Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Ülker'de GDO şoku!, ÜLKER ÇOCUKLARIMIZI ZEHİRLİYOR

Collapse
Bu konu sabit bir konudur.
X
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • #16
    Şeker, Cargill – Ülker..

    By Editor
    Şeker zehirdir!
    ABD (Amerika Birleşik Devletleri)'nin en büyük tarım tekellerinden biri olan Cargill, geçtiğimiz günlerde Habertürk aracılığıyla gündemimize tekrar oturdu.
    ABD (Amerika Birleşik Devletleri)'nin en büyük tarım tekellerinden biri olan Cargill, geçtiğimiz günlerde Habertürk aracılığıyla gündemimize tekrar oturdu. Bu yayınıyla Habertürk'e teşekkürler. Tabii bu teşekkür yapmaya çalıştığı şeyden bağımsız kuru bir teşekkür. Hangi ihtiyaçtan bunu gündeme getirdiğini Bakan Eker kendine göre açıkladı. Yapılan haberlerin yalan olduğunu, haberlerin asıl nedeninin Rant ve reklam pastasında ki kavga olduğunu vurguladı. Bu yanıyla bakanın söylediği doğru olabilir, fakat Habertürk'ün yaptığı haberin yalan değil, aksine eksik olduğunu bizler bilmekteyiz. Cargill hakkında aleyhine alınmış onlarca hukuksal karar olmasına karşın zorla ve takiye kanunlarla AKP hükümetince yasal hale getirildiğini unutmadık.
    CARGİLL – ÜLKER BAĞLANTISI
    2002 yılında Cargill ile Ülker gurubunun ortaklık kurmuş olmaları ve aynı yıl AKP'nin iktidar olmasının bu sürece etkisini de sorgulamamız gerekiyor. Dönemin ABD başkanı Bush tarafından, 2004 yılında Başbakan Erdoğan'ın ABD ziyareti sırasında ricada bulunarak, Cargill'in önündeki yasal engellerin kaldırılması istemiş. Bu talep doğrultusunda birçok girişimde bulunan Başbakan yine de 2 yıl boyunca sorunu, oluşan tepkilerden dolayı çözememişti. 2006 yılında 2. ABD gezisi sırasında Cargill yöneticileri ile bir araya gelen Başbakan, görüşmeler sonucunda çok kararlı tarzla bakanlarına emir vererek sorunun derhal çözülmesini istemiştir. 2006 yılında çıkarılan özel bir af yasası kapsamında Cargill'in önündeki hukuki engeller kaldırılmıştır. Bununla da yetinilmemiş, Şeker piyasası üst kuruluna Cargill şirketi de alınmıştır. Bu kurul doğal ya da yapay şeker üretim kotalarını yurtiçi talebine göre belirleyen, bu kotaları iptal edip idari para cezası uygulayan, şeker ticaretinin arz-talep dengesi, iç fiyatlar ve spekülatif hareketler doğrultusunda düzenlenmesini öneren bir yapıya sahip. Şeker piyasası üst kurulu aşağıdaki kuruluşlardan oluşmaktadır.
    T.Şeker Fabrikaları, Pankobirlik, Pancar ekicileri Koop.Birliği, Cargill Tarım ve Gıda AŞ, San.Tic. Bakanlığı, Tarım Köy İşleri Bakanlığı ve Devlet bakanlığı. Sizce bu kadar kamu kuruluşu içinde Cargill'in işi ne olabilir?
    Günümüzde Neoliberal politikalar gereği artık devletleri şirketlerin yönettiğine dair çok güzel bir örnek. Günümüzde burjuva partilerinin milletvekilleri ve hükümetleri tamamen şirket temsilcilerinden ya da işbirlikçilerinden oluşuyor. Kamu, şirketlerin elinde olunca birçok örnekte olduğu gibi, şeker kotasının da dün yüzde10 a, bugün yüzde15 e, yarın yüzde 50 ye çıkması gayet anlaşılır bir şey.
    HALK SAĞLIĞI TEHLİKEDE
    AKP Hükümetinin 2009 yılında mısır için belirlediği fiyat 45 Krş/Kg'dı. 2010 yılında ise 37 Krş/Kg fiyat belirledi. Burada yapılmak istenen ise, mısır ve mısır ürünlerinin ithalatını artırmaya yönelik bir politika uygulanıyor olması. 2010 yılının ilk altı ayında 450 bin ton mısır ithal edilmiş. İthal edilen diğer ürün ise mısır küspesi ve mısır grizi. 2008 yılı ithalat miktarı ise 1 milyon ton ve ABD'den ithal edilmiş. Bu ithalatları kimler yaptı diye baktığımız da, ilk göze çarpan Cargill firması tabii ki. Cargill mısır küspesi ve grizini kullanmadığı halde ithal ediyor olması, yem piyasasının ihtiyacını da ABD'den çözmek ve ülkemizde ekilen mısır sahalarının hızla azalmasını sağlamak ve ithalat yoluyla bölgede tek hakim olmak istemesi. Ortadoğu da bulunan ülkeler şeker ihtiyaçlarının yüzde 65 ini Türkiye'den sağlamaktalar. ABD'de ekilen mısırın neredeyse tamamı GDO'lu mısır. Cargill fabrikasında işlenen mısırda ithal olarak getirdiği GDO'lu mısırlar. Bize ve Ortadoğu halklarına buradan GDO'lu ve NBŞ (nişasta bazlı şeker) sayesinde, hayvanlara verilen yemler nedeniyle de kanser ve birçok hastalıkla boğuşmak kalıyor. ABD ve AB ülkelerinde kullanılan şekerin içindeki NBŞ oranı yüzde 2 iken Cargill'in isteği ile yüzde 15 e çıkarılması üzerinde dikkatlice durmamız gereken bir durum.
    Çikolata, baklava, meşrubat ve benzeri imalatlarda tespit edilen yüzde 15 oranını kontrol eden bir mekanizmanın varlığından da kuşkuluyuz, üretimin tamamını NBŞ olan mısır şurubunun kullanıldığı aldığımız duyumlar içinde. Tarım Bakanlığı bu konuda açıklama yapmak zorundadır. Halk sağlığı nedeniyle de NBŞ oranı kabul edilebilir oran olan yüzde 2 seviyesine çekmelidir.
    ÇİFTÇİ TEKELLERE MAHKUM EDİLİYOR
    Hükümetin 2010 yılında belirlediği 37 krş/kg mısır fiyatı ve diğer tarım ürünleri üzerindeki fiyat politikalarının ardındaki gerçek, çiftçiyi yıldırmak, bankalara borçlandırarak topraklarını tekeller elinde toplanmasını sağlayıp, şehirlere göç etmek zorunda kalan çiftçileri de ucuz iş gücü olarak yedeklemektir. Pancar ekim sahalarının daraltılmasını sağlayan, fındık ekim alanlarını sınırlayan düzenlemeler ve uyguladığı fiyat politikaları ile ülkemiz tarımının tekeller eline geçmesi amaçlanmaktadır. Artık geçimlik tarım dahi yapılamaz hale geldi.
    GDO'lu ve hibrit (kısır) tohumlarla ekim yapmaya çalışan çiftçiler tohum tekellerinin kıskacı altında inletilmekte. Geçmişte, yıl içinde yapılan hasatın bir kısmı tohumluk olarak ayrılırdı, artık bu süreç neredeyse tamamıyla bitmiş durumda. Çıkarılmış olan Tohum Yasası sayesinde tohum ve tarım tekelleri için cennet yaratanlar emekçi halkımıza açlığı reva görmekte. Yerel tohumlarımız ise tohum tekelleri tarafından patentlenerek elimizden alınmakta.
    Cargill'in kuruluş sürecinde Bursa'da bulunan tüm kuruluşlar hatta valilik bile bu yatırıma karşı çıkmıştı. Firmaya İznik'te yatırım yapamazsınız size başka yer gösterelim önerilerini kabul etmeyen firma İznik üzerinde ısrar etmiştir.
    NEDEN İZNİK
    İznik bölgesi gölüyle tanınan ve su bakımından zengin olan bir bölge. Sakın göl suyunu kullandıklarını sanmayın. Göl suyunu kullanmaları onlar için artı bir maliyet oluşturuyor bu nedenle dertleri bu değil, İznik gölü ilerisi için stratejik olması bakımından önemli.
    Üretim için 1.sınıf suya ihtiyaçları var, bu ihtiyacı karşılayabilecekleri bir kaynak bulmuş olmaları yatırım nedenlerinin başında geliyor.
    Fabrikanın çok yakınından geçen yer altı deresini tespit etmişler ve buraya yaptıkları sondaj ile günlük 10-12 bin ton suyu buradan çekiyorlar. Bedava 1. sınıf su ne güzel hayat değil mi?
    Yalnız su değil tabii, Gemlik Limanının çok yakın olması, serbest bölgenin de burada olması ve İstanbul Bursa karayolunun üstünde olması firmaya dayanılmaz çekici gelen kareyi tamamlayan diğer hususlar. Fabrika çevresinde bulunan köylerde yazlar dahil, yıl boyu sokak çeşmelerinden akan su artık maalesef akmamakta. Yer altından sulama amacıyla 1-2 metreden çıkan su artık 150-200 metrelere inmiş durumda. Bulunduğu bölgeye onarılmaz zararlar veren firma aynı zamanda tarımımıza da verdiği zararlarla gündemimizde olmaya devam edecek.
    YUSUF GÜRSUCU, 16/02/2011
    Editörün notu: Gıda konusunda bir yazıyı daha paylaşmak isteriz:
    Beslenmenin Demokratikleştirilmesi | Patika Yolcuları

    Yorum yap


    • #17
      Ülker Bebek Mamasında GDO Var mı


      Hakan Bardakçı | 04 Aralık 2014 | SağlıkÜlker Bebek Mamasında GDO Var mı, Ülker bebe mamasında gdo olabileceği iddiası doğru mu – Bugün şikayet sitesi şikayetvar.com’a girdiğimde ülker markasının ürünlerinde GDO olup olmadığı ile ilgili bir açıklama yapılması istenmişti bir vatandaş tarafından. Benim de dikkatimi çekti ve girip baktım. Ülker firması vatandaşa açıklama yapmış ve vatandaşta bunu doğrulamış fakat kamuoyunda bununla ilgili yanlış bir algı olabileceği düşüncesiyle bende bu haberi yapmak istedim.Vatandaş olumlu bir dönüş aldığından memnun olduğuna göre ve çocuğuna da mamayı verdiğine devam ettiğine göre Ülker ürünlerinde GDO bulunmadığını söyleyebiliriz.Şikayette bulunana vatandaşın ismi Çağnur Ç. şeklinde. Şikayeti ve yazdığı cevabı aynen aktarıyorum:
      Ülker’in Hero Baby tahıllı mamasında GDO tespit edildiğine dair birçok haber sitesinde haberler mevcut. Bebeğime güvenerek yedirdiğim tek marka Ülker’di. Ülkerin açıklama yapıp konuyla ilgili tüketicileri bilgilendirmesini bekliyoruz. Konuyla ilgili ekte belge yer almaktadır.
      Ülker bebek Maması

      Bu şikayet üzerine Ülker firmasının temsilcisi cevap yazarak bilgilendirildiğini söylüyordu. Çağnur Ç ise cevap yazarak şu ifadeleri kullanmıştı:
      firmadan aradılar telefonla açıklama yapıldı. ancak basın yayın yoluyla yapılacak tatminkar bir bilgilendirmenin daha yerinde olacağını söyledim. umarım dikkate alınır diğer tüketiciler de bilgilenmiş olur. yaklaşık bir-iki ay öncesinde aptamil mamada çıkan gdo iddiasına karşı firma basın yoluyla bilgilendirme yapmıştı ve ürünleri toplatılmıştı. hero babyde bu şekilde yaparsa tatmin edici olabilir.


      http://www.kaynakhaber.com/ulker-beb...do-var-mi.html

      Yorum yap


      • #18
        ÜNLÜ MARKANIN BEBEK GIDASINDA GDO TESPİTİ
        Gıda Güvenlik Hareketi “Ülker Hero baby” markalı bebek gıdası olarak satılan üründe GDOolduğunu iddia etti ve bunu İstanbul
        Valiliğinin İstanbul İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü’ne yolladığı bir belgeyle kanıtladı.

        İstanbul İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü elemanlarının piyasa denetimleri sırasında aldıkları 23064 parti nolu “Ülker Hero Baby Sütlü, Bisküvili, Muzlu, 8 Tahıllı Bebek ve Küçük Çocuk Ek Gıdası 6-36 ay” ile 07063 parti nolu “Ülker Hero Baby Sütlü 8 Tahıllı Bebek ve Küçük Çocuk Ek Gıdası 6-36 ay” ürünlerinin incelemesi sırasında GDO tespit edildiği, teyit için gönderildiği Bakanlığa ait Ankara Ulusal Referans laboratuarınca da GDO'nun varlığının teyit edildiği öğrenildi.




        Yorum yap


        • #19
          Ülker'e vatandaş tepkisi



          Ülker'in bebek ürünlerinde GDO tespit edilmesiyle ilgili yazımdan dolayı hayli tepki aldım. Ülker ürünlerini kullanan pek çok okurum, Ülker ürünlerinde çıkan GDO'nun şokunu yaşadıklarını, bundan sonra GDO konusunda daha dikkatli olan markalara yöneleceklerini belirtiyorlardı.
          Bunlardan bir tanesi duyarlı bir anne olan Zühal A. Hanım'dı.
          Zühal Hanım tepkisini şöyle dile getiriyordu:
          “Bugünkü, yazınızı büyük bir üzüntüyle okudum. Hiç düşünmeden ve çok güvenerek ürünlerini aldığım firmanın böyle zararlı ürünler satmasına hayret ettim. Lütfen bu konunun peşini bırakmayın.”
          Teslime Kuluğlu Hanım ise “güvendiğimiz devletimiz, çocuklarımıza yedirdiğimiz bebe mamalarını bile denetleyemiyorsa biz kime güveneceğiz?” diye feryat ediyor.
          Bir özel üniversitede gıda mühendisliği bölümünde okuyan Turgut Kamil ise olaya farklı bir açıdan yaklaşıyor:
          “Tarım Bakanlığı bile bazen GDO'lu ürünlerin tespitinde teknolojik olarak yetersiz kalabiliyor. Ürünlerin içinde GDO olmasına rağmen tespit edilemeyebiliyorlar. Ama Ülker gibi dünya çapında bir markanın GDO konusunda hiç bir eksiği olmamalı. Bu konuda hiç bir mazeret kabul edilemez. Hele çocukların sağlığı söz konusu ise...”
          Ortada bir firmanın ticari itibarı söz konusu olduğu için mail adresime gelen ve telefonla ulaşan okurların tepkilerinin ancak bir kaçını ve “terbiyeli!” olanları aktarabildim.
          Ülker'in ürünlerinde GDO tespitinden daha vahim bir olay ise iktidar yanlısı gazetelerin neredeyse hiç birinin bu olayı haber yapmamasıydı. Sabah'ta, Star'da, Akşam'da, Yeni Şafak'ta, Akit'te, Takvim'de, Vatan ve Türkiye gazetesinde Ülker'in bebe mamasında GDO çıktığına dair tek kelime haber yoktu.
          Hatta Hürriyet, Milliyet, Posta gibi gazetelerde de bu konuda haber yapılmadı.
          Pek çok konuda özgür olan medya “Ülker konusunda” ne hikmetse bu özgürlüğü kullanamadı!
          Daha bir kaç gün önce gıda denetimlerinde uygunsuz madde kullanan, ithal ayakkabılarda zehirli kimyasallar bulunan firmaları manşetlere taşıyan medya Ülker'in GDO'sunu görmedi.
          Bunun sebeplerinin tamamen “duygusal” olduğunu biliyoruz.
          Mersin Limanı'ndaki GDO'lu mısır glütenleri günlerce manşette kalıyor da Ülker'in GDO'lu ürünleri medyada yer almıyorsa bu çifte standardın ayıbı Türk medyasına yeter de artar bile.
          Bu olay Avrupa'nın köklü bir gıda firmasının ürünlerinde yaşansaydı medya onurlu ve dik bir duruşla üzerine düşen görevi yapar ve kamuoyunu aydınlatırdı.
          Çocuklarına GDO'lu mama yediren halk da sokağa dökülürdü.
          Zira medyanın görevi aydınlatmaktır, karartmak değil.
          Böylesine “bisküvisel” konularda bile susmuş bir medyanın olduğu bir ülkede, sağlıksız gıdalar konusunda böylesine çifte standart sahibi bir iktidarın olduğu bir ülkede sizi tek önerim “Yeni Mesaj” okumaya devam etmeniz.
          Ülker'e vatandaş tepkisi | Yeni Mesaj Gazetesi

          Yorum yap


          • #20
            Ülker Hero Baby Mama İçeriği!

            Neslihan Ö. | 05 Aralık 2014 17:04



            Haberi şu anda aldım bir yakınımdan ve resmen yıkıldım. Bebeğime sürekli Hero Baby biberon ve kavanoz mamaları veriyorum. Lütfen firmadan tatmin edici bir açıklama gelsin.
            Kaynak: https://www.sikayetvar.com/sikayet/d...-icerigi/x0qf0

            Yorum yap


            • #21
              ülker ürünlerinin tümünde glikoz şurubu bulunur çünkü bu ülkede glikoz şurubu/mısır şurubunu üreten ve dağıtancargill firmasıyla ortaktır ülker.
              gdo'lu mısırdan elde edilen glikoz şurubunu en çok alan ve kullanan markalar ise başta coca cola ve ülkerdir.
              hal böyleyken ülker ürünlerinde gdo'lu katkılar, sağlığa zararlı şeker bileşikleri olduğunu bilmemek çoluk çocuk sahibi ebeveynler için hazin bir durumdur. bilmiyorsan araştıracaksın, çocuğuna ona göre şeyler yedireceksin.

              kaynak; https://eksisozluk.com/entry/47206792

              Yorum yap


              • #22


                SABRİ ÜLKER'İ BİR DE BENDEN DİNLEYİN





                Yeni Şafak Gazetesi'nde dün Sabri Ülker'i anlatan yazının ardından Odatv yazarı Erroll Gelardin, bir başka Ülker hikayesi anlattı.
                İşte Gelardin'in Ülker yazısı:
                Ülker Fabrikasi,Beşler Bisküvi Fabrikası’nda çalışan Asım Berksan, merhum kayınpederim Hayim Vitali Nahum, Palasko(Rum) ve Asım’ın kardeşi Sabri Berksan beyler tarafından Sirkeci’de ufak bir odada kurulmuştur.
                Merhum kayınpederim Hayim Vitali Nahum’un anlattıklarını size anlatacağım.
                Kırım Tatarlarından gelen bir ailenin çocukları olan Berksanlar’ın büyük ağabeyleri Asım, Beşler’de isçi iken orada çalışan bir Musevi kızına aşık olmus ve Vitali Bey’in araya girmesi ile bu iki fakir genç evlenmişler. Beşler’in işi bozulduğunda kendilerine geçim yolu arayan Vitali Bey’in arkadaşı Asım’a yaptığı teklif üzerine Ülker Şekerleme diye bir işyeri kurmuşlar ve şekerleme işinin üstadı olan Rum asıllı Palasko adlı biri ile de anlaşmışlar ve 4 ortak olarak işe başlamışlar.
                Zamanla zenginleşmeye başladıklarında Palasko işten ayrılmış ve 3 ortak olarak ve kollektif şirket halinde işe devam edilmiştir. İşler daha da iyileştiğinde Berksanlar soyadlarını ÜLKER’e çevirmişlerdir.
                Yani Sayın Sabri Ülker Bey’in beyan ettiği gibi kendisi ÜLKER’i kurmamıştır.Ülker’i kuran Hayim Vitali Nahum ve Asım Ülker’dir. Sabri Bey’i, Asım Bey kardeşi olduğu için ortak yapmıştır. Sabri Bey, o sıralarda üniversite örgencisi idi. Hiç bir şekilde fabrika ile alakası yoktu.
                Sabri Bey üniversiteden döndükten sonra karşısında 2000 kişiyi aşkın işçisi olan bir fabrika bulmuştur. Bu iki parasız meteliksiz kişinin Ülker’i büyütebilmelerinin yegane sebebi Hayim Vitali Nahum’un kendi çevresinden faizle para bulmasından dolayıdır. Bu gün kendini dini bütün Müslüman kabul eden Sayın Sabri Ülker, fabrikasını faizle tefecilerden alınan paraya borçludur.
                Sabri Bey, daha sonra Vitali Nahum’u ortaklıktan çıkarmıştır. Kayınpederime göre kendisinin hakkı yenmiştir. Çünkü kendisine ödenen para muhasebe defterlerindeki rakamlara göre yapılmıştı.
                Mesela bir milyon lira eden fırın defterlerde amortismanla 50 bin liraya düşmüş ve 50 bin lira üzerinden payı ödenmiştir. Keza binalar, keza kamyonlar keza her şey…
                “Ben dini bütün Müslümanım kimsenin hakkını yemem” düsturu altında yapılmıştır.
                Sayın Asım Ülker ile Vitali Nahum’un arkadaşlığı hiç bir zaman, herşeye rağmen bozulmamıştır. Asım Bey’in asıl adı Fani olan eşinden olan çocukları Musevi dinine göre Musevidirler.
                İsrail’e göç etmek isterlerse İsrail vatandaşlığını otomatikman alırlar. Fani Hanım’ın Müslümanlaşmış olması fark etmez.
                Sayın Sabri Bey’in ömrü uzun olsun ama kayınpederimi görmeye gitmeden evvel bir kere de bunları okusun ve yaptıklarının ne kadar güzel şeyler olduğunu görsün dedim.
                Erroll Gelardin
                Odatv.com


                Kaynak: SABRİ ÜLKER'İ BİR DE BENDEN DİNLEYİN

                Yorum yap


                • #23
                  Sebahattin Önkibar ve Yahudi saplantısı yahu adamda yahudi tipi var mı?[IMG]file:///C:\Users\GOKCEK~1\AppData\Local\Temp\msohtmlclip1\ 01\clip_image001.png[/IMG]Edit
                  ÜLKER'in hik''yesi ÜLKER AİLESİ HAKKINDA BİLMEDİKLERİNİZ Sabahattin Önkibar 8 Mayıs tarihli makalesinde;
                  “Geçtiğimiz hafta kargodan [...] karşıma Ülker Gurubu ile alakalı olarak bazı iddiaları içeren bir dosya çıktı! Gönderene göre kendisi de halen Ülker Gurubu yöneticilerinden biri imiş!” diyor ve ekliyor: “Peki, neler mi vardı o dosyada?“. “Abdestli Siyonistler!” başlıklı yazısına başlarken hemen bir noktayı iyice belirmek istiyor: “Peşinen belirteyim, bu satırların yazarı Anti-Semitist yani peşin hükümlü fanatik bir Yahudi düşmanı değildir, dolayısı ile yazacaklarım ona göre değerlendirilmelidir!“. Herhangi bir değerlendirme, yargılama yapmadan bazı alıntılar: “[...] İspatlanmadan bu iddiaların hiç birine itibar etmediğimiz ve geçerli saymadığımız için ayrıntılara girmeyeceğim lakin söylenenlere Ülker Gurubu cevap versin ve yalansa çürütsün yani cevap hakkını kullansın diye bunlardan bazılarını sunmak istiyorum:
                  1) Ülker Gurubunun üstelik ekonomik kriz günlerinde Musevi sermayesinin sembolü kabul edilen Godiva’yı satın alması Yahudilerle global işbirliği adına alınan stratejik bir karar mıdır?
                  2) Ülker Gurubunun icra ya da operasyon birimi yani pazarlamanın tepesine Jim Zaza isimli bir Musevi’nin tek yetkili olarak atandığı doğru mudur?
                  3) Jim Zaza’nın Ülker’in Türkiye’deki pazarlama ve reklam planlarını Musevi idealleri yani Yahudilere hizmet edenler doğrultusunda yaptığı ve uyguladığı doğru mudur?
                  4) Ülker ailesinin Hazar ya da Karay Yahudiliği kökeninden geldiği doğru mudur?
                  5) Holdingdeki son yapılanma ile beraber Ülker Gurubunda çok sayıda Musevi, Mason, Rotaryen ve Lions’un üst düzey yönetici yapıldığı doğru mudur? (Bana gönderilen dosyada tek tek isimler var )
                  6) New York’ta yapılan Dünya Musevi Konseyi toplantısına Ülker’den herhangi bir isim katılmış mıdır?
                  7) Ülker Gurubu, ürünlerine mısır şurubu katıyor mu, bu bağlamda bugüne kadar herhangi bir soruşturma geçirmiş ve ceza almış mıdır?
                  8) Ülker’e ait olan Pendik Nişasta ile ABD şirketi Cargill arasında bir ilişki var mı?
                  9) Sabri Ülker ile oğlu Murat Ülker, Family Finans soruşturması bağlamında çete kurmak ve dolandırıcılık yapmak iddiası ile yargılanmış mıdır?
                  10) Ülker Gurubunun Üniversitesine, İstanbul’un en kıymetli arsalarından Tekel’e ait olan Pendik’teki devasa arazi yakın geçmişte hangi rekabet şartlarında ve fiyatla verilmiş ya da kiralanmıştır?
                  11) Ülkerlerin ilk soyadı Berksan iken ve yeğenleri hala o soyadı kullanırken Sabri bey neden aileden ayrılarak Ülker soyadını almıştır?
                  Görüyorsunuz iddialar öyle suya tirit şeyler değildir. Ülker gibi camilerde bile, “Ürünlerinde domuz yağı yok, helaldir, yenilebilir” fetvaları ile selamlanıp propagandası yapılan muhafazakar bir ticari kurumun bu söylenenlere ikna edici bir şekilde cevap vermesi gerekiyor. Biz tarafsız gazetecilik gereği iddialara soru şeklinde yer verdiğimiz gibi, gönderilirse açıklamalarına da elbette yer vereceğiz! Ancak Ülker Gurubu soruların bazılarını geçiştirir ise işte o zaman gönderilen belgeleri doğru kabul eder ve sadece bu sütunda değil aynı zamanda her hafta yorum yaptığımız Meltem TV, Kanal 99, Kanal 34 ve Ulusal Kanal gibi platformlarda da bıkmadan usanmadan bu konunun üstüne gideriz! [1]

                  Yorum yap


                  • #24
                    Ülker'in hikayesi ve martavallar en son kısmında yazarın niyeti belli oluyor

                    Kar Gıda Kar Gıda Amerikalılara satılmış. Bu haber Vakit gazetesinde Hasan Karakaya tarafından 25 Eylül günü yazıldı. Tabii yazar yerli şirketlerin yabancılarca ele geçirilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş.
                    Fakat benim asıl dikkatimi çeken nokta, haberde fotoğrafı da kullanılan Kar Gıda'nın sahibi Ö. Faruk BERKSAN. Ne dersiniz, bu soyadı size de yeterince yerli geliyor mu?

                    ÜLKER AİLESİ - ÜLKER KREDİ BANKASI

                    Sevgili dost Faruk Bildirici’nin Mesut Yılmaz’ın hayatını kaleme aldığı “Hanedan’ın Son Prensi” kitabını tanıtırken, Yılmaz Ailesi’nin gelinlerine dikkat çekmiştim. (bakınız Uğur İpekçi Habertürk sitesi arşivi), Mesut Yılmaz’ın babaannesi Kırım’lıydı. Tesadüf: Yine bir aile öyküsünde, yine bir Kırım hikayesiyle karşılaştım.Ve yine “karışık bir soyadı” hikayesiyle. (Biliyorsunuz; Mesut Yılmaz’ın babası “Yılmaz”, amcası ise “Akçal” soyadını almıştı.) Tıpkı Yılmaz Ailesi gibi kafamda onlarca soru oluşturan bu aileyi de sizlere tanıtmak istiyorum. Adı:İslam’dı. Çocuklarının biyorafisinden anlıyoruz ki, 20. yüzyılın başında Kırım’dan Türkiye’ye göçediyor. Kırklareli’nin Kara Mehmet Köyü’nde Numanzadeler’in kızı Şakire ile evleniyor. 1911 yılında oğlu Asım dünyaya geliyor. Aile sonra tekrar Kırım’a dönüyor. İkinci çocukları Sabri 1920 yılında Kırım’da doğuyor.
                    Ara not:
                    Klasik, resmi tarihin bize dayattığı bilgiler dışında (1792-1860-1864-1891-1902 gibi)Kırım göçleriyle ilgili ne biliyorsunuz? Örneğin, Kırımçaklar’ı (Kırım Yahudilerini) bilir misiniz? Özet bilgi: Hazar devletinin yıkılmasından sonra Musevî Hazarların bir kısmı Kıpçaklar tarafından Rusya’nın içine sürüldü. Ruslara karışan bu Musevî Hazarlar, zorla Hristiyanlığı kabul ettiler. Ancak uzun süre gizlice Musevîliklerini sürdürdüler. Sürgüne gönderilenlerin dışında kalan Hazar Yahudileri bir süre sonra kendileri için daha emin olarak gördükleri Kırım'a göçettiler. Kırım'da bu şekilde ortaya çıkan yeni cemaatin içinde Hazar asıllılar, Kıpçaklar, Kalizler vb. boylardan insanlar vardı. Ortaya çıkan bu yeni cemaat, karma bir cemaat olduğundan Hazar veya Kıpçak adı ile değil de bağlı bulundukları mezhep ismiyle anılmaya başlandılar. Bilindiği üzere Hazarların kabul etmiş olduğu Yahudi mezhebinin adı Karaim idi.
                    Dolayısı ile yeni ortaya çıkan bu topluluk, Karaim cemaati olarak anılmaya başlandı. Hazar lehçesi yerine Kıpçak lehçesi ile konuşuyorlardı. Fakat konuşulan dil tam bir Kıpçakça değildi,Hazarca kelimelerin de içinde bulunduğu, ama Kıpçakçanın hakim olduğu farklı bir Kıpçak lehçesi ki, buna dilciler Karaim Türkçesi ismini vermektedirler. Bu mezhepte başlangıçta sadece İsrail kavminden insanlar vardı, ancak kısa sürede başka ırklardan insanlar bu mezhebe girmeye başladılar ve bu başka ırklardan insanlar giderek çoğunluğu sağladılar. Bir süre sonra İsrail kökenliler tamamen yok oldukları gibi, Türklerin dışındakiler de zamanla azınlığa düştüler. XIX. yüzyılın sonlarına doğru mezhep mensuplarının nerede ise tamamını Türklerden oluşturmaya başladı. Dolayısıyla kelime artık bir dini veya mezhebi ifade etmekten çok, bir Türk kavmini temsil etmeye başladı. Yahudiliğin Karaim mezhebine mensup olan Türk cemaatine Karay deniyor. Zamanla Karaylar kırım’dan da ayrıldılar. Karayların bir kısmı direkt olarak İstanbul'a gelip yerleşirken, diğer bir kısmı Kırım'dan , önce Romanya'ya, oradan Edirne'ye ve oradan da İstanbul'a gelip yerleştiler. (Örnek: Refik Halit Karay) Bu ufacık bilgiden sonra tekrar hikayemize dönelim: İslam Bey, Kırım’dan Kırklaeli’ne geliyor.
                    Sonra tekrar Kırım’a dönüyor. Neden döndüğü konusunda da ne yazık ki bilgimiz yok; ancak tarihsel sürece bakarak tahmin edebiliriz: Elimizdeki tek bilgi; 26 Aralık 1912 tarihinde, Kırım’a bağımsızlık yolunun açan bir gelişmenin olması. Bu tarihte, Kırım Halk Cumhuriyeti’nin ilan edildi. İslam Beyin ülkesinin bağımsızlık kazanmasıyla birlikte topraklarına döndüğünü düşünmemiz güçlü bir ihtimal. Ancak. Kırım 1920’de Bolşevikler’in eline geçti. 1921’de Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Sovyet Birliği’ne katılma kararı verdi. “Yahudi Tarihi” yazarı Yusuf Besalel, sosyalist devrimin ilk yıllarında Yahudi talebelerinin kendi dillerinde eğitim gördüğünü, Stalin döneminde ise Yahudilere baskıların arttığını yazmaktadır. Ne tesadüftür ki o yıllarda İslam Bey Tekrar Türkiye’ye dönme kararını aldı.
                    Eşi Şakire, üç oğlu, Asım, Sabri ve ailenin en küçüğü -ve genç yaşta vefat eden- Hakkı. Ile birlikte, 1929 Ağustosunda İstanbul’a geldi. 21 Haziran 1934 tarihinde soyadı kanunu çıktığında, İslam Bey “Berksan” soyadını aldı. Ancak gelin görün ki, iki oğlu Asım ve Sabri nedense 1953 yılında “Berksan” soyadını bırakıp, soyadlarını “Ülker” olarak değiştirdiler. (Mini not: Sabatayistler (Yahudi dönmeler) arasında Berksan soyadlı çok kişi var.) Ve yine ne gariptir ki, Asım Ülker’in iki oğlu Selçuk ve Ömer Faruk “Berksan” soyadında ısrarlıdırlar ve soyadlarını bırakmazlar! Bu ailede bir “isim sorunu” vardır! İslam Beyin gerçek adından kuşku duymaktayım.
                    Aşağıdaki satırlar Soner Yalçın:efendi-2'den alıntıdır ! (Öyle saçmalıklarla dolu ki- Türkçe ad ve soyadlarca binlerce bulunan berk soyadını bile pespayece yafta olarak kullanabiliyor.)
                    "berg" Türkçe "berk" yapılıyor.AşkenaziYahudilerinin dili olanYidişbir sözcük olarak Yahudilerde en çok taşınan soyadlarından birisidir; Soğuk Savaş'ta Sovyet casusu oldukları gerekçesiyle idam edilenRosenbergleri hatırlamayan herhalde yoktur; karıkoca Yahudi'ydiler. Sözcük Almanca kökenlidir, yalnız artık daha çok Yahudilere işaret etmektedir. Aile belki de bu belirgin işaretten çekinerek,Berk'i bırakıpÜlkersoyadını almıştı. (Tekelistan, 2004, s. 256.) Türk Dil Kurumu'nun Türkçe Sözlük'e göre, "Ülker", Boğa burcundayedi yıldızdan oluşan takımın adıydı, (s. 1553.)Tevrat'ınEyüpbabında da geçiyordu. Öte yandan, bu ailede "soyadı meselesi" çok önemliydi.
                    Derleyen notu:bergkelimesi Avusturya-Macaristan Osmanlı savaşında ve diğer savaşlarda esir olup Avusturya buradan da Almanya'ya kadar giden bazı Osmanlı beylerinin de din değiştiripbeyadınıbergolarak devam ettirdikleri tarihçilerimizce de neşredilmiştir. (U.türk) Şöyle ki: Sabri Ülker'in kızıAhsen Hanım'ın ilk eşinden olan oğlu Ali'nin de soyadı daha sonra mahkeme kararıyla "Ülker" yapılacaktı...
                    "Dinci" olarak bilinen Ülker kardeşlenil önünü hep "laik" askerî darbeler açtı:
                    27 Mayıs 1960. Ülkede döviz sıkıntısı had safhada Ama, askerler, Ülker'e 250 000 dolar döviz tahsis etti !
                    12 Eylül 1980. Ülker, yaptığı ihracatlardan aldığı vergi iadeleriyle büyüdü.
                    Son 28 Şubat "postmodern laik darbe"de, Ülker önce "yasaklı şirketler" arasında gösterildi. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) kantinlerinde Ülker ürünlerinin satılması yasaklandı.
                    Ama sonra nedense Ülker listeden çıkarıldı.
                    Bu arada, mazlum gösterilen Ülker'in satışlarında patlama yaşandı!
                    Listeye girip çıkan Ülker grubu, TSK Mehmetçik Vakfı'na 500 000 dolar; Türk Silahlı Kuvvetleri'ni Güçlendirme Vakfı'na 500 000 dolar ve TSK El Ele Vakfı'na 500 000 dolar, yani toplam 1,5 milyon dolarlık bağışta bulundu.
                    Ülker kardeşlerin en belirgin siyasî özellikleri antikomünist olmaları: Sabri Ülker kurucusu olduğu "antikomünizmin kaleleri" Aydınlar Ocağı, İlim Yayma Cemiyeti gibi örgütlere ve Tercüman gazetesi gibi yayın organlarına para akıtıyordu. Elinin sıkı olmasıyla biliniyordu, ama bu konularda nedense çok cömertti.
                    Bu bölüme son noktayı koymadan önce Ülker Grubu İstişare Konseyi üyelerinin isimlerini vermek istiyorum: - Yahudilerin Osmanlı'ya gelişlerinin 500. yılında kurulan "500. Yıl Vakfı" kurucusu, Turizm ve Tanıtma eski bakanlarından CHP İzmir milletvekiliAlev Coşkun. - Yahudi cemaati eski başkanı, Akmerkez'in ortaklarındanRifat Hassan. - Bu kitapta bahsi geçenRona Yırcalı. - 27 Mayıs Anayasası'nın "teorisyeni" Prof.Hüseyin Nail Kubalı'nınTalaş Amerikan Kolejimezunu20[F74F] oğlu, Danimarka fahrî konsolosu Ali Nail Kubalı. - 12 Eylül'ün Dışişleri bakanı, Emekli Büyükelçiİlter Türkmen. - Bülent Ecevit'in başbakanlığı döneminde başdanışmanlığını yapan Emekli KorgeneralTurhan Özer. - ANAP'lı, Adalet ve Millî Savunma eski bakanlarındanOltan Sungurlu...
                    Bu kitap çalışmasını sonlandırdığım günlerde, Ülker Grubu, Boyner ailesi'yle ortak iş merkezi kurma projesine girmişlerdi...
                    (Yukarıda alıntıladığımız bölümler Soner Yalçın'ın Efendi-2, Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı Adlı Kitaptan aktarılmıştır. Kendi Yorumumuz yoktur.)
                    “Hikayeye” devam… Babaİslam Berksanvefat edince ailenin bütün yükü Asım’ın omuzuna bindi. Sabri’nin okulunun bitimiyle birlikte iki kardeş 1944 yılında Ülker’i kurdular.Türkiye’de radyoya ilk reklamı veren kurum Ülker’dir.
                    1950’lili yıllarda, Türkiye’nin haberleri, hükümet bildirilerini merakla beklediği saat 19.00 ajansının hemen önünde Ülker reklamı yayınlanırdı: 'Önce güneş, hava su. Sonra bol gıda gelir, akşama babacığım unutma Ülker getir...'. Ne diyelim, ticaret Ülker kardeşlerin “genlerinde” var!
                    Bu ailenin „öyküsü“ mutlaka yazılmalıdır. Örneğin, „dinci“ olarak bilinen Ülker Kardeşlerin önünü hep „LAİK“ askeri darbeler açıyor: Yıl 1960. Ülkede döviz sıkıntısı had safhada, hatta döviz yok. Askerler, Ülker'e 250 bin dolar döviz tahsis ediyor. Ülker Kardeşler, bu dövizlerle 2 makine alıyor ve fabrikaları kurmaya başlıyor. 12 Eylül 1980. Ülker, 24 Ocak kararlarıyla, ihracaata (Libya ve Kuveyt) yöneliyor; aldığı vergi iadeleriyle büyüyor. Son 28 Şubat “laik darbe” de, Ülker önce “yasaklı şirketler” arasında gösteriliyor, sonra hemen affediliyor. Bu arada şirket talep patlaması yaşıyor!
                    Ülker kardeşlerin en belirgin bir özelliği de anti-komünist olmaları: Asım ve Sabri Ülker kardeşlerin adı, şirketlerinden önce, soğuk savaş döneminde anti-komünizmin „kaleleri“ Aydınlar Ocağı, İlim Yayma Cemiyeti gibi kuruluşlara yaptığı maddi yardımlarla duyuldu. Ne ilginçtir, Sovyetler Birliği’nin „çatırdamaya başladığı“ 1987 yılında Ülker kardeşler bölündü: Asım Ülker çocuklarıyla birlikte "Kardeşler Şirketler Topluluğu"nu kurdu. Ancak -vardır mutlaka bir hikmeti -grup adını 1990 yılında "Kar Şirketler Tupluluğu" olarak değiştirdi.. Ailenin bu ad altında 23'ü yurt içinde 8'i yurt dışında olmak üzere 31 şirketi ile 1 vakfı vardı.
                    Uzatmak istemiyorum ama yazmadan geçemeyeceğim: Soyadlarını değiştirmeyen Selçuk ve Ömer Faruk Berksan Kardeşler, bu şirketleri adına ve şirketlerini de birbirlerine kefil yaparak, bir çok bankadan kredi aldılar. Ödeyemediler. Benzerlerini yüzlerce kez gördüğümüz bir oyunu bu kez onlar „sahneye“ koydular. Mallarının bazılarını başkalarına devrettiler. Eşlerinden boşandılar.. Kalan mallar ise zaten finansal kiralama yoluyla alındığı için, haczi mümkün olmadığından, alacaklılara karşı işi bu şekilde kılıfına uydurdular..
                    NihayetAsya Finans'ın kurulmasından bir kaç gün sonra,Kar Grubu'nun malları, Asya Finans'ın 800.000.000.000.TL.lık, (yani, yazıyla:sekizyüz milyar-liralık) alacağından dolayı haczettirildi. Asya Finans'ın haczinden sonra yasal işlemlere girişen alacaklı bankalar ise, karşılarında sadece lesanigli mallar ile söz konusu haczi gördüler. Yani hiç birşey yapamadılar. Peki Asya Finans’ın 16 ortağı arasındaBerksan Kardeşlerin olmasına ne dersiniz? Yeğenlerin durumu böyle de, amca Sabri Ülker farklı mı: 6 Haziran 2002 gazetelerden bir haber: "İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri, Faisal Finans Kurumu'nun el değiştirerekFamily Finansadını almasının ardından, bu kurumun faaliyetlerini mercek altına aldı.
                    Müfettişlerin, Family Finans Kurumu Başkanı Sabri Ülker'in de aralarında bulunduğu 34 yönetim kurulu üyesi hakkında,cürüm işlemek için teşekkül oluşturma, dolandırıcılık, Bankalar Kanunu'na muhalefet etme ve sahteciliksuçlamasında bulundukları 20 Şubat 2002 tarihli raporu dikkate alan Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, Ülker Gıda'nın sahibi Sabri Ülker ile oğlu Murat'ın da aralarında bulunduğu Family Finans Kurumu'nun yönetim kurulu üyeleri hakkında soruşturma başlattı.“
                    Uzatmaya gerek yok. Sabri Ülker bugün Türkiye’nin sayılı zenginleri arasındadır. En çok nakit paranın Ülker Grubu’nda olduğu söyleniyor.
                    Spordan (Ülkerspor), staretejik araştırma merkezi (ASAM); din araştırmalarından (Diyanet Araştırma Merkezi), vakıflara, derneklere vb. maddi yardımı esirgemeyen Ülker Grubu, son yıllarda en büyük desteği AKP’ye verdiği biliniyor. Eh, bu kadar desteğin bir karşılığı da olmalı, değil mi? Oldu da: Sabri Ülker, bugünlerde Yapı Kredi Bankası’na taliptir. Aracı ise AKP Hükümeti’dir! Hayırlı olsun diyelim mi? Sonuç: Sizi kandırıyorlar! YAZANUğur İpekçi-Habertürk, 9 Mayıs 2003)

                    ÜLKER KİMLİK DEĞİŞTİRİYOR-BATUHAN BOZKURT Son dönemde yeni bir imaj atağı başlatan Ülker 'İslamcı kesimin markası' imajından kurtulmak için yeni bir strateji geliştirdi. Yıllardır muhafazakar çevrelerin vazgeçemediği marka olarak bilinen Ülker, artık bir dünya markası olmak için reklam politikalarını da değiştirdi.


                    NASIL OLSA İSLAMCILAR GÖRMEZ : Cumhuriyete reklam. Türkçe olimpiyatlarına yok

                    Geçtiğimiz aylarda Gülen Cemaati tarafından organize edilen"6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları"na organizasyon yetkililerinden teklif gelmesine rağmen sponsor olmayan Ülker, son olarak Cumhuriyet Gazetesi'nin spor ekine sponsor oldu. Muhafazakar kesimin takip etmediği Cumhuriyet Gazetesi'nin spor ekine verilen sponsorluk desteği, televizyonlarda yayınlanan 'gizli reklam' uygulamasını çağrıştırıyor. Ana gazeteye reklam vermek yerine, spor ekine sponsor olan Ülker'in Cola Turka markası, bu yolla 'Biz İslamcı değiliz' mesajını da veriyor. Ülker markasının sadık tüketici kesimi ise, özellikle dini değerler konusundaki yayınları nedeniyle Cumhuriyet Gazetesi'ne mesafeli.Reklamın, az tirajlı Cumhuriyet Gazetesi'nin spor ekine verilmesi ise, hem muhafazakar kesimin dikkatini çekmeyecek olması, hem de mesaj verilmek istendiği kesime ulaşacağı için en etkili yol olarak dikkat çekiyor.

                    ÜLKER STRATEJİ DEĞİŞTİRDİ

                    Ülker, daha önceki yıllarda 'İslamcı' olarak bilinen medya organlarındaki programlara sponsor oluyordu. Ayrıca, reklam pastasından da en büyük payı bu kesim alıyordu. Ancak, bir süre önce reklam stratejisini değiştiren Ülker, artık sponsorluk faaliyetlerini tamamen spor alanına kaydırdı. Ülker'in bu stratejisi, 'askeri kantinlere giremeyen muhafazakar marka' imajını yıkmak için henüz yeterli olmadı. Diğer yandan, markanın sadık kullanıcıları da Ülker konusundaki sadakatini kararlı bir biçimde sürdürmeye devam ediyor. DAHA ÖNCE DE TAM SAYFA İLAN VERMİŞTİ Yeni imaj için yoğun çaba harcayan Ülker, geçtiğimiz aylarda da Cumhuriyet Gazetesi'ne tam sayfa ilan vermişti. Ülker'in geleneksel tüketici kesimine hitap etmeyen Cumhuriyet Gazetesi gibi bir mecraya tam sayfa ilan vermesi, bu yeni imajını pekiştirmek için atılmış bir adım olarak değerlendirilmişti. Ülker NEDEN SPONSOR OLMADI Türkçe Olimpiyatları'na Ülker'in destek olmaması merak konusu oldu. 02 Haziran 2008 / 20:17 ENSONHABER.com/ÖZEL 6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatlarında bu yıl sponsor firma bolluğu yaşandı. Ancak Türkçe Olimpiyatları’na ‘ana sponsor’ olması teklif edilen Ülker’in bu teklifi reddetmesi cemaatte şok etkisi yarattı.
                    ENSONHABER.com "cevap ve düzeltme" hakkına saygı duyan bir yayın kuruluşudur. Haberimizle ilgili ÜLKER KURUMSAL İLETİŞİM'den yapılan açıklamayı aynen yayınlıyoruz. 1944’de kurulmuş olan topluluğumuz, 64 yıllık işleyişi boyunca toplumumuzun sosyal gelişimine daima duyarlı olmuş, Türkiye’nin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunmanın yanı sıra sosyal sorumluluk projeleriyle de toplumsal gelişime yönelik çalışmalarda bulunmuştur. Sosyal sorumluluk anlayışımız eğitim, spor ve çevre alanlarında iyileşmeleri teşvik eden bir yaklaşımdan oluşmaktadır. Aynı şekilde sponsorluk çalışmalarımızı da bu anlayışın çerçevesinde belirlemekteyiz. Grubumuzun eğitim, spor ve çevre alanlarında gerçekleştirdiği tüm projeler halka duyduğumuz saygının birer temsilidir. Bugüne kadar yaptığımız çalışmaların arasında çeşitli spor takımlarının sponsorlukları, TEMA ile yapılan kırsal kalkınma projeleri, 23 Nisan sinema sponsorluğu ve Türkiye Futbol Federasyonu ile birlikte yürütülen Grassroots (herkesicinfutbol) projeleri sayılabilir. Sadece 23 Nisan projemizle 125.000 çocuğa, Grassroots projeleriyle de binlerce çocuğa ve gence ulaşabilme imkanı bulmaktayız.
                    Ülker Grubu olarak önümüzdeki günlerde sponsorluk ve sosyal sorumluluk çalışmalarımızı genel stratejilerimiz çerçevesinde sürdürmeye devam edeceğiz.Türkçe Olimpiyatları organizasyonunu da memnuniyetle takip ediyor ve organizasyona emeği geçen tüm ekiplerin başarılarının devamını diliyoruz. Takdir edildiği üzere her organizasyonda yer almamız mümkün olmamaktadır.Halen birçok değerli markanın desteği ile gerçekleştirilen Türkçe olimpiyatlarının da başarıyla tamamlandığını görmekteyiz. Her marka ve her grup değişik alan ve zamanlarda, değişik proje ve iletişim stratejileriyle kamuoyunun gündemine gelmektedir. Topluluğumuz, önümüzdeki dönem için belirlemiş olduğumuz stratejilerimiz çerçevesinde çalışmalarını yürütmekte olup Türkçe Olimpiyatları gibi alanımız dışında kalan sponsorluklarda yer almamamız bu bakış açısı ile alınmış bir karardır."

                    GÜLEN’İN MANEVİ DESTEĞİ İLE YAPILIYOR

                    Türkçe Olimpiyatları, Fethullah Gülen’in özel önem ve manevi destek verdiği bir etkinlik; dünyanın dört bir yanındaki Türk okullarında yetiştirilen farklı ülkelerin çocuklarının olimpiyat havası içinde Türkçe performanslarını sergiliyorlar. Bu yıl 6. kez düzenlenen olimpiyatlar 110 ülkeden katılımcıyla gerçekleştirildi. ANA SPONSORLUK SİZE YAKIŞIR Olimpiyat Tertip Komitesi bu yılki etkinliklerden önce ‘ana sponsorluk’ için Ülker grubuna teklif götürdü. Ülker’e teklif götüren temsilciler; “Bu size yakışır. Bu olimpiyatın bayraktrarlığını siz yapmalısınız” şeklindeki teklifi Ülker yetkilileri tarafından “Fethullahçı görünmek istemiyoruz” diyerek geri çevrildi. İSLAMCI KESİMİN VAZGEÇİLMEZ MARKASI Türkiye’nin gıda devi haline gelen Ülker, çikolatadan bisküviye, margarinden hazır gıda ürünlerine kadar yüzlerce çeşit ürün üretiyor. Özellikle muhafazakar kesimin tercihi haline gelen Ülker markasının ürettiği her ürün, bu kesim tarafından öncelikle tercih ediliyor.

                    MARKA BÜYÜDÜ İMAJ SORUNU ORTAYA ÇIKTI

                    Ancak Ülker markası, muhafazakar kesimin tükettiği ürünler üreten bir marka olmaktan çıktı ve dünyanın onlarca ülkesine ihracat yapan bir uluslar arası marka haline geldi. Markanın ulaştığı bu büyüklük, yeni bir imaj sorununu da ortaya çıkardı.

                    KÖYLERE BİLE GİRDİ ASKERİ TESİSLERE GİREMİYOR

                    İslamcı-muhafazakar marka olarak algılanmak istemeyen Ülker, bu kimliği nedeniyle Türkiye’de ve dünyadaki bütün satış ağlarına girmesine rağmen askeri tesislerde ve kantinlerde satılmıyor. Bu imajı değiştirmek isteyen Ülker ise son yıllarda reklam ve sponsorluk stratejisini de değiştirdi. Daha önce İslamcı basına reklam desteği veren Ülker grubu, son yıllarda daha çok sportif faaliyetlere yaptığı sponsorluklarla öne çıkıyor. ÜLKER’DE BİR İLK Ülker’in bu strateji değişimi, daha önceleri mesafeli durduğu Cumhuriyet gazetesine tam sayfa ilan vermesi ile tescillenmiş oldu. Ülker’in Cumhuriyet gazetesine verdiği tam sayfa ilan, bu kurumsal imajın değiştirilmek istenmesinin en önemli göstergesi olarak algılandı.

                    EN ORGANİZE CEMAATE BUNU YAPMAYACAKLARDI

                    Ülker’in bu son duruşunun, markanın geleneksel muhafazakar tüketicileri tarafından nasıl karşılanacağı ise merak ediliyor. Nitekim Gülen cemaatinin bu kesim üzerindeki etkisi biliniyor. Yıllardır Ülker markasının ürünlerini büyük bir sadakatle tüketen bu kesimin organize bir şekilde hareket etme kabiliyeti olduğu yine bilinen bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Şimdi merak edilen Ülker’in uluslar arası marka imajı yaratmak için başlattığı bu strateji karşısında, bu geleneksel tüketici kesiminin başlatacağı bir olumsuz kampanyanın Ülker’i zora sokup sokmayacağı.
                    KRİPTO MUSEVİ ASILLI SÖZDE DİNCİ ÜLKERLER'İN İN ASIL AMACI ORTAKLARINDA GİZLİ!!!
                    Asıl soyadları Berksan olan Ülkerler Kırımdan göçen ve Yahudi soyundan gelen isimlerin ağırlığı olan bir şirkettir. Bu rası daKırım kökenli Rus Yahudilerinin adeta karargahı idi. Yani Musa'nın ticari sahada faaliyet gösteren şirketiydi. Bu gruba bağlı şirketlerden Ülker Gıda'daBülent Arınç'ın baca nağıSüleyman Kaya, fabrika müdürü olarak çalışıyordu. Ma sonlarıHiram Usta'nın kulları olarak niteleyen Arınç, Ülkerlerin Masonlarla ortak faaliyetleri hakkında nedense konuşmu yordu. Bunlardan biri de Ülker'in finansör olduğuMozart Günleriidi. Bilindiği gibi Mozart, 40. senfoniyi türkler için yazmıştı. Müslümanların ve Türklerin yok edilmesini isteyen bu konuda şiirler yazan bir alçaktı. Onun bu özelliği herkesçe bilinmesine rağmen, kanında zerre kadar Türklük, kalbinde zerre kadar Müslümanlık taşıyan bir insan Mozart'ı övebilir mi?
                    Türk ve İslam Düşmanı Mason Mozart ve Ülker Hürriyet Gazetesi'nden Mason Doğan Hızlan, 2 Mart 2006 tarihli "Mozart Günleri" başlıklı yazısında; Ülker grubu nun Türk ve İslam düşmanı mason Mozart'ın kutlamalarına Ergün Poyraz verdiği desteği şu sözleri ile anlatıyordu: "Ülker Müzik Günleri'nin bu yılki adı: "Mozart'la Sonsuz luğa Yolculuk" Wolfgang Amedeus Mozart'ın doğumunun 250. yılında, konserler, etkinlikler 11 ile 13 Mart 2006 arasın da gerçekleştirilecek..." Doğan Hızlan'ın yazısından açıkça görüldüğü gibi, Türk ve İslam düşmanı mason Mozart'ı kutlama günlerinin finans manını "Ülker" firması karşılıyordu. Aynı Ülker grubunun ilanla ve her daim desteklediği An dante Dergisi'nin Ocak-Şubat 2006 tarihli 20. sayısının 14. sayfasında "Bu Şarkıyı Hampson'dan Dinleyin" başlığı altın da, Mozart'ın, zil ve davul gibi Türk enstrümanlarını da kulla narak, 'İmparator olmak istiyorum' adlı bir Alman savaş şar kısı bestelediğini, bu parçayı Osmanlı'ya savaş açmaya hazır lanan İmparator II. Jozeph'in ısmarladığını anlatıyor ve şarkı nın ilk dörtlüğünü şöyle veriyordu. "İmparator olmak istiyorum Silkelemek istiyorum Doğu'yu, Titretmek istiyorum Müslümanları, Konstantinopolis benim olmalı..."
                    Ermeni Hırant Dink'in "Türk'ten boşalacak zehirli kanın Ermeni'nin temiz kanı ile değişeceğini" söylediği, sözlerden savcılığın beraat ettirilmesini istemesinden, İstiklal Marşına karşı yaptığı saygısızca açıklamalarının ardından hiçbir tepki almamasından olacak, Ülker grubu çıtayı yükseltiyor, Mozart isimli Masonu göklere çıkaran yayın ve etkinlikleri Müslüman Türk milletinden kazandığı paralarla finanse ediyordu.(lan ne salakça ifaler bunlar motzart zart olup...) Ülker'in desteklediği yayında Mozart'ın yukarıdaki şarkısı Musa'nın Mücahitinın sözlerinin altında şunlar da yazılıyordu: "Thomas Hampson, çok başarılı bulunan bu albümde Mozart'la birlikte, Haydn, Beethoven ve Schubert'in şarkılarını, Nikalaus Harnoncourt yönetimindeki Concentus Musicus Wi-en topluluğu eşliğinde söylüyor..." 12 Mart 2006 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde Ülker'in "Mozart'la Sonsuzluğa Yolculuk" başlıklı reklamları yayınlanı yordu. Atatürkçü(!) Cumhuriyet Gazetesi, İslamcı-muhafaza-kar Ülker, İmparator olmayı; Türk illerini silkelemek, Müslü manları titretmek ve İstanbul'u Bizans yapmak için isteyen Mason Mozart...Ne üçlü ama...
                    Türk ve İslam düşmanı Amadeyyus Mozart'ı, yerli(!) ma sonlar Mimar Sinan adlı dergilerinin 80. sayısında şöyle ululu-yorlardi: "Kinatın ulu yaratanı, zaman zaman, dünyaya dahiler gönderir. İnsanlığı kurtarsın, Nuruziya'ya kavuştursun diye! 1756 yılının 27 Ocak günü, Salzburg'un, bugünkü adı Getre-idegasse olan, dar bir sokağındaki 6 No'lu evin mütevazı bir odası na Mozart biraderi gönderdi. Bir dev doğdu o gün o evde. Gökten bir sanat nuru indi o evin üzerine. Bir tanrı mucizesi olan bu dahi nin sanat ışığı dünyamızı hala aydınlatıyor..." Ne oyun ama Müslüman Türk milletinin sırtından kazan dıkları paralar ile silkelemek istiyorlar Türk illerini, titretmek hayali kuruyorlar Müslümanları... İstanbul'u işgal özlemlerini de şu alçakça sözlerle dile getiriyorlar; "Konstantinopolis be nim olmalı..." Destekledikleri ve besledikleri yayınlarda yukarıdaki gibi gerçek yüzleri fışkıranlar, saf insanlarımıza ne diyorlardı; "Önce güneş hava su sonra bol gıda gelir, akşama baba cığım unutma Ülker getir" Tabi yerseniz... Masonların ululadıkları bir diğer Mason Abdullah Cevdet, ülkemize damızlık erkek ithal etmeyi öneriyor, Fransız Mason larının "Kur'anı kapa, kadınları aç" tekliflerini uygulamaya koymaya çalışıyordu.

                    Şerefe Ülkerler Şerefe

                    "Önce güneş hava su sonra bol gıda gelir, akşama baba cığım unutma Ülker getir." Çocukluğumuzda Televizyon rek lamlarında sıkça bu sözleri dinlerdik. Herhalde bundan sonra reklamlarında "akşama babacığım Ülker yerine Efes getir" sözleri yer alacak. İnançlı saf insanlarımıza alkol satan dük kanların önünden geçmenin ne denli günah olduğu anlatıldı. İnsanlar hasta çocuklarına bile alkol satan dükkanlardan kıza mık şekeri almadı. Dükkanlar ve üretilen gıda maddeleri İsla-mi ve İslami olmayan diye ikiye ayrıldı. Hep belli markalar ca milerde belli kesimlerin imamlarınca dikte ettirildi. Ülker grubu da İslami sermayenin başını çekiyor, ürünle rinde domuz ürünlerini kullanmadığını özellikle vurguluyordu. Alkolünse zinhar yanlarından bile geçmiyordu. Bir gün Efes Pilsen biralarının üretim ve dağıtımını yapan Anadolu Endüstri Holding'in sitesini incelerken ilgimi bir şir ket çekti. Polinas isimli bu şirkette Holding hisselerinin olduğunu söylüyor ancak ortaklarını belirtmiyordu.
                    Aynı şekilde Ülker grubu da sitelerinde Polinas adlı şirkette ortaklıkları ol duğunu söylüyor, ancak onlar da ortakları hakkında bilgi ver miyorlardı. 23 Eylül 2004 tarihli Ticaret Sicili gazetesini incelerken hiç olmayacak gibi gelen bir durumla karşılaşıyor, Efes Ülker ya da Özilhan ve Ülker ortaklığına rastlıyordum. Ticaret sicil gazetesinde bu ortaklık şu şekilde yer alıyordu: "Ticaret ünvanı: Polinas Plastik Sanayii ve Ticaret Ano nim Şirketi... Merkezi İzmir'de 1378 Sokak No:4/l Kordon iş hanı, Al-sancak, adresinde olup, ticaret sicilinin merkez- 57823 numa rasına kayıtlı yukarda ünvanı yazılı Şirket'in 26.04.2004 tari hinde yapılan olağan genel kurul toplantısında, Ana sözleşmesinin 4. ve 6. maddelerinin tadil edildiği, yö netim kurulu üyeliklerine; Sabri Ülker, Orhan Özokur, Murat Ülker, Hüseyin Avni Metinkale, Georg R Wiederkehr, Dan Zelouf, Tuncay Özilhan, Mustafa Uysal, Mahmut Mahir Kuşçulu, A. Cumhur Büyüka-kıncı 3 yıl için; Denetim Kurulu Üyeliklerine; Güneş Yıldız, Ataman Yıldız, Musa Doğan, Ahmet Bal 1 yıl için seçildikleri bildirilmiş tescil ve ilanı istenilmiş olmakla buna dair olan tutanak ve 06.07.2004 tarihli kararın sicile T.t.K.h göre 10.09.2004 tarihinde tescil edildiği ilan olunur.
                    Yine aynı günkü genel Kurulda Efes-Ülker ortaklığının 1. derecede imza yetkilileri şu şekilde oluşuyordu; Sabri Ülker Yönetim Kurulu Başkanı.... Tuncay Özilhan Yönetim Kurulu Başkan Vekili... Orhan Özokur Yönetim Kurulu Üyesi... Murat Ülker Yönetim Kurulu Üyesi... Yener M. Sonuşen Müşavir... Hüseyin Avni Metinkale Yönetim Kurulu Üyesi... Georg R. Wıeserkehr Yönetim Kurulu Üyesi... Dan Zelouf Yönetim Kurulu Üyesi... Mustafa Uysal Yönetim Kurulu Üyesi... Mustafa Kuşçulu Yönetim Kurulu Üyesi... A. Cumhur Büyükakıncı Yönetim Kurulu Üyesi, Genel Müdür... Sadettin Korkut Genel Müdür Yardımcısı... Levent Sipahi Genel Müdür Yardımcısı... Özilhan-Ülker ortaklığı tabii ki Polinas ile sınırlı değil, "Na-saş Alüminyum Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nde Sabri Ülker ve Tuncay Özilhan ortaklığının diğer isimleri de şu şekil de yer alıyordu: Şinasi Çelikkol Metin Tokpınar Nuh Kuşçulu M. Fethi Ağalar Kamil Yazıcı Cevat Höbek Yücel Sayın Şerif Elçi Güngör Aydınoğlu Klaus Von Eichmann Rene vermeire Demir Demirgil Cemalettin Özabacı İrem Nuhoğlu Bira Tüsiad eski başkanı ve Ülkerlerin ortağı Tuncay Özil-han'ın sahibi olduğu Efes birasının reklamlarında, "Dünya karması açıklandı" başlığı altında "Biraullah" ifadesi kullanıla rak, ALLAH'ın ismine hakaret ediliyordu. Şeriatçı Vakit gazetesi, İBDA-C'nin yayın organı görünü mündeki "Aylık" adlı dergilerde bu duruma tepki gösterilirken, Tuncay Özilhan için "Tescilli İslam Düşmanı" deniyordu. Oy sa Tuncay Özilhan'ın ortakları arasında yer alan Ülkerler için her iki yayın organından da hiçbir tepki ve hatta eleştiri bile gelmiyordu.
                    Ülker'e Farklı Görüşten 8 Yeni Akıl Hocası Murat Ülker, Ülker İstişare Konseyi'nin üyelerini seçti. Murat Ülker'in seçtiği isimlerden bazıları Yahudi, bazıları Ma-son'du. Bunlar arasında Cumhuriyet Gazetesinin Yönetim Kurulunda yer alan, Alev Coşkun da vardı. Dinci Ülker Cum huriyet değerlerini savunduğunu iddia eden Cumhuriyet Gazetesi'ne sponsorluk yapmaya başlıyordu. Ülker Silahlı Kuv vetlerden Turhan Özer'i kadrosuna katıyordu. Oltan Sungurlu, A. Nail Kubalı, Galip Demirel, İlter Türkmen, Rona Yırcalı ve Rıfat Hassan Ülker bünyesine katılan di ğer isimlerdi. Gerçi Yahudi cemaatının önde gelen isimlerin den Rıfat Hassan yeni katılmış görünse de yıllardır Ülkerlerin kakao ihtiyacını karşılıyordu. Böylece; 4 milyar doları aşan cirosu, Başbakan, Maliye Bakanı, gibi ortaklıkları ve değişik ilişkileri ile Türkiye'nin en karmaşık gruplarından biri olan Ülker, Nisan ayında gerçek leştirdiği ve gençlere daha çok sorumluluk verilen yeniden ya pılanma sürecinin devamında, ilginç isimleri bünyesine katı yordu: Ülker grubuna göre; Alev Coşkun, Galip Demirel, Rıfat Hassan, Turhan Özer, Ali Nail Kubalı, İlter Türkmen, Rona Yırcalı ve Oltan Sungurlu, grup faaliyetleri ve yansımalarını ta kip ederek grubun dış dünyadan nasıl görünüp algılandığını yorumlayacak, şirketlerin aktivite ve ürünleri hakkında yeni fikirler üretecek.
                    Grupta Nisan 2005'te başlayan yeniden yapılanma, halka açık tek kuruluş olan Ülker Sanayi Gıda'nın başına Ali Ül ker'in atanması ile başladı. Onursal Başkan Sabri Ülker'in oğ lu, İcra Kurulu Başkanı Murat Ülker ile birlikte çalışacak bir 'İstişare Konseyi' kuruldu, buraya grup içinden Metin Yurda-gül ve Necdet Buzbaş atandı. Ülker'den o tarihlerde yapılan açıklamada, konseyin 'ihtisas sahibi' yeni isimlerle güçlendiri leceği duyurulmuştu. İşte isimler dün açıklandı. Konsey, İcra Kurulu'nun üstünde değil, Murat Ülker'in yanında yer alacak. Grup Sözcüsü Metin Yurdagül imzasıyla yapılan açıklamada, Ülker'in İstişare Konseyi'nin 8 yeni üyesinin isimleri sıralandı: Dr. Alev Coşkun; Turizm ve Tanıtma Eski Bakanı, Cum huriyet Gazetesi yazarı... İzmir eski Milletvekili... Galip Demirel; Emekli Vali, Müsteşar, 18. Dönem, Malat ya Milletvekili, TBMM İç İşleri Komisyonu eski Başkanı...Rıfat Hassan; Mason, tüccar, sanayici, Yahudi cemaatinin eski başkanlarından, Akmerkez'in ortaklarından Dr. Ali Nail Kubalı; İş adamı, çeşitli şirketlerde genel mü dür ve yönetim kurulu başkanlığı yaptı. Danışmanlık şirketi sahibi... Turhan Özer; Emekli Koramiral... Oltan Sungurlu; Adalet ve Milli Savunma Eski Bakanı, 17, 18, 19, 20. dönem Gümüşhane Milletvekili... İlter Türkmen; Dışişleri Eski Bakanı, Emekli Büyükelçi... Rona Yırcalı; DEİK, Balıkesir Sanayi Odası, Dünya Oda lar Federasyonu (WCF), TEV Başkanı. Çeşitli dernek ve kon sey üyesi... Neler Yapacaklar? Ülker Gurubu yeni yöneticilerinin neler yapacağını şöyle anlatıyordu: "Bugüne kadar yapılan toplantılarda grubun AB'ye uyum çalışmalarını gözden geçirerek kurumsal itibar yönetimi değerlendirmelerini yapan ve her ay toplanacak konseyin faali yet konuları da şöyle belirlendi: "Ülker Grubu temel politikalarının sosyal sorumluluk çer çevesinde oluşturulması, grup faaliyetleri ve yansımalarının ta kip edilerek grubun dış dünyadan nasıl görünüp algılandığının yorumlanması, yönetime veri sağlamak ve destek olmak, grup şirketlerinin aktivite ve ürünleri hakkında yeni fikirler üretmek yönünde çalışmalar yapmak..."

                    Ülker'in Ermeni Ortakları

                    Ülkerlerin Amerikalı, Alman, Yahudi, Rum ortaklarının yanında Ermeni ortakları da yer alıyordu. Doğan Matbaacılık Ambalaj Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi adı altında faaliye te geçirdikleri şirketteki Ermeni ortakları şu isimlerden oluşu yordu: Dikran Mihran Acemyan Dikran Acemyan Fotini Acemyan Aynı şirketteki diğer ortakları ise; Karabet Kalender, Vah-ram Serap, Sevim Bardakçı, Sebahattin Saraç, Yener Meh met Sonuşen'den oluşuyordu. Ermeni Azeri savaşında Ermenilere Ülker grubundan 18 ton malzeme gönderiliyor, bu malzemenin çikolata olduğu id dia ediliyordu. Savaşın ortasında Azeriler ekmek bulamaz. Bir milyon savaş kaçkını açlık ve sefaletle pençeleşirken, Ermeni ler, Ülkerler sayesinde çikolata dağlarına kavuşuyorlardı. Aynı Ülkerler yıllardır, milliyetçi-mukaddesatçı çevrelerin de en büyük hamileri (koruyucu-kollayıcıları) arasında yer alı yorlardı. Sözgelimi bunlardan biri de Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı'ydı... Fetullahçıların Abant toplantılarının tertipçilerinden olan bu vakfın ihdas ettiği "Türk Dünyasına Üstün Hizmet Ödülü" Ülkerlere de verilmişti. Abant Toplantı larının değişmez isimlerinden biri de Bülent Arınç'tı. Ermenis tan'a uygulanan ambargoyu delmek de Türk Dünyasına üstün hizmetin bir göstergesi olmalıydı! Ne demişler! Al gülüm ver ödülüm pardon ver gülüm..." Dan Cake, Dan Kek, Ya da Dangalak Kekler Eski adı, Dan Cake Gıda Sanayi Ve Ticaret Anonim Şir keti olan ve yağlar ve gıda maddeleri ihracatları grubunda yer alan, 1992 yılında faaliyete başlayan Fresh Cake Gıda Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi'nde Ülker grubunun ortaklan şu şekilde yer alıyordu: Richard Handscombe Sabri Ülker Orhan Özokur Murat Ülker Francis Bon Necdet Buzbaş Kamuoyunda yerli ve muhafazakar bir şirket olarak bili nen Ülker reklamlarında Amerikalıları Turkalaştırıyor, ancak bu toplumda Türkleştiriyor gibi algılanması sağlanıyordu. Rek-lamlardaki Amerikalılar iftar saatlerine Türklerden daha fazla uyarak, nerdeyse bize dini kuralları öğretiyorlardı.
                    Kola Türk üretemeyip Turka imal eden Ülker'in yerli kek olarak lanse et tiği "Dan kek"i İsviçre malı, ismi de yine bir başka yabancı or tağından geliyordu. Dan Cake... Ya bunu yiyen kekler... Ney se biz Ülker'in kek yatırımındaki asıl ortaklarına dönelim: Steen Knoth Ludvıgsen Ole Havskov Jacobsen E. Hessellund Eskıldsen Ali Enis Çiftçi Samim Çiftçi Eric Pironneau Alparslan Öktener Francis Cukiermann Dan Cake E. Hesselund Eskıldsen Cemal Esen Turgut Eker Hayrettin Ekinci İbrahim Damlalı Müfit Özdural Firmanın Ticaret sicilinde belirttiği iş alanı da şu şekildeydi; "Dan Cake teknolojisi altında kek ve İsviçre pastası imala tı başta olmak üzere gıda sanayinin her dalında un, katkı mad deleri gibi her türlü hammadde ve malzemenin ithali, ihracı ve pazarlanması başta olmak üzere her nevi gıda madde ve mal zemelerinin imalatı, başkalarına yaptırılması, alımı ve satımı, ithali ve ihracı süt ve süt ürünleri hububat ve değirmencilik müstahsalları, salt nişasta ve müstahsalları susam ve yağlı to humlar, şeker ve şeker mamulleri, kakao ve müstahsalları esa sını un, hububat ve nişasta teşkil eden müstahsallar pastacılık mamulleri paketlenmiş taze veya dondurulmuş her türlü gıda maddesinin imali, ithali, ihracı ve pazarlaması başkalarına yaptırılması.
                    Yurt içinde ve dışında faaliyet gösteren gerçek merkezden ve yerinden yönetim esaslarına göre kurulmuş ka mu tüzel kişileri ve özel hukuk gerçek ve tüzel kişileri ile şirket faaliyetlerinin gerektirdiği ölçüde ve her sıfatla gayrimenkul ik tisabı ve ferağı da dahil alım satım kira istisna yayım komisyon vekalet hizmet taşıma kefalet müşavirlik müteahhitlik mümes sillik bayilik acentelik distribütörlük yapabilir ve hukuka uygun her türlü sözleşmeleri akdedebilir iç ve dış teknik yardım know-how anlaşmaları yapabilir patent ihtira beratı gibi sınai haklar kazanabilir alıp satabilir devredebilir bu hakları ilgili si cillerine tescil ve terkin edebilir gayrimenkuller üzerinde rehin ticari işletme rehni ve ipotek de dahil olmak üzere menkul ve gayrimenkullerle ilgili her çeşit ayni ve şahsi hakları iktisap edebilir başkaları lehine bu hakları tesis edebilir bunları tapu kütüğüne ve ilgili sicillerine tescil ve terkin edebilir üçüncü ki şiler için rehin ticari işletme rehni ve ipotek de dahil olmak üzere bu nevi haklan tesis ve tescil ettirebilir şirket lehine tesis edilen rehin ve ipotekleri fekkedebilir sahibi olduğu gayri men kulleri ipotek ve ticari işletme rehin de dahil olmak üzere ken disi veya üçüncü kişiler adına her ne nam ve şekilde olursa ol sun teminat olarak gösterebilir ve 23.5.1996 tarihinde tescil edilen tadil mukavelesinde yazılı olan diğer işler."
                    GDO’LU MISIRLAR VE CARGİLL MUAMMASI... GDOlu tarıma ve gıdalara gosterilen tepkilerin giderek arttığı, diğer yandan ekolojik üretim süreclerinin kalkınmada öncelikli faaliyet alanları olarak dile getirildiği bu günlerde, konuya bilimsel ve teknik açıdan yaklaşmak zorundayız. Yapılan araştırmalar dünya piyasalarındaki ilgili gıda ürünlerinin %70’ nin GDO veya GDO’dan elde edilmiş yan ürünlerle bulaşık olduğunu işaret etmektedir.Daha endişe verici olan, daha önce de bahsettiğimiz gibi tam segregasyon sağlama zorluğundan doğan “istenmeyen bulaşmadır”. İngiltere’de sağlık ürünleri satan mağazalardan alınan numulerle yapılan bir incelemede, ‘GDO içermez’ veya ‘Organik’ etiketi taşıyan ürünlerin %40’ ında GDO kalıntısı tespit edilmiştir.Uzmanlar, AB’nin ürünlerde eşik değer olarak belirlediği %0.9 luk oranın mevcut üretim yöntemlerinde bir iyileştirme yapılmaz ise tutturulamaz olduğuna dikkat çekmektedirler. Diğer yandan tohumlar için belirlenen eşik değerler daha da düşük ve öyle görülüyor ki biyogüvenlik tedbirleri sadece ülkeler değil bölgeler ve hatta dünya ölçeğinde yürürlüğe sokulmaz ise bu oranlar da tutturulamayacaktır. Bu ne demektir ? Gerekli tedbirler alınmaz ise siz isteseniz de istemeseniz de, izin verseniz de vermeseniz de GDO’lar konvansiyonel ve organik üretim kanallarınıza bulaşacak demektir! Avrupa’da bu tartışmalar yaşanırken, ülkemizde konu tamamen sahipsiz ve alabildiğine karanlık bir uygulama içerisinde gözükmektedir. Dünyada üretilen soyanın %80”i GDO’lu, mısır, kolza, kanola, yem, pamuk ve pek çok gıda katkı maddelerini ithal ettiğimiz ülkeler dünyanın en büyük GDO üreticileri olduğu bilindiği halde bu ürünleri kontrol edebilecek alt yapıdan yoksun bir TÜRKİYE var karşımızda. Türkiye’de tüm ürünlerin dışalımı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’ndan kontrol belgesi alınması koşuluyla serbesttir. Türkiye ABD ve Arjantin’den gıda ve yem amaçlı kullanılmak üzere önemli miktarda mısır ve soya fasulyesi dışalımı yapmaktadır.
                    2003-2004 sezonunda sadece ABD’den alınan mısır bir milyonyüzbin tonu geçmiştir. Toplam ithalat ise bir milyon beşyüz bin tona yakındır. Soya dışalımı ise 800.000 tona yakındır. 2003 yılı rakamlarına göre dışalım değerleri mısırda 277 milyon USD, soyanın ise tamamı 227 milyon USD olarak belirlenmiştir. Türkiye’de bu iki bitkiye ilişkin alım değerlerinin son yıllarda önemli düzeyde arttığı görülmektedir. Öte yandan, dış ticaret verilerinde, başta mısır ve soya olmak üzere, GDO’lu ürünlerin dış alımına ilişkin herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, bu ürünlerin alındığı ülkelerde GDU’lu bitki üretiminin çok yaygın olması, dışalımı yapılan bu ürünlerin de GDO’lu olabileceğini akla getirmektedir.
                    Ülkemizde GDO’lu ürün analizi yapabilecek laboratuarların bulunmaması ve dışalımın satan ülkenin bildirimine göre yapılması, dışalımı yapılan özellikle mısır ve soya başta olmak üzere bazı ürünler hakkında kuşkulu bir ortam oluşturmaktadır. İyibilgi sitesi, “"Acı" şeker: Dehşet verici Cargill dosyası! uğruna hükümetin yasa çıkardığı genetiği değiştirilmiş tohum ve "uyduruk şeker" üreticisi Cargill şirketi bilinmiyor, sadece "tahmin ediliyor"” başlığı ile yaptığı açıklamada: Ülkemizin ilk şeker fabrikalarından biri olan Alpullu şeker fabrikasını satın alıp şeker pancarıyla üretilen şekeri baltalayıp genetiğiyle oynanmış ucuz mısırdan şeker üreten ABD'li Cargill firmasına özel yasa ısrarı hala sürüyor. ABD başkanı George W. Bush ile Dünya Bankası'nın ısrarı ile Cargill'in önünü açacak yasa değişikliği ikinci kez meclisten geçti... Hükümet Cargill’i yasal halemi getirmek istiyor?... Birinci sınıf tarım arazisine sanayi tesisi kurmaktan dolayı çalışma izni alamayan Bursa Orhangazi'deki Cargill firması 7 yıldır faaliyette bulunuyor. Bu suçtan dolayı firmanın tesisi 2006 yılında sadece 47 gün mühürlü kalmıştı. Bütün hükümetlerin üretim yapması için adeta seferber olduğu firma için bölge "Özel Endüstri Bölgesi" dahi ilan edilmişti. Bu karar Danıştay'dan dönünce hükümet yasa çıkararak Cargill tesislerini meşrulaştırma yoluna gitti. 1865 yılında ABD'de kurulan Cargill şirketi çevreyi kirleten fabrikaları, genetiği değiştirilmiş mısır ve nişasta bazlı şeker üretimi ve ithalatı ile ün salmış bir kurum. Tarım gıda alanında ABD'nin ilk beş, dünyanın ilk on şirketi arasında yer alıyor. Bu büyüklüğüne rağmen borsada işlem görmeyen bir aile şirketi olan Cargill ile ilgili veriler, çoğunlukla "tahmin edilmektedir" notu ile yayınlanıyor.
                    Cargill'in ABD siyasetindeki gücünün oldukça yüksek olduğu biliniyor. Firma dünyanın 61 ülkesinde faaliyet gösteriyor ve 60 milyar doları aşan yıllık ciroya sahip. Cargill tahmin ediliyor.... 1960' lı yıllardan beri Türkiye'de iş yapan Cargill, ülkemizde Marmara bölgesine konuşlanmış durumda. 1986 yılında İstanbul şubesini açan ve yurt dışından getirdiği veya Türkiye'den satın aldığı hububat, yağlı bitkiler, yem ve pamuk ürünlerinin yurtiçinde ticaretini yapan şirketin ABD ve Amerika kıtasında kabul görmeyen bir takım "deneysel" ürünleri, gelişmekte olan ülkelerde denediği de iddia ediliyor. Cargill daha sonra ülkemizin ilk şeker fabrikalarından biri olan Alpullu şeker fabrikasını satın alıp bölgede şeker pancarıyla üretilen şeker sektörünü baltaladı.Genetiği değiştirilmiş mısırdan şeker üreten Cargill'in üst düzey yönetici yakınları vasıtasıyla Türkiye’ye sokulan ithal mısırı satın alıp, bu mısırdan ürettiği yüksek fiyatlı nişasta bazlı şekeri ortağı Ülker’e verdiği de bilinenler arasında.
                    Cargill'in Pendik'te bulunan fabrikada Ülker ile ortaklığı ise, İngiliz Cerestar firmasını satın alması ile oldu. Cargill ayrıca Hendek'te bulunan fındık işleme tesisinde işlediği fındıkları yurtdışına satıyor. Cargill şirketinin kurulduğu birinci sınıf tarım arazisinin sanayi bölgesi ilan edilmesinin dışında başka bir talebi daha var. İkinci isteği şeker yasası ile getirilen kotadan glukozun çıkarılması ve fruktoz için ise kotanın Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üreten 5 fabrikanın tüm kapasitelerini kullanabilecekleri şekilde genişletilmesi oldu. Bunu yazar Türkel Minibaş'ın şeker yasası üzerine yazdığı Cargill'in Eli, Kiminin Cebi! başlıklı bir yazıdan yapacağımız alıntılarla açalım: Türkel Minibaş'tan çarpıcı tespitler: "Türkiye, dünya pancar şekeri üretiminde 4'üncü.
                    Avrupa Birliği ülkeleri arasında da 3'üncü sırada. Ortadoğu'daki üretimin yüzde 65'i de Türkiye'nin. Fransa, Almanya ve ABD'den sonra dünya şeker hammaddesi üretiminde pazarı elinde tutmakta! Şekerin vazgeçilmezliği düşünüldüğünde, siyasal iktidarlar uluslararası finans kuruluşları önünde önemli bir pazarlık aracına sahip. Tarım reformu doğrultusunda 2001'de çıkarılan Şeker Yasası bu gücü siyasi iktidarların elinden alarak piyasa ekonomisine vermişti. Küresel dönemde piyasa ekonomisi dediğiniz de ulus ötesi firmaların egemenliğinde. Şekerin egemeni de 57 ülkedeki 90 bin çalışanıyla dünya tatlandırıcı ve genetik tohum tekeli olan Cargill. Kamuoyunun genetik tohum ticaretiyle tanıdığı Cargill'in şeker piyasasındaki gücü de yapay yollardan şeker üretiminden gelmekte. Yapay şeker ise bildiğiniz gibi mısırdan üretilmekte! Şekerpancarı üretiminde dünya 4'üncüsü olan Türkiye ise mısır üretiminde ancak kendine yeterlilik sınırında üretim yapmakta. Hal böyle olunca,Biz de şekerpancarı üretimine devam edelimdiyebilirsiniz ama… Şeker Yasası'na göre bunun kararını Şeker Üst Kurulu vermekte. Ne var ki Cargill, Şeker Üst Kurulu'nun da üyesi. Yani;
                    • Doğal ya da yapay şeker üretim kotalarını yurtiçi talebe göre belirleyen,
                    • Bu kotaları iptal edip idari para cezası uygulayan,
                    • Şeker ticaretinin arz-talep dengesi, iç fiyatlar ve spekülatif hareketler doğrultusunda düzenlenmesini önerenkurulun üyesi. Dolayısıyla, Türkiye'de şekerpancarına dayalı şeker üretiminden mısıra dayalı yapay şeker üretimine geçilme kararı Cargill'in çıkarlarıyla örtüşmekte. Şekerpancarı ekim alanları yüzde 40 daralırken tatlandırıcı üretim kotasının önce yüzde 10, sonra yüzde 15, daha sonra da Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 50 arttırılması da zaten bunu göstermekte. Şimdi Cargill bu kotanın daha da arttırılmasını hatta kotaya gerek olmadığını ileri sürmekte. Şeker Üst Kurulu'nda olmak, sorunu çözmeye yetmediği için de bunu Bush Amca kanalıyla halletmek istiyor. Aslında Türkiye'nin Bazı çevreleri de kotaların kalkmasını istiyor. Ne de olsa işin ucunda menfaat hesapları var. Gelin görün ki, böyle bir nimetten nasiplenmek pek kolay değil. Hele hele o nimette şekerden ekmek yiyen 5 milyon kişinin oyu varsa!.. Tatlandırıcı piyasasından nasiplenmek ise herkesin harcı değil. Zira, tatlandırıcıların büyük kısmı şekerleme, geleneksel tatlılar, dondurma, helva, reçel gibi şekerli ve unlu ürün sanayiinde ve de kolalı, alkolsüz ve alkollü içeceklerde girdi olarak kullanılmakta. Yani, alıcısı gıda sektörü.
                    Kaldı ki Türkiye, yüzde 65'lik Ortadoğu şeker pazarını elinde tutmakta!.. Cargill'in kavgası da zaten bu Ortadoğu'daki doğal şeker pazarını yapay şeker pazarı haline dönüştürmek üzerine. Ne var ki, Cargill yaklaşık 486 bin ton civarında kapasiteyle çalışan yapay şeker sektöründe tek değil. 135 bin ton kapasitesiyle, 180 bin ton kapasiteyle çalışan Amyium'dan sonra Türkiye pazarında ikinci. Üçüncü sıradaki Pendik Nişasta'nın hisselerinin de yüzde 50'sine sahip. Geri kalan yüzde 50'lik hisse ise Ülker'in. Ülker-Cargill ortaklığı, Cola Turka derken.... Şekerdeki tatlandırıcı oranı oyunuGenetiği değiştirilmiş organizmalara karşı duruşu ile tanınan GDO’ya Hayır Platformu’nun konuyla ilgili yaptığı araştırmaların sonuçları ise şöyle: "Bütün dünyada yüz kilo şekerin içerisinde iki kilo tatlandırıcı katılıyor. Dünyadaki standart bu. Ancak Türkiye’de bu oran şu anda 15 kilo. 15 kilo kalmasını isteyen şirket Cargill şirketi ve Bush’un isteğiyle bu oran 15 kiloya çıkarıldı. Daha önce Özal zamanında 5 kiloya çıkarılmıştı.
                    Sonra Ecevit Hükümeti zamanında 10 kiloya çıkarıldı. Şimdide 15 kiloya çıkarılmış durumda. Cargill Şirketi’i bu oranı da yeterli bulmuyor ve 45 kiloya çıkarılmasını istiyor. Tatlandırıcının 45 kiloya çıkarılması demek bizim şeker üretimimizin kısıtlanacağı anlamına gelir. Yani şeker ne kadar çok tatlandırıcı şeker içerirse bize de o kadar kota konacak. Diğer taraftan tatlandırıcı dediğimiz şey mısır şekeri veya mısır şurubudur, sonuçta mısırdan yapılan bir üründür. Cargill Şirket’i bu mısırları Türkiye’de üretmemektedir. Amerika’dan getirmektedir ve Türkiye’de tatlandırıcı olarak satmaktadır. Türkiye’de tarıma ve çiftçiye böyle bir darbe vurulmaktadır. GDO’lara karşı çıkması gereken bir kesim de pancar kooperatifleridir. Pancar kooperatifleri bu konuya duyarlı davranarak kotanın düşürülmesini istiyor. Yani Cargill Şirketinin kotasının yükseltilmesi çiftçinin kotasını düşürmesi anlamına gelir. " Yapay mısır şekerinin zararı ne? Bu verileri değerlendirmesi için kapısını çaldığımız Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın iyibilgi'ye gönderdiği açıklamada genetiği değiştirilmiş Mısır'dan üretilen şekerin sağlığa açtığı yaralar ile ilgili şu bilgileri paylaşıyor: "Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü haricinde bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilmiş bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara, kısaca, “transgenik” deniliyor. Dünyada 13 dolayında ülkede, 60 milyon hektar alanda transgenik ürün yetiştirilmekle birlikte, bunun 2/3’ü, yani yaklaşık 40 milyon hektarı ABD topraklarında bulunmaktadır. Toplam transgenik ekim alanının % 21’i, yani 12.4 milyon hektar alan ise, mısıra ayrılmış. ABD’de borsa fiyatları üzerinden satılan mısırların hemen tamamının transgenik olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
                    ABD, bazı tedarikçi ülkelerin istemleri uyarınca, transgenikj olmayan mısırı sözleşmeli üretimn yoluyla ürettirerek satmakta, ancak yükselen maliyetler nedeniyle bu tip ürünlerin fiyatları, borsa fiyatlarının 50 – 60 $/ton üzerinde gerçekleşmektedir. Başka bir deyişle, verili borsa fiyatları üzerinden ülkeye sokulan ABD kökenli mısırların büyük çoğunluğu transgeniktir. Türkiye’de transgenik ürünlerin kullanımı yasak olmasına karşın, gümrük kapılarının transgenik olan –olmayan ürün ayırımı yapabilen teknoloji ile donatılmamış olması, ülkeye transgenik ürünlerin girmesine yol açmaktadır. Bu şekilde ülkeye giren transgenik mısırlar, işlenmiş olarak, çok farklı biçimlerde, marketlerde tüketicilerimiz tarafından satın alınmaktadır. Transgeniklerin risk oluşturduğu alanlar insan ve hayvan sağlığı, biyolojik çeşitlilik, çevre ve sosyo-ekonomik yapı olarak özetlenebilir. Bunlardan insan sağlığı üzerine etkileri ise;
                    • Gen aktarımı ile diğer organizmalardan hastalık ve alerji yapacak özelliklerin taşınması riski,
                    • Transgenik ürünlerin birincil ve ikincil metabolik ürünleri içinde beklenmeyen biyokimyasal ürünlerin bulunması riski, • Antibiyotik dayanıklılık oluşturma riski,
                    • Virüs kaynaklı genlerin ortaya çıkardığı değişik olumsuz durumlara ait riskler. Türkiye’de tüketici, bilmeden bu risklerle karşı karşıya bulunmaktadır. Diğer taraftan, aşırı dozda NBŞ kullanımı mide ve bağırsakta rahatsızlıklar oluşturmakta, toksik etkiler ve zehirlenmeler yaratabilmektedir. Bu bağlamda, yurtdışında, NBŞ kullanımına yönelik denetimler gerçekleştirilmekte iken, Türkiye’de bu alanda açık bir “denetimsiz kullanım” söz konusudur. Başka bir deyişle, helva baklava-şekerlemeler gibi tüketicinin yoğun olarak kullandığı ürünlerdeki NBŞ kullanımı, imalatçının tutumuna bağlıdır ki, bunun yanlışlığı ortadadır. "Şüphesiz GDO’lu ürün ithalatı ve kullanımı sadece Cargill firması ile sınırlı değildir. Peynir mayasından, soya lesitinine kadar pekçok katkı maddesinden, bu katkı maddelerini içeren gıdalara kadar pekçok ithalatçı ve üretici firma bu tezgahın içerisinde rol almaktadır. GDO’lu ürün kullanmak istemeyen tüketicilerin bilgileri dışında bu tür ürünleri tüketmeye zorlanmaları yasal ve etik açıdan oldukça düşündürücüdür. Bu konuda Tüketici Teşkilatlarının ilgisizliği de üzüntü vericidir.


                    Kaynak: Sabri Ülker/Hakkında ne dediler? - Yenişehir Wiki

                    Yorum yap


                    • #25
                      Ülker'in hikayesi ve martavallar en son kısmında yazarın niyeti belli oluyor

                      Kar Gıda Kar Gıda Amerikalılara satılmış. Bu haber Vakit gazetesinde Hasan Karakaya tarafından 25 Eylül günü yazıldı. Tabii yazar yerli şirketlerin yabancılarca ele geçirilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş.
                      Fakat benim asıl dikkatimi çeken nokta, haberde fotoğrafı da kullanılan Kar Gıda'nın sahibi Ö. Faruk BERKSAN. Ne dersiniz, bu soyadı size de yeterince yerli geliyor mu?

                      ÜLKER AİLESİ - ÜLKER KREDİ BANKASI
                      Sevgili dost Faruk Bildirici’nin Mesut Yılmaz’ın hayatını kaleme aldığı “Hanedan’ın Son Prensi” kitabını tanıtırken, Yılmaz Ailesi’nin gelinlerine dikkat çekmiştim. (bakınız Uğur İpekçi Habertürk sitesi arşivi), Mesut Yılmaz’ın babaannesi Kırım’lıydı. Tesadüf: Yine bir aile öyküsünde, yine bir Kırım hikayesiyle karşılaştım.Ve yine “karışık bir soyadı” hikayesiyle. (Biliyorsunuz; Mesut Yılmaz’ın babası “Yılmaz”, amcası ise “Akçal” soyadını almıştı.) Tıpkı Yılmaz Ailesi gibi kafamda onlarca soru oluşturan bu aileyi de sizlere tanıtmak istiyorum. Adı:İslam’dı. Çocuklarının biyorafisinden anlıyoruz ki, 20. yüzyılın başında Kırım’dan Türkiye’ye göçediyor. Kırklareli’nin Kara Mehmet Köyü’nde Numanzadeler’in kızı Şakire ile evleniyor. 1911 yılında oğlu Asım dünyaya geliyor. Aile sonra tekrar Kırım’a dönüyor. İkinci çocukları Sabri 1920 yılında Kırım’da doğuyor.
                      Ara not:
                      Klasik, resmi tarihin bize dayattığı bilgiler dışında (1792-1860-1864-1891-1902 gibi)Kırım göçleriyle ilgili ne biliyorsunuz? Örneğin, Kırımçaklar’ı (Kırım Yahudilerini) bilir misiniz? Özet bilgi: Hazar devletinin yıkılmasından sonra Musevî Hazarların bir kısmı Kıpçaklar tarafından Rusya’nın içine sürüldü. Ruslara karışan bu Musevî Hazarlar, zorla Hristiyanlığı kabul ettiler. Ancak uzun süre gizlice Musevîliklerini sürdürdüler. Sürgüne gönderilenlerin dışında kalan Hazar Yahudileri bir süre sonra kendileri için daha emin olarak gördükleri Kırım'a göçettiler. Kırım'da bu şekilde ortaya çıkan yeni cemaatin içinde Hazar asıllılar, Kıpçaklar, Kalizler vb. boylardan insanlar vardı. Ortaya çıkan bu yeni cemaat, karma bir cemaat olduğundan Hazar veya Kıpçak adı ile değil de bağlı bulundukları mezhep ismiyle anılmaya başlandılar. Bilindiği üzere Hazarların kabul etmiş olduğu Yahudi mezhebinin adı Karaim idi.
                      Dolayısı ile yeni ortaya çıkan bu topluluk, Karaim cemaati olarak anılmaya başlandı. Hazar lehçesi yerine Kıpçak lehçesi ile konuşuyorlardı. Fakat konuşulan dil tam bir Kıpçakça değildi,Hazarca kelimelerin de içinde bulunduğu, ama Kıpçakçanın hakim olduğu farklı bir Kıpçak lehçesi ki, buna dilciler Karaim Türkçesi ismini vermektedirler. Bu mezhepte başlangıçta sadece İsrail kavminden insanlar vardı, ancak kısa sürede başka ırklardan insanlar bu mezhebe girmeye başladılar ve bu başka ırklardan insanlar giderek çoğunluğu sağladılar. Bir süre sonra İsrail kökenliler tamamen yok oldukları gibi, Türklerin dışındakiler de zamanla azınlığa düştüler. XIX. yüzyılın sonlarına doğru mezhep mensuplarının nerede ise tamamını Türklerden oluşturmaya başladı. Dolayısıyla kelime artık bir dini veya mezhebi ifade etmekten çok, bir Türk kavmini temsil etmeye başladı. Yahudiliğin Karaim mezhebine mensup olan Türk cemaatine Karay deniyor. Zamanla Karaylar kırım’dan da ayrıldılar. Karayların bir kısmı direkt olarak İstanbul'a gelip yerleşirken, diğer bir kısmı Kırım'dan , önce Romanya'ya, oradan Edirne'ye ve oradan da İstanbul'a gelip yerleştiler. (Örnek: Refik Halit Karay) Bu ufacık bilgiden sonra tekrar hikayemize dönelim: İslam Bey, Kırım’dan Kırklaeli’ne geliyor.
                      Sonra tekrar Kırım’a dönüyor. Neden döndüğü konusunda da ne yazık ki bilgimiz yok; ancak tarihsel sürece bakarak tahmin edebiliriz: Elimizdeki tek bilgi; 26 Aralık 1912 tarihinde, Kırım’a bağımsızlık yolunun açan bir gelişmenin olması. Bu tarihte, Kırım Halk Cumhuriyeti’nin ilan edildi. İslam Beyin ülkesinin bağımsızlık kazanmasıyla birlikte topraklarına döndüğünü düşünmemiz güçlü bir ihtimal. Ancak. Kırım 1920’de Bolşevikler’in eline geçti. 1921’de Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Sovyet Birliği’ne katılma kararı verdi. “Yahudi Tarihi” yazarı Yusuf Besalel, sosyalist devrimin ilk yıllarında Yahudi talebelerinin kendi dillerinde eğitim gördüğünü, Stalin döneminde ise Yahudilere baskıların arttığını yazmaktadır. Ne tesadüftür ki o yıllarda İslam Bey Tekrar Türkiye’ye dönme kararını aldı.
                      Eşi Şakire, üç oğlu, Asım, Sabri ve ailenin en küçüğü -ve genç yaşta vefat eden- Hakkı. Ile birlikte, 1929 Ağustosunda İstanbul’a geldi. 21 Haziran 1934 tarihinde soyadı kanunu çıktığında, İslam Bey “Berksan” soyadını aldı. Ancak gelin görün ki, iki oğlu Asım ve Sabri nedense 1953 yılında “Berksan” soyadını bırakıp, soyadlarını “Ülker” olarak değiştirdiler. (Mini not: Sabatayistler (Yahudi dönmeler) arasında Berksan soyadlı çok kişi var.) Ve yine ne gariptir ki, Asım Ülker’in iki oğlu Selçuk ve Ömer Faruk “Berksan” soyadında ısrarlıdırlar ve soyadlarını bırakmazlar! Bu ailede bir “isim sorunu” vardır! İslam Beyin gerçek adından kuşku duymaktayım.
                      Aşağıdaki satırlar Soner Yalçın:efendi-2'den alıntıdır ! (Öyle saçmalıklarla dolu ki- Türkçe ad ve soyadlarca binlerce bulunan berk soyadını bile pespayece yafta olarak kullanabiliyor.)
                      "berg" Türkçe "berk" yapılıyor.AşkenaziYahudilerinin dili olanYidişbir sözcük olarak Yahudilerde en çok taşınan soyadlarından birisidir; Soğuk Savaş'ta Sovyet casusu oldukları gerekçesiyle idam edilenRosenbergleri hatırlamayan herhalde yoktur; karıkoca Yahudi'ydiler. Sözcük Almanca kökenlidir, yalnız artık daha çok Yahudilere işaret etmektedir. Aile belki de bu belirgin işaretten çekinerek,Berk'i bırakıpÜlkersoyadını almıştı. (Tekelistan, 2004, s. 256.) Türk Dil Kurumu'nun Türkçe Sözlük'e göre, "Ülker", Boğa burcundayedi yıldızdan oluşan takımın adıydı, (s. 1553.)Tevrat'ınEyüpbabında da geçiyordu. Öte yandan, bu ailede "soyadı meselesi" çok önemliydi.
                      Derleyen notu:bergkelimesi Avusturya-Macaristan Osmanlı savaşında ve diğer savaşlarda esir olup Avusturya buradan da Almanya'ya kadar giden bazı Osmanlı beylerinin de din değiştiripbeyadınıbergolarak devam ettirdikleri tarihçilerimizce de neşredilmiştir. (U.türk) Şöyle ki: Sabri Ülker'in kızıAhsen Hanım'ın ilk eşinden olan oğlu Ali'nin de soyadı daha sonra mahkeme kararıyla "Ülker" yapılacaktı...
                      "Dinci" olarak bilinen Ülker kardeşlenil önünü hep "laik" askerî darbeler açtı:
                      27 Mayıs 1960. Ülkede döviz sıkıntısı had safhada Ama, askerler, Ülker'e 250 000 dolar döviz tahsis etti !
                      12 Eylül 1980. Ülker, yaptığı ihracatlardan aldığı vergi iadeleriyle büyüdü.
                      Son 28 Şubat "postmodern laik darbe"de, Ülker önce "yasaklı şirketler" arasında gösterildi. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) kantinlerinde Ülker ürünlerinin satılması yasaklandı.
                      Ama sonra nedense Ülker listeden çıkarıldı.
                      Bu arada, mazlum gösterilen Ülker'in satışlarında patlama yaşandı!
                      Listeye girip çıkan Ülker grubu, TSK Mehmetçik Vakfı'na 500 000 dolar; Türk Silahlı Kuvvetleri'ni Güçlendirme Vakfı'na 500 000 dolar ve TSK El Ele Vakfı'na 500 000 dolar, yani toplam 1,5 milyon dolarlık bağışta bulundu.
                      Ülker kardeşlerin en belirgin siyasî özellikleri antikomünist olmaları: Sabri Ülker kurucusu olduğu "antikomünizmin kaleleri" Aydınlar Ocağı, İlim Yayma Cemiyeti gibi örgütlere ve Tercüman gazetesi gibi yayın organlarına para akıtıyordu. Elinin sıkı olmasıyla biliniyordu, ama bu konularda nedense çok cömertti.
                      Bu bölüme son noktayı koymadan önce Ülker Grubu İstişare Konseyi üyelerinin isimlerini vermek istiyorum: - Yahudilerin Osmanlı'ya gelişlerinin 500. yılında kurulan "500. Yıl Vakfı" kurucusu, Turizm ve Tanıtma eski bakanlarından CHP İzmir milletvekiliAlev Coşkun. - Yahudi cemaati eski başkanı, Akmerkez'in ortaklarındanRifat Hassan. - Bu kitapta bahsi geçenRona Yırcalı. - 27 Mayıs Anayasası'nın "teorisyeni" Prof.Hüseyin Nail Kubalı'nınTalaş Amerikan Kolejimezunu20[F74F] oğlu, Danimarka fahrî konsolosu Ali Nail Kubalı. - 12 Eylül'ün Dışişleri bakanı, Emekli Büyükelçiİlter Türkmen. - Bülent Ecevit'in başbakanlığı döneminde başdanışmanlığını yapan Emekli KorgeneralTurhan Özer. - ANAP'lı, Adalet ve Millî Savunma eski bakanlarındanOltan Sungurlu...
                      Bu kitap çalışmasını sonlandırdığım günlerde, Ülker Grubu, Boyner ailesi'yle ortak iş merkezi kurma projesine girmişlerdi...
                      (Yukarıda alıntıladığımız bölümler Soner Yalçın'ın Efendi-2, Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı Adlı Kitaptan aktarılmıştır. Kendi Yorumumuz yoktur.)
                      “Hikayeye” devam… Babaİslam Berksanvefat edince ailenin bütün yükü Asım’ın omuzuna bindi. Sabri’nin okulunun bitimiyle birlikte iki kardeş 1944 yılında Ülker’i kurdular.Türkiye’de radyoya ilk reklamı veren kurum Ülker’dir.
                      1950’lili yıllarda, Türkiye’nin haberleri, hükümet bildirilerini merakla beklediği saat 19.00 ajansının hemen önünde Ülker reklamı yayınlanırdı: 'Önce güneş, hava su. Sonra bol gıda gelir, akşama babacığım unutma Ülker getir...'. Ne diyelim, ticaret Ülker kardeşlerin “genlerinde” var!
                      Bu ailenin „öyküsü“ mutlaka yazılmalıdır. Örneğin, „dinci“ olarak bilinen Ülker Kardeşlerin önünü hep „LAİK“ askeri darbeler açıyor: Yıl 1960. Ülkede döviz sıkıntısı had safhada, hatta döviz yok. Askerler, Ülker'e 250 bin dolar döviz tahsis ediyor. Ülker Kardeşler, bu dövizlerle 2 makine alıyor ve fabrikaları kurmaya başlıyor. 12 Eylül 1980. Ülker, 24 Ocak kararlarıyla, ihracaata (Libya ve Kuveyt) yöneliyor; aldığı vergi iadeleriyle büyüyor. Son 28 Şubat “laik darbe” de, Ülker önce “yasaklı şirketler” arasında gösteriliyor, sonra hemen affediliyor. Bu arada şirket talep patlaması yaşıyor!
                      Ülker kardeşlerin en belirgin bir özelliği de anti-komünist olmaları: Asım ve Sabri Ülker kardeşlerin adı, şirketlerinden önce, soğuk savaş döneminde anti-komünizmin „kaleleri“ Aydınlar Ocağı, İlim Yayma Cemiyeti gibi kuruluşlara yaptığı maddi yardımlarla duyuldu. Ne ilginçtir, Sovyetler Birliği’nin „çatırdamaya başladığı“ 1987 yılında Ülker kardeşler bölündü: Asım Ülker çocuklarıyla birlikte "Kardeşler Şirketler Topluluğu"nu kurdu. Ancak -vardır mutlaka bir hikmeti -grup adını 1990 yılında "Kar Şirketler Tupluluğu" olarak değiştirdi.. Ailenin bu ad altında 23'ü yurt içinde 8'i yurt dışında olmak üzere 31 şirketi ile 1 vakfı vardı.
                      Uzatmak istemiyorum ama yazmadan geçemeyeceğim: Soyadlarını değiştirmeyen Selçuk ve Ömer Faruk Berksan Kardeşler, bu şirketleri adına ve şirketlerini de birbirlerine kefil yaparak, bir çok bankadan kredi aldılar. Ödeyemediler. Benzerlerini yüzlerce kez gördüğümüz bir oyunu bu kez onlar „sahneye“ koydular. Mallarının bazılarını başkalarına devrettiler. Eşlerinden boşandılar.. Kalan mallar ise zaten finansal kiralama yoluyla alındığı için, haczi mümkün olmadığından, alacaklılara karşı işi bu şekilde kılıfına uydurdular..
                      NihayetAsya Finans'ın kurulmasından bir kaç gün sonra,Kar Grubu'nun malları, Asya Finans'ın 800.000.000.000.TL.lık, (yani, yazıyla:sekizyüz milyar-liralık) alacağından dolayı haczettirildi. Asya Finans'ın haczinden sonra yasal işlemlere girişen alacaklı bankalar ise, karşılarında sadece lesanigli mallar ile söz konusu haczi gördüler. Yani hiç birşey yapamadılar. Peki Asya Finans’ın 16 ortağı arasındaBerksan Kardeşlerin olmasına ne dersiniz? Yeğenlerin durumu böyle de, amca Sabri Ülker farklı mı: 6 Haziran 2002 gazetelerden bir haber: "İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri, Faisal Finans Kurumu'nun el değiştirerekFamily Finansadını almasının ardından, bu kurumun faaliyetlerini mercek altına aldı.
                      Müfettişlerin, Family Finans Kurumu Başkanı Sabri Ülker'in de aralarında bulunduğu 34 yönetim kurulu üyesi hakkında,cürüm işlemek için teşekkül oluşturma, dolandırıcılık, Bankalar Kanunu'na muhalefet etme ve sahteciliksuçlamasında bulundukları 20 Şubat 2002 tarihli raporu dikkate alan Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı, Ülker Gıda'nın sahibi Sabri Ülker ile oğlu Murat'ın da aralarında bulunduğu Family Finans Kurumu'nun yönetim kurulu üyeleri hakkında soruşturma başlattı.“
                      Uzatmaya gerek yok. Sabri Ülker bugün Türkiye’nin sayılı zenginleri arasındadır. En çok nakit paranın Ülker Grubu’nda olduğu söyleniyor.
                      Spordan (Ülkerspor), staretejik araştırma merkezi (ASAM); din araştırmalarından (Diyanet Araştırma Merkezi), vakıflara, derneklere vb. maddi yardımı esirgemeyen Ülker Grubu, son yıllarda en büyük desteği AKP’ye verdiği biliniyor. Eh, bu kadar desteğin bir karşılığı da olmalı, değil mi? Oldu da: Sabri Ülker, bugünlerde Yapı Kredi Bankası’na taliptir. Aracı ise AKP Hükümeti’dir! Hayırlı olsun diyelim mi? Sonuç: Sizi kandırıyorlar! YAZANUğur İpekçi-Habertürk, 9 Mayıs 2003)

                      ÜLKER KİMLİK DEĞİŞTİRİYOR-BATUHAN BOZKURT Son dönemde yeni bir imaj atağı başlatan Ülker 'İslamcı kesimin markası' imajından kurtulmak için yeni bir strateji geliştirdi. Yıllardır muhafazakar çevrelerin vazgeçemediği marka olarak bilinen Ülker, artık bir dünya markası olmak için reklam politikalarını da değiştirdi.

                      NASIL OLSA İSLAMCILAR GÖRMEZ : Cumhuriyete reklam. Türkçe olimpiyatlarına yok
                      Geçtiğimiz aylarda Gülen Cemaati tarafından organize edilen"6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları"na organizasyon yetkililerinden teklif gelmesine rağmen sponsor olmayan Ülker, son olarak Cumhuriyet Gazetesi'nin spor ekine sponsor oldu. Muhafazakar kesimin takip etmediği Cumhuriyet Gazetesi'nin spor ekine verilen sponsorluk desteği, televizyonlarda yayınlanan 'gizli reklam' uygulamasını çağrıştırıyor. Ana gazeteye reklam vermek yerine, spor ekine sponsor olan Ülker'in Cola Turka markası, bu yolla 'Biz İslamcı değiliz' mesajını da veriyor. Ülker markasının sadık tüketici kesimi ise, özellikle dini değerler konusundaki yayınları nedeniyle Cumhuriyet Gazetesi'ne mesafeli.Reklamın, az tirajlı Cumhuriyet Gazetesi'nin spor ekine verilmesi ise, hem muhafazakar kesimin dikkatini çekmeyecek olması, hem de mesaj verilmek istendiği kesime ulaşacağı için en etkili yol olarak dikkat çekiyor.

                      ÜLKER STRATEJİ DEĞİŞTİRDİ
                      Ülker, daha önceki yıllarda 'İslamcı' olarak bilinen medya organlarındaki programlara sponsor oluyordu. Ayrıca, reklam pastasından da en büyük payı bu kesim alıyordu. Ancak, bir süre önce reklam stratejisini değiştiren Ülker, artık sponsorluk faaliyetlerini tamamen spor alanına kaydırdı. Ülker'in bu stratejisi, 'askeri kantinlere giremeyen muhafazakar marka' imajını yıkmak için henüz yeterli olmadı. Diğer yandan, markanın sadık kullanıcıları da Ülker konusundaki sadakatini kararlı bir biçimde sürdürmeye devam ediyor. DAHA ÖNCE DE TAM SAYFA İLAN VERMİŞTİ Yeni imaj için yoğun çaba harcayan Ülker, geçtiğimiz aylarda da Cumhuriyet Gazetesi'ne tam sayfa ilan vermişti. Ülker'in geleneksel tüketici kesimine hitap etmeyen Cumhuriyet Gazetesi gibi bir mecraya tam sayfa ilan vermesi, bu yeni imajını pekiştirmek için atılmış bir adım olarak değerlendirilmişti. Ülker NEDEN SPONSOR OLMADI Türkçe Olimpiyatları'na Ülker'in destek olmaması merak konusu oldu. 02 Haziran 2008 / 20:17 ENSONHABER.com/ÖZEL 6. Uluslararası Türkçe Olimpiyatlarında bu yıl sponsor firma bolluğu yaşandı. Ancak Türkçe Olimpiyatları’na ‘ana sponsor’ olması teklif edilen Ülker’in bu teklifi reddetmesi cemaatte şok etkisi yarattı.
                      ENSONHABER.com "cevap ve düzeltme" hakkına saygı duyan bir yayın kuruluşudur. Haberimizle ilgili ÜLKER KURUMSAL İLETİŞİM'den yapılan açıklamayı aynen yayınlıyoruz. 1944’de kurulmuş olan topluluğumuz, 64 yıllık işleyişi boyunca toplumumuzun sosyal gelişimine daima duyarlı olmuş, Türkiye’nin ekonomik kalkınmasına katkıda bulunmanın yanı sıra sosyal sorumluluk projeleriyle de toplumsal gelişime yönelik çalışmalarda bulunmuştur. Sosyal sorumluluk anlayışımız eğitim, spor ve çevre alanlarında iyileşmeleri teşvik eden bir yaklaşımdan oluşmaktadır. Aynı şekilde sponsorluk çalışmalarımızı da bu anlayışın çerçevesinde belirlemekteyiz. Grubumuzun eğitim, spor ve çevre alanlarında gerçekleştirdiği tüm projeler halka duyduğumuz saygının birer temsilidir. Bugüne kadar yaptığımız çalışmaların arasında çeşitli spor takımlarının sponsorlukları, TEMA ile yapılan kırsal kalkınma projeleri, 23 Nisan sinema sponsorluğu ve Türkiye Futbol Federasyonu ile birlikte yürütülen Grassroots (herkesicinfutbol) projeleri sayılabilir. Sadece 23 Nisan projemizle 125.000 çocuğa, Grassroots projeleriyle de binlerce çocuğa ve gence ulaşabilme imkanı bulmaktayız.
                      Ülker Grubu olarak önümüzdeki günlerde sponsorluk ve sosyal sorumluluk çalışmalarımızı genel stratejilerimiz çerçevesinde sürdürmeye devam edeceğiz.Türkçe Olimpiyatları organizasyonunu da memnuniyetle takip ediyor ve organizasyona emeği geçen tüm ekiplerin başarılarının devamını diliyoruz. Takdir edildiği üzere her organizasyonda yer almamız mümkün olmamaktadır.Halen birçok değerli markanın desteği ile gerçekleştirilen Türkçe olimpiyatlarının da başarıyla tamamlandığını görmekteyiz. Her marka ve her grup değişik alan ve zamanlarda, değişik proje ve iletişim stratejileriyle kamuoyunun gündemine gelmektedir. Topluluğumuz, önümüzdeki dönem için belirlemiş olduğumuz stratejilerimiz çerçevesinde çalışmalarını yürütmekte olup Türkçe Olimpiyatları gibi alanımız dışında kalan sponsorluklarda yer almamamız bu bakış açısı ile alınmış bir karardır."

                      GÜLEN’İN MANEVİ DESTEĞİ İLE YAPILIYOR
                      Türkçe Olimpiyatları, Fethullah Gülen’in özel önem ve manevi destek verdiği bir etkinlik; dünyanın dört bir yanındaki Türk okullarında yetiştirilen farklı ülkelerin çocuklarının olimpiyat havası içinde Türkçe performanslarını sergiliyorlar. Bu yıl 6. kez düzenlenen olimpiyatlar 110 ülkeden katılımcıyla gerçekleştirildi. ANA SPONSORLUK SİZE YAKIŞIR Olimpiyat Tertip Komitesi bu yılki etkinliklerden önce ‘ana sponsorluk’ için Ülker grubuna teklif götürdü. Ülker’e teklif götüren temsilciler; “Bu size yakışır. Bu olimpiyatın bayraktrarlığını siz yapmalısınız” şeklindeki teklifi Ülker yetkilileri tarafından “Fethullahçı görünmek istemiyoruz” diyerek geri çevrildi. İSLAMCI KESİMİN VAZGEÇİLMEZ MARKASI Türkiye’nin gıda devi haline gelen Ülker, çikolatadan bisküviye, margarinden hazır gıda ürünlerine kadar yüzlerce çeşit ürün üretiyor. Özellikle muhafazakar kesimin tercihi haline gelen Ülker markasının ürettiği her ürün, bu kesim tarafından öncelikle tercih ediliyor.

                      MARKA BÜYÜDÜ İMAJ SORUNU ORTAYA ÇIKTI
                      Ancak Ülker markası, muhafazakar kesimin tükettiği ürünler üreten bir marka olmaktan çıktı ve dünyanın onlarca ülkesine ihracat yapan bir uluslar arası marka haline geldi. Markanın ulaştığı bu büyüklük, yeni bir imaj sorununu da ortaya çıkardı.

                      KÖYLERE BİLE GİRDİ ASKERİ TESİSLERE GİREMİYOR
                      İslamcı-muhafazakar marka olarak algılanmak istemeyen Ülker, bu kimliği nedeniyle Türkiye’de ve dünyadaki bütün satış ağlarına girmesine rağmen askeri tesislerde ve kantinlerde satılmıyor. Bu imajı değiştirmek isteyen Ülker ise son yıllarda reklam ve sponsorluk stratejisini de değiştirdi. Daha önce İslamcı basına reklam desteği veren Ülker grubu, son yıllarda daha çok sportif faaliyetlere yaptığı sponsorluklarla öne çıkıyor. ÜLKER’DE BİR İLK Ülker’in bu strateji değişimi, daha önceleri mesafeli durduğu Cumhuriyet gazetesine tam sayfa ilan vermesi ile tescillenmiş oldu. Ülker’in Cumhuriyet gazetesine verdiği tam sayfa ilan, bu kurumsal imajın değiştirilmek istenmesinin en önemli göstergesi olarak algılandı.

                      EN ORGANİZE CEMAATE BUNU YAPMAYACAKLARDI
                      Ülker’in bu son duruşunun, markanın geleneksel muhafazakar tüketicileri tarafından nasıl karşılanacağı ise merak ediliyor. Nitekim Gülen cemaatinin bu kesim üzerindeki etkisi biliniyor. Yıllardır Ülker markasının ürünlerini büyük bir sadakatle tüketen bu kesimin organize bir şekilde hareket etme kabiliyeti olduğu yine bilinen bir gerçek olarak önümüzde duruyor. Şimdi merak edilen Ülker’in uluslar arası marka imajı yaratmak için başlattığı bu strateji karşısında, bu geleneksel tüketici kesiminin başlatacağı bir olumsuz kampanyanın Ülker’i zora sokup sokmayacağı.
                      KRİPTO MUSEVİ ASILLI SÖZDE DİNCİ ÜLKERLER'İN İN ASIL AMACI ORTAKLARINDA GİZLİ!!!
                      Asıl soyadları Berksan olan Ülkerler Kırımdan göçen ve Yahudi soyundan gelen isimlerin ağırlığı olan bir şirkettir. Bu rası daKırım kökenli Rus Yahudilerinin adeta karargahı idi. Yani Musa'nın ticari sahada faaliyet gösteren şirketiydi. Bu gruba bağlı şirketlerden Ülker Gıda'daBülent Arınç'ın baca nağıSüleyman Kaya, fabrika müdürü olarak çalışıyordu. Ma sonlarıHiram Usta'nın kulları olarak niteleyen Arınç, Ülkerlerin Masonlarla ortak faaliyetleri hakkında nedense konuşmu yordu. Bunlardan biri de Ülker'in finansör olduğuMozart Günleriidi. Bilindiği gibi Mozart, 40. senfoniyi türkler için yazmıştı. Müslümanların ve Türklerin yok edilmesini isteyen bu konuda şiirler yazan bir alçaktı. Onun bu özelliği herkesçe bilinmesine rağmen, kanında zerre kadar Türklük, kalbinde zerre kadar Müslümanlık taşıyan bir insan Mozart'ı övebilir mi?
                      Türk ve İslam Düşmanı Mason Mozart ve Ülker Hürriyet Gazetesi'nden Mason Doğan Hızlan, 2 Mart 2006 tarihli "Mozart Günleri" başlıklı yazısında; Ülker grubu nun Türk ve İslam düşmanı mason Mozart'ın kutlamalarına Ergün Poyraz verdiği desteği şu sözleri ile anlatıyordu: "Ülker Müzik Günleri'nin bu yılki adı: "Mozart'la Sonsuz luğa Yolculuk" Wolfgang Amedeus Mozart'ın doğumunun 250. yılında, konserler, etkinlikler 11 ile 13 Mart 2006 arasın da gerçekleştirilecek..." Doğan Hızlan'ın yazısından açıkça görüldüğü gibi, Türk ve İslam düşmanı mason Mozart'ı kutlama günlerinin finans manını "Ülker" firması karşılıyordu. Aynı Ülker grubunun ilanla ve her daim desteklediği An dante Dergisi'nin Ocak-Şubat 2006 tarihli 20. sayısının 14. sayfasında "Bu Şarkıyı Hampson'dan Dinleyin" başlığı altın da, Mozart'ın, zil ve davul gibi Türk enstrümanlarını da kulla narak, 'İmparator olmak istiyorum' adlı bir Alman savaş şar kısı bestelediğini, bu parçayı Osmanlı'ya savaş açmaya hazır lanan İmparator II. Jozeph'in ısmarladığını anlatıyor ve şarkı nın ilk dörtlüğünü şöyle veriyordu. "İmparator olmak istiyorum Silkelemek istiyorum Doğu'yu, Titretmek istiyorum Müslümanları, Konstantinopolis benim olmalı..."
                      Ermeni Hırant Dink'in "Türk'ten boşalacak zehirli kanın Ermeni'nin temiz kanı ile değişeceğini" söylediği, sözlerden savcılığın beraat ettirilmesini istemesinden, İstiklal Marşına karşı yaptığı saygısızca açıklamalarının ardından hiçbir tepki almamasından olacak, Ülker grubu çıtayı yükseltiyor, Mozart isimli Masonu göklere çıkaran yayın ve etkinlikleri Müslüman Türk milletinden kazandığı paralarla finanse ediyordu.(lan ne salakça ifaler bunlar motzart zart olup...) Ülker'in desteklediği yayında Mozart'ın yukarıdaki şarkısı Musa'nın Mücahitinın sözlerinin altında şunlar da yazılıyordu: "Thomas Hampson, çok başarılı bulunan bu albümde Mozart'la birlikte, Haydn, Beethoven ve Schubert'in şarkılarını, Nikalaus Harnoncourt yönetimindeki Concentus Musicus Wi-en topluluğu eşliğinde söylüyor..." 12 Mart 2006 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde Ülker'in "Mozart'la Sonsuzluğa Yolculuk" başlıklı reklamları yayınlanı yordu. Atatürkçü(!) Cumhuriyet Gazetesi, İslamcı-muhafaza-kar Ülker, İmparator olmayı; Türk illerini silkelemek, Müslü manları titretmek ve İstanbul'u Bizans yapmak için isteyen Mason Mozart...Ne üçlü ama...
                      Türk ve İslam düşmanı Amadeyyus Mozart'ı, yerli(!) ma sonlar Mimar Sinan adlı dergilerinin 80. sayısında şöyle ululu-yorlardi: "Kinatın ulu yaratanı, zaman zaman, dünyaya dahiler gönderir. İnsanlığı kurtarsın, Nuruziya'ya kavuştursun diye! 1756 yılının 27 Ocak günü, Salzburg'un, bugünkü adı Getre-idegasse olan, dar bir sokağındaki 6 No'lu evin mütevazı bir odası na Mozart biraderi gönderdi. Bir dev doğdu o gün o evde. Gökten bir sanat nuru indi o evin üzerine. Bir tanrı mucizesi olan bu dahi nin sanat ışığı dünyamızı hala aydınlatıyor..." Ne oyun ama Müslüman Türk milletinin sırtından kazan dıkları paralar ile silkelemek istiyorlar Türk illerini, titretmek hayali kuruyorlar Müslümanları... İstanbul'u işgal özlemlerini de şu alçakça sözlerle dile getiriyorlar; "Konstantinopolis be nim olmalı..." Destekledikleri ve besledikleri yayınlarda yukarıdaki gibi gerçek yüzleri fışkıranlar, saf insanlarımıza ne diyorlardı; "Önce güneş hava su sonra bol gıda gelir, akşama baba cığım unutma Ülker getir" Tabi yerseniz... Masonların ululadıkları bir diğer Mason Abdullah Cevdet, ülkemize damızlık erkek ithal etmeyi öneriyor, Fransız Mason larının "Kur'anı kapa, kadınları aç" tekliflerini uygulamaya koymaya çalışıyordu.

                      Şerefe Ülkerler Şerefe
                      "Önce güneş hava su sonra bol gıda gelir, akşama baba cığım unutma Ülker getir." Çocukluğumuzda Televizyon rek lamlarında sıkça bu sözleri dinlerdik. Herhalde bundan sonra reklamlarında "akşama babacığım Ülker yerine Efes getir" sözleri yer alacak. İnançlı saf insanlarımıza alkol satan dük kanların önünden geçmenin ne denli günah olduğu anlatıldı. İnsanlar hasta çocuklarına bile alkol satan dükkanlardan kıza mık şekeri almadı. Dükkanlar ve üretilen gıda maddeleri İsla-mi ve İslami olmayan diye ikiye ayrıldı. Hep belli markalar ca milerde belli kesimlerin imamlarınca dikte ettirildi. Ülker grubu da İslami sermayenin başını çekiyor, ürünle rinde domuz ürünlerini kullanmadığını özellikle vurguluyordu. Alkolünse zinhar yanlarından bile geçmiyordu. Bir gün Efes Pilsen biralarının üretim ve dağıtımını yapan Anadolu Endüstri Holding'in sitesini incelerken ilgimi bir şir ket çekti. Polinas isimli bu şirkette Holding hisselerinin olduğunu söylüyor ancak ortaklarını belirtmiyordu.
                      Aynı şekilde Ülker grubu da sitelerinde Polinas adlı şirkette ortaklıkları ol duğunu söylüyor, ancak onlar da ortakları hakkında bilgi ver miyorlardı. 23 Eylül 2004 tarihli Ticaret Sicili gazetesini incelerken hiç olmayacak gibi gelen bir durumla karşılaşıyor, Efes Ülker ya da Özilhan ve Ülker ortaklığına rastlıyordum. Ticaret sicil gazetesinde bu ortaklık şu şekilde yer alıyordu: "Ticaret ünvanı: Polinas Plastik Sanayii ve Ticaret Ano nim Şirketi... Merkezi İzmir'de 1378 Sokak No:4/l Kordon iş hanı, Al-sancak, adresinde olup, ticaret sicilinin merkez- 57823 numa rasına kayıtlı yukarda ünvanı yazılı Şirket'in 26.04.2004 tari hinde yapılan olağan genel kurul toplantısında, Ana sözleşmesinin 4. ve 6. maddelerinin tadil edildiği, yö netim kurulu üyeliklerine; Sabri Ülker, Orhan Özokur, Murat Ülker, Hüseyin Avni Metinkale, Georg R Wiederkehr, Dan Zelouf, Tuncay Özilhan, Mustafa Uysal, Mahmut Mahir Kuşçulu, A. Cumhur Büyüka-kıncı 3 yıl için; Denetim Kurulu Üyeliklerine; Güneş Yıldız, Ataman Yıldız, Musa Doğan, Ahmet Bal 1 yıl için seçildikleri bildirilmiş tescil ve ilanı istenilmiş olmakla buna dair olan tutanak ve 06.07.2004 tarihli kararın sicile T.t.K.h göre 10.09.2004 tarihinde tescil edildiği ilan olunur.
                      Yine aynı günkü genel Kurulda Efes-Ülker ortaklığının 1. derecede imza yetkilileri şu şekilde oluşuyordu; Sabri Ülker Yönetim Kurulu Başkanı.... Tuncay Özilhan Yönetim Kurulu Başkan Vekili... Orhan Özokur Yönetim Kurulu Üyesi... Murat Ülker Yönetim Kurulu Üyesi... Yener M. Sonuşen Müşavir... Hüseyin Avni Metinkale Yönetim Kurulu Üyesi... Georg R. Wıeserkehr Yönetim Kurulu Üyesi... Dan Zelouf Yönetim Kurulu Üyesi... Mustafa Uysal Yönetim Kurulu Üyesi... Mustafa Kuşçulu Yönetim Kurulu Üyesi... A. Cumhur Büyükakıncı Yönetim Kurulu Üyesi, Genel Müdür... Sadettin Korkut Genel Müdür Yardımcısı... Levent Sipahi Genel Müdür Yardımcısı... Özilhan-Ülker ortaklığı tabii ki Polinas ile sınırlı değil, "Na-saş Alüminyum Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'nde Sabri Ülker ve Tuncay Özilhan ortaklığının diğer isimleri de şu şekil de yer alıyordu: Şinasi Çelikkol Metin Tokpınar Nuh Kuşçulu M. Fethi Ağalar Kamil Yazıcı Cevat Höbek Yücel Sayın Şerif Elçi Güngör Aydınoğlu Klaus Von Eichmann Rene vermeire Demir Demirgil Cemalettin Özabacı İrem Nuhoğlu Bira Tüsiad eski başkanı ve Ülkerlerin ortağı Tuncay Özil-han'ın sahibi olduğu Efes birasının reklamlarında, "Dünya karması açıklandı" başlığı altında "Biraullah" ifadesi kullanıla rak, ALLAH'ın ismine hakaret ediliyordu. Şeriatçı Vakit gazetesi, İBDA-C'nin yayın organı görünü mündeki "Aylık" adlı dergilerde bu duruma tepki gösterilirken, Tuncay Özilhan için "Tescilli İslam Düşmanı" deniyordu. Oy sa Tuncay Özilhan'ın ortakları arasında yer alan Ülkerler için her iki yayın organından da hiçbir tepki ve hatta eleştiri bile gelmiyordu.
                      Ülker'e Farklı Görüşten 8 Yeni Akıl Hocası Murat Ülker, Ülker İstişare Konseyi'nin üyelerini seçti. Murat Ülker'in seçtiği isimlerden bazıları Yahudi, bazıları Ma-son'du. Bunlar arasında Cumhuriyet Gazetesinin Yönetim Kurulunda yer alan, Alev Coşkun da vardı. Dinci Ülker Cum huriyet değerlerini savunduğunu iddia eden Cumhuriyet Gazetesi'ne sponsorluk yapmaya başlıyordu. Ülker Silahlı Kuv vetlerden Turhan Özer'i kadrosuna katıyordu. Oltan Sungurlu, A. Nail Kubalı, Galip Demirel, İlter Türkmen, Rona Yırcalı ve Rıfat Hassan Ülker bünyesine katılan di ğer isimlerdi. Gerçi Yahudi cemaatının önde gelen isimlerin den Rıfat Hassan yeni katılmış görünse de yıllardır Ülkerlerin kakao ihtiyacını karşılıyordu. Böylece; 4 milyar doları aşan cirosu, Başbakan, Maliye Bakanı, gibi ortaklıkları ve değişik ilişkileri ile Türkiye'nin en karmaşık gruplarından biri olan Ülker, Nisan ayında gerçek leştirdiği ve gençlere daha çok sorumluluk verilen yeniden ya pılanma sürecinin devamında, ilginç isimleri bünyesine katı yordu: Ülker grubuna göre; Alev Coşkun, Galip Demirel, Rıfat Hassan, Turhan Özer, Ali Nail Kubalı, İlter Türkmen, Rona Yırcalı ve Oltan Sungurlu, grup faaliyetleri ve yansımalarını ta kip ederek grubun dış dünyadan nasıl görünüp algılandığını yorumlayacak, şirketlerin aktivite ve ürünleri hakkında yeni fikirler üretecek.
                      Grupta Nisan 2005'te başlayan yeniden yapılanma, halka açık tek kuruluş olan Ülker Sanayi Gıda'nın başına Ali Ül ker'in atanması ile başladı. Onursal Başkan Sabri Ülker'in oğ lu, İcra Kurulu Başkanı Murat Ülker ile birlikte çalışacak bir 'İstişare Konseyi' kuruldu, buraya grup içinden Metin Yurda-gül ve Necdet Buzbaş atandı. Ülker'den o tarihlerde yapılan açıklamada, konseyin 'ihtisas sahibi' yeni isimlerle güçlendiri leceği duyurulmuştu. İşte isimler dün açıklandı. Konsey, İcra Kurulu'nun üstünde değil, Murat Ülker'in yanında yer alacak. Grup Sözcüsü Metin Yurdagül imzasıyla yapılan açıklamada, Ülker'in İstişare Konseyi'nin 8 yeni üyesinin isimleri sıralandı: Dr. Alev Coşkun; Turizm ve Tanıtma Eski Bakanı, Cum huriyet Gazetesi yazarı... İzmir eski Milletvekili... Galip Demirel; Emekli Vali, Müsteşar, 18. Dönem, Malat ya Milletvekili, TBMM İç İşleri Komisyonu eski Başkanı...Rıfat Hassan; Mason, tüccar, sanayici, Yahudi cemaatinin eski başkanlarından, Akmerkez'in ortaklarından Dr. Ali Nail Kubalı; İş adamı, çeşitli şirketlerde genel mü dür ve yönetim kurulu başkanlığı yaptı. Danışmanlık şirketi sahibi... Turhan Özer; Emekli Koramiral... Oltan Sungurlu; Adalet ve Milli Savunma Eski Bakanı, 17, 18, 19, 20. dönem Gümüşhane Milletvekili... İlter Türkmen; Dışişleri Eski Bakanı, Emekli Büyükelçi... Rona Yırcalı; DEİK, Balıkesir Sanayi Odası, Dünya Oda lar Federasyonu (WCF), TEV Başkanı. Çeşitli dernek ve kon sey üyesi... Neler Yapacaklar? Ülker Gurubu yeni yöneticilerinin neler yapacağını şöyle anlatıyordu: "Bugüne kadar yapılan toplantılarda grubun AB'ye uyum çalışmalarını gözden geçirerek kurumsal itibar yönetimi değerlendirmelerini yapan ve her ay toplanacak konseyin faali yet konuları da şöyle belirlendi: "Ülker Grubu temel politikalarının sosyal sorumluluk çer çevesinde oluşturulması, grup faaliyetleri ve yansımalarının ta kip edilerek grubun dış dünyadan nasıl görünüp algılandığının yorumlanması, yönetime veri sağlamak ve destek olmak, grup şirketlerinin aktivite ve ürünleri hakkında yeni fikirler üretmek yönünde çalışmalar yapmak..."

                      Ülker'in Ermeni Ortakları
                      Ülkerlerin Amerikalı, Alman, Yahudi, Rum ortaklarının yanında Ermeni ortakları da yer alıyordu. Doğan Matbaacılık Ambalaj Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi adı altında faaliye te geçirdikleri şirketteki Ermeni ortakları şu isimlerden oluşu yordu: Dikran Mihran Acemyan Dikran Acemyan Fotini Acemyan Aynı şirketteki diğer ortakları ise; Karabet Kalender, Vah-ram Serap, Sevim Bardakçı, Sebahattin Saraç, Yener Meh met Sonuşen'den oluşuyordu. Ermeni Azeri savaşında Ermenilere Ülker grubundan 18 ton malzeme gönderiliyor, bu malzemenin çikolata olduğu id dia ediliyordu. Savaşın ortasında Azeriler ekmek bulamaz. Bir milyon savaş kaçkını açlık ve sefaletle pençeleşirken, Ermeni ler, Ülkerler sayesinde çikolata dağlarına kavuşuyorlardı. Aynı Ülkerler yıllardır, milliyetçi-mukaddesatçı çevrelerin de en büyük hamileri (koruyucu-kollayıcıları) arasında yer alı yorlardı. Sözgelimi bunlardan biri de Türk Dünyası Yazarlar ve Sanatçılar Vakfı'ydı... Fetullahçıların Abant toplantılarının tertipçilerinden olan bu vakfın ihdas ettiği "Türk Dünyasına Üstün Hizmet Ödülü" Ülkerlere de verilmişti. Abant Toplantı larının değişmez isimlerinden biri de Bülent Arınç'tı. Ermenis tan'a uygulanan ambargoyu delmek de Türk Dünyasına üstün hizmetin bir göstergesi olmalıydı! Ne demişler! Al gülüm ver ödülüm pardon ver gülüm..." Dan Cake, Dan Kek, Ya da Dangalak Kekler Eski adı, Dan Cake Gıda Sanayi Ve Ticaret Anonim Şir keti olan ve yağlar ve gıda maddeleri ihracatları grubunda yer alan, 1992 yılında faaliyete başlayan Fresh Cake Gıda Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi'nde Ülker grubunun ortaklan şu şekilde yer alıyordu: Richard Handscombe Sabri Ülker Orhan Özokur Murat Ülker Francis Bon Necdet Buzbaş Kamuoyunda yerli ve muhafazakar bir şirket olarak bili nen Ülker reklamlarında Amerikalıları Turkalaştırıyor, ancak bu toplumda Türkleştiriyor gibi algılanması sağlanıyordu. Rek-lamlardaki Amerikalılar iftar saatlerine Türklerden daha fazla uyarak, nerdeyse bize dini kuralları öğretiyorlardı.
                      Kola Türk üretemeyip Turka imal eden Ülker'in yerli kek olarak lanse et tiği "Dan kek"i İsviçre malı, ismi de yine bir başka yabancı or tağından geliyordu. Dan Cake... Ya bunu yiyen kekler... Ney se biz Ülker'in kek yatırımındaki asıl ortaklarına dönelim: Steen Knoth Ludvıgsen Ole Havskov Jacobsen E. Hessellund Eskıldsen Ali Enis Çiftçi Samim Çiftçi Eric Pironneau Alparslan Öktener Francis Cukiermann Dan Cake E. Hesselund Eskıldsen Cemal Esen Turgut Eker Hayrettin Ekinci İbrahim Damlalı Müfit Özdural Firmanın Ticaret sicilinde belirttiği iş alanı da şu şekildeydi; "Dan Cake teknolojisi altında kek ve İsviçre pastası imala tı başta olmak üzere gıda sanayinin her dalında un, katkı mad deleri gibi her türlü hammadde ve malzemenin ithali, ihracı ve pazarlanması başta olmak üzere her nevi gıda madde ve mal zemelerinin imalatı, başkalarına yaptırılması, alımı ve satımı, ithali ve ihracı süt ve süt ürünleri hububat ve değirmencilik müstahsalları, salt nişasta ve müstahsalları susam ve yağlı to humlar, şeker ve şeker mamulleri, kakao ve müstahsalları esa sını un, hububat ve nişasta teşkil eden müstahsallar pastacılık mamulleri paketlenmiş taze veya dondurulmuş her türlü gıda maddesinin imali, ithali, ihracı ve pazarlaması başkalarına yaptırılması.
                      Yurt içinde ve dışında faaliyet gösteren gerçek merkezden ve yerinden yönetim esaslarına göre kurulmuş ka mu tüzel kişileri ve özel hukuk gerçek ve tüzel kişileri ile şirket faaliyetlerinin gerektirdiği ölçüde ve her sıfatla gayrimenkul ik tisabı ve ferağı da dahil alım satım kira istisna yayım komisyon vekalet hizmet taşıma kefalet müşavirlik müteahhitlik mümes sillik bayilik acentelik distribütörlük yapabilir ve hukuka uygun her türlü sözleşmeleri akdedebilir iç ve dış teknik yardım know-how anlaşmaları yapabilir patent ihtira beratı gibi sınai haklar kazanabilir alıp satabilir devredebilir bu hakları ilgili si cillerine tescil ve terkin edebilir gayrimenkuller üzerinde rehin ticari işletme rehni ve ipotek de dahil olmak üzere menkul ve gayrimenkullerle ilgili her çeşit ayni ve şahsi hakları iktisap edebilir başkaları lehine bu hakları tesis edebilir bunları tapu kütüğüne ve ilgili sicillerine tescil ve terkin edebilir üçüncü ki şiler için rehin ticari işletme rehni ve ipotek de dahil olmak üzere bu nevi haklan tesis ve tescil ettirebilir şirket lehine tesis edilen rehin ve ipotekleri fekkedebilir sahibi olduğu gayri men kulleri ipotek ve ticari işletme rehin de dahil olmak üzere ken disi veya üçüncü kişiler adına her ne nam ve şekilde olursa ol sun teminat olarak gösterebilir ve 23.5.1996 tarihinde tescil edilen tadil mukavelesinde yazılı olan diğer işler."
                      GDO’LU MISIRLAR VE CARGİLL MUAMMASI... GDOlu tarıma ve gıdalara gosterilen tepkilerin giderek arttığı, diğer yandan ekolojik üretim süreclerinin kalkınmada öncelikli faaliyet alanları olarak dile getirildiği bu günlerde, konuya bilimsel ve teknik açıdan yaklaşmak zorundayız. Yapılan araştırmalar dünya piyasalarındaki ilgili gıda ürünlerinin %70’ nin GDO veya GDO’dan elde edilmiş yan ürünlerle bulaşık olduğunu işaret etmektedir.Daha endişe verici olan, daha önce de bahsettiğimiz gibi tam segregasyon sağlama zorluğundan doğan “istenmeyen bulaşmadır”. İngiltere’de sağlık ürünleri satan mağazalardan alınan numulerle yapılan bir incelemede, ‘GDO içermez’ veya ‘Organik’ etiketi taşıyan ürünlerin %40’ ında GDO kalıntısı tespit edilmiştir.Uzmanlar, AB’nin ürünlerde eşik değer olarak belirlediği %0.9 luk oranın mevcut üretim yöntemlerinde bir iyileştirme yapılmaz ise tutturulamaz olduğuna dikkat çekmektedirler. Diğer yandan tohumlar için belirlenen eşik değerler daha da düşük ve öyle görülüyor ki biyogüvenlik tedbirleri sadece ülkeler değil bölgeler ve hatta dünya ölçeğinde yürürlüğe sokulmaz ise bu oranlar da tutturulamayacaktır. Bu ne demektir ? Gerekli tedbirler alınmaz ise siz isteseniz de istemeseniz de, izin verseniz de vermeseniz de GDO’lar konvansiyonel ve organik üretim kanallarınıza bulaşacak demektir! Avrupa’da bu tartışmalar yaşanırken, ülkemizde konu tamamen sahipsiz ve alabildiğine karanlık bir uygulama içerisinde gözükmektedir. Dünyada üretilen soyanın %80”i GDO’lu, mısır, kolza, kanola, yem, pamuk ve pek çok gıda katkı maddelerini ithal ettiğimiz ülkeler dünyanın en büyük GDO üreticileri olduğu bilindiği halde bu ürünleri kontrol edebilecek alt yapıdan yoksun bir TÜRKİYE var karşımızda. Türkiye’de tüm ürünlerin dışalımı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’ndan kontrol belgesi alınması koşuluyla serbesttir. Türkiye ABD ve Arjantin’den gıda ve yem amaçlı kullanılmak üzere önemli miktarda mısır ve soya fasulyesi dışalımı yapmaktadır.
                      2003-2004 sezonunda sadece ABD’den alınan mısır bir milyonyüzbin tonu geçmiştir. Toplam ithalat ise bir milyon beşyüz bin tona yakındır. Soya dışalımı ise 800.000 tona yakındır. 2003 yılı rakamlarına göre dışalım değerleri mısırda 277 milyon USD, soyanın ise tamamı 227 milyon USD olarak belirlenmiştir. Türkiye’de bu iki bitkiye ilişkin alım değerlerinin son yıllarda önemli düzeyde arttığı görülmektedir. Öte yandan, dış ticaret verilerinde, başta mısır ve soya olmak üzere, GDO’lu ürünlerin dış alımına ilişkin herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, bu ürünlerin alındığı ülkelerde GDU’lu bitki üretiminin çok yaygın olması, dışalımı yapılan bu ürünlerin de GDO’lu olabileceğini akla getirmektedir.
                      Ülkemizde GDO’lu ürün analizi yapabilecek laboratuarların bulunmaması ve dışalımın satan ülkenin bildirimine göre yapılması, dışalımı yapılan özellikle mısır ve soya başta olmak üzere bazı ürünler hakkında kuşkulu bir ortam oluşturmaktadır. İyibilgi sitesi, “"Acı" şeker: Dehşet verici Cargill dosyası! uğruna hükümetin yasa çıkardığı genetiği değiştirilmiş tohum ve "uyduruk şeker" üreticisi Cargill şirketi bilinmiyor, sadece "tahmin ediliyor"” başlığı ile yaptığı açıklamada: Ülkemizin ilk şeker fabrikalarından biri olan Alpullu şeker fabrikasını satın alıp şeker pancarıyla üretilen şekeri baltalayıp genetiğiyle oynanmış ucuz mısırdan şeker üreten ABD'li Cargill firmasına özel yasa ısrarı hala sürüyor. ABD başkanı George W. Bush ile Dünya Bankası'nın ısrarı ile Cargill'in önünü açacak yasa değişikliği ikinci kez meclisten geçti... Hükümet Cargill’i yasal halemi getirmek istiyor?... Birinci sınıf tarım arazisine sanayi tesisi kurmaktan dolayı çalışma izni alamayan Bursa Orhangazi'deki Cargill firması 7 yıldır faaliyette bulunuyor. Bu suçtan dolayı firmanın tesisi 2006 yılında sadece 47 gün mühürlü kalmıştı. Bütün hükümetlerin üretim yapması için adeta seferber olduğu firma için bölge "Özel Endüstri Bölgesi" dahi ilan edilmişti. Bu karar Danıştay'dan dönünce hükümet yasa çıkararak Cargill tesislerini meşrulaştırma yoluna gitti. 1865 yılında ABD'de kurulan Cargill şirketi çevreyi kirleten fabrikaları, genetiği değiştirilmiş mısır ve nişasta bazlı şeker üretimi ve ithalatı ile ün salmış bir kurum. Tarım gıda alanında ABD'nin ilk beş, dünyanın ilk on şirketi arasında yer alıyor. Bu büyüklüğüne rağmen borsada işlem görmeyen bir aile şirketi olan Cargill ile ilgili veriler, çoğunlukla "tahmin edilmektedir" notu ile yayınlanıyor.
                      Cargill'in ABD siyasetindeki gücünün oldukça yüksek olduğu biliniyor. Firma dünyanın 61 ülkesinde faaliyet gösteriyor ve 60 milyar doları aşan yıllık ciroya sahip. Cargill tahmin ediliyor.... 1960' lı yıllardan beri Türkiye'de iş yapan Cargill, ülkemizde Marmara bölgesine konuşlanmış durumda. 1986 yılında İstanbul şubesini açan ve yurt dışından getirdiği veya Türkiye'den satın aldığı hububat, yağlı bitkiler, yem ve pamuk ürünlerinin yurtiçinde ticaretini yapan şirketin ABD ve Amerika kıtasında kabul görmeyen bir takım "deneysel" ürünleri, gelişmekte olan ülkelerde denediği de iddia ediliyor. Cargill daha sonra ülkemizin ilk şeker fabrikalarından biri olan Alpullu şeker fabrikasını satın alıp bölgede şeker pancarıyla üretilen şeker sektörünü baltaladı.Genetiği değiştirilmiş mısırdan şeker üreten Cargill'in üst düzey yönetici yakınları vasıtasıyla Türkiye’ye sokulan ithal mısırı satın alıp, bu mısırdan ürettiği yüksek fiyatlı nişasta bazlı şekeri ortağı Ülker’e verdiği de bilinenler arasında.
                      Cargill'in Pendik'te bulunan fabrikada Ülker ile ortaklığı ise, İngiliz Cerestar firmasını satın alması ile oldu. Cargill ayrıca Hendek'te bulunan fındık işleme tesisinde işlediği fındıkları yurtdışına satıyor. Cargill şirketinin kurulduğu birinci sınıf tarım arazisinin sanayi bölgesi ilan edilmesinin dışında başka bir talebi daha var. İkinci isteği şeker yasası ile getirilen kotadan glukozun çıkarılması ve fruktoz için ise kotanın Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üreten 5 fabrikanın tüm kapasitelerini kullanabilecekleri şekilde genişletilmesi oldu. Bunu yazar Türkel Minibaş'ın şeker yasası üzerine yazdığı Cargill'in Eli, Kiminin Cebi! başlıklı bir yazıdan yapacağımız alıntılarla açalım: Türkel Minibaş'tan çarpıcı tespitler: "Türkiye, dünya pancar şekeri üretiminde 4'üncü.
                      Avrupa Birliği ülkeleri arasında da 3'üncü sırada. Ortadoğu'daki üretimin yüzde 65'i de Türkiye'nin. Fransa, Almanya ve ABD'den sonra dünya şeker hammaddesi üretiminde pazarı elinde tutmakta! Şekerin vazgeçilmezliği düşünüldüğünde, siyasal iktidarlar uluslararası finans kuruluşları önünde önemli bir pazarlık aracına sahip. Tarım reformu doğrultusunda 2001'de çıkarılan Şeker Yasası bu gücü siyasi iktidarların elinden alarak piyasa ekonomisine vermişti. Küresel dönemde piyasa ekonomisi dediğiniz de ulus ötesi firmaların egemenliğinde. Şekerin egemeni de 57 ülkedeki 90 bin çalışanıyla dünya tatlandırıcı ve genetik tohum tekeli olan Cargill. Kamuoyunun genetik tohum ticaretiyle tanıdığı Cargill'in şeker piyasasındaki gücü de yapay yollardan şeker üretiminden gelmekte. Yapay şeker ise bildiğiniz gibi mısırdan üretilmekte! Şekerpancarı üretiminde dünya 4'üncüsü olan Türkiye ise mısır üretiminde ancak kendine yeterlilik sınırında üretim yapmakta. Hal böyle olunca,Biz de şekerpancarı üretimine devam edelimdiyebilirsiniz ama… Şeker Yasası'na göre bunun kararını Şeker Üst Kurulu vermekte. Ne var ki Cargill, Şeker Üst Kurulu'nun da üyesi. Yani;
                      • Doğal ya da yapay şeker üretim kotalarını yurtiçi talebe göre belirleyen,
                      • Bu kotaları iptal edip idari para cezası uygulayan,
                      • Şeker ticaretinin arz-talep dengesi, iç fiyatlar ve spekülatif hareketler doğrultusunda düzenlenmesini önerenkurulun üyesi. Dolayısıyla, Türkiye'de şekerpancarına dayalı şeker üretiminden mısıra dayalı yapay şeker üretimine geçilme kararı Cargill'in çıkarlarıyla örtüşmekte. Şekerpancarı ekim alanları yüzde 40 daralırken tatlandırıcı üretim kotasının önce yüzde 10, sonra yüzde 15, daha sonra da Bakanlar Kurulu kararıyla yüzde 50 arttırılması da zaten bunu göstermekte. Şimdi Cargill bu kotanın daha da arttırılmasını hatta kotaya gerek olmadığını ileri sürmekte. Şeker Üst Kurulu'nda olmak, sorunu çözmeye yetmediği için de bunu Bush Amca kanalıyla halletmek istiyor. Aslında Türkiye'nin Bazı çevreleri de kotaların kalkmasını istiyor. Ne de olsa işin ucunda menfaat hesapları var. Gelin görün ki, böyle bir nimetten nasiplenmek pek kolay değil. Hele hele o nimette şekerden ekmek yiyen 5 milyon kişinin oyu varsa!.. Tatlandırıcı piyasasından nasiplenmek ise herkesin harcı değil. Zira, tatlandırıcıların büyük kısmı şekerleme, geleneksel tatlılar, dondurma, helva, reçel gibi şekerli ve unlu ürün sanayiinde ve de kolalı, alkolsüz ve alkollü içeceklerde girdi olarak kullanılmakta. Yani, alıcısı gıda sektörü.
                      Kaldı ki Türkiye, yüzde 65'lik Ortadoğu şeker pazarını elinde tutmakta!.. Cargill'in kavgası da zaten bu Ortadoğu'daki doğal şeker pazarını yapay şeker pazarı haline dönüştürmek üzerine. Ne var ki, Cargill yaklaşık 486 bin ton civarında kapasiteyle çalışan yapay şeker sektöründe tek değil. 135 bin ton kapasitesiyle, 180 bin ton kapasiteyle çalışan Amyium'dan sonra Türkiye pazarında ikinci. Üçüncü sıradaki Pendik Nişasta'nın hisselerinin de yüzde 50'sine sahip. Geri kalan yüzde 50'lik hisse ise Ülker'in. Ülker-Cargill ortaklığı, Cola Turka derken.... Şekerdeki tatlandırıcı oranı oyunuGenetiği değiştirilmiş organizmalara karşı duruşu ile tanınan GDO’ya Hayır Platformu’nun konuyla ilgili yaptığı araştırmaların sonuçları ise şöyle: "Bütün dünyada yüz kilo şekerin içerisinde iki kilo tatlandırıcı katılıyor. Dünyadaki standart bu. Ancak Türkiye’de bu oran şu anda 15 kilo. 15 kilo kalmasını isteyen şirket Cargill şirketi ve Bush’un isteğiyle bu oran 15 kiloya çıkarıldı. Daha önce Özal zamanında 5 kiloya çıkarılmıştı.
                      Sonra Ecevit Hükümeti zamanında 10 kiloya çıkarıldı. Şimdide 15 kiloya çıkarılmış durumda. Cargill Şirketi’i bu oranı da yeterli bulmuyor ve 45 kiloya çıkarılmasını istiyor. Tatlandırıcının 45 kiloya çıkarılması demek bizim şeker üretimimizin kısıtlanacağı anlamına gelir. Yani şeker ne kadar çok tatlandırıcı şeker içerirse bize de o kadar kota konacak. Diğer taraftan tatlandırıcı dediğimiz şey mısır şekeri veya mısır şurubudur, sonuçta mısırdan yapılan bir üründür. Cargill Şirket’i bu mısırları Türkiye’de üretmemektedir. Amerika’dan getirmektedir ve Türkiye’de tatlandırıcı olarak satmaktadır. Türkiye’de tarıma ve çiftçiye böyle bir darbe vurulmaktadır. GDO’lara karşı çıkması gereken bir kesim de pancar kooperatifleridir. Pancar kooperatifleri bu konuya duyarlı davranarak kotanın düşürülmesini istiyor. Yani Cargill Şirketinin kotasının yükseltilmesi çiftçinin kotasını düşürmesi anlamına gelir. " Yapay mısır şekerinin zararı ne? Bu verileri değerlendirmesi için kapısını çaldığımız Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın iyibilgi'ye gönderdiği açıklamada genetiği değiştirilmiş Mısır'dan üretilen şekerin sağlığa açtığı yaralar ile ilgili şu bilgileri paylaşıyor: "Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü haricinde bir türden gen aktarılarak belirli özellikleri değiştirilmiş bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara, kısaca, “transgenik” deniliyor. Dünyada 13 dolayında ülkede, 60 milyon hektar alanda transgenik ürün yetiştirilmekle birlikte, bunun 2/3’ü, yani yaklaşık 40 milyon hektarı ABD topraklarında bulunmaktadır. Toplam transgenik ekim alanının % 21’i, yani 12.4 milyon hektar alan ise, mısıra ayrılmış. ABD’de borsa fiyatları üzerinden satılan mısırların hemen tamamının transgenik olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
                      ABD, bazı tedarikçi ülkelerin istemleri uyarınca, transgenikj olmayan mısırı sözleşmeli üretimn yoluyla ürettirerek satmakta, ancak yükselen maliyetler nedeniyle bu tip ürünlerin fiyatları, borsa fiyatlarının 50 – 60 $/ton üzerinde gerçekleşmektedir. Başka bir deyişle, verili borsa fiyatları üzerinden ülkeye sokulan ABD kökenli mısırların büyük çoğunluğu transgeniktir. Türkiye’de transgenik ürünlerin kullanımı yasak olmasına karşın, gümrük kapılarının transgenik olan –olmayan ürün ayırımı yapabilen teknoloji ile donatılmamış olması, ülkeye transgenik ürünlerin girmesine yol açmaktadır. Bu şekilde ülkeye giren transgenik mısırlar, işlenmiş olarak, çok farklı biçimlerde, marketlerde tüketicilerimiz tarafından satın alınmaktadır. Transgeniklerin risk oluşturduğu alanlar insan ve hayvan sağlığı, biyolojik çeşitlilik, çevre ve sosyo-ekonomik yapı olarak özetlenebilir. Bunlardan insan sağlığı üzerine etkileri ise;
                      • Gen aktarımı ile diğer organizmalardan hastalık ve alerji yapacak özelliklerin taşınması riski,
                      • Transgenik ürünlerin birincil ve ikincil metabolik ürünleri içinde beklenmeyen biyokimyasal ürünlerin bulunması riski, • Antibiyotik dayanıklılık oluşturma riski,
                      • Virüs kaynaklı genlerin ortaya çıkardığı değişik olumsuz durumlara ait riskler. Türkiye’de tüketici, bilmeden bu risklerle karşı karşıya bulunmaktadır. Diğer taraftan, aşırı dozda NBŞ kullanımı mide ve bağırsakta rahatsızlıklar oluşturmakta, toksik etkiler ve zehirlenmeler yaratabilmektedir. Bu bağlamda, yurtdışında, NBŞ kullanımına yönelik denetimler gerçekleştirilmekte iken, Türkiye’de bu alanda açık bir “denetimsiz kullanım” söz konusudur. Başka bir deyişle, helva baklava-şekerlemeler gibi tüketicinin yoğun olarak kullandığı ürünlerdeki NBŞ kullanımı, imalatçının tutumuna bağlıdır ki, bunun yanlışlığı ortadadır. "Şüphesiz GDO’lu ürün ithalatı ve kullanımı sadece Cargill firması ile sınırlı değildir. Peynir mayasından, soya lesitinine kadar pekçok katkı maddesinden, bu katkı maddelerini içeren gıdalara kadar pekçok ithalatçı ve üretici firma bu tezgahın içerisinde rol almaktadır. GDO’lu ürün kullanmak istemeyen tüketicilerin bilgileri dışında bu tür ürünleri tüketmeye zorlanmaları yasal ve etik açıdan oldukça düşündürücüdür. Bu konuda Tüketici Teşkilatlarının ilgisizliği de üzüntü vericidir.


                      Kaynak: Sabri Ülker/Hakkında ne dediler? - Yenişehir Wiki

                      Yorum yap


                      • #26
                        Gülen ve Sabri Ülker
                        Fethullah Gülen'in internet sitesinde yer alan yazıda önceki gün hayatını kaybeden Ülker'in kurucusu Sabri Ülker ile aralarında geçen 1980 darbesi döneminde yaşanan bir olaya atıf yapıldı.

                        fgulen.com'daki yazıya göre Sabri Ülker'in, cuntanın hakkında yakalama kararı çıkardığı Fethullah Gülen'i kritik dönemde evinde ağırladığı ortaya çıktı.
                        Fethullah Gülen, taziye mesajındaki bir cümlede "...Himmeti ve hamiyetperverliği" diyerek bu yaptığı iyiliğe gönderme yapmış.
                        İşte o yazı:
                        Hocaefendi'ye evini açmıştı
                        Sabri Ülker, Karadeniz'in karşı kıyısında olsa da yüreğimize dokunacak kadar bizden bir parça Kırım'da 1920 yılında doğmuştu. Bolşevik ihtilâlinden sonra özünü inkâr etmeyenlere çocuk-yaşlı demeden uygulanan baskı, şiddet ve zorbalıklardan kaçan babası, Türkiye'ye giden bir vapura güçlükle bindiğinde topraklarını kaybetmenin hüznüne zulümden kurtulmanın verdiğisevinç karışmıştı.
                        Vapur İstanbul'a geldiğinde açığa demirlediğinden kıyıya ücret mukabili sandallarla çıkılabiliyordu. Sabri Bey'in babası Rus gümrükçülerin elinden sadece tayın (ekmek) alabilecek kadar cüzi bir parayı kurtarabilmişti. Bu para ile de 7-8 günlük deniz yolculuğunda kuru ekmek alabilmişlerdi. Bu yüzden sandala verecek paraları olmadığı için gemide kalmışlardı. Akrabaları sandalla gelip yardım etmiş ve Salıpazarı'ndan vatan topraklarına adım atmıştı. Sabri Bey'in o gün bir çocuk olarak ayak bastığı bu limanın hemen karşısındaki Eminönü semti, ilk bisküvi imalatına başlayacağı yer olacaktı. 24 yaşında bir handa bisküviciliğe başladığında, kompleks bir yatırım olarak bakmamıştı buna. Daha sonra bu konudaki hissiyatını, "Doğduğum yıllar itibarıyla kimselerin çocukluğu kolay geçmedi. Bizler savaşları, yıkımları, göçleri gördük. Herkesin güzel bir çocukluk geçirme hakkına sahip olması gerektiğine daha o yıllarda inandım. Bu sebepledir ki, akşam babaların çocuklarına götürebilecekleri bisküvileri, çikolataları, gofretleri üretmenin hazzını her zaman hissettim." sözleri ile ifade edecektir. Küçücük bir dükkânda başladığı bisküvicilik, o dönemde meslekten bile sayılmaz. Oğlu Murat Ülker'in ilkokulda yaşadığı bir hadiseye ziyadesiyle üzülmüştü. Öğretmeni sınıfta öğrencilere babalarının mesleğini sorar. Doktor, muallim, hırdavatçı... Derken sıra Murat Ülker'e gelir. "Benim babam bisküvici." dediğinde öğretmen, "Evladım ben mesleğini sordum. Hırdavatçı gibi... Bisküvicilik diye meslek mi olurmuş!" sözleri ile Murat Ülker'e çıkışır. O da eve gelir gelmez babasına, "Baba, sen niye diğer babalar gibi hırdavatçılık değil de bisküvicilik yapıyorsun?" sorusunu yönelttiğinde Sabri Bey, "Evladım benim elimden sadece bu geliyor. Ben bisküviciyim." ifadelerini kullanır.
                        Dün Fatih Camii'nin avlusunda 41 derece sıcağa rağmen toplanan kalabalık, lisan-ı hal ile Bisküvici Dede'ye teşekkür ediyordu. Bisküviciliği hem bir meslek olarak kabul ettirdi hem de bisküvi ile başlayan yolculukta soy ismini verdiği Ülker markası, dünya çapında başarılara imza attı. Sanayide Koç ne ise 11 milyar TL'lik ciroya ulaşan Ülker de gıdada aynı ağırlığa sahiptir.
                        Sanayici kimliği kadar iyi bir baba, müşfik bir dede ve Anadolu insanına, devletine karşı sarsılmaz bağlarla bağlı civanmertliği ile yâd edilecek Sabri Bey. Torunu Ali Ülker'in şu sözleri aile içi dayanışmaya ne kadar önem verdiğini göstermek için yeter de artar: "Dedemiz aileyi bir arada tutmaya çok önem verirdi. Onun için aile fertlerinin birbirine çok yakın veya bir arada oturması için imkân hazırlardı. Nitekim Vaniköy'de kendileri orta katta, oğlu Murat Bey üst katta, Orhan Beyler, yani bizler ise alt katta otururduk. Kızı ve oğlunun ailesini pazar günleri balkonda toplayan Sabri Bey, hafta içinde yoğunluktan konuşulamayan ve aile içinde konuşulması gereken mevzuların yalıdaki balkonda tartışılması için ortam hazırlardı." Ailesine olan alakasının yanında ülkeye hizmet eden/edecek kişilere de destek olur, onları himaye ederdi. Bunlardan biri de 12 Eylül 1980 darbesinden sonra cuntanın hakkında yakalama kararı çıkardığı Fethullah Gülen Hocaefendi'dir. Ülkesini seven, milletine hizmet aşkından başka bir muradı olmayan nesiller yetiştirmenin derdiyle dertlenmiş Hocaefendi, ne hazindir ki darbecilerin gözünde sakıncalıdır. Yasa dışı sol örgüt üyelerinin fotoğraflarının yanında Hocaefendi'nin de fotoğrafı 'Aranıyor' ilanıyla yer almıştı. Herkesin gölgesinden bile ürktüğü bir dönemde Sabri Bey, bir an bile tereddüt etmeden Hocaefendi'ye evinin kapılarını açmıştı. Bir işadamı, sıfatlar bir yana bir insan için ne büyük bir civanmertliktir bu. Hocaefendi, Sabri Bey'in bu vefasına, vefat haberini aldığı Pennsylvania-ABD'den gönderdiği taziyede de atıfta bulundu. Dün Zaman'da yer alan taziyesinde geçen "...Himmeti ve hamiyetperverliği ile herkesin gönlünde taht kurmuş Muhterem Sabri Ülker Beyefendi'nin Hakk'a yürüdüğünü öğrenmiş olmanın hüznünü yaşıyorum. Diyar-ı gurbette olmam hasebiyle cenazeye iştirak edemeyişim beni ayrıca hüzünlendiriyor." cümlelerini bir de bu gözle okumakta fayda var.
                        Yarım asrı aşkın sanayicilik hayatında inişli çıkışlı dönemleri de oldu. Mümin bir insan olarak hepsini tevekkülle karşıladı. 28 Şubat döneminde 'yeşil sermaye' diye sakıncalılar listesinde Ülker'e yer verildiğinde de devletine küsmedi. Kendini bilmezlerin bu girişimi milletin bağrına bastığı bir markaya zarar veremezdi. Buna yürekten inanıyordu. Sabretti ve bu millet Ülker'i Türkiye şampiyonluğundan alıp dünya ligine çıkardı. 2008 krizinde dünya çikolata devi Godiva'yı satın almak da Ülker'e nasip oldu. Torunu Ali Ülker'in deyimiyle adı gibi sabırlıydı, serinkanlıydı.
                        Burs verdiği nice talebe dün Fatih'in avlusunda saf tuttu. Sabri Bey'e hüsnü şehadette bulundu binlerce insan. Gelemeyenler, edilen dualara uzaklardan 'Amin' dedi. Başbakan Tayyip Erdoğan, bakanlar ve oğlu Murat Ülker'in omuz verdiği tabutu derin bir sessizliğin ortasında, sonsuzluğun kıyısına doğru ilerlerken Sabri Bey'den bir cümle daha içimizde yankı buldu: "Bunca yıldan bana geriye huzur ve mutluluk kaldı."

                        Yorum yap


                        • #27
                          Ülker Hakkında Bilmedikleriniz.

                          Ülker Hakkında Bilmedikleriniz.ÜLKER’E ÜSTÜ KAPALI “KIYAK”: Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu raporunda, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişte ortak olduğu bisküvi üreticisi Ülker Grubu’nu da kapsayan bir düzenleme getirildiği ortaya çıktı. Rapora göre, Bakanlar Kurulu kararı ile 2003-2004 gofret, kek, bisküvi gibi ürünleri işleme rejimi kapsamına alınarak bu firmalara Toprak Mahsulleri Ofisi’nce belirlenecek fiyat üzerinden hububat satışı yapılması öngörüldü.
                          Her yaş güzeldir.Değerini geç anlasak ta... - ahmetdursun374 - Blogcu.com
                          -----------

                          Ülker Hakkında Bilmedikleriniz

                          Kaynak ve devamı:
                          http://www.mehmetalisizan.com/kitap/EFENDi24-6.pdf

                          Bugün 4 milyar dolarlık bir servetleri olduğu iddia edilen Ülker ailesi kimdi ? önce ailenin büyüğünü kısaca tanıyalım:

                          Adı, İslam'dı...

                          XX. Yüzyılın başında Kırım'dan Türkiye'ye göç etti. Kırklareli'nin Karamehmet köyünde Numanzadelerin kızı Şakire'yle evlendi. 1911 yılında oğlu Âsim dünyaya geldi. İslam Efendi Kırklareli'nde fazla kalamadı; tekrar Kırım'a döndü. Dönüş nedeni büyük ihtimalle Balkan Savaşları olmalı.

                          Aşağıda vereceğimiz bilgilerin direkt Ülker ailesiyle bir ilgisi yok. Ama, Kafkaslar'dan gelen göçmenler hakkında bilgi dağarcığımızı biraz artıralım...

                          Klasik, resmî tarihin bize dayattığı bilgiler dışında Kırım göçleriyle (1792-1860-1864-1891-1902-1910 gibi) ilgili ne biliyorsunuz? Örneğin, Kırımçakları bilir misiniz?

                          "On altıncı yüzyılda, Kırımçak mezhebi Kırım'daki en büyük Yahudi toplumu olarak boy gösterdi. Kırımçaklar, on dördüncü yüzyıl sonları ve on altıncı yüzyıl başlarına kadar olan dönemde Tatar dilini konuşan, Rabbinik Yahudilerdi. Lehçeleri, bazı ÃŽbranîce sözcükler de kullanmalarına karşın, Kırım Tatarcası'nı temel alıyordu (...) Kırımçaklar birçok Kırım şehrinde - özellikle Bahçesaray, Karasu Bazar (günümüzdeki adı Belogorsk'tur), EskiKırım, Kaffa, Kerch, Mangup, Sivastopol, Simferopol, Yalta ve Yevpatoria- yaşamışlardı." (Kevin Alan Brook, Hazar Yahudileri, 2005, s. 427-428.)

                          Peki ya, Karayları (Karaimleri) bilir misiniz?

                          760 yılında Irak'ta Anan ben David tarafından kurulan bu Yahudi mezhebi, Torah'ın yazılı kurallarına bağlıydı. Talmud gibi benzeri sözlü yasaları reddediyorlardı. Standart Yahudi takvimini de kullanmıyorlardı.

                          Daha basit anlatımıyla, Müslümanların nasıl Sünnî ve Alevî mezhepleri varsa; Yahudilerin de vardı; Karaylar "Sünnî"ydi.

                          Bu mezhepte başlangıçta sadece İsrail kavminden insanlar vardı; ancak kısa sürede başka ırklardan insanlar da bu mezhebe girmeye başladılar ve bu başka ırklardan insanlar giderek çoğunluğu oluşturdular. Bir süre sonra İsrail kökenliler tamamen yok oldukları gibi, Türklerin dışındakiler de zamanla azınlığa düştüler. XIX. Yüzyılın sonlarına doğru mezhep mensuplarının neredeyse tamamını Türkler oluşturmaya başladı. Dolayısıyla kelime artık bir dini veya mezhebi ifade etmekten çok, bir Türk kavmini temsil etmeye başladı. Tatarca konuşuyorlardı artık ve dualarını da Tatarca etmeye başladılar.

                          "Musevî mezhebini kabul eden Hazar Türkleri "Karay" ismini aldılar. Karayların en kesif kısmı Kırım Yarımadası'na yerleşmiş olan Türklerdi. Fakat onlardan başka bilhassa Dağıstan mıntıkasında, Volga ve Don nehirleri arasındaki Romanlar içerisinde de Musevîlik büyük rağbet kazandı." (Hilmi Ziya Ülken, Türk Tefekkürü Tarihi, 2004, s. 76.)

                          "Karaylar, her yerleştikleri yerde Yahudi gibi karşılanırlardı. Ancak XVIII. yüzyıl sonlarında Kırım, Rusların eline geçince, Rabbanilerle (Yahudi mezhebi) Karaylar arasında kanun karşısında farklılıklar doğdu. 1795'te Kraliçe Katerina II, Yahudilere uygulanan çift vergiden Karayları muaf tuta Ayrıca Karayların toprak edinmelerine izin verdi. Kanun karşısında iki grup arasında eşitsizlik 1827'de daha da artırıldı ve Kırım Karaylarıyla Kırım Tatarları gibi Çar I. Nikolas'ın koyduğu zorunlu askerlik kanunundan hariç tutulurken Yahudilere bu hak verilmedi." (Şalom, 1 mayıs 1985.)

                          Karay mezhebine mensup olan Türkler zamanla Kırım'dan da ayrıldılar. Karayların bir kısmı direkt olarak İstanbul'a giderken, diğer bir kısmı önce Romanya'ya, oradan Edirne'ye ve oradan da İstanbul'a gelip yerleştiler ve "Karaköy" (eskiden Karayköy'dü) semtine adlarını verdiler.18[F72F]

                          Tüccarlıkta başarılıydılar. Hatta Kapalıçarşı'da Karay Sokağı vardır.
                          Şalom gazetesinin araştırmasına göre, İstanbul'da eskiden bin Karay ailesi vardı; sayısı son yıllarda azalmıştı.
                          Babası Mevlevî olan, ünlü yazar Refik Halit Karay gibi bu cemaatin üyeleri zamanla Türk Müslümanlarla karışmışlardı...

                          Bu ufacık Kırım hikâyesinden sonra tekrar Ülkerlere dönelim: İslam Efendi, Kırım'dan Kırklareli'ne geldi. Sonra tekrar Kırım'a döndü.19[F73F]

                          İslam Efendi'nin neden tekrar Kırım'a döndüğü konusunda ne yazık ki bilgimiz yok; ancak tarihsel olaylara bakarak tahmin yürütebiliriz. Elimizdeki tek bilgi, 26 Aralık 1912 tarihinde, Kırım'a bağımsızlık yolunu açan bir gelişmenin olması. Bu tarihle, Kırım Halk Cumhuriyeti ilan edildi İslam Efendi'nin Ülkesinin bağımsızlık kazanmasıyla birlikte topraklarına döndüğünü düşünmemiz güçlü bir ihtimal.

                          Demek mesele, Bolşeviklik değildi İslam Efendi'nin, sosyalizmle bir alıp veremediği yoktu.
                          Kırım 1920'de Bolşeviklerin eline geçti. 1921'de Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Sovyet Birliğine katılma karan aldı. Yahudi Tarihi yazan Yusuf Besalel, sosyalist devrimin ilk yıllarında Yahudilerin kendi dillerinde eğitim gördüğünü, Stalin döneminde ise Yahudilere baskıların arttığını yazmaktadır.

                          Ama bu baskılar, tüm Yahudi cemaatine değil, ağırlığını Yahudilerin oluşturduğu Stalin'e muhalif olan Troçki liderliğindeki hareketeydi.

                          Kırımlı İslam Efendi'nin ikinci çocuğu Sabri 1920 yılında Kırım'da doğdu. Sabri dokuz yaşına geldiğinde İslam Efendi, ikinci kez Türkiye'ye dönme kararı aldı. Eşi Şakire ve üç oğlu, bir kızıyla (Âsim, Sabri ve ailenin en küçüğü -ve genç yaşta vefat eden-Hakkı ile Sıdıka) birlikte, 1929'un ağustos ayında İstanbul'a geldi. Neden döndükleri konusunda bilgi yok. Aile özel ailevî bilgilerini basına vermemekte çok kararlı olduğu için, İslam Efendi'nin İstanbul'da ne iş yaptığını da bilemiyoruz.

                          Bildiğimiz, 21 Haziran 1934 tarihinde Soyadı Kanunu çıktığında, İslam Efendi "Berksan" soyadını aldı. Ancak gelin görün ki, iki oğlu Âsim ve Sabri nedense, on dokuz yıl sonra, 1953 yılında "Berksan" soyadını bıraktılar, "Ülker" soyadını aldılar! Ama ilginçtir. Âsim Ülker daha iki üç yaşında olan iki oğlu A. Selçuk ile Ö. Faruk'un soyadını değiştirmedi; onlar "Berksan" soyadını devam ettirdiler!..

                          "Berksan"ın anlamı neydi ? Sözlüklerde yok, bilemiyoruz.

                          Yalçın Küçük'ün bu konuda bir iddiası var: "berg" Türkçe "berk" yapılıyor. Aşkenazi Yahudilerinin dili olan Yidiş bir sözcük olarak Yahudilerde en çok taşınan soyadlarından birisidir; Soğuk Savaş'ta Sovyet casusu oldukları gerekçesiyle idam edilen Rosenbergleri hatırlamayan herhalde yoktur; karıkoca Yahudi'ydiler. Sözcük Almanca kökenlidir, yalnız artık daha çok Yahudilere işaret etmektedir. Aile belki de bu belirgin işaretten çekinerek, Berk'i bırakıp Ülker soyadını almıştı. (Tekelistan, 2004, s. 256.)

                          Türk Dil Kurumu'nun Türkçe Sözlük'e göre, "Ülker", Boğa burcunda yedi yıldızdan oluşan takımın adıydı, (s. 1553.)

                          Tevrat'ın Eyüp babında da geçiyordu.

                          Öte yandan, bu ailede "soyadı meselesi" çok önemliydi.

                          Şöyle ki: Sabri Ülker'in kızı Ahsen Hanım'ın ilk eşinden olan oğlu Ali'nin de soyadı daha sonra mahkeme kararıyla "Ülker" yapılacaktı...

                          "Dinci" olarak bilinen Ülker kardeşlenil önünü hep "laik" askerî darbeler açtı:

                          27 Mayıs 1960. Ülkede döviz sıkıntısı had safhada Ama, askerler, Ülker'e 250 000 dolar döviz tahsis etti ! 12 Eylül 1980. Ülker, yaptığı ihracatlardan aldığı vergi iadeleriyle büyüdü. Son 28 Şubat "postmodern laik darbe"de, Ülker önce "yasaklı şirketler" arasında gösterildi. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) kantinlerinde Ülker ürünlerinin satılması yasaklandı. Ama sonra nedense Ülker listeden çıkarıldı. Bu arada, mazlum gösterilen Ülker'in satışla-rında patlama yaşandı! Listeye girip çıkan Ülker grubu, TSK Mehmetçik Vakfı'na 500 000 dolar; Türk Silahlı Kuvvetleri'ni Güçlendirme Vakfı'na 500 000 dolar ve TSK El Ele Vakfı'na 500 000 dolar, yani toplam 1,5 milyon dolarlık bağışta bulundu.

                          Ülker kardeşlerin en belirgin siyasî özellikleri antikomünist olmaları: Sabri Ülker kurucusu olduğu "antikomünizmin kaleleri" Aydınlar Ocağı, İlim Yayma Cemiyeti gibi örgütlere ve Tercüman gazetesi gibi yayın organlarına para akıtıyordu. Elinin sıkı olmasıyla biliniyordu, ama bu konularda nedense çok cömertti.

                          Bu bölüme son noktayı koymadan önce Ülker Grubu İstişare Konseyi üyelerinin isimlerini vermek istiyorum:

                          - Yahudilerin Osmanlı'ya gelişlerinin 500. yılında kurulan "500. Yıl Vakfı" kurucusu, Turizm ve Tanıtma eski bakanlarından CHP İzmir milletvekili Alev Coşkun.

                          - Yahudi cemaati eski başkanı, Akmerkez'in ortaklarından Rifat Hassan.

                          - Bu kitapta bahsi geçen Rona Yırcalı.

                          - 27 Mayıs Anayasası'nın "teorisyeni" Prof. Hüseyin Nail Kubalı'nın Talaş Amerikan Koleji mezunu20[F74F] oğlu, Danimarka fahrî konsolosu Ali Nail Kubalı.

                          - 12 Eylül'ün Dışişleri bakanı, Emekli Büyükelçi İlter Türkmen.

                          - Bülent Ecevit'in başbakanlığı döneminde başdanışmanlığını yapan Emekli Korgeneral Turhan Özer.

                          - ANAP'lı, Adalet ve Millî Savunma eski bakanlarından Oltan Sungurlu...

                          Bu kitap çalışmasını sonlandırdığım günlerde, Ülker Grubu, Boyner ailesi'yle ortak iş merkezi kurma projesine girmişlerdi...

                          Yorum yap


                          • #28


                            Kripto Yahudi firması Ülker deşifre olunca taktik kıvırmalar başladı: "Ülker hiçbir zaman muhafazakar olmadı." - See more at: Sabetay Sevi Kimdir? Sabetayistlik Nedir? Ülkemizdeki Kripto Yahudiler: Kripto Yahudi firması Ülker deşifre olunca taktik kıvırmalar başladı: "Ülker hiçbir zaman muhafazakar olmadı."

                            Gerçek yüzü hızla deşifre olmaya devam eden Ülker, taktik hareketlerle vurguna devam etmek gayretinde.Bunlar koskoca bir millet ile bir de alay edip dalga mı geçiyorlar? Sokaktaki insana "Ülker İslami bir firma mı?" diye sorulduğunda on kişiden dokuzu hiç düşünmeden "Evet." diyorsa, Ülker kendini onlarca yıldır İslami göstermeden halkın tamamında böyle bir algının oluşması mümkün müdür?

                            Bu yaptıkları, "Biz sizi onlarca yıdır 'kek' ledik... Aslında İslam düşmanı Yahudilerdendik. Bütün ortaklarımız Yahudi, Ermeni, Rum, Sabetayistler ve Masolardı. Güzel de oynadık ama ne yapalım deşifre de olduk nihayetinde." diyememenin ve iddialar/ispatlar karşısında sessiz de kalamamanın bir tezahürü mü?

                            ***
                            Muhafazakar gelenekten gelenlerin yakından tanıdığı Yıldız Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker, iş hayatında hiçbir zaman muhafazakar olmadıklarını söyledi. Hürriyet'ten Sefer Levent'e konuşan Ülker, Türkiye'de muhafazakar işadamı diye bir kavram olduğunu ve kendilerinin bu kavramın dışında kaldığını belirtti."Türkiye'de bir kavram var. 'Muhafazakâr işadamı.' Ülker hiçbir zaman iş yapış şekillerinde ve iş tutuş biçiminde muhafazakâr olmadı. Çağın şartları neyse, her daim o şartlara ayak uydurmaya çalıştık. Godiva'yı aldıktan sonra nelerin değiştiği konusunda birkaç not aktarmak isterim. Oynadığımız oyun değişti, ligimiz değişti, tüketicilerimiz değişti, çalışanlarımız değişti global olduk. Bu globallik bize ne sağlıyor? Ortak satın alma, ortak inovasyon ve global satış kanalları arasında sinerji oluşturabilmeyi sağlıyor. Ülker'in zaten yurtdışında işleri, fabrikaları vardı. Bundan cesaret alarak şimdi Uzakdoğu gibi yeni piyasalarda da iş yapabilir miyiz diye bakıyoruz. Kısacası, dünya kazan biz kepçe gezip duruyoruz."

                            ***
                            Ülker'in gerçek yüzünün ispatları ile görmek için bakınız: www.GercekUlker.blogspot.com
                            Bunlar da ilginizi çekebilir:
                            - See more at: Sabetay Sevi Kimdir? Sabetayistlik Nedir? Ülkemizdeki Kripto Yahudiler: Kripto Yahudi firması Ülker deşifre olunca taktik kıvırmalar başladı: "Ülker hiçbir zaman muhafazakar olmadı."

                            Yorum yap

                            Hazırlanıyor...
                            X