Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Balık yağı: Omega Yağ Türleri

Collapse
Bu konu sabit bir konudur.
X
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Balık yağı: Omega Yağ Türleri

    Omega Yağ Türleri
    Akıl ve ruh sağlığının sırrı beslenmede, çünkü insan bedeni adeta bir biyokimyasal makine ve beyin bu hassas dengede en ufak değişim ve eksikliklerden etkileniyor. Besin ve mineral değeri düşük, aşırı mayalanmış hamurdan yapılan ekmek, sinir sistemini bozuyor. Kola ve cips, konsantrasyon güçlüğüne yol açıyor. Fosforlu gıdalarsa beyni ışıldatıyor.
    Beslenme konusu her zaman takip edilen bir konudur, bununla birlikte yeni bilimsel bulgular konuyu gündemde tutuyor. Beslenme konusunda bir ölçüde biyokimyasal veriler ışığında çeşitli kaynaklardan bir yazı derledim. Genelde okuduklarımızdan farklı yönleriyle konuyu size sunmaya çalışacağım.
    Eskimolarda kalp ve damar hastalıklarının diğer insanlara göre daha az görülmesi, bilim adamlarını araştırmaya itmiştir. Yapılan araştırmalar derin deniz balıklarında bulunan yeni bir yağ asidini ortaya çıkarttı. Bu yağ asitleri kimyasal yapıları nedeni ile omega-3 yağ asitleri olarak isimlendirildi.
    Omega-3 yağ asitleri günlük beslenmede belli bir oranda yer aldıkları durumda, vücutta ortaya çıkan bazı kimyasal bilgi taşıyan maddenin aşırı yapılmasını baskılamaktadırlar.
    Omega-3 yağ asitleri karaciğer üzerine etkileri ile trigliseridleri büyük oranda azaltmaktadırlar. VLDL (Çok düşük yoğunluktaki yağ-proteinleri) oranlarını ciddi ölçüde düşürmektedirler. Günümüzde lipid düşürücü ilaçlar olarak bilinen ilaçlar ile birlikte kullanıldıklarında onların etkilerini arttırmakta, daha az dozlarda kullanılmasına olanak vermektedir. İlacın daha az kullanılması daha ekonomik ve daha az yan etkili bir tedavi sağlamaktadır.
    Damar içinde oluşan bazı damar büzücü kimyasalların yapımı da baskılandığından, damar üzerine aşırı derecede etki eden bu maddelerin azalması ile, damarlarda genişleme ve bu sayede tansiyonda normalleşme sağlanır. Hafif ve orta şiddetteki yüksek tansiyon olgularında tek başına çözüm sağlamaktadır. Diğer yüksek tansiyon hastalarında da ilaç dozlarının düşürülmesini ve yan etki riskini azaltır.
    Trombosit denilen kan pulcuklarının birbirlerine yapışmasını engelleme özelliği ile omega-3 yağ asitleri, kanı sulandırıcı özelliğe sahiptir. Kalp krizi ve inme riskini azaltır.
    Omega-3 yağ asitleri, özellikle beyin, retina ve kalpte yüksek oranlarda bulunur. Beyinde birçok fonksiyonda önemlidir. Hamileliğin özellikle son üç ayında anneden bebeğe büyük miktarlarda omega-3 yağ asitleri iletilir. Hamilenin özellikle bu aylarda daha çok balık yemesi veya takviye alması önerilmektedir.
    Ancak, her balıkta omega-3 yağ asidi yoktur ya da miktarı çok azdır. Derin denizlerde yaşayan ve siyah etli olan balıklarda daha yüksektir. Somon, sardalye, uskumru, ton balığı gibi balıklar omega-3 açısından daha zengindir.Kültür balıklarında omega-3 seviyesi çok düşüktür. Bu balıklar mısır gibi besinlerle yetiştirildiklerinden yeterli omega-3 yapamazlar.
    Omega-3 yağ asitleri yeterli oranda alınmazsa diğer yağ asitleri onların yerini alır ve bazı kimyasal bilgi taşıyan molekülleri gereksiz yere sentez edilmesine neden olmaktadır. Mutlaka omega-3 ve diğer yağ asitler arasındaki denge sağlanmalıdır. Günlük kalori gereksinmesinin %0.1 kadar omega-3 yağ asitleri tarafından sağlanmalıdır.
    Kırmızı et ve ev hayvanlarına dikkât!
    Av sırasında ölüm korkusundan dolayı ürkmüş hayvanın biyokimyasal yapısı derin değişikliğe uğrar. Böylece açığa çıkan toksik ürünler, tüm bedene yayılarak hayvanın bedenini zehirli hale getirir. Şiddetli öfke veya korku gibi değişik duygulanımların hormonal değişmeler yarattığı bilinmektedir. İnsanda meydana gelen bu biyokimyasal değişimlerin aynısı memeli diğer hayvanlarda görülür. Av sırasında hayvanın adrenalin hormonu artar. Salgılanan bu hormon, hayvanın bedeninde kalır ve besin olarak kullanıldığında insanın dokularını ve zihnini olumsuz etkiler. Amerika Beslenme enstitüsüne göre “Hayvan eti toksik kan ve öteki atık yan ürünlerle yüklüdür.”
    Beyin gelişimi için ikinci önemli beslenme faktörü yağlarda bulunan elzem yağ asitleri ve fosforlu yağ bileşikleridir. Dışarıdan alınması şart olan elzem yağ asitlerinin kaynağı bitkisel sıvı yağlar ve balık yağlarıdır. Bunlar beyin hücrelerinin zar tabakası için elzem olduklarından, yetersizliklerinde beyin hücreleri küçülür. Ayrıca, bazı fosforlu maddeler, özellikle tahıl taneleri, fındık, badem, kuru baklagillerde bulunan 'inositol'; yumurta ve soya fasulyesinde bulunan 'kolin' ve 'lesitin'; ette ve süt ürünlerinde bulunan 'karnitin' beyindeki sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan kimyasal maddelerin en önemlilerinden biri olan asetilkolin düzeyini destekler. Böylece kişilerin zihinsel yeteneklerini ve hafızasını güçlendirir. 'Asetilkolin' düzeyi düşük olursa ruhsal sağlık sorunları ortaya çıkıyor. Beynin verimli çalışması için demir ve çinko alımı da son derece önemlidir.
    Bunların insan vücuduna en yararlı biçimde bulundukları kaynaklar, da yine kırmızı etler ve balıktır. Bitkisel kaynaklı demir ve çinkonun bağırsaklardan kana emilimi çok düşüktür. Ancak ekmek mayalandığı zaman demir ve çinko kaynağına dönüşür.
    Diğer bir örnek ise Alzheimer hastalığında beta- amyloid beyin hücreleri arasında plakalar oluşturarak beyin hücrelerinin ölümüne sebep olmasıdır. Alzheimer ve parkinson hastalarına kırmızı eti beslenmelerinden çıkartmaları önerilir.
    Akıl sağlığı diyeti
    Bu bilgiler ışığında akıl sağlığını koruyabilen, ama fazla kilo da aldırmayan bir beslenme tarzı önerebilir misiniz? Kilo almadan ruhsal ve bedensel sağlığımızı koruyabilmek için, kalori ve saf nişastalı besinler açısından kontrollü, ama besin kalitesi yüksek bir beslenme tarzı uygulamalıdırlar. Akıl sağlığını korumak isteyen kişi, sabah kendine zaman ayırıp, taze peynir, yumurta, taze meyve suyu veya yulaf ezmesi gibi tahıllar içeren dengeli bir kahvaltı yapmalı.
    Ana öğünlerde balık, yağsız et, yoğurt, bol sebze ve meyve, tam buğday unundan ekmek, bulgur gibi besinler tercih edilmeli. Örneğin bir kâse yoğurt, bir-iki dilim tam buğday ekmeği, bol salata, meyve ve zeytinyağlı sebze içeren bir öğlen yemeği hem beyin işlevleri için gerekli maddelerini verir, hem de şişmanlık ve kalp damar hastalıklarından korur. Yemek aralarında meyve veya bir miktar fındık, badem gibi yiyecekler önerilir.
    Akşam yemeklerinde balık, özellikle 'omega3' yağ asitleri açısından zengin yağlı balıklar; örneğin palamut, lüfer, hamsi, somon, ton, uskumru vs. ya da yağsız etler, tavuk, kuru baklagiller gibi gıdalar yanında, yoğurt, salata ve meyve, tercih edilmelidir.
    Öğün aralarında pasta, kek yerine bir miktar fındık, badem, kuru üzüm yararlı olur. Genelde hamur işleri, beyaz ekmek, aşırı alkol, kızartmalar, yanmış etler, kremalı ve şuruplu tatlılar, şekerli meşrubat, fast food tarzı hamburger vb gıdalardan kaçınılmalı.
    Toksinler için su
    Toksinlerin atılması için yeterince su içilmesi önemli. Ayrıca, açık havada yürüyüş, yüzme gibi fiziksel aktiviteler, kişinin, kan dolaşımını hızlandırır, damar tıkanıklığını önler, beyin fonksiyonlarını artırır, ruhsal sağlığa da olumlu etki yaparak, olası bir depresyonun önlenmesinde yardımcı olur.
    Özellikle ailelerinde alzheimer hastalığı olanlar, belli aralıklarda kan kolesterol ve 'homosistein' düzeylerine baktırmalıdır. Antioksidan türü vitaminler, B grubu vitaminleri ve balık yağları, onları kalp-damar hastalıklarından koruduğu gibi, zihinsel yeteneklerini de kuvvetlendirir.
    Glikoz dengesine, ağır metallere ve küflü besinlere dikkat
    Zihinsel işlevleri yavaşlattığı bilinen gıdalar nelerdir?
    Vücuda yeterince glikoz sağlanamazsa beyine yeterli miktarda oksijen gitmez. Araştırmalar, şeker ve beyaz undan yapılan hamur işleriyle meşrubatların zekâ düzeyini 'geçici olarak düşürdüğünü' gösteriyor. Bu tür gıdalar, kana hızlı biçimde şeker verirken kan şekerinin dalgalanmasına yol açıyor.
    Ette, sütte ağır metal
    Beyin ve merkezi sinir sistemi için en zararlı maddeler kurşun, civa, kadmiyum gibi ağır metallerdir. Bu maddelerin bulaştığı gıdaları tüketenlerde özellikle çocuklarda zekâ geriliği, sersemlik ve davranış bozukluğu gözlenir. ABD'de seri cinayet işleyen bazı kişilerin saç analizi yapıldığında, ağır metal kalıntılarının yüksek; çinko düzeylerininse düşük olduğu görüldü.
    Ağır metaller, atık su civarında yaşayan balıklar, trafiğin yoğun olduğu bölgelerde otlayan hayvanlar veya oralarda yetişen meyve ve sebzelerle vücuda girebilir.
    Küf ve panik-atak
    Bazı bitkisel kaynaklı ürünlerin kötü hasat, kötü işleme ve depolama sonucu oluşan küflerin ürettiği zehirli 'mikotoksin' maddesi de hassas kişilerde psikolojik dengesizliklere, panik atak ve depresyona neden olabiler. Bu zehirler en çok, küflü buğday, mısır gibi tahıllar, fındık, fıstık, ceviz, incir gibi yemiş ve pulbiberde bulunur.
    Sağlıklı kalmak için kırmızı eti azaltmayı ve sebze meyve tarzı bitkisel kaynaklı beslenmenin gerekliliğini zaten hepimiz biliyoruz. Şimdi ise bilim adamları, bu tarz beslenmenin beyin ve sinir sitemiyle direkt ilgili olan Parkinson veAlzheimer hastalığını önlediğini söylemektedirler.
    Turhan Doğan
    Tokyo Üniversitesi Yüksek Kimya Fakültesi
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

