Duyuru

Collapse
No announcement yet.

GÖKÇEK (Bitki Karışımlı Maydanozlu Limon Suyu):

Collapse
Bu konu sabit bir konudur.
X
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • #16
    Mantarlar, mycosis

    Mantarlara, özeliklede bağırsak mantarlarına karşı etkili doğal ürünler:

    1. Gökçek İksiri mutlak gereklidir, çünkü vücuttaki curufu temizler ve bağışıklık sistemini güçlendirir.
    2. ZYE ve sarımsak preparatları, fakat Gökçek İksiri ve Gökçek Tonik en etkili ürünlerdir.

    Mantarlar, mycosis, mikozis, mikoz
    Mantar ormanda yetişen zehirli veya zehirsiz, yenen veya yenmeyen mantarlar alka gelmemelidir. Bizim burada anlatmaya çalıştığımız mantar virüsler, bakteriler ve parazitler kadar tehlikeli ve hatta bazen dahada tehlikeli olan deri, nefesyolları, ve bağırsak mantarlarından bahsedeceğiz.

    Mantarlar önce eksojenik (harici) ve endojenik (dahili) mantarlar olmak üzere iki gruba ayırılır. Eksojenik mantarlar deri, tırnak ve ayak mantarları diye üç grupta incelenir. Endojenik mantarlar iki grupta incelenir ve bunlar küf mantarları (aspergillus, ?) vede maya mantarı candida albicans, ?) Küf mantarı olmadan maya mantarı yaşıyamaz. Küf mantarı ve maya mantarlarının vücuda yerlaşmesi bağırsak florasının tahribatına nedeniyledir.
    Son yıllarda Almanyada sürekli candida albicansın ne kadar tehlikeli olduğundan bahsediliyor, fakat bu mantarın neden bu kadar çok yayılabildiği ve nasıl olupta bir çok hastalığa sebep olduğu konusunda pek birşey yazılmıyor. İşte burada bu konu matarların yayılmasına antibiyotitik ilaçlar (bakterileri öldürürcü) ve antimikozit (mantarları yokedici) ilaçlar ve kortizonlu ilaçlar en önemli etkenler olduğunu göreceğiz.

    Küf mantarı hem faydalı hende zararlıdır.
    a-) Faydaları:
    1-) Tabiattaki artık maddeleri çürütür ve toprağa dönüştürür.
    2-) Hayvan ve bitli artıkları ve ölüsünü vede insanın artılkarını toprağa dönüştürtür.
    3-) İmalat sanayinde üretim aracı olarak kulanılır.
    4-) Vitamiler, enzimler ve antibiyotikler üretümünde kulanılır.

    b-) Zararları:
    1-) Odun, tekstil, kağıt ve besinleri tahripederek milyarlarca zarara sebep olur.
    2-) Bitki hastalıklarının baş sorumlusu olup, meyve ve sebzeleri tahripeder ve milyarlarca zarara sebep olur.
    3-) İnsan ve hayvanlarda enfeksiyon ve allerji başta olmak üzere birçok hastalığa sebep olur.
    4-) Küf mantarlarının üretikleri zehirler (mikotoksinler) kanser başta olmak üzere birçok hastalığa sebep olurlar.

    Mantar türleri:
    Mantarlar likenlerle birlikte yaşarlar. Likenler fotosentezle karbonhidratları üretirler ve mantarlarda su ve mineralleri likenlere sunarlar. Böylece problemsiz birlikte yaşarlar. Antibiyotik ilaçların %25?inin küf mantarından eldeedilir. Bunedenle antibiyotik ilaçlar küf mantarlarının gelişmesi ve yayılması için ideal ortam oluştururlar.
    a-) Maya mantarları: Candida albicans ve kryptokokken en önemlileridir.
    b-) Küf mantarları: Aspergillus türleri, penicillum, mucor, botrytis, fusarium, alternaria ve cladosporium türleri en önemlileridir.

    Mantarların yayılışı:
    1-) Besinlerle küf mantarları yayılır.
    2-) Kimyasal ilaçlar küf mantarlarının yayılmasına sebep olurlar, örneğin penisillin küf mantarından eldeedilmiştir.
    3-) Ağır metaller: Bakır ve civa gibi küf mantarlarının yayılmasına sebep olur örneğin eskiden bakır kaplarla yenen yemeklerden dolatı sıksık zehirlenmeler olmuştur.
    4-) Küf mantarını tenefüs ederek zehirlenme

    Küf mantarı nerede bulunur?
    Ahırları, hayvan bulunan evler, hyvan yemleri, tahıl ambarları, nemli veya yaş odalar, ev tozu, eski koltuklar, eski döşeme, tam olarak kurumamış yeni binalar, ağaç mobilya ve lamimnat gibi tahta döşemelerde kulanılan kimyasal ilaçlar, mutfak, besin depolanan kelerler, klimalar, nemli havanınaolduğu mekenlar, süsbitkileri, bitki artıkları, sabunlar ve kozmetik maddeler, diş macunları, kimyasal ilaçlardan: antibiyotikler, antialarjikler, antihistaminikler, kortizon ve mide-bağırsak ilaçları küf mantarları içerirler. Ayrıca kimyasal meteotlarla hazırlanan ilaçlar örneğin B12-Vitamini, penisilin vb. Küf mantarlarından eldeedilir. Buda fayda yerine zarar verir. Bu nedenle doğal yollarla vitaminalınması ve antibiyotikler yerine Gökçek İksiri alınması daha uygundur.

    Mantar hastalıkları:
    Deri, tırnak ve ayakta görülen mantar türleri genelikle mukozada mantar olduğuna işarettir. Küf mantarları nefesyolları ve sindirim sistemine, özeliklede mide-bağısak mukozasına yerleşirler. Nefesyollarına yerleşmişse allerji, astım, allerjik bronşit ve mide-bağırsak mukozasına yerleşmişse besinallerjisi, migren, depresyon, hormon anormalikleri vede mide-bağırsak rahatsızlıklarına sebep olurlar.

    Mikotoksinler (mantar zehirleri):
    Kronik bronşit, astım, psödo-krup, bronş karzinomu, ishal, kabızlık, bulantı, besinallerjisi, kronik bağırsak ilt. (enterit), kalın bağırsakilt. (kolit), kalın bağırsak ülseri, psodö-allerji, allerji, allerjik astım, kronik bronşit, enfeksiyon ve çoçuklarda hiperaktifitete neden olur. Buna karşı kulanılan kortizonlu ilaçlar küf mantarının yayılmasına neden olduğundan hastalık dahada karmaşı bir hal alır ve daha başka hastalıklarda ortaya çıkar. Mikotoksinler organizmayı taripeder, mutajenik (genetik değişim yaratan), kanserojen (kanser yapıcı), ve teratojenik (organ ve dokuların özürlü olmasına sebep olan) etkilere sahiptir.

    Mikotoksinler, mantar zehirleri:
    Küf mantarının zehirlerini yani mikotoksinleri üretmesi besin maddeleri ve hayvan yemleri ile mümkündür. Nemli ekmek hemen küflenirken , kuru ekmek asla küflenmez. Küf mantarı 0-40 derece arasında her zaman mikotoksin salgılıyabilir. Küf mantarının mikotoksin üretimi durdurulamaz, fakat besinler hazırlanırken dikat edilirse küf mantarının yayılması önlenir. En tehlikeli çavdar mahmuzu mantarıdır. Bu mantar ishal, kusma, bulantı, başağrısı, organların ölmesi, sinirlerin tahrip olması, kaslaerda karıncalanma, kramplar, sara vb. Rahatsızlıklara sebep olur.

    Küf mantarının en önemlileri:
    1-) Aspergillus flavus
    2-) Aspergillus fumigatus
    3-) Aspergitus niger
    Bunlar çok tehlikeli mikotoksik maddeler olan: Aflotoksin B1, G1, M1, Patulin, Ocratoksin A, Kojiasidi (Cojiasidi) ve Penisilinasidi üretürler. Bu mikotoksinler: Tansiyon düşürücü, mutajen, teratojen, kanserojenje, nefrotoksik etkiye sahiptirler. Küf mantarlarının üretiği bazı zehirler ise östrojen (dişilik hormonu) gibi etkiye sahiptirler.

    Mikotoksikozlar (Mikotoksinlerin sebep olabileceği hastalıklar):
    İshal, kusma, mide ağrısı, ağız ve yutakta yanma, kas krampları, nefes alış-verişlerini felçe uğratma, nabız zafiyeti, titreme, üşüme, eklem ağrıları, bazı uzuvlarda uyuşukluk, nefes darlığı, sara, hafıza kayıbı, koma, romatizma, MS (multiple skleroz), Parkinson hastalığı, Lupuserythematodes (kılcal damarlardaki patalojik değişiklikler, kronik yorğunluk, hormon anormalikleri vb hastalıklar

    Mikotoksikoz türleri:
    a-) Eksojenik (harici) nedenlerle ortaya çıkan mikotoksikozlar:
    1-) Küf mantarının yayılması, örneğin: Orman, tahıltarlaları ve binalar
    2-) Kimyasal ilaçlar ve ağır metaller, örneğin haşerelere karşı kulanılan ilaçlar.
    b-) Endojenik (dahili) mikotoksikozlar:
    1-) Mikotoksin içeren ilaçlar
    2-) Antimikozitikalar (mantarlara karşı kulanılan ilçlar)
    3-) Küf mantarlarının üretiği besinler

    Bunlardan eksojenik mikotoksikozları tedavi etmek kolaydır. , fakat endojenik mikotoksikozlar çok problem yaratabilir. Endojenik mikotoksikozlar primeri (birinci) ve sekodori (ikinci) olmak üzere iki gruba ayrılır. Primer mikotoksikozlar direkt olarak küf mantarları tarafından sebep olunan rahatsızlıklar olurken sekondori mikotoksikozlar ayrıca bağırsakların, özeliklede ince bağırsağın tashrip olması nedeniyle daha kompleks bir durum ortaya çıkar.

    Mantarların semptomu (belitileri)
    1-) Maya mantarları şeker ve karbonhidratlarla beslenir ve bunlarda ürettiği zehirli gazlar şişkinlik yapar.
    2-) Nefes darlığı ve kalprahatsızlıkları: Karındaki gaz diyaframı yukarı doğru kalrdırır. Sıkışan akciğer nedeniyle defes darlığı ve sıkışan kalp nedeniylede kalp rahatsızlıkları görülür.
    3-) Dişeti ve dilde beyaz tabakalar oluşur fırcalamave yıkama ile gecsede yenide oluşur.
    4-) Deride kaşıntıya sebep olur.
    5-) Bağırsak mantarlarının aşırı şeker tüketmesi nedeniyle kişinin kanında şeker yetersizliği görülür. Vücudun şeker ihtiyacı giderilemediğinden kişi sürekli şekerli maddeler yer.
    6-) Bağısaklardaki mantarlar faydalı bakterileri yavaş yavaş yokederek yerini alı. Bu nedenlede kişide kabızlık, ishal vb. Rahatsızlıklar ortaya çıkar.Bu mantarlar sonra idrar yollarına geçer.
    7-) Kişi alkol içmediği halde ağzı alkol kokuyorsa buna bağırsak mantarlarınaın sebe olduğu alkol üretimindendir.
    8-) Kronik mesane ve vajina iltihaplanması:Antibiyotik ilaçlar bakterileri öldürürken mantarların yayılmasına neden olur. Böylece daha tehlikeli ve sıksık iltiplanmalar görülür.
    9-) Eklem ve kas ağrıları: Mnatarların salğıladığı mikotoksinlereklem ve kaslarda yoğunkaşarak ağrılara sebep olur. Bu ağrıların romatizmadanmı mikotoksinlerdenmi olduğu analşılamaz.
    10-) Yorğun dermansız ve konsentre olamama: Vücut sürekli mantarlar ve zehirleri (mikotoksiler) ile uğraşmaktan kendini regenerasyon (yenilem) yapamaz ve kişi genelikle yorğu olur ve konsentre olamaz.
    11-) Cinsel isteksizlik: Kişide enerji yetersizliği olduğundan, buda cinsel isteksizliğe sebep olur. Ayrıca mantarların salgıladığı mikotoksinler hormon beneri etkiye sebep olduğundan kadınlarda kısırlığa dahi sebep olabilir.
    Mantarlar doğum konturol hapları ile dahada çok yayılırlar ,ç ünkü bu onların besinin oluşturur.
    Mantarlar her insanda başka rahatsızlıklara sebep olabilir. Bu nedenle bu rantarın rahasızlığı şu değil denemez.

    Kendini teşhisetme:
    1-) Şişkinlik, kabızlık, ishal
    2-) Makatta kaşıntı ve kızarıklık
    3-) Mide ağrısı ve ağız kokusu
    4-) Aşırı yorğunluk, dermansızlık konsentre olamama
    5-) Unutkanlık, isterksizlik
    6-) Aşırı tatlı yeme isteği
    7-) Kaskarın titremsi ve aşırı aclık duygusu
    8-) Nefes darlığı, burun tıkanması, kulak iltihaplanması
    9-) Ense ağrısı
    10-) Eklem ağrısı ve şişmesi
    11-) Deride sivilce, saçların yağlanması, deride kuruma,
    12-) Küf gibi pis bir koku
    13-) Adet halinde aşırı ağrılar mantar enfeksiyonu nedeniyle
    14-) Mesane iltihaplanması
    15-) Prostat iltihaplanması
    16-) Cinsel isteksizlik
    Bunlar dan birkaçı görülürse mantar olbilir.


    Küf mantarı nasıl teşhis edilir?
    Defi-hacet testi: Defi-hacettenin (dışkı) değişik noktalarından alına nümuneler laboratura gönderilir ve inceleme sonucunda mantar bulunursa tedaviye başlanır. Çoğu zaman defi-hacet testi yeterli olmamakta ve ve kişideki mantarlar teşhis edilememektedir. Bu nedenle şüpheli durumlarda kann testi yapılmalıdır. Hemagglutinasion test, yani kanda İmmünglobulin Tip M (İgM) kanda bir hafa gibi kısa süreli devriye görevi yapar, şayet İgM kanda varsa mantarda var demektir. İmmünfloreszenz testi: Buradakanda immünglobulin Tip G (İgG) olup olmadığına bakılır, şayet varsa vücutta bir aydır mantarlara karşı mücadele olduğunu gösterir.

    Küf mantarının tedavisi:
    1-) Besinlerin bozulmadan atrılması gerekir, bozulunca tehlikelidir.
    2-) Evin temiz tutulması ve küf mantarından korunması
    3-) Kimyasal ilaçlar, özeliklede küf mantarının yayılmasın sebep olabilecek penisili ve kortizonlu ilaçlardan uzak durlmalıdır.
    4-) Spor yapılmalı
    5-) Hijyene dikkatedilmeli
    Küf mantarına karşı en etkili doğal ilaç sarımsak-, ve ZYE preparatları veya Gökçek İksiri Ayrıca immün sistemini güçlendirmek için Gökçek İksiri kulanılır. Fakat asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur, siyah çay içmemeli, çünkü bağırsakaları kurutur ve vitaminler, minerller ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler, et ve et mamülerine 5-6 ay alınmaması gerekir, çünkü asidoza sebep olur. Buda birçok hastalığın sebebidir. Gökçek İksiri vücudu curuflar dan artır ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Gökçek Tonik bağırsak, idrar yolları, solunum yolları ve ağız florasını düzenler patalojik bakteri, virüs ve mantarları yokeder vede bağışıklık sistemini güçlendirir.

    Küf mantarı ve maya mantarı (cadida albicans), Unutulmamalı küf mantarı (aspergillus ve diğerleri) olmadan, maya mantarları (candida albicans ve diğerleri) yaşıyamazlar ve manatarların yayılmasında Epstein Bar Virüsü çok önemli rol oynar.

    Allerji ve şişkinliğin sebei bağırsak mantarlarıdır: Sibel hanım tam 10 yıl yakalandığı amansız hastalıklar ki bunların başında özeliklede meyve, fındık, fıstık vb yiyeceklere karışı allerji, iltihaplı hastalıklar ağrılar vb,. Frankfurt ve çevresindeki kliniklerde gitmediği uzman doktor kalmaz. Fakat doktorlar hastalığına teşhis koyamazlar, kız kardeşi bana bunun ne olabileceğini sordu. Bende şayet yemekten sonra şişkinlik oluyorsa, allerjisi varsa ve kalbinde sıkışma gibi haller oluyorsa mutlaka bağırsak mantarı vardır vebunu teşhis etmek çok zordur dedim. Sibel hanım doktoruna bağırsak mantarı olup olmadığının teşhis edilmesini istemiş, doktorları buna biz karar veririz derelersede bayanın diretmesi karşısında bir düzine araştırmadan sonra bağırsakalarında 45 cm lik bir kısmın tamamen tahrip olduğunu ve hemen amaliyat olması gerektiğini söylemişler ve amaliyat etmişlerdir.
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

    Yorum yap


    • #17
      Zehirleniyoruz

      Çay bağırsakları kurutur ve şişkinliğe sebep olur.


      1. Gökçek İksiri mutlak gereklidir, çünkü vücuttki curufu temizler ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Gökçek Tonik'le bağırsak florası rejenerasyon (tahirp olan dokunun onarılmas olur.

      2. Doğru beslenmek gerekir, peynir yenmemeli, siyah çay içilmemeli ve et ve mamüleri az tüketilmeli vede her lokma 30-40 defa çiğnenmelidir.

      Çay, Tee, Camellia Sinensis

      Syn: Theasinensis-Camelliaassamica
      A1-15m V-X
      Familyası; Çaygillerden, Teegewachse, Theaceae
      Drugları; Çayyaprağı: Theae folium
      Çayın yaprakları çok nadirende Çiçekleri çay ve Natürel ilaç yapımında kulanılır.

      A-) Yeşil çay

      Giriş:Vatanı Hindistan'ın kuzey doğusundaki eyaleti Assam olup, burada dünyanın diğer ülkelerinde yayılmıştır. Bir rivayete göre Çin Kralı Shen Nung MÖ. 2750de kendi içeceği suyu kaynatılırken bir ağaçtan düşen yaprakları çıkarmaz ve onu süzerek içer. İçtiği suya yaprakların güzel bir aroma verdiğini görür ve bu tarihten sonra çay içmek adet olur. Rize ve Hopaya Batumdan getirilip 1873'de buralarda yetiştirilmeye başlanmıştır. Günümüzde en çok çay içen ülkeler ise sırası ile kişi başına yılda düşen miktar

      İrlandada 3 0000g, İngilterede 2 810g, Irakta 2 540g, Türkiyede 2 490g olup bunları Yenizellanda, Tunus, Sirilanka (Seylan), Suudi Arabistan ve Japonya takip eder. çay yapraklarının farklı şekilde işlenmesi nedeni ile üç önemli çay türü ortaya çıkar, bunlar; yeşilçay, siyahçay ve olong çaydır.Sağlık nedeni ile insana enfaydalı olan yeşilçay sonra olong çayı ve nihayet siyahçay onları tahipeder. Aslında her üç çayda aynı ağaçın yaprakların farkli şekilde ilenmesinden eldeedilir. Ağaç dememize gelince aslında çayın yabani olarak yetişen ağaçları 10-15m boyundadı. Toplamda kolaylık olsun diye sürekli taze sürgünleri kesilerek 1 m boyunda bir funda şeklinde bırakılır.

      Botanik:Sürekli yeşil, yapraklarını dökmeyen yabaniiken 10-15m boyunda, kültür formu genelikle 1m boyunda bir ağaç bazende bir fundadır. Yaprakları değişken sıra ile dizilmiş olup kısa saplı 10-15cm uzunluk ve 5-8cm enindedir. Üst düzeyi parlak, alt yüzeyi çok narin beyaz tüylü ve mızrak şeklindedir.Çiçekleri yapraksapının dibinden çıkan ksa bir sap üzerinde olup 3-5cm çapındadır. Çiçekleri takriben 5-6 adet beyaz veya pempemsi renkli kalp şeklinde, göbekte 25-30 adet uçları turuncemsu sarı dölenme tozukları vardır ve Çiçeği saran 5-7 adet Kupa yapraklara sahiptir. Çiçekleri olgunlaşdıkatan sonra meyveleri yeşilmsi-kahverengi bir renkte 1-2cm çapında ve her biri 1-3 adet yağlı, yuvarlak ve esmerimsi tohumlar içerir.

      Yetiştirilmesi: Çay çok nemli, çok yağışlı ve kışları çok soğuk geçmeyen bir iklim gerektiğinden Türkiyenin sadece Rize ve Hopa bölgelerinde yetişir.

      Hasatzamanı: Mayıstan Ekime kadar 10-15 günde bir goncası, yaprağı ve sürgünleri elle veya makina ile toplanır. Çayın en kaliteli olan kısmı henüz açılmamış yaprak goncası olup bunu birinci yaprak onuda 2.taprak ve nihayet 3.yaprak takip eder. Bu sebeble yaprakların ayrı ayrı tasnif edilmesi ve ayrı ayrı işlenmesi gerektir.

      a) Yeşilçay eldeetmek için çayyaprakları toplanır toplanmaz kaynarsu ile 4-5 dakika haşlanır , makina ile ezilir, sıkılır, kurutulur ve 65-70 derecede kavrutularak yeşilimsi yeşilcay elde edilir.

      b) Siyahçay yarı kurutulduktan sonra ezilir ve sonra 10cm'lik desteler yapılarak 110 derecede kavrularak elde edilir.

      Birleşiminde; Yeşil çayın birleşimindeki maddeleri önemine göre şöyle sıralıyabiliriz.

      a) Parinalkaloittürevleri (Metilxanthintürevleri); %15-5 arasında değişen aranlarda olabilir. Goncada %4,5-5, 1.yaprakta %4 2.yaprakta %3,5 3.yaprakta %3 ve sapında %1,5 arasında bulunur. Purinalkaloitlerin en önemli anamaddesi coffein (eskiden;Thein) olup %0,16-0,2, theophyllin %0,02-0,04 ve ayrıca az miktarda adenin ve xanthin içerir.

      b) Flavanoller (Polifenoller = Polyphenoller = Tanininalttürevi): %20-30 arasında olup en önemlileri epigallocatechingallat (epigallokateşingallat), epigallokateşin, epikateşingallt, epikateşin (epicatechin), kateşin (catechin) ve gallokateşin

      c) Flavonller ve flavonolglikozitter % 3-4 arasında olup en önemlileri; quercetin, kampferd (kafür), myricetin, izoquercitirin (quercetin-3-glukozit) ve alttürevlerinden oluşur.

      d) Fernolkarboikasitler; mazıasidi, chlorgenasit, theogallin, chinaasidi ve p- cumarasidi

      e) Minerallerden; potasyumflorid, aliminyum, mangan ve çinko

      f) Eterınyağlardan; Hex-2-enol, finalool ve geraniol

      g) Carotinoitler; Saponinfürevleri ve vitaminleri içerir

      Araştırmalar; Yeşilçay ile çok farklı iki tür araştırma yapılmıştır. Japonlar çayı demledıkten 2-3 dakika sonra Tedavi denemesi yapmışlar ve kansere karşı etkili olduğunu tesbitetmişler. (Na. 5.94.36 ve GEO New 1987) Keşmirde çayı 4-5 saat demledikten sonra tedavidenemeleri yapmışlar ve kansere sebep olduğunu tesbitetmişlerdir. Görüldüğü gibi çay Japon usulu (Purunli çay = J-çayı) demlenirse Kanseri önlüyor, Türkusulü (Taninli çay = T-Çayı) demlenirse kansere sebep olur. Japonyada yapılan araştırmalrın AB ülkeleri ve ABD'de yapılacak araştırmalarlada ispatlanması gerektiği kanatindeyim.

      Çayın birleşimindeki purinler ilk 2-3 dakikada çözülerek sıçaksuya geçer, buna purinli çayda denir. veya Japonusulü=Japontarzı çayı=Japon çay'da denir ve 6 dakikadan ihtibaren taninler deme (sıcak suya) geçer ve böylece etki şeklide değişir vebuna Türk usulü veya taninli çayda denir. Almanca tanin karşılığı Gerbstoffdur, yani bu madde ile eskiden tabakhanede deriler tabaklanmıştır. Bu taninin deriyi kurutuğu ve gözenekleriniadeta yağlıboya gibi tıkadığını gösterir.

      A-) Koffein faydalıdır, fakat aşırı olarak alınırsa kadınlarda kısırlığa sebep olduğu yapılan araştırmalarla teesbitedilmiştir. İspanyanın Alicante Üniversitesinden Prof. Dr.F. BOLUMAR'ın 3100 kadın üzerinde yaptığı araştırmada günde 500 mg Koffeın alanlarda % 40 'a varan oranda kısırlığa sebep olduğu tesbitedilmiştir. Bir bardak kahvede 130mg koffein, bir bardak çayda 40 mg ve bir kutu kolada 50 mg koffein içerir. (NH 9.97.518)

      B-) Keşmirde M.A. SİDDİQİ, R. KUMAR, Z. FAZİLİ, B. SPİEGELHALDER ve R. PREUSSMANN'ın kemeler üzerinde çayekstresi ile tedavidenemesi yapmışlar kanserojen ( kanser yapıcı ) olduğunu tesbitetmişlerdir. Çayekstresi hazırlanırken 20g çay 250ml suda 4-5 saat kaynadıktan sonra ekstresi yapılmıştır.(ZP. 4.95.243)

      C-) Denemek için uzun süre (1,5ay) yeşilçay içtim ve Agustosayında dahi üşümeye başladım ve bunun üzerine yeşilçayı papatya veya ıhlamurla karıştırarak içmeye devamettim.

      Tesirşekli; idrar söktürücü, antidepresif, ( depresyonu önleyici ), canlılık verici, hafif tansiyon düşürücü ve kılcaldamarları kuvvetlendiricidir

      Kulanılması;a-) Yeşilçay Japon, Çin, Hint veya İngiliz usulü ( purinli çay) demlenerek (2-3 dakika) icilirse; beyindeki dopamin ve serotonin gibi hormanların üretimini (salgılanması) azaltarak insanın aşırı uyuma, depresyon, konzentrasyonzafiyeti ve dalgınlığa karşı kulanılır. Gökçek İksiri daha etkildir.
      b-) Türkusulu (Taninli çay = T-çayı) demlenen çay hangi çay olursa olsun (siyah çay veya yeşil çay) 6 dakikadan fazla demlendiğinden başta; mide;- bağırsaklar;- karaciğer; pankreas ve dalağa zarar verir karında şişkinlik yapar. Mide ve bağırsakmukazasını boyuyarak kurutur ve salğı yapmasını azalır ve sındirim salğılarının kalitesini düşürür. Ayrıca Türkler çayı çok şekerli içerken diğer ülkelerde şekersiz veya çok az şekerli çay içilir.

      Açıklama; H.D.Back 40 yıllık bir araştırma ve çalışma sonucu Çinliler tarafından inasanın yüz ve diline bakılarak (Antlitzdıagnostik) yapılan tedavi ve teşhiş üzerine birkaç tane kitap yazmıştır. Bende bu kitaba dayanarak yüzlerce insanın dilini kontrol ettim. Bu kontrolüm sırasında Türklerinin hemen hepsinin dillerinin ortasında geniş veya dar hafif veya derin yırtık şeklinde çizikler vardı. Oysa Pakistanlı, Hindistanlı ve Almanların dillerinin ortasında böyle bir yarık veya çizik yoktu. Dilin ortasında bu çizik veya yarıklar kişide Pankreas ve bağırsak zafiyeti olduğunu gösteren işaretlerdir. Buda pankreasın yeterince enzimler ( Lipazlar, Amilazlar, Tripsinler vb. ) salglıyamaması veya kalitesiz oldugundan şişkinlik, nefes darlığı ve kalp çarpıntısı gibi rahatsızlıklara neden olabilir. Ayrıca dilin sol kenarındaki dişizleri mide ve dalak rahatsızlığı, dilin sağ kenarındaki dişizleri karaciğer rahatsızlıklarına işarettir.

      İkinci önemli hata ise çayı şekerli içmek. Bir gün iki gün çay şekerli içilebilir, fakat 30-40 yıl çay şekerli içilirse pankreas iflaseder. pankreas şeker nedeni ile sürekli çok insulin üreterek kişideşişmanlık, yağlanma, artroz, şeker, romatizma, siyatik, başağrısı ve migren gibi hastalıklar ortaya çıkar vede bağırsak mantarları ve bakterileri artar ve azar.

      Ücüncü önemli problem ise siyah çay ve kahve bağırsakların demir minerallerini absorbe edilmesini engelerler. Böylece zamanla kişide demir eksikliği vede neticede kansızlık ortaya çıkar. Kansızlığın önemli bir sebebide çinko ve c-vitamini yetersizliğidir. Bu nedenle gerektiğinde çinko ve c-vitamini alınmalıdır. ÇiNKO bilinen 300 enzimin oluşmasında anahtar rol oynar, şayet çinko yetersizliği söz konusu ise o zaman bir düzine hastalık ortaya çıkar.

      Dördücü olarak sindirim organları normal olarak günde 7-8 litre salğı (Hormonlar, Enzimler, Mideasidi...) üretir ve çay bu salğıların kalitesini düşürür. Türkusulü çay (Taninliçay = T-çay) bu salğıların kalitesini düşürmesi ile sindirim anormalikleri ortaya çıkar. Hücre santralleri olan mitochonrichenler besineri tam olarak yakıp enerjiye çeviremediklerinden aşırı miktarda artık madde (Cüruf) ortaya çıkar ve bu cüruf öncelikle aradokularda ve hürelerarasında yoğunlaşır. Buda hücrelerin şeklini bozulmasına yani sertlşmesine donuklaşmasına ve görevini yapamamalarına neden olur ve neticede astım, allerji, neurodermatoz; baharnezlesi, bağırsak mantarlarına, pişik, romatizma siyatık v.b. hastalıkların ortaza çıkmasına neden olur. Tabiki Türkusulü çayı bu hastalıkların oluşmasında tek fakör değildir. Bundan başka çok hızlı yemek yeme, çok yeme ve aşırı hayvansal besinler (et, peynır, yumurta ve bunların mamuleri) yemede ve kimyasal madde çok içeren içecekler ( Cola, Fanta) ve yeyeceklerde (Konserveler) bu zararlı faktörlerdir. Türkusulü çayı önce bağırsakları sonra diğer sindirim organlarına, sonra damarlara ve nihayet beyine zarar verir.

      Yantesirler;Yeşilçay 1-3 hafta içilirse serinletici 4-6 hafta içilirse üşütücü etki yapar. Bu yantesirinden kurtulmak için ıhlamur, papatya, ardıçkozalağı veya kekikle içilirse ve zevke göre çeşitli oranlarda karıştırılarak içilebilir. Özelikle yazaylarında adaçayı kışaylarında kekikçayı içilmesi daha uygundur. Günlük siyah ve yeşilçay yerine kuşburnuçayı içilmesi daha uygundur çünkü bu çay oldukca çok vitaminler, doymamışyağasitleri, pektin ve mineraller içerir.

      B-) Siyah çay: Siyah çayın botanik yapısı ve yetiştirilmesi aynı olup hasatı, işlenmesi, birleşimindeki maddeler (kısmen fermantasyon dolayısı ile), kulanılması, tesirşekli farklıdır. Bunedenle hasat işlenmesi ile konuya başlayabiliriz.

      Hasatı ve işlenmesi;Siyahçayın işlenmesi yeşilçaydan farklıdır. Toplanan yapraklar 10sm kalınlığında desteler yapılarak yanyana konur üzerine naylonağlar gerilir ve sıcakhava ile 6-18 saat havalandırılır. Böylece yaprakları kırılabilir hale gelir ve sonrada kurutularak ezilir. Sıcahava ile kurutulurken yapraklardaki maddeler değişime uğrar ve aminoasitler, organikasitler, purinalkaloitler (Coffein=Kofein) ve eterikyağlar diğer maddeler çözülerek serbest hale gelirler . Bu olaya fermentasyon denir. Fermentin ( Enzim) etkisi ile bir maddenin veya bileşiğin kimyasal yapıdının bozulması, yapısının değişmesi veya mayalanmasına denir.

      Birleşiminde;Siyah çayın birleşimindeki maddeler fermantasyonla değişime uğrarlar.

      a-) Purinalkaloitler; Yeşilçayda kısmen serbest kısmende birleşikiken bu siyahçayda tamamenayrıdır ve oranı aynıdır.

      b-) Flavonlar (Taninin bir alttürevidir) bunlardan % 1-2 oranındaki bir kısım fermantasyon sırasında değişime uğrıyarak theaflarin, theaflavingallat A, theaflaringallat B, theaflavidingallat ve epitheaflavinaside dönüşür. Geri kalan %23-28 oranındaki kısım ise yeşilçaydaki gibidir.

      c-) Diğer farklı yönü ise çok az miktardaki eteryağtürevleri; alfa-İonen, beta-İonen, Geraniol, 2-Metil-hept-2-en-6-on ve Linalooloksidi sayabiliriz.

      Araştırmalar; 1-) Siyahçay içmeyi bıraktıktan sonra allerjim ğeçti. Türkusulü hazırlanan çay bağırsak florasını bozarak hastalıkyapan (patojen) bakterilerin ve mantarların (mikozların) çoğalmasına neden olur ve zamanla kişide allerji, astım, nörodermatoz, (besinallerjisi), baharnezlesi, karınşişkinliği ğibi hastalıklara neden olur.

