Duyuru

Collapse
No announcement yet.

GDO'lu ekmekle sağlığımızı bozdular

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • GDO'lu ekmekle sağlığımızı bozdular

    GDO'lu ekmekle sağlığımızı bozdular


    ntv.com.tr
    9 Mayıs 2015 Cumartesi , Tülay KARABAĞSağlık

    Dünyada GDO’lu ilk gıdanın buğday olduğunu belirten Dr. Ümit Aktaş, kanser, diyabet gibi hastalıklardaki hızlı artışın nedeninin kimya sektörü olduğunu söyledi, “Önce gıdamızın genetiği ile oynayıp sağlığımızı bozdular, sonra da ömür boyu kullanacağımız kimyasal ilaçları bize sattılar” dedi.


    Dünyada hızla artan diyabet, kanser gibi hastalıkların en önemli nedeninin gıdalar olduğunu belirten Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, gıdaların bozulmasına ve onlara konulan kimyasal katkı maddelerine dikkat çekti.

    ‘Bitkisel Kürlerle İlaçsız Tedavi’ adlı yeni kitabının tanıtım toplantısında konuşan Aktaş, koruyucu hekimliğin ilk basamağının beslenme olduğuna vurgu yaptı. Kimyasal ilaçları kullanmadan birçok hastalıktan korunmanın ve kurtulmanın mümkün olduğunu öne süren Aktaş'a göre, hastalıkların temelinde yatan etken; doğası bozulan gıdalar.
    Dr. Ümit Aktaş: Kimyasal tıp, fitoterapiyi kabul etmiyor ama dağdan gelip bağdakini kovuyor.
    GDO'LU BUĞDAY DÜNYAYA YAYILDI, HASTALIKLAR PATLADI

    Bu konudaki en çarpıcı örneğin buğday olduğunu söyleyen Fitoterapist (Bitkilerle bilimsel tedavi uzmanı) Aktaş, “Aslında buğday bir GDO’lu gıdadır” diyerek şöyle devam etti: “Ama dünyadaki hiçbir ülkenin gıda yasası buğdayın GDO’lu olduğunu söylemez, yazmaz. 1943 yılında Amerika’da buğdayı ıslah etmek için kurulan enstitü, bütün dünyaya bu genetiği değiştirilmiş buğdayı yaydı. Bu buğday, şu anda mücadele ettiğimiz hastalıkları yarattı. Buğdayın genetiği değiştirilene kadar dünyada çölyak, gluten intoleransı gibi hastalıklar yoktu. Ama şu anda sadece Türkiye’de 5.5 milyon çölyak ve gluten intoleransı hastası var.”

    “HASTA İÇİN İLAÇ DEĞİL, İLAÇ İÇİN HASTA YARATTILAR”

    “Önce gıdamızı bozdular, genetiği ile oynanan gıdalar sağlığımızı bozdu, sonra 'sağlığınızı geri getireceğiz' diye ömür boyu kullanacağımız kimyasal ilaçları bize sattılar” diyen Dr. Aktaş’a göre, bütün bu olan bitenin arkasında kimya sektörü ve onun firmaları var:
    “Kimya sektörü, 2. Dünya Savaşında kazandığı parayı iki önemli alana yatırdı. Birincisi gıda ve tarım, ikincisi ilaç sektörü. Her şey kimya sektörüne bağlı firmaların başının altından çıktı, önce gıdaların ticaretini yapabilmek için içine katkı maddeleri koydular, çünkü raf ömrü gerekiyordu. Arkasından GDO yaptılar ve bu gıdaları bize yedirip hasta ettiler. Sonra da bizi ilaçlara mahkum ettiler. Yani 20. yüzyılın belası kimya sektörüdür.”

    DİYABET KANSERDEN DAHA TEHLİKELİ BOYUTTA

    Günümüzde daha çok kanserin konuşulduğunu ancak asıl tehlikenin diyabet olduğunu kaydeden Aktaş’ın verdiği rakamlar bir hayli çarpıcı. ABD’de 1980’de % 6 olan diyabet görülme sıklığının 2009’da % 24’e çıktığını aktaran Aktaş, Türkiye’de diyabetin 12 yılda % 80 artış gösterdiğine dikkat çekti.
    Dr. Aktaş: Diyabet, çölyak, kanser, romatizma, grip, astım, troid, kemik erimesi, böbrek, prostat hastalıkları, sedef, egzama, selülit ve daha birçok hastalığın ilaçsız tedavisi mümkün.
    "30 YIL SONRA TÜM TÜRKİYE DİYABET OLACAK"

    Ülkemizde 10 milyonun üstünde diyabet hastası olduğunu söyleyen Aktaş’ın “Böyle giderse 30 yıl sonra Türkiyenüfusunun toplamı diyabet olacak” tespiti ise endişe verici.