  • #2


    Omega 3 ve Omega 6’nın İdeal Dengesiyle Gelen Sağlık

    · Düzenli kan dolaşımına yardımcı olur. Kanın akışkanlığına yardımcı olan Omega 3 ve kanın pıhtılaşmasını sağlayan Omega 6’nın 1/5-10 oranındaki dengeli alımı ideal kan dolaşımına katkıda bulunurken vücudun tüm fonksiyonlarını başarıyla gerçekleştirmesine zemin hazırlar. Bu dengede, damar kaslarının elastikiyetini fazlalaştırarak kanın rahat akmasını sağlar, oksijenin kan akışı içerisinde transferinin yapılmasına yardımcı olur.

    · Kalp hastalıkları riskinin azaltılmasına yardımcı olur. Kalp ve damar hastalıkları Batı toplumlarında önde gelen ölüm nedenidir ve istatistiklere göre gelişmiş ülkelerdeki tüm ani ölümlerin en az %50’sinden sorumludur.

    Kalp ve damar hastalıklarına neden olan sekiz ana faktör vardır. Bunlar sigara ve alkol kullanımı, yüksek tansiyon, kandaki şeker miktarı, stres, aşırı kilo, soya çekim, düzenli egzersizin ihmal edilmesi ve kolesterol seviyesidir. Bu faktörlerin bazıları kontrol edilebilir, bazıları edilemez. Kolesterol de kontrol edilebilir faktörlerden biridir. Omega 3 ve Omega 6 dengeli beslenme, kolesterolü kontrol altında tutmanın yoludur.

    Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengede alımı kandaki kolesterol seviyesini düşürerek kalp sağlığını korur, kalp ve damar hastalıkları riskini azaltır. Sağladığı düzenli kan dolaşımı sayesinde kanda pıhtı oluşma ya da damarlarda kalp krizine yol açabilecek herhangi bir tıkanma riskini azaltır. Bu dengede yüksek kan basıncını, düzensiz ve aritmik kalp atışlarını önlemeye yardımcı olur.



    · Hücre gelişimine katkıda bulunur. Omega 3 ve Omega 6’nın ideal dengede alımı hücre zarının akışkanlığını sağlayan önemli etkenlerden biridir. Hücre zarında tepkilerin alımı ve transferinde etkin rol oynar. Elzem yağlar etkisini hücrelerin etkinliğini arttırarak gösterir. Bu da vücudun her santimetrekaresinde daha fazla sağlık anlamına gelir. Retina güçlenir ve gözler daha iyi görür, kalp daha iyi çalışır, cilt sağlıklı ve pürüzsüz bir görünüm kazanır, vücut enfeksiyonlara karşı daha dirençli olur.

    · Enfeksiyonlara karşı güçlü bir savunma sisteminin kurulmasını sağlar. Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengesi vücudun savunma sistemini güçlendirerek hastalıklarla daha kolay başa çıkmamızı sağlar. Avustralya Sydney’de Institute of Respiratory Medicine tarafından yapılan bir araştırmada inceleme altına alınan 468 çocuğun arasında, astım hastalığına karşı Omega dengeli beslenenlerin dengeli beslenmeyanlere oranla çok daha dayanıklı oldukları görülmüştür.

    Bugüne kadar yapılan pek çok araştırmada enfeksiyondan kaynaklanan birçok hastalığın tedavi sürecinde Omega yağlarının ideal dengesiyle beslenen hastalarda hastalık seyrinin çok daha iyi olduğu ve iyileşmenin hızla gerçekleştiği saptanmıştır.

    · Gebelik döneminde ve sonrasında bebeklerin beyin ve sinir sisteminin gelişimine yardımcı olur. Gebelik öncesinde ve sonrasında annenin sağlıklı beslenmesi bebeğin gelişimi ve sağlığı açısından son derece önemlidir. The Expert Committe of the United Nations and World Health Organization’s joint Food and Agriculture Organization tarafından yapılan açıklamaya göre Omega 3 ve Omega 6 dengesiyle beslenen annelerin bebeklerinde beyin, sinir sistemi ve görme yeteneklerinin gelişiminin bu dengeyle beslenmeyen annelerin bebeklerine oranla daha iyi olduğu kanıtlanmıştır. Omega yağları, doğum öncesinde kan yoluyla doğumdan sonra da anne sütüyle beynin ve retinanın gelişiminde kullanılmak üzere bebeğe aktarılır.

    Embriyonun beynin gelişimi ve beyin zarının yapılanması gebeliğin ilk birkaç haftası içinde gerçekleşir. Bu dönemde bebeğin büyümesi için harcanan enerjinin %70’lik gibi çok önemli bir kısmı sadece beyin gelişimi için harcanır. Bu oran doğumdan sonra %60’a düşer.

    Beynin %60’ı yağdan oluşur. Ve beyin gelişmek için Omega 6 ailesinden arachidonic acid (AA), Omega 3 ailesinden ise Docosahexaenoic Acid (DHA)’e ihtiyaç duyar. Annenin besininde bulunan %0.5 oranındaki DHA bile fetusun merkez sinir sisteminin normal gelişimini sağlar. Araştırmalar gebelik başından itibaren elzem yağ asitleri açısından yetersiz beslenmenin fetusun beyin gelişimini olumsuz yönde etkilediğini göstermiştir.

    · Mutlu ve zinde hissetmeye yardımcı olur.
    Pek çok araştırma Omega 3 ve Omega 6’nın dengeli alımı ile kandaki serotoninin bir göstergesi olan CSF 5-HIAA düzeyi arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Bilindiği gibi serotonin mutluluk duygusu üzerinde etkili olan bir madde. Omega dengeli bir beslenme serotonini arttırarak psikoloji üzerinde olumlu etki yaratıyor. Beyin hücrelerinin fonksiyonlarını yerine getirme başarısı hücre zarının akışkanlığıyla ilgilidir. Omega yağlarının ideal dengede tüketimi tüm hücrelerde olduğu gibi beyin hücre zarının da akışkanlığını arttırır. Hücre zarının akışkanlığını yitirmesi beynin pek çok fonksiyonunun yanı sıra davranışlarının ve psikolojinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olur. Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengesi başta stres olmak üzere depresyon, öğrenim bozukluğu ve dikkat eksikliğinin görüldüğü ADD (Attention Deficit Disorder), şizofreni, kronik yorgunluk sendromu da dahil olmak üzere birçok psikolojik rahatsızlığa olumlu etki eder.

    Elzem yağlar son derece zengin enerji kaynağıdır. Karbonhidratlardan ve proteinlerden daha fazla enerji sağlar. Vücudun ihtiyaç duyduğu enerji karşılanmadığı zaman zayıflık, enerji eksikliği, yorgunluk ve hastalıklar başgösterir. Stresi ve yorgunluğu yenmek ve yaşam enerjisiyle dolmak için vücudun iyi yağlara, yani Omega yağlarına ihtiyacı vardır.

    · Kan şekeri seviyesinin kontrol altında tutulmasını sağlar. Son yıllarda yapılan bazı araştırmalar Omega 3 ve Omega 6 dengeli beslenmenin kan şekeri seviyesini kontrol altında tutmak amacıyla yapılan geleneksel düşük yağ rejimleri kadar başarılı olduğunu göstermiştir.

    · Kadınların adet ve menopoz döneminde yaşadıkları sorunların en aza indirilmesine yardımcı olur. Omega 3 ve Omega 6 yağları hormon düzenleyici etkileriyle adet döneminde yaşanan ruhsal gerginlik, aşırı duygusallık, sancı, hassasiyet gibi sorunların giderilmesine katkıda bulunuyor. Omega 3, adet öncesi sendromlar üzerinde etkili. Omega yağlarının ideal dengesi ayrıca 45 ile 55 yaşları arasında başlayan ve kadınları 6 ile 13 yıl arası etkileyen menopoz dönemi sorunlarının da azaltılmasına yardımcı oluyor.

    · Çok sayıda kadını orta yaş sonrası etkileyen kemik erimesi hastalığının tedavisine de katkıları vardır. Kemiklerin zayıflamasına, çabuk kırılmasına ve duruş bozukluklarına neden olan ve kalsiyum eksikliğinden meydana gelen kemik erimesi hastalığının tedavisinde de Omega 3 ve Omega 6 yağlarının olumlu etkileri bulunuyor. Omega 3 ve Omega 6 kalsiyumun vücutta absorbe edilmesini sağlayarak kemik şekillenmesi, yapılanması ve gelişmesi konusunda önemli rol oynuyor.

    · Sağlıklı ve pürüzsüz bir cilt ile canlı ve parlak saçlar Omega 3 ve Omega 6 dengesinin gözle görülebilir sonuçlarıdır. Sağlıklı ve güzel bir cilt için ne yenildiği ne sürüldüğünden daha büyük önem taşır. Yenilen besinler cilt açısından sürülen kremlerden ya da losyonlardan çok daha etkilidir.

    Cilt hücrelerinin vitaminlere ve minerallere ihtiyacı vardır. Yağlar da önemlidir, ancak doğru yağların tüketilmesi gerekir. Omega 3 ve Omega 6 dengeli beslenme cilt hücrelerini güçlü ve nemli tutar. Elzem yağlar cilt hücrelerini saran zarı güçlendirir. Cildin daha genç görünmesini sağlar, kırışıklıkları önler. Cilt üzerindeki yaraların enfeksiyon kapmasını engeller, çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Elzem yağların eksikliği cildin kurumasına ve çabuk yaşlanmasına neden olur. Ayrıca Omega yağlarının ideal dengesiyle gelen düzenli kan dolaşımı sayesinde cilde daha fazla oksijen taşınır ve cilt beslenir.

    Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengesi akne, siyah noktalar gibi cilt sorunlarının giderilmesinde de etkilidir. Bu gibi cilt problemleri A, D ve E vitaminleri eksikliğinin yanı sıra Omega elzem yağlarının eksikliğinden de kaynaklanır.

    Yorum yap


    • #3
      Balık ve Omega 3 mucizesi Doğanın mucizelerinden biri olan Omega 3 yağlarınca zengin

      Balık ve Omega 3 mucizesi
      Doğanın mucizelerinden biri olan Omega 3 yağlarınca zengin olan balık ve balık yağının, sayısız faydası bulunuyor...
      Eskimolarda kalp hastalığı, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve kanser neredeyse hiç görülmüyor. Yapılan araştırmalar eskimoların günde ortalama 10.000 mg balık yağı (omega 3) tükettiklerini ortaya koyuyor.

      Diğer yağlara göre omega 3 oranı besinlerimizde kısıtlı miktarda bulunuyor. Badem, ceviz gibi kabuklu kuruyemişler, keten tohumu değerli birer omega 3 kaynağı. Az miktarda yeşil sebzelerde yer alıyor. En çok balık yağı, soğuk sularda yaşayan somon, ton, levrek ve kalkan gibi türlerde bulunuyor. Sıcak olan denizlerimizde yaşayan balıklarda omega 3 oranı daha az. Kısaca, balık dışında günlük besinlerimiz içinde omega 3 neredeyse yok gibi. Aşağıda ayrıntılı araştırma sonuçlarından da anlaşılacağı üzere faydası, alınan doza bağlı olarak artış gösteren balık yağı, sağlığımız için vazgeçilmez bir besin maddesi olmalıdır.

      Öncelikle alınacak omega 3 miktarı konusuna bir açıklık getirmek gerekir. Amerikan ilaç ve besin birliği (FDA) günlük 3000 mg'a kadar önermiştir. Ancak yapılan çalışmalar bu miktarın 10 katının güvenli olduğunu göstermiştir. Halen eczanelerde 500 mg dozunda bulunan preparatların çocuklar için günde 1 adet alması önerilmektedir. Ayrıca hastalarıma önerdiğim 1000 mg günde 3 kez dozu, konuya hakim olmayan eczacılar tarafından çok görülmekte ve hastalar yanlış yönlendirilmektedir. Omega 3 çocuk ve erişkinler için günde en az 1500-3000 mg alınmalıdır. 500 mg gibi alınacak daha düşük dozların belirgin faydası olmayacak ve omega 3-ün işe yaramadığı gibi yanlış bir kanı ortaya çıkacaktır.

      OMEGA 3-ÜN FAYDALARI

      • İki ayrı araştırma omega 3-ün ani ölüm riskini E azalttığını bildirmiştir. Konu bel ağrısı ya da ülser değil ani ölümdür. Ani ölüm riskinden daha önemli ne olabilir?

      • Almanya da yapılan bir çalışmada, yoğun bakım ünitesinde yatan hastalara günde 7000 mg ve üzerinde omega 3 verilmiş. Sonuç; Ölüm oranı %37 azalmış. Yoğun bakımda kalış süresi kısalmış, antibiyotik ihtiyacı azalmış. Bundan daha güzel bir sonuç olabilir mi?

      • Çarpıntı (taşikardi) için günde 1000 mg omega 3 verilmiş. Beta blokör ilaçlar ile aynı sonuç elde edilmiş. Üstelik beta blokörlerin yan etkileri de (yorgunluk, cinsel güçsüzlük ve öksürük) görülmemiş. O halde neden çarpıntı ilacı kullanalım?

      • Omega 3 tek başına aspirin ve kolesterol düşürücü ilaçlardan daha etkilidir. Kolesterol düşürücüler karaciğer ve kas dokusunu tahrip eder, cinsel güçsüzlüğe neden olur.

      • Günde 3000 mg omega 3 alınmasıyla alzheimer hastalığı riski % 50 oranında azaltılır.

      • Omega 3 maküler dejenerasyonu (yaşlılığa bağlı gelişen göz bozukluğu) % 40 oranında düzeltir ve görülme sıklığını % 75 oranında azaltır.

      • Günde alınan 3000 mg omega 3 kolesterol düzeylerini normale döndürür.

      • 1000 mg omega 3 depresyon belirtilerini belirgin biçimde azaltır.

      • Hamilelik sonrası depresyon, hamilelik süresince alınan omega 3 ile önlenebilir.

      • Allostatik yüklenme, hipertansiyon, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği gibi hastalıkların esas nedenidir.

      • 3 hafta boyunca günde 7200 mg alınan omega 3, allostaz etkisiyle gelişen böbrek üstü stres hormonları anormalliğini belirgin ölçüde düzeltir.

      • Kalp damar hastalıkları ve pankreatit (pankreas iltihabı) günlük 1000 mg omega 3 kullanımıyla %30-50 oranlarında azalır.

      • Omega 3 beyin gelişiminde gerekli olan yapı taşlarının mimarlarından biridir. Bu nedenle çocukların günlük en az 1500 mg almaları, yetişkinlerin 3000 mg almalarıyla beyin gelişimlerinin daha sağlıklı olmaları ve hem hastalıklarından korunmaları hemde tedavi olmaları sağlanacaktır.

      • Omega 3 kilo almanıza neden olmaz. Kullanımıyla ilgili hiç bir yan etkisi olmayan omega 3, 1000 mg içinde sadece 9 kalori vardır. Bu nedenle toplam 3000 mg günlük omega 3 alınması ile 1 dilim ekmekten alınan kalori miktarı birbirine eşittir.

      • Omega 3 doğada, doğal halde olduğu gibi hap biçiminde ya da omega 3 içeriği fazla olan besinlerle alınabilir. Bu nedenle ilaç sınıfına girmez ve kimi doktorlar tarafından tedavi edici özellikleri bilinmez. İlaç olmadığından dolayı sosyal sağlık kurumları tarafından da ödenmez.

      • Hastalıkların temelinde, doğal olmayan beslenme ve yaşam alışkanlıkları olduğu görülür. Bunu en açık biçimde doğal ortamlarında yaşayan hayvanlarda bir çok hastalığın olmayışından anlayabiliriz. Oysa doğa, kendi kurallarına uygun davranmayan biz insanlara tedavi olanağını da sunuyor. Omega 3-balık yağı doğanın gerçek bir mucizesidir. İnsan bedeninin her zaman bu besin maddesine ihtiyacı vardır.

      Dr. Güçlü Ildız
      Nöroloji Uzmanı
      Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

      Yorum yap


      • #4
        Balık Yağı Kullanımı Balık yağı kullanımı son yıllarda giderek artan ve ilgi gören bi

        Balık Yağı Kullanımı
        Balık yağı kullanımı son yıllarda giderek artan ve ilgi gören bir beslenme desteği olarak karşımıza çıkmaktadır.

        Balık yağıyla ilgili çok sayıda araştırmalar yapılmış ve balık yağının faydaları üzerine önemli tespitler elde edilmiştir. Kalp hastalıklarından depresyona kadar birçok hastalıkta balık yağının yararları daha fazla bir şekilde gündeme gelmektedir. Balık yağın faydaları içerdiği omega 3 yağ asidinden kaynaklanmaktadır. Balık yağının içinde EPA ve DHA adı verilen Omega-3 yağ asitleri vardır.
        Balık yağı çeşitleri: Balık yağı çeşitleri 2 şekildedir.

        1-Fish body oil: Balığın gövdesinden elde edilen balık yağı.
        2-Cod liver oil: Balığın karaciğerinden elde edilen balık yağı.

        Her ikisinde de omega 3 bulunur. Cod liver oil A ve D vitamini bakımından da zengindir.

        Balık Yağı Faydaları

        Balık yağı faydaları denilince ilk akla gelen kalp damar hastalıklarına olan olumlu katkılarıdır. Balık yağının içinde bulunan omega 3 yağ asitleri kalbi korur, kanı inceltici, kolesterolü düşürücü ve kalp ritmini düzenleyici etkisi balık yağı yararları arasında en fazla bilinenlerdir.

        Omega 3 yağ asidinin beynin yaşlanma sürecini azaltıcı etkisinin olduğu ve de Alzheimere karşı koruyucu özellik taşıdığı belirtilmiştir.

        Omega 3 sağlıklı nöral yolları oluşturmak için temel teşkil eder. Yeterli omega 3 yoksa depresyon, bipoler bozukluk ve birçok başka psikolojik rahatsızlıklara yol açar.

        Çocuklarda balık yağı kullanımı: Omega 3 ün çocuklarda zihinsel gelişimlerini olumlu etkilediği ve öğrenme kapasitesini artırdığı gözlemlenmiştir.

        Hiperaktivite görülen çocuklarda, omega 3 bu sorunun giderilmesinde önemli katkılar sağladığı tıp adamlarının dile getirdiği bir tespittir.

        Diyabetin neden olduğu hasarları önleyici etkisi bir diğer balık yağı faydaları arasında yer alır . Yaşlılıkta görülen göz bozukluğu(maküler dejenerasyonu) görülme oranını azaltır.

        Omega 3 kansere karşı koruyucu ve önleyici nitelik taşıdığı yapılan çalışmalarda ifade edilmiştir.

        Balık yağının faydaları arasında romatizmal artritte görülen eklem şişliği ve ağrı gibi şikayetleri hafifletme etkisi de bulunmaktadır.

        Gebelikte balık yağı kullanımı: Vitamin mineral takviyelerin yanında omega 3 kullanımı da hamile bayanlara tavsiye edilmektedir. Hamilelikte balık yağı kullanımı gebeliğin son üç ayında ve de doğumdan sonraki ilk birkaç ayda emziren annelerin kullanması için önerilmektedir. Gebeliğin son aylarında anneden bebeğe fazla oranda omega 3 geçer. Balık yağının bebeklerin merkezi sinir sistemine ve bedensel gelişimine olumlu katkı bulunduğu dile getirilen bir tespittir.

        Uyarı:
        1-Balığın karaciğerinden üretilmiş olan balık yağlarını hamileler kullanmamalıdır. Çünkü bu balık yağı çeşidinin içinde (retinol) A vitamini yüksek oranda bulunur ve de A vitamini vücutta depo edilen bir vitamin olması sebebiyle yüksek dozları anne karnındaki bebeğe zarar verir. Hamileler Balığın gövdesinden üretilen ve A vitamini içermeyen balık yağı çeşidini kullanmalıdır.

        2-Balık yağının yararlarından faydalanmak için civa kurşun ve diğer ağır metaller ile kirletilmemiş balıktan elde edilen farmasötik kalitede balık yağı kullanmak gerekir.

        Kullandığınız balık yağının bu tür zararlı maddeler içermediğinden emin olmalısınız. Kalitesinden emin olmadığınız balık yağı takviyesini kullanmayınız. Aynı risk besin olarak tüketilen balıklarda da olabileceği için aynı uyarı bunun içinde geçerlidir. Bu tür maddeler beyin gelişimine zarar verir.

        Her balıkta omega 3 bulunmaz. Somon, uskumru, ringa balığı, sardalye, alabalık omega 3 içeren balıklardır. Soğuk sularda yaşayan yağlı balıklar da omega 3 yağ asitleri daha fazladır. Balıklar bu maddeyi planktonlardan üretirler.

        Diğer omega 3 kaynakları ceviz, semizotu, keten tohumudur.

        Balık Yağı Takviyesi Nasıl Seçilmelidir?

        Besin uzmanlarının omega 3 ihtiyacınızı balıktan karşılamanıza nazaran balık yağı takviyesi almanızı önermelerinin bir nedeni balıkta bulunan yüksek düzeyde cıva ve diğer tehlikeli kimyasallardır. Maalesef, aynı toksik düzeyler de kirleticiler bazı balık yağlarında ve balık yağı takviyelerinde bulunabilirler.

        Balık yağından gerçek anlamda sağlığa yarar elde etmek için cıva, kurşun veya diğer ağır metaller ile kirletilmemiş balıktan elde edilen farmasötik kalitede balık yağı ile yapılmış bir balık yağı desteği seçmek önemlidir. Buna ilaveten, balık yağı toplanıldıktan sonra da şayet nakledilmişse veya şişe ile balık arasında başka şekilde işleme tabi tutulmuşsa kirletilmiş olabilir. Süreç de ne kadar az el devreye girerse, kirletilme ihtimali o kadar azdır.

        Farmasötik Kalite Balık Yağı Neden Seçilmelidir?

        Araştırmalar balık yağı takviyelerinin başlıca sağlık için yararlarının docosahexaenoic asit (DHA) ve eicosapentaeonic asitten (EPA) kaynaklandığını belirlemiştir. Bedeniniz fiilen balık yağının faydalarını kullanmaya başlamadan önce, DHA ve EPA 'yı çıkarmak için balık yağını bileşenleri olan esterlere ayırması gerekmektedir.

        Piyasadaki balık yağı takviyelerinin birçoğu, doğal olarak yüksek düzeylerde DHA içeren bir balık yağı desteğine nazaran daha az etkili kılan çok düşük düzeyde DHA içermektedirler.

        Omega 3 'ün sağlığa olan yararları tartışılmazdır, fakat balık yağındaki bütün omega 3 bedeninizin kullanımına hazır durumda değildir. Farmasötik sınıf balık yağı her türlü kirleticiden arınmıştır ve vücudunuz için yüksek omega 3 kaynağı sağlamak için rafine edilmiştir.

        Balık yağı kullanımı: Günde 1-3 gr tavsiye edilmektedir. Bazı durumlarda daha fazla miktarda da kullanılmaktadır.

        Kan sulandırıcı sentetik ilaç kullananlar doktora danışmadan balık yağı takviyelerini kullanmamalıdır.

        Ameliyat olacak kişiler ameliyattan önce balık yağı kullanımını kesmelidir.

        Zararlı PCB'ler-kanserojen kimyasallar- ve cıvaya maruz kalmayan balıklardan elde edilen balık yağı takviyeleri kullanılmalıdır.
        Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

        Yorum yap


        • #5
          Folik asit niçin önemlidir? Hamileliğin ilk haftalarında çocukta merkezi sinir siste

          Folik asit niçin önemlidir?
          Hamileliğin ilk haftalarında çocukta merkezi sinir sistemi için düzenleme oluşur.
          Daha sonra bundan hareketle beyin ve omurilik oluşur. Bu sürecin iyi sonuçlanması önemlidir, çünkü yoksa çocukta sakatlıklar oluşabilir. Bu sakatlıklar nöral tüp defektleri (kusur) olarak isimlendiriliyor. Bu sakatlıklardan bir tanesi "açık omurga" veya spina bifida olarakda isimlendirilir. O zaman çocuk genellikle bedensel özürlüdür ve ayrıca zeka geriliğinede sahip olabilir. Bebek beyni olmadanda doğmuş olabilir (anensefali). Böyle bir çocuk genellikle doğumdan hemen sonra veya doğduktan sonra ilk hafta içerisinde ölür.
          Böyle bir sakatlığı olan çocuğa sahip olma şansı çok şükür ki çok azdır. Hollanda'da canlı olarak doğan 2600 çocuktan birinde nöral tüp defekti görülür (Gezondheidsvoorlichting dergisi, eylül 2000 sayısı). Bu doğuştan sakatlıkların bir kısmının ekstra folik asit kullanımı ile önlenebilindiği bilinen birşeydir. Folik asit sağlıklı bir bebek sahibi olmak için bir garanti değildir. Başka nedenler ve ırsi (kalıtsal) faktörlerde etkili olabilir. Fakat folik asit kullanımı nöral tüp defektli çocuk sahibi olma şansını azaltır.

          Folik Asit Nedir?
          Folik asit bir vitamindir. Bu maddeye doğal halde taze sebze, meyve, patates, baklagiller, kepekli- ve süt ürünlerinde rastlanır. Diğer vitaminler gibi folik asitide tablet halinde alabilirsiniz. Eğer sağlıklı ve değişik (çeşitli) şeyler yiyiyorsanız, normalinde yeterli folik asit alıyorsunuz demektir. Fakat hamile kalmak istediğiniz zaman, hamileliğinizin başlangıcında biraz daha fazla folik asite ihtiyacınız vardır. O zaman hergün 0,4 ile 0,5 miligram arası folik asit kullanmaya dikkat etmek zorundasınız. Hollanda'da satın almak için içinde ekstra folik asit içeren besin maddeleri henüz yok. Hergün yeterli derecede folik asit aldığınızdan emin olmak için beslenmenizi folik asit tabletleri ile destekleyebilirsiniz (günde bir sefer 0,4 veya 0,5 mg'lık folik asit tableti)

          Folik Asit Bütün Hamile Kadınlar Için Iyi mi?
          Folik asit hamile kalmak isteyen ve yeni hamile kalmış olan bütün kadınlar için iyidir. Onların bir veya daha fazla sağlıklı çocukları olmuş olsa bile. Günde 0,4-0,5 mg gibi az düzeydeki folik asitin zararlı yan etkileri anne adayı ve bebek için bilinmiyor. Hatta folik asiti biraz daha uzun süre kullanmış olsanız bile, örneğin hamile kalmanız biraz zaman almış olabilir.
          Eğer önceden nöral tüp defektli çocuğunuz olduysa, bir sonra ki bebeğinizinde nöral tüp defektli olma riskini daha fazla taşıyorsunuz. Böyle bir durumda günlük olarak daha yüksek dozda folik asit yutmanız çok önemlidir. Tekrar hamile kalmadan önce doktorunuzla temasa geçmelisiniz. Doktorunuz size tablet başına daha yüksek dozda olan 4 veya 5 mg'lık folik asit (günde bir tablet ) verecektir. Nöral tüp defektli bebeğe sahip olma riskinin yüksek olduğu diğer bütün durumlarda (örneğin gebenin şeker hastası olması, hamilelik sırasında anti-epilepsi ilaçlarının kullanılması, ailede ve yakın akrabalarda açık omurga veya kafatası olması) yüksek dozda folik asite ihtiyaç yoktur. Bu durumda bu bayanların yüksek risk taşımayan kadınlara günlük olarak tavsiye edilen miktarı kullanmaları mantıklıdır, yani günde 0,4 veya 0,5 mg.

          Folik Asit Kullanmaya Ne Zaman Başlayabilirsiniz?
          Hamile olmadan önce, ekstra folik asit yutmaya başlarsanız akıllıca davranmış olursunuz. Örneğin doğum kontrol hapını kullanmayı hamile kalmak istediğiniz için bırakacağınız zaman, aynı zaman da folik asit tabletleri yutmaya başlayabilirsiniz. Her zaman tam olarak başarılı döllenmenin gününü tahmin etmek mümkün değildir. Fakat göz önünde bulundurmanız gereken folik asit kullanımına döllenmeden en az dört hafta önce başlamanızın çok uygun olmasıdır. Böylece doğmamış çocuğun gelişimi için önemli olan dönemde (özellikle döllenmeden sonraki ilk 4 hafta) vücudunuzda yeterli folik asit bulunmasını sağlamış olursunuz. Folik asit kullanmaya hemen hamile kalmayı başaramamış olsanız dahi devam edin.

          Folik Asiti Kullanmayı Ne Zaman Bırakacaksınız?
          Merkezi sinir sistemindeki bu sakatlıkları önlemeye yardımcı olmak için, döllenmeden 8 hafta sonrasına kadar ekstra folik asit kullanmak faydalı olur. 28 günlük siklusta sizin son menstruasyonunuzun (adet günü) ilk gününden sonra 10 haftadır.

          Folik Asiti Nereden Satın Alabilirsiniz?
          Eczaneden veya parfümeri dükkanlarından. Oradan 0,4 veya 0,5 mg'lık tabletlerden satın alabilirsiniz. Bunun için reçeteye gerek yok. Bazı multivitamin preparatlarınada folik asit eklenmiştir. Özellikle hamileler için hususi olan vitamin preparatlarını kullanmaya dikkat edin, çünkü bütün vitaminler zararsız değildir, aşırı derecede vitamin A doğmamış çocuk için zararlı olabilir. Hamileler için hususi olan multivitamin preparatları kullanırsanız, sadece folik asit içeren tabletlerden hala kullanmanıza gerek kalmaz. Yüksek dozdaki 4 veya 5 miligramlık folik asit tabletlerini sadece reçete ile alabilirsiniz.Yurtdışında (Amerika Birleşik Devletleri) piyasada folik asitle zenginleştirilmiş besin maddeleri bulunur. Hollanda'da da yakında benzeri besin maddelerini bulmak mümkün olacaktır. Bunları kullanacaksanız, doktorunuza veya eczacınıza ekstra folik asit kullanmanız gereklimi diye danışınız.

          Herşeyi Bir Düzene Koyarsak
          Hollanda'da canlı doğan 2600 çocuktan birinde nöral tüp defekti görülür. Nöral tüp defekti merkezi sinir sistemindeki bir defektir. Böyle bir sakatlığı olan çocuğa sahip olma şansı azdır. Bu şansı daha da azaltabilirsiniz. Az miktarda folik asit kullanımı siz ve çocuğunuz için basit, sağlıklı ve güvenlidir.


          Hamile olmadan en az 4 hafta önce ekstra folik asit alın. Örneğin doğum kontrol hapını kullanmayı bırakır bırakmaz.

          Eğer önceden nöral tüp defektli bebeğiniz olduysa, doktorunuzun veya jinekoloğunuzun (kadın-doğum uzmanı) tavsiyesi üzerine tableti 4 veya 5 miligram olan yüksek dozda folik asit yutarsınız.

          Diğer durumlarda normal dozdaki folik asit tabletlerinden yutunuz. Bunlar 0,4 veya 0,5 miligram folik asit içerirler.

          Bazı multivitamin preparatları folik asitde içerirler. Eğer hamileler icin hususi olan multivitamin preparatlarından kullanıyorsanız, ayrıca folik asit tabletleri kullanmanıza gerek yoktur.

          Döllenmeden sonraki 8 haftaya kadar folik asit kullanımına devam edin. Hemen hamile kalamamış olsanız bile. Daha sonra artık gerekli değildir.

          Normal dozdaki folik asit tabletlerini reçetesiz olarak eczaneden veya parfümeri dükkanından satın alabilirsiniz.

          4 veya 5 mg'lık folik asit tabletlerini yalnızca reçete ile alabilirsiniz.

          Folik asit nedir?

          Folat diye de bilinen folik asit bir B vitaminidir (B9). Bir çok araştırma gebe kalmadan önce ve erken gebelik aylarında günde 400 mikrogram (0.4 miligram) folik asit almanın, bebeklerde ciddi beyin ve omurilik hastalıklarını %70 den fazla azalttığını göstermiştir.
          En çok rastlanan sinir sistemi hastalıklarını; spina bifida ( omurganın kapanmayarak açık kalması), anansefali (beyinin gelişmemesi), ve ensefalosel (beyinin kafatası kemiğinden dışarı çıkması) oluşturur. Bütün bu sorunlar gebeliğin ilk 28 gününde oluşur. Bu dönemin ilk günlerinde anne gebe kaldığının farkında değildir.
          Bu da bebek doğurma yaşındaki bayanların neden folik asitten zengin yiyeceklerle beslenmeleri yada folik asit takviyesi almaları gerektiğini gösterir. Kaldı ki gebeliklerin sadece %50 si planlı olur.
          Folik asit aynı zamanda hücre büyümesinde ve organ gelişiminde de rol oynar.

          Yeterli folik asit miktarı nedir?

          Birleşmiş Milletler Hastalık kontrol ve Korunma Merkezi (CDC- Centers for Disease Control and Prevention) çocuk doğurma çağındaki ve özellikle gebe kalmayı planlayan bayanların günde 0.4 miligram (400 mikrogram) folik asit almalarını önermektedir. Uygun folik asit alımı büyük önem taşır. Gebe kalmadan 1 ay önce ve sonrasında en az 3 ay alınması bebekte sinir sistemi hastalıkları riskini azaltır. Gebelik esnasında 800 mikrograma çıkılabilir.
          Birçok besin kaynağında folik asit bulunmasına rağmen sadece günlük diyetle bu miktarı almak zordur. Bu nedenle gebe kalmayı planlayan bayanlar için folik asit takviyesi sağlıklı bir diyetin parçasıdır.

          Doğal yoldan almak istesek, folik asit içeren besinler hangileri?
          • Zenginleştirilmiş kahvaltılık tahıllar
          • Mercimek
          • Kuşkonmaz
          • Ispanak
          • Fasulye
          • Yer fıstığı
          • Portakal suyu
          • Tahıl ekmaği
          • Marul
          • Brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler.
          • Pişirilmiş ve dondurularak saklanmış yiyeceklerde folik asit miktarı azalabilir.

          Bebek sahibi olmak isteyenlere folik asit ile ilgili ne tavsiye edersiniz?

          Daha önce sinir sitemi sakatlığı bulunan bir bebek doğurulmuş ise daha yüksek dozda folik asit alınması gerekir. Bunlarda 4000 mikrogram yani 4 miligram folik asit günde kullanılmalıdır. Gebelikten en az bir ay önce başlanmalı ve gebeliğin ilk 3 ayında devam edilmelidir.

          Diabet, sara, yada aşırı obez olanlarda bu hastalıkların görülme olasılığı daha fazla olduğundan bu gruba giren bayanlarda da yüksek doz folik asit kullanılması önerilebilir.

          Folik asit doğumsal sakatlıkları azaltmanın yanı sıra; gebelerde kan hücrelerinin artması içinde yardımcı olur. Ayrıca bebeğin ve plasentanın (eş) da gelişiminde gereklidir. Bir çalışmada folik asit eksikliği olan kadınlarda erken doğum ve düşük ağırlıklı doğumların daha sık olduğu görülmüştür. Bir başka çalışmada ise folik asit eksikliği bulunanlarda gebelikte yüksek tansiyona daha çok rastlandığı bildirilmiştir.

          Gebelik dışında folik asit kullanımı hakkında neler düşünüyorsunuz?

          Folik asit eksikliğinde megaloblastik anemi (kansızlık) meydana geldiğinden sadece gebeler için değil her insan için önemlidir. Ayrıca folik asit kalp hastalıklarına, enfarktüslere ve bazı kanserlere karşıda koruyucudur.

          Folik asit eksikliğinin belirtileri nelerdir?

          Ağır eksikliğinde; ishal, kilo kaybı, halsizlik, dilde ağrı, başağrısı, çarpıntı, huzursuzluk gibi belirtiler verir. Bu belirtilerle bu eksikliği tanımak zordur. Hafif bir eksiklik varsa belirti vermeyebilir ve bebeğiniz için gereken folik asit yetersiz kalır. İşte bu nedenle kendinizi sağlıklı hissetseniz bile çocuk doğurma çağında folik asit almanız çok önemlidir


          Anne sütü, fındık, soya fasulyesi ve balık yağı gibi gıdalarda bulunan omega yağları, çocukların matematik zekasını geliştiriyor.
          Anne sütü, fındık, soya fasulyesi, kanola bitkisi ve yeşil sebzelerin yanısıra balık yağı, ayçiçek, mısır ve tahıl ürünlerinde bulunan omega yağlarının, çocuğun bedensel ve zihinsel gelişimini arttırdığı kaydedildi.
          Yapılan araştırmalar, omega yağların çocuk gelişimindeki önemini ortaya koyuyor. Anne sütünde de bulunan omega yağlarının beyin gelişimine önemli katkısı olduğu bildiriliyor. Ceviz, fındık, soya fasülyesi, kanola bitkisi ve yeşil sebzelerin yanı sıra balık yağı ve soğuk su balıklarında bulunan omega 3 ve ayçiçek, pamuk, mısır ve tahıl ürünlerinde bulunan omega6 dengesiyle beslenen annelerin bebeklerinde beyin, sinir sistemi ve görme yeteneklerinin gelişiminin, bu dengeyle beslenmeyen annelere oranla daha sağlıklı olduğu bildirildi.
          Bu nedenle, annelerin doğum öncesi ve sonrasında omega 3 ve omega 6 nın dengeli beslenme rejimini uygulaması öneriliyor. Omega yağlarının, çocuğun matematik zekasını geliştirdiği, okuma, telaffuz ve yazma becerisini arttırdığı bildirildi.Omega yağlarının yeterince alınmasının çocuklarda dyslexia olarak tanımlanan okuma zorluğu, matematik, telaffuz ve yazma yeteneklerinin az olmasına neden olduğu kaydedildi.
          Alınan omega 3 ve omega 6 dengesinin kandaki trigliserid ve kolsterol düzeyinin düşmesini sağlayarak, kardiyovasküler hastalık riskini en aza indirdiği belirtiliyor. Omega 3 ve omega 6 yı dengeli alan bir insanda sağlıklı bir cilt, parlak saçlar, güçlü savunma sistemi olacağı belirtilirken, yağların dengeli alımının zihinsel aktiviteyi arttırdığı vurgulanıyor.
          Sigara, alkol, yüksek tansiyon, kandaki şeker miktarı, stres, aşırı kilo, soya çekim, düzenli egzersizin ihmal edilmesinin kalp sağlığın tehdit eden 8 ana faktör olduğu belirtilirken, omega 3 ve omega 6 dengesinin böbrek fonksiyonlarına olumlu katkısının yanısıra, yağlarının kan şekeri seveyisinin kontrolüne, büyüme döneminde ise hücre ve beyin gelişimine yardımcı olduğu, enfeksiyonlara karşı ise güçlü bir savunma sistemi oluşturduğu bildirildi.Diğer yağlardan farklı olarak vucüt tarafından üretilemeyen omega yağları "elzem yağ" diye adlandırılıyor.


          CEVİZ

          Cevizin Besin Değeri Ve İnsan Sağlığındaki Önemi

          Ceviz, besin değeri yönünden çok değerlidir. Thiamin, vitamin B6, ve folacin'i içeren birçok vitamince zengindir. Vitaminlere ilave olarak; demir, çinko, bakır, magnezyum, fosfor ve potasyumca da zengindir. Sodyum ve selüloz yönünden ise fakirdir

          100 gram yenilebilir iç ceviz, yaklaşık 14 gr protein içerir. Bu proteinin büyük bir kısmı sindirilebilir proteindir. Bu özellik vejeteryan beslenmede besin değerinin yüksek olması bakımından cevizin değerini artırmaktadır. Ceviz kolestrol içermez, doymamış yağ içeriği ise yüksektir. Ceviz yağının % 58' i linoleic asit, % 12' si ise linolenic asitten oluşur. Bu iki yağ asidi sağlıklı bir yaşam için gereklidir.

          Ceviz Yağının Bileşimleri

          Cevizler linoleic ve linolenic asit yönünden zengindirler.
          Kaliforniya ceviz çeşitleri, besin bileşimleri yönünden özellikle yüksek doymamış yağ asit içerikleri ile değerli bir besin kaynağıdır. Ceviz hayvansal protein kaynağı yerine geçebilen ve yüksek oranda doymamış yağ içeren önemli bir bitkisel besin kaynağıdır. Bilimsel araştırmalar diyetli bitki besinleri ile düşük riskli kalp krizi ve kanser arasında anlamlı bir ilişkinin olduğunu göstermiştir. Ceviz sağlıklı beslenmenin bir parçasıdır.

          Cevizin mide, bağırsak, böbrek ve deri rahatsızlıkları gibi birçok hastalığa iyi geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Karadeniz, “Cevizin sadece meyvesi değil, kabukları ve yaprakları da birçok rahatsızlık için kullanılmaktadır” dedi.

          Cevizin kanda zararlı kolesterolün birikmesini önlediğini, yüksek kolesterolü düşürdüğünü ifade eden Karadeniz, “Ceviz, damar tıkanıklığı ve şeker hastalığının tedavisinde kullanılmaktadır. Mide gazını giderir. Grip ve nezleye iyi gelir. Öksürüğü keser. Sindirim sistemi bozukluğunu giderir. Ceviz, vücudu soğuktan korumak için de yenir. Yorgunluğu ve bitkinliği giderir. Zehirlenmelere ve zehre karşı etkilidir. Zindeleşmeyi sağlar” diye konuştu.

          Karadeniz, cevizin yapraklarından elde edilen juglon maddesinin eczacılıkta kan temizleyici ve kuvvet verici olarak kullanıldığını kaydederek, şöyle devam etti: “Şeker hastaları ceviz yaprağını kaynatıp içmelidir. Ceviz yaprağı ve kabukları kaynatılıp balla karıştırılarak içildiğinde kansızlığa iyi gelmekte, bu çay kanı temizlemekte, kalbi güçlendirmekte, ishali ve dizanteriyi kesmekte, sinir sistemini güçlendirmektedir. Ceviz meyvesi çocukların gelişmesini hızlandırmaktadır. Ceviz beyin için gerekli olan gümüş iyonlarını ihtiva ettiğinden, bebekten yaşlıya kadar herkes için ideal bir meyvedir.”


          DOYMAMIS YAGLARI TERCIH EDIN...

          (HEM KENDINIZDE HEMDE BEBEKLERINIZDE)



          Yağ genellikle sofralarımızdan eksik olmaz. Oysa özellikle de doymamış olanlar sağlımız için son derece tehlikelidir. Makro besinler olarak tanımlanan ve vücudun gereksinimi olan kaloriyi sağlayan üç temel besin maddesi protein, karbonhidrat ve yağdır. Bugünkü yazımızda yağların, daha sonraki haftalarda da protein ve karbonhidratların sağlıklı beslenmedeki yerini; nasıl, ne türde ve ne miktarlarda alınmasının yararlı ya da zararlı olacağını işleyeceğiz. Besinlerdeki ve bedendeki farklı kimyasal yapıda birkaç madde, yağ başlığı altında toplanır.

          1- Trigliseritler

          2- Fosfolipidler

          3- Kolesterol

          Trigliseriitler ve fosfolipidler yağ asitlerinden oluşur. Kolesterol yağ asidi içermez ama sterol çekirdeği yağ asitlerinin yıkım ürünlerinden sentezlenir. Bu nedenle birçok fiziksel ya da kimyasal niteliği yağlarla ortaktır. Trigliseritler tıpkı karbonhidratlar gibi vücutta metabolik işlemler için enerji sağlamak üzere kullanılırlar. Kolesterol ve fosfolipidler belli yapısal amaçlarla (hücrelerin zarlarına yapısal bir bileşen olarak katılırlar) ve hücre içi başka işlevlerde kullanılmak üzere tüm vücuda dağılırlar. Kolesterolün az bir miktarı böbreküstü bezinde kortizon, yumurtalıklarda östrojen ve progesteron, testislerde testosteron yapımında kullanılır. Çeşitli vücut işlevlerinde görevli olan yağlar ancak doğru türde ve miktarda alınırsa yararlıdır.

          Fazla doymuş yağ tüketimi kalp-damar hastalığı, diyabet, kanser başta olmak üzere birçok hastalığa zemin hazırlar. Yağlar vücudumuzda ve besinlerimizde doymuş ve doymamış yağlar olarak bulunur. Oda sıcaklığında katı olan tereyağı, kuyruk yağı, iç yağları hayvansal yağlardır ve doymuş yağ türüdür. Margarinlerin hammaddesi ayçiçeği, soya gibi doymamış bitkisel yağlar olduğu halde yapaysal olarak hidrojenle doyurulmuş ve katı, doymuş yağ haline getirilmiştir. Bu sırada sıvıyağların yapısında doğal olarak bulunan yağ asitlerinin bir kısmı "trans yağ asidi" denilen başka bir forma dönüşür. Margarinin sert ya da yumuşak olmasına göre trans yağ içeriği çok ya da daha azdır. Yumuşak margarinlerin trans yağ içeriği daha düşüktür. Zeytinyağı, ayçiçeği, mısırözü yağları gibi bitkisel yağlar ve balıkyağı, doymamış yağlardır ve oda sıcaklığında sıvıdırlar. Bitkisel yağlar hindistan cevizi ve palmiye (hurma) yağı dışında doymamış yağlardır.

          Doymamış yağların içerdiği yağ asitlerinde hidrojenle dolu olmayan çift bağlar vardır. Zeytinyağının, yer fıstığının yağ asitleri tek çift bağ içerdiğinden tekli doymamış yağdır. Ayçiçeği, mısırözü, soya ve balık yağındaki yağ asitleri birden çok çift bağ içerdiklerinden çoklu doymamış yağdır. Besinlerle aldığımız yağlar olduğu gibi, değişikliğe uğramadan yağ hücrelerine taşınır. Ayrıca vücuda gerekenden fazla karbonhidrat girdiğinde fazla miktar hemen karaciğerde trigliserite (yağa) dönüştürülür ve bu biçimiyle yağ dokusunda depolanır. Karbonhidratlardan yağ yapımı çok önemlidir. Çünkü vücuttaki hücrelerin çoğunda fazla miktarda glikojen depolayabilecek yer yoktur. Bir kimse karbonhidrat olarak depolayabileceği miktardan 200 kat fazla yağ depolayabilir.

          Ayrıca her gram yağ her gram glikojene oranla iki katından fazla enerji içerdiğinden, birey yağ depoladığında daha fazla enerji yedeği kazanır. Proteinlerden de trigliserit (yağ) sentezi olur. Enerji için gerekli olan miktardan fazla protein tüketildiğinde; enerji fazlasının büyük bir bölümü yağ olarak depolanır. Demek ki besinlerimizle aldığımız üç temel kalori maddesi (karbonhidrat, protein ve yağ) fazla tüketildiklerinde yağ olarak yağ hücrelerinde depolanmaktadır. Zaten yağ dokusunun temel görevi trigliseritleri gerek duyuluncaya kadar depolamaktır. Yağ asitlerinin yakılması ve oksidasyonu hücrelerin çekirdeklerindeki mitokondrilere (enerji santralleri) taşınarak gerçekleşir. Hücrelerdeki kimyasal reaksiyonlarda yakıt olarak kullanılacak enerji kaynağına gereksinim vardır. Karbonhidratlardan elde edilen glikoz, yağlardan elde edilen yağ asitleri ve proteinden elde edilen aminoasitlerin mitokondride oksijenle reaksiyona girmesi sonucunda hücreler için yakıt olan ATP (Adenozin Trifosfat) oluşur.

          Doğru yağ seçimi

          Çoğu insan hayvansal yağların ve işlenmiş yiyeceklerde kullanılan trans yağların yerine zeytinyağı yemekle ideal diyet uyguladıklarını sanırlar. Gerçi zeytinyağı ya da diğer bitkisel sıvıyağlar gibi doymamış yağları tüketmek, hayvansal katı yağları (tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı vb.) ve trans yağları (margarinler) tüketmeye göre daha az zararlıdır. Ancak zeytinyağı bile olsa; yağ gibi kalorisi çok, şişmanlatıcı vitamin, mineral fitokimyasallar ve liften yoksun bir yiyecekle tam sağlıklı bir diyet bağdaşmaz. Çünkü zeytinyağı kalorisi tereyağından da çok olan, en şişmanlatıcı besin maddelerinden biridir. Kilo almak kolesterolü artırır. Ayrıca zeytinyağının yüzde 14 ü doymuş yağdır.

          Çok zeytinyağı tüketilirse damar sertliğine yol açan zararlı doymuş yağlar da fazlaca alınır. Yağ kaynağı olarak doğal kuruyemiş, çekirdek ve zeytin gibi işlenmemiş yiyecekler tüketilirse, içerdikleri fitosterol ve diğer doğal maddelerle kolesterolü düşürürler. Akdeniz diyetinin iyiliği bol zeytinyağı kullanımına değil, çok fazla sebze ve meyve tüketimine bağlıdır. Eğer inceyseniz ve çok egzersiz yapıyorsanız günde 1 yemek kaşığı zeytinyağı kullanabilirsiniz. Ancak kilolu iseniz en iyisi hiç yağ kullanmamaktır. Gerçi sebzeler pişirildiğinde, ya da yağ ile birlikte yendiğinde bazı besin maddeleri daha iyi emilir; ancak ısıya duyarlı çoğu yok olur. Örneğin pişmiş yemeklerde vitaminlerin yüzde 80 i, minerallerin yüzde 40 ı kaybolur. Yağ asitlerinin bazıları vücutta üretilmediği için mutlaka besinlerle alınması gerekir. Bunlara temel (esansiyel) yağ asitleri denir.

          Bu yağ asitleri besinlerle alınması zorunlu doymamış yağlardır. En önemli iki temel yağ asidi Omega 3 (alfa-linolenik asit) ve Omega 6 (linoleik asit) yağ asitleridir. Günümüzdeki olağan beslenme ile aşırı Omega 6 yağı ve çok az Omega 3 yağı alınır. Omega 3 yağlarının nispeten düşük olması kalp-damar hastalığı, bağışıklık sistemi bozukluğu, cilt hastalıkları ve daha birçok hastalığa yol açmaktadır. Omega 3 yağı keten tohumu, ceviz, soya fasulyesi, yeşil yapraklı sebzelerde vardır. Balıkta da Omega 3 yağ asitleri bulunur. Ancak balıkta cıva bulunmakta, çok tüketilmesi vücutta yüksek cıva birikmesine neden olarak kalp hastalığı ve diğer bazı hastalıkların riskini artırmaktadır. Balık diğer hayvan ürünlerine tercih edilmeli ancak haftada 2 kereden fazla yenmemelidir. Hatta kalp-damar hastalığı riski olanlar hayvansal besinleri en iyisi tümüyle kesmeli, Omega 3 yağ asitlerini bitkisel kaynaklardan sağlamalıdır.
          DOYMAMIS YAGLARI TERCIH EDIN...

          (HEM KENDINIZDE HEMDE BEBEKLERINIZDE)



          Yağ genellikle sofralarımızdan eksik olmaz. Oysa özellikle de doymamış olanlar sağlımız için son derece tehlikelidir. Makro besinler olarak tanımlanan ve vücudun gereksinimi olan kaloriyi sağlayan üç temel besin maddesi protein, karbonhidrat ve yağdır. Bugünkü yazımızda yağların, daha sonraki haftalarda da protein ve karbonhidratların sağlıklı beslenmedeki yerini; nasıl, ne türde ve ne miktarlarda alınmasının yararlı ya da zararlı olacağını işleyeceğiz. Besinlerdeki ve bedendeki farklı kimyasal yapıda birkaç madde, yağ başlığı altında toplanır.

          1- Trigliseritler

          2- Fosfolipidler

          3- Kolesterol

          Trigliseriitler ve fosfolipidler yağ asitlerinden oluşur. Kolesterol yağ asidi içermez ama sterol çekirdeği yağ asitlerinin yıkım ürünlerinden sentezlenir. Bu nedenle birçok fiziksel ya da kimyasal niteliği yağlarla ortaktır. Trigliseritler tıpkı karbonhidratlar gibi vücutta metabolik işlemler için enerji sağlamak üzere kullanılırlar. Kolesterol ve fosfolipidler belli yapısal amaçlarla (hücrelerin zarlarına yapısal bir bileşen olarak katılırlar) ve hücre içi başka işlevlerde kullanılmak üzere tüm vücuda dağılırlar. Kolesterolün az bir miktarı böbreküstü bezinde kortizon, yumurtalıklarda östrojen ve progesteron, testislerde testosteron yapımında kullanılır. Çeşitli vücut işlevlerinde görevli olan yağlar ancak doğru türde ve miktarda alınırsa yararlıdır.

          Fazla doymuş yağ tüketimi kalp-damar hastalığı, diyabet, kanser başta olmak üzere birçok hastalığa zemin hazırlar. Yağlar vücudumuzda ve besinlerimizde doymuş ve doymamış yağlar olarak bulunur. Oda sıcaklığında katı olan tereyağı, kuyruk yağı, iç yağları hayvansal yağlardır ve doymuş yağ türüdür. Margarinlerin hammaddesi ayçiçeği, soya gibi doymamış bitkisel yağlar olduğu halde yapaysal olarak hidrojenle doyurulmuş ve katı, doymuş yağ haline getirilmiştir. Bu sırada sıvıyağların yapısında doğal olarak bulunan yağ asitlerinin bir kısmı "trans yağ asidi" denilen başka bir forma dönüşür. Margarinin sert ya da yumuşak olmasına göre trans yağ içeriği çok ya da daha azdır. Yumuşak margarinlerin trans yağ içeriği daha düşüktür. Zeytinyağı, ayçiçeği, mısırözü yağları gibi bitkisel yağlar ve balıkyağı, doymamış yağlardır ve oda sıcaklığında sıvıdırlar. Bitkisel yağlar hindistan cevizi ve palmiye (hurma) yağı dışında doymamış yağlardır.

          Doymamış yağların içerdiği yağ asitlerinde hidrojenle dolu olmayan çift bağlar vardır. Zeytinyağının, yer fıstığının yağ asitleri tek çift bağ içerdiğinden tekli doymamış yağdır. Ayçiçeği, mısırözü, soya ve balık yağındaki yağ asitleri birden çok çift bağ içerdiklerinden çoklu doymamış yağdır. Besinlerle aldığımız yağlar olduğu gibi, değişikliğe uğramadan yağ hücrelerine taşınır. Ayrıca vücuda gerekenden fazla karbonhidrat girdiğinde fazla miktar hemen karaciğerde trigliserite (yağa) dönüştürülür ve bu biçimiyle yağ dokusunda depolanır. Karbonhidratlardan yağ yapımı çok önemlidir. Çünkü vücuttaki hücrelerin çoğunda fazla miktarda glikojen depolayabilecek yer yoktur. Bir kimse karbonhidrat olarak depolayabileceği miktardan 200 kat fazla yağ depolayabilir.

          Ayrıca her gram yağ her gram glikojene oranla iki katından fazla enerji içerdiğinden, birey yağ depoladığında daha fazla enerji yedeği kazanır. Proteinlerden de trigliserit (yağ) sentezi olur. Enerji için gerekli olan miktardan fazla protein tüketildiğinde; enerji fazlasının büyük bir bölümü yağ olarak depolanır. Demek ki besinlerimizle aldığımız üç temel kalori maddesi (karbonhidrat, protein ve yağ) fazla tüketildiklerinde yağ olarak yağ hücrelerinde depolanmaktadır. Zaten yağ dokusunun temel görevi trigliseritleri gerek duyuluncaya kadar depolamaktır. Yağ asitlerinin yakılması ve oksidasyonu hücrelerin çekirdeklerindeki mitokondrilere (enerji santralleri) taşınarak gerçekleşir. Hücrelerdeki kimyasal reaksiyonlarda yakıt olarak kullanılacak enerji kaynağına gereksinim vardır. Karbonhidratlardan elde edilen glikoz, yağlardan elde edilen yağ asitleri ve proteinden elde edilen aminoasitlerin mitokondride oksijenle reaksiyona girmesi sonucunda hücreler için yakıt olan ATP (Adenozin Trifosfat) oluşur.

          Doğru yağ seçimi

          Çoğu insan hayvansal yağların ve işlenmiş yiyeceklerde kullanılan trans yağların yerine zeytinyağı yemekle ideal diyet uyguladıklarını sanırlar. Gerçi zeytinyağı ya da diğer bitkisel sıvıyağlar gibi doymamış yağları tüketmek, hayvansal katı yağları (tereyağı, iç yağı, kuyruk yağı vb.) ve trans yağları (margarinler) tüketmeye göre daha az zararlıdır. Ancak zeytinyağı bile olsa; yağ gibi kalorisi çok, şişmanlatıcı vitamin, mineral fitokimyasallar ve liften yoksun bir yiyecekle tam sağlıklı bir diyet bağdaşmaz. Çünkü zeytinyağı kalorisi tereyağından da çok olan, en şişmanlatıcı besin maddelerinden biridir. Kilo almak kolesterolü artırır. Ayrıca zeytinyağının yüzde 14 ü doymuş yağdır.

          Çok zeytinyağı tüketilirse damar sertliğine yol açan zararlı doymuş yağlar da fazlaca alınır. Yağ kaynağı olarak doğal kuruyemiş, çekirdek ve zeytin gibi işlenmemiş yiyecekler tüketilirse, içerdikleri fitosterol ve diğer doğal maddelerle kolesterolü düşürürler. Akdeniz diyetinin iyiliği bol zeytinyağı kullanımına değil, çok fazla sebze ve meyve tüketimine bağlıdır. Eğer inceyseniz ve çok egzersiz yapıyorsanız günde 1 yemek kaşığı zeytinyağı kullanabilirsiniz. Ancak kilolu iseniz en iyisi hiç yağ kullanmamaktır. Gerçi sebzeler pişirildiğinde, ya da yağ ile birlikte yendiğinde bazı besin maddeleri daha iyi emilir; ancak ısıya duyarlı çoğu yok olur. Örneğin pişmiş yemeklerde vitaminlerin yüzde 80 i, minerallerin yüzde 40 ı kaybolur. Yağ asitlerinin bazıları vücutta üretilmediği için mutlaka besinlerle alınması gerekir. Bunlara temel (esansiyel) yağ asitleri denir.

          Bu yağ asitleri besinlerle alınması zorunlu doymamış yağlardır. En önemli iki temel yağ asidi Omega 3 (alfa-linolenik asit) ve Omega 6 (linoleik asit) yağ asitleridir. Günümüzdeki olağan beslenme ile aşırı Omega 6 yağı ve çok az Omega 3 yağı alınır. Omega 3 yağlarının nispeten düşük olması kalp-damar hastalığı, bağışıklık sistemi bozukluğu, cilt hastalıkları ve daha birçok hastalığa yol açmaktadır. Omega 3 yağı keten tohumu, ceviz, soya fasulyesi, yeşil yapraklı sebzelerde vardır. Balıkta da Omega 3 yağ asitleri bulunur. Ancak balıkta cıva bulunmakta, çok tüketilmesi vücutta yüksek cıva birikmesine neden olarak kalp hastalığı ve diğer bazı hastalıkların riskini artırmaktadır. Balık diğer hayvan ürünlerine tercih edilmeli ancak haftada 2 kereden fazla yenmemelidir. Hatta kalp-damar hastalığı riski olanlar hayvansal besinleri en iyisi tümüyle kesmeli, Omega 3 yağ asitlerini bitkisel kaynaklardan sağlamalıdır.
          Yağlar, uzun yıllar kilo aldırmaktan tutun da cilt sorunlarına, kalp hastalıklarına ve kanser gibi ölümcül hastalıklara kadar pek çok sağlık sorununun sorumlusu olarak suçlu sandalyesine oturtuldu. Bu nedenle bize söylenen hep sağlıklı ve uzun yaşamak için yağ tüketimini en aza indirgememiz hatta formda kalabilmek için tamamen uzak durmamız oldu.
          Oysa yaşam için ihtiyacımız olan en önemli besin kaynaklarından biri, yağlar. Yağlar olmadığı takdirde vücudumuz sağlık için çok gerekli olan A, D, E ve K vitaminlerini özümseyemiyor. Yağlar, önemli enerji kaynağı. 1 gram yağ, protein ve karbonhidratların iki katı kadar enerji sağlıyor ve vücudun enerji kıtlığında depolanabiliyor. Ayrıca sinir sistemi, beyin ve cinsiyet gibi hayati vücut işlevleri ve vücut ısısını dengeliyor. Yağların bir diğer artısı da kalp, böbrek ve sinirler gibi yaşamsal organların etrafını sararak zedelenmelerini önlemeleri. Yağlar ayrıca vücudumuzda yapılamayan ve ancak besinler yoluyla alınan “omega” denilen yağ asitlerinin vücuda alımını sağlıyor.

          OMEGA NEDİR?
          'Omega' ismini kimyasal yapısından almış. Halk arasında “balıkyağı” olarak bilinen Omega-3 ile bitkisel yağlarda bulunan Omega-6 yağ asitleri döllenme anından başlayarak anne karnından itibaren yaşam boyunca vücudumuzdaki doku hücrelerinin önemli yapı taşlarını oluşturuyorlar. Bağışıklık sistemini güçlendirerek kalp, kanser, romatoit artrid ve sedef hastalıklarından koruma sağlıyor.
          Bilim adamlarının benzersiz ve güçlü ilaç olarak adlandırdıkları Omega-3 yağ asitleri olmadan “beden çöker” demek hiç de abartılı olmaz. Çünkü bu yağ asitleri hücrelerin davranışını kontrol ediyor ve her hücre nasıl işliyorsa, bedenin tümü de öyle işliyor. Hücrelerin her birindeki en ufak bir yağ asidi dengesizliği, onların çıldırmalarına ve tüm bedende kaos ortamı oluşturmalarına yol açıyor.
          Omega-3, retina, beyin ve sperm hücrelerