk illerini silkelemek, Müslü manları titretmek ve İstanbul'u Bizans yapmak için isteyen Mason Mozart...Ne üçlü ama...
Türk ve İslam düşmanı Amadeyyus Mozart'ı, yerli(!) ma sonlar Mimar Sinan adlı dergilerinin 80. sayısında şöyle ululu-yorlardi: "Kinatın ulu yaratanı, zaman zaman, dünyaya dahiler gönderir. İnsanlığı kurtarsın, Nuruziya'ya kavuştursun diye! 1756 yılının 27 Ocak günü, Salzburg'un, bugünkü adı Getre-idegasse olan, dar bir sokağındaki 6 No'lu evin mütevazı bir odası na Mozart biraderi gönderdi. Bir dev doğdu o gün o evde. Gökten bir sanat nuru indi o evin üzerine. Bir tanrı mucizesi olan bu dahi nin sanat ışığı dünyamızı hala aydınlatıyor..." Ne oyun ama Müslüman Türk milletinin sırtından kazan dıkları paralar ile silkelemek istiyorlar Türk illerini, titretmek hayali kuruyorlar Müslümanları... İstanbul'u işgal özlemlerini de şu alçakça sözlerle dile getiriyorlar; "Konstantinopolis be nim olmalı..." Destekledikleri ve besledikleri yayınlarda yukarıdaki gibi gerçek yüzleri fışkıranlar, saf insanlarımıza ne diyorlardı; "Önce güneş hava su sonra bol gıda gelir, akşama baba cığım unutma Ülker getir" Tabi yerseniz... Masonların ululadıkları bir diğer Mason Abdullah Cevdet, ülkemize damızlık erkek ithal etmeyi öneriyor, Fransız Mason larının "Kur'anı kapa, kadınları aç" tekliflerini uygulamaya koymaya çalışıyordu.
Şerefe Ülkerler Şerefe
"Önce güneş hava su sonra bol gıda gelir, akşama baba cığım unutma Ülker getir." Çocukluğumuzda Televizyon rek lamlarında sıkça bu sözleri dinlerdik. Herhalde bundan sonra reklamlarında "akşama babacığım Ülker yerine Efes getir" sözleri yer alacak. İnançlı saf insanlarımıza alkol satan dük kanların önünden geçmenin ne denli günah olduğu anlatıldı. İnsanlar hasta çocuklarına bile alkol satan dükkanlardan kıza mık şekeri almadı. Dükkanlar ve üretilen gıda maddeleri İsla-mi ve İslami olmayan diye ikiye ayrıldı. Hep belli markalar ca milerde belli kesimlerin imamlarınca dikte ettirildi. Ülker grubu da İslami sermayenin başını çekiyor, ürünle rinde domuz ürünlerini kullanmadığını özellikle vurguluyordu. Alkolünse zinhar yanlarından bile geçmiyordu. Bir gün Efes Pilsen biralarının üretim ve dağıtımını yapan Anadolu Endüstri Holding'in sitesini incelerken ilgimi bir şir ket çekti. Polinas isimli bu şirkette Holding hisselerinin olduğunu söylüyor ancak ortaklarını belirtmiyordu.
Aynı şekilde Ülker grubu da sitelerinde Polinas adlı şirkette ortaklıkları ol duğunu söylüyor, ancak onlar da ortakları hakkında bilgi ver miyorlardı. 23 Eylül 2004 tarihli Ticaret Sicili gazetesini incelerken hiç olmayacak gibi gelen bir durumla karşılaşıyor, Efes Ülker ya da Özilhan ve Ülker ortaklığına rastlıyordum. Ticaret sicil gazetesinde bu ortaklık şu şekilde yer alıyordu: "Ticaret ünvanı: Polinas Plastik Sanayii ve Ticaret Ano nim Şirketi... Merkezi İzmir'de 1378 Sokak No:4/l Kordon iş hanı, Al-sancak, adresinde olup, ticaret sicilinin merkez- 57823 numa rasına kayıtlı yukarda ünvanı yazılı Şirket'in 26.04.2004 tari hinde yapılan olağan genel kurul toplantısında, Ana sözleşmesinin 4. ve 6. maddelerinin tadil edildiği, yö netim kurulu üyeliklerine; Sabri Ülker, Orhan Özokur, Murat Ülker, Hüseyin Avni Metinkale, Georg R Wiederkehr, Dan Zelouf, Tuncay Özilhan, Mustafa Uysal, Mahmut Mahir Kuşçulu, A. Cumhur Büyüka-kıncı 3 yıl için; Denetim Kurulu Üyeliklerine; Güneş Yıldız, Ataman Yıldız, Musa Doğan, Ahmet Bal 1 yıl için seçildikleri bildirilmiş tescil ve ilanı istenilmiş olmakla buna dair olan tutanak ve 06.07.2004 tarihli kararın sicile T.t.K.h göre 10.09.2004 tarihinde tescil edildiği ilan olunur.