    Bu artışın genetiği ile oynanan tam tahıllı ürünlerin tüketilmesinden sonra olduğunu dile getiren Dr. Aktaş, diyabetteki bu iç karartıcı tablonun arkasında ise ekonomik çıkar peşinde olan çevreler bulunduğu görüşünde:

    "HASTALIKLARIN BİTMESİNİ İSTEMİYORLAR ÇÜNKÜ BU BÜYÜK BİR PAZAR"

    “Bu hastalara sadece tam buğdaylı diyetler verilerek hastanın şekerinin daha çok artması sağlanıyor. Bu sadece ülkemizde değil dünyada da böyle. Amerikan Diyabet Derneği, 1980’den itibaren diyabeti önlemek için tam buğdaylı ürünler tavsiye ediyor. Türkiye’de devlet diyabetteki bu ürkütücü rakamlarla ilgili ne yapıyor… Diyabet, hiçbir ilaç, insülin veya oral antidiyabetik kullanmadan tedavi edilebilir. Bu hastaların % 95’i beslenmenin düzenlenmesi, bazı bitkisel takviyeler yani fitoterapi, ozon terapi, hastanın egzersiz yapması ve kilo vermesinin sağlanmasıyla tam şifaya kavuşabilir ve ilaçlarından kurtulabilir. Yani ilaçsız tedavi mümkündür. Peki niye bunu yapmıyoruz da ilaçlara mahkum yaşıyoruz? Çünkü bu, çok büyük bir pazar ve bundan yararlananlar hastalığın bitmesine izin vermiyor.”
    Fitoterapist Dr. Ümit AktaşKanserde de aynı tablonun geçerli olduğunu belirten Aktaş, Sağlık Bakanlığı’nın verilerine atıfla, “2002’de Türkiye’de kanserden ölüm oranı % 12, 2012’de % 21. Yani klasik kanser tedavileri kanserden ölümleri engellemiyor” dedi.

    “HASTALAR AKTARLARIN KUCAĞINA İTİLİYOR”

    Aynı zamanda Bahçeşehir Üniversitesi Fitoterapi Eğitim Koordinatörü olan Dr. Ümit Aktaş, kanser tedavisinin içinde mutlaka fitoterapinin olması gerektiğini söyledi ve şöyle devam etti: “Bunu onkologlarla fitoterapistler birlikte yapmalı. Onkologlar hastalarını azarlayarak, ‘Sakın hiçbir şey kullanma’ diyerek onları aktarların kucağına itiyor. Hastalar, doktorlarından bu cevabı alamadıkları için, aktarların veya komşu önerilerinin kurbanı olabiliyor. Ancak onkologlar, fitoterapi uzmanlarına yönlendirirlerse hastalar zarar görmez. Aktar tıbbının bu kadar güçlenmesinin sebebi doktorların, fitoterapiyi reddeden tutumlarıdır. Fitoterapiyi yapması gerekenler, bu işin eğitimini almış doktorlardır. Fitoterapi, aktar demek değildir, bitkilerle bilimsel tedavi demektir.”
    Avrupa ülkelerinde doktorlarca reçete edilen bütün tedavilerde fitoterapi ürünleri vardır. Örneğin Almanya’da bu oran % 67’dir. Ayrıca Japonya’da oran % 70’i bulmuştur.
    “BESİNİNİZ İLACINIZ, İLACINIZ BESİNİNİZ OLSUN”

    Sadece onkolojinin değil, bütün tedavilerin fitoterapi ile kol kola olması gerektiğini kaydeden Aktaş, Bitkisel Kürlerle İlaçsız Tedavi kitabında; kronik hastalıklarda en etkili kürleri ve savaş stratejilerini okurlarıyla paylaştığını söyledi.

    Kitapta, hastalıkları tamamen iyileşen gerçek yaşam öykülerinin de yer aldığını belirten ve evde bitkilerin nasıl doğru kullanılacağını anlattığını dile getiren Dr. Aktaş sözlerini, Hipokrat’tan bir alıntıyla noktaladı: “Besininiz ilacınız, ilacınız besininiz olsun.”

  • #2
    Toplumun yarısı hasta ama haberi yok!

    Romatizma ağrınız ilaç almanıza karşın geçmiyor mu? Ekmek yediğinizde dünyanız kararacak kadar kendinizi hasta mı hissediyorsunuz? Alerjiden mi mustaripsiniz? Nedeni beslenme tarzınız olabilir. Fitoterapi uzmanı Dr. Ümit Aktaş, yeni kitabında ekmeğin insanı hasta ettiğini ama pek çok kişinin bunun farkında bile olmadığını savunuyor.


    İnci Döndaş
    Bilim ekmekteki şekerin kesme şekerden fazla olduğunu, buğdayın insanları hasta ettiğini, bebek sahibi olamayan pek çok kadının sorununun aslında çölyak hastalığından kaynaklandığını, diyabet ve kanserin gittikçe arttığını biliyor musunuz? Fitoterapi uzmanı Dr. Ümit Aktaş, yeni kitabı Bitkisel Kürlerle İlaçsız Tedavi’de, bu soruların yanıtlarını veriyor.
    - Hipokrat yüzyıllar önce “Besininiz ilacınız, ilacınız besininiz olsun” demiş. Bugün beslenme konusunda bu sözü ne kadar uygulayabiliyoruz?
    Maalesef uygulayamıyoruz. Tıp bilimi Hipokrat’ın öngörüsünden hala çok uzakta. Günümüzde kendisine ‘modern tıp’ diyen ekol, beslenmeye zerre kadar ilgi göstermiyor ve hatta tıp fakültelerinde öğrencilere beslenme dersi bile okutulmuyor. Öte yandan, İkinci Dünya Savaşı sonrasında hayatımıza giren ‘raf ömrü’ kavramı ayrı bir tehlike. Bunun için yapılan kimyasal müdahaleler, gıdaların doğal yapısını bozdu ve hastalıkları tetikledi. GDO’lu gıdalar da büyük bir tehlike oluşturuyor.
    BUĞDAYIN GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLDİ
    - Ekmek yenilmemesini hatta buğdayla yapılan ürünlerin kesinlikle tüketilmemesini öneriyorsunuz. Buğdayın suçu nedir?
    Buğdayla ilgili en önemli problem, genetiğinin değiştirilmesi. ABD, 1943’te dünyadaki açlığı engellemek için buğdayı ıslah etme çalışmaları başlattı. Yapılan işlemin ıslahla falan alakası yoktu. Genetiğine düpedüz müdahale ettiler! Verimi artırmak için cüce buğday türünü ürettiler. Buğdayın genetiğiyle birlikte içerdiği temel maddelerin de yapısı değişti. İçindeki glüten proteininin varyasyonları farklılaştı. Farklılaşan glüten proteini çok önemli hastalıklara yol açtı. Çölyak hastalığı dünyada ilk defa buğdayın genetik yapısı değiştirildikten 10 yıl sonra tanımlandı. 1980’den itibaren, Amerikan Diyabet Derneği, diyabeti önlemek amacıyla herkesin tam buğday ürünlerinde zengin beslenmesini tavsiye etti. Sonuç ne oldu? Sadece ABD’de bu önerilerden sonra 30 yıl içinde diyabetli hasta oranı dört katına çıktı!
    - Çölyak hastalığını ‘büyük taklitçi’ olarak adlandırıyorsunuz.
    Çölyak, 1953’te ilk tanımlandığında, on binlerce kişiden birinde görülen, genetik yatkınlıkla geçtiği düşünülen bir hastalıktı. Oysa bugün ülkemizdeki çölyak hastalığı oranı yüzde 1.15. Bir de ortaya çıkmayan, başka hastalıkları taklit eden glüten hassasiyetleri var ki onlar daha sık görülüyor. Yani şu anda ülkemizde toplam 5 milyon 500 binin üzerinde çölyak hastası ve glüten hassasiyeti olan hasta var. Bunların arasında teşhis konulabilenlerin sayısı sadece 10 bin, diğerleri glüten hassasiyetleri olduğunu bilmeden çeşitli hastalıklarla boğuşuyorlar. Çölyak, sadece genetik yatkınlık sonucu ortaya çıkan bir hastalık değil. Bir kişi 40 yaşına kadar hasta değilken, 41’indeyken olabilir. Yapılan çalışmalara göre, son 40 yıl içinde bu rahatsızlık erişkinlerde dört kat arttı. Çocuklarda artış hızı daha korkunç: son 10 yıl içinde çocuklarda 11 katına çıktı.
    ÇÖLYAK HASTALIĞI KISIRLIK SEBEBİ
    - Çölyak’ın kısırlığına bile neden olduğunu söylüyorsunuz.
    Evet. Tüp bebek merkezlerine taşınan, ciddi paralar ödeyen ve yıllarını bu tedaviye harcayan insanların önemli bir kısmı aslında kısır değil, çölyak hastası! Ama kimse bunlara diyet vermiyor, ‘Buğdayı kesin’ demiyor. Oysa glütensiz beslenseler, zaten bir sene içinde hamile kalma şansları var. Üstelik ilaç kullanmadan, gereksiz maliyetlere ve strese girmeden... Öyle bir gıda maddesi düşünün ki yenildiğinde kısırlıktan kansere, diyabetten şizofreniye kadar pek çok hastalığın oluşmasına sebep oluyor. Ve birileri bu gıdayı dünyaya yaymak için elinden geleni yapıyor.
    - “Ekmek yemek bağırsakları çalıştırıyor, yemezseniz kaslarınız erir” gibi ifadelerin doğru bilinen yanlışlar olduğunu söylüyorsunuz. Bunun gibi başka neler var ekmek ile ilgili?