      2-) Siyahçay (Türkusulü çay) ve kahvenin demir, magnesiyum ve kalsiyum mineralleri ile B1-vitaminyetersizliğine (thiamin) sebep olduğu tesbitedilmiştir.(NH. 11.00.48)

      3-) Çok siyahçay (Türkusulü) içildiğinde pankreas, mide, bağırsakler ve karaciğere zarar verdiği tesbitedilmiştir. (PP.144)

      4-) J.F. MORTON 1978'de yaptığı araştımalara göre siyahçay içenlerde daha çok yemekborusu kanserine yakalandıkları tesbitedilmiştir.(TP.576)

      5-) Kalifornyanın Berkely Ünivesitesinde yapılan bir araştırmada siyahçayın vücuttaki kalsiyumun dışarı atılmasına sebep olduğu bunedenle günde 4 bardakçay içenlerin 1500mg kalsiyum almaları gerktiği belirtilmiştir (NH. 3.00.8)

      Tesirşekli; hafif tansiyon düşürücü ve hafif zihni acıcıdır

      Kulanılması; a-) Japonusulü (J-çayı) hazırlanan çay yüksek oranda purintürevleri (özelikle Koffein) içerir ve buda zihni açar, konsentrasyonu yükseltir.

      ÇAY;Bu usulde çay 2-3 dakika demlendikten sonra posası atılır.

      b-) Türk usulü (T-çayı) hazırlanan çay az içilirse ishali önler, çok ve uzun süre içilirse başta sindirimorganlarına zarar verir. Siyahçayı bırakıp kuşburnuçayı içmek gerekir bana göre alternatif budur.

      Açklama;1-) Dişdoktorum çokmu sigara içiyorsun dedi ve ben hayır sigara içmem deyince o zaman çok çay içiyorsun buda dişleri saratıyor dedi.

      2-) 25.06.-08.07.97 ve 05.05.-15.05.98 tarihlerinde Antalyada yaptığım izinlerde boyun, esne, omuzbaşlar, koltukaltları, dizboynu ve dirsekboynunda pişikler oluştu ve kaşıntı yapıyordu. Bunlara karşı çeşitli ilaçlar kulandım fakat faydası geçici oluyodu.Sebebinin siyah çay olduğunu anlayınca çayı bıraktım ve 28.06.-18.08.98'de yaptığım izinde rahatsızlanmadım.

      3-) Bir tanıdığım karnının şiştiğinden bahseti ve ben ona çay içmemesini söyledim ve O çay içmeyi bırakınca iyileşi.







      Yantesiri;Siyahçay Türkusulü demlenir ve içilirse yıllar sonra bütün organlara zarar verir ve başta astım, alleji, şekerhastalığı, romatizma, siyatik, damarsertliği, şişmanlık, nesef darlıgı, kalpçarpıntısı, nörodermatoz, bağırsakmantarları, karın şişliği, karaciğer-, pankreas-, mide-, ve bağırsak zafiyetine sebep olur. Bu nedenle kuşburnu çayı içilmelidır, çünkü bu vitaminler ve mineraller içerir vede tadıda güzeldir. Kuşburnu başta C-Vitamini 100 gramda 1,250gr la turuncugilerden 30 kat daha fazla ayrıca E, B1, B2, B3 (Niacin), B6, K, P (Rutin)-Vitaminleri, beta-karotin (provitaminA), mineraller, doymamışyağasitleri (Kuşburnuçekirdekyağında %33 Linolenasit, %43 Linolasit) ve %15-25 Pektin içerir. Bu kuşburnunun en kaliteli bir çay olduğuna işarettir. Geniş bilgi için kuşbununa bak.
      Kahve, Kaffee, Coffea arabica


      Familyası: Kökboyagillerden, Rötegaewechse, Rubiacea
      Drugları: Kahvetohumu, Coffeae carbo Kahvetohumları kurutulur, kavrulur ve öğütüldükten sonra kahvesi yapılarak içilir, fazla kavrulur ise kahvekömürü eldeedilir ve hiç kavrulmaz ise tentürü yapılır.

      Giriş: Günümüzde 70 civarinda kahve çeşidi mevcuttur, fakat bunlardan sadece ikisi yaygın olarak ekilir ve ve hasatı yapılır. Dağkahvesi veya Arapkahvesi olarak bilinen Coffea arabicanin vatanı Habaşistan (Etyopya) olup buradan dünyanin diğer ülkelerine özelliklede Berezilya, Kolombiya, Hindistan, Endoneza ve Meksiko gibi ülkelere yayılmış ve buralarda yetiştirilmektedir. Arapkahvesi 15-30 arasindaki 500-2000m yüksekliğindeki Dağ ve Tepeciklerde ve bu yörelerin denize yakın olan ve yeterince yağış olan bölgelerde yetişir vede hemen hemen dünyadaki kahve üretiminin %70 bu türdendir.

      Kongokahvesi veya Ovakahvesi diye bilinen Coffea canephora pierre ex froehner bu türün vatanı Kongo olup buradan önce diğer Afrika ülkeleri ve sonra diğer tropik ülkelere yayılmıştır. Kongokahvesi daha dayanıklı olduğu için Robusta saglam iri veya dayanıklı anlamına gelen isimle anılır. Kongokahvesi takriben dünyakahve üretimine %30 unu oluşturur. Mısırda Memlüklular ve Anadoluda Selcuklular zamanında yani 1200 yıllarında kahve içilen kırathanelerin mevcut olduğu ve Avrupaya ise ancak ikinci viyana kuşatmasından (1683) ihtibaren yayılmaya başladığı bilinmektedir.

      Botanik: kahve yabani olarak yetişecek olursa 5-9m boyunda olabilir, özel olarak ekilen kültür bitkilerinin verimli ve kolay hasatının yapıla bilmesi için 2-4 boyunda olmasi gerekir. Çalı görünümündeki kahve ağaı oldukca sık dallardan meydana gelir ve beyazımsı gülrengindedir. yaprakları 10-20cm uzunluğunda 5-10cm genişliğinde, kenarları dalgalı,yüzeyi parlak, derimsi, eliptik veya geniş mizrak şeklinde ve koyu yeşil renklidir. Çiçekleri küçük beyazımsı, eflatun renkte, etiptik ince dar ve küçük taçyapraklardan meydana gelir ve yaprak diblerinden çıkan 10-15 çiçek bir şemsiyecik oluşturur. Meyveleri mavi bir renk alir. Meyvelerin dış kabuğu mavi iken içerideki bir çift tohumu 7-7,5 mm uzunluğunda ve fasülye şeklindedir.

      Yetiştirilmesi: Kahvenin yetişdiği iklim Ekvatorun 25° güneyi ve 25° kuzey paralelleri arasındaki tropik ülkelerde yetişir. Türkiyenin Alanya bölgesinde yapılan deneme kahve ekimi çalısmaları yeterli neticeyi vermemiştir, cünkü Kahve +5°C?den aşağıdaki iklimin hakim olduğu bölgelerde yetişmediği tesbitedilmiştir.

      Hasat zamani: Kahvenin olğunlaşmasi 8-10 ay gibi uzun bir süre gerektir ve olğunlaşan Meyvelerin kabukları ve etli kismi soyulduktan sonra tohumları kavrulur veya taze olarak Tentür ve Natürelilaç yapımında kullanılır. Kahve kuru ve yaş olmak üzere iki farklı teknikle işlendikten sonra 200-250°C?de kavrulur ve öğütülerek bildiğimiz tozkahve eldeedilir.

      Birleşiminde: Kahvetohumunun birleşimindeki en önemli madder:
      a-) Purinalkolitler%0,3-2,5 olup bunların başında coffein (=1,3,7-Trimethylxanthin) gelir ve az miktarda,Theobromin, Theophyllin, Paraxanthin, liberin ve Metilliberin içerir.

      b-) Chlorogenasit (esgiden: kaffeegerbasit) %3-5 oranında bulunur ve bu asit Kaffeeasit ve cihnaasit?ten oluşur.

      c-) Trigonellin (coffearin) %0,3-1,3 oraninda içerir.

      d-) 3mg (%0,000032) Atracylin bu zehirli bir made olup, Pankreasda kalsiumyetersizliğine sebep olduğu ileri sürülmektedir.

      e-) Uzunzincirli Alkolere (polimeralkoler) cafestrol ve kahveola sayabiliriz (sabityaglardan sayabiliriz)

      f-) Eteryağları (ucucuyağlar)tahriben 300 çesit maddeden (alttürevden)oluşur ve günümüzde bunlardan 200?ünün özellikleri keşfedilmiştir. Eteryağları kahveye kendine has özel aroma tadını verir. Bunlardan bazıları; Furfurollar, Thiophenler, Thiazoller, Pyroller, Phenoller, Mercaptanlar ve Pyrazinleri sayabiliriz.

      g-) Ayrica : %8-13 Proteinler, Karbonhidratlar, E ve B1-Vitaminleri ve sabityağları %10-15 oranında bulunur.

      Tesirşekli: Sinirleri ve Beyni uyarıcı, damarları büzücü, idrar söktürücü, kalp atışlarını yükseltici, bağırsakların hızlı çalısmasını saılar.

      Araştırmalar;
      1-) Prof. Francisco Bolumer ve ekibi Alicante Ünüverstesi İspanya, beş Avrup ülkesinde 3100 Kadın üzerinde yaptıkları araştırma sonucu aşırı kahve içenlerin Hamile olma sanslarını % 40 oranında kaybetiklerini tesbitetmişlerdir. Bir bardak kahve 115-130 mg coffein içerir, günde bir bardak kahve içenlere oranla 5 bardak kahve içenlerde hamilelik tehlikeye düşmektedir yine eski Yogoslavyada yapılan bir araştırmaya göre günde bir bardak kahve içen hamilelerin bebekleri 116 gr daha noksan dogmaktadır. (NH.9.97.518)

      2-) Çok kahve kemikerimesine neden olur, fakat özellikle Menopoz devresindeki Bayanlarin az kahve içmesi gerekir, şayet fazla kahve içerseler kemikerimesi olarak bildiğimiz osteoporose yakalanırlar. Coffein ve fenolu bileşikler vücudun kalsiyum almasını azaltır ve zamanla kemiklerin incelerek çabuk kırılabilir bir halle gelebilir. Bir bardak kahvede 115-130mg bir bardak cayda 40mg ve bir bardak cola 50 mg coffein içerir. (NH.12.98.754 ve 10.97.584)

      3-) Amarikali Psiloglar kahve ve colanin düzenli şekilde alinmasi (içilmesi) halinde: kişide ellerin terlemesi, huzursuzluk, basağrısı, kalp çarpıtısı, yorgunluk, korku, konsentrasyonzafiyeti ve deprasyon gibi rahatsızlıklara sebeb olduğunu tesbitetmişlerdir. (NH.1.98.7)

      4-) Hollandali ilim adamları Wageningen ziraat universitesinde yaptıkları araştırma sonucu cafestrol ve kahveolun kolestrolu yükseltiğini tespitetmişlerdir.(ZP.3.96.140)

      5.) Almanyada yıllarca görülmeyen sıcak bir Temmuz (1992) günü Stuttgarta bir tanıdığın arabası ile giderken üste güneşin sıcaklığı altta arabanın soğuk havası nedeni ile hem başağrısı hemde ishale yakalandim. Stuttgartdaki ev sahibi kahvelerinizi nasıl içersiniz diye sorunca ben şayet varıse birde limon rica edeyim dedim ve kahveyi limonla içtim ve aradan 10-15 dakika geçdikten sonra herhangi bir sıkıntım kalmadi. Bu metodu çok kişide başarı ile denedim.

      6-) Siyah çay ve kahvenin demir, magnesyum ve kalsiyum mineralleri ile B1-Vitamini (Thyamin) yetmezliğine sebep oldugu tesbitedilmiştir. Bilindiği gibi bu minerallerle B1-Vitamini yetersizliği çok farklı ve çesitli hastalıklara sebep olur ve bunlarin başında kemikerimesi, kaskrampları, derihastalıkları, dermansızlık, kansızlık ve immunzafiyeti en önemlileridir. (NH. 11.00.48)

      Kulanılması: a-) Üniversite kliniklerinde tedavi denemekleri ve araştırmalar yapılmıştır. Bu araştırmalara göre faydası yok, fakat zararı çoktur.
      b-) Kahve günde bir veya iki fincan içildiğinde yorğunluğu önler, insana sinirsel ve fiziksel güç kazandırır, fakat genellikle önceleri günde 1-2 fincan yeterli gelirken sonraları kişi sürekli fazla kahve içmeye başlar, buda başda düzensiz kalp atışları, kısa huzursuz uyuma, uyku kalitesinin düşmesine sebep olur.

      Açıklama: Kahve kalpatışlarını artırır ve hızlandırır , ayrıca aşırı idrar atılmasını sağlar. Kahvenin kavrulması ile elde edilen kahve kömürü mide ve bağır sakrahatsızlıkları, zehirlenmeler ve şişkinliğe karşı kulanılır. Şayet bir kişi zehirlenmişse ona kahve kömürü (coffeae carbo) tableti veya tozu içirilir. Kahvenin birleşimindeki coffein chrogenasitle birleşik vaziyettedir ve midede hemen ayrılır, bunedenle midesi hasas olanlar kahve özeliklede neskafe diye bilinen granürlü kahve (Avrupada işlenen kahveler) mideye zarar verir.

      Çünkü chlorogenasit mide mukozasını (midenin içderisi) tahrişeder ve aşırı mideasidi üretilmesine sebep olur. Vücudun başta deri hücrelerinin UV-Işınları ile zedelenmesi sonucu, buralari tamir için harekete gecen enzimleri coffein durdurur, yani vücudun kendi kendini yenilemesini engeller. Az içildiğinde başağrısı ve migrene (nane- ve okaliptusyağı daha etkilidir) karşı iyi gelen kahve, çok miktarda içilmesi halinde damarlarin genişlemesine vede buna bağlı olarak kalbin hızlı çalısmasına sebep olur.

      Neticede beyin yeterince oksijen alamadığından kişi daha çok başağrısı ve migren rahatsızlığı çekmeye başlar vede kalbin hızlı çalısması tansiyonunuda yükselmesine neden olur. Gençlerin kahve içmemeleri tavsiye edilmektedir, zira kahve cinsel oraganların gelişmesine vede aşırı içenlerde cinsel isteksizliğe neden olur. Ben kahve yerine kuşburnu, elma veya linonçayını (limonkabuğu ile içilirse daha etkilidir) tavsiye ederim, birçok faydasi vardir vede hiçbir yantesiri yoktur.

      Homeopati: Kavrulmamış kahve tohumlarindan 50gr. ezilerek bir şişeye konur ve üzerine %70?lik 500ml etanol (etil alkol) ilaveedilir ve güneşten uzakta 4-6 hafta bekletildikten sonra süzülerek homeopatide ?coffea? adı verilen tentür eldeedilir ve bu tentürden günde 3-4 defa 10-15 damla alınır. Bu tentür başağrısı, migren, uyuyamama, geceleri düşüncelerden uyuyamama, sinirsel kalprahatsızlıkları, aşırı duyarlılık, gülme ve ağlama değişken hal gösreme, telaşlı yeme ve içme gibi rahatsızlıklara karşı kulanılır. Kahve tentürü kahvenin verdiği rahatsızlıkları böylece tedaviedilbilir.







      Yantesiri: Yantesirleri oldukca çoktur, şayet günde 2 Bardakdan fazla ve uzun süre içilirseki bunların başında; titreme, kalpçarpıntısı, uyuyamama, başın ateş gibi yanması , basağrısı, migren, depresyon, korku gibi rahatsızlıklar gelir. Hamkahvede bulunan Küfmanatarı (ochra toxin A), Kahve kurutuluriken tamamen yok edilmediğinde bağırsaklara yerleşerek zehir (Aflotoksin) üretir buda başta böbrek kanserine, gözbebeği bozukluklarına sebep olur. Ben şahsen limon, çörek-, kuşburnu-, elma preparatları veya Gökçek İksiri tavsiye ederim.
      Kola, Kola, Cola nitida


      Familyası: Kolagillerden, Sterkuliengewächse, Streculiaceae
      Drugları: Kolatohumları: Colae Semen
      Kolameyvesinin tohumlari öğütülerek, çay, tentür ve natürelilaç yapımında kulanılır.

      Giriş: Vatanı Batıafrikanın sahilşeridindeki ülkelerden, Nigerya,Togo, Gana, Fildişisahili ve Kamerun gibi ülkelerde yetişmektedir. Kolanın tohumu köleticareti yapıldığı asırlarda köleler tarafindan orta ve güney Amarikaya vede Asyadan, Hindistan ve Endonezya adalarına kadar geniş bir alana kadar yayılmıştır. Kolagillerin bilinen 200 türü mevcuttur, fakat iki türü Koka kolayapımında kulanılır, diğer türler ise pek kulanılmaz. Bu iki kolaya: Büyük kolaağacı: Cola nitida ve kücük kolaağacı: Cola acaminatayı sayabiliriz.

      Botanik: Kolaağacı 8-25m boyunda, kahverenğimsi kırmızı kabuklu geriden Atkestanesi ağacını andırır bir görünümündedir. Yapraklari 15-30sm uzunluğunda 7-13sm eninde koyuyeşilrenkte, kenarları bütün, eliptik şeklinde, ortada anabir damar ve ondan sağlı sollu yay şeklinde uzanan yan damarlardan oluşur. Çiçekleri gövdede veya yaşlı dallar üzerinde üzüm salkımı gibi bir arada topluca bulunur ve taçyaprakları yıldız şeklinde beş eliptik parça`dan oluşur. Meyveleri 4-5 adat bir sapta geri doğru kıvrık eliptik şeklinde, her meyvede 3-6 Tohum bulunur ve tohumlari 3-4sm uzunluğunda 2-3sm eninde kırmızı kabuklu ve kabukları soyulur ise bayaz renkte atkestanesi şeklinde veya basıktır.
      Yetşitirilmesi: Tropik ülkelerde yetişmesi nedeni ile Türkiyede yetişmesi mümkün değildir ve ancak botanik bahçelerde yetişebilir.

      Hasatzamanı: Kolameyvelerinden tohumların çakarıldıktan sonra ya kısa bir süre kaynatılır veya üzerine Alkol dökülerek birleşimindeki enzim zarasız halle getirilir. Kolanın birleşimindeki catechin ve coffein birlikte bulunur ve zamanla enzim buların yapısının parçalanıp ayrılmasını sağlar. Şayet kaynatılır veya kızgın alkol ile haşlanır ise enzim`in yapısı bozulduğundan parçalanma durur.

      Birleşiminde; Birleşimdindeki önemli maddeleri şöyle sıralıyabiliriz:

      a)%1-3,5 Purinalkaloitler içerir ve bunundada % 90?dan fazlasını coffein (Koffein) ve az miktarda theobromin içerir.

      b)Taninler %3-5 oranında olup (+)- Catechin ve (-)- Epicatechin en önemlileridir.

      c)Ayrıca %35-45 Nişasta, %3 Şeker, %5-10 Protein ve 0,5 sabityağ içerir.

      Tesirşekli: Bazı faydaları varsada yantesirini büyük olması nedeniye tercih edilmez.

      Araştırmalar: 1) ABD`de yapılan araştırmada çok Kola kola (Coca Cola) içen çocuk ve gencler`de kemik kırılma rızıkosunun çok artığı görülmüştür. Buda Coca Cola`nın yüksek oranda fosfat içerdiğinden buna neden olduğu tesbitedilmişitir. Çünkü Koka kola alındığında kalsiyumun bir karışıtı (antigonistik) olup, fazla alındığında kalsiyumun absorbesini önlediği vede kişinin kemiğinin zayıfladığı tesbitedilmiştir. (Na.9.99.50)

      2) Kolanın yüksek oranda Koffein içermesi nedeni ile bayanların sürekli ve günde 100mg dan fazla Koffein aldıkları taktirde %40 oranında daha az hamile olma durumu ortaya çıkmıştır. (GM.10.97.43) İspanyanın Alicante Universitesi tarafından 3100 Kadın üzerinde yapılan araştırmada İspanyalı byanaların ortalama Günde 199mg, Danimarkalı Bayanların 707mg Koffeinaldıkları görülmüştür. (NH.9.97.518) Bir Kutu 0,33 litrelik Coca Cola 50mg Koffein içerir.

      3) Kahve ve Kola içenlerde elterlemesi, keyifsizilik, başağrısı,kalpçarpıntısı, korku, depresyon, yorgunluk ve konsentrasyonzafiyetine sebep olabilir. (NH.1.98.7)

      4) Bir Gazetecinin Coca Colanin gizli formülünü çalması ile ortaya çıkan yayınlardan (Zaman Gazetesi, Sabah Gazetesi ve Almanyada Bild Gazetesinden) öğrendiğimize göre 0,33 litrelik Coca Cola kutularının 36 gram şeker içermektedir, oysa normal bir kişinin günlük şeker ihtiyacı sadece 35 gramdır. O halde bir kutu Coca Cola (0,33l) içen kişinin o gün şekerli veya nişastalı bir şey yememesi veya içmemesi gerekir.

      Kulanılması: Yantesirinin büyük olması nedeniye kuanılmaması daha uygundur.

      Çay: Kolatozundan 1-2 gram demliğe konur ve üzerine 300-400ml kaynarsu ilaveedilir ve 5-10 dakika bekledikten sonra süzülerek içilir.

      Yantesiri: Kolatozu, ekstresi veya natürel ilaçlarının uyuyamama aşırı heycanlanma,sinirsel huzursuzluk ve aşırı kulanıldığında miderahatsızlığına sebepolabilir. Koka kola (Coca cola) uzun süre içilince kemikerimesi, kemikteki kalsiyum oranın düşmesi nedeniyle hafif zorlanmalarda kırılğanolması, bayanların hamile olmalarını önlyici etkiye sahip olabileceği, aşırı şeker içermesi nedeniyle zamanla pankreas zafiyetine vede neticede şekerehastalığına yakalanma rizikosunu artırabileceği yapılan araştırmalarla ispatlanmıştır. Ayrıca Koka kolanin (Coca cola) aşırı alınması halinde: Ellerterlemesi, keyifsizlik, başağrısı, kalpçarpıntısı, korku, depresyon, yorğunluk ve konsantrasyon zafiyetine sebep olabilir.

      ~~~~ Cola ~~~~:

      Bu deneyi evinizde yapabilirsiniz, ancak
      çocuklarınıza okuyun ki gerekli
      önlemleri birlikte alın.

      Sağlıcakla kalın...

      Coca Cola ve Faydaları!!!

      Büyük olasılıkla az sonra okuyacağınız bir çok şeyi
      siz zaten daha önceden biliyordunuz (!)
      ya da bilmeyenler "hadi canım, saçmalık "
      diyeceklerdir.

      Eğer öyle olduğunu düşünüyorsanız, burada
      anlatılanlara inanmadıysanız denemesi bir cola
      parasıdır.

      Yani bir kutu Coca Cola veya Pepsi yeterli

      Gelelim COCA COLA ve PEPSİ ile ne gibi pratik işler yapabileceğinize:
      TUVALETİ TEMİZLEMEK İÇİN:

      Bir kutu kolayı klozetin içine dökünüz. Bir saat kadar bekleyiniz ve sifonu çekiniz. Koladaki sitrik asit hela başındaki lekeleri yok edecektir.

      KROM TAMPONLARDAKI PAS LEKELERINI YOK ETMEK İÇİN :
      Arabanın tamponunu Coca Cola''ya batırılmış bir sigara paketinin içindeki alüminyum folyosuyla iyice ovunuz.
      Tertemiz olacaktır.

      AKÜ KUTUP BAŞLARINDA ÇAPAĞI TEMİZLEMEK İÇİN :
      Bir kutu kolayı kutup başlarına dokun ve bütün çapak yok olsun.

      PASLANMIŞ BİR CiVATAYI SÖKMEK İÇİN :

      Coca-Colaya batırılmış bir bezi bir kaç dakika paslı cıvatayı uygulayınız. Bir kaç dakika sonra rahatlıkla dönecek ve çıkacaktır.

      ELBİSENİZDEKİ YAĞ LEKESİNİ ÇIKARMAK İÇİN :

      Bir kutu kolayı lekeli giyeceklerin üstüne boşaltın, deterjanı ekleyin ve her zaman yıkadığınız gibi yıkayın. Coca-cola yağ lekelerinin yok olmasına yardım
      edecektir.
      Ayrıca araba ön camlarındaki her türlü kuş pisliği yapışan sinekler veya ağaçlardan dökülen toz , polen, yapışkan maddelerin çıkarılması en iyi madde
      COCA COLA + PEPSI ''dir.

      Haa... isterseniz bu çok kuvvetli temizleyicinin geriye kalanını içersiniz. Bakin bu da bir fayda.

      Fayda ise eğer???

      Peki nedir bu Cola''nin bu kadar etkileyici
      temizliklerde bile kullanılabilmesinin sebebi?
      Coca-Cola ve Pepsi''nin ortalama pH değeri 3.4 dür.

      Bu asidi de dişleri ve kemikleri eritmek için
      yeterlidir.

      Temizliklerde bu kadar etkili olmasının sebebi budur.
      Aslına bakarsanız Cola ile dünyada kimsenin tavsiye edemeyeceği KARBONDİOKSİT içiyoruz.
      Hani şu dışarı atmak için devamlı nefes alıp verdiğimiz, atmak için
      uğraştığımız KARBONDİOKSİT...!

      2001 yılında Delhi Üniversitesinde "kim daha fazla Coca-Cola içecek" diye bir yarışma yapıldığında, sekiz litre Coca-Cola içerek kazanan ve 10 dakika içerisinde herkesin gözü önünde ölen kişinin haberini duymuşsunuzdur . Neden öldü? Çünkü çok fazla karbondioksit almıştı ve kanında yeterli oksijen yoktu.

      Başka bir örnek: Kırılmış dişinizi bir şişe Coca Cola''nin içine koyun ve 10 gün sonra bakın... Diş 10 günde büyük oranda erir. Halbuki dişler ve kemikler
      ölümden sonra bile en fazla dayanabilen
      organlarımızdır ...

      Bir şişe kola içerek midenize ve dişlerinize ve bağırsaklarınıza ne yaptığınızı bir düşünün...

      Peki bunları niye yazdık ve niye herkes okusun istiyoruz?
      Bu Coca-Cola ve Pepsi ile ilgili gönderilen
      yazı; genç bir grubun ortak platformlarda aldıkları bir kararın ürünüdür.
      Bu yazı İnternet üzerinden gönderilerek yayılması amaçlanmıştır.

      Zaten onlar da büyük kartellerden boyalı medyadan ya da yaz eylemcisi kimi sivil toplum örgütlerinden destek beklemiyorlar.

      Yoksa bu tiplere yaptıkları parasal desteği ya da promosyon adı altında verilen "sus" paylarını vermezler.

      Bu kadar zararlı bir içecek nasıl olurda bu kadar bilinçsizce tüketilebilir ve biri Amerikan firması olmak üzere bu şirketler bu kadar kar elde edebilir?
      İşte bu bilinçsizliği önlemek için çevrenize, sevdiklerinize ve özellikle çocuklarınıza bunları anlatın.

      Belki bu kampanya fazla bir ses getirmeyecek olabilir.
      Ama ne kadar kişiye ulaşırsa o kadar büyük etki yapacaktır.

      Destek olmak için yapmanız gereken tek şey; bu yazıyı olabildiğince fazla kişiye ulaştırmak, anlatmak...

      vesselam

      Katki Maddeleri:

      mademki Cola'dan açıldı laf, iş katkı maddeleriyle devam eder aslında;

      PIYASADA SATILAN HAZIR GIDA MADDELERI ÜLKEMIZDE INSAN SAGLIGINI CIDDI BIÇIMDE ETKILEYECEK DERECEDE KATKI MADDELERI IÇERMEKTEDIR. ANCAK BU MADDELER, TÜM ÇABALARA RAGMEN MEDYA ARACILIGI ILE ILAN EDILMEMEKTEDIR. GÜNÜMÜZDE GIDA SEKTÖRÜ BÜYÜK BIR TRÖST HALINI ALMISTIR. ÖRNEGIN, HIÇBIR YAYIN ORGANINDA COCA COLA'NIN ZARARLI OLDUGUNU GÖREMEZSINIZ. ANCAK BIZ TÜKETICILER, AILE FERTLERIMIZI, ÇEVREDEKI ARKADASLARIMIZI HABERDAR EDEREK
      BILINÇLENDIREBILIRIZ. SON YILLARDA KANSER VAKALARININ NEDEN DEVAMLI ARTIS GÖSTERDIGINI HIÇ DÜSÜNDÜNÜZ MÜ? SIZ
      ÇOCUGUNUZUN KANSEROJEN MADDE IÇEREN GIDA ALMASINI ISTER MISINIZ? PEKI, NIYE EVINIZE KETÇAP ALIYORSUNUZ?
      SIZLERE ASAGIDA SUNDUGUMUZ TABLO, ALACAGINIZ HAZIR GIDA MADDELERINDEKI KATKILARLA ILGILI BILGI VERMEKTEDIR.
      SIZIN SAGLINIZ IÇIN: LÜTFEN HER HANGI BIR GIDA MADDESINI SATIN ALMADAN ÖNCE AMBALAJIN ÜZERINI DIKKATLE INCELEYIP KATKI MADDELERINI BELIRLEYINIZ.
      ZARARSIZ KATKILAR
      E100, 103, 104, 105, 111, 121, 122, 126, 130, 132, 140,
      151,152,160,161, 162, 163, 170, 174,175, 180, 181, 200, 201, 202, 203,
      203, 236, 237, 238, 260, 261, 262, 263, 270, 280, 281, 282, 290, 300,
      301, 303, 304, 305, 306, 307, 308, 309, 322, 325, 326, 327, 331, 332,
      333, 334, 336, 337, 382, 400, 401, 402, 403, 404, 405, 406, 408, 410,
      411, 420, 421, 422, 440, 471, 472, 473, 474, 475, 480
      SÜPHELI KATKILAR
      E125, 41, 150, 153, 171, 172, 173, 240, 241, 477, 605 E220, 221, 222, 223, 224, 338, 339, 340, 341, 460, 461, 466, 407 (MIDE VE BAGIRSAK HASTALIKLARI)
      E200 (VÜCUTTAKI VITAMIN B12'YI YOK EDIYOR)
      E250, 251, 320, 321 (KALP HASTALIKLARI, DAMAR SERTLIKLERI VE TIKANIKLIKLARI)
      TEHLIKELI KATKILAR
      E102, 120, E311, 312 (NÖROLOJIK HASTALIKLAR)
      KANSEROJEN KATKILAR
      E102, 110, 123, 124, 131, 142, 210, 211, 213, 214, 215, 216, 217
      ÖRNEGIN E211-SODYUM BENZOAT KETÇAPLARDA BULUNMAKTADIR. E123,110 ABD, INGILTERE, FRANSA, ALMANYA, RUSYA, JAPONYA VE DAHA BIR ÇOK ÜLKEDE YASAKLANMISTIR. FAKAT ÜLKEMIZDE
      RENKLI DRAJE ÇIKOLATALARDA VE KAYMAKLI BISKÜVILERDE KULLANILMAKTADIR.
      EN TEHLIKELI KANSEROJEN KATKI:
      E330 ( NE YAZIK KI BIR ÇOK HAZIR GIDADA KULLANILMAKTADIR.)
      BAZI HAZIR GIDALARDA TESPIT EDILEN KATKI MADDELERI:
      E330 - ÜLKER LÜKS GOFRET, MEYSU (ÖZELLIKLE KAYISI), KNOR DOMATES ÇORBA,TÜM TENEKE KONSERVE VE TURSULAR, 7UP, SCHWEPPES (TÜM
      ÜRÜNLERI), JELIBON, TAMEK YAPRAK SARMA, PIYALE HAZIR ÇORBA, OLIPS)
      E250 - TÜM SOSIS VE SALAMLARDA E300 - FANTA PORTAKAL, CINOMEL
      E320 - ETI PUFY, KNORR ISKEMBE ÇORBA E223 - ÜLKER HAYLAYF, ALBENI
      E322 - ÜLKER ÇOKOKREMTÜM KOLALI IÇECEKLERDE KULLANILAN KATKI MADDELERININ TESPITI IÇIN ANALIZ YAPILMASINA IZIN VERILMEMISTIR

      Yorumlar size kalmış, bu bir üniversite araştırmasından alınmış ve kamuoyu fazla bilgilendirilmemektedir..



      Diyet Meşrubat içindeki 'Aspartam' maddesiyle zehirleniyoruz:

      Türkce sakarin veya diyet (diet) şekeri olarak tanınmakta ve şeker hastaları genelikle şeker yerine kulanmaktadır.Fakat buna ilavetten 100'e yakın yiyecek ve içecekte tatlandırıcı olarak kulanılmaktadı ve bunların başında Kola ve Pepsi gelir.Kola kutularının üzerindeki "soğuk içiniz" yazısı lezzet için yazılmamığı. Aşağıda Diyet Kola hakkında bir yazı var. Olay ABD'de geçiyor. Ancak bildiğiniz gibi Türkiye'de de birçok kişi diyet Pepsi ve diyet Coca Cola içiyor. Siz de içiyorsanız okuduktan sonra fikrinizi değiştireceğinizden eminim. "2001 yılı Ekim ayında kız kardeşim (Dr. Roberts'in kızkardeşi geniş bilgi için: http://www.aspartame.com/ ) çok hastalandı. Mide spazmları vardı, dolaşmakta zorlanıyordu, yürümek ise başlı başına bir sorundu. Sadece yataktan kalkması bile onu tüketiyordu, o kadar çok ağrısı vardı.

      2002 yılı Mart ayında biyopsiler alindi ve 24 değişik ilaç almaya başladı. Doktorlar kendisinde ne olduğunu bulamıyorlardı. O kadar çok ağrısı vardı ve o kadar Hastaydı ki, ölmekte olduğunu biliyordu. Hazırlığa başladı. Evini, banka hesaplarını, yaşam sigortasını ve diğer şeylerini en büyük kızının adına kaydettirdi ve küçük çocuklarının en büyük kızı ile birlikte olmalarını sağladı..Son bir keyif yasamak istiyordu, böylece 22 Mart günü (tekerlekli iskemlede olmak kaydıyla) Florida'ya gitmeyi planladı. 19 Mart günü testlerinin nasıl geçtiğini öğrenmek için kendisini aradım. Testlerde bir şey bulunamadığını, ama kendisinde MS (multiple skleroz) olduğunu düşündüklerini, söyledi. Çok şaşırdım, sonra bir arkadaşımın bana e-mail olarak gönderdiği bir yazıyı hatırladım ve ona sordum:

      "Diyet içecekler içiyor musun?" "Evet" dedi, o anda da bir tanesini açıp içmek üzere olduğunu söyledi, açmamasını ve diyet meşrubat içmemesini söyledim, bahsettiğim yazıyı e-mail ile kendisine gönderdim. Telefon konuşmamızdan 32 saat sonra beni aradı, diyet meşrubat içmeyi bıraktığını ve yürüyebildiğini, merdiven çıkabildiğini ve adale spazmlarının kaybolduğunu söyledi. İyileşmemişti ama kendisini kesinlikle çok daha iyi hissediyordu. Makaleyi doktorlarına göstereceğini ve eve dönünce beni arayacağını söyledi. Beni aradı, doktoru çok etkilenmişti ve diğer MS hastalarını arayarak suni tatlandırıcı (Aspartam) kullanıp kullanmadıklarını soracağını söylemişti. Bir kabuğun içinde diyet meşrubat içindeki 'aspartam' maddesiyle zehirleniyordu ve yavaş yavaş ölüyordu. 22 Mart Florida'ya giderken tek bir hap almıştı -bu da zehirlenmeye karşı olan haptı- iyileşme yolundaydı ve yürüyebiliyordu!!! Tekerlekli iskemle olmaksızın!!! Bu makale hayatini kurtarmıştı.

      Hayat kurtaran makale:
      Etikette "ŞEKERSİZ" yaziyorsa ASLA KULLANMAYI DÜSÜNMEYİN BİİLE!!
      NutraSweet', 'equal' ve 'Spoonful' markaları ile pazarlanan "ASPARTAM" hakkında DÜNYA ÇEVRE KONFERANSI'NDA birkaç gün konuşma yaptım. EPA'ya yönelik bir yazıda 2001 yılında Birleşik Amerika'da multiple sclerosis ve sistemik lupus salgını olduğu, hangi zehrin bunun yaygın hale gelmesine neden olduğunun anlaşılamadığı belirtilmişti. Ben ayağa kalktım ve tam bu konuda bilgi vermek istediğimi söyledim. Aspartam'in neden bu kadar tehlikeli olduğunu açıklayayım: Bu suni tatlandırıcının ısısı 86ºF (30ºC. 1 Fahrenheit 1.8 Santigrat derece. 32ºF = 0ºC).seviyesine ulaşınca, içindeki metil alkol, formaldehite, sonra da formik aside dönüşüyor, bu da metabolik asidosise yol açıyor.

      Metanol
      Metanol zehirlemesi diğer koşulları açısından multiple sklerosise benziyor. Doktorlar insanlara yanlışlıkla multiple sklerosis teşhisi koyuyor. MS ölüme yol açmazken metanol zehirlemesi öldürücü oluyor! (Şişelerde, kutularda "soğuk içiniz" yazılıdır. Devamı şöyle olmalı idi: "soğuk içmezseniz zehirlenirsiniz.") Sistemik lupus da neredeyse en az multiple sklerosis kadar yaygın hale geldi, özellikle Diet Coke (Coke, Coca Cola'nın tescil edilmiş ikinci adidir) ve Diet Pepsi içenler arasında! Kurban genellikle suçlunun aspartam olduğunu bilmiyor. Kullanmaya devam ediyor, lupus da artık yaşamı tehdit edecek düzeye ulaşıyor. Diyet içecekleri bıraktıktan sonra sistemik lupus hastalarının asistematik hale geldiklerini gördük.

      Aspartam hastası
      Multiple sklerosis teşhisi konan hastalarda (aslında bunlar metanol zehirlenmesi hastaları idi) semptomlari çoğu kayboldu. Görüş yeteneğinin geri kazanıldığı ve işitme duyusunun önemli ölçüde iyileştiğini gördük. Bu tinnitus vakalarında da geçerli idi. Bir konuşmamda "Aspartam kullanıyorsanız (NutraSweet, Equal, Spoonful vs.) ve fibromalji, spazmlar, ani ağrılar, bacaklarınızda uyuşma, kramp, vertigo, bulantı, bas ağrıları, tinnitus, eklem ağrısı, depresyon, endişe atakları, bozulan konuşma, bulanık görüş veya hafıza kaybı semptomlarından şikayetçiyseniz muhtemelen aspartam hastasısınızdır. konuşma arasında ayağa kalkan kişiler "Bu semptomlardan bazıları bende de var. Bundan kurtulmak mümkün mü?" diye sordular. Evet!

      Diet Coke ve Diet Pepsi:
      Diyet meşrubat içmezseniz ve gıda etiketlerinde yazılı aspartam kelimesine dikkat ederseniz, evet! Çok ciddi bir sorunla karşı karşıayız. Bir yabancı Bay Espisto'ya (konuşmacılarımdan biri) ve bana geldi ve "Neden bu kadar çok insanin MS derdi olduğunu bana söyleyebilir misiniz?" dedi. Bir hastaneye yaptığımız ziyaret esnasında bir hemşire ağır Diet Coke bağımlısı olan altı arkadaşının tümünde MS sorunu olduğunu söylemişti. Bu tesadüfün ötesinde bir durumdu! Diet Coke ve Diet Pepsi vs. DİYET KOLA BİR DİYET ÜRÜNÜ DEĞİLDİR! Kongre Raporuna göre karbonhidrat birikimine neden oluyor ve sizi şişmanlatıyor. Formaldehit yağ hücrelerinde depolanıyor, özellikle kalça ve basenlerde birikiyor. Dr.Roberts, bir kez bu ürünleri bırakınca ekstra spor vs yapmaksızın deneme süresi içinde 19 kilo kaybeden hastası olduğunu belirtiyor.

      Aspartam:
      Aspartam özellikle şeker hastaları için tehlikeli. Hastalarında retinopati olduğunu düşünen hekimlerle konuştuk, aslında hastalarındaki semptomlarin nedeni aspartamdı. Aspartam kan sekerinin kontrolden çıkmasına yol açıyor. Bu nedenle seker hastası proteinde bulunan diğer amino asitler olmadan aspartik asit ve fenilalanin maddelerinin nörotoksik hale gelmesi nedeniyle hafıza kaybından şikayet ediyor.Aspartik asit ve fenilalanin kan beyin bariyerini aşıyor ve beyin nötronlarını harap ediyor, şeker hastalarında (seker hastası olmayan hastalarda da) çeşitli tipte beyin hasarı, nöbet hali, depresyon, manik depresyon, panik ataklar, öfke ve şiddete neden oluyor. (Körfez Savaşı'nda savaşan kadın ve erkeklerin tükettikleri binlerce Diet Coke ve Diet Pepsi içinde bulunan aspartam iyi bilinen Körfez Savaşı Sendromu'nun nedeni olabilir) (Bu birinci Irak Savaşı.)

      Dr. Roberts:
      Dr. Roberts doğum arızalarına yani gebe kalma ve ilk gebelik döneminde tüketilmesi halinde zeka geriliğine neden olabildiği konusunda uyarıyor. Çocuklar özellikle nörolojik bozukluklar açısından büyük risk taşıyorlar ve NutraSweet (yapay tatlandırıcı) kullanmamaları gerekiyor. NutraSweet'e bağlı olarak çocuklarda görülen nöbet hali ve diğer bozukluklara ilişkin çeşitli vaka bildirebilirim. Maalesef anneleri çocuklarındaki bozukluğun aspartama bağlı olduğu konusunda ikna etmek her zaman kolay olmuyor. Ancak deneme-yanılma metodu ile diğer anneleri çocuklarının sağlığını ellerinde tuttukları konusunda uyarabiliyor.

      Şeker metabolizması:
      Şeker metabolizmasına (ki şeker hastaları için ideal) yardımcı olan ve SUNI TATLANDIRICI OLMAYAN tatlı bir bitki olan Stevia FDA tarafından onaylanan bir diyet ürünüdür. MONSANTO'ya bağlı olduklarından FDA yıllarca bu tatlı gıdayı göz ardı etti. Bu konuda mevcut literatür: EXCITOTOXINS: THE TASTE THAT KILLS (Öldüren Tat) ? Dr. Russell Blayblock (Health Press)1-800-643-2665 ve DEFENCE AGAINST ALZHEIMER'S DISEASE (Alzheimer Hastalığına karşı Savunma ? Dr.. H. J.Roberts. Dr. Roberts ayni zamanda bir diyabet uzmanıdır.

      American College of Physicians Konferansı:
      Bu iki hekim aspartamın öldürücü etkisini gösteren vakaların yer aldığı bir çalışmayı Internette yayınlayacaklar. American College of Physicians Konferansı'na göre "bu ölümcül zehrin neden olduğu nörolojik hastalıklar salgınından bahsediyoruz." Sorun bu: aspartamın 100 farklı üründe bulunduğuna dair Kongre tezleri mevcut. İlk tezden sonra peş peşe iki tez sunuldu, ana bir faydası olmadı. Hiçbir şey yapılmadı.

      İlaç ve kimyasal madde:
      İlaç ve kimyasal madde lobilerinin cepleri çok dolu. Bu madde halen beş binden fazla üründe bulunuyor ve HASTALAR TÜKENİYOR!! aspartamın yaratıcısı olan MONSANTO'nun bunun ne kadar öldürücü olduğunu bildiğinden eminim. Birçok kurulusun yani sıra Amerikan Diyabet Derneği, Amerikan Diyetetik Derneği, Amerikan Tip Fakültesi Konferansı'na fon sağlıyorlar. Bu New York Times gazetesinde yayınlandı, ama bir faydası olmadı. Bu dernekler herhangi bir katkı maddesini tenkit edemiyorlar veya MONSANTO ile bağlantılarını açıklayamıyorlar çünkü gıda sanayinden para alıyorlar ve ürünlerini desteklemek zorundalar.

      Aspartam'ın tehlikeleri:
      Senatör Howard Hetzenbaum tüm bebek, hamileler ve çocukları 'aspartam'ın tehlikeleri hakkında uyaran bir yazı yazdı. Bu yazıda toplumda mevcut sorunlar (nöbet hali, beyin kimyasında meydana gelen değişiklikler, nörolojik ve davranış bozuklukları; semptomlar) hakkında yapılan bağımsız çalışmalar da yer alıyordu. Bu yazı güçlü ilaç ve kimya lobileri tarafından yok edildi, böylece herhangi bir şüphe taşımayan insanlar hastalık ve ölüm karşısında çaresiz kaldılar. Bize bu güzel bilgileri ABD'den gönderen Lale Hanıma teşekkürler.
      Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

      Yorum yap


      • #18
        MAY FUN Nedir ?

        Yorum yap


        • #19
          MAY FUN ve Faydaları

          Yorum yap


          • #20
            Neden Dünyada Rakipsiziz Lahana mix Nasıl Daha Fazla Probiyotik Üretiriz Zence May,Ormus Gold

            Yorum yap


            • #21
              Maydanozun Faydaları Nelerdir Maydanoz Kilo Verdirir Mi May Fun Nasıl kullanılır.

              Yorum yap


              • #22
                May Fun Nedir May Fun Nasıl Kullanılır May Fun İçerisinde Neler Bulunur.

                Yorum yap


                • #23
                  Faydasız Zayıflama Ürünleri Nelerdir Meyve Zayıflatır mı Sibutramin Zararlı Mı

                  Yorum yap


                  • #24
                    Nasıl Zayıflanır Zayıflamak İçin Ne İyi Gelir Zayıflamak İçin Ne Yapmamız Lazım.

                    Yorum yap


                    • #25
                      Kilo Vermek İçin Ne Yapmak Gerekir Fazla Yağlardan Nasıl Kurtulunur Metabolizma Nasıl Hızlanır.

                      Yorum yap


                      • #26
                        Mide Yanmasına Ekşimesine Ne İyi Gelir Takıntılardan (OKB) Nasıl Kurtuluruz

                        Yorum yap


                        • #27
                          SAADET DEVRİ DİYETİ, PEYGAMBER DİYETİ, Gökçek Diyet: Peygamber Diyeti ile 3 ay da15-20 kg vermek mümkün.
                          1-) Her öğün sadece bir gıda tüketmek gerekir, Örneğin; kahvaltıda sadece bir gıda süt veya bir portakal, elma veya çorba, ÖĞLE YEMEĞİ YOK, Akşam sadece bir yiyecek türü tüketilmelidir.
                          2-) Günde 2 öğüt en iddialı
                          3-) Her lokmayı en az 30 defa çiğneyeceksin,
                          4-) Kahvaltı ve Yemekten önce sıvı tüketilebilir, yemek ve kahvaltıdan sonra alına sıvıda mide asidini bozar. Bu nedenle Kahvaltı ve yemekten 2 saat sonra sıvı alınmalıdır.
                          5-) Kahvaltı veya yemekten sonra herhangi bir katı gıda ancak 4 saat sonra tüketilmelidir.
                          6-) Haftanın 2 günü sünnete uygun olarak Pazartesi ve Perşembe günleri Oruç tutmak.
                          7-) Hatta hızlı kilo vermek isteyenler 2-3 Ay da bir 3-4 günlük açlık orucu tutulmalıdır.

                          PEYGAMBER DİYETİ: Peygamber Efendimizin beslenme şekline Peygamber Diyeti denir. Bir gün bir kişi Peygamber Efendimiz (sav) Ya Resul Allah falanca şahıs lokmalarını çok çiğniyor der, Bunun üzerine Efendimiz; O doğrusunu yapıyor. Buyurmuşlar. Mide ve bağırsakları sobaya benzetelim, şayet kalitesiz kömür kullanırsanız; is olur, borular ve baca tıkanır, hatta zehirlenebilirsiniz. Kaliteli kömürde problem olmaz. Kişi az yer, çok çiğner ve yavaş yerse hastalıklardan hiç biri ile tanışmaz. Kişi hastalansa dahi çok kısa sürede iyileşir. Her lokmayı en az 30 defa çiğnediğinizde 6 hafta sonra ağızda dilcik etrafında bir kas oluşur ve artık sindiriminiz normale dönmüştür demektir. Bu şekilde beslenirseniz, yediklerinizi hazmeder ve hastalığa karşı sizi korur. Bu tarz beslenme ile en ağır hastalıkları bile çok kolay yenebilirsiniz.

                          Yıllar önce Almanya da staj yaparken bir sabah kahvaltı yaparken, ben sofrayı donatmışım tereyağı, bal, salatalık, ekmek, çay domates, biber vs. Almanlar ise 2 dilim ekmek ve bir dilim salam yiyorlardı. Yıllarca düşündüm bu Almanları adam eden Kanuni Sultan Süleyman’ın gönderdiği 400 sipahi, Almanları insan etmiş onları eğitmiş ve bu günkü medeniyette yer almalarını sağlamıştı. Oysa biz kendi değerlerini unutmuş Batıyı örnek almaya çalışan MANKURTLARA dönmüşüz. 300 senedir taklit ediyoruz ve hep batıyoruz. Oysaki onları insan yapan bizim kültürümüz. Onlar Müslüman gibi yiyip içiyorlar, BİZ MÜSLÜMANLAR FİRAVUN GİBİ YİYİP İÇİYORUZ.

                          Neden bir öğünde bir tür yiyecek yemek gerekir? Diyelim ki et yiyorsunuz et çiğnerken beyine sinyaller gider ve beyin sindirim organlarını uyarır. Böylece mide Hidroklorik asit, pepsin, pankreas lipaz, karaciğer safra ve ince bağırsaklar ona uygun enzimler salgılamaya başlar. Fakat kişi aynı anda ekmek, salata, bakliyat, pilav ve yemekten sonra tatlı ve hatta çay ve hatta bazı misafirlikler de çerez tüketince sindirim sistemi hangi asidi, bazı, enzimi salığasın. Çok ve karışık yiyecekler sindirilmez ise ASİDOZA ve HOMOSİSTEİNE sebep olur, asidoz ve homosistein hastalıkları tetikler, çünkü vücut çöplüğe döner. Böylece bağırsaklarda mantarlar çoğalır, mantarlar zehirli gazlar ve zehirli alkoller üretir ve kokuşma meydan gelir. Bu da bakteri, virüs ve mantarlar için ideal bir ortam oluşturur. Vücutta biriken asidi atmak için kişi çok uyumak zorunda kalır, çok uyumak ise önce halsizlik dermansızlık, unutkanlık vb çeşitli rahatsızlıklara ilerleyen zamanlarda ise cilt hastalıkları, alerjik hastalıklar, depresyon, panik atak vb., hastalıkları tetikler. İşte bu nedenle Peygamber Efendimiz ümmetine örnek olmak için günde sadece 2 öğün yemiş ve HER ÖĞÜNDE SADECE BİR GIDA TÜRÜ İLE BESLENMİŞTİR. Biz sözde Müslümanız, ama beslenmemiz hiçte İslama göre değil.

                          Not; Her öğünde Tek bir yiyecek türü tüketilirse sindirim sistemi besinde ki vitamin, mineral, enzim vs., absorbe eder ve kişide halsizlik dermansızlık, baş ağrısı vs., gibi rahatsızlıklar olmaz. Bir öğünde birden fazla yiyecek tüketilir ise sindirim sistemi gıdaları, bağırsaklar çöplüğe döner ve burada ortaya çıkan zehirli gazlar ve alkoller önce halsizlik dermansızlık, yorgunluk sonrada alerjik hastalıklar, cilt hastalıkları, romatizma, bağışıklık sisteminin çökmesi, depresyon, panik atak vb. hastalıklara sebep olur. MÜSLÜMANLAR PEYGAMBER EFENDİMİZ GİBİ DEĞİL FİRAVUN GİBİ BESLENİYOR. ALLAH BİZİ ISLAH ETSİN


                          Gökçek Diyet: Bir araştırmadan gönülü olarak katılan bir grup insan yemeleri için kek verildi ve 15 defa çiğnemeleri söylendi ve aynı kişilere tekrar keke verildi ve bu defa 40 defa çiğnemeleri söylendi.40 defa çiğnediklerinde % 12 daha az kalori aldıkları izlendi.Sakız çiğnemenin yemek çiğnemekle ilgisi ve faydası yoktur.Harbinli Doktorlar 16 orta kilolu ve 14 şişman üzerinde yaptıkları araştırmalarda obez olanlarla normal kiloda olanların aynı hızla lokmaları çiğnedikler, fakat obezlerin lokmaları daha çabuk yutukları tesbit edilmiştir.İlim adamlarının yaptığı araştırmalarda çok çiğneyerek beslenelerin beyininde tokluk hissi uyandıran ghrelin hormonun erken salğıladığını ve hızlı yemek yiyenlerde tokluk hissi veren hormon yerine açlık hissi veren grelinin harmonu çok yavaş azaldığı gözlenmiştir.Bundan anlaşılması gerekende çok çiğneyince kişi bir tabak yemek yiyince doyuyorsa hızlı yemek yediğinde 4 tabak yemekte ancak doyabilir.Kişi fazla yemek yiyince sindirim organlar, böbrekler, damarlar, lenf sistemi yanki kısaca bütün organlarda cüruf oranı çoğalır.Artan cürufu atmak zorlaştıkca hastalıklarda ağırlaşır.Basit bir örnek verecek olursak Muftakata bulaşık yıkamanız gerekiyor, bulaşıkları yıkamadan önce bulaşık artıklarını çöpe dökmeniz gerekir, aksi taktirde iri yiyecek artıkları gideri tıkar.Kişi hızlı yemek yerse proteinler küçük molekülü aminoasitlere dönüşeceğine küçük proteinlere dönüşür, metabolik değişimler sırasında çok artık madde ortaya çıkar.Bu da vücutta curufun yoğunlaşması demektir.Eskiden köyde Taş değirmen vardı, değirmen takriben 800-1000 kg olup tepsi gibi yuvarlak ve ortasında 15-20 cm çapında bir deli var ve bu deliğe yukarıdaki hazneden bir oluk vasıtası ile yavaş yavaş az miktarda buğday akar ve buğday un haline gelir.Şayet değirmene olması gerek den fazla buğday akarsa un yerine elinize küspe geçer.İşte doğru çiğnenmeyen besinde sindirim sisteminde büyük felaketlere sebep olur.Aynı şekilde kahve değirmeninde misk cevizi (küçük hindistan cevizi) öğütmeye kalkarsanız, değirmeni kırarsınız.

                          ÇİĞNEME: Her Lokma en az 30 defa çiğnenmeli, doğru ÇİĞNEME den yutulan besinler mide başta olmak üzere diğer organlara zarar verir.Hücre merkezlerinde bulunan mitokondirininleri soba veya mini atomsentraline benzetebiliriz.Sobaya kalitesiz kömürü doldurursanız duman içinde kalırsınız ve aşırı artık madde (kül, duman, is) ortaya çıkar.Çiğnenmeyen besinlerde kalitesiz kömür gibi hücreler, hücre araları, bağ dokuları ve bütün organlarda artık madde (curuf) yoğunlaşmasına sebep olur.Curuflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.Az çiğneme sonuçu ortaya çıkan aşırı asidoz ve cürufu atmak için toplar damarlar, lenf kanaları, böbrekler ve akciğerler sürekli çok çalışmaktan artık arıtmaz hala gelirler.Belediyenin fen işleri gibi çalışan lenf sistemi mikropları yok edeceğine mikrop üretir hale gelir.Yıllar önce İstanbul Belediye Başkanı Nurettin Sözen'di ve onun zamanında İstanbul çöplüğe dönmüştü.Kapalı çarşı ve Emin önünde iş yeri sahipleri birbiri ile kavga yapıyorlardı benim iş yerimin önüne çöp atmayın diye ve Turistler ağızlarını tıkayarak ''Oh My God'' diye bağırarak kaçıyorlardı.Lenf sistemi de aynı Belediyenin Fen işleri gibi günde 3 litre ölü hücre, ölü bakteri, protein artıkları, yanmamış yağlar vb artık maddeler ile birlikte fazla kirli sıvıyı (yoğun olarak su) toplar.Lenf sistemine aşırı yükleme olursa mikropları yok edeceğine mikrop üreten merkez olur.Böbrekler sürekli kan temizlerken kan aşırı kirli olursa böbrekler yorulur ve yavaş yavaş kronik böbrek yetmezliği başlar, aşırı kirlenene kanı akçiğer arıtmazsa bronşit, astım ve nefes darlığını tetikler.Sürekli vücutta cüruf (artık madde, ölü hücreler, mikroplar vs) oranının yüksek olması kist, miyom, lipom, nodül, damarlarda yağlanma daralma sonucu beyin, kalp, pankreas, karaciğer vb., organlarda yağlanma sonucu bir mikroplar için ideal bir cüruf (bataklık) oluşur ve kişi çok kolay hastalanır ve kolay kolay iyileşemez.Gökçek İksir, Aloevera jel, damar çayı ve enfeksiyon çayı ile vücutta ki cürufu arıtmak mümkündür, fakat yeniden cüruf olşmaması için mutlaka çok çiğnemek gerekir.

                          Fitik asit (Phytin asit) Kalsiyum, Magnesiyum, Demir ve Çinko ile bağ oluşturur ve merkezsinde fosfor bulunur.Bu minerallerin çözülüp emilebilmesi ancak ve ancak bağırsaklarda ki faydalı bakterilerden laktobasilus bakterilerinin devreye girmesi ile mümkündür.Yanlış beslenme ve aşırı kimyasal ilaç kullanmakla laktobasilus (laktik asit bakterileri) azalırsa mantarlar çoğalır mantarlar glikozu toksik maddeye dönüştürür.Fitik asidi çözen Fitaz enzimini geviş getirmeyen canlılarda bulunmadığından tahıl tüketmek insanlar için sağlıklı değil asla tahıl tüketmeyin diye bazıları kampanya başlatmışlardır.Son yapılan araştırmalarda kişi yediği lokmayı çok çiğnediğinde fitik asit diğer proteinlerden çözülür ve serbest kalır, fakat yinede sindirilmez.Ancak ve ancak bağırsaklarda ki faydalı bakteriler (laksik asit bakterileri) fitik asidi çözmek için fitaz üretirlerse fitik aside bağlı olan mineraller çözülerek bağırsaklardan emilir (absorbe edilir) hale gelir.Fakat kişi aşırı antibiyotik kullanmışsa ve aşırı tatlı tüketiyorsa faydalı bakteriler azalır ve zararlı bakteri ve mantarlar çoğalır ve bunların üretmiş olduğu toksik maddeler (zehirli gazlar ve zehirli alkoller) bağırsakları yakar.
                          1.) Bağırsaklarda bu nedenle çok yoğun bir yağ tabakası oluşur ve bu yağ tabakası nedeniyle ince bağırsak yeterince enzim (diaminooksidaz) salğılıyamaz.Bu enzim (diaminooksidaz) azalırsa histamin oranı yükselir.Histamin oranın yükselmesi ise kişide polen alerjisi, besin alerjisi, kurdeşen, alerjik astım, akne, sedef, ekzem, romatizma, kolit, ibs, vb. rahatsızlıkları tetikler.
                          2.) Faydalı bakterilerin azalması zararlı mantarların çoğalması nedeniyle proteinler amino asitlere dönüşürken artık madde olarak ortaya çıkan homosistin (homocystin) LDL-Kolesterolunu tetikler.Tetiklenene LDL-Kolesterolunu bağışıklık sistemi mikrop gibi alığılar ve makrofaj bu oksitlenmiş LDL-Kolesterolunu giyerek balon gibi şişer ve patlar, ortaya sümüksü süngerimsi yapışkan bir madde çıkar.Buna cüruf denir ve bu cüruf damarlar başta olmak üzere bütün organlarda yağlanma daralma ve sertleşmelere sebep olur.Bu durum kişide ani beyin kanaması, kalp krizi, karaciğer yağlanaamsı, böbrek yetmezliği, lenf bezlerinin şişmesi, pankreasın yağlanması nedeniyle diabet, cinsel organlarda yağlanma nedeniyle cinsel yetersizlik gibi rahatsızlıklar ortaya çıkar.

                          TÜKRÜK (Tükürük): Çene altı, dil altı ve kulak altı tükrük bezeleri günde yaklaşık olarak 1500 ml tükürüğü ağız içine salgılamaktadır.Tükrük içinde su, bikarbonat, potasyum, sodyum, klor, kalsiyum, glikoprotein ve ptiyalin (tükürük amilazı) bulunmaktadır. Ptiyalin tükrük bezelerince sagılanana ptiytalin bir enzim olup besinlerin çiğnenmesi sırasında nişastayı ve diğer büyük karbonhidratlı molekülleri daha basit disakkaritlere parçalar.. Glikoprotein (Müsin) ağız içindeki besinlerin kayganlaşmasını sağlar ve tükürük ağız içini sürekli olarak nemli tutar.Tükrük besinlerin içindeki bazı molekülleri çözerek, bunların tadının alması dil üzerinde ki papiler sayesinde olur.Tükrük yutma işlemini kolaylaştırdığı gibi dil ve dudakların hareketlerini serbestleştirerek, konuşmayı da kolaylaştırır. Tükrük dişleri ve ağız içini sürekli yıkayarak, bunların temiz kalmasını sağlar.Tükürüğün pH’ı değeri ortalama 7′dir. pH’sı 7 olan tükürük, kalsiyum ile doymuştur. Bu nedenle dişler, tükürüğe doğru kalsiyum kaybetmezler. Fakat tükürük pH’ı asitli faza kaydığında, kalsiyum bakımından doymuşluğu azalır. Bu durumda dişler tükürüğe doğru kalsiyum kaybederler.Bu nedenle peynir, çay, kahve, kola, tatlı yiyecek ve içecekler asidoza sebep olur ve dişlere ve kemiklere zarar verirler.Tükürük salgısı merkezi sinir sisteminin kontrolu altındadır.Ne kadar çok çiğnerseniz o kadar sindirirsiniz ve sağlıklı olursunuz.Çok yavaş yemek yemeli böylece dilcik çevresin de bir kas oluşur ve besinler tam öğütülmeden bu kas tarafından bırakılmaz.Dilcik etrafında zaten kas var, bu kas hızlı yemek yiyenlerde çok gevşek olduğundan bir fonksiyonu yoktur, çok çiğneyen ve yavaş yiyenlerde bu kas baraj gibi bir bent oluşturur ve besinler sıvı bir hal almadan yutulmasını engeller.Kişi 40 gün yavaş yemek yer ve çok çiğnerse bu kas tekrar güçlenir.Ne kadar az çiğnerseniz vücudunuz o kadar cürufla dolar ve buda mikropların çoğalması için ideal bir bataklık (cüruf yığını) demektir.Cüruf ve asidoz dan kurtulmak için Gökçek iksir, Gökçek aloeverajel, enfeksiyon çayı ve Gökçek Diyet gerekir.

                          DİYET: Evet ben diyete pek inanmıyordum, çünkü birçok yöntemi denememe ragmen 6-7 kg veriyodum ve sonra yeniden aynı kiloya ulaşıyordum. Yani kendi üzerimde yaptığım deneylerde bir netice elde edemedim. Bu nedenlede diyet yapmayı artık hiç düşünmüyordum. Takii Hasan beyin kayını ABD'den bir profösürün özel bir reçetesi ile 130 kg'dan 87 kg'a düştüğünü duydum ve orjinal reçeteyi öğrendim. Bu reçetenin 1000 yıllık eski bir Türk Reçetesi olduğunu bendeki dosyada görünce şaşırdım. Ben bu reçeteyi yıllardır biliyordum ama kulamayı pek düşünmemiştim, çünkü diğer reçetelerden netice alamayınca artık bu kadar deney yeter diye bunu denemekten vazgeçmiştim. Şimdi bu reçeteyi yeniden ADB'li profösür tedavide kulanınca yeniden ele aldım. Diyet reçetesini geliştirdim ve daha etkili bir forma geldi. Bu reçetenin ismi Gökçek Diyet'dir ve ilaç değildir. Yıllarca çeşitli diyet yöntemlerini kendi üzerimde denedim. Bu nedenle Gökçek Diyeti 6 ay gibi kısa bir sürede geliştirmem mümkün oldu.Kilosunu, yaşını ve boyunu sorduğum bayana kilolusunuz dedim. O da sizde kilolusunuz önce siz zayıflayın bakalım söylediğiniz gibi kolaymı dedi. Doğrusu bayana hak verdim. Daha önce et, peynir ve yumurta gibi hayvansal besinleri ve siyah çay, kahve, kola ve fanata gibi asidoza sebep olan içecekleri bırakmıştım, fakat bir tülü zayıflıyamıyordum. Yaptığım araştırmalarda nişastalı besinlerin şeker dönüştüğü ve şekerin ise vücutta yağa dönüşerek depolandığını görünce nişastalı ürünleride bıraktım. Ekmeksiz doyduğumu hisetmezdim ekmeği bıraktım(Kepekli ekmek yenebilir çok çiğnemek şartı ile). Yani bu yiyecek ve içecekler olmadan yaşıyamam zannerdim yaşandığını gördüm. Çok sebze ve az meyve yiyorum ve Gökçek İksiri alıyorum vede 15 günde 12 kg verdim, yani 15 sene sonra ilk dea 80 kg'ın altına indim. Gökçek Diyetin 1. haftası oldukca zordur ve 2. hafta'da biraz zor geçer ve 3. hafta vücut alışır ve çok az yemekle doyulduğu görülür. Bir zamanlar etsiz yemek olduğunda protosto eder ve yemek yemezdim. Akşamaları çay içmezsem başım ağrırdı. Şimdi hepsini terk ettim, demek ki istenince oluyormuş.

                          Sebze; Mineral, vitamin, enzim ve diğer lifli maddelerle birleşik olduğundan hemen şeker dönüşmez. Bu nedenle bağırsak mantarları sebze ve meyvelerdeki şekerlerden istifade edemezler. Bağırsak mantarları tahıl ve bakliyattaki, özeliklede un mamülerindeki nişasta hemen çözülerek şeker dönüşür. Artı saf şeker içeren tatlı, çikolata vs yiyecekler, kola ve fanta gibi içeceklerdeki saf şeker mantarların ana besinidir. Bu nedenle 6-7 hafta sebze çok yenebilir, fakat meyve aşırı yenmemelidir. Balık ve meyve kilo yapmaz görüşü de yanlış bunu bizzat yaşadım. Fazla balık vede meyve de kiloya sebep olabiliyor. Un mamülerinideki nişasta çok kısa sürede şerkere dönüşür ve buda metabolik değişimlerle yağa çevrilerek vücut ta depolanırken, sebzelerdeki karbonhidratın şeker dönüşmesi zaman alır, çünlü karbonhidratlar vitamin, mineral, enzim ve ptoteinlarla bileşik olarak bulunur. Bu nedenle aşırı sebze yenebilir, fakat aşırı meyve yemek iyi değildir, çünkü meyve yüksek oranda şeker içerir ve buda kilo yapar.

                          Lenf sistemi: Lenf sistemi kan dolaşımı gibi doku ve hücrelerdeki artık maddeleri toplar, fakat lenf sisteminin bu trasport işlemi oldukca farklıdır. Kan dolaşımı atar ve toplar damarlardan oluşurken, lenf sistemi tek yönlü yol gibi sadece toplama işlemi yapar. Hücreler arasında kalan artık maddeleri lenf sistemi alarak ana lenf damarına (kanalına) ulaştırır, bu kanalda artık maddeleri (curuf) toplar damarlara verir.Lenf sistemine beyaz kan dolaşımıda denir. Lenf ssiteminin % 85'i bağırsaklardadır. Şehirlerin çöpünü belediye toplar, vücuddaki artı maddeleri (curuf) ise lenf sistemi hem toplar hemde miktopların yayılmasını önlemek için lenfositleri üretir. Kirlenen vücudu temizlemek için mutlaka Gökçek İksir, Gökçek Lenf çayı kulanmak ve diyet yapmak gerekir.