Yine aynı günkü genel Kurulda Efes-Ülker ortaklığının 1. derecede imza yetkilileri şu şekilde oluşuyordu; Sabri Ülker Yönetim Kurulu Başkanı.... Tuncay Özilhan Yönetim Kurulu Başkan Vekili... Orhan Özokur Yönetim Kurulu Üyesi... Murat Ülker Yönetim Kurulu Üyesi... Yener M. Sonuşen Müşavir... Hüseyin Avni Metinkale Yönetim Kurulu Üyesi... Georg R. Wıeserkehr Yönetim Kurulu Üyesi... Dan Zelouf Yönetim Kurulu Üyesi... Mustafa Uysal Yönetim Kurulu Üyesi... Mustafa Kuşçulu Yönetim Kurulu Üyesi... A. Cumhur Büyükakıncı Yönetim Kurulu Üyesi, Genel Müdür... Sadettin Korkut Genel Müdür Yardımcısı... Levent Sipahi Genel Müdür Yardımcısı... Özilhan-Ülker ortaklığı tabii ki Polinas ile sınırlı değil, "Na-saş Alüminyum Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nde Sabri Ülker ve Tuncay Özilhan ortaklığının diğer isimleri de şu şekil de yer alıyordu: Şinasi Çelikkol Metin Tokpınar Nuh Kuşçulu M. Fethi Ağalar Kamil Yazıcı Cevat Höbek Yücel Sayın Şerif Elçi Güngör Aydınoğlu Klaus Von Eichmann Rene vermeire Demir Demirgil Cemalettin Özabacı İrem Nuhoğlu Bira Tüsiad eski başkanı ve Ülkerlerin ortağı Tuncay Özil-han'ın sahibi olduğu Efes birasının reklamlarında, "Dünya karması açıklandı" başlığı altında "Biraullah" ifadesi kullanıla rak, ALLAH'ın ismine hakaret ediliyordu. Şeriatçı Vakit gazetesi, İBDA-C'nin yayın organı görünü mündeki "Aylık" adlı dergilerde bu duruma tepki gösterilirken, Tuncay Özilhan için "Tescilli İslam Düşmanı" deniyordu. Oy sa Tuncay Özilhan'ın ortakları arasında yer alan Ülkerler için her iki yayın organından da hiçbir tepki ve hatta eleştiri bile gelmiyordu.
Ülker'e Farklı Görüşten 8 Yeni Akıl Hocası Murat Ülker, Ülker İstişare Konseyi'nin üyelerini seçti. Murat Ülker'in seçtiği isimlerden bazıları Yahudi, bazıları Ma-son'du. Bunlar arasında Cumhuriyet Gazetesinin Yönetim Kurulunda yer alan, Alev Coşkun da vardı. Dinci Ülker Cum huriyet değerlerini savunduğunu iddia eden Cumhuriyet Gazetesi'ne sponsorluk yapmaya başlıyordu. Ülker Silahlı Kuv vetlerden Turhan Özer'i kadrosuna katıyordu. Oltan Sungurlu, A. Nail Kubalı, Galip Demirel, İlter Türkmen, Rona Yırcalı ve Rıfat Hassan Ülker bünyesine katılan di ğer isimlerdi. Gerçi Yahudi cemaatının önde gelen isimlerin den Rıfat Hassan yeni katılmış görünse de yıllardır Ülkerlerin kakao ihtiyacını karşılıyordu. Böylece; 4 milyar doları aşan cirosu, Başbakan, Maliye Bakanı, gibi ortaklıkları ve değişik ilişkileri ile Türkiye'nin en karmaşık gruplarından biri olan Ülker, Nisan ayında gerçek leştirdiği ve gençlere daha çok sorumluluk verilen yeniden ya pılanma sürecinin devamında, ilginç isimleri bünyesine katı yordu: Ülker grubuna göre; Alev Coşkun, Galip Demirel, Rıfat Hassan, Turhan Özer, Ali Nail Kubalı, İlter Türkmen, Rona Yırcalı ve Oltan Sungurlu, grup faaliyetleri ve yansımalarını ta kip ederek grubun dış dünyadan nasıl görünüp algılandığını yorumlayacak, şirketlerin aktivite ve ürünleri hakkında yeni fikirler üretecek.
Grupta Nisan 2005'te başlayan yeniden yapılanma, halka açık tek kuruluş olan Ülker Sanayi Gıda'nın başına Ali Ül ker'in atanması ile başladı. Onursal Başkan Sabri Ülker'in oğ lu, İcra Kurulu Başkanı Murat Ülker ile birlikte çalışacak bir 'İstişare Konseyi' kuruldu, buraya grup içinden Metin Yurda-gül ve Necdet Buzbaş atandı. Ülker'den o tarihlerde yapılan açıklamada, konseyin 'ihtisas sahibi' yeni isimlerle güçlendiri leceği duyurulmuştu. İşte isimler dün açıklandı. Konsey, İcra Kurulu'nun üstünde değil, Murat Ülker'in yanında yer alacak. Grup Sözcüsü Metin Yurdagül imzasıyla yapılan açıklamada, Ülker'in İstişare Konseyi'nin 8 yeni üyesinin isimleri sıralandı: Dr. Alev Coşkun; Turizm ve Tanıtma Eski Bakanı, Cum huriyet Gazetesi yazarı... İzmir eski Milletvekili... Galip Demirel; Emekli Vali, Müsteşar, 18. Dönem, Malat ya Milletvekili, TBMM İç İşleri Komisyonu eski Başkanı...Rıfat Hassan; Mason, tüccar, sanayici, Yahudi cemaatinin eski başkanlarından, Akmerkez'in ortaklarından Dr. Ali Nail Kubalı; İş adamı, çeşitli şirketlerde genel mü dür ve yönetim kurulu başkanlığı yaptı. Danışmanlık şirketi sahibi... Turhan Özer; Emekli Koramiral... Oltan Sungurlu; Adalet ve Milli Savunma Eski Bakanı, 17, 18, 19, 20. dönem Gümüşhane Milletvekili... İlter Türkmen; Dışişleri Eski Bakanı, Emekli Büyükelçi... Rona Yırcalı; DEİK, Balıkesir Sanayi Odası, Dünya Oda lar Federasyonu (WCF), TEV Başkanı. Çeşitli dernek ve kon sey üyesi... Neler Yapacaklar? Ülker Gurubu yeni yöneticilerinin neler yapacağını şöyle anlatıyordu: "Bugüne kadar yapılan toplantılarda grubun AB'ye uyum çalışmalarını gözden geçirerek kurumsal itibar yönetimi değerlendirmelerini yapan ve her ay toplanacak konseyin faali yet konuları da şöyle belirlendi: "Ülker Grubu temel politikalarının sosyal sorumluluk çer çevesinde oluşturulması, grup faaliyetleri ve yansımalarının ta kip edilerek grubun dış dünyadan nasıl görünüp algılandığının yorumlanması, yönetime veri sağlamak ve destek olmak, grup şirketlerinin aktivite ve ürünleri hakkında yeni fikirler üretmek yönünde çalışmalar yapmak..."
Ülker'in Ermeni Ortakları
Ülkerlerin Amerikalı, Alman, Yahudi, Rum ortaklarının yanında Ermeni ortakları da yer alıyordu. Doğan Matbaacılık Ambalaj Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi adı altında faaliye te geçirdikleri şirketteki Ermeni ortakları şu isimlerden oluşu yordu: Dikran Mihran Acemyan Dikran Acemyan Fotini Acemyan Aynı şirketteki diğer ortakları ise; Karabet Kalender, Vah-ram Serap, Sevim Bardakçı, Sebahattin Saraç, Yener Meh met Sonuşen'den oluşuyordu. Ermeni Azeri savaşında Ermenilere Ülker grubundan 18 ton malzeme gönderiliyor, bu malzemenin çikolata olduğu id dia ediliyordu. Savaşın ortasında Azeriler ekmek bulamaz. Bir milyon savaş kaçkını açlık ve sefaletle pençeleşirken, Ermeni ler, Ülkerler sayesinde çikolata dağlarına kavuşuyorlardı. Aynı Ülkerler yıllardır, milliyetçi-mukaddesatçı çevrelerin de en büyük hamileri (koruyucu-kollayıcıları) arasında yer alı yorlardı. Sözgelimi bunlardan biri de Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı'ydı... Fetullahçıların Abant toplantılarının tertipçilerinden olan bu vakfın ihdas ettiği "Türk Dünyasına Üstün Hizmet Ödülü" Ülkerlere de verilmişti. Abant Toplantı larının değişmez isimlerinden biri de Bülent Arınç'tı. Ermenis tan'a uygulanan ambargoyu delmek de Türk Dünyasına üstün hizmetin bir göstergesi olmalıydı! Ne demişler! Al gülüm ver ödülüm pardon ver gülüm..." Dan Cake, Dan Kek, Ya da Dangalak Kekler Eski adı, Dan Cake Gıda Sanayi Ve Ticaret Anonim Şir keti olan ve yağlar ve gıda maddeleri ihracatları grubunda yer alan, 1992 yılında faaliyete başlayan Fresh Cake Gıda Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi'nde Ülker grubunun ortaklan şu şekilde yer alıyordu: Richard Handscombe Sabri Ülker Orhan Özokur Murat Ülker Francis Bon Necdet Buzbaş Kamuoyunda yerli ve muhafazakar bir şirket olarak bili nen Ülker reklamlarında Amerikalıları Turkalaştırıyor, ancak bu toplumda Türkleştiriyor gibi algılanması sağlanıyordu. Rek-lamlardaki Amerikalılar iftar saatlerine Türklerden daha fazla uyarak, nerdeyse bize dini kuralları öğretiyorlardı.
Kola Türk üretemeyip Turka imal eden Ülker'in yerli kek olarak lanse et tiği "Dan kek"i İsviçre malı, ismi de yine bir başka yabancı or tağından geliyordu. Dan Cake... Ya bunu yiyen kekler... Ney se biz Ülker'in kek yatırımındaki asıl ortaklarına dönelim: Steen Knoth Ludvıgsen Ole Havskov Jacobsen E. Hessellund Eskıldsen Ali Enis Çiftçi Samim Çiftçi Eric Pironneau Alparslan Öktener Francis Cukiermann Dan Cake E. Hesselund Eskıldsen Cemal Esen Turgut Eker Hayrettin Ekinci İbrahim Damlalı Müfit Özdural Firmanın Ticaret sicilinde belirttiği iş alanı da şu şekildeydi; "Dan Cake teknolojisi altında kek ve İsviçre pastası imala tı başta olmak üzere gıda sanayinin her dalında un, katkı mad deleri gibi her türlü hammadde ve malzemenin ithali, ihracı ve pazarlanması başta olmak üzere her nevi gıda madde ve mal zemelerinin imalatı, başkalarına yaptırılması, alımı ve satımı, ithali ve ihracı süt ve süt ürünleri hububat ve değirmencilik müstahsalları, salt nişasta ve müstahsalları susam ve yağlı to humlar, şeker ve şeker mamulleri, kakao ve müstahsalları esa sını un, hububat ve nişasta teşkil eden müstahsallar pastacılık mamulleri paketlenmiş taze veya dondurulmuş her türlü gıda maddesinin imali, ithali, ihracı ve pazarlaması başkalarına yaptırılması.
Yurt içinde ve dışında faaliyet gösteren gerçek merkezden ve yerinden yönetim esaslarına göre kurulmuş ka mu tüzel kişileri ve özel hukuk gerçek ve tüzel kişileri ile şirket faaliyetlerinin gerektirdiği ölçüde ve her sıfatla gayrimenkul ik tisabı ve ferağı da dahil alım satım kira istisna yayım komisyon vekalet hizmet taşıma kefalet müşavirlik müteahhitlik mümes sillik bayilik acentelik distribütörlük yapabilir ve hukuka uygun her türlü sözleşmeleri akdedebilir iç ve dış teknik yardım know-how anlaşmaları yapabilir patent ihtira beratı gibi sınai haklar kazanabilir alıp satabilir devredebilir bu hakları ilgili si cillerine tescil ve terkin edebilir gayrimenkuller üzerinde rehin ticari işletme rehni ve ipotek de dahil olmak üzere menkul ve gayrimenkullerle ilgili her çeşit ayni ve şahsi hakları iktisap edebilir başkaları lehine bu hakları tesis edebilir bunları tapu kütüğüne ve ilgili sicillerine tescil ve terkin edebilir üçüncü ki şiler için rehin ticari işletme rehni ve ipotek de dahil olmak üzere bu nevi haklan tesis ve tescil ettirebilir şirket lehine tesis edilen rehin ve ipotekleri fekkedebilir sahibi olduğu gayri men kulleri ipotek ve ticari işletme rehin de dahil olmak üzere ken disi veya üçüncü kişiler adına her ne nam ve şekilde olursa ol sun teminat olarak gösterebilir ve 23.5.1996 tarihinde tescil edilen tadil mukavelesinde yazılı olan diğer işler."
GDO’LU MISIRLAR VE CARGİLL MUAMMASI... GDOlu tarıma ve gıdalara gosterilen tepkilerin giderek arttığı, diğer yandan ekolojik üretim süreclerinin kalkınmada öncelikli faaliyet alanları olarak dile getirildiği bu günlerde, konuya bilimsel ve teknik açıdan yaklaşmak zorundayız. Yapılan araştırmalar dünya piyasalarındaki ilgili gıda ürünlerinin %70’ nin GDO veya GDO’dan elde edilmiş yan ürünlerle bulaşık olduğunu işaret etmektedir.Daha endişe verici olan, daha önce de bahsettiğimiz gibi tam segregasyon sağlama zorluğundan doğan “istenmeyen bulaşmadır”. İngiltere’de sağlık ürünleri satan mağazalardan alınan numulerle yapılan bir incelemede, ‘GDO içermez’ veya ‘Organik’ etiketi taşıyan ürünlerin %40’ ında GDO kalıntısı tespit edilmiştir.Uzmanlar, AB’nin ürünlerde eşik değer olarak belirlediği %0.9 luk oranın mevcut üretim yöntemlerinde bir iyileştirme yapılmaz ise tutturulamaz olduğuna dikkat çekmektedirler. Diğer yandan tohumlar için belirlenen eşik değerler daha da düşük ve öyle görülüyor ki biyogüvenlik tedbirleri sadece ülkeler değil bölgeler ve hatta dünya ölçeğinde yürürlüğe sokulmaz ise bu oranlar da tutturulamayacaktır. Bu ne demektir ? Gerekli tedbirler alınmaz ise siz isteseniz de istemeseniz de, izin verseniz de vermeseniz de GDO’lar konvansiyonel ve organik üretim kanallarınıza bulaşacak demektir! Avrupa’da bu tartışmalar yaşanırken, ülkemizde konu tamamen sahipsiz ve alabildiğine karanlık bir uygulama içerisinde gözükmektedir. Dünyada üretilen soyanın %80”i GDO’lu, mısır, kolza, kanola, yem, pamuk ve pek çok gıda katkı maddelerini ithal ettiğimiz ülkeler dünyanın en büyük GDO üreticileri olduğu bilindiği halde bu ürünleri kontrol edebilecek alt yapıdan yoksun bir TÜRKİYE var karşımızda. Türkiye’de tüm ürünlerin dışalımı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’ndan kontrol belgesi alınması koşuluyla serbesttir. Türkiye ABD ve Arjantin’den gıda ve yem amaçlı kullanılmak üzere önemli miktarda mısır ve soya fasulyesi dışalımı yapmaktadır.
2003-2004 sezonunda sadece ABD’den alınan mısır bir milyonyüzbin tonu geçmiştir. Toplam ithalat ise bir milyon beşyüz bin tona yakındır. Soya dışalımı ise 800.000 tona yakındır. 2003 yılı rakamlarına göre dışalım değerleri mısırda 277 milyon USD, soyanın ise tamamı 227 milyon USD olarak belirlenmiştir. Türkiye’de bu iki bitkiye ilişkin alım değerlerinin son yıllarda önemli düzeyde arttığı görülmektedir. Öte yandan, dış ticaret verilerinde, başta mısır ve soya olmak üzere, GDO’lu ürünlerin dış alımına ilişkin herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, bu ürünlerin alındığı ülkelerde GDU’lu bitki üretiminin çok yaygın olması, dışalımı yapılan bu ürünlerin de GDO’lu olabileceğini akla getirmektedir.
Ülkemizde GDO’lu ürün analizi yapabilecek laboratuarların bulunmaması ve dışalımın satan ülkenin bildirimine göre yapılması, dışalımı yapılan özellikle mısır ve soya başta olmak üzere bazı ürünler hakkında kuşkulu bir ortam oluşturmaktadır. İyibilgi sitesi, “"Acı" şeker: Dehşet verici Cargill dosyası! uğruna hükümetin yasa çıkardığı genetiği değiştirilmiş tohum ve "uyduruk şeker" üreticisi Cargill şirketi bilinmiyor, sadece "tahmin ediliyor"” başlığı ile yaptığı açıklamada: Ülkemizin ilk şeker fabrikalarından biri olan Alpullu şeker fabrikasını satın alıp şeker pancarıyla üretilen şekeri baltalayıp genetiğiyle oynanmış ucuz mısırdan şeker üreten ABD'li Cargill firmasına özel yasa ısrarı hala sürüyor. ABD başkanı George W. Bush ile Dünya Bankası'nın ısrarı ile Cargill'in önünü açacak yasa değişikliği ikinci kez meclisten geçti... Hükümet Cargill’i yasal halemi getirmek istiyor?... Birinci sınıf tarım arazisine sanayi tesisi kurmaktan dolayı çalışma izni alamayan Bursa Orhangazi'deki Cargill firması 7 yıldır faaliyette bulunuyor. Bu suçtan dolayı firmanın tesisi 2006 yılında sadece 47 gün mühürlü kalmıştı. Bütün hükümetlerin üretim yapması için adeta seferber olduğu firma için bölge "Özel Endüstri Bölgesi" dahi ilan edilmişti. Bu karar Danıştay'dan dönünce hükümet yasa çıkararak Cargill tesislerini meşrulaştırma yoluna gitti. 1865 yılında ABD'de kurulan Cargill şirketi çevreyi kirleten fabrikaları, genetiği değiştirilmiş mısır ve nişasta bazlı şeker üretimi ve ithalatı ile ün salmış bir kurum. Tarım gıda alanında ABD'nin ilk beş, dünyanın ilk on şirketi arasında yer alıyor. Bu büyüklüğüne rağmen borsada işlem görmeyen bir aile şirketi olan Cargill ile ilgili veriler, çoğunlukla "tahmin edilmektedir" notu ile yayınlanıyor.
Cargill'in ABD siyasetindeki gücünün oldukça yüksek olduğu biliniyor. Firma dünyanın 61 ülkesinde faaliyet gösteriyor ve 60 milyar doları aşan yıllık ciroya sahip. Cargill tahmin ediliyor.... 1960' lı yıllardan beri Türkiye'de iş yapan Cargill, ülkemizde Marmara bölgesine konuşlanmış durumda. 1986 yılında İstanbul şubesini açan ve yurt dışından getirdiği veya Türkiye'den satın aldığı hububat, yağlı bitkiler, yem ve pamuk ürünlerinin yurtiçinde ticaretini yapan şirketin ABD ve Amerika kıtasında kabul görmeyen bir takım "deneysel" ürünleri, gelişmekte olan ülkelerde denediği de iddia ediliyor. Cargill daha sonra ülkemizin ilk şeker fabrikalarından biri olan Alpullu şeker fabrikasını satın alıp bölgede şeker pancarıyla üretilen şeker sektörünü baltaladı.Genetiği değiştirilmiş mısırdan şeker üreten Cargill'in üst düzey yönetici yakınları vasıtasıyla Türkiye’ye sokulan ithal mısırı satın alıp, bu mısırdan ürettiği yüksek fiyatlı nişasta bazlı şekeri ortağı Ülker’e verdiği de bilinenler arasında.
Cargill'in Pendik'te bulunan fabrikada Ülker ile ortaklığı ise, İngiliz Cerestar firmasını satın alması ile oldu. Cargill ayrıca Hendek'te bulunan fındık işleme tesisinde işlediği fındıkları yurtdışına satıyor. Cargill şirketinin kurulduğu birinci sınıf tarım arazisinin sanayi bölgesi ilan edilmesinin dışında başka bir talebi daha var. İkinci isteği şeker yasası ile getirilen kotadan glukozun çıkarılması ve fruktoz için ise kotanın Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üreten 5 fabrikanın tüm kapasitelerini kullanabilecekleri şekilde genişletilmesi oldu. Bunu yazar Türkel Minibaş'ın şeker yasası üzerine yazdığı Cargill'in Eli, Kiminin Cebi! başlıklı bir yazıdan yapacağımız alıntılarla açalım: Türkel Minibaş'tan çarpıcı tespitler: "Türkiye, dünya pancar şekeri üretiminde 4'üncü.
Avrupa Birliği ülkeleri arasında da 3'üncü sırada. Ortadoğu'daki üretimin yüzde 65'i de Türkiye'nin. Fransa, Almanya ve ABD'den sonra dünya şeker hammaddesi üretiminde pazarı elinde tutmakta! Şekerin vazgeçilmezliği düşünüldüğünde, siyasal iktidarlar uluslararası finans kuruluşları önünde önemli bir pazarlık aracına sahip. Tarım reformu doğrultusunda 2001'de çıkarılan Şeker Yasası bu gücü siyasi iktidarların elinden alarak piyasa ekonomisine vermişti. Küresel dönemde piyasa ekonomisi dediğiniz de ulus ötesi firmaların egemenliğinde. Şekerin egemeni de 57 ülkedeki 90 bin çalışanıyla dünya tatlandırıcı ve genetik tohum tekeli olan Cargill. Kamuoyunun genetik tohum ticaretiyle tanıdığı Cargill'in şeker piyasasındaki gücü de yapay yollardan şeker üretiminden gelmekte. Yapay şeker ise bildiğiniz gibi mısırdan üretilmekte! Şekerpancarı üretiminde dünya 4'üncüsü olan Türkiye ise mısır üretiminde ancak kendine yeterlilik sınırında üretim yapmakta. Hal böyle olunca,Biz de şekerpancarı üretimine devam edelimdiyebilirsiniz ama… Şeker Yasası'na göre bunun kararını Şeker Üst Kurulu vermekte. Ne var ki Cargill, Şeker Üst Kurulu'nun da üyesi. Yani;
• Doğal ya da yapay şeker üretim kotalarını yurtiçi talebe göre belirleyen,
• Bu kotaları iptal edip idari para cezası uygulayan,
• Şeker ticaretinin arz-talep dengesi, iç fiyatlar ve spekülatif hareketler doğrultusunda düzenlenmesini önerenkurulun üyesi. Dolayısıyla, Türkiye'de şekerpancarına dayalı şeker üretiminden mısıra dayalı yapay şeker üretimine geçilme kararı Cargill'in çıkarlarıyla örtüşmekte. Şekerpancarı ekim alanları yüzde 40 daralırken tatlandırıcı üretim kotasının önce yüzde 10, sonra yüzde 15, daha sonra da Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 50 arttırılması da zaten bunu göstermekte. Şimdi Cargill bu kotanın daha da arttırılmasını hatta kotaya gerek olmadığını ileri sürmekte. Şeker Üst Kurulu'nda olmak, sorunu çözmeye yetmediği için de bunu Bush Amca kanalıyla halletmek istiyor. Aslında Türkiye'nin Bazı çevreleri de kotaların kalkmasını istiyor. Ne de olsa işin ucunda menfaat hesapları var. Gelin görün ki, böyle bir nimetten nasiplenmek pek kolay değil. Hele hele o nimette şekerden ekmek yiyen 5 milyon kişinin oyu varsa!.. Tatlandırıcı piyasasından nasiplenmek ise herkesin harcı değil. Zira, tatlandırıcıların büyük kısmı şekerleme, geleneksel tatlılar, dondurma, helva, reçel gibi şekerli ve unlu ürün sanayiinde ve de kolalı, alkolsüz ve alkollü içeceklerde girdi olarak kullanılmakta. Yani, alıcısı gıda sektörü.
Kaldı ki Türkiye, yüzde 65'lik Ortadoğu şeker pazarını elinde tutmakta!.. Cargill'in kavgası da zaten bu Ortadoğu'daki doğal şeker pazarını yapay şeker pazarı haline dönüştürmek üzerine. Ne var ki, Cargill yaklaşık 486 bin ton civarında kapasiteyle çalışan yapay şeker sektöründe tek değil. 135 bin ton kapasitesiyle, 180 bin ton kapasiteyle çalışan Amyium'dan sonra Türkiye pazarında ikinci. Üçüncü sıradaki Pendik Nişasta'nın hisselerinin de yüzde 50'sine sahip. Geri kalan yüzde 50'lik hisse ise Ülker'in. Ülker-Cargill ortaklığı, Cola Turka derken.... Şekerdeki tatlandırıcı oranı oyunuGenetiği değiştirilmiş organizmalara karşı duruşu ile tanınan GDO’ya Hayır Platformu’nun konuyla ilgili yaptığı araştırmaların sonuçları ise şöyle: "Bütün dünyada yüz kilo şekerin içerisinde iki kilo tatlandırıcı katılıyor. Dünyadaki standart bu. Ancak Türkiye’de bu oran şu anda 15 kilo. 15 kilo kalmasını isteyen şirket Cargill şirketi ve Bush’un isteğiyle bu oran 15 kiloya çıkarıldı. Daha önce Özal zamanında 5 kiloya çıkarılmıştı.
Sonra Ecevit Hükümeti zamanında 10 kiloya çıkarıldı. Şimdide 15 kiloya çıkarılmış durumda. Cargill Şirketi’i bu oranı da yeterli bulmuyor ve 45 kiloya çıkarılmasını istiyor. Tatlandırıcının 45 kiloya çıkarılması demek bizim şeker üretimimizin kısıtlanacağı anlamına gelir. Yani şeker ne kadar çok tatlandırıcı şeker içerirse bize de o kadar kota konacak. Diğer taraftan tatlandırıcı dediğimiz şey mısır şekeri veya mısır şurubudur, sonuçta mısırdan yapılan bir üründür. Cargill Şirket’i bu mısırları Türkiye’de üretmemektedir. Amerika’dan getirmektedir ve Türkiye’de tatlandırıcı olarak satmaktadır. Türkiye’de tarıma ve çiftçiye böyle bir darbe vurulmaktadır. GDO’lara karşı çıkması gereken bir kesim de pancar kooperatifleridir. Pancar kooperatifleri bu konuya duyarlı davranarak kotanın düşürülmesini istiyor. Yani Cargill Şirketinin kotasının yükseltilmesi çiftçinin kotasını düşürmesi anlamına gelir. " Yapay mısır şekerinin zararı ne? Bu verileri değerlendirmesi için kapısını çaldığımız Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın iyibilgi'ye gönderdiği açıklamada genetiği değiştirilmiş Mısır'dan üretilen şekerin sağlığa açtığı yaralar ile ilgili şu bilgileri paylaşıyor: "Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü haricinde bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilmiş bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara, kısaca, “transgenik” deniliyor. Dünyada 13 dolayında ülkede, 60 milyon hektar alanda transgenik ürün yetiştirilmekle birlikte, bunun 2/3’ü, yani yaklaşık 40 milyon hektarı ABD topraklarında bulunmaktadır. Toplam transgenik ekim alanının % 21’i, yani 12.4 milyon hektar alan ise, mısıra ayrılmış. ABD’de borsa fiyatları üzerinden satılan mısırların hemen tamamının transgenik olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
ABD, bazı tedarikçi ülkelerin istemleri uyarınca, transgenikj olmayan mısırı sözleşmeli üretimn yoluyla ürettirerek satmakta, ancak yükselen maliyetler nedeniyle bu tip ürünlerin fiyatları, borsa fiyatlarının 50 – 60 $/ton üzerinde gerçekleşmektedir. Başka bir deyişle, verili borsa fiyatları üzerinden ülkeye sokulan ABD kökenli mısırların büyük çoğunluğu transgeniktir. Türkiye’de transgenik ürünlerin kullanımı yasak olmasına karşın, gümrük kapılarının transgenik olan –olmayan ürün ayırımı yapabilen teknoloji ile donatılmamış olması, ülkeye transgenik ürünlerin girmesine yol açmaktadır. Bu şekilde ülkeye giren transgenik mısırlar, işlenmiş olarak, çok farklı biçimlerde, marketlerde tüketicilerimiz tarafından satın alınmaktadır. Transgeniklerin risk oluşturduğu alanlar insan ve hayvan sağlığı, biyolojik çeşitlilik, çevre ve sosyo-ekonomik yapı olarak özetlenebilir. Bunlardan insan sağlığı üzerine etkileri ise;
• Gen aktarımı ile diğer organizmalardan hastalık ve alerji yapacak özelliklerin taşınması riski,
• Transgenik ürünlerin birincil ve ikincil metabolik ürünleri içinde beklenmeyen biyokimyasal ürünlerin bulunması riski, • Antibiyotik dayanıklılık oluşturma riski,
• Virüs kaynaklı genlerin ortaya çıkardığı değişik olumsuz durumlara ait riskler. Türkiye’de tüketici, bilmeden bu risklerle karşı karşıya bulunmaktadır. Diğer taraftan, aşırı dozda NBŞ kullanımı mide ve bağırsakta rahatsızlıklar oluşturmakta, toksik etkiler ve zehirlenmeler yaratabilmektedir. Bu bağlamda, yurtdışında, NBŞ kullanımına yönelik denetimler gerçekleştirilmekte iken, Türkiye’de bu alanda açık bir “denetimsiz kullanım” söz konusudur. Başka bir deyişle, helva baklava-şekerlemeler gibi tüketicinin yoğun olarak kullandığı ürünlerdeki NBŞ kullanımı, imalatçının tutumuna bağlıdır ki, bunun yanlışlığı ortadadır. "Şüphesiz GDO’lu ürün ithalatı ve kullanımı sadece Cargill firması ile sınırlı değildir. Peynir mayasından, soya lesitinine kadar pekçok katkı maddesinden, bu katkı maddelerini içeren gıdalara kadar pekçok ithalatçı ve üretici firma bu tezgahın içerisinde rol almaktadır. GDO’lu ürün kullanmak istemeyen tüketicilerin bilgileri dışında bu tür ürünleri tüketmeye zorlanmaları yasal ve etik açıdan oldukça düşündürücüdür. Bu konuda Tüketici Teşkilatlarının ilgisizliği de üzüntü vericidir.
Kaynak: Sabri Ülker/Hakkında ne dediler? - Yenişehir Wiki