    Özellikle diyetisyenler ‘Ekmek yemezseniz kaslarınız erir’ tarzında ifadeleri çok sık kullanıyor. Ekmek yemekle kas yapımı arasında hiç bir ilişki bulunmaz. Ayrıca diyabet hastalarına tam buğday ürünlerinden zengin beslenme listeleri verilmesi son derece yanlış. Diyabet hastalarına yasaklanan şekerin glisemik indeksi 59’dur. Oysa tam buğdayınki 72’dir. Diyabet hastalarına tam buğday ürünlerinin bolca yedirilmesi, hastaların kan şekerlerini daha fazla yükseltir ve hastayı insülin kullanımına götürür.
    - Kitabınızda “Kelle paça unutuldu, sağlık bozuldu” diyorsunuz. Neden?
    Paça çorbası kollajen içerir. Kollajen bizim dik durmamızı, dinç kalmamızı, cildimizin gergin olmasını sağlayan maddedir. Aynı zamanda bağışıklık sistemi için gereklidir. Paça çorbası ve kemik suyunun unutulması, kollajen eksikliklerine yol açtı. Bu da bağışıklık sistemimizin bozulmasına sebep oldu.
    - D vitamini neden bu kadar önemli?
    Ciğer, tereyağı, yumurta, süt ve süt ürünleri D vitamini içerir. Bu gıdalar yıllarca sözde kolesterol tehlikesi bahane edilerek insanlara yedirilmedi. Bunun sonucu olarak bugün hastalarımızın yüzde 90’ından fazlasında D vitamini eksikliği görüyoruz. Gıdalarla alınan D vitamini aktif formda değildir. Güneş, aktif olmayan D vitamininin aktif hale geçmesini sağlar.
    BOL TURŞU VE ELMA SİRKESİ TÜKETİN
    - Kitabınızda verdiğiniz beslenme önerilerinde salatalara ev yapımı elma sirkesi konulmasını, yemekte turşu yenilmesini istiyorsunuz. Neden?
    Ev turşusu, ev yoğurdu, ev sirkesi ve kefir, fermente gıdalardır ve bol miktarda probiyotik içerir. Probiyotikler, sağlığımız için çok önemli canlılar. Probiyotikler bağışıklık sisteminin ilk savunma duvarı. Bizim adımıza sindirimi gerçekleştirirler, bizi kanserojenlerden korurlar, serotonin üreterek depresyona girmemizi engellerler, çeşitli vitaminlerin üretimini ve emilimini gerçekleştirirler.
    ÇOCUĞUNUZUN ZEKİ OLMASINI İSTİYORSANIZ ONA YAĞ YEDİRİN
    Dr. Ümit Aktaş, hastalıklardan korunmak için doğal ve geleneksel beslenmeyi öneriyor:
    - Doğal ve geleneksel beslenin. İşlenmiş gıdaları, buğday ürünlerini, şekeri, hazır mayayı hayatınızdan çıkarın.
    - Her türlü sebze meyveyi mevsiminde yemelisiniz. Mevsim dışı yenilen sebze ve meyveler, tarım ilacı ve hormon deposudur.
    - Bol bol paça çorbası ve kemik suyu içmelisiniz, zeytinyağı ve tereyağı tüketmelisiniz.
    - Özellikle çocukların light ürünlerle beslenmesi cinayettir. Çocuğun gelişebilmesi için yağ gerekir, yağ olmadan hormonlar yapılamaz, beyin dokusu gelişemez. Çocuğunuzun sağlıklı ve zeki olmasını istiyorsanız, yağ yemesini engellemeyin.
    BUĞDAYDAN VAZGEÇİN
    - Diyabetin çok önemli bir hastalık olduğunu ve gittikçe arttığını söylüyorsunuz. Bu artış grafiği nedir?
    2010 yılında yapılan araştırmaya göre ülkemizde 10 milyonun üzerinde diyabet hastası ve 22 milyonun üstünde de diyabete aday olan prediyabet hastası var. Eğer böyle giderse ve tedbir alınmazsa, 30 yıl sonra ülkemizdeki herkes hasta olacak. Bu dehşet verici artış, yanlış beslenme önerileriyle körükleniyor. Bir an önce buğday içeren beslenme programlarından vazgeçilmeli.
    KANSER 10 YILDA YÜZDE 80 ARTTI
    - Kansere bağlı ölümlerin son 10 yıl içinde arttığını söylüyorsunuz. Nasıl bir artış bu?
    2013 yılının ekim ayında TBMM’de bir soru önergesi verilerek Türkiye’de 2002-2012 yılları arasında kansere bağlı ölüm oranları soruldu. Sağlık Bakanımız Dr. Mehmet Müezzinoğlu’nun Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine dayandırarak yaptığı açıklamaya göre 2002 yılında Türkiye’de kansere bağlı ölüm oranları yüzde 12’ymiş. 2012 yılında ise yüzde 21’e çıkmış.
    Yani, ülkemizde 10 sene içinde kansere bağlı ölüm oranlarında tam yüzde 80 artış görülmüş. Dünyada aynı dönemde yüzde 80 artış gösteren ikinci bir ülke daha yok! Hastalığın artışı bu ivmeyle devam ederse bundan sonraki 10 sene içinde ölüm oranları yaklaşık yüzde 38 olacak demektir.
    - En çok görülen kanser türleri nedir?
    Erkeklerde akciğer, kadınlarda meme kanseri daha sık görülüyor.

    Yorum yap


    • #3
      Malezya Seyahatim ve Gözlemlerim
      Malezya çok çok temiz, bakımlı Avrupa'nın İsviçresini geçmiş. Şeriyat kanunları olduğu için insanlar asla kavga etmiyor, hırsızlık dolandırıcılık vs yok. Sokaklar'da polis yok, çünkü vukuat yok. Herkes güler yüzlü. Sadece Hint ve Çin lokantalarının önünden geçerken kötü bir koku var. Gerisi mükemmel, fakat insanlarda ABD li ve Avrupalılara özelikle de ingilizlere karşı halla bir eziklik var. Trafik çok çok yoğun olduğu saatlerde bile insanlar bekliyor, klakson çalmıyorlar, bağırıp, çağırmıyorlar çok sakinler.

      Malezya Sokaklarda Eczane bulamazsınız çünkü yok. YANİ İNSANLAR HASTA DEĞİL, Onlar yani Güney Doğu Asyalılar hasta değilken Amarikalılar, Avrupalılar, Afrikalılar, Batı Asyalılar neden Çok çok hastalar. Çünkü Buğday ağırlıklı beslenen ve Pirinç AĞIRLIKLI beslenmekteler. BUĞDAYI atalarımız MÖ: 16.000 yılından beri kullanmışlar ve 1950 'li yıllara göre hiç bir problem olmamıştır. Fakat 1950'de ABD 'nin Marshall Planı ile Türkiye ile birlikte 16 ülkeye yardım adı altında verilen HASTALIKLI (GDO) BUĞDAY ile insanlarımız 65 yıldır zehirleniyor.
      Normal Buğday 14 KROMOZOMLU iken şimdi HASTALIKLI (GDO) Buğday 49 kromozomlu olup çok çok tehlikelidir. ABD’li bitki bilimci, tarım uzmanı, kiyager Normen Ernst Borlaug Ford ve Rockefeller gibi Kartellere çalışmış ve buğdayın kromozom yapısını bozarak daha çok buğday elde etmiştir. Bu hastalıklı buğday ile insanlar 1943 yılından beri zehirlenmektedir. ABD’li yahudi firmalarını üretiği hastalıklı buğday ile önce insanları zehirliyorlar son hastalanan insanları tedavi edeceğiz diyerek çok ağır çok çok ağır ilaçlarla insanlar tekar zehirleniyor ve hastalanıyorlar. İnsanlar kimyasal ilaçlar ile sürekli hastalanırken bazıları sürekli zengin oluyor.
      Ben ATALARIMIN EKTİĞİ Türk Buğdayı beslenmek istiyorum, ABD’li yahudilerin üretiği hastalıklı buğday onların olsun.
      Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

      Yorum yap

      Hazırlanıyor...
      X