Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Himalaya Tuzu: Astım, Alerji, Yüksek tansiyon, Diyabet; www.himalayatuzu.com.tr

Collapse
Bu konu sabit bir konudur.
X
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • #46
    Tuz neden rafine edilir himalaya kristal tuzu, himalaya tuzu, tuz lambası, tuzlu su,

    Tuz neden rafine edilir
    himalaya kristal tuzu, himalaya tuzu, tuz lambası, tuzlu su, tuzun kullanımı
    Tuz neden rafine edilir?


    Kaç çeşit tuz vardır? Tuzu, doğal tuz ve rafine edilmiş sofra tuzu olarak önce ikiye ayırmak gerekir. Gerçi doğal tuzlar da insan sağlığı açısından, mineral bileşimi ve oluşum süreci açısından iki katagoride incelemek mümkün. Ancak önce temel belirleyici olan tuzun doğal mı yoksa rafinemi edilmiş olduğunu ayırt etmemiz gerekir. Çünkü bize sofra tuzu diye belletilen bir tuz değil saf sodyumklorürdür. Ve saf sodyumklorür de vücut için oldukça agrasif bir maddedir. İşte bu nedenle herkes tuzdan uzak durun der. Bize aman tuzdan kaçının derken, gerçek tuzun ne olduğunu bildiklerinden değil, sadece rafine edilmiş tuzun zararlı etkilerini bildiklerinden söylerler. Bu temel ayırt edici özelliklere göre tuzu şöyle sıralandirabiliriz; 1. Doğal tuz a. Deniz tuzu b. Kaya tuzu c. Kiristal tuz 2. Rafine edilmiş sofra tuzu (saf Sodyumklorür) 1. Doğal tuz a. Deniz tuzu: Deniz tuzu özellikle deniz kenarlarında yapılan göletlerde, deniz suyunun kurutulması sonucu elde edlir. Ancak bugün denizlerin sanayi artıklarıyla kirlenmesinden dolayı, denizden elde edilen tuzlar da rafine edilmektedir. Bu sebepten, rafine edildikten sora, tuzun kaynağı nereden olursa olsun, hiçbir anlamı ve özelliği kalmamaktadır. Rafine edilmiş tuzun kaynağı ne olursa olsun, canlı için bir zehirdir. b.Kaya tuzu: Kaya tuzu eski denizlerin kuruması sonucu oluşmuştur. Mineral bileşimi açısından, oluştuğu denizin mineral bileşimini taşır. Kaya tuzu milyonlarca yıl yaşında olduğu için hiçbir çevre kirlenmesinin etkisi yoktur. c. Kristal tuz: Dünyanın çeşitli bölgelerinde milyonlarca yıl yüksek basınç altında kalan kaya tuzları kristalleşirler. Kristal tuzlarını kaya tuzlarından ayıran en büyük özellik, basınç altında molekül yapısı yoğunlaşarak küçülmüş olmasındadır. Bu ince molekül yapısı kristal tuz iyonlarının hücre zarından hücreye girmelerini kolaylaştırır. Dünyanın en iyi kristal tuzlarından birisi de Himalaya tuzu olarak bilinen Himalaya kristal tuzudur. 2. Rafine edilmiş sofra tuzu (NaCI) nedir? Özellikle ekonomik sebeplerden dolayı, kaya tuzları yüksek basınç ve yüksek ısı altında rafine edilir. Rafine edilirken tuzun içerisinde bulunan Sodyum ve Klorür'ün dışında, diğer bütün elementler ve iz elementleri çeşitli kimyasal ve fiziksel süreçten geçirilerek ayrıştırılırlar. Ancak bu insan vücudunun ihtiyacı olan tuz değildir. Çünkü Sodyumklorür (Sofra Tuzu) insan vücudunda da kendi başına agrasif reaksiyonlara girer. Bu da vücudun kimyasal işleyişini bozar. Bu nedenle vücut sofra tuzunu agrasif bir madde olarak algılar ve hemen vücuttan dişari atmaya çalışır. Vücut bu agrasif maddeyi yanlızca su ile dışarı atabilmektedir. Toplumun büyük bir çoğunluğu su içmeye küstüğünden, vücut bu sofra tuzunu dışarı atamamaktadır. Özellikle aşırı softra tuzu tüketimi, yüksek tansiyona, romatizmal kemik ağrılarına, mide ve bağirsak kanseri gibi birçok sağlik sorununa sebep olmaktadır. (Bak. Yaşamın Gizemi (Su ve Tuz)
    Kaynak: Yaşamın Gizemi Su ve Tuz, Yücel Aydemir
    Yücel Aydemir'in kitabını sitemizden sipariş edebilirsiniz.
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

    Yorum yap


    • #47



      Tuz Nedir?

      Tuz, suda çözünebilen mineraller topluluğudur.
      Bilinen 118 mineralin 84 ü suda çözünebilir. Bir tuzun içindeki minerallerin varlığı ve oranı 4 farklı değişkene bağlıdır:
      1- Minerallerin suda çözünme kabiliyetine,
      2- Minerallerin dünyamızda bulunurluğuna,
      3- Suyun bu minerallerle buluşabilmesine ve
      4- Suyun bu minerallerle bir olma süresine.
      Yer altı yer üstü nehirler, gölleri ve denizleri besler. Su yeryüzünü dolaşır ve dolaştığı yerlerde suda çözünen minerlalleri bünyesine alarak göllere ve denizlere taşır.
      Dünyada denizlerin tuzluluk oranı ortalama %0,35 tir (binde otuzbeş). 1000 litre deniz-okyanus suyu buharlaştırıldığında geriye 35 kilogram tuz kalır. Bu tuzun yaklaşık %98 ini sodyum ve klor minerallerinin bileşimi olan sodyumklorür oluşturur. Diğer %2 sini ise; altından gümüşe, iyottan demire kadar mineral ve iz mineraller oluşturur.
      İz mineral (ya da eser element) denmesinin nedeni bu minerallerin çok az oranda olmalarıdır. Örneğin iyodun bulunurluk oranı %0,004 civarındadır. Ancak bu oran bile iyot yetersizliği hastalıklarını önlemeye yeterli bir miktardır.
      Kaya / Deniz / Göl Tuzu ve Farkları Nelerdir?
      Su olmadan tuzdan söz edilemez. Çünkü tuz, suda çözünen minerallerin, sudan ayrıştığında oluşturduğu bir kristal oluşumdur. Sonuçta tüm tuzların kaynağında; ya şimdi ya da geçmişte, su vardır.
      Kaya tuzu kurumuş göl, iç deniz gibi oluşumların tuz kalıntısıdır. Günümüzdeki Tuz Gölü gibi pek çok göl, geçmişte önce kuruma sonra çökme nedeniyle kaya tuzlarını oluşturmuştur. Kendisini besleyen akarsular nedeniyle tuzluluk oranı yüksek ve hala tuz elde edilen göller mevcuttur. Bunlardan birisi de az önce bahsettiğimiz Tuz Gölümüzdür.
      Denizlerin %0,35 inin tuz olduğunu belirtmiştik. Suda çözünen tüm mineralleri içermesi açısından deniz tuzu göl ve kaya tuzuna göre daha kıymetli bir tuzdur.
      (Günümüzde; göllerin ve denizlerin biyolojik ve kimyasal kirliliği nedeniyle buralardan elde edilen tuzlar rafine edilmek durumundadır. Kaya tuzları da; hem bulundukları ortam hem de dinamitlenerek çıkarılmaları nedeniyle fiziksel olarakta kirlilik gösterdiklerinden rafine edilmektedirler.
      İşte bu nedenle göl, deniz ve kaya tuzu rafine edildikten sonra birbirlerinden pek farklılık göstermemektedirler. Tuzun ağırlıklı bileşiği olan NaCl (sodyumklorür) içerirler ve bu nedenle, hala tuz olarak adlandırılırlar. )
      Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