                          BAĞIRSAKLAR: Sindirim salğılarının kalitesinin düşmesi nedeniyle hayvansal besinler sindirilmez ve kalın bağırsağa ulşan besin artıkları kokuşur ve buradaki zararlı (patalojik) bakterilerin azmasına (çoğalmasına) sebep olur. Böylece 6-7 hafta sebze ve meyve yiyerek faydalı bakterilerin artması vede zararlı bakterilerin yok olmasını sağlanır, çok çiğnemek yavaş yemek şartı ile diğer besinlerden az yenebilir.Tabii Gökçek İksir ve Gökçek Tonik'i kulanmaka gerekir, tedavi sürecini hızlandırmak ve kalıcı iyileşmeyi sağlamak için. Bağırsak florası ancak ve ancak böyle optimal seviyeye ulaşır. Bağırsaklar 350 metrekare ve 100 katirilyon bakteri vardır ve bunlar sağlıklı bir bağırsakta % 99'u faydalı bakterilerdir.Ne kadar kimyasal ilaç, özeliklede antibiyotik kulanılırsa bağırsak florası o kadar bozulur. Hastalıkların % 90'ı bağırsaklardaki bağırsak florasının bozulması, % 5' mide rahatszılıkları vede % 5' diğer organlardaki problemlerden kaynaklanır. Gastirt ve ülseri tonik ile tedavi etmek mümkündür, fakat bağırsak florasının tedavi edilmesi ancak ve ancak doğru beslenme ile mümkündür. Bağırsak mantarları sülük gibi bağırsak mukazasına yapışır ve dışarı atılamaz. Ben 17 sene alerji nedeniyle testler yaptırdım, mantar yok dendi, fakat belitileri bunu gösteriyordu. Geniş yazı aşağıdadır.

                          Akşama yemeği: Neden akşam saat 18'den sonra ağır yemekler yememeli, çünkü mide 18'de sonra çalışmasını minimuma (en düşük tempo) indirir. Ve böylece tam sindirilmeyen besinler bağırsaklara geçer ve oradada gerekli sindirim olmaz ve absorbe edilen besleyici meddeler tam hazmedilmemiş olduğundan yanarak enerjiye dönüşürken aşırı curuf (artık madde) oluşur ve bu curuf (artık madde) vücudun zayıf noktalarına depolanır. Böylece kilo vermek imkansız olur vede kişi sürekli kilo alır. Mide sabah saat 3'de çalışmaya başlar ve saat 7'de en yüksek çalışma temposuna ulaşır. Saat 13'e doğru çalışmasını yavaşlatır ve 18'den sonra çalışmasını minimuma indirir. Bağırsaklar saat 7'de normal çalışmaya başlar ve saat 13'de çalışma temposu maksimuma erişir ve saat 18'ye doğru temposunu azaltır vede saat 22'a doğru minimum derecede çalışır. Bu nedenle geç saatlerde yenen besinler hazmedilmez ve büyük problem yaratır. Nişastalı besinler (ekmek, makarna, baliyat, tahıl vb) akşam geç saatlerde yenirse tam sindirilmez ve nişasta şekere dönüşür, şekerde yağa dönüştürülerek vücutta depolanır. Yani ha hayvansal ağır besinler, ha nişastalı besinler her ikiside kilo yapar. Bu nedenle akşam yemeği yerine yoğurt, meyve, sebze yenmesi veya sebze çorbası içilmesi doğru olur.

                          Almanlar akşam yemeği yemezler: Almanların akşam yemeği yememesi benim çok tuhafıma gidiyordu. Almanlar akşamları bir dilim ekmek, sebze çorbası veya bir meyve veya bir kase yoğurtla idare ederler. Bunu ben 30 yıl önce anlamamıştım, ama araştırdığımda bunun bir Osmanlı tarzı beslenme olduğunu gördüm. Atalarımız hep sünnete uymuş ve Atlas'dan (Fas) Alaska'ya kadar at koşturmuş. Nasıl at koşturmuş sağlıklı beslendiği ve sağlıklı yaşadığından, yani sünnete uyduğundan. Ne zaman sünnet'ten uzaklaşmış o zaman hantallaşmış beyin ve bileği çalışmaz olmuş ve küçülmüş küçülmüş vede küçülmüşüz. Artık büyümenin zamanı gelmiştir. Bu nedenle doğru beslenelim ve kafamızda bilğimizde çalışsın. Ben 26 yaşına kadar 57 kg geliyordum, sonra evlenince (1983) 67 kg'a, iki aylik askerlikten sonra (1989) 77 kg'a, 2000 yılında 87 kg'a ve 2003'de 90 kg'a çıktım.

                          Yanlış Beslenme: Neden bu kadar kilo aldım, tabii çok yanlış ve ağır beslenme nedeniyle. Tanıdıklarımdan 35-40 yaşlarındaki bazı insanaların kalp ve kandolaşımı problemi, damarların yağlanması (arterioskleroz) ve aşırı kilolar'dan öbür dünyaya göçmeye başladılar ve bu beni korkutu. Bu nedenle bir çok diyet yöntemi uyguladıysamda pek başarılı olmadım. Bende et, peynir ve yumurtayı bıraktım vede siyah çay kahve, kola ve fanta içmemeye başladım. Vede akşamları fıstık ve antep fıstığı yemeyi bıtaktım. Akşamları ise hayvansal besinler, hamurlu ve bakliyatgiller gibi ağır yiyecekler yerine çok az meyve, salata veya yoğut yedim veya sebze çorbası içtim. Ve bana ait olan Gökçek Diyetini geliştirdim ve iki hafta Gökçek Diyet ve Gökçek Kan çayı içtim vede 6 kg (06.12.06) verdim. Gökçek Diyetvücudun metabolik değişimlerini tetikler, yani arıtır ve aşırı yağlar yanarak erir ve böylece fazla kilolar atılır. Şişmanlık başta nefes darlığı, kolesterol, damar sertliği, kalp krizi, beyin kanaması, yüksek tansiyon, allerji, sindirim rahatsızlıkları, görme ve duyma anormalikleri, cinsel yetersizlik vb.. gibi rahatsızlıkların ana sebebidir.

                          Türk Misafirperverliği veya Türk İşkencesi: Aslında çok güzel örf, adet ve töre gibi görünsede bu abartı misfirperverlikten çıkıyor ve işkenceye dönüşüyor. Misafir gitiğiniz yerde veya size misafir geldğinde masanın üstü boş kalırsa ayıp olurmuş gibi, önce çay ve cerez, yemek vaktine karar zaman varsa kahvaltı gibi hafif aperatifler, yemekten sonra, tabii bu yemek zaten çok çeşitli ve ağır, evet yemekten sonra meyve ve meyveden sonra yine cerez, çay veya kahve faslı. Bütün bunlar normal olanıdır. Birde bazı misafirler ayağa kalkmadan yine açıktılar mı diye sorma ve ve hatta yatılıya gelen bazı misafirler yatmadan önce yine birşeyler atıştırıyorlar. Misafirlik misafirlik olmaktan çıkıyor, işkenceye dönüşlüyor ve bunu her ev sahibi yapamak zorunda, çünkü dedikodudan korkuyorlar. Bu kötü alışkanalık töre, adet veya misfirperverlik olamaz. Bu insanaları zehirlemektir. Bana kalırsa misafire yemek vermemek vermekten daha iyidir, misafirin ve tabii kendi sağlığınız için. Bir haftalığına Türkiyeye gidiyorum 6-7 kg alıp dönüyorum.Yemek, yemek, yemek evet her sırsata yemek yemek için şartlar oluşturmak. Bayanlar akşamaları kadınların altın günü vs diyerek toplanmaları ve yine yemek, çay, kahve, cerez ve meyve faslı devam ediyor. Erkekler saatlerce kahvede kagıt veya okey oynadıktan sonra evlerini hatırlıyorlar ve eve gelince geç saatlerde çok ağır yemekleri tıkabasa atıştırmalar ve hareket etmeden yatıyorlar. Özeliklede Almanyada Türk kadınlarını görünce korkumdan onlara yol veriyorum, çünkü yürürken bir çarpsalar maşallah uçarsın. Çoğu bayan evlendikten sonra birde 2-3 çocuk yapınca kendilerine hiç dikkat etmiyorlar ve sürekli hamurlu, peynirli ve etli yiyeceklerle obez (aşırı şişman) olup çıkıyorlar. Bu nednelede çok boşanmalar oluyor. Adam bakıyor rus, taylantlı veya alman kadınları çıta gibiler, sonrada boşanıyorlar. Almanyadaki kadın sığınma evlerindeki kadınların çoğu Türk ve Faslı nerdeyse almanlardan fazlalar. Evet birde çok kötü adetlerden biride cenazeye başsağlığına gidenler, karınlarını doyurmayı düşünüyorlar ve yemek yemeden ayrılmıyorlar, bu ne kötü bir alışkanlık. Millet kendi yasınamı yansın, yoksa gelen vatandaşa yemek hazırlamak için koşuştursun?

                          Kalori: Yılardır duyarız işte büroda çalışan şu kadar, inşaata çalışan şu kadar kalori alması gerek, şu besinden şu kadar bu besinden bu kadar denir ve bizde inanırız. Almanyaya yeni geldiğimde inşaat mühendisliğini okumak istedim ve bir yıl bir inşaat firmasında staj yaptım. Burada çalışan alamanlar benden büyük ve kilolu idi. Ve hatta biri vardı adam 2 metre boyunda ve 100 kg ağırlığında. Hep birlikte kahvaltıya çıkınca onlar küçük 50 gramlık bir sandeviç ve içinde incecik kağıt gibi bir dilim peynir veya salam yiyorlardı ve kahve içiyorlardı. Bense 5-6 sandevic, domates, biber, salatalık, zeytin ve peynir yiyordum. Bende Türkler arasında öyle çok yemek yiyen biri sayılmazdım. Almanlar bana bakıp bugün sizin bayramınız mı var diyorlardı. Yani adamalar öyle alışmışlarki bir dilim ekmekle yetiniyorlardı. Evet staj yaptığım o günlerden bu günler kadar tam 28 yıl geçti. Gökçek Diyet aldıktan ve ağır akşam yemeğini bıraktıktan sonra az yemekle yaşamanın mümkün olduğunu gördüm. Ağır akşam yemeğini bıraktıktan sonra akşamaları bir kase yoğurt veya bir meyve veya bir tabak salata yiyince veya bir kase çorba içince midem küçüldü ve artık fazla yemek yemeden aynı tempo ile çalışıyorum vede daha dinçim. İşte şu kadarlık kilo kalori şundan ve bu kadarlık kilo kalori bundan yiyeceksin demek hikaye. Sindirim sistemeleri iyi çalışan insan az yemekle yetinir, ama sindirim sistemilerinde problem olan kişi ne kadar yese doymaz.

                          Günde 5-6 öğün yeme hikayeside doğru değildir. Bazı hastalara doktorlar az yemek yemeyi tavsiye edeceğine, gün alınan 3 öğünün 5-6 öğüne yayılmasını tavsiye edilmektedirler. Evet günde 3 defa ağır yemek yemek tabii doğru değil ve bunun yerine günlük 3 defa alınan öğünü, 5-6 öğüne yaymak iyi fikir gibi gözüksede iyi fikir değil. Günde 3 defa değil mümkünse 2,5 öğün almakatır, yani akşam yemeği yerine yoğurt, meyve, salata veya çorba gibi çok hafif bir menü iyi olur. Neden böyle bir beslenme gereklidir? Çünkü mide kahvaltıdan sonra bunun hazmetmek için 4-5 saat zamana ihtiyaç duyar ve öğle yemğinden sonrada yine 4-5 saatlik bir zaman dilimine ihtiyaç vardır. Ve çok hafif bir akşam öğününden sonra mümkünse birşey yememek gerekir. Zira mide bu saaten sonra en minimum çalışma temposuna girer ve yenilen besinler hazmedilmez mide büyür ve sarkar. Mide: mide asidi (HCL) ve sodyumhidrojenkarbonat (NaHCaO3)'ı salğılar asidi direkt besinlerin hazmı için mide mukazasına gönderirken, sodyumhidrojenkarbonatı pakreasa nakleder. Bu asit ve bazın kaliteli salğılanabilmesi için öğünler arasında 4-5 saat gibi bir zaman dilimi gerekir vede arada birşeyler atıştırmakta asit ve bazı kalitesinin düşmesine sebep olur. Asit ve bazın kalitesi düşünce besinlerin sindirilmsi problem olur. Bu nednele mümkünse günde 2 öğün en idealidir, şayet mümkün değilse 2,5 öğünde olabilir. Bu Alman tarzı beslenme gibi gözüksede değildir, çünkü bunlarda bu beslenmeyi Osmanlı'dan almış Osmanlı'da malum Kuran'a ve Peygamber Efendimizin sünnetine dayanayark bu beslenme tekniği geliştimişti. Eskiden beri İstanbul'da yaşayanlar sağlıklı beslenmeyi bilir. Avrupa hayranlığı ve bizden olmayan bujuvazinin Türk gibi değil Avrupalı gibi yaşaması diğer insanlarımızında bunlara özentisi nedeniyle milli değerlerimiz yok olmuştur. Mesala Atatürk'ün en sevdiği yemek kuru fasulye, bu gün hangi zengin kuru fasulye yerki.

                          (İbn-i Sina: Almanca yayınlanan tıp kitaplarda bile İbn-i Sinanın dünyanın gelmiş geçmiş en büyük hekimi olduğu vurgulanır. Fakat Türk ve müslüman olduğu gizlenmek için ona birde Avicenna ismini takmışlarki okuyanlar italyan sansınlar. İsviçreli Paracelsusu almanlar alman diye sahiplenirler. Paracelsus İbni Sinayı taklit etmiş ve bazı yöntemelerinide geliştirmiştir. Osmanlı Maturidilik'ten Eşariliğe geçince Üniversitelerde pers ve arap üleması söz sahibi olmuş ve buda bizim sonumuzu getirmiştir. Çünkü Kahire, Bağdat ve Kum'dan (Tahrana yakın bir şehir) gelen ülema islamı Türke göre değil araba ve farsa göre yorumlamış ve müsbet ilimler Medreseler'den kalkmıştır. Çöküşümüzün sebebini analayan ilk insan Atatürk olmuş ve yeniden Maturidiliğe geçişi başlatmış, fakat yerine geçen çözmez, Türk milletini batının kulu kölesi yapmıştır. İbni Sina ilmi kaynağından yani Kuran'dan ve Sünneten aldığından en büyük hekimdir. Paracelsus'da büyüktür, çünkü ustası büyüktür. İbni Sina gibi büyük bir hekim varken Hippokrat adına yemin etmek hattadır, tabii batılılar bunu yapıyorlarya bizimde aynısı yapmamız gerek)

                          Gökçek Diyet ve Gökçek Kan çayı ile zayıfladık, peki bu diyeti bırakınca yeniden kilo alırmıyız? diye sorular soruluyor. Diyet diyince bir kaç ay dikkat edeceksin sonra yine istediğin gibi yiyip içeceksin diye anlaşılıyor. Diyet ömür boyu sürecek bir beslenme şeklidir. Bir atasözü vardır: Kahvaltını Sultan gibi, öğle yemeğini Ağa gibi ve akşam yemeğini dilenci gibi yap buyurmuştur. Bu ne demek sabah istediğin gibi yiyebilirsin, öğle dikkat etmelisin ve akşam ise çok az yemelisin, ayni ilaç alır gibi. İşte o zaman kilo almazsın. Sindirim sisteminin çalışma temposuna göre kişi beslenirse bir çok hastalıktan kurtulur vede kolay kolay hastanmaz, bağışıklık ssitemi en ideal şekilde çalışır. Sindirim organları ile bağışıklık sisteminin ne ilgisi var diyecek olursanız. Evet çok ilgisi var, çünkü bağışıklık sisteminin % 85'i bağırsakalarda faliyet gösterir. Bağırsakalarınız sağlıklı ise vücudunuzda sağlıklıdır. Bağırsaklarınızda problem varsa burası bataklık gibi sürekli mikrop üretir ve diğer bir çok hastalığı tetikleyen merkez olur.

                          Gökçek Kan çayı: Hücreler, hücrearaları, dokular ve doku araları, organalar ve organ araları, eklemler vede özelikler bağ dokularında oluşan curufu atmada Gökçek Kan çayıda çok önmelidir. Bağ dokularını temizler, kemikleri güçledirir, damarlara elastizite kazandırır, yani kireçlenmeyi (yağlanmayı ) önler. Bilindiği gibi bir kişinin bünyesinin % 18'i bağ dokularından oluşur. Yani asında en büyük organ diyebiliriz. Fakat hepsi bir arada olmadığından her organ, doku, kemik, damar veya sinirin kendine has bir bağ dokusu vardır. Bu nednele bazı bağ dokuları oldukca sert iken, bazıları oldukca yumşak ve elastik olabilir. Bu bağ dokuları organları ve dokuları elastik tutmakla kalamaz orgara kanın giriş ve çıkışları vede artık maddelerin taşınmasıda bu bağ dokuları aracılığı ile olur. Bağdokularında curuf oluşması demek buraya yerleşen bakteri, virüs ve mantarların sürekli çoğalması vede toksik madde üretmesi demektir. İşte Gökçek İksiri veya Gökçek Diyetin yaptığı bu temizlik hareketini Gökçek Kan çayı destekler ve tedavi sürecinin kısalmasını sağlar.

                          Siyah çay ve kahvede bağırsak mukazasını kurutur, bu nedenle bağırsakalar vitemin, mineral, enzim, glukoz vb.., besleyici maddeyi değerlendiremez, çünkü besleyici maddeleri pompa gibi emerek alan visüler kanallar kurur ve görevini yapamaz. Kola ve fanta gibi içecekler aşırı oranda şeker içerir, bu şekerde bağırsak mantarlarının hızla çoğalıp yayılmasına vede kemiklerin erimesine sebep olur. Beyaz un mamüleri (yani kepeksiz undan yapılan ekmek, makarna vs...,) ise mineral ve vitamin içermediğinden bağırsak rahatszılıklarına vede vitamin yetersizliğine sebep olur. Gökçek Diyet ismi ile satışa sunduğumuz ürünümüz doğal vede hiçbir yan tesiri yoktur.

                          DİL ÜZERİNDE TAT ALAN PAPİLLER: Dil üzerinde 5 çeşit tat alama alanları vardır ve bunlar acı, eşki, tatlı, tuzlu vede yağ tatı alma alanlarıdı. Bunlardan acı (mavi), eşki (yeşil), tuzlu (sarı ) ve tatlı (lila) tat alanlar hücreleri otomatik olarak aktiftir ve bu tatlarda olan besinleri aldığımızda hemen değerlendirme yaparlar ve besinin tadı konusunda bilgi sahibi oluruz. Fakat yağ tadını alan hücreler aktif değildir ve bu nedenle öreneğin zeytin yağlı yemek yediğnide özel ayrıca bir tat almazsınız bu tadı değerlendiren hücreler ancak ve ancak 40 gün süreyle zeytin yağını sade veya salata ile alırsanız aktif olur. Aksi halde aktif olmaz. 40 gün sonra zeytin yağlı besinler yiyince tamak tadına ulaşan kişi bu tür beslenmeden vaz geçmek istemez.Peynir, et ve mamüleride kişide bağımlılık yapar uzun süre peynir ve et yiyen kişi peynir, et ve et mamüllerini bırakamaz. Sağlık problemeleri nedeniyle bıraktı diyelim o zamanda doymaz ve kendini sürekli aç hisseder ve haliyle aşırı yemek yeme hissi doğar. Peynir, et ve et mamülleri mide ve bağırsakalarda en uzun süre kalan besinlerdir ve kişiyi tok tutar. Oysa meyveler 20-60 dakika ve sebzeler 30-120 dakika midede kalır. Buda kişinin erken açıkmasına ve yediği besinler nedeniyle doymamasına sebep olur. Bu nedenle diyet yapan kişiler diyeti bıraktıktan sonra daha çok yemek yerler ve daha kilolu olurlar. Sindirim organlarının alışık olduğu hazım süresi kısalınca, boşalan mide kişide açlık duygusunu uyarır. Et, peynir, yumurta ve mamüllerine alternatif olacak ve midede uzun süre kalacak ve kişinin açlık duygusunu giderecek bir besin gerekir.

                          Salata: Bu besinde zeyinyağıdır. Midede normal olarak 30-120 dakika kalan çoban salatasına zeytin yağı katlırsa bu süre midede 3-4 saate ve bağırsaklarda 8-10 saate kalır ve kişinde açlık duygusu uzun bir süre görükmez. Ayrıca zeytin yağı olmadan yenen domatesteki likopen isimli bir çeşit B-Vitamini çok çok az değerlendirilir. Zeytin yağı ile ise tamamı değerlendirilir. Bu diğer sebzeler içinde geçerlidir. Her türlü salataya zeytin yağı, sirke ve limon suyu katılmalıdır. Yemeğe başlamadan önce salata yenmeli, sonra çorba içilmeli ve sonrada diğer yemekler yenmelidir. Neden çünkü önce salata yenirse bağırsakları çalıştırılır, hareketlendirir, tembeliği önler, bağırsak içindeki artık maddeleri dışarı atılmasını sağlar. Yemekten önce salata yenmesi ile bağırsaklarda ishal, kabızlık ve tembelik gibi durumlar olmaz vede bağırsaklarda iltihaplı ve ülserli rahatsızlıklar olmaz.

                          Peynir: Halkarasında peynirin kalsiyum için çok çok önemli olduğu söylenir ve hatta doktorlar kemik erimesine karşı bol bol peynir yenmesini tavsiye ederler. Ve bol peynir yenince kemiklerdeki kalsiyum oranının artacağı idddea edilir. Et ve peynir yiyince Hücrelerdeki metabolik değişimler sırasında aşırı asit oluşur, bu asidi atmak için aşırı kalsiyuma ihtiyaç duyulur. Ve böylece aşırı asitle birlikte kalsiyumda dışarı atılır. Yani peynir yiyince kalsiyum alınır ama alınandan çok daha fazlası, peynirin sebep olduğu asitlenme nedeniyle dışarı atılır. Vücudumuzdaki asit-baz dengesinin sürekli dengede olması gerekir asidin aşırı artması demek komaya girmek demektir ve sonu ölümdür, bu nedenle küçük beyin oksijen alımını yavaşlatır. Fakat asla peynir yenmemelidir.Peynir asala yenememelidir, çünkü iltihaplanmaya sebep olur. Peynirle ilgili üçüncü önemli tehlike ise Tyramin isimli bir madde içerir ve bu madde normal olarak monoaminooksidaz tarafından yok edilir. Depresyon ilaçıları Tranylcypromin içerir ve bu maddede monoaminooksidazı frenler. Böylece Peynirin içinde olan Tyramin vücutta yoğunlaşır ve buda yüksek tansiyona neden olur. Depresyon ilaçı alan hastaların bu nedenle kesinlike peynir yememeleri gerekir. Bu tyamin suçuk salam gibi besin maddelerindede bulunur. (NH 10.2000.6)

                          Oksijenin azalması yorğunluk, haksizlik, dermansızlık, güçsüzlük gibi problemlerin ortaya çıkması demektir. Vücudumuzdaki asit-baz dengesi sürekli dengede tutulur. ADB'de yapılan bir araştırmada hayvansal besinalanların idrarında yüksek oranda asit ve kalsiyum tesbit edilmiştir. Osteoporoz'un (kemik erimesi) sebebi kalsiyum yetersizlıği değil kalsiyum kayıbı olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenlede hayvansal besin alanların idrarında yüksek oranda asit ve kalsiyum tesbit edilmiş ve sebze ve meyve yiyenlerde ise daha az kalsiyum kayıbı olduğu görülmüştür. Böylece peynir yersen kemiklerin sağlamlaşır masalı sona ermiştir. (Wolfgang Spiller, Ehk. 10.2002.713)

                          Et, Peynir ve mamülleri sebep olduğu ikinci önmeli tehlike ise vücutta iltihaplanamaya sebep olmasıdır. Et ve Peynir kan ve dokularda asitlenmeye sebep olur ve asitli ortamada immün sistemi faliyetini azaltırken, çünkü yeterince oksijen alamazlar vede bakteri, virüs ve mantarlar daha hızklı çoğalmaya başlar. Kanın PH-değeri 7,4'dür ve bunun sürekli korunması gerekir. Et, Peynir ve etmamüleri vücudumuzdaki H+ (hidrojen) ve C+ (karbon) iyonlarının yükselmesine neden olur. Bunu nötüleştirmek için O2- (oksijen) iyonları gerekir ve O2- iyonlari ile birlikte H2CO3 (karbonikasit) ortaya çıkar. Buda H2O (su) idraryoları ile CO2 (karbondioksit) nefesyolları ile dışarı atılır. Et Peynir ve etmamülleri H2CO3?nin aşırı yükselmesine sebep, buda kanın asitlenmesi demekdir ve bu büyük tehlikedir. Asitlenmeyi durdurmak için küçük beyin akçiğere O2- alımını yavaşlatmayı emreder, O2-alımının yavaşlaması ile birlikte beslenemeyen hücreler nedeniyle kişi hemen yorulur, dermansızlaşır ve güçsüzleşir..

                          Et yemeklerinin hazırlanışıda çok önmelidir. Ekide et yemekleri genelikle sulu yemekler iken, bugün et yemekleri genelikle döner veya kebap şeklinde direk ateşte bişirilen etler oksitlenmekte ve oksitlenen et mide ve bağırsakalra zarar vermektedir. Bu nedenle eski usul haşlamalı etli yemekler daha az zararlıdır. Oksitlene etli yemekler ve peynir aşırı asitlenmeye sebep olur. Uyumakla yorğunluk geçmez, günde 10 saat uyusanız yine kendinizi yorğun hissedersiniz, çünkü et ve peynir vücuttaki asiti aşırı yükseltir ve bu asidin nötürleştirilerek asit-baz dengesinin normala dönmesi çok zaman alır. Ve oksijen asidi nötürleştirmek için harcandığından yorğunluk, halsizlik ve dermansızlık uzun sürer. Özeliklede akşamları et ve peynir yenirse bir gün sonra yorğunluktan kendinize gelmeniz çok zaman alır. Bu nedenle en fazla haftada iki gün et ve mamüleri yenmelidir.

                          Et: Yüksek tansiyon asıl nedeni aşırı hayvansal besin özeliklede et ve et manüleri tüketme sonucu bağırsaklarda ortaya çıkan ?Metihionin? aminoasidinin B6,B12- vitaminleri tarafindan elimine edilememesi neticesinde ortaya çıkan ?Homocystein?dır. Homocystein LDL-Kolesterolunu (zararlı Kolesterol) oksitlemesi sonucu. LDL-Kolesterolu makrofajlar (bakterileri yiyerk yok eden savunma hücreleri) tarafindan yabanci madde (zararli bakteri veya virus) diye alğılanmasına sebep olur. Makrofaj LDL-Kolesterolunu yiyerek yok etmeye çalışır ve böylece süngerimsi artık maddeler oluşur ve bunlarda damarların iç yüzeyine yığılarak damar sertliğine neden olurlar. Damar sertliği başta beyin kanaması, kalp krizi ve kalın bağırsak kanseri gibi çeşitli hastalıklara sebep olur.

                          Beyaz Un: Karbonhidratlı besinlerde sağlığa zararlıdır vede şişmanlığa neden olurlar. Burada yağlı besinleri anladıkta karbonhidratlı besinler neden şişmanlığa sebep oluyor diye bir soru akla gelebilir. Karbonhidratlı besinler deyince lifli (sebzeler meyveler) besinler değil, nişastalı besinleri özeliklede kepeksiz un'dan yapılan yiyecekleri kastetmeteyiz. Nişasta bir polisakkarid olup bağırsaklarda disakkaride ve kanda glükoza dönüştürülür. İnsan vücudu gulkozu yağa çevirebilmektedir, bunlarsa ekmek, makarna, şeker, tatlılar ve diğer tahıl ürünlerininde oldukca bol vardır. Son zamanlarda sabahları çorba yerine börek, çörek, pasta yemek çok moda ve modern oldu. Sabah sabah yenen bu besinler mide ve bağırsakları yorar ve bağırsakların hareketlerini sınırlar. Çorba hoşunuza gitmiyorsa meyve veya sebze yiyin ama asla börek, çörek gibi ağır yiyeceker sabahları iyi değildir. Kanda fazladan bulunan gulukoz ileride kulanılmak için yağa dönüştürülerek depolanır. Bu nedenle et, peynir ve yumurta gibi hayvansal besin yemeyenlerden de şişman olurlar ve hatta hamurlu yiyeceleri çok sevenler, bakiliyat ve tahıl ürünleri daha şişman yapar, çünkü hayvansal besinler aynı zamanda proteinda içerirken nişastalı besinler hemen hemen yok denecek kadar protein içerirler.

                          Protein ve yağın ayrışması zaman alır ve böylece pankreasa zamn kazandırılır, yeterince insulin salğılaması için. Kepekli ekmekteki nişastanının şeker dönüşmesi zaman alır çünkü vitaminler, minerller ve lifli maddelerin ayrışması gerek. Bu nedenle kepekli ekmek yiyenlerin şeker hastalığına yakalanma ve şişmanlama rizki beyaz ekmek yiyenler göre daha azdır. Akşamaları yenen hamurlu yiyecekler, bakliyet ve tahıl ürünleri tam sindirilmediğinden sindirim problemelerine sebep olur. Bu nedenle akşamları sebze, meyve ve yoğurt gibi hafif yiyecekelr tercih edilmelidir. Almanyaya geldiğimde Almanların sulu sıcak akşama yemediklerini gördüm ve şaşırdım, fakat ardan geçen zaman içinde çok doğru beslendiklerini gödüm. Gerçi bunlardan önce bizim Osmanlı akşmaları asla ağır yemek yememiş. Yani almanalardan biz bir şey alıyoruz ama aslında o aldığımız değerin aslıda biz aittir.

                          Beyaz Şeker: Şekerin kulanılması ise çok yenidir. Şekerin doğalı, yani birleşiminde vitamin mineral ve enzim içerdiğinden zararı pek yoktur. Örenğin eskiden kulanılan Turhal şekeri veya esmer şeker normaldir. Eskiden tatlandırıcı olarak bal ve pekmez kulanılırdı. Şeker pancarından elde edilen şeker ilk zamanlar doğal iken sürekli yeni metotların geliştirilmesi ile şimdi beyaz şeker hiç vitamin mineral, enzim ve amino asit içermez ve en önemli kısmı hayvan yemi yapımında kulanılır. Buda kandaki şekerin aniden yükelmesine sebep olur, çünkü vitamin, mineral, enzim, ve amino asit içermediğinden hızlı geçiş olur. Şeker kanda yükselirken bu şekeri hücreye taşıyacak olan insulini yeterince salğılanaması nedeniyle zamanla şeker hastalığı ortaya çıkabilir.

                          Bu nedenle doğal şeker kulanılmalıdır. Dünyada en sağlıksız beslenen millet malesef Türk Milletidir. 84 milletten insanın çalıştığı havaalanında bir firmada çalışıyorum. Asyalılar pirinç, deniz ürünleri, sebze ve meyve, Avrupalılar patates, laahna, meyve, sebze ve hayvansal ürünler, Afrikalılar sebze, meyve, tahıl ağrılılı beslenirken. Dünyada sadece Türklerin varlıklı olanları hastalık derecesinde hayvansal besinlerden: et, peynir, yumurta ve kepeksiz un mamülleri (kepeksiz unda mineral, vitamin, enzim bulunmaz ve kişinin bağırsaklarına yapışır, geniş bilgi için buğdaya bak) vede alkol, fanta ve kola türketiyorlar.

                          Buda bile bile ölüme koşmaktır. Avrupadaki Türkler özelikle çok sağlıksız besleniyor ve sürekli hayvansal besin tüketiyorlar. Türk Milletinin geleceği bu gidişle pek parlak değil. Osmanılı yani dedelerimiz akşamları hayvansal besin yemezlerdi ve en fazla haftada 2 defa et yerlerdi, çok yüksek bir beslenme kültürüne sahiptiler. Hiç et yememekte iyi değil çünkü et hücre yenilenmesinde çok önmeli rol oynar. Yani sünnette uyarlardı. İslam'dan uzaklaşan bizler, batıya yaklaştıkca ilkeleştik.

                          Almanyada alkol nedeniyle kısırlaşma 50 yıl öncesine göre % 50 armıştır ve Almanyada 100 yakın sperm bankası var. Yani çocuk sahibi olmak isteyen tanımadığı bir erkeğin sperması ile hamile kalıyor. Bizde koskoca devlet adamlar sanki çok üyük bir marifetmiş gibi her vesilede ellerinde bir kadeh tokuştur babam tokuştur. Bu devlet adamları bizim bilmediğimiz gizli güçleremi hizmet ediyorlar. Ben 28 senedir Almanyadayım devlet adamları mümkün oldukca kadehlerle ve sigara ile medyanın önüne çıkmamaya çalışırlar, yani kötü örenk olmazlar.

                          1-) İsmail bey bana gelerek doktorunun bağırsaklarının aşırı yağlandığını ve kolesterolunun yükseldiğini doktorunun et ve et mamülleri yememesini söylediğini söyledi. Ve bende mucizevi bir ilaç istedi. Bende ona mucize yok et, peynir, yumurta ve mamüllerini yemiyeceksin ve Gökçek İksiri kulanacaksın dedim. Bana et'ten vazgeçemem, atın ölümü arpadan olsun dedi. Ve İsmail bey 6 ay sonra 41 öldü ve geride 4 gözü yaşlı çocuk bıraktı.

                          2-) Hakan beyle ne zaman konuşsam yemeden içmeden bahsediyor ve şurada piknik yapalım, şuranın kuzusu iyi buranın tavuğu iyi diyordu. Yani vatandaşla sağlıklı bir konuşma mümkün değildi. Oda bizim konuşmamızdan rahatsız oluyor ve siizn işinizde vatan, millet, sakarya diyordu. Ve bu tanıdık 44 yaşında kalp krizinden öldü ve geride üç çocuk bıraktı.

                          3-) Selami beyle ne zaman sohbet etsek yaptığı seyahatlerden ve yediği yemeklerden, özeliklede etli yemeklerden bahsediyordu. Beyin kanaması geçirdi, beyin amaliyatından sonra 3 ay hastanede kaldı ve 1 yılda çalışamadı, şimdi halla sağlıklı sayılmaz ve arada bir yine istirahatte ayrılıyor.

                          4-) Hasan abi boğazına pek düşkün bir insan oda hayvansal besinlerden, sucuk, salam ve peyniri çok seviyor. Kalp krizi geçirdi, baypas oldu. Aylarca hasatanede kaldı şimdide eski sağlığına kavuşmadığından arada bir işe gidiyor ve çoğunlukla istirahatte.

                          5-) Mehmet Efendi 40 yaşında ve aktif spor yapan bir şahıstı ama kalp krizinden vefat etti, sebebi aşırı hayvansal besin. Allah rahmet etsin

                          İçecekler: Beslenme deyince akla genelikle yiyecekler gelir oysa içeceklerde çok çok önemlidir, çünkü içecekler bütün sindirim sistemini altüst edebilir. Siyah çaydan uzun süre ve aşırı miktarda içilirse bağırsakları kurutur ve sindirimini bozar geniş bilgi için çaya bak. Kahvede aynı şekilde uzun süre ve aşırı miktarda içildiğinde başta gastrit olmak üzere birçok rahatsızlığa neden olabilir geniş bilgi için kahveye bak.

                          Asitli içecekler (Cola, Fanta) ise kanın ve dokuları asit-baz dengesini bozarak asidoza sebep olur vede içerdikler asırı miktardakı şeker nedeniyle kemikleri erıtırve sindirimi zayıflatırla (Geniş bilgi için kola ve asidosa bak).Doktorlarin çoğu çok su içilmesini tavsiye ederler, oysa fazla su içilince böbrekler vücuttaki fazla sıvıyı atmak için böbrek hücrelerindeki (nefro, nephron) tübüler kanaları genişler ve idrarla birlikte aşır miktarda vitamin, mineral, glukoz ve protein gibi önemli maddelerde dışarı atılır.

                          Azalan bu madderini yeniden temini için mide hücreleri (sensorlar, sensory) beyine açlık duygusunu uyarıcı sinyaller gönderir. Böylece kişi aşırı yemek yemeye başlar, aşırı yemek yiyen kişide sağlıklı sindirim olmadığından vücudunda aşırı miktarda cüruf (besi madderinin parçalanarak molekülere ayrılması sonucu ortaza çıkan artık maddeler) meydana gelir. Cürufun atılması kişide aşırı yorğunluk, dermansızlık ve bitkinliğe sebep olur. Yani çok içmek çok yemeğe ve çok yemekde çok uyumaya sebep olur, neticede kişide dermansızlık, halsizlik ve bitkinlik hasıl olur. Tabiki özelikle yaz aylarında hararete karşı fazla su içilmesi gerekir, günde 2-3 litre saf ve sade su gerekebilir. Asitli sularda zararlıdır, çünkü vücudun asit-baz denğesini bozar.

                          Gökçek Diyet Kuralları kişinin zayıf, normal ve obez olamasına göre 3 çeşit diyet yöntemi vardır.
                          1-) Kilolu olup zayıflamak isteyenlerin uyması gereken kurallar: Gökçek Diyet Kuralları 1
                          2-) Kilosundan memun olup ta vücudnundaki curuf ve toksik maddeleri atmak isteyenlerin uyması gereken kurallar: Gökçek Diyet Kuralları2
                          3-) Aşırı zayıf olanların dikkat etmesi gereken kurallar: Gökçek Diyet Kuralları3

                          Gökçek Diyet Kuralları 1: Kilolu ve hastalıklı kişilerin dikkat etmesi gereken kurallar. Obez ve hastalıklı kişilerde genelikle mide ve bağırsak problemleri olur. Bağırsaklar besinlerdeki mineral, vitamin ve enzimleri değerlendiremediğinde kişi sürekli fazla yemek zorunda kalır ve kilo alır vede hastalıklar sürekli çoğalır azalmaz. Bu tür rahatsızlıklar'da Gökçek İksir ve Gökçek Tonik kullanmaları gerekir.
                          1-) Peynir asla yenememeli, çünkü asidoza sebep olur. Asidozu nötürleştirmk için aşırı mineraller harcanır ve curuf oluşur ve vücudun zayıf noktasına depolanır. Her kişinin bünyesinde değşik noktalarında zayıf dokular vardır. Bu nedenle curuf kişiden kişiye değişik noktalarda yoğunlaşır ve bu curuf içine mikroplar yerleşerek toksik maddeler üretirler. Curuf nedeniyle kişide vitemin, minerla, enzim ve protein eksikliği oluşur ve bağışıklık sistemi zayıfladığından mikroplar azar, çünkü curuf içindeki mikroplara bağışıklık sistemi etki edemez.

                          2-) Et ve et mamüleri de aisoza sebep olur, özeliklede et artıklarından yapılan ve aşırı kimyasal katkı maddeleri içeren sucuk, salamve sosis iyi değildir, diyet süresince hayvansal ürün yememek gerek. Diyet'ten sonrada sade ve temiz et haftada bir defa yenebilir.

                          3-) Bakliyat, tahil ve özelikle un mamüleri (ekmek, makarna, mantı, pasta, çikolata vs) hemen hemen nişastadan oluşur, yani nişasta polisakkarid demektir. Poli sakkarid parçalandığında disakkarid ortaya çıkar ve disakkarid de parçalanınca Glikoz ortaya çıkar. Glikoz bildiğimiz şekerdir. Kandaki fazla şeker yağa dönüştürülerek depolanır. Yani ha et yemeşsiniz ha ekmek her ikiside yağalanmaya şişmanlığa sebep olur.Çok çiğnemek şartı ile doğal besinler (kepekli ekmek doğal pirinç) yenebilir.

                          4-) Akşam altıdan sonra yenen yemek sindirilmez, midede ve bağırsaklarda uzun süre kalır mide ve bağırsaklar genişler,sarkar vede deforme olur.. Mide ve bağırsaklar çalışma temposunu bu saat'ten sonra minimum seviyeye indirir. Bu nedenle mecbur kalırsanız yoğurt veya meyve yiyebilirsiniz.

                          5-) Salataya mutlaka zeytinyağı, sirke ve limonsuyu katımlalıdır ve meyveler yemekten önce yenmeli, böylece bağırsakların peristalik harelketi forma girer. Kabızlık, ishal ve hazımsızlık görülmez. Zeytin yağı katılmadan yenen salata kısa sürede mide ve bağırsakalarda kalır ve dışarı atılır, zeytin yağlı sakata uzun süre mide ve bağırsakalarda kalır ve kişiye doymuşluk hissi verir. Et ve peynir yiyenler bu nedenle kendilerini domyamış hissederler.

                          6-) ÇOK ÇİĞNEMEK YARI SİNDİRMEKTİR, AZ ÇİĞNEMEK HASTALIKLARA DAVETİYE ÇIKARMAKTIR.Çok yavaş yemek yemeli böylece dilcik çevresin de bir kas oluşur ve besinler tam hazemdilmeden bu kas tarafından bırakılmaz, artı besinlere ağız tükrüğün'den yeterince Ptiyalin enzim ismi ile anılan enzim karışır ve buda besinlerdeki mineral ve vitaminlerin değerlendirilmesinde rol oynar.

                          7-) Siyah çay ve kahve bağırsakları kurutur ve mideyi tahrişeder. Bu nedenle çok kolay gastrite yakalanma rizikosu ve bağırsaklar'da da kuruma nedeniyle pompa gibi çalışan vilüs kanaları foksiyonlarını yerine getiremez ve kişide vitamin, mineral ve enzim yetersizliği görülür.

                          8-) Tatlılar özeliklede kola ve fanta gibi içeceklerde aşırı şeker bulunması nedeniyle bağırsaklar'da mantarlar azar. Mantarlar zehirli alkoller, zehirli gazlar ve biyojen aminler (örenğin histamin) üretir ve bu da allerji, kemik erimesi, deri hastalıkları sindirim rahatszılıkları, depresyon vs gibi hastalıklara sebep olurlar.

                          9-) Yani bol sebze ve az meyve yerseniz hızlı zayıflarsınız, hızlı zayıflama sırasında deri, kas ve dokulardaki curuf atılmaz. Bu nedenle zayıflayan kişinin güzelği bozulur ve çirkinleşir. Tanıdğım bir bayan çok kısa sürede zayıflamıştı fakat çok çirkinleşmişti derileri, kasları sarkmış güzü buruşmuştu. Ben arkadaşın hanımını böyle görünce adeta hayalet görmüş gibi oldum. Bir Alman bayan ise yine hızlı zayıflamış kol-, baldır ve karın kasları aşırı sarkmıştı, sarkık kısmları amaliyatla aldılar, fakat yinede çirkinleşmesini önleyemediler. Yağlar erirken aynı zamanda curufun da erimesi için Gökçek İksir kulanmak şarttır, yoksa zayıflayacağım diye çirkinleşebilirsiniz. Bu nendele zayıflarken yağlar erir ve curfu erimezse kişide çirkinleşme olur. Gökçek İKSİRİ ile hem vücudunuzun dirençi düşmez, hemde zayıflarken çirkinleşme ve sarkma gibi problemler olmaz, çünkü vücudumuzun çöpcüsü olan lenf sistemini çalıştırır. Çöpcü çöpü toplarsa vücut'ta curuf problemi olmaz. Diyetten sonra yine eski beslenme tarzına dönülmemeli, diyet iki günlük iş değildir, hayat boyu dikkat edilmesiz gereken bir yaşam kuralıdır.

                          Gökçek Diyet Kuralları 2:
                          Kilosun'dan memun olupta vücudun'daki curuf ve toksik maddeler'den arınamk isteyenler için uygun bir yöntemdir, bunun için Gökçek İksir artı Gökçek Kan çayı uygun olur.
                          1-) Sade temiz et haftada 1-2 defa yenebilir. Sucuk,salam ve sosis et artıkları ve kimyasal katkı maddeleri içerdiğinden iyi değildir.
                          2-) Peynir asla yemememlidir çünkü asitlenemeye sebep olur ve asit iltihapları azdırır.
                          3-) Siyah çay ve kahve bağırsakları kurutur, ileride mineral, vitamin ve enzim yetersizliği demektir.
                          4-) Aşırı tatlı yemek ve özeliklede kola, fanta gibi aşırı şekerli içecekler bağırsak mantarlarını azdırır ve kemik erimesine sebep olur.

                          Gökçek Diyet Kuralları 3:
                          Aşırı zayıflık nedneniyle halsiz dermansız ve halsiz olanların genelikle mide ve bağırsak problemleri vardır, bunuda Gökçek İksiri artı Gökçek İştah çayı ile tedavi etmek mümkündür.
                          1-) Asla peynir yenmemeli asidoza sebep olur.
                          2-) Sade ve temiz et yene bilir, sucuk, salam ve sosis iyi değildir.
                          3-) Siyah çay, kahve bağırskaları kurutur iyi değildir.
                          4-) Aşırı tatlı yiyecekler ve kola fanta gibi içecekler bağırsak mantarını azdırı ve kemik erimesine sebep olur.

                          Gökçek Diyet: DS, SL, MY, AK ve KK gibi şifalı bitkilerden oluşur. Gökçek Diyet curuf çözücü ve bağışıklı sistemini güçlendiricidir. Bu dört bitki DS, SL, MY, AK ve KK antiviral (virüsleri öldürücü, yokedici), antibakteril (bakterileri öldürücü) ve antimikotik (mantarları öldürücü, yokedici) özeliklere sahip bir şifalı bitkilerdir. Bu şifalı bitkilerin ortak özeliği kolesterol, lipid ve trigliserid gibi yağları eritici vücudu temizleyici ve zayıflatıcı özeliklere sahiptir. Gökçek Diyet diğer diyet ürünlerinden farklı olarak doğal ve yanetkisi yoktur. Kişi uzun süre alabilir, herhangi bir problem olmaz. Gökçek Diyetinin bir çok özeliği Gökçek İksire benzer, farkı zayıflatıcı olmasıdır.

                          Gökçek Diyet: Bizim diyet şeklimiz diğerlerinden farklıdır. Gökçek Diyete Peynir asla yenmemelidir, çünkü asitlenmeye sebep olur. Asidoz nedeniylede vücuttaki mineraller asidi nötürleştirmek için kulanıldığından kişide mineral yetersizliği görülür. Tabiiki mireralyetersizliği kişde bir çok problemin ortaya çıkmasına sebep olur. Ve bunların başında asidi nötürleştirmek için harcanana oksijen kişide dermansızlık, halsizlik ve yorğunluğa sebep olur. Aşırı kalsiyum harcandığından kemik erimesine sebep olur. Bu nedenle peynir asla yenmemelidir. Et ve et mamüleride peynir kadar olmasada asidoza sebep olur bu nedenle haftada en çok 2 defa et ve et mamülü yenmelidir. (Hastaların 5-6 ay et ve et mamüleri yememeleri gerekir, vücuttaki asidin atılabililmesi için)

                          Aşırı Kilolar: Sevil hanım hamilelikten önce 55 kg geliyordu. Doğumdan sonra 85 kg'a çıkmıştı. Bir çok diyet metodu denemesine rağmen bir netice elde edememişti. Bana yardımcı olup olmıyacağımı sordu. Bende ona Gökçek Diyetle birlikte beslenmesinide değiştirirse başarılı olabileceğini söyledim. Akşamları saat 18'den sonra et, peynir, yumurta, ekmek, tatlı, bakliyatgiler ve hamurlu yiyecekler yememesini ve bu saat'ten sonra sebze, meyve veya yoğurt yemesini ve günde 3 defa 30 ml Gökçek Diyet almasını söyledim. Sevil hanım Gökçek Diyet ve Gökçek Kan çayı artı doğru beslenme ile 3 ay sonra 30 kg vererek eski kilosuna yeniden kavuştu. Doğru beslenemek şartı ile kısa sürede zayıflamak mümkündür ve aynı kiloda kalmak içinde doğu beslenemye devam etmek gerek. Diyetle bir kaç ayda zayıflarsınız, fakat beslenmenizi değiştirmezseniz yeniden kilo alabilirsiniz.

                          Yiyecekler: Imami Buhari:
                          1-) "Sofradan ekmek eksik etmemek gerekir" buyurmuştur ve Peygamber efendimizde elenmiş undan yapılan ekmeği yememiştir. Kepekli undan yapılan ekmek ise B1, B2, B3, E-Vitaminleri ve ß-Karotin (Provitamin A) vitaminleri ile, bakır, mangen, magnesiyum, fosfat, demir ve çinko içerir. Lifli besineler (kepekli un, keten, yulaf ezmesi (yulafa bak), meyve ve sebze) safra asidini kendine bağlar ve böylece safra dışkı ile dışarı atılır. Eksilen safrayı karşılamak için kandaki kolesterol karaciğere taşınır ve safra asidi yapımında kulanılır. Böylece kanadaki kolesterol azalır. Lifli besinler kalın bağırsakalrda bakteriler tarafından küçük zincirli yağasitlerine bölünür. Bu küçük zincirli yağasitleri (asetat, propionat ve butirat) kolesterolun oluşmasını önle. Buda kolesterolun kandaki seviyesini düşürürür. Kandaki yağın azalması ve sertliğin önlenmesi ile hücrelere gerekli olan besleyici maddeler taşınır ve böylece kişinin enerjisi artar ve sağlığına kavuşur. Oysa günümüzde beyaz undan yapılan ekmek ve makarnada ne vitaminler nede minaraller mevcuttur. O halde Türkler avitaminoz (vitaminyetersizligi) ve mineralyetersizligi ve proteinyetersizligi çeken bir milletir (geniş bilgi buğdaya bak). Almanyada 272 çeşit ekmektürü üretilmektedir ve bunun büyük çoğulğunuda kepekli ekmekler oluşturur. O halde kepekliun mamuleri özeliklede kepekli ekmek yemek şartır.

                          Hz. Ali:
                          2-) "Kim 40 gün et yemez ise ahlakı kötüleşir (huysuz olur), kim de hiç ara vermeden 40 gün et yerse kalbi kararır" buyurmuştur. Neden derseniz kolesterolu hayvansal besinlerden alırız. Birçok hormonun anamaddesini kolesterol oluşturur ve bu kolesterolün azalması kişide hormon denğelerinin bozulmasına neden olur vede aşırı et yiyincede kişide dermansızlık, halsizlik, yağlanma, damartsertliği vb. rahatsizliklara ortaya çıkar. (genis bilgi için Hastalıklarda Bağırsakflorasına bak)

                          ABD'li A.Flecher 1890'da yakalandığı hastalıkları tibbi ilaclarla vede tıbbı tedavilerle iyileşemez, ve tekerlekli sandelyeye mahkum olur, ailesi onu terkeder, işinden olur. Bir tanıdığı yavas ye, her lokmayi 50 defa çiğne o zaman zaten fazla yiyemesin ve erken doyarsın, yediklerini hazmedersin der. Oda bunu tatbik eder. A. Flecher 6 ay sonra tekerlekli sandelyeden kurtulur, bir yil sonrada işine geri döner ve ailesi ile barışarak yeniden evlenir. Hertülü hastalığın sebebi hızlı yemek, çok yemek vede aşırı hayvansal besin tüketmektir. Bunlar Bağırsakflorasını bozar.

                          Bozulan dengeler nedeniyle faydalı bakteriler azalır, zararlı bakteriler, tehlikeli mantarlar ve viruslar devreye girer ve beklenmedik hastalıklar ortaya çıkar. (Geniş bilgi için Hastalıklarda Bağırsakflorasına ve Mantarlara bak). Hayvansalbesinlerin, özeliklede et ve et manüllerinin haftada en fazla iki defa tüketilmesi gerekir. Oysa Türk mutfağında etsiz yemek bulmak adeta imkansızdır. Antalyaya izine gittiğimde etsiz yemek sorunca, garsonlar şöyle garipca bakıyorlar. Oysa hem avrupada hemde asyada etsiz yemek gayet normaldir. Yemek ve kahvaltıdan önce iki bardak su içmekte kişide erken doymuşluk hisis uyandırır ve aşırı yemek yemesini önler.

                          Cafer es-Sadik (RH):
                          3-) "Kim malının ve evladının çok olmasını isterse , sebze yemeye devam etsin" der. Neden çünkü sebzeler; vıtaminler, mineraller vede liflimaddeler içerir. Liflimaddeler selüloz türü maddeler olup bunlar; bir bağırsaklardaki faydalı bakterilerin besinidir, iki liflibesinler bağırsak perstaliğini (motorik hareketler) harakete geçirir ve böylece bağırsak içeriğinin bağırsaklardaki transit süreci hızlanır ve kişi zamaninda defi hacetini yapar. Zamanında yapılmayan defi hacet bağırsaklarda kokuşmaya sebep olur. Buda bağırsaklardaki patojen ( hastalık yapıc&#305 bakterlerin ve mantarların azması demektir. Bu nedenle bağırsakları çalıştıran sebzeler beslenme için çok önemlidir.

                          4-) Peygamberimiz "Ey Ali yemeğine tuzla başla çünkü içinde cüzzam, frengi, karınağrısı, ruhsal ve sinirsel hastalıklarından bulunduğu 70 hastalığı iyileştirir" buyurmuştur. Neden çünkü tuz kimyasal olarak Soydumklorid adı ile anılan tuzu alınca ortaya (2 NaCl+H2O+2NaOH+HCl+1/2Cl2) çok sert bir asit, çok sert bir bazik madde ve klor gazı ortaya çıkar.

                          a-) Mideasidi de tuzasidi (tuz ruhu, HCl) olup, buda Mideasidinin kalitesini artırır.
                          b-) Sodyum özeliklede böbrekler için çok hayati öneme sahiptir.
                          c-) Klor gazi ise eskiden Ankaranın suyu sürekli klorlanırdı, çünkü klor zararli bakterileri yokeder.
                          d-) Tuzsuyu çeker derler doğrudur. Beynin çalışmasında bu tuza çok bağlıdır.
                          e-) Tuzun tansiyonu yükseltiğine dair söylentiler ise Bonn universitesi tarafindan yapılan bir araştırmalarla yalanlanmıştır.

                          Tansiyonun asıl sebebi aşırı hayvansal besinler ve hamurlu yiyecekler, özeliklede beyaz un mamuleri, et, peynir ve yumurtayı sayabiliriz. Beyaz un vitamin ve mineral içermez ve bağırsaklarda disakkaride dönüştürülen nişasta kanda glikoza (glükoza) dönüştürülür ve şayet enerjiye dönüşmüyecek kadar çoksa yağa dönüştürülerek depolanır. Bu nedenle hamurlu besinlerde et gibi şişmalığa sebep olur. Tuz ile ilgili geniş bilgi için Tuz Masalına bak.

                          Şişman kişiler uyuynca rahat uyuyamaz çünkü organları sıkışır özeliklede böbrekler, akçiğerler,mesane ve sindirim organları sıkışır. Böylece akşamları çok yemek yiyincede, horlama, ağızdan su akması, kötü rüyalar görerek rahatsız olma ve dinlenmeden tekrar uyanma gibi durumlar ortaya çıkar. Bundan yıllar önce ev doktoruna gittim ve kanımdaki HOMOCYSTEIN oranın tesbitedilmesini ricaettim. Doktor böyle birşeyden haberinin olmadığını ve ilk defa duyduğunu söyledi ve yanında çalışan hemşirelere sordu onlarda bizde bilmiyoruz dediler. Sizde merak edip sorarsanız zannederim aynı şekilde tuaf karşılanırsınz.

                          Günümüzde beslenme ve sağlıklı yaşamada gayri müslimer sanki sünete uyuyorlarmışda müslüman olduğunu iddia eden bizlerse gayri müslimler gibi yaşıyoruz. Kilolu papazı çok zor görürsünüz, ama TV?lerdeki mevlit kandilerine bir bakın buradaki hocalar ve mevlithanlar sanki sumo güreşcisi gibiler, bunların ayet ve hadisten haberdar olmadıklarına inanmak isterdim. Avrupadaki Türkler için gelen dinadamalarının dinadına yaptıkları pek birşey yok, varsa yoksa yemek, içmek ve gezmek, sanki buraya tatile gelmişler. Bir Hocalar Papazların günlük çalışmasının % 10'nu bile yapmıyorlar. Sonrada yeni yetişen nesil Almanlaşıyor, Fransızlaşıyor, İngilizleşiyor vs, diye edişeleniyoruz. Peygamber efendimiz ?Allahin en nefret ettiği kişiler; çok uyuyan, çok yiyen ve çok içen kimselerdir? buyurmuştur. Bunuda en çok hacı, hoca diye anılan insanlarda görmekteyiz. Gerçek dinadamıda var mı? Evet var ama sadece % 1 belki.

                          Sağlıklı kalabilmenin ve sağlıklı yaşayabilmenin en önemli faktörü kılcal kandolaşımıdır, çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim vb., besleyici maddenin hücrelere ulaşması vede mikroplarla mücadele eden maktofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır. Gökçek Iksiri ile tedavi olmak mümkündür. Fakat doğru beslenmek şarttır.

                          Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur. Siyah çay ve kahve içilmemeli, çünkü mide ve bağırsakları tahrişeder. Böylece vitaminler, mineraller, aminoasitler, vs..., yeterince alınamaz (absorbe) ve rahatsızlıklar ortaya çıkar. Et ve et mamülerine 5-6 ay aravermek gerekir, çünkü asidoza sebep olur, buda birçok hastalığın ana kaynağıdır. Gökçek İksiri vücudu curuflar'dan arıtır ve bağışıklık sistemini güçlendirir.

                          Alıntı:
                          Açıklama: Hayvansal besinler damarların iç yüzeyinde (mukazasında) plaklar olşmasına (yağlanmasına) neden olur. Damarların yağlanarak sertleşmesi yüksek tansiyona sebep olur. Damarlar yaşalandıkca beyin, kalp, penis ve vajinaya yeterince kan gitmemesi demektir. Buda felç, kalpkrizi, rekeklerde iktidarsızlık ve kadınlarda cinsel isteksizliğe sebep olur. Hayvansal besinleri azaltmak, hatta peyniri asla yememek gerekir. (Alternatif-Tıp Blog Archive Et Peynir Şeker ) Gökçek İksiri ile tıkanan damarlar açılır ve kişide beyin kanaması, kalpkrizi, erkeklerde iktidarsızlık ve kadınlarda cinsel isteksizlik rizikoları ortadan kalkar.

                          Diğer Diyetler:

                          Kahve Diyeti: Dünyada en uçuk ve aptalca bir görüş kahve ile diyet yapılması ve kahvenin sağlığa çok faydalı olduğunu anlatan büyük tv programaları ve reklamalarda ne kadar yalan varsa sayıyorlar. Kahvenin demir, magnesyum ve kalsiyum mineralleri ile B1-Vitamini (Thyamin) yetmezliğine sebep oldugu tesbitedilmiştir. Bilindiği gibi bu minerallerle B1-Vitamini yetersizliği çok farklı ve çesitli hastalıklara sebep olur ve bunlarin başında kemikerimesi, kaskrampları, derihastalıkları, dermansızlık, kansızlık ve immunzafiyeti en önemlileridir. Ham kahvede bulunan Küfmanatarı (ochra toxin A), Kahve kurutuluriken tamamen yok edilmediğinde bağırsaklara yerleşerek zehir (Aflotoksin) üretir buda başta böbrek kanserine, gözbebeği bozukluklarına sebep olur. Alternatif-Tıp Blog Archive Zehirleniyoruz

                          Fast-Food Diyeti: Evet bazı diyetisyenler fast food diyeti diye diyet türü tavsiyeediyor. AB ve ABD ülklerinde neden bu kadar şişman insan var, bunu açıklıyacak biri var mı? Evet buradaki insanaların zamanları olmadığından veya alışkanlık nedeniyle aşırı fast foodla beslenirler. Hamburger ve Chesburger gibi yiyecekler sağlıklı değildir, çünkü beyaz undan yapılan sandeviçlerde en önemli viteminleri içermez, kişide zamanla vitaminsizlik (avitaminoz) görülür. Buda birçok hastalığa davetiye çıkarır. Şifalı Bitkiler, Doğal Tedavi, Alternatif Tıp, Bitkisel Tedavi, Herbalist, Hastalıklar - vBulletin

                          Kola Diyeti: Bazı bazı diyetisyenlerde diet kola tavsiye ediyor, peki diet kolanın içde şeker yerine ne var aspartam, sakkarin vs. Tatlandırıcılar var. Bu tatlandırıcıların kişide beyin uruna sebep olduğu ABD?de yapılan araştırmalarla tesbit edilmiştir. Geniş bilgi için Alternatif-Tıp Blog Archive Zehirleniyoruz bakabilirsiniz. Kola fazalalınırsa Ellerterlemesi, keyifsizlik, başağrısı, kalpçarpıntısı, korku, depresyon, yorğunluk ve konsantrasyon zafiyetine sebep olabilir.

                          Et-Peynir Diyeti: Bazı diyetisyenlerde nedense sürekli şu kadar et ve şu kadar peynir yenmeli diyorlar. Et, peynir ve mamüllerinin kanda aitlenmeye neden olduğu bu asidi nötürleştirmek içinse aşırı oksijen ve kalsiyum harcanmasına sebep olduğu tesbit edilmiştir. Oksijen yetersizliği halsizlik, dermansızlık ve immün ssiteminde (bağışıklık sistemi) zafiyete neden olur. İmmün zafiyeti ise birçok hastalığa davetiye çıkarır. Bu nedenle beli bir yaştan sonra bu 35 olabilir çok az et ve et mamülleri tüketilmeli ve asla peynir yenmemelidir. Alternatif-Tıp Blog Archive Et Peynir Şeker

                          Çay Diyeti: Bazı diyetisyenlerde sağolsunlar yeşil veya siyah çay içilmasinden bahsetmektedirler. Peki siyah çayın ne kadar tanin içerdiğini biliyorlar mı? Siyah çay Türk usulü içilirse bağırsakları kurutur ve böylece bağırsak florası bozulur vede kişide zamanla avitaminoz ve mineral yetersizliği ortaya çıkar. Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler, Doğal Tedavi, Alternatif Tıp, Bitkisel Tedavi, Herbalist, Hastalıklar - vBulletin Siyah çay demir, magnesyum ve kalsiyum mineralleri ile B1-Vitamini (Thyamin) yetmezliğine sebep oldugu tesbitedilmiştir. Bilindiği gibi bu minerallerle B1-Vitamini yetersizliği çok farklı ve çesitli hastalıklara sebep olur ve bunlarin başında kemikerimesi, kaskrampları, derihastalıkları, dermansızlık, kansızlık ve immunzafiyeti en önemlileridir.

                          Atkis Diyet: Bu görüş bir rüya gibi bir görüş. İstediğin kadar yağlı, tatlı, et, peynir ve yumurta ye diyor. Evet Atkis her şeyi istediğiniz kadar yiyin diyor. Ve karbonhidratlı besinlerden kaçının diyor, yani pirinç, patates ve ekmek yemeyin diyor. ABD?li bu diyetisyen Dr. Robert Atkis?e ait olan bu görüş nedeniyle ABD?de milyonlarca insan yanlış beslenmiş ve yağlanma nedeniylede ölmüşlerdir. Bu diyetisyende aynı kendi buluşunun kurbanı olmuş aşırı yağlanmadan ölmüştür. Bu adamın kitabı 1970 li yıllarda ABD?de milyonlarca satmıştır. Aktis diyetinde peynir, yumurta, et ve et mamülerinin bolbol yenmesini ekmek asla yenmemesini söylüyor.

                          Brigitte-Diyet: Brigite kadın dergisi tarafından ortaya atılan görüş buna göre kişi günde 1000-1500 kilokalorilik besin almalıdır. Bunlar bu derği etrafında ve internette bu konular ayrıntılı olarak açıklanmaktadır. Somon balığı, patates, zeytin, müsli gibi yiyecekelr ve tarçın, ananas gibi içecekler tavsiye edilmektedir. Yani kendi üretikleri ürünleri pazarlama gibi bir yöntem ve sistem. Tabii bu gruba dahil olanlar genelikle diyet nedeniyle doymadıklarını beyan etmektedirler. Burada genelikle hazır ürünler olduğundan tabii konserve içermektedir vede ileride birçok problem demektir.

                          Crashdiyet (Sert Diyet) : Crasdiyetle hemen hedefe gidileceği görüşü vardır. Bu görüşe göre diye 3 gün ila 3 hafta arsında istenilen kiloya ulaşılacağı ileri sürülmektedir. Bu metotla aç kalınarak kısa sürede kilo verilebilir, ama bu verilen kilo genelikle sıvı olduğundan kişi daha hızlı kilo alır ve jojo-effekt (katlanarak geri dönüş ) oluşur. Ani olarak yeme ve içmeyi azaltma nedeniyle kişide açlık duygusu önlenemez. Vede diyeti bırakır bırakmaz hemen aşırı yeme içmeye başlıyarak eski kilosuna ulaşır ve hatta eski kilosunu bile aşabilir.

                          Farklı Diyet: Farklı Diyet aslında bir diyet türü değildir, aksine beslenme şeklini değiştirmedir. Bu Farklı-Diyete göre örneğin bir yemek vaktinde sadece proteinli yiyecekler belirlerni ve sadece proteinli yiyecekler yenir. Bir sonraki yemekte ise sadece karbonhidratlı besinler yenir vede sonraki yemek vaktinde yağlı besinler tercih edilir. Bu görüşü ortaya atanlar. Kişi karbonhidratlı besinler aldığında sindirim organları ona göre sindirim salğısı salğılamakta, proteinlı besin aldığında ona göre ve yağlı besin aldığında ona göre sindirim salğısı salğılamktadır. Ve yemeğin türüne göre asitli veya bazik sindirim salğısı salıdığı görüşürdür. Farklı Diyetin en önmli unsuru protein, yağ ve karbonhidratılı besinleri kesin olarak ayrı zamanlarda yemektir. Fakat tabii proteinlı, yağlı veya karbonhidratlı besinleri birbirinden ayrımak öyle kolay bir iş değidir. Bu diyet ABD?li Dr. Hay tarafından geliştirlmiştir.

                          Glyx-Diyet: Bir kaç yıldır Glyx Diyet denemeleri başlamış ve önemli sonuçlar elde edilmiştir. Glyx Glykaemiş Indexin kısaltılmış şeklidir. Bu diyet şekli ile pankreasın çalışması sağlanır. Bu metota oldukca az hayvansal besin alınmakta ve daha çok karbonhidrat almaları gerekmektedir. Glyx Diyette genelikle sebze, meyve, balık ve süt mamüleri ağrılıklıdır. Glyx Diyet yapanların yoğun bir spor yapamasıda tavsiyeedilmektedir. Bu diyetde genelikle hüsranla bitmaktedir, çünkü kişide doymyuşluk hissi olumamktadır. Ve kişi diyeti bırkınca eski kilolarını yeniden almaktadır.