      Yorum yap


      • #48
        Tuz nedir?
        Peygamber efendimizin tavsiye ettiği tuz doğal tuzdur, günümüzde içerizine bir çok kimyasal katkı maddesi katılan toksik madde gibi etki yapan rafie Tuz (Sofra tuzu) kastedilmemektedir.Tuz sodyum ve klor elementlerinden oluşur ve 1 gram tuzun suda çözülmesi ile 0,6 gramı klor iyonu ve 0,4 gram sodyum iyonu ortaya çıkar. Yetişkin bir insanın vücudunda 100 gram sodyum ve 77 gram klor bulunur.Normal olrak bu şekilde olması gereken Rafine tuza alimünyum ve titan gibi vücudumuz için zehirli yabancı maddeler katılmakta ve bu yabancı maddeler tuza beyaz bir renk ve kayganlık vermektedir.sodyum iyonu vücudun ozmotik (gelişen) yapısında çok önemli rol oynar. Yani hücrelere besleyici maddenin (vitamin, mineral, enzim, amino asit ve glikoz gibi) girişi ve hücrelerdeki artık maddelerin dışarı çıkarılmasında, kısaca taşınmasında rol oynar. Ayrıca sinir ve kaslarda uyarıları iletmede rol oynar. Sodyum-potasyumla birlikte hücrelere giriş ve çıkışları kontrol ederler.Fakat Tuz doğal olarak 84 çeşit diğer elementlerle birlikte değilde sadece rafine olarak alınırsa bunu vücudumuz toksik madde olarak algılar ve atmaya çalışır.
        Klor iyonunun yetersizliği kanın pH-Değerinin asitleşmesine buda asi doza sebep olur, asi dozsa çok tehlikeli bir durumdur. Asidoz böbrek zafiyeti, akciğer iltihaplanması, aşırı kusma ve ishale sebep olur. Klor bilindiği gibi şehirlerin su şebekesine katılır, (çünkü klor mikroplan öldürür. Klor aynı şekilde bağırsaklardaki zararlı bakterilere ve bunların ürettiği zehirli gaz ve zehirli alkolleri zararsız hale getirir.Rafine Tuz tansiyonu yükseltir, şayet kişi daha önce böbrek iltihaplanması geçirmiş ve bu iltihaplanma kronikleşmişse, bu ağrı vermez. Kişi kronik böbrek ağrılarını unutur, fakat böbrekler kronik iltihaplı olması nedeniyle sodyumlu birleşikleri süzemez.Böylece kanda sıvı oranı artar ve buda yüksek tansiyona sebep olur. Örneğin sodyum (Na+) ve karbonik asit (HCO3-) birleşerek sodyum hidrojen karbonat (NaHCOS) oluşur ve bu dışarı atılamaz ve yüksek tansiyon problemi çıkar.Himalaya Tuzunda böyle bir durum olmaz.
        Arteryo skleroz: Yüksek tansiyona genellikle arteriyo skleroz (damarların yağlanması, daralması ve sertleşmesi) nedeniyle ortaya çıkar. Buda genellikle aşırı et, peynir, yumurta ve mamullerini yeme, alkol ve sigara içme nedeniyle olur.Sofra Tuzu damarların sertleşmesine seebp olur himalaya tuzu bunu önler.Az tuz alındığında mineral yetersizliği nedeniyle aritmi (kalp ritim bozukluğu), yorgunluk, baş ağrısı ve bayılma gibi rahatsızlıklar ortaya çıkar. Yüksek tansiyona karşı alınan ilaçlar (antihipertensif) üreyi artırır, trigliserid, kolesterol ve şeker metabolizmasını bozar, kan akışını yavaşlatır ve buda yüksek tansiyona sebep olur.
        Diyet tuzu: Diyet tuzu adı ile üretilen sodyumsuz yeni tuz: potasyum, magnezyum, kalsiyum ve bir düzine organik asit içermektedir. Potasyum, sodyumundan daha zararlıdır ve ayrıca acı bir tadı vardır. Potasyum besinlerde yeterince mevcut olup ayrıca ekstra almaya gerekte yoktur. Ayrıca ekstra potasyum alındığında sodyumun karşıtı (antigonistik) olduğundan hücrelerdeki transport işlemi de negatif etkilenir. Hücrelere besleyici maddeler girer ve artık maddeler dışarı çıkar ve bu sodyum-potasyum dengesi ile olur.
        Sodyum-Potasyum dengesi: Denge bozulursa hücrelerdeki artık madde dışarı atılmazsa hücreler çöp hücreye dönüşür. Bilindiği gibi psikolojisi bozuk bazı insanlar evdeki çöpü dışarı atmadığı gibi dışarıdaki çöpü evlerine çekerler ve bu çöp yığını bütün çevreye hastalık yayan mikrop yuvasına dönüşür. iste hücrelerde böyle olabilir ve o zaman kişi hemen kolay hastalanır ve hastalıklardan da kolay kolay kurtulamaz.
        Araştırmalar:
        1-) New York’tan Prof. Dr. Michael A. Aldermann Amsterdam’da yaptığı konferansta 1400 kişi üzerinde yaptığı araştırmada az tuz alanların, çok tuz alanlara göre% 20 oranında daha çok kalp krizine yakalandıklarını tespit etmişti. (Nhp. 7.2001.1072)
        2-) Dünyada en çok tuz kullanan millet olarak bilinen Japonların diğer milletlere göre daha sağlıklı ve uzun ömürlü oldukları bilinmektedir.
        3-) Prof. Dr. K. Stupe (Kassenarzt 4.1997) az tuz alan yaşlılar üzeride araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmalar sonucu yaşlılarda konsantrasyon zafiyeti, algılama zafiyeti, hafıza zafiyeti görüldüğünü tespit etmişlerdir. Hatta yaz aylarında yeterince tuz ve su almayanlarda colapsüs (kan dolaşımının durması) sebep olduğunu tespit etmiştir. (Nhp. 7.2001.1072)
        4-) Gelişme çağındaki çocukların az tuz alması halinde gelişme anormallikleri, yorgunluk, baş ağrısı, okulda anlamama, zorlanmalarda nefes darlığı, deri hastalıkları ve erken yaşlarda yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara, sebep olur. (Nhp. 7.2001.1072)
        5-) Remscheid’dan Prof. Dr. H. Kaulhausen Bayreuth’e eğitim seminerinde hamile bayanların tuz ve su alımını azaltmaları halinde hamilelikleri üzerinde kötü etkilere sebep olabileceğini beyan etmiştir. (NM.10.95.44)
        6-) New York’tan Prof. Dr. A. Aldermann ve ekibi 1900 erkek ve 1000 bayan üzerinde 4 yıl süren bir araştırma yapmıştır. Bu araştırmalarda az tuz alanların çok tuz alanlara göre daha fazla kalp krizi görüldüğünü tespit etmiştir. (GM.7-8.1996.37)
        Tecrübelerim:
        Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

        Yorum yap


        • #49
          Tuz Us yapar Us Ulu Us Yapar

          Tuz Us yapar, Us'da Ulu Us Yapar!
          Modern Toplum ambalajlı kimyasal, koruyucu maddeli ve rafine beslenme sistemi ile kendini her geçen gün biraz daha zehirlemektedir. Bu zehirlenme hücreleri asidik yani ekşi yapıya dönüştürür.
          Beslenme uzmanları, ayurveda, tamamlayıcı tıp bizi asidik yanı ekşiden alkaliye, yani tuzluya dönüştürmeye çalışır. Toksinleri (zehirleri) temizlemenin, yani asidik hücre yapısından alkalik yapiya geçmenin en kolay yolu, gerçek işlenmemiş tuz kullanmaktır. Tuzlar'ın en iyisi de kristal yapıda şeffaf, denizin içindeki mineralleri ve ışığı abzorbe edecek kadar sert olmalıdır. Himalaya Kristal kaya tuzu buna en iyi örnektir.
          Vücut için iletişimin kaynağı tuzlu sudur. Tuz olmadan vücud içi elektrik olmaz, hücreler arası elektrik olmadan, iletişim olmaz. Kısaca, Us yani akıl olmaz.
          • Su bilgidir, Tuz us dur.
          • Yaşam, hücre içi ve dışı Tuzlu suda gerçekleşir.
          • Tuz hayatın kaynağı, denizden gelir.
          • Hücre zarından kolaylıkla girebilidiği için, gerçek kristal
          Himalaya Tuzu vucudun mineral eksikliğini giderir.
          • Bütün yiyecekleri bozulmaktan ve çürümekten korur,
          tabiki hücreleri de korur.
          • Saf su elektriği iletmez, Tuzlu su iletir. Tuz olmadan vücudun
          elektrik sistemi çalışmaz. Yani düşünemez, kanuşamaz,
          kasları kullanamayız. Kısaca us'lu olamayız.
          • Sofra tuzu diye bilinen rafine edilmiş saf sodyum klorür, başka birşeydir.
          Vücudun doğal ihtiyacı olan hakiki kristal tuz başka birşeydir.
          • Kristal Himalaya tuzunun bağışıklık sistemini güçlendirme, vücut ısısını,
          suyunu dengeleme özelliği vardır.
          •İnsanın %75′i sudur. Geriye kalan kısmı da Hakıkı Tuz dur.
          • Tuzlu su kullanma ve tedavi metodlarını, sitemizde görebilir ve
          Kristal Himalaya tuzunu sipariş verebilirsiniz.
          Eğer vücudun % 75′i su ise geri kalanı nedir? Belki de bu sorunun yanıtı kimilerini şaşırtabilir. Aslında dikkatli bir okuyucu için bu sorunun yanıtı çoktan verilmiştir. Daha önce dedigimi gibi, canli hücre sivisi, yani stoplazma, deniz suyuyla, daha doğrusu, yaşam öncesi deniz suyuyla özdeş ise, vücudun geriye kalanını da tuz oluşturmaktadır. Biraz düşünüldüğü zaman bu yanıtın hiç şaşırtıcı olmadığını göreceksiniz. Neden? İnsan vücudunu da, üzerinde yaşadığımız gezegeni oluşturan elementler oluşturur. Başka bir deyimle insan vücudu, genel olarak canlı, dünyayı oluşturan elementlerden meydana gelmiştir. Proteinler, vitaminler, aminoasitler ya da enzimler, karmaşık molekül bağından başka bir şey degildir.
          Sadece insan vücudunun değil, bütün canlıların temel yapı malzemesi olan su ve tuz aynı zamanda her canlıda yaşamın sürekliliğini ve organizmanın doğal ve doğru çalışmasını sağlar.
          Bundan yüzyıl öncesine, Wilhelm Heinrich Schübler (1821-1898) ölüleri yakarak küllerini incelemiş ve yanan cesetlerden arta kalanın yalnızca tuz olduğunu ispatlamıştır.
          Tuz yaşamın oluşmasında ve sürekliliğinin korunmasında bu kadar önemli ise, o zaman tuz nedir? Belkide çoğumuz şimdiye kadar bu soruyu hiç sorma ihtiyaci bile duymamışızdır. Çünkü her insanın günlük tuz kullanımı o kadar azdır ki, miktar olarak yok denebilecek düzeydedir.
          Çoğumuz soframıza gelen tuzun, gerçek tuzla hiçbir ilişkisi olmadığının farkında bile değildir. Hatta yeni kuşak gerçek tuzun ne olduğunu, nasıl bir tadının olduğu nasıl oluştuğu bile bilmez. Çünkü soframıza gelen tuz gerçek tuz değildir.
          Peki, yıllardır soframızdan eksik olmayan tuz değilse nedir? Bunu anlayabilmek için önce tuzun nasıl oluştuğunu ve gerçek tuzun ne olduğunu ögrenelim.
          Doğada bulunan bütün tuzlar, denizlerin kurumasıyla, denizde bulunan minerallerin arkaya kalması sonucu oluşmuştur. Denizdeki bu minerallerin neler olduğunu ve ne miktarda olduğunu tahmin edebilmek o kadar zor değildir. Deniz suyunda, dünyada bulunan ve su ile çözülebilen bütün elementler vardır. Milyarlarca yıldır, yağmurlar aracılığıyla dünya yüzünde bulunan ve su ile çözülebilen bütün mineraller denizlere ulaşmıştır. Dolayısıyla tuz deyince, doğadaki hemen hemen bütün mineralleri içeren madde akla gelir. Tabii bu mineraller doğadaki temsil edildikleri miktarlar oranında da, deniz tuzunda vardır. Bu nedenle kimi elementler, sodyum ve klorür gibi deniz suyunda ve doğal olarak tuzda oldukça büyük miktarlarda temsil edilirken, kalium, kalsiyum, magnesyum gibi elementler miktar açısından daha azdır. Bunun yanında tuzda yaklaşık 84 element ve iz elementler mevcuttur.
          Soframızdaki yediğimiz tuzun tuz olmadığını söylerken şunu kastediyoruz. Endüstrileşme ile birlikte, özellikle ekonomik sebeplerden dolayı, en az 84 elemente sahip olan tuz, rafine edilerek sadece sodyum ve klorür elementine indirgenmiştir. Bu nedenle hemen hemen gerçek tuz elimizden alınarak yerine sodyum klorür (NaCl) ile degiştirilmiştir. Sodyum klorür ile gerçek doğal tuzun tatları aynı olmasa da birbirlerine oldukça yakındır. Bu nedenle tuzun rafine edilmesiyle elde edilen Sodyum Klorür kimse fark edememiştir.Bunun yanında, rafine edilmiş tuz, kaya tuzunun yanında olukça beyaz ve temiz göründüğü için, aynı zamanda da ucuz olduğu için, hemen herkes rafine edilmiş tuzu seçmiştir. Oysa tuz için tarihte savaşlar yapılmıştr. Altınla ölçülen tuz ile birçok ülkede askerlerin aylıkları ödenmiştir. Tuz tarihte bu kadar değerli ve pahaıi iken birden yok pahasına düşmüştür. Uğruna savaşlar yapılan tuz, durup dururken neden bu kadar ucuzlamıştır, yok fiyatına pazara sürülmüştür? Tuzun bu kadar ayaklar altına düşmesi hiç kimseye garip gelmemiştir.
          Aradan seneler geçti, dünya savaşları bitti, insanoğlu çağı deviren makineler icat etti, bilim hemen her alanda en parlak noktasına ulaşıi. Insanoğlunun bu başarılarının karşısında herkes mest olup kalırken, diğer taraftan da, dünyanın hemen her tarafında insanlar kitlesel olarak hastalanmaya başladi. Ve bilim toplumların kitlesel olara sağlıklarının bozulmasına karşı çaresiz olduğunu da inkardan gelemedi. Sağlık sistemlerinin çıkmazı bir ülkeyle kalmayıp dünyayı sardı.
          Toplumsal çıkmazın öncülüğünü tarihte her zaman sistemin dışında düşünmeyi becerebilen insanlar yapmıştır. Işte kitlelerin sağlığı durduk yerde bozulurken ve sisteme bağımlı geleneksel bilim de çaresizliğini itiraf edince, çözüm gene sistemin dışından gelmek zorunda kalmıştır. Yalnız çözümün bugünkü geleneksel sağlık sisteminin dışında gelmesi, bilimsel olmadığı anlamına gelmez. Aksine bugünkü sağlık sisteminde, sağliı sisteminde, sosyal ve ekonomik kaygılar o kadar büyük boyutlara ulaşmıştır ki, bilim de bu sistem içerisinden sadece toplumsal zenginliğinde ulaşmanın bir aracı hale gelmiştir. Bilim o kadar büyük bir çıkmazdadır ki, doğadaki çıplak gözle gözlemlenebilen en basit doğrular, en basit gerçekler bile geleneksel sağlik sistemi tarafından anlaşılamamakta, çoğunlulukla da inkardan gelinmektedir.
          Buna en basit örnek toplumun üzerine bir karabasan gibi çöken yüksek tansiyondur. Vücudun sahip oluğu su miktarını su ve tuz birlikte düzenlerler. Yaşlı insanlar bu sözü böyle ifade edemeseler bile, tuzun yaşam için önemini çok iyi bilirler. Hele ki çölde yaşayan halklar, tuzsuz çölde yaşamanın imkansız oldugu bilirler. Bugün hala daha, güney doğu Anadolu'da hayvanlara sistemli bir şekilde tuz verilir. Bu insanlar yaptıklarının bilimsel açıklamasını yapamazlar, ancak yaptıklarının ne kadar yaşamsal önemi olduğunu bilirler. Işte belki de okur yazar bile olmayan bu insanların yaşam karşısındaki bilgeliğini, geleneksel bilim, modernleşme adı altında inkardan gelmiştir. Dolayısıyla insandaki kan dolaşımının vücuttaki su miktarından derinden etkilediğini kavrayamazlar. Çünkü bilim her şeyden önce bir mantıksal değerler zinciridir. Eğer bu matematiksel mantık zincirinde halkanın bir koptu mu , diğer halkaların sebep sonuç ilişkisi de ortadan kalkar. Yani bilim temelini kaybettiğinden anlaşılmaz hale gelir.
          Bugün geleneksel sağlık sistemi, yüksek tansiyonlu insanlara, hem de büyük bir histeriyle tuzdan uzak durmalarını tembihlerler. Bu ateşin üzerine benzin dökmekle eş değerdedir. Işte sistemin bu bağnaz ve at gözlüklü çıkmazını, sadece pharma endüstrisinin kar hırsına bağlamak doğru değildir. Sağlık sisteminin bu çıkmazı, daha çok da insanın sosyal karakterinde aramak gerekir.
          “Yeni“ her zaman insana bir güvensizlik, bir korku verir. “Yeni“' ye karşı toplumda da aynı güvensizlik ve korku olduğu için, yeniden yana olan, toplumda oldukça sert, sosyal ve ekonomik yaptırımlara uğrar. İşte bu nedenle büyük sosyal değişimler hep devrimlerle gerçekleşmek zorunda kalmıştır. İsa yeniyi söyledi, çarmıha gerdiler. Hz. Muhammed (sav) yeniyi söyledi, çöle sürdüler. Ama sonra dönüp çarmıha gerdiklerine, sürgüne gönderdiklerine tapınmaya başladılar.
          Daha sonra bu yenilikçi fikirlerin etrafında çıkar odakları toplanır, başka bir yeniye tahammül edemezler. İnsanin sosyal karakteri budur. Bugün geleneksel sağlık sistemi etrafında da bir çok çıkar grupları toplanmıştır. Bunların yeniye tahammül etmelerini beklemek boşuna olur.
          Bütün bunlar geleneksel bilimin birçok kazanımlarını, yeteneklerini inkar anlamına gelmiyor. Ancak her geçen gün geleneksel TIP, insanı iyileştirebilecek en doğal yolları terk edip, bütün çözümü ilaç sanayinin sundukları alternatiflerde aramaktadır. Bu yüzden geleneksel TIP çözümünden uzaklaşip, hatta insanı iyileştirmeyi bir yana bırakıp, insan sağlığını tehdit eden yöntemler kullanılmaktadır. Bu haliyle geleneksel TIP ilaç endüstrisinin bir uzvu haline dönüşmektedir. Eğer bilim kendini, endüstrinin kar hırsından kurtarabilir de bağımsız olarak araştırmalarını yapabilirse, tabii ki bilimin kazanımları ve yetenekleri daha da büyüyecektir. O zaman dünya bugünkünden daha sağlıklı ve daha barışçı olacaktır. Oysa insan sağlığının doğal yollardan geri kavuşturmanın tarihi hemen hemen insanlik tarihi kadar eskidir. Bunlar geleneksel TIP tarafından kocakarı ilacı olarak aşağılanmaktadır.
          Doğada tuz iki biçimde bulunmaktadır. Birincisi denizlerde çözülmüş halde, ikincisi, ise toprak altında kaya halinde. Dünyanın çeşitli yerlerinde kristal olarak görülen tuzları da önce kaya tuzu kategorisinde inceleyeceğiz, sonra kristal tuzla kaya tuzu arasındaki ayrımı anlatacağız.
          Kaya, özellikle kristal tuzların çoğunluğu, dünyanın evrimi sürecinde yaklaşik 230-250 milyon yıl önceki dünyanın evriminde “permian“ denilen dönemde oluşmuştur. Bu zamanda, dünya üzerinde sadece “pangea“ adı verilen, dört bir tarafı okyanuslarla çevrili bir kıta vardır. Dünya tarihi içerisinde bu kıta parçalanarak bugünkü yedi kıtanın oluşmasının yolunu açar.
          Bu parçalanmada, depremler, volkan püskürmeleri gibi büyük yer olayları olur. Kimi çukur yerleri deniz suları doldururken, kıtaların birbiriyle buluştuğu yerde de Himalaya dağlari gibi, koca dağlar oluşur. Bu yeni oluşan göller ne denizlere akıp gidebilmiş ne de denizlerden bu gölleri yeni sular ulaşabilmiştir. Böylelikle güneş enerjisiyle suyu kuruyan bu göllerin dibinde deniz tuzu birikmiştir.
          Dünyadaki kimi tuz yataklari, (Örmegin Pakistan'daki) Asya kıtası ile Hindistan yarımadasının birbirine yüklendiği bölgede yüksek basınç altında kristalleşir.
          Kaynak: Yaşamin Gizemi Su ve Tuz, Yücel Aydemir
          Yücel Aydemir'in kitabını sitemizden sipariş edebilirsiniz.
          Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

          Yorum yap


          • #50
            Tuz ve İyot

            İyot Minerali
            İyot, atom no'su 53 olan elementtir. İnsanlarda; büyüme, gelişme ve diğer beyin-vücut işlevleri için mutlak gereklidir. Şöyle ki: tiroid hormonları olan T4-tiroksin ve T3-triiyodotironin'in önemli bir bileşenidir iyot. Bu hormonlar vücudun tüm sistemlerinin gelişmesi (hem fiziksel hem zihinsel) için önemlidirler.
            Gerektiği kadar iyot alınmadığında ''İyot Yetersizliği Hastalıkları'' adı verilen hastalıklar görülmektedir.
            İyot Yetersizliği Hastalıkları
            Tiroid bezi hormonları iyot yetersizliği neticesinde yeterince üretilip kana karışamayacağı için hem gelişme hem de işlevsel bozukluklar ortaya çıkmaktadır. Fiziksel olarak boy uzayamayacak, zihinsel olarak beyin fonksiyonları gelişemeyecektir. Bununla beraber pek çok organda işlevsel bozukluklar da görülecektir.
            İyot yetersizliği hastalıklarını 3 farklı evrede betimlemek doğru olacaktır.
            1-) Cenin ve Bebeklikte:
            a- Düşük,
            b- Ölü doğum,
            c- Bebek ölümü,
            d- Sağırlık - dilsizlik,
            e- Cücelik,
            f- Zeka geriliği,
            g- Özürlü doğumlar.
            2-) Çocukluk ve Gençlikte:
            a- Guatr,
            b- Öğrenmede güçlük,
            c- Algılama - muhakeme yetersizliği,
            d- Cücelik ve kısa boyluluk,
            e- Zeka geriliği.
            3-) Yetişkinlikte:
            a- Guatr,
            b- Tiroid kanser riski yüksekliği,
            c- Performans düşüklüğü.
            Tüm bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi, HAMİLELER İYOTLU TUZ kullanmalıdır. Bilindiği üzere günümüzde hamilelik esnasında tuz kısıtlaması yapılmamaktadır. Bunun nedeni tuzdaki minerallerin hamilelikte çok önemli olduğunun anlaşılmasıdır. Bebek, anne karnında tuzlu suda büyümektedir.
            Diğer Mineraller
            Günde 5 gram tuz kullanmak dünya sağlık örgütü (WHO) tarafından önerilmektedir. İklim ve efora bağlı olarak fazla terlenmesi durumunda ter ile birlikte mineral kaybı olacağından bu miktar artırılmalıdır.
            Purelife Himalaya Kristal Tuz'da %98,28 NaCl (sodyumklorür) ve %1,72 oranında diğer mineraller bulunmaktadır.
            İyot; diğer olarak tanımlanan minerallerden birisidir ve oranı %0,004'tür. Günde 5 gram alınacak olan iyotlu tuzun içerisinde bulunan milyonda dört oranındaki iyot, İYOT YETERSİZLİĞİ HASTALIKLARINI önlemeye yeterli bir miktardır.
            Milyonda 4 oranındaki iyot, fiziksel ve zihinsel gelişim için çok önemli rol oynarken,
            Milyonda 17.200 oranındaki diğer mineraller kimbilir ne kadar çok önemlidir!!!
            İyot dahil tüm mineralleri bitkiler (sebze ve meyveler) topraktan emerler ve insanlar bu bitkileri tükettiklerinde ihtiyaç duydukları mineralleri alırlar. Ancak her bölgede her toprakta tüm mineraller yeterli olmayabilir. Böylece bazı minerallere olan ihtiyacımız özellikle tuz ile karşılanır.
            Son 50 yılda, daha çok ürün elde edeceğiz diye suni gübrelerle toprağın mineral içeriğini bilinçsizce tükettik. Bitkiler günümüzde, eskisinin %10'u kadar besin değeri taşımaktalar. Buna bir de beslenme tarzımızdaki (fast food) değişiklik eklendiğinde dışarıdan almamız gereken mineralleri neredeyse hiç alamıyoruz.
            İşte, vücudumuz gerekli minerali alamayınca beynimiz tuzda mineral olduğunu zannederek devamlı tuzlu yeme isteği yaratmaktadır. Oysa tuz rafine edilerek minerallerinden ayrıştırılıyor.
            Purelife Himalaya Kristal Tuz kullandıktan bir süre sonra (6-12 ay) aşırı tuzlu yeme isteğinizin azaldığını sizde gözlemleyeceksiniz.
            Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

            Yorum yap


            • #51
              Tuz ve Ozmos

              Su moleküllerinin yarı geçirgen zar aracılığıyla (hücre zarı ve kılcal damarların ucundaki kapiler zar) düşük yoğunluktaki çözeltiden yüksek yoğunluktaki çözeltiye geçişmesine ozmos denir.
              Sağlığımız ve Ozmos
              Sağlıklı olmamız ancak hücrelerimizin sağlıklı olması ile mümkündür.
              Hücrelerimizin sağlığı için ise; hücre içine besin maddeleri ve oksijen girmeli, metabolizma sonucu oluşan atıklar hücreden atılmalıdır.
              Hücre bu alış-verişini kendisinin de içinde bulunduğu ''hücre dışı sıvı'' ile yapar.
              Hücre içi sıvı ile hücre dışı sıvı arasındaki bu iki yönlü taşıma işlemini su yapar ve kullandığı yöntem ''ozmos'dur''.
              Ozmos suyun az yoğun ortamdan çok yoğun ortama geçişmesidir ve su devamlı devir halindedir. İşte, bu devir-daimi sağlayan, hücre dışı sıvı ile hücre içi sıvı arasındaki yoğunluk farkıdır.
              Bu yoğunluk farkı TUZ, dolayısıyla onun barındırdığı, hücrelerimiz içine girebilen mineraller sayesinde oluşur.
              Tuz olmadan yaşam olmaz, öyleyse tuz doğal olmalı, rafine olmamalıdır.
              Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

              Yorum yap


              • #52
                Tuz ve Sağlık

                Aşağıdaki yazı Prof. Dr. Muammer Kaya'nın ailem.com sitesinde yayınlanan yazısından alınmıştır.
                Tuz ve Sağlığınız
                Bitkiler mineralleri topraktan alır. İnsanlar bitkileri (tahıl, sebze, meyve) yiyerek mineralleri alırlar. Son 50 yılda, insanoğlu doğal sistemi/dengeyi suni gübrelerle (azot, fosfor ve potasyum içeren) bozarak daha fazla ürün aldı, daha fazla alanı ekti-biçti, verimini ve gelirini artırdı. Ancak toprağın mineral içeriğini bilinçsizce tüketti. Bilimsel çalışmalar bugünkü sebze ve meyvelerin 50 yıl öncekilerine nazaran ancak %10 kadar besin içerdiğini göstermektedir.
                Neden Çok Tuz İsteriz?
                Tuz, insanların ilk bulduğu ve kullandığı maden/minerallerden (doğal kaynak) biridir. Eski çağlardan beri besinleri saklamakta ve tatlandırmakta yaygın olarak kullanılmaktadır. İnsanlar vücutları için besinlerden yeteri kadar mineralleri alamayınca, günlük beslenmemizde çoğumuz daha fazla tuz kullanırız. Onu şiddetle arzularız. Bunun nedeni vücudumuzun 82 eksik elemente/minerale olan isteğidir. Bu 82 elementin çoğu iz elementleri olup, vücudumuz tarafından çok az miktar gerekir, ancak eksikliği bugün bir çok hastalıklara yol açabilmektedir. İnsanlar mineral ihtiyaçlarını iki kaynaktan temin edebilirler: bitkiler ve tuz.
                Doğal Rafine Edilmemiş Deniz Tuzu mu? Rafine Sofra Tuzu mu?
                Doğal, rafine edilmemiş deniz tuzu, insan vücudu için gerekli minerallerin çoğunu gerekli oranlarda içermektedir. Doğal tuz vücut sıvılarının hücrelerden serbest geçişine yardımcı olurken, rafine tuz sıvıların geçişini engelleyerek kronik böbrek sorunlarına neden olabilmektedir. Rafine edilmemiş ve işlem görmemiş doğal deniz tuzu sağlık için önemlidir. Doğal deniz tuzu daha iyi bir tada sahip olduğu gibi vücuda gerekli mineral ve iz minerallerini de sağlayabilmektedir.
                Tuz ve İnsan Sağlığına Etkileri
                Kanımızın ve tuzlu sıvıların kimyasal ve mineral bileşimleri ile deniz suyu arasında şaşırtıcı benzerlikler vardır. Annesinin karnındaki embriyo tuzlu su ile dolu bir kese içinde bulunur. Deniz suyu 84 mineral elementi içerir ve bu elementler insan vücudunda bulunur. Modern bilime göre bu elementlerin 24’ü yaşam için zorunlu olmasına rağmen 84 elementin uygun dengesi iyi sağlıklı vücut için gereklidir. İyon kaybı dengesizliklere, hücre yaratma ve büyümede bozulmalara sebep olur. Hücre kayıpları sinir bozuklukları, beyin kusurları, kas hasarları ve hastalıklara neden olur. Bu yüzden kandaki tuz ve iyonların uygun mineral dengesi sağlık için hayati öneme haizdir. Bu kompozisyon çok kesin sınırlar arasında olmak zorundadır.
                Birçok hastalıklar ve kötü sağlık şartları mineral eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu minerallerin çoğu deniz suyunda bulunmaktadır. Bugün kullanılan tuzların çoğu büyük endüstriyel firmalarca üretilmektedir. Üretilen tuzun %93’ü sanayi proseslerinde ve %7’si besin olarak kullanılmaktadır. Tuz ya geniş yer altı yataklarından ya da deniz/göl sularından rafine edilerek elde edilmektedir. Tuz içindeki safsızlıkları uzaklaştırmak ve mineralleri çıkararak tuzu daha çekici ve homojen yapmak için rafine edilir. Rafinasyon ile tuzun görünümü güzel ve akışı kolay olur, ancak içerdiği 84 minerallin 82’si uzaklaştırılmış olur.
                Endüstriyel prosesler sadece sodyum ve klor içeren tuz gerektirir. Uzaklaştırılan 84 elementin 82’si yan ürün olarak ilave gelir getirdiğinden ayrı satılır. Örneğin bor motorlarda vurmayı azaltmak için petrol katkısı, kimyasal gübre vs. olarak kullanılır. Tuzdan uzaklaştırılan kimyasallar ve mineraller plastik yapımında kullanılır. Sonuç olarak, rafine sofra tuzları sadece sodyum klorürdür, diğer tüm yararlı element mineralleri uzaklaştırılmıştır.
                Kimyasal katkı maddeleri alüminyum hidroksit ve alüminyum silikat (%1) tuzu beyazlatmada ve paketlemede su emmesini önlemek için ilave edilir. Böylece tuz kolay akar, iyot ve iyotlu (potasyum iyodür) dengeleyiciler (50 mg/kg) de ayrıca ilave edilir. Rafine tuzun su emmemesi, tuzun vücudumuz tarafından uygun şekilde absorplanmasını da engeller. Bu yüzden rafine sofra tuzu zararlıdır. Rafine tuz içindeki kimyasal katkılar, vücudumuzun tuzu emmesi ve işlemesini zorlaştırır. Sonuç olarak rafine tuz vücudumuzda birikir. Tuzun bir kısmı damar duvarları, arterler, beyin, idrar yolları, cinsel organlar, bez sistemleri veya kemiklerin eklemlerinde birikerek problemlere yol açabilmektedir. Sonuçta bu bölgelerin kırılgan olmasına ve hayati vücut fonksiyonlarının zayıflamasına neden olabilmektedir.
                İyi Tuz – Kötü Tuz
                Modern tıbba göre tuz alkol ve sigara gibi dietten uzaklaştırılması gereken bir madde olarak görülür ve yüksek tansiyonun en önemli sebeplerinden biri olarak kabul edilir. Yüksek tansiyon ve kalp hastaları için düşük tuz diyeti rafine tuzlar için geçerlidir. Doğal deniz tuzu bir çok mineral içeren sodyum klorürün birikimini engelleyen ve kan basıncını düşüren bir madde olmaktadır. Deniz tuzu fazla sodyumu uzaklaştırmaktadır. Tuz diyeti/azlığı aynı zamanda insanlarda hücre dejenerasyonu ve yaşlanmasını hızlandırmakta ve biyokimyasal açlığa neden olmaktadır. Tuz azlığı böbrek zayıflığı, karaciğer stresi ve adrenal tükenmesine yol açabilmektedir. Ayrıca kalp kasları kapakçıklarının yorulması olabilmektedir. İyi doğal deniz tuzunun iyileştirme gücü C ve E vitaminleri ve diğer besinlere eşit olduğu savunulmaktadır.
                İyi tuz %100 el ile hasat edilmiş, beyazlatılmamış, kekleşme reaktifleri ilave edilmemiş, yıkanmamış, düşük sodyum klorür seviyeli, katkı maddesiz, 84 mineral içeren, rafine edilmemiş doğal deniz tuzudur.
                Tuz ve Türkiye
                Türkiye, tuz potansiyeli açısından oldukça zengindir. Tekel 1 adet deniz, 3 adet göl, 4 adet kaya ve 38 adet kaynak olmak üzere 48 tuzlaya sahiptir. Toplam kaya tuzu rezervi 343 milyon ton ve deniz tuzu rezervi ise sonsuzdur. Tekel’in yıllık üretim ve satışı yaklaşık 2 milyon ton civarındadır. Türkiye’de üretilen tuzların çoğu rafine tuz olup %40 sodyum ve %60’ı klor içermektedir.
                Prof. Dr. Muammer KAYA
                OGÜ, TEKAM Müdürü
                Eskişehir, Osmangazi Üniversitesi
                Teknoloji Araştırma Merkezi (TEKAM) Müdürü, e mail: mkayaqogu.edu.tr
                Kaynaklar
                1. www.saltoftheearth.com
                2. Endüstriyel Hammadde Yatakları ve Madenciliği, 1992.
                Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                Yorum yap


                • #53
                  Tuzun dışında hiçbir şey tuzun yerini tutamaz
                  Tuzun dışında hiçbir şey tuzun yerini tutamaz
                  Yemeklerin yapımı sırasında damak tadı ve lezzet nedeni ile ilâve edildiği düşünülen tuz, esasında doğal bir vücût ihtiyacı ile konulmaktadır. Çünkü tuzun yerini tutabilecek hiçbir madde yoktur. Vücûdu oluşturan hücrelerin içi ve hücrelerarası ortam tuzlu sudur. Anne karnındaki bebek tuzlu su ortamında gelişir; çünkü hayat tuzlu sularda başlamıştır, eksikliğinde de biter.
                  Saf su elektriği iletmez; tuzlu su ise vücûtdaki elektriğin üretilmesinden ve iletilmesinden sorumludur. Hücrenin içi ile dışı arasındaki farklı tuz konsantrasyonundan oluşan ozmotik basınç farkı ile de madde alışverişi sağlanır. Vücûda bağlanan serum veya göz-burun damlaları vb. gibi dışarıdan dâhil edilen sıvıların konsantrasyonları 'izotonik' denilen vücût hücre sıvısı konsantrasyonuna uygun olmalıdır. Hattâ, içilen suyun bile saf su olmaması gerekir. Çünkü saf su, vücûtdaki mineralleri çözüp uzaklaştırarak vücûdu güçsüz ve zâfiyet hâlinde bırakır. Benzer şekilde, rafine edilmiş, içindeki doğanın malı ve vücûdun ihtiyacı olan minerallerden arındırılmış sofra(!)-sanayi tuzu, sözde saf tuz, vücût için çok faydalı değildir; kurumanın başlıca sebeplerinden biridir.
                  Bu bakımdan, 250 milyon yıl önce, yer kabuğunun tektonik hareketleri ile, iç denizlerin kuruyarak yüksek basınç altında sıkışıp yoğunlaşması ile kristallenmiş, içinde doğal minerallerin kolloidal biçimde dağılımı ile zenginleşmiş Himalaya kristal tuzu, vücût için en ideal tuzdur. Kaya ve deniz tuzu ile kristal tuz arasındaki fark, aynı karbon atomlarından yapılmış olmasına rağmen, yüksek basınç ve sıcaklıkta kristallenmiş olmasından dolayı elmas ile bu özelliklerden yoksun şekilde oluşan linyit (kömür) arasındaki farka benzer.
                  Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                  Yorum yap


                  • #54
                    Tuzun Kullanımı nasıl olmalı
                    Tuz'un Kullanımı nasıl olmalı?
                    Kristal tuzlu su çözeltisi nasıl hazırlanır?
                    Birçok alandan kullanılmak üzere önce kristal tuzla doymuş bir çözelti hazırlanır. Bu çözelti hemen her tuzla su kullanım biçimi için temel teşkil edeceğinden, nasıl bir doymuş çözelti hazırlanır onu görelim. Hazırlayacağımız bu doymuş tuzlu suyu çok amaçlı kullanabilirsiniz. Asıl tuzlu su içme kürü için hazırlanır. Buna karşın yemek yapmada kullanabilirsiniz. Kavanozdaki su tükendiği zaman, içinde kristal tuz bulunduğu sürece, tekrar tekrar üzerine su katabilirsiniz.
                    Tuzlu Su Doymuş Çözeltisi Hazırlanışı
                    Temiz bir kavanozun içine birkaç parça kristal tuz koyun
                    Tuzların üzerini örtebilecek kadar, kaynak suyu dökün.
                    Yaklaşık iki saat sonra, eğer tuzlar tamamen erimişse, biraz daha tuz koyun
                    Tuz suda ancak %26 oranında çözülür ve bu bir doymuş çözeltidir.
                    Kavanozun kapağının plastik olmasına dikkat edin. Çünkü metaller elektrik ve ışık enerjisini kendi bünyesinde toplarlar ve ayrıca çok çabuk paslanır.
                    Tuzlu su içme kürü nasıl yapılır ?
                    Her akla gelende su içmek gereklidir, ancak bu istenilen sonuca ulaşmak için yeterli değildir. Özellikle kanser, yüksek tansiyon, astım ve aşırı kilolardan kurtulmak için değil, aynı zamanda, hastalıkları ve erken yaşlanmayı önlemek için, bir ömür boyu yapılması gerekir. Ancak böylelikle insan hastalıklardan kendini koruyabilir. Tuzlu su ile yapılacak içme kürü aşağıdaki gibidir.
                    Sabahleyin alacağınız tuzlu suyun önemi şurada; vücuttaki su miktarı tuz belirler. Çünkü su alındığı zaman, natrium iyonları su ile birleşerek hücre zarından dışarı taşınır. Bu şekilde vücutta su toplanır. Eğer vücudunuza tuz almazsanız, su vücudumuza hiçbir fonksiyon üstlenmeden dışarı çıkar. Yemeklerden önce içeceğiniz su, hücrede elektrik enerjisi üretir. Böylelikle vücut gereksiz yemek yeme isteğini ortadan kaldırır. Su vücudu terk ederken zehirli atıkları dışarı taşır. Böylelikle vücudun asit – baz dengesini yeniden kurar.
                    Yemeklerde içeceğiniz su ise sindirim sistemine yardımcı olur. Yiyeceklerin hidrolizini kolaylaştırarak vücuda girmesini kolaylaştırır. Şunu utmamak gerekir ki, ancak su içerisinde çözülebilen yiyecekler vücuda girebilir.
                    Tuzla su içme kürünün hemen her sağlık sorusuna karşı kullanılması gerekir ve oldukça güzel su verir. Sebebi ise daha öncede söylenildiği gibi, vücudun en önemli enerji ve mineral açığını kapatır. Diğer taraftan ise vücutta yıllardir birikmiş toksinlerden kurtarır.
                    Yalnız böbrek rahatsızlığı, kalp rahatsızlığı ya da kan dolaşımı sorunları olanların, yıllarca su içmeden bir günde 2,5 litreye çıkarmaları sorunlar yaratabilir. Bu nedenle, bir hafta içerisinde yavaş yavaş artırmakta fayda vardır. Böylelikle vücuda bu yeni değişmeye ayak uydurma fırsatı sağlanır.
                    Tuzlu su küründe her şeyden önce suyun kalitesi ve sürekliliği önemlidir. Sadece su içmek istediğiniz zaman değil, kurala uygun olarak içmek gerekir. Özellikle yemeklerden yaklaşık yarım saat önce içilen su, vücuda en yararlı sudur.
                    Tuzlu su içme kürü sadece hastalıklara karşı ya da sadece hastalık bitinceye kadar anlaşılmamalıdır. Insanın yalnızca kaybedilen sağlığın geri getirilmesi için değil, var olan sağlığımızı korumak için de tuzlu su içme kürü yapmamız gerekir.
                    İnsanoğlu normal koşullarda dünyaya sağlıklı gelir. Nasıl ki dünyaya gelinceye kadar ana rahminde tuzlu su içerisinde büyürse, ölünceye kadar da bu tuzlu suya ihtiyaç duyar. Daha öncede belirttiğimiz gibi su ve tuz yaşayan canlı için en önemli besin kaynağıdır. Ne tuzu tatlandırıcı olarak nede suyu, susadığımız zaman içmemiz gereken bir madde olarak görmek gerekir. Her gün ama her gün susayalım, vücudun ihtiyacı olan suyu ve tuzu almamiz gerekir. Sağlıklı ve dengeli gelişmelerini sağlamak için, çocuklarımıza da su içmeyi ögretmemiz gerekir.
                    Himalaya kristal tuzuyla, sağlığınızı korumak ya da geri kazanmak için tuzlu su kürü uygulamaya başladığınız zaman, evinizdeki rafine edilmiş tuzu da hemen mutfağınızdan uzaklaştırmanız gerekir. Yoksa bir taraftan, hazır yiyeceklerde aldığımız tuz, öbür taraftan evde kullanılan rafine edilmiş tuz, yaptığımız kürün doğru sonuçlara ulaşmasını engeller.
                    Sürekli içilecek tuzlu su kürü vücutta şu değişmelere sebep olur.
                    Vücudun asit ve baz dengesini olumlu etkiler.
                    Vücudun elektrik yükünü olumlu etkiler.
                    Dolaşım sistemini ve organlarını olumlu etkiler.
                    Kan basıncının düşmesine sebep olur.
                    Vücutta biriken toksinlerin ve ağır metallerin dışarı atılması sağlar.
                    Kaynak: Yaşamın Gizemi Su ve Tuz, Yücel Aydemir
                    Yücel Aydemir'in kitabını sitemizden sipariş edebilirsiniz.
                    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                    Yorum yap

                    Hazırlanıyor...
                    X