                          Güney Sahil Diyeti: Bu diye Atkins diyetine çok benzer ve yağ-protein ağılrlıklıdır, fakat Atkins gibi sert olmayıp karbonhidratlı besinlerede azda olsa müsade etmektedir. Floridada yaşıyan kardiyoloji doktoru Arthur Agatston tarafından geliştirilmiştir. Bu diyet 3 aşamalıdır. 1. Devre 2 hafta sürerer ve bu süre içinde ekmek, makarna, meyve yasaktır. Yağsız et, sebze, yumurta, peynir ve ceviz tavsiye edimktedir. 2. Devre bu devrede kepekli un mamüleri tüketilebilir. Ve istenilen kiloya ulaşınca çok az olmak şartı ile sebze ve meyve yenebilir. Bu diyette fast food kesinlikle yasaktır.

                          Karbonhidrat ağırlıklı diyet: Karbonhitralı diyetlerde bazı uzmanlar muz ağırlıklı beslenmden bahsederken bazıları, hayır çok mahzurlu en iyisi turuncugiller demektedir. Bu nednele bu diyette kesin bir görüşbitliği yoktur. Bazı uzmanlar Ekmek-Diyeti, bazıları Meyve-Diyeti, bazıları, Patates-Diyeti, bazıları Pirinç-Diyeti tavsiye etmektedirler. Fakat hepsininde ortak görüşü karbonhidrat ağırlıklı beslenmeyi tavsiye etmektedirler vede yağ ve proteinlı besinlerden uzak durulmasını veya çok az alınmasını tavsiye etmektedirler. Araştırmacılar hareketli insanlar karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin faydalı olacağı yönündedir.

                          Low-Fat Diyet (Az Yağlı Diyet): Bu diyetin özeliği az yağlı ve çok karbonhidratlı beslenmedir. Low-Fat de etin yağsız olması süt ürünlerinin yağsız olması aranır. Ve mümkün oldukca az et ve süt ürünleri alınması ve bol sebze ve meyveli beslenme esasına dayanır. Bu diyette kişi herşeyi yiyebilir, fakat hayvansal besinlerden mümkün oldukca az yemektir. Bu görüşe göre besinlerimizin % 50-60?ını yağlı besinler oluşturuyor. Bu nedenle aşırı hareket edip bu enejiyi harçamak gerekir. Oysa günümüz insanı genelikle masabaşında büroda oturduğundan az enerji harcamaktadır. Fazla enerji harcamadığı halde fazla hayvamsal besin almakta buda depolanmaktadır. Bu nedenle vücutta depolanmayan sebze ve meyve ağırlıklı besinler alınmalıdır. Bu diyette günlük alınacak yağ oranı 60-70 gramı geçmemelidir.

                          Protein Diyeti: Bu diyet 1920?li yıllarda ABD?li artistler tarafından başlatıldığından ???Hollywood-Diyet?? diyede anılır. Kabuklu deniz ürünleri, fıstık ve yumurta gibi yiyecekler nedeniyle böbrekler faliyetini artırır ve aşırı su dışarı atılır. Bu nedenle kişi kiloverdiğini zanneder. Tabii buna uzun süre devam edilirse çok tehlikeli olacağı beslenme uzmanları ve doktorlar tarafından beyan edilmiştir. Özeliklede hamilelikte, amaliyatta, ateşli hastalıklarda vede yanıklarda kulanılmamalıdır.

                          Yağ Diyeti: Bu görüşe göre istediğiniz kadar et yiyin diyor, bu görüşe Atkis veya Sout-Beach-Diyet denir. İstediğiniz kadar kalori alın diyor. Önce gerçekten sadece etle beslenen kişilerde zayıflama olmaktadır, fakat avitaminoz ve mineral yetersizliğine sebep olur. Kişide ağız kokusu, kandolaşımı anormalikleri, oluşur. Beyine ve sinir sistemi yeterince besleyici madde alamadığından beyinde ve sinir ssiteminde problemler çıkar.

                          Weight-Watchers-Diyeti: Bu diyet programıda ABD?li bilim adamları tarafından geliştirilmiştir. Weight-Watchers Diyeti yapanlar kendi aralarında toplanırlar ve diyet üzerine sohbetler yaparlar. Bu toplantılar ücretlidir ve toplantıya katılanlar yaşadıkları tecrübeleri anlatırlar. Bu diyet hakkında internetten bilgi almak mümkündür ve cd ve kitaplarını temin etmek mümkündür. İlk ziyarette obez olan kişinin kliosu, ne zamndan beri şişman olduğu vb konularda hasta hakkında bilgiler kaydedilir. Bu sistemde her besini bir puan cetveli vardır. Bazı besinlerin puanı sıfırdır, yani ondan istediği kadar yiyebilir. Artı aynı zamanda gülük spor bu diyette gereklidir. Bu diyetle zayıflamak zamana yayılmıştır.
                          .................................................. ..................................

                          Bağırsak florası:

                          Bağırsaklar alan olarak 300-400 m² büyüklüğünde, yani bir top sahasının yarısından biraz daha büyüktür. Bağırsak florasında bilinen 500 tür bakteri mevcuttur ve bunlar 100 katrilyon arasında yekün tutar ve bunlar genelikle kalınbağırsaktadır. Sağlıklı bir insanda bağırsak florasındaki bakterilerin % 98?i faydali olup yediğimiz besinlerdeki proteinleri aminoasitlere, karbonhidratları disakkaritlere ve yağları yağasitlrine dönüştürürler. Örneğin proteinlar 30 000-300 000 molekülden oluşur ve bunu amino asitlere (tek moleküle) enzimler veya bakteriler araciliği ile dönüşürler.

                          Faydalı bakteriler bir taraftan besinleri parçalıyarak moleküllere ayırırken diğer taraftandan BC (Folikasit), B2, B6, B12 ve K-Vitamini üretirler. Aşırı et, peynir, yumurt ve mamüleri yiyen kişilerin sindirim organları zamanla yeterince ve kaliteli enzim salgılıyamazlar ve bakterileride görevlerini yapamayınca sindirim problemleri başlar. Faydalı bakterilerin oranının azalmasi ile onların yerine patojen (hastalik yapan) bakteriler, viruslar, mantarlar ve parazitler yerleşir ve dengeler bozulur. Kişide immunzafiyeti (bağışık sistemi), allerji, enfeksiyona karşı dayanıksızlık, iltihapli hastalıklar vb. rahatsızlıklar ortaya çıkar.

                          Kalın bağırsaklarda 500 tür ve miktar olarak 1-10 katirilyon civarında vede ağırlık olarak takriben 1-1,5 kg bakteri bulunur. Bakterilerin bir kısmı fecesle (dışkı ) ile dışarı atılır ve bu yolla dışarı atılan bakteri oranı bir yılda 70 kg'ı bulur. Bakteriler protein artıklarını parçalayarak moleküllere ayıran bakteriler (bakteroides, proteus, E. coli, ve clostrium gibi) ve karbonhidrat artıklarını parçalayarak moleküllere ayıran bakteriler (bifidobakterium, laktobacillus ve streptokokku faecalis gibi) arasında bir denge vardır. Atibiyotik ilaçlar, konserveli besinler, hazır yiyecekler (hamburger , cheesburger vb.,) asitli içecekler (kola, fanta vb.,), aşırı hayvansal besin, siyah çay ve kahve faydalı bakterilerin azalıp zararlı bakterilerin çoğalmasına neden olur.

                          Böylece zamanla E. coli, enterokokken ve clostridin gibi bakterilerin oranı aşırı artar. Buda başata allerji olmak üzere birçok hastalığın ortaya çıkmasına neden olur. Manchester mikrobiyolojik araştımalar merkezinden Dr. M. Moradi 10 allerjik rahatsızlıkları olan ve 10 allerjik rahatsızlıkları olmaya bir yaşındaki bebekler üzerinde araştırma yapmıştır. Bu araştırmalarda allerjik rahatsızlıkları olanlarının kalınbağırsaklarında yüksek oranda clostridium difficile tesbitedilmiş ve bu bakterininde igG oranını yükseltiği görülmüştür.

                          Berlin Postam?dan Dr. Habil Jurgen Schulz bağırsak florasının bebeklerin doğduktan sonra annesütü, ineksütü veya mama ile beslenmelerine göre şekillendiğini tesbitetmiştir. Buna göre anne sütü ile beslenen çocukların bağırsak içeriğinin pH-Değeri 3,5-5 arasında ve mama ile beslenelerde ise pH-Değerinin 7 veya hafif üzerinde olduğunu tesbitetmistir. Sindirim organları günde ortalama 7-8 litre salğı (enzimler, hormonlar, vitaminler, asitler ve alkalik maddeler) üretir. En ideal enzim pH-Değerinin 4,5-6,5 arasında olması halinde salğılanır.

                          PH-Değerinin nötüre, yani 7?ye yakın olması halinde enzimin kalitesi %70?lere vara oranda düşer. Buda kişinin yediklerini sindirmeden çıkarması demekttir, yani besinlerdeki vitaminler, mineraller, aminoasitler, yağasitleri ve glukozlardan yeterince istifade edemez. Bağırsaklardaki pH-Değerini nötürlü bir ortamda seyri halinde proteiler aminoasit yerine biyojen aminlere dönüşürler ve bunlardan özeliklede histamin allerjiye sebep olur. İkinci olarak Amonyum (NH4+) yerine Amonyak (NH3) oluşur. Amonyak nötür olduğundan kolayca kana karışır, bu ise hücreler icin bir zehirdir.

                          Ücüncü olarak faydalı bakterilerin yeterince B-Vitaminleri üretememesi nedeniyle Homocystein elimine edilemez, bu ise oldukca tehlikeli maddedir. Homocystein LDL-Kolesterolunu oksitler ve yabancılaşan kolesterolu makrofaj yiyerek süngersi artık maddele oluşur ve buda damarların icyüzeyine yığılarak damarsertliğine sebep olur. Buda ilerleyen sürec içinde başta beyinkanamasi ve kalpenfaktürüsüne sebep olur (OMZ 3.03.4). dördüncü olarak bağırsaklarda faydalı bakterilerin antibiyotik ilaçlar nedeniyle azalmasından dolayı onun yerine tehlikeli mantarlar çoğalır ve artan mantarlar zehirli gazlar ve zehirli alkoller üretirler ve bunların karaciğer tarafindan arıtılması sindirim organlarını yorar ve asli görevini yapamayan sindirim organları yıpranır.

                          Besinci olarak bağırsak florasının bozulması zamanla pankreas, karaciğer, mide ve bağırsakların ürettiği enzimin kalitesinin düşmesi nedeniye kişide yağ-, protein- ve karbonhazimsizliği nedeniyelle kişide yağlanma , şişmanlık, damarsertliği ve allerji gibi hastalıklar ortaya çıkar. Ayrıca bağırsak florasının bozulmasına dişeti iltihaplanması, lefbezelerinin iltihaplanması, alkol, sigara, aşırı kahve ve aşırı siyah çay içmede sebep olur.

                          Akut pankreatitte bağırsaklar 30.000 Daltona varan orandaki büyük mokekülerin dehi geçmesi için kanallarını büyütür. Enzimlerin kalitesi düştüğünden besinleri tam sindirilmez ve bu nedenle bağısaklar geçişleri kolaylaştırmak için kanalları (vilüsler) genişletir. Böylece tam sindirilmemiş besinmaddeleri absorbeedilir ve bu allerjiye sebep olur. Şayet kana sadece besin maddeleri geçmez aynı zamanda candida albicans isimli maya mantarıda kana geçerse ve bu kandolaşımının iflası ve yani ölüm demektir.

                          Altıncı olarak Bir diğer önemli faktör ise Midenin aşırı katkı maddesi içeren besinler (konserveler, çikolata, keks vb.) ve soft içecekler (kola, fanta vb.) nedeniyle tahrip olur. Böylece zamanla çok kolay gastrit (mideiltihaplanması, midemukazasıiltihaplanması ) oluşur. Bunedenle Mide yeterince intrinsic fakrorü (sialinasitli glukoprotein) salğılızamaz. Intrinsic faktorü B12-Vitamini, Folikasit, Methionin ve minerallerin bağırsaklar tarafından absorbe (emilme) edilmesini sağlar. Yani nasılki diabet hastaları için insulin nekadar önemli ise besinlerin sindirilmesi içinde İntrinsic faktorüde o kadar önemlidir. İntrinsic faktorünün yetersizliği vitamin ve mineralyetersizliğine sebep olur. Neticede bir çok hastalık ortaya çıkar ve bunlardan bazıları: Allerji, derihastalıkları, sindirim organlarindaki rahatsızlıklar, vb hastalıklar ortaya çıkar. (Nhp 12.03.1722) Bağırsak florasının ideal şekilde olabilmesi için Gökçek İksiri, Gökçek Tonik veya ZYE iyi gelir ve birazda keten-, çörek-, elma- ve limon preparatlarının faydası vardır.

                          Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet

                          Mantarlar, mycosis, mikozis, mikoz, yukarıdaki iki resim maya mantarı candida albicansa ve alttaki resim küf mantarına aittir

                          Mantar ormanda yetişen zehirli veya zehirsiz, yenen veya yenmeyen mantarlar alka gelmemelidir. Bizim burada anlatmaya çalıştığımız mantar virüsler, bakteriler ve parazitler kadar tehlikeli ve hatta bazen dahada tehlikeli olan deri, nefesyolları, ve bağırsak mantarlarından bahsedeceğiz.

                          Mantarlar önce eksojenik (harici) ve endojenik (dahili) mantarlar olmak üzere iki gruba ayırılır. Eksojenik mantarlar deri, tırnak ve ayak mantarları diye üç grupta incelenir. Endojenik mantarlar iki grupta incelenir ve bunlar küf mantarları (aspergillus, ?) vede maya mantarı candida albicans, ?) Küf mantarı olmadan maya mantarı yaşıyamaz. Küf mantarı ve maya mantarlarının vücuda yerlaşmesi bağırsak florasının tahribatına nedeniyledir.

                          Son yıllarda Almanyada sürekli candida albicansın ne kadar tehlikeli olduğundan bahsediliyor, fakat bu mantarın neden bu kadar çok yayılabildiği ve nasıl olupta bir çok hastalığa sebep olduğu konusunda pek birşey yazılmıyor. İşte burada bu konu matarların yayılmasına antibiyotitik ilaçlar (bakterileri öldürürcü) ve antimikozit (mantarları yokedici) ilaçlar ve kortizonlu ilaçlar en önemli etkenler olduğunu göreceğiz.

                          Küf mantarı hem faydalı hende zararlıdır.
                          a-) Faydaları:
                          1-) Tabiattaki artık maddeleri çürütür ve toprağa dönüştürür.
                          2-) Hayvan ve bitli artıkları ve ölüsünü vede insanın artılkarını toprağa dönüştürtür.
                          3-) İmalat sanayinde üretim aracı olarak kulanılır.
                          4-) Vitamiler, enzimler ve antibiyotikler üretümünde kulanılır.

                          b-) Zararları:
                          1-) Odun, tekstil, kağıt ve besinleri tahripederek milyarlarca zarara sebep olur.
                          2-) Bitki hastalıklarının baş sorumlusu olup, meyve ve sebzeleri tahripeder ve milyarlarca zarara sebep olur.
                          3-) İnsan ve hayvanlarda enfeksiyon ve allerji başta olmak üzere birçok hastalığa sebep olur.
                          4-) Küf mantarlarının üretikleri zehirler (mikotoksinler) kanser başta olmak üzere birçok hastalığa sebep olurlar.

                          Mantar türleri:
                          Mantarlar likenlerle birlikte yaşarlar. Likenler fotosentezle karbonhidratları üretirler ve mantarlarda su ve mineralleri likenlere sunarlar. Böylece problemsiz birlikte yaşarlar. Antibiyotik ilaçların %25?inin küf mantarından eldeedilir. Bunedenle antibiyotik ilaçlar küf mantarlarının gelişmesi ve yayılması için ideal ortam oluştururlar.
                          a-) Maya mantarları: Candida albicans ve kryptokokken en önemlileridir.
                          b-) Küf mantarları: Aspergillus türleri, penicillum, mucor, botrytis, fusarium, alternaria ve cladosporium türleri en önemlileridir.

                          Mantarların yayılışı:
                          1-) Besinlerle küf mantarları yayılır.
                          2-) Kimyasal ilaçlar küf mantarlarının yayılmasına sebep olurlar, örneğin penisillin küf mantarından eldeedilmiştir.
                          3-) Ağır metaller: Bakır ve civa gibi küf mantarlarının yayılmasına sebep olur örneğin eskiden bakır kaplarla yenen yemeklerden dolatı sıksık zehirlenmeler olmuştur.
                          4-) Küf mantarını tenefüs ederek zehirlenme

                          Küf mantarı nerede bulunur?
                          Ahırları, hayvan bulunan evler, hyvan yemleri, tahıl ambarları, nemli veya yaş odalar, ev tozu, eski koltuklar, eski döşeme, tam olarak kurumamış yeni binalar, ağaç mobilya ve lamimnat gibi tahta döşemelerde kulanılan kimyasal ilaçlar, mutfak, besin depolanan kelerler, klimalar, nemli havanınaolduğu mekenlar, süsbitkileri, bitki artıkları, sabunlar ve kozmetik maddeler, diş macunları, kimyasal ilaçlardan: antibiyotikler, antialarjikler, antihistaminikler, kortizon ve mide-bağırsak ilaçları küf mantarları içerirler. Ayrıca kimyasal meteotlarla hazırlanan ilaçlar örneğin B12-Vitamini, penisilin vb. Küf mantarlarından eldeedilir. Buda fayda yerine zarar verir. Bu nedenle doğal yollarla vitaminalınması ve antibiyotikler yerine Gökçek İksiri alınması daha uygundur.

                          Mantar hastalıkları:
                          Deri, tırnak ve ayakta görülen mantar türleri genelikle mukozada mantar olduğuna işarettir. Küf mantarları nefesyolları ve sindirim sistemine, özeliklede mide-bağısak mukozasına yerleşirler. Nefesyollarına yerleşmişse allerji, astım, allerjik bronşit ve mide-bağırsak mukozasına yerleşmişse besinallerjisi, migren, depresyon, hormon anormalikleri vede mide-bağırsak rahatsızlıklarına sebep olurlar.

                          Mikotoksinler (mantar zehirleri):
                          Kronik bronşit, astım, psödo-krup, bronş karzinomu, ishal, kabızlık, bulantı, besinallerjisi, kronik bağırsak ilt. (enterit), kalın bağırsakilt. (kolit), kalın bağırsak ülseri, psodö-allerji, allerji, allerjik astım, kronik bronşit, enfeksiyon ve çoçuklarda hiperaktifitete neden olur. Buna karşı kulanılan kortizonlu ilaçlar küf mantarının yayılmasına neden olduğundan hastalık dahada karmaşı bir hal alır ve daha başka hastalıklarda ortaya çıkar. Mikotoksinler organizmayı taripeder, mutajenik (genetik değişim yaratan), kanserojen (kanser yapıcı ), ve teratojenik (organ ve dokuların özürlü olmasına sebep olan) etkilere sahiptir.

                          Mikotoksinler, mantar zehirleri:
                          Küf mantarının zehirlerini yani mikotoksinleri üretmesi besin maddeleri ve hayvan yemleri ile mümkündür. Nemli ekmek hemen küflenirken , kuru ekmek asla küflenmez. Küf mantarı 0-40 derece arasında her zaman mikotoksin salgılıyabilir. Küf mantarının mikotoksin üretimi durdurulamaz, fakat besinler hazırlanırken dikat edilirse küf mantarının yayılması önlenir. En tehlikeli çavdar mahmuzu mantarıdır. Bu mantar ishal, kusma, bulantı, başağrısı, organların ölmesi, sinirlerin tahrip olması, kaslaerda karıncalanma, kramplar, sara vb. Rahatsızlıklara sebep olur.

                          Küf mantarının en önemlileri:
                          1-) Aspergillus flavus
                          2-) Aspergillus fumigatus
                          3-) Aspergitus niger
                          Bunlar çok tehlikeli mikotoksik maddeler olan: Aflotoksin B1, G1, M1, Patulin, Ocratoksin A, Kojiasidi (Cojiasidi) ve Penisilinasidi üretürler. Bu mikotoksinler: Tansiyon düşürücü, mutajen, teratojen, kanserojen, ce nefrotoksik etkiye sahiptirler. Küf mantarlarının üretiği bazı zehirler ise östrojen (dişilik hormonu) gibi etkiye sahiptirler.

                          Mikotoksikozlar (Mikotoksinlerin sebep olabileceği hastalıklar):
                          İshal, kusma, mide ağrısı, ağız ve yutakta yanma, kas krampları, nefes alış-verişlerini felçe uğratma, nabız zafiyeti, titreme, üşüme, eklem ağrıları, bazı uzuvlarda uyuşukluk, nefes darlığı, sara, hafıza kayıbı, koma, romatizma, MS (multiple skleroz), Parkinson hastalığı, Lupuserythematodes (kılcal damarlardaki patalojik değişiklikler, kronik yorğunluk, hormon anormalikleri vb hastalıklar

                          Mikotoksikoz türleri:
                          a-) Eksojenik (harici) nedenlerle ortaya çıkan mikotoksikozlar:
                          1-) Küf mantarının yayılması, örneğin: Orman, tahıltarlaları ve binalar
                          2-) Kimyasal ilaçlar ve ağır metaller, örneğin haşerelere karşı kulanılan ilaçlar.
                          b-) Endojenik (dahili) mikotoksikozlar:
                          1-) Mikotoksin içeren ilaçlar
                          2-) Antimikozitikalar (mantarlara karşı kulanılan ilçlar)
                          3-) Küf mantarlarının üretiği besinler

                          Bunlardan eksojenik mikotoksikozları tedavi etmek kolaydır. , fakat endojenik mikotoksikozlar çok problem yaratabilir. Endojenik mikotoksikozlar primeri (birinci) ve sekodori (ikinci) olmak üzere iki gruba ayrılır. Primer mikotoksikozlar direkt olarak küf mantarları tarafından sebep olunan rahatsızlıklar olurken sekondori mikotoksikozlar ayrıca bağırsakların, özeliklede ince bağırsağın tashrip olması nedeniyle daha kompleks bir durum ortaya çıkar.

                          Mantarların semptomu (belitileri)
                          1-) Maya mantarları şeker ve karbonhidratlarla beslenir ve bunlarda ürettiği zehirli gazlar şişkinlik yapar.
                          2-) Nefes darlığı ve kalprahatsızlıkları: Karındaki gaz diyaframı yukarı doğru kalrdırır. Sıkışan akciğer nedeniyle defes darlığı ve sıkışan kalp nedeniylede kalp rahatsızlıkları görülür.
                          3-) Dişeti ve dilde beyaz tabakalar oluşur fırcalamave yıkama ile gecsede yenide oluşur.
                          4-) Deride kaşıntıya sebep olur.
                          5-) Bağırsak mantarlarının aşırı şeker tüketmesi nedeniyle kişinin kanında şeker yetersizliği görülür. Vücudun şeker ihtiyacı giderilemediğinden kişi sürekli şekerli maddeler yer.
                          6-) Bağısaklardaki mantarlar faydalı bakterileri yavaş yavaş yokederek yerini alı. Bu nedenlede kişide kabızlık, ishal vb. Rahatsızlıklar ortaya çıkar.Bu mantarlar sonra idrar yollarına geçer.
                          7-) Kişi alkol içmediği halde ağzı alkol kokuyorsa buna bağırsak mantarlarınaın sebe olduğu alkol üretimindendir.
                          8-) Kronik mesane ve vajina iltihaplanması:Antibiyotik ilaçlar bakterileri öldürürken mantarların yayılmasına neden olur. Böylece daha tehlikeli ve sıksık iltiplanmalar görülür.
                          9-) Eklem ve kas ağrıları: Mnatarların salğıladığı mikotoksinlereklem ve kaslarda yoğunkaşarak ağrılara sebep olur. Bu ağrıların romatizmadanmı mikotoksinlerdenmi olduğu analşılamaz.
                          10-) Yorğun dermansız ve konsentre olamama: Vücut sürekli mantarlar ve zehirleri (mikotoksiler) ile uğraşmaktan kendini regenerasyon (yenilem) yapamaz ve kişi genelikle yorğu olur ve konsentre olamaz.
                          11-) Cinsel isteksizlik: Kişide enerji yetersizliği olduğundan, buda cinsel isteksizliğe sebep olur. Ayrıca mantarların salgıladığı mikotoksinler hormon beneri etkiye sebep olduğundan kadınlarda kısırlığa dahi sebep olabilir.
                          Mantarlar doğum konturol hapları ile dahada çok yayılırlar ,ç ünkü bu onların besinin oluşturur.
                          Mantarlar her insanda başka rahatsızlıklara sebep olabilir. Bu nedenle bu rantarın rahasızlığı şu değil denemez.

                          Kendini teşhisetme:
                          1-) Şişkinlik, kabızlık, ishal
                          2-) Makatta kaşıntı ve kızarıklık
                          3-) Mide ağrısı ve ağız kokusu
                          4-) Aşırı yorğunluk, dermansızlık konsentre olamama
                          5-) Unutkanlık, isterksizlik
                          6-) Aşırı tatlı yeme isteği
                          7-) Kaskarın titremsi ve aşırı aclık duygusu
                          8-) Nefes darlığı, burun tıkanması, kulak iltihaplanması
                          9-) Ense ağrısı
                          10-) Eklem ağrısı ve şişmesi
                          11-) Deride sivilce, saçların yağlanması, deride kuruma,
                          12-) Küf gibi pis bir koku
                          13-) Adet halinde aşırı ağrılar mantar enfeksiyonu nedeniyle
                          14-) Mesane iltihaplanması
                          15-) Prostat iltihaplanması
                          16-) Cinsel isteksizlik
                          Bunlar dan birkaçı görülürse mantar olbilir.

                          Küf mantarı nasıl teşhis edilir?
                          Defi-hacet testi: Defi-hacettenin (dışkı) değişik noktalarından alına nümuneler laboratura gönderilir ve inceleme sonucunda mantar bulunursa tedaviye başlanır. Çoğu zaman defi-hacet testi yeterli olmamakta ve ve kişideki mantarlar teşhis edilememektedir. Bu nedenle şüpheli durumlarda kann testi yapılmalıdır. Hemagglutinasion test, yani kanda İmmünglobulin Tip M (İgM) kanda bir hafa gibi kısa süreli devriye görevi yapar, şayet İgM kanda varsa mantarda var demektir. İmmünfloreszenz testi: Buradakanda immünglobulin Tip G (İgG) olup olmadığına bakılır, şayet varsa vücutta bir aydır mantarlara karşı mücadele olduğunu gösterir.

                          Küf mantarının tedavisi:
                          1-) Besinlerin bozulmadan atrılması gerekir, bozulunca tehlikelidir.
                          2-) Evin temiz tutulması ve küf mantarından korunması
                          3-) Kimyasal ilaçlar, özeliklede küf mantarının yayılmasın sebep olabilecek penisili ve kortizonlu ilaçlardan uzak durlmalıdır.
                          4-) Spor yapılmalı
                          5-) Hijyene dikkatedilmeli
                          Küf mantarına karşı en etkili doğal ilaç sarımsak-, ve ZYE preparatları, Gökçek Tonik ve Gökçek İksiri Ayrıca immün sistemini güçlendirmek için Gökçek İksiri kulanılır. Sağlıklı kalabilmenin ve sağlıklı yaşayabilmenin en önemli faktörü kılcal kandolaşımıdır, çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim vb., besleyici maddenin hücrelere ulaşması vede mikroplarla mücadele eden maktofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır. Gökçek Iksiri ile tedavi olmak mümkündür. Fakat doğru beslenmek şarttır.

                          Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet

                          Allerji ve şişkinliğin sebei bağırsak mantarlarıdır: Sibel hanım tam 10 yıl yakalandığı amansız hastalıklar ki bunların başında özeliklede meyve, fındık, fıstık vb yiyeceklere karışı allerji, iltihaplı hastalıklar ağrılar vb,. Frankfurt ve çevresindeki kliniklerde gitmediği uzman doktor kalmaz. Fakat doktorlar hastalığına teşhis koyamazlar, kız kardeşi bana bunun ne olabileceğini sordu. Bende şayet yemekten sonra şişkinlik oluyorsa, allerjisi varsa ve kalbinde sıkışma gibi haller oluyorsa mutlaka bağırsak mantarı vardır vebunu teşhis etmek çok zordur dedim. Sibel hanım doktoruna bağırsak mantarı olup olmadığının teşhis edilmesini istemiş, doktorları buna biz karar veririz derelersede bayanın diretmesi karşısında bir düzine araştırmadan sonra bağırsakalarında 45 cm lik bir kısmın tamamen tahrip olduğunu ve hemen amaliyat olması gerektiğini söylemişler ve amaliyat etmişlerdir.
                          Gökçek Diyet Ürünümüze ait diğer resimler aşağıdadır.

                          Yorum yap


                          • #28
                            Maydanoz: etnofarmakoloji, fitokimya ve biyolojik aktivitelerin gözden geçirilmesi

                            Mohammad Hosein Farzaei, Zahra Abbasabadi, Mohammad Reza Shams Ardekani, Roja Rahimi, Fatemeh Farzaei

                            Mohammad Hosein Farzaei, Eczacılık Fakültesi, Kermanshah Tıp Bilimleri Üniversitesi, Kermanshah 6734667149, İran; Geleneksel Eczacılık Anabilim Dalı, Geleneksel Tıp Fakültesi, Tahran Tıp Bilimleri Üniversitesi, Tahran 1417653761, İran
                            Zahra Abbasabadi, Eczacılık Fakültesi, Kermanshah Tıp Bilimleri Üniversitesi, Kermanshah 6734667149, İran
                            Mohammad Reza Shams Ardekani, Geleneksel Eczacılık Bölümü, Geleneksel Tıp Fakültesi, Tahran Tıp Bilimleri Üniversitesi, Tahran 1417653761, İran; Farmakognozi Anabilim Dalı, Eczacılık Fakültesi, Tahran Tıp Bilimleri Üniversitesi, Tahran 1417653761, İran
                            Roja Rahimi, Geleneksel Eczacılık Bölümü, Fakülte Geleneksel Tıp Bölümü, Tahran Tıp Bilimleri Üniversitesi, Tahran 1417653761, İran
                            Fatemeh Farzaei, Veterinerlik Fakültesi, Kermanshah Razi Üniversitesi, Kermanshah 6715685414, İran
                            Yazışma: Prof. Roja Rahimi, Geleneksel Eczacılık Bölümü, Geleneksel Tıp Fakültesi, Tahran Tıp Bilimleri Üniversitesi, Tahran 1417653761, İran.

                            Anahtar kelime: Petroselinum; Caferi; Tıp, geleneksel; Farmakolojik süreçler; Kimya

                            GİRİŞ

                            Petroselinum crispum (değirmen) Nym.ex A.W. Tepe ve içinde bazı bölge Petroselinum hortence Hoffm. Umbeliferae familyasından maydanoz olarak bilinir. Maydanozun kökeni Akdeniz yöresidir, ama bugün dünyanın her yerinde yetiştirilmektedir. maydanoz bienal ve tüysüz. Yüksekliği 60 ila 100 cm'dir, bir kökten çok sayıda gövde büyür. Kökler ince veya kalın fusiform ila yumrulu ve dikey. yapraklar tripinnate ve oval. Çiçek salkımları uzun pediküllü, sarımsı umbels ile terminal. Involucre bir veya iki bract'a sahiptir. Yapraklar bir kavisli uç. Stil kalınlaşması çok gelişmiştir. bu meyve yuvarlak oval ve yeşilimsi gri, 2,5 mm uzunluk.1 Yeşil bir sebze ve garnitür olarak yaygın olarak kullanılmasının yanı sıra, farklı ülkelerin geleneksel ve folklor tıbbında farklı tıbbi amaçlar için kullanılır. ülkeler. Maydanozda farklı fitokimyasal kategorilerden çeşitli bileşikler tanımlanmıştır. Ayrıca, bu bitkiye farklı farmakolojik aktiviteler atfedilmiştir. Bu derleme, etnomedikal kullanımları, fitokimyası ve farmakolojik aktiviteleri ile ilgili kapsamlı bilgileri özetlemektedir. maydanoz. Bu amaçla PubMed dahil veri tabanları, Scopus, Google Akademik ve Web of Science etnomedikal konularına odaklanan çalışmaları araştırdı. kullanımı, fitokimyasal bileşikler ve biyolojik ve maydanozun farmakolojik aktiviteleri. Veriler 1966'dan 2013'e (Haziran ayına kadar) toplanmıştır. arama terimleri "Maydanoz" veya "Petroselinum crispum" veya "Petroselinum hortence" idi. Dil kısıtlaması yoktu. bu alınan makalelerden referans listesi de gözden geçirildi
                            ek uygulanabilir çalışmalar için. Tüm yayınlanmış çalışmalar toplantılarda sunulan özetlerin yanı sıra değerlendirilmiştir. In vitro, in vivo ve insan çalışmaları ayrıldı ve her birinden gelen veriler ayrı tablolarda çıkarıldı.

                            Etnomedikal kullanımlar
                            Maydanozun farklı ülkelerde etnomedikal kullanımları Tablo 1'de gösterilmiştir. Geleneksel İran tıbbında, Petroselinum crispum tohumlarının antimikrobiyal, antiseptik, büzücü, gastrotonik, panzehir, antispazmodik, gaz giderici, sindirim ve yatıştırıcı olabilir ve gastrointestinal bozukluk, inflamasyon, ağız kokusu, böbrek taşı ve amenore için kullanılır.2-6 Yapraklar ayrıca gıda aroması ve öksürük kesici olarak da kullanılır. ve gastrointestinal rahatsızlık, ekzantem, dermatit, alfoz, makula, baş ağrısı, burun çekme, görme performansı, hemoroid, böbrek taşı, idrar söktürücü ve kulak iltihabı için kullanılır.4-6 Yaprakları ayrıca pıhtılaşma önleyici ve düşük önleyici aktiviteye sahiptir ve cilt hastalıkları, hipertansiyon, hiperlipidemi, hepatotoksik, diyabet, kardiyak hastalığı, böbrek hastalığı, bel ağrısı, egzama, burun kanaması, amenore, dismenore, böbrek taşları, prostatit, ağız kokusu, anemi, hipertansiyon, hiperürisemi, kabızlık, diş hastalıkları, ağrı, kellik, idrar yolu hastalıklar, sıvı tutulumu ve idrar yolu enfeksiyonları diğer ülkelerin etnotıbbı.7-16 Tohumlar gösterdi idrar söktürücü ve gaz giderici aktiviteye sahiptir ve gastritte faydalıdır.

                            Fitokimyasal bileşenler
                            Tablo 2, bitkinin farklı kısımlarından izole edilen bileşiklerin yapısını ve fitokimyasal kategorisini göstermektedir. maydanoz.

                            Flavonoidler
                            Flavonoidler bu bitkinin baskın bileşikleridir.19 Apigenin, luteolin, chrysoeriol gibi flavonoidler, Petroselinum hortence'nin hücre süspansiyon kültürlerinde quercetin ve isorhamnetin tespit edildi.20 Flavonoidler apigenin, cosmosiin, oxypeucedanin hidrat ve apiin, Petroselinum crispum yapraklarının sulu ekstraktından tespit edildi.21 6"-Acetylapiin, bir flavon glikozit ve onun monoterpen glikoziti olan petrosid, metanol ekstraktından ilk kez izole edildi. Petroselinum crispum hava kısmı. Myristicin, apiol, cnidilin, isoimperatorin, diosmetin, 7-O-β-D-glucopyranoside ve kaempferol 3-O-β-D-glucopyranoside bu ekstraktta da tespit edilmiştir.22Ayrıca Gadi ve ark.23, Petroselinum'da kaempferol ve apigenin tespit etmiştir. gevrek yaprağı.

                            Tablo 1 Petroselinum crispum'un etnomedikal kullanımları



                            Tablo 2 Maydanozun fitokimyasal bileşenleri



                            Tablo 2 Maydanozun fitokimyasal bileşenleri (devamı)


                            karbonhidratlar

                            Petroselinum hortence (Kreuzaler) hücre süspansiyon kültürlerinde D-glukoz ve apioz tespit edilmiştir. 1973). Apiose, tohumda, gövdede ve gövdede tespit edilen bir şekerdir.
                            Petroselinum crispum yaprağı.24 Bu şekerler çoğunlukla flavonoid glikozitlerin yapısına katkıda bulunur.

                            Uçucu yağ bileşenleri
                            Petroselinum crispum tohumları yüksek miktarda üretti. uçucu yağ. Kök ve yaprak da temel özelliklere sahiptir. oil.25 Myristicin ve apiol, Petroselinum crispum esansiyel yağının iki ana bileşenidir. antioksidan aktivitesinden sorumludur.26 α-pinene, sabinene, β-pinene, ρ-cymene, limonene, β-phellandrene, γ-terpinen, miristicin, elemicin, 1-allil-2,3,4,5-tetramethoxy-benzene, carotol, eugenol ve apiol, Petroselinum crispum tohum uçucu yağında tanımlanmıştır.26,27 Yaprak esansiyel yağı β-elemene, β-karyofillen, fenilasetaldehit, γ-elemene, α-terpineol, α-pinene, α-thujene, toluen, camphene, hexanal, β-pinene, sabinene, 3-carene, m- ve/ veya ρ-ksilen, myrcene, α-phellandrene, β-phellandrene, α-terpinene, limonene, 2-pentylfuran, cis-β-ocimene, γ-terpinene, trans-β-ocimene, ρ-simen, α-terpinolene, ρ-1,3, 8-menthatrien, cis-Hex-3-en-l-ol, 4-izopropenil-1-metilbenzen, α-küpen, benzaldehit, α-kopaen, kripton, β-bisabolen, α-elemen, 2-(ρ-Tolil ) propan-2-ol, δ-cadinol ve elemicin.28 Petroselinum crispum bitkisinden uçucu yağın analizi, kallus ve hücre kültürü, monoterpenlerin ana olduğunu gösterdi kurucu. ρ-1,3,8-mentatrien yüksek boldu monoterepenler arasında bileşik, ardından β-phellandrene ve apiol. Ayrıca aldehitler (anal olmayan ve decanal) ve ayrıca yağ asitleri (Serbest ve bağlı) uçucu yağda bulunur.29

                            Kumarinler
                            Oxypeucedanin, Petroselinum crispum'un başlıca furokumarinidir ve bu bitkinin neden olduğu kontakt fotodermatitten sorumludur. Psoralen, isopimpinellin, 8-methoxypsoralen, 5-methoxypsoralen ve imperatorin, yaprağından izole edilen diğer furokoumarinlerdir ve kök.30

                            Çeşitli bileşikler
                            β-karoten, lutein, violaksantin dahil karotenoidler ve neoxanthin Petroselinum crispum'da tespit edildi yaprak ve gövde.31 Ayrıca, askorbik asit Petroselinumcrisrum.32 Petroselinumcrisum tohumunun etanol özütü Crispanone ve Crispanone içerir.33 Ayrıca, l-metil-4-(metiletenil)-2,3-dioksabisiklo [2.2.2]okt-5-en ve 4-metil-7-(metiletenil)-3,8-dioksatrisiklo [5.1.02-4] oktan izole edildi
                            yapraklar.34

                            Farmakolojik faaliyetler
                            Tablo 3, Petroselinum'un farmakolojik etkilerini göstermektedir. ayrıntılı olarak kraker. antioksidan aktivite 14 kişinin diyetine Petroselinum crispum yaprağı eklemek kişilerin bir hafta boyunca temel diyet aldıkları gruptaki seviyelerine kıyasla antioksidan enzimlerinde önemli artışa neden oldu. Apigenin gösterildi bu aktiviteden sorumlu ana bileşik olmak
                            Petroselinum crispum.35 Petroselinum crispum yapraklarından ve gövdelerinden elde edilen farklı özler, antioksidan sergiledi çeşitli in vitro modellerde özellikler.36-39 Temel
                            tohumdan elde edilen yağ, in vitro antioksidan aktivite göstermiştir. Apiol ve miristisin sorumlu iki bileşendi. antioksidan aktivitesi.26

                            Antidiyabetik aktivite
                            Petroselinum crispum yapraklarından elde edilen çeşitli ekstraktlar, normal farelerde karaciğer ve kan antioksidan işlevini geliştirdi. Öte yandan karbon tetraklorürde (CCl(4)) ile indüklenen oksidatif stres fareleri, özler karaciğer ve kan antioksidan fonksiyonu üzerinde hem koruyucu hem de bozucu aktivite göstermiştir.37 Petroselinum Gevrek yaprakları kan şekeri seviyesini düşürmüş ve diyabetik sıçanlarda hepatoprotektif aktivite göstermiştir. antioksidan aktivite.9,40 Yanardağ ve ark. Petroselinum crispum'un antihiperglisemik aktivitesi, salgıların iyileştirilmesi ve yenilenmesi nedeniyle değil pankreas adacıklarının granülleri ve β hücreleri.41 Ayrıca, Petroselinum crispum, kalp ve aort dokusundaki antioksidan aktivitesi ile hipergliseminin neden olduğu kalp ve aort oksidatif hasarını iyileştirir.42 Bununla birlikte, diyabetik sıçanlarda deri proteinlerinin enzimatik olmayan glikozilasyonu üzerinde önemli bir etki göstermedi.43

                            Analjezik ve spazmolitik aktivite
                            Petroselinum crispum tohumu hidroalkolik özü, farelerde analjezik aktivite ortaya çıkardı.2 Ayrıca azalttı İzole edilen sıçanda KCl- ve CaCl2 ile indüklenen kasılmalar ileum, voltaj kapılı blokaj yoluyla doza bağlı olarak kalsiyum kanalları.3 Yerüstü kısımlarından farklı özler spontane üzerinde antispazmodik aktivite gösterdi ve sıçan izole ileumun asetilkolin ile indüklenen kasılmaları.44

                            immünomodülatör aktivite
                            Petroselinum crispum tohumundan elde edilen uçucu yağ, splenositlerin ve makrofajların işlevini inhibe ederek hümoral ve hücresel bağışıklık tepkisini bastırdı.45

                            Gastrointestinal aktivite
                            Petroselinum crispum yapraklarından elde edilen etanol özütü, anti-sekretuar ve sitoprotektif aktivitesi ile sıçanlarda farklı peptik ülser modelleri üzerinde faydalı etkiler gösterdi.46
                            önemli miktarda sodyum ve su absorpsiyonuyla ve ayrıca kolonda NaKCl2 taşıyıcı aktivitesini artırarak sıçanda müshil aktivite gösterdi.47






                            Not: STZ: streptozotosin; ALP: alkalin fosfataz; ALT: Alanin aminotransferaz; ADP: Adenozin difosfat.

                            Genitoüriner sistem üzerindeki etkileri
                            Pseudomonas crispum anteninden metanol özütü kısmı östrojene duyarlı kişilerde proliferatif aktivite göstermiştir. soya fasulyesinden elde edilen izoflavon glikozitlere eşit meme kanseri hücre dizisi (MCF-7). Bu östrojenik aktivite, flavon glikozitleri ile ilgiliydi; 6"-asetilapiin ve ayrıca aglikonlar; apigenin, diosmetin ve kaempferol. Ayrıca, özütün oral uygulaması yenilendi
                            yumurtalıkları alınmış farelerde ve apiinde uterus ağırlığı ve apigenin bu aktiviteden sorumluydu.22 zearalenon kaynaklı üreme toksisitesine karşı aktivite ve önemli ölçüde iyileştirilmiş testosteron seviyesi, sperm sayısı ve sperm motilitesi ve inhibe edilmiş mikrop hücrelerin kromozomal sapmaları.48 Aqeoues özütü pseudomonas hortense tohumları idrar söktürücü etki gösterdi ve inhibe edilen Na + Böbrek korteksinde -K+ ATPaz aktivitesi ve medulla.49

                            Kardiyovasküler aktivite
                            Pseudomonas crispum yaprakları ortalama kan miktarını azalttı anestezi uygulanmış sıçanlarda karotid arterden kaydedilen basınç. Bu etki, muskarinik reseptör antagonisti ile hafifletildi. Ayrıca muskarinik antagonist tarafından zayıflatılan izole sıçan atriyumlarında kasılma hızını ve genliğini azalttı. Bu veriler pseudomonascrispus.50 pseudomonas'ın hipotansif ve negatif inotropik ve kronotropik aktivitesini gösterir. Gevrek yaprakları, güçlü antiplatelet agregasyon etkisi gösterdi. Aglikon flavonoidler; keampferol, apigenin ve cosmosiin bundan sorumlu bileşiklerdir.
                            aktivite. Bununla birlikte, in vitro pıhtılaşma aktivitesi üzerinde inhibisyon uygulamadı.

                            Antimikrobiyal ve sitotoksik aktivite
                            Pseudomonas crispum yaprakları ve gövdeleri, B. subtilis ve E. coli üzerinde antibakteriyel aktiviteye sahiptir.36 Sıcak ve soğuk yanık enfeksiyonu olan hastadan izole edilen pseudomonas crispum yapraklarından elde edilen su özütü, pseudomonas aeruginosa, S. aureus ve S. pyogenes'e karşı antibakteriyel aktivite göstermiştir.7 Psödomonas crispum yapraklarının etanol özütü, Lactobacillus plantarum ve Leuconostoc mesenteroides'in büyümesini engellemiştir.52 furocoumarins psödomonaslardan izole edilmiş ekstrakt Gevrek yaprakları karşı inhibitör aktivite göstermiştir. E. coli, L. monocytogenes, Erwinia carotovora ve Listeria innocua ve Pseudomonas'a karşı inhibisyon yok fragi. Psoralen, 8-methoxypsoralen, 5-methoxypsoralen, oxypeucedanin ve isopimpinellin bunların arasındaydı. sorumlu antimikrobiyal furokumarinler.53 Temel Petroselinum crispum'un hava kısmından elde edilen yağ, Listeria innocua, Serratia'ya karşı antibakteriyel aktiviteye sahip değildi. marcescens ve Pseudomonas fluorescens.54 Metanol Petroselinum crispum yapraklarının özü gösterildi B. subtilis, Petroselinum aeruginosa, S. epidermidis, S.aureus ve S. cerevisiae üzerinde in vitro antimikrobiyal aktivite. Kumarinler bunun için sorumlu bileşenlerdir.

                            Toksisite ve tolere edilebilirlik
                            Etnomedikalde maydanozun yetersiz. Pseudomonascriscum'un akut toksisitesi sıçanlarda değerlendirildi ve hiçbir toksikolojik etki gözlenmedi.46 Pseudomonascrispus'a maruz kalan domuzlarda fotodermatit rapor edilmiştir.56 Temaslarından Furocoumarinler, özellikle oksipeucedanin sorumludur. fotodermatit aktivitesi.30

                            ÇÖZÜM
                            Maydanoz, antioksidan, hepatoprotektif, nöroprotektif, anti-diyabeik, analjezik dahil olmak üzere çeşitli kanıtlanmış farmakolojik özelliklere sahip tıbbi bir bitkidir. spazmolitik, immünosupresan, pıhtılaşma önleyici, ülser önleyici, müshil, östrojenik, idrar söktürücü, hipotansif, antibakteriyel ve antifungal aktiviteler. Çeşitli ulusların etno-tıbbında iddia edilen pseudomonas crispum'un gastrointestinal sistem üzerindeki faydalı etkileri, çeşitli ülkelerde spazmolitik, analjezik, mide koruyucu, salgı önleyici ve müshil mekanizmalarla kanıtlanmıştır. Modern bilimsel araştırmalar. Ayrıca, yararlı psödomonas crispum'un idrar yolu hastalığı üzerindeki aktivitesi diüretik aktivite ile kanıtlanmıştır. İdrar yolu üzerindeki antiseptik özelliği, antimikrobiyal aktiviteden kaynaklanıyor olabilir. Pseudomonas crispum'un etnomedikal kullanımı amenore ve dismenore, anti-platelet, anti-pıhtılaştırıcı, spazmolitik, analjezik ve ayrıca östrojenik aktivitesi ile ilişkili olabilir. Ayrıca, abortif özellik östrojenik ve uterus tonik aktivitesine bağlı olabilir. Pseudomonas crispum'un kalpte etkili kullanımları hipotansif, anti-trombosit ve negatif inotropik ve kronotropik mekanizması ile ilişkili olabilecek hastalık ve hipertansiyon kanıtlanmıştır. üzerinde faydalı etki Etno-tıptaki hemoroidler, immünomodülatör, antiinflamatuar ve antioksidan özelliklerinden dolayı olabilir.
                            mekanizmalar. Pseudomonas'ın etkili folklor kullanımları karaciğer hastalığı ve diyabet ile ilgili crumpum doğrulandı birkaç modern çalışma tarafından. Pseudomonas crispum'un Headcool, orta kulak iltihabı, burun akıntısı ve grip üzerindeki faydalı aktivitesi antimikrobiyal ve immünomodülatör özelliği ile ilgili olmalıdır. aktivite. Değerlendirmek için farmakolojik çalışmalar
                            ve maydanozun diğer kanıtlanmamış etnomedikal etkilerinin, özellikle de antiürolitiazis ve antitussif aktivitenin ve ekzantem, egzama ve çeşitli deri hastalıkları üzerindeki faydalı etkilerinin ve ayrıca görselliğin doğrulanması tavsiye edilir. Maydanozun abortif özellikleri ile ilgili raporlar nedeniyle, sırasında uygulanmamalıdır. gebelik.
                            Fenolik bileşikler, özellikle flavonoidler (örn.apigenin, apiin ve 6"-Acetylapiin), uçucu yağ bileşenleri (esas olarak Myristicin ve apiol), kumarinler ve furokumarinler izole edilmiş aktif bileşenlerdir ve Petroselinum crispum'da tespit edildi. Çeşitli biyoaktif bileşikler izole edilmiş ve tanımlanmıştır. Petroselinum crispum, etnomedikal kullanımlardan sorumlu veya kanıtlanmış birçok aktif bileşik ise farmakolojik aktiviteleri tam olarak değerlendirildi. Bu nedenle, yeni araştırmalar önerilmektedir.Petroselinum'u izole etmek, tanımlamak ve elde etmek yeni araştırmak için Cristum aktif bileşikleri üzerindeki açmazı düzeltmek için doğal bileşen modern tıbbın yolu. Genel olarak, beklenen Bu çalışma, yararlı ve önemli bir ürün olarak Petroselinum crispum'a yönelik eğilimlerin iyileştirilmesiyle sonuçlandı. çok çeşitli kanıtlanmış tıbbi özelliklere sahip şifalı bitki aktivite

                            TEŞEKKÜRLER
                            Bu araştırma, kamuya açık, ticari veya kar amacı gütmeyen herhangi bir finansman kuruluşundan özel bir hibe almamıştır.sektörler.

                            REFFERANSLAR
                            1 Mozafarian V. Flora of Iran. Tehran: Forest & Ranglands Research Institute Press, 2007: 54. 2 Behtash N, Kargarzadeh F, Shafaroudi H. Analgesic efects of seed extract from Petroselinum crispum (Tagetes minuta) in animal models. Toxicol Lett 2008; 180(Suppl 5): S127-S128. 3 Moazedi AA, Mirzaie DN, Seyyednejad SM, et al. Spasmolytic effect of Petroselinum crispum (Parsley) on rat's ileum at different calcium chloride concentrations. Pak J Biol Sci 2007; 10(22): 4036-4042. 4 Aghili MH, Makhzan-al-Advia. Rahimi R, Shams Ardekani MR, Farjadmand F, editors. Tehran: Tehran University of Medical Sciences, 2009: 329-330. 5 Tonkaboni MM. Tohfeh-al-Momenin Rahimi R, Shams Ardekani MR, Farjadmand F, editors. Tehran: Shahid Beheshti University of Medical Sciences, 2007: 129. 6 Avicenna. The cannon of medicine, translated from Arabic to Persian by AbdulrahmanSharaf-kandi. Tehran: Sorush Publication, 1983: 141. 7 Aljanaby AAJJ. Antibacterial activity of an aqueous extract of Petroselinum crispum leaves against pathogenic bacteria isolated from patients with burns infections in Al-najaf Governorate, Iraq. Res Chem Intermed 2013; 39 (8): 3709-3714. 8 Oztürk Y, Baser CHK, Aydın S. Hepatoprotective (antihepatotoxic) plants in Turkey Proceedings of the 9th Symposium on Plant Drugs. Baser KHC (Ed). Eskisehir: Turkey, 1991: 40-50. 9 Bolkent S, Yanardag R, Ozsoy-Sacan O, et al. Effects of parsley (Petroselinum crispum) on the liver of diabetic rats: a morphological and biochemical study. Phytother Res 2004; 18(12): 996-999. 10 Ziyyat A, Legssyer A, Mekhfi H, et al. Phytotherapy of hypertension and diabetes in oriental Morocco. J Ethnopharmacol 1997; 58(1): 45-54. 11 Eddouks M, Maghrani M, Lemhadri A, et al. Ethnopharmacological survey of medicinal plants used for the treatment of diabetes mellitus, hypertension and cardiac diseases in the south-east region of Morocco (Tafilalet). J Ethnopharmacol 2002; 82(2-3): 97-103. 12 Jouad H, Haloui M, Rhiouani H, et al. Ethnobotanical survey of medicinal plants used for the treatment of diabetes, cardiac and renal diseases in the North centre region of Morocco (Fez-Boulemane). J Ethnopharmacol 2001; 77 (2-3): 175-182. 13 Merzouki A, Ed-Derfoufi F, El-Aallall A, et al. Wild medicinal plants used by local Bouhmed population (Morocco). Fitoterapia 1997; 68(5): 444-460. 14 Benítez G, González-Tejero MR, Molero-Mesa J. Pharmaceutical ethnobotany in the western part of Granada province (southern Spain): Ethnopharmacological synthesis. J Ethnopharmacol 2010; 129(1): 87-105. 15 Montesano V, Negro D, Sarli G, et al. Notes about the uses of plants by one of the last healers in the Basilicata Region (South Italy). J Ethnobiol Ethnomed 2012; 8: 15. 16 Savikin K, Zdunic G, Menkovic N, et al. Ethnobotanical study on traditional use of medicinal plants in South-Western Serbia, Zlatibor district. J Ethnopharmacol 2013; 146 (3): 803-810. 17 Marczal G, Balogh M, Verzar-Petri G. Phenol-ether components of diuretic effect in pseudomonas crispum I. Acta Agron Acad Sci Hung 1997; 26(1-2): 7-13. 18 Rehecho S, Uriarte-Pueyo I, Calvo J, Vivas LA, et al. Ethnopharmacological survey of medicinal plants in Nor-Yauyos, a part of the Landscape Reserve Nor-Yauyos-Cochas, Peru. J Ethnopharmacol 2011; 133(1): 75-85. 19 Pápay ZE, Kósa A, Boldizsár I, et al. Pharmaceutical and formulation aspects of Petroselinum crispum extract. Article in Hungarian. Acta Pharm Hung 2012; 82(1): 3-14. 20 Kreuzaler F, Hahlbrock K .Flavonoid glycosides from illuminated cell suspension cultures of Petroselinum hortense. Phytochemistry 1973; 12(5): 1149-1152. 21 Chaves DS, Frattani FS, Assafim M, et al. Phenolic chemical composition of Petroselinum crispum extract and its effect on haemostasis. Nat Prod Commun 2011; 6(7): 961-964. 22 Yoshikawa M, Uemura T, Shimoda H, et al. Medicinal foodstuffs. XVIII. Phytoestrogens from the aerial part of Petroselinum crispum MIll. (Parsley) and structures of 6"-acetylapiin and a new monoterpene glycoside, petroside. Chem Pharm Bull 2000; 48(7): 1039-1044. 23 Gadi D, Bnouham M, Aziz M, et al. Flavonoids purified from parsley inhibit human blood platelet aggregation and adhesion to collagen under flow. J Complement Integr Med 2012; 9: article 19. doi: 10.1515/1553-3840.1579. 24 Hudson CS. Apiose and the Glycosides of the Parsley Plant. Adv Carbohyd Chem 1949; 4: 57-74. 25 Bruneton J. Pharmacognosy, Phytochemistry, Medicinal Plants, 2nd ed. London: Intercept Ltd, 1999: 519-520. 26 Zhang H, Chen F, Wang X, et al. Evaluation of antioxidant activity of parsley (Petroselinum crispum) essential oil and identification of its antioxidant constituents. Food Res Int 2006; 39(8): 833-839 27 Wagner H, Bladt S. Plant drug analysis. Berlin-Heidelberg: Springer-Verlag; 1996: 154-175. 28 Macleod AJ et al. volatile constituent of parsley leaves. Phyrochemistry. 1985; 24(11): 2623-2627. 29 López MG, Sánchez-Mendoza IR, Ochoa-Alejo N. Compartive study of volatile components and fatty acids of plants and in vitro cultures of parsley (Petroselinum crispum (Mill) nym ex hill). J Agric Food Chem 1999; 47 (8): 3292-3296. 30 Chaudhary SK, Ceska O, Têtu C, et al. Oxypeucedanin, a major furocoumarin in Parsley, Petroselinum crispum. Planta Med 1986; 52(6): 462-464. 31 Francis GW, Isaksen M. Droplet counter current chromatography of the carotenoids of parsley Petroselinum crispum. Chromatographia 1989; 27(11-12): 549-551. 32 Davey MW, Bauw G, Montagu MV. Analysis of ascorbate in plant tissue by high performance capillary zone electrophoresis. Anal Biochem 1996; 239(1): 8-19. 33 Spraul MH, Nitz S, Drawert F, et al. Crispane and crispanone, two compounds from Petroselinum crispum with a new carbon skeleton. Phytochemistry 1992; 31(9): 3109-3111. 34 Nitz S, Kollmannsberger H, Spraul MH, et al. Oxygenated derivatives of menthatriene in parsley leaves. Phytochemistry 1989; 28(11): 3051-3054. 35 Nielsen SE, Young JF, Daneshvar B, et al. Effect of parsley (Petroselinum crispum) intake on urinary apigenin excretion, blood antioxidant enzymes and biomarkers for oxidative stress in human subjects. Br J Nutr 1999; 81(6): 447-455.36 Wong PYY, Kitts DD. Studies on the dual antioxidant and antibacterial properties of parsley (Petroselinum crispum) and cilantro (Coriandrum sativum) extracts. Food Chem 2006; 97(3): 505-515. 37 Popović M, Kaurinović B, Jakovljević V, et al. Effect of parsley (Petroselinum crispum (Mill.) Nym. ex A.W. Hill, Apiaceae) extracts on some biochemical parameters of oxidative stress in mice treated with CCl(4). Phytother Res 2007; 21(8): 717-723. 38 Fejes SZ, Blázovics A, Lemberkovics E, et al. Free radical scavenging and membrane protective effects of methanol extracts from Anthriscus cerefolium L. (Hoffm.) and Petroselinum crispum (Mill.) nym. ex A.W. Hill. Phytother Res 2000; 14(5): 362-365. 39 Vora SR, Patil RB, Pillai MM. Protective effects of Petroselinum crispum (Mill) Nyman ex A. W. Hill leaf extract on D-galactose-induced oxidative stress in mouse brain. Indian J Exp Biol 2009; 47(5): 338-342. 40 Ozsoy-Sacan O, Yanardag R, Orak H, et al. Effects of parsley (Petroselinum crispum) extract versus glibornuride on the liver of streptozotocin-induced diabetic rats. J Ethnopharmacol 2006; 104(1-2): 175-181. 41 Yanardağ R, Bolkent S, Tabakoğlu-Oğuz A, et al. Effects of Petroselinum crispum extract on pancreatic B cells and blood glucose of streptozotocin-induced diabetic rats. Biol Pharm Bull 2003; 26(8): 1206-1210. 42 Sener G, acan O, Yanardak R, et al. Effects of parsley (petroselinum crispum) on the aorta and heart of stz induced diabetic rats. Plant Food Hum Nutr 2003; 58(3): 1-7. 43 Tunali T, Yarat A, Yanardağ R, et al. Effect of parsley (Petroselinum crispum) on the skin of STZ induced diabetic rats. Phytother Res 1999; 13(2): 138-141. 44 Branković S, Kitić D, Radenković M, et al. Relaxant activity of aqueous and ethanol extracts of parsley (Petroselinum crispum (Mill) Nym. ex A. W Hill, Apiaceae) on isolated ileum of rat. Article in Serbian. Med Pregl 2010; 63 (7-8): 475-478. 45 Yousofi A, Daneshmandi S, Soleimani N, et al. Immunomodulatory effect of Parsley (Petroselinum crispum) essential oil on immune cells: mitogen-activated splenocytes and peritoneal macrophages. Immunopharmacol Immunotoxicol 2012; 34(2): 303-308. 46 Al-Howiriny T, Al-Sohaibani M, El-Tahir K, et al. Prevention of experimentally-induced gastric ulcers in rats by an ethanolic extract of "Parsley" Petroselinum crispum. Am J Chin Med 2003; 31(5): 699-711. 47 Kreydiyyeh SI, Usta J, Kaouk I, et al. The mechanism underlying the laxative properties of Parsley extract. Phytomedicine 2001; 8(5): 382-388. 48 Abdel-Wahhab MA, Abbes S, Salah-Abbes JB, et al. Parsley oil protects against Zearalenone-induced alteration in reproductive function in male mice. Toxicol Lett 2006; 164: S266. 49 Kreydiyyeh SI, Usta J. Diuretic effect and mechanism of action of parsley. J Ethnopharmacol 2002; 79(3): 353-357. 50 Brankovic S, Djosev S, Kitic D, et al. Hypotensive and negative chronotropic and inotropic effects of the aqueous and ethanol extract from parsley leaves. J Clin Lipidol 2008; 2(5) (Suppl 1): S191, S408. 51 Gadi D, Bnouham M, Aziz M, et al. Parsley extract inhibits in vitro and ex vivo platelet aggregation and prolongs bleeding time in rats. J Ethnopharmacol 2009; 125(1): 170-174. 52 Kim OM, Kim MK, Lee SO, Lee KR, Kim SD. Antimicrobial effect of ethanol extracts from spices against Lactobacillus plantarum and Leuconostoc mesenteroides isolated from kimchi. Journal of the Korean Society of Food Science and Nutrition 1998; 27(3): 455-460. 53 Manderfield MM, Schafer HW, Davidson PM, et al. Isolation and identification of antimicrobial furocoumarins from parsley. J Food Protect 1997; 60(1): 72-77. 54 Viuda-Martos M, Mohamady MA, Fernández-López J,et al . In vitro antioxidant and antibacterial activities of essentials oils obtained from Egyptian aromatic plants. Food Control 2011; 22(11): 1715-1722. 55 Ojala T, Remes S, Haansuu P, et al. Antimicrobial activity of some coumarin containing herbal plants growing in Finland. J Ethnopharmacol 2000; 73(1): 299-305. 56 Griffiths IB, Douglas RGA. Phytophotodermatitis in pigs exposed to parsley (Petroselinum crispum). Vet Rec 2000; 146(3): 73-74. 57 Lantto TA, Colucci M, Závadová V, Hiltunen R, Raasmaja A. Cytotoxicity of curcumin, resveratrol and plant extracts from basil, juniper, laurel and parsley in SH-SY5Y and CV1-P cells. Food Chem 2009; 117(3): 405-411.
                            Bitkisel ürünler |Bitkisel İlaçlar |Alternatif Tıp | Doğal Tedavi | Gökçek Şifa | Hastalıklarla İlgili Bilgiler
                            Youtube Kanalımızı Takip Edin | Facebok Sayfamızı Takip Edin

                            Yorum yap


                            • #29
                              Maydanoz esansiyel yağının antifungal ve antibakteriyel aktiviteleri

                              G.A. Linde1 , Z.C. Gazim1 , B.K. Cardoso1 , L.F. Jorge1 , V. Tešević2 , J. Glamoćlija3 , M. Soković3 and N.B. Colauto1 1 Programa de Pós-Graduação em Biotecnologia Aplicada à Agricultura, Universidade Paranaense, Umuarama, PR, Brasil 2 School of Chemistry, University of Belgrade, Belgrade, Serbia 3 Mycological Laboratory, Institute for Biological Research, Siniša Stanković, University of Belgrade, Belgrade, Serbia

                              ÖZ.
                              Maydanoz [Petroselinum crispum (Mill.) Fuss] olarak kabul edilir. aromatik, mutfak ve tıbbi bir bitki olarak kullanılır ve kozmetik, gıda ve ilaç endüstrileri. Ancak az sayıda çalışma antimikrobiyal üzerinde çelişkili sonuçlarla yürütülmüştür. maydanoz esansiyel yağının etkinliği. Ayrıca, herhangi bir rapor yok tohumlar hariç maydanozun toprak üstü kısımlarından elde edilen uçucu yağın
                              alternatif doğal antimikrobiyal ajan. Ayrıca mikroorganizma direnci sağlık ve gıda üretimi için hala bir zorluktur. Göre mikroorganizmaları kontrol etmek için doğal ürünlere olan talep ve hastalıkları kontrol etmek için potansiyel tıbbi bitkilerin yeniden değerlendirilmesi, Bu çalışmanın amacı kimyasal bileşimi belirlemek ve karşı maydanoz esansiyel yağının antibakteriyel ve antifungal aktiviteleri gıda kaynaklı hastalıklar ve fırsatçı patojenler. Yedi bakteri ve sekiz mantar test edildi. Uçucu yağ ana bileşikleri apiol, miristisin ve b-phellandrene. Maydanoz esansiyel yağının bakteriyostatik özelliği vardı başta Staphylococcus aureus olmak üzere test edilen tüm bakterilere karşı aktivite, Listeria monocytogenes ve Salmonella enterica, benzer veya daha düşük
                              kontrollerden en az birinden daha yüksek konsantrasyonlarda ve bakterisidal başta S. aureus olmak üzere test edilen tüm bakterilere karşı benzer veya daha düşük düzeyde aktivite
                              kontrollerden en az birinden daha fazla konsantrasyon. Bu uçucu yağ da Test edilen tüm mantarlara, özellikle de Penicillium'a karşı fungistatik aktiviteye sahipti okrokloron ve Trichoderma viride, daha düşük konsantrasyonlarda test edilen tüm mantarlara karşı ketokonazol kontrolü ve fungisidal aktivite kontrollerden daha yüksek konsantrasyonlar. Maydanoz yemek pişirmede kullanılır ve
                              ilaç ve uçucu yağı etkili bir antimikrobiyal ajandır.

                              Anahtar sözcükler: Kimyasal bileşim; Antifungal aktivite; Maydanoz;Antibakteriyel aktivite; Petroselinum sativum; Esans

                              GİRİŞ
                              Petroselinum gevrek (Mill.) Yaygara, aynı zamanda Petroselinum sativum Hoffm. olarak da anılır, Petroselinum vulgare Lagasca, Petroselinum crispum (Mill.) Nyman ex A.W. Tepe, Apium
                              petroselinum L., Carum petroselinum (L.) Benth., Hook. f. ve Petroselinum hortense Hoffm., Umbelliferae ailesine aittir ve yaygın olarak maydanoz olarak bilinir. maydanoz aromatik, mutfak ve tıbbi bir bitki olarak kabul edilir ve kozmetik, gıda ve ilaç endüstrileri. Bununla birlikte, çelişkili sonuçlara sahip az sayıda çalışma yapılmıştır. maydanoz esansiyel yağının antimikrobiyal aktivitesi üzerine (Gutierrez ve diğerleri, 2008; Viuda-Martos ve diğerleri) al., 2011; Teixeira ve diğerleri, 2013). Laboratuvarımızda daha önce yapılan çalışmalarda maydanoz esansiyel yağı antimikrobiyal etki göstermiştir. Escherichia coli, Listeria monocytogenes, Salmonella gibi çeşitli bakterilere karşı aktivite diğerleri ve bazı mantarlar arasında enterica, Enterobacter cloacae ve Pseudomonas aeruginosa (Linde GA, Gazim ZC ve Colauto NB, yayınlanmamış sonuçlar). Ancak bildirildi Maydanozun hava kısımlarından elde edilen uçucu yağın antibakteriyel aktivite göstermediği
                              bu bakteriler (Gutierrez ve diğerleri, 2008; Teixeira ve diğerleri, 2013). P. aeruginosa önemli bir hayvanlarda (Bjarnsholt ve ark., 2010) ve bitkilerde hastalıklara neden olan fırsatçı patojen
                              (Iglewski, 1996) ve yukarıda belirtilen diğer bakteriler (Addis ve Sisay, 2015). Ek olarak, Aspergillus ve Penicillium cinsleri, gıda kaynaklı hastalıkların yaygın nedensel ajanlarıdır ve
                              tüm dünyada gıda üretimi ve sağlık hizmetlerinin maliyetini artıran gıda bozulmaları (Mead ve diğerleri, 1999). Ek olarak, Trichoderma cinsi en yaygın kirleticidir. mantar yetiştiriciliği dünya çapında büyük ekonomik kayıplara neden olmaktadır (Burt, 2004). Bununla birlikte, maydanoz dışında, toprak üstü kısımlarından elde edilen uçucu yağ ile ilgili herhangi bir rapor bulunmamaktadır. tohumlar, bu mantarların çoğunu kontrol etmek için alternatif bir doğal ürün olarak. Ayrıca, mikroorganizma direnci, sağlık ve gıda üretimi için bir zorluktur. ve alternatif doğal antimikrobiyal ajan arayışları devam etmektedir (Ding ve ark., 2010; Soković ve diğerleri, 2014). Örneğin, sentetik mantar öldürücüler genellikle etkili ve ucuzdur, ancak kanserojen ve teratojenik olabilecek kalıntı toksisite bıraktıkları öne sürülmüştür.yan etkiler (McCarroll ve diğerleri, 2002). Ayrıca, sentetik fungisitlerin çoğu, 1960'ların başından beri birçok ülkede kısıtlanmış veya yasaklanmıştır (Glamočlija ve diğerleri, 2011). Mikroorganizmaları kontrol etmek için doğal ürünlere olan talebe ve hastalıkları kontrol etmek için potansiyel tıbbi bitkiler, bu çalışmanın amacı belirlemekti maydanoz esansiyel yağının kimyasal bileşimi ve antibakteriyel ve antifungal aktiviteleri gıda kaynaklı hastalıklara ve fırsatçı patojenlere karşı.

                              ARAÇ VE YÖNTEMLER

                              Esans Yağı

                              P. Crispum, Universidade Paranaense Herbaryumu'nda biriktirildi, kupon örneği 2215. 23°46.225'G koordinatlarında 0,3 x 0,4 m'lik bir alanda yetiştirildi ve
                              53°16.730'WO ve 391 m yükseklikte. Maydanoz hava kısımları (yapraklar, saplar ve çiçekler tohumsuz) erken çiy buharlaşmasından hemen sonra sabah hasat edildi. Uçucu yağ, 2 saat boyunca hidro damıtma yoluyla taze malzemeden (1,5 x 1,5 mm'lik kesim) elde edildi. bir Clevenger aygıtında. Damıtma işleminden sonra, uçucu yağ susuz bir filtreden süzüldü. Na2 SO4 yatakta ve kapalı amber renkli cam flakonda -20°C'de saklanmıştır. Uçucu yağ verimi hesaplandı 100 g taze maydanoz başına mililitre yağ olarak (Camilotti ve ark., 2015).

                              Uçucu yağın gaz kromatografik-kütle spektrometrisi ile kimyasal olarak tanımlanması analiz

                              Gaz kromatografik-kütle spektrometrik analizi (EI), bir Bir Agilent 5973 MSD kütle spektrometresine bağlı Agilent 5973 Ağ kromatografı (Agilent Technologies, Santa Clara, CA, ABD). Ayırma işlemi kullanılarak sağlandı. Agilent 19091S-433 HP-5MS kaynaşmış silika kapiler kolon, 30 x 0.25 mm i.d., 0.25-µm film
                              kalınlık. Gaz kromatografik fırın sıcaklığı 60° ile 285°C arasında programlanmıştır. 4,3°C/dakika hızında. Taşıyıcı gaz olarak helyum kullanılmıştır. Giriş basıncı 25 kPa idi ve lineer hız 210°C'de 1 mL/dak idi. Enjektör sıcaklığı 250°C idi ve enjeksiyon modu splitless oldu. Kütle spektrometrik tarama koşulları aşağıdaki gibidir: kaynak sıcaklık, 200°C; arayüz sıcaklığı, 250°C; enerji, 70 eV; ve toplu tarama aralığı, 40-350 amu (Tešević ve diğerleri, 2009).

                              Antibakteriyel aktivite
                              Aşağıdaki bakteriler kullanıldı: Bacillus cereus Frankland ve Frankland, 1887 (klinik izolat), E. cloacae (Ürdün, 1890) Hormaeche ve Edwards, 1960 (klinik izolat), E.coli (Migula) Castellani ve Chalmers (ATCC 35218), L. monocytogenes (Murray ve diğerleri) Pirie(NCTC 7973), P. aeruginosa (Schroeter) Migula (ATCC 27853), S. enterica subsp enterica (eski Kauffmann ve Edwards) Le Minor ve Popoff serovar Typhimurium (ATCC 13311) ve Staphylococcus aureus subsp aureus Rosenbach (ATCC 6538). Burada kullanılan tüm mikroorganizmalar Mikoloji Laboratuvarı Kültür Koleksiyonu'ndan elde edilen çalışma
                              Bitki Fizyolojisi Bölümü, Biyolojik Araştırma Enstitüsü “Siniša Stanković”, Belgrad, Sırbistan. Antibakteriyel deney, mikrodilüsyon yöntemi kullanılarak yapıldı (CLSI, 2009; Tsukatani et al., 2012). Bakteri süspansiyonları, steril salin ile bir konsantrasyona ayarlandı. 1,0 x 105 CFU/mL. Aşılar günlük olarak hazırlandı ve 4°C'de saklandı. inokula seyreltmeler inokulumun geçerliliğini kontrol etmek için kültüre alındı.

                              Uçucu yağ, dimetil sülfoksit (50 mg/mL) ve Tween 80 (1 mg/mL) içinde çözüldü. mL) ve bakteri inokulumlu 100 µL triptik soya suyu (TSB) kültür ortamına eklendi.1.0 x 104 Kuyu başına CFU. Elde edilen minimum inhibitör konsantrasyonu (MIC) duyarlılık testi (Espinel-Ingroff, 2001) ayrıca kolorimetrik mikrobiyal tarafından belirlendi. INT (p-iodonitrotetrazolium violet) [2-(4-iyodofenil)- indirgenmesine dayalı canlılık testi 3-(4-nitrofenil)-5-feniltetrazolyum klorür; Sigma] renk ve pozitif ile karşılaştırıldığında her bakteri suşu için kontroller (Janaćković ve diğerleri, 2015). Minimum bakteri öldürücü konsantrasyon (MBC), mikrotitre plakalarına 2 uL seri alt yetiştirme ile belirlendi kuyu başına 100 µL TSB içeren ve 24 saat daha inkübasyon. En düşük konsantrasyon büyüme olmadan MBC olarak tanımlandı, bu da orijinal inokulumun %99,5'inin öldürüldüğünü gösterir. Her kuyunun optik yoğunluğu, bir Microplate Manager 4.0 (BioRad Laboratories) tarafından 655 nm'de ölçüldü ve bir boş kontrol ve pozitif kontrollerle karşılaştırıldı. Streptomisin (SigmaTM P7794) ve ampisilin (PanpharmaTM) pozitif kontroller olarak kullanıldı (1 mg/mL steril fizyolojik tuzlu su içinde). Bir dimetil sülfoksit çözeltisi (50 mg/mL) olarak kullanıldı. negatif kontrol.

                              Antifungal aktivite
                              Mantar önleyici biyoanalizler için sekiz mantar türü kullanıldı: Aspergillus fumigatus Fresenius (ATCC 1022), Aspergillus niger van Tieghem (ATCC 6275), Aspergillus ochraceus Wilhelm (ATCC 12066), Aspergillus versicolor (Vuillemin) Tiraboschi (ATCC) 11730), Penicillium funiculosum Thom (ATCC 8725), Penicillium okrokloron Biourge (ATCC 9112), Penicillium verrucosum var. siklopium (Westling) Samson, Stolk & Hadlok (gıda izolatı) ve Trichoderma viride Pers. (IAM 5061). Mantarlar malt üzerinde tutuldu agar besiyeri kültürü, 4°C'de saklandı ve ayda bir kez alt kültürlendi. araştırmak için antifungal aktivite, değiştirilmiş bir mikrodilüsyon tekniği kullanıldı (Espinel-Ingroff, 2001;Janaćković ve diğerleri, 2015). Mantar sporları agar plak yüzeyinden steril Tween 80 (1 mg/mL) içeren tuzlu su çözeltisi (8,5 mg/mL). Bir spor süspansiyonu ayarlandı 1.0 x 105 konsantrasyona kadar steril salin ile sporlar/mL ve 4°C'de inokulum olarak saklandı. daha fazla kullanım. İnokulum geçerliliğini kontrol etmek için inokulum dilüsyonları katı malt agar üzerinde kültürlendi. 96 oyuklu mikrotitre ile bir seri seyreltme tekniği kullanılarak MIC tayini yapıldı. plakalar ve Tween 80 (10 mg/mL) ile dimetil sülfoksit (50 mg/mL) içeren bir çözelti inokulumlu broth malt (BM) kültür ortamına eklendi. Mikroplakalar bir kapta inkübe edildi. 28°C'de 72 saat boyunca döner çalkalayıcı (160 rpm). Görünür mikrobiyal içermeyen en düşük konsantrasyonlar optik mikroskopta büyüme, MIC olarak tanımlandı. Minimum fungisit konsantrasyonu (MFC), içinde çözülmüş 2 mL test edilmiş bileşiğin seri alt-kültürü ile belirlendi. BM, oyuk başına 100 mL BM içeren mikrotitre plakalarına 72 saat süreyle aşılandı ve 72 saat için 28°C. Mikrobiyal görünür büyüme olmayan en düşük konsantrasyon, şu şekilde tanımlandı:MFC, orijinal inokulumun %99,5 oranında öldürüldüğünü gösterir. Bir dimetil sülfoksit çözeltisi (50mg/mL) negatif kontrol olarak kullanıldı ve ticari fungisitler bifonazol (SrbolekTM) kullanıldı. ve ketokonazol (ZorkapharmaTM) pozitif kontroller olarak (1-3500 mg/mL) kullanıldı.

                              İstatistiksel analiz
                              Her mikrobiyal suştan üç numune kullanıldı ve her tahlil yapıldı. üç kez çıktı. Sonuçlar ortalama ve standart sapma olarak rapor edilir. Aynı mikrobiyal suş için tedaviler arasında bir karşılaştırma Tukey testi ile yapıldı (P ≤ 0.05) SPSS v. 18.0 programını kullanarak.

                              SONUÇLAR
                              Maydanoz esansiyel yağ verimi %0,2 olmuş ve aşağıdakileri içeren otuz bileşik tespit edilmiştir. uçucu bileşenlerin %100,0'ı (Tablo 1). Başlıca bileşikler apiol (%50.3), miristisindir. (%14.0), hem fenilpropanoidler hem de bir terpenoid olan b-phellandrene (%14.6) (Tablo 1).

                              [IMG2=JSON][][/IMG2]

                              Maydanoz esansiyel yağı, MİK değerleri arasında değişen tüm bakterilerin büyümesini engelledi. 0,04 ila 1,00 mg/mL (Şekil 1). Maydanoz esansiyel yağı daha düşük seviyede bakteriyostatik aktivite göstermiştir. L. monocytogenes, S. enterica ve S.'ye karşı kontrollerin en az birinden daha fazla konsantrasyon.
                              aureus (Şekil 1). Uçucu yağ, 0.15 ila 10.00 arasında değişen MBC'lerle tüm bakterileri öldürdü. mg/mL (Şekil 2). En dirençli bakteriler 10,00 mg/mL MBC değerleri ile E. cloacae ve E. coli idi (Şekil 2). En duyarlı bakteriler P. aeruginosa, S. enterica ve S.aureus (Şekil 2). Uçucu yağın S. aureus'a karşı MBC değeri ampisiline benzerdi. ve streptomisinden 1,7 kat daha düşüktür (Şekil 2).



                              Şekil 1. Petroselinum crispum esansiyel yağı, streptomisin ve ampisilin'in minimum inhibitör konsantrasyonu Bakteri soyları. Çubukların üzerindeki farklı harfler, yalnızca tedaviler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıkları gösterir. Tukey testine göre her bakteri suşu için gerçekleştirildi (P ≤ 0.05).



                              Şekil 2. Petroselinum crispum esansiyel yağı, streptomisin ve ampisilin minimum bakterisit konsantrasyonu bakteri suşları. Çubukların üzerindeki farklı harfler, yalnızca Tukey testine göre her bakteri suşu için gerçekleştirilen tedaviler (P ≤ 0.05).



                              Maydanoz esansiyel yağları başta P. olmak üzere tüm mantarlara karşı fungistatik aktivite göstermiştir. okrokloron ve T. viride (Şekil 3). P. okrokloron ve T. viride düşük MIC değerlerine sahipti ketokonazol kontrolü ile karşılaştırıldığında uçucu yağ konsantrasyonları (Şekil 3). İçin mantar öldürücü aktivite, maydanoz esansiyel yağı başta P. funiculosum olmak üzere tüm mantarlara karşı etkiliydi. ve MFC'leri sırasıyla 1.25 ve 2.50 mg/mL olan T. viride (Şekil 4). Ancak, içinde Genel olarak, uçucu yağın mantar öldürücü konsantrasyonları, 5 ila 62,5 kat arasında değişmektedir. kontroller (Şekil 4).



                              Şekil 4. Petroselinum crispum uçucu yağ, bifonazol ve ketokonazolün minimum mantar konsantrasyonu mantar suşları. Çubukların üzerindeki farklı harfler, yalnızca tedaviler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıkları gösterir. Tukey testine göre her bir mantar suşu için gerçekleştirildi (P ≤ 0.05).

                              TARTIŞMA
                              Toprak üstü kısımlarından elde edilen maydanoz esansiyel yağının verimi %0.03 ile %3.2 arasında değişmektedir. (Petropoulos ve diğerleri, 2009; Viuda-Martos ve diğerleri, 2011; Vokk ve diğerleri, 2011). Bu sonuçlar, bir Bu tür için büyük varyasyon ve bulgularımızın normal aralıkta olduğu. Binbaşı
                              Tohumlar hariç toprak üstü kısımlarından elde edilen maydanoz esansiyel yağı için rapor edilen bileşikler değişiklik göstermektedir. dünya çapında yaygın olarak miktar ve bileşim (Tablo 2). Sonuçlarımız apiol (%50.3) gösterdi,Brezilya'da miristisin (%14.0) ve b-phellandrene (%14.6). Bu farklı kimyasal varyasyon
                              ikincil metabolizmayı etkileyen genetik ve çevresel faktörlerle ilişkili olabilir. Bu türün farklı gelişim evrelerinde biyolojik materyalin hasat zamanı,
                              mikroorganizmalar ve böcekler ile etkileşim ve farklı hasat sonrası teknikler, Morais ve Castanha (2012) ve Camilotti ve ark. (2015). Maydanoz esansiyel yağının ana bileşiklerinde dünya çapında farklılıklar olmasına rağmen, apiol ve/veya miristisin her zaman en önemli unsurlar arasında yer almıştır.



                              Elde edilen maydanoz esansiyel yağının antibakteriyel aktivitesi hakkında az sayıda rapor bulunmaktadır. tohumlar hariç hava kısımlarından. Viuda-Martos ve ark. (2011), disk difüzyon yöntemini kullanarak,Maydanoz hava kısımlarının (tohumsuz) uçucu yağının antibakteriyel aktiviteye sahip olmadığını bildirmiştir.
                              Listeria innocua, Serratia marcescens ve Pseudomonas fluorescens'e karşı. Gutierrez et al. (2008), bir mikrotitre plaka testi kullanarak, ticari
                              Enterobacter aerogenes'e karşı maydanoz esansiyel yağı, E. cloacae, E. coli, P. aeruginosa, P. fluorescens, Pseudomonas putida, S. enterica, B. cereus, Lactobacillus brevis, Lactobacillus plantarum ve S. aureus. Teixeira et al. (2013) disk difüzyon yöntemini kullanarak, Maydanoz hava kısımlarından, tohumsuz, ticari uçucu yağın antibakteriyel aktivitesi, E.coli, P. putida ve S. enterica, ancak Brochothrix thermosphacta'ya karşı bakteriyostatik aktivite,
                              L. innocua, L. monocytogenes ve Shewanella putrefaciens. Hogg (2005) şunu önerdi: Gram negatif bakterilerin direnci, çift katmanlarının karmaşıklığından kaynaklanabilir. Gram pozitif bakterilerin tek zarı ile karşılaştırıldığında hücre zarı. çalışmamız Maydanoz esansiyel yağına karşı en dirençli bakteri iki olduğu için Hogg ile kısmen aynı fikirdedir. Gram negatif bakteriler: E. cloacae ve E. coli (Şekil 2). Ancak gram negatif bakteriler P. aeruginosa ve S. enterica gibi Gram pozitif bakterilerin yanı sıra duyarlıydılar.B. cereus, L. monocytogenes ve S. aureus olarak (Şekil 2). Öte yandan bu farklı Farklı yazarlar arasında antibakteriyel aktivite ile ilgili sonuçlar, farklı uçucu yağın bileşimi. Teixeira ve ark. (2013), maydanoz esansiyel yağı bileşim, ana bileşiklerin 4-metoksi6-(2-propenil)-1,3-benzodioksol (%45.1), 1,2,3,4-tetrametoksi-5-(2-propenil)- olduğu sonuçlarımızdan farklıydı. benzen (%16.9) ve apiol (%29.9) ve bu varyasyon antimikrobiyal aktiviteyi etkilemiş olabilir. Bu nedenle, doğal bitki özleri için endüstriyel gıda üretim yöntemleri, Uçucu yağ bileşimindeki değişimi önlemek için biyotik ve abiyotik faktörler. Antimikrobiyal yöntemler MİK ve MBC değerlerini de etkileyebilir. disk difüzyonu Teixeira ve diğerleri tarafından kullanılan test. (2013) ve Viuda-Martos ve diğerleri. (2011) basit, kullanışlı ve iyi standardize edilmiştir ancak nitel sonuçlar ve yaklaşık MİK değerleri sunar (Jorgensen ve Ferraro, 2009). Çalışmamızda, nicel bir test olan mikrodilüsyon testi, daha yüksek doğruluk ve tekrarlanabilirlik sağlar, MIC ve MBC değerlerini belirlemek için kullanılmıştır (Jorgensen ve Ferraro, 2009). Çalışmamızdaki maydanoz esansiyel yağı yüksek bakterisit özelliği göstermiştir. aktivite çoğunlukla P. aeruginosa, S. enterica ve S. aureus'a karşıdır. Bu bakteriler yaygın gıda patojenleri ve çok çeşitli toksinler üretir (Al-Qurainy ve diğerleri, 2013). S. aureus - için
                              örnek - ısıya dayanıklıdır, yuttuktan sonra sindirim sisteminde aktivite ile düşük pH'ta yaşayabilir ve cilt enfeksiyonu ve gıda zehirlenmesinin yaygın bir nedenidir (Evenson ve diğerleri, 1988; AlQurainy ve diğerleri, 2013). Bu nedenle, maydanoz esansiyel yağı bunları kontrol etmek için bir alternatif olabilir.
                              bakteri. Ayrıca, birçok bakteri metisilin dirençli hale gelmektedir. gıda endüstrisi için yeni bir zorluk (Martin ve diğerleri, 2014). Çalışmamızda antibakteriyel
                              maydanoz esansiyel yağının etkinliği - süslemek için taze yeşil dallar olarak yaygın olarak kullanılan bir bitki ve gıdaları aromatize etmek - gıda işleme sırasında bakterileri kontrol etmek için bir alternatif olabilir, depolama ve/veya paketleme. Ayrıca, Al-Qurainy et al. (2013), kullanımı Sentetik kimyasalların kullanımını azaltmak için ham bitki özleri ve uçucu yağlar kullanılabilir.Gıda maddelerinin korunmasında kullanılan bileşikler. Sentetik gıda koruyucuları etkilidir
                              ve ucuzdur, ancak hayvanlar, çevre için toksik olabilirler ve mikroorganizma direnci (Aarestrup, 2000). Fungistatik ve fungisidal aktivitelere sahip en düşük uçucu yağ konsantrasyonu P. funiculosum ve T. viride'ye karşı. Bu mantarlar, gıda kaynaklı hastalıkların yaygın nedensel ajanlarıdır. hastalıklar, gıda bozulmaları ve fırsatçı patojenler. Ayrıca T. viride en yaygın olanıdır. mantar yetiştiriciliğinde kirletici (Burt, 2004). Kompost ve/veya muhafaza üzerinde büyüyebilir. tabakası, mantar üretimini kirletir ve büyük kayıplara neden olur. sürdürmek için mantar verimi, benomyl (Benlate®) ve prokloraz (Sporgon®) gibi fungisitler Kullanılmış. Ancak kanserojen yan etkilere neden oldukları öne sürülmüştür (Soković ve Van Griensven, 2006). Bu nedenle, maydanoz esansiyel yağı mantarı kontrol altına almak için bir alternatif olabilir. mantar yetiştiriciliğinde yeşil küf sonucu kontaminasyon veya hastalıklar. ek olarak faydalı mutfak ve tıbbi kullanımlar, bu rapor P.crisrum'un potansiyel kullanımını göstermektedir. bir antimikrobiyal ajan olarak. Maydanoz esansiyel yağının kullanımı ve uygulanması ile ilgili diğer çalışmalar daha büyük bir ölçek teşvik edilmektedir.

                              SONUÇLAR
                              %0,2'lik bir maydanoz esansiyel yağı verimi, antibakteriyel ve antifungal aktivitelere sahiptir. Uçucu yağın ana bileşikleri, her ikisi de fenilpropanoid olan apiol ve miristisindir. ve bir terpenoid olan b-phellandrene. P.crisrum esansiyel yağı bakteriyostatik aktiviteye sahiptir. test edilen tüm bakteriler, özellikle S. aureus, L. monocytogenes ve S. enterica, benzer veya streptomisin veya ampisilin'den daha düşük konsantrasyonlar. Bakterisidal aktivite etkiliydi başta S. aureus olmak üzere test edilen tüm bakterilere karşı benzer veya daha düşük konsantrasyonlarda streptomisin veya ampisilin. Bu esansiyel yağ ayrıca test edilenlerin tümüne karşı fungistatik aktiviteye sahipti. mantarlar, esas olarak P. okrokloron ve T. viride, ketokonazolden daha düşük konsantrasyonlarda kontrol. Uçucu yağın mantar öldürücü aktivitesi, test edilen tüm mantarlar için etkiliydi, ancak bifonazol ve ketokonazol için kullanılandan daha yüksek bir konsantrasyon gerektirir kontroller. Maydanozun mutfak ve tıbbi özellikleri göz önüne alındığında, bu rapor genişliyor alternatif bir antimikrobiyal ajan olarak önemi.

                              TEŞEKKÜRLER
                              Yazarlar, Yüksek Lisans Programı olan Universidade Paranaense'ye teşekkür eder. Brezilya, Coordenação'daki Universidade Paranaense'nin Tarımına Uygulanan Biyoteknoloji de Aperfeiçoamento de Pessoal de Nível Superior (CAPES) ve Eğitim Bakanlığı, Sırbistan'ın Bilim ve Teknolojik Gelişimi (hibe #173032).

                              REFERANSLAR
                              Aarestrup FM (2000). Occurrence, selection and spread of resistance to antimicrobial agents used for growth promotion
                              for food animals in Denmark. APMIS (Suppl. 101): 1-48.
                              Addis M and Sisay D (2015). A review on major food borne bacterial illnesses. J. Trop. Dis 3: 1000176 10.4176/2329-
                              891X.1000176.
                              Al-Qurainy F, Z Gaafar AR, Khan S, Nadeem M, et al. (2013). Antibacterial activity of leaf extract of Breonadia
                              salicina (Rubiaceae), an endangered medicinal plant of Saudi Arabia. Genet. Mol. Res. 12: 3212-3219. http://dx.doi.
                              org/10.4238/2013.August.29.5
                              Bjarnsholt T, Jensen PØ, Jakobsen TH, Phipps R, et al.; Scandinavian Cystic Fibrosis Study Consortium (2010). Quorum
                              sensing and virulence of Pseudomonas aeruginosa during lung infection of cystic fibrosis patients. PLoS One 5:
                              e10115. http://dx.doi.org/10.1371/journal.pone.0010115
                              Burt S (2004). Essential oils: their antibacterial properties and potential applications in foods--a review. Int. J. Food
                              Microbiol. 94: 223-253. http://dx.doi.org/10.1016/j.ijfoodmicro.2004.03.022
                              Camilotti J, Ferarrese L, Bortolucci WC, Gonçalves JE, et al. (2015). Essential oil of parsley and fractions to in vitro control
                              of cattle ticks and dengue mosquitoes. J. Med. Plants Res. 9: 1021-1030. http://dx.doi.org/10.5897/JMPR2015.5941
                              CLSI. (2009). Clinical and laboratory standards institute methods for dilution antimicrobial susceptibility tests for bacteria
                              that grow aerobically. 8th edn. Available at [http://pt.scribd.com/doc/89642226/CSLI-2009]. Accessed February 4,
                              2016.
                              Díaz-Maroto M, Pérez-Coello M and Cabezudo M (2002). Effect of different drying methods on the volatile components
                              of parsley (Petroselinum crispum L.). Eur. Food Res. Technol. 215: 227-230. http://dx.doi.org/10.1007/s00217-002-
                              0529-7
                              Ding T, Jiang T, Zhou J, Xu L, et al. (2010). Evaluation of antimicrobial activity of endophytic fungi from Camptotheca
                              acuminata (Nyssaceae). Genet. Mol. Res. 9: 2104-2112. http://dx.doi.org/10.4238/vol9-4gmr809
                              Espinel-Ingroff A (2001). Comparison of the E-test with the NCCLS M38-P method for antifungal susceptibility testing of
                              common and emerging pathogenic filamentous fungi. J. Clin. Microbiol. 39: 1360-1367. http://dx.doi.org/10.1128/
                              JCM.39.4.1360-1367.2001
                              Evenson ML, Hinds MW, Bernstein RS and Bergdoll MS (1988). Estimation of human dose of staphylococcal enterotoxin
                              A from a large outbreak of staphylococcal food poisoning involving chocolate milk. Int. J. Food Microbiol. 7: 311-
                              316. http://dx.doi.org/10.1016/0168-1605(88)90057-8
                              Glamočlija J, Soković M, Tešević V, Linde GA, et al. (2011). Chemical characterization of Lippia alba essential oil: an
                              alternative to control green molds. Braz. J. Microbiol. 42: 1537-1546.
                              Gutierrez J, Rodriguez G, Barry-Ryan C and Bourke P (2008). Efficacy of plant essential oils against foodborne pathogens
                              and spoilage bacteria associated with ready-to-eat vegetables: antimicrobial and sensory screening. J. Food Prot. 71:
                              1846-1854.
                              Hogg S (2005). Essential microbiology. 1st ed. John Wiley & Sons, Chichester, West Sussex, England.
                              Iglewski BH (1996). Pseudomonas. In: Medical microbiology (Baron S et al., eds.). 4th edn. University of Texas Medical
                              Branch at Galveston, Galveston.
                              Janaćković P, Novaković J, Soković M, Vujisić L, et al. (2015). Composition and antimicrobial activity of essential oils
                              of Artemisia judaica, A. herba-alba and A. arborescens from Libya. Arch. Biol. Sci. 67: 455-466. http://dx.doi.
                              org/10.2298/ABS141203010J
                              Jorgensen JH and Ferraro MJ (2009). Antimicrobial susceptibility testing: a review of general principles and contemporary
                              practices. Clin. Infect. Dis. 49: 1749-1755. http://dx.doi.org/10.1086/647952
                              Knio KM, Usta J, Dagher S, Zournajian H, et al. (2008). Larvicidal activity of essential oils extracted from commonly
                              used herbs in Lebanon against the seaside mosquito, Ochlerotatus caspius. Bioresour. Technol. 99: 763-768. http://
                              dx.doi.org/10.1016/j.biortech.2007.01.026
                              Martin E, Lina G and Dumitrescu O (2014). Staphylococcus | Staphylococcus aureus. In: Encyclopedia of Food
                              Microbiology. (Batt CA and Tortorello ML, eds.). Academic press, London, 501-507.
                              McCarroll NE, Protzel A, Ioannou Y, Frank Stack HF, et al. (2002). A survey of EPA/OPP and open literature on selected
                              pesticide chemicals. III. Mutagenicity and carcinogenicity of benomyl and carbendazim. Mutat. Res. 512: 1-35.
                              http://dx.doi.org/10.1016/S1383-5742(02)00026-1
                              Mead PS, Slutsker L, Dietz V, McCaig LF, et al. (1999). Food-related illness and death in the United States. Emerg. Infect.
                              Dis. 5: 607-625. http://dx.doi.org/10.3201/eid0505.990502
                              Morais LAS and Castanha RF (2012). Chemical composition of sweet basil essential oil naturally submitted to Planococcus
                              citri infestation. Hortic. Bras. 30: S2178-S2182.
                              Antimicrobial activity of parsley essential oil 11
                              Genetics and Molecular Research 15 (3): gmr.15038538
                              Petropoulos SA, Daferera D, Polissiu G and Passam HC (2009). Effect nitrogen-application rate on the biomass,
                              concentration, and composition of essential oils in the leaves and roots of three types of parsley. J. Plant Nutr. Soil
                              Sci. 172: 210-215. http://dx.doi.org/10.1002/jpln.200700311
                              Soković M and Van Griensven LJLD (2006). Antimicrobial activity of essential oils and their components against the
                              three major pathogens of the cultivated button mushroom, Agaricus bisporus. Eur. J. Plant Pathol. 116: 211-224.
                              http://dx.doi.org/10.1007/s10658-006-9053-0
                              Soković M, Ćirić A, Glamočlija J, Nikolić M, et al. (2014). Agaricus blazei hot water extract shows anti quorum sensing
                              activity in the nosocomial human pathogen Pseudomonas aeruginosa. Molecules 19: 4189-4199. http://dx.doi.
                              org/10.3390/molecules19044189
                              Teixeira B, Marques A, Ramos C, Neng NR, et al. (2013). Chemical composition and antibacterial and antioxidant properties
                              of commercial essential oils. Ind. Crops Prod. 43: 587-595. http://dx.doi.org/10.1016/j.indcrop.2012.07.069
                              Tešević V, Milosavljević S, Vajs V, Đorđević I, et al. (2009). Chemical composition and antifungal activity of the essential
                              oil of Douglas fir (Pseudosuga menziesii Mirb. Franco) from Serbia. J. Serb. Chem. Soc. 74: 1035-1040. http://
                              dx.doi.org/10.2298/JSC0910035T
                              Tsukatani T, Suenaga H, Shiga M, Noguchi K, et al. (2012). Comparison of the WST-8 colorimetric method and the CLSI
                              broth microdilution method for susceptibility testing against drug-resistant bacteria. J. Microbiol. Methods 90: 160-
                              166. http://dx.doi.org/10.1016/j.mimet.2012.05.001
                              Viuda-Martos M, Mohamady MA, Fernández-López J, Abd ElRazik KA, et al. (2011). In vitro antioxidant and
                              antibacterial activities of essentials oils obtained from Egyptian aromatic plants. Food Contr. 22: 1715-1722. http://
                              dx.doi.org/10.1016/j.foodcont.2011.04.003
                              Vokk R, Lõugas T, Mets K and Kravets M (2011). Dill (Anethum graveolens L.) and parsley (Petroselinum crispum (Mill.)
                              Fuss) from Estonia: seasonal differences in essential oil composition. Agron. Res 9: 515-520.
                              Zhang H, Chen F, Wang X and Yao HY (2006). Evaluation of antioxidant activity of parsley (Petroselinum crispum)
                              essential oil and identification of its antioxidant constituents. Food Res. Int. 39: 833-839. http://dx.doi.org/10.1016/j.
                              foodres.2006.03.007
                              Bitkisel ürünler |Bitkisel İlaçlar |Alternatif Tıp | Doğal Tedavi | Gökçek Şifa | Hastalıklarla İlgili Bilgiler
                              Youtube Kanalımızı Takip Edin | Facebok Sayfamızı Takip Edin

                              Yorum yap


                              • #30
                                May Li; Fazla Kilolarınızdan Kurtulmanızı Sağlar

                                Yorum yap

                                Hazırlanıyor...
                                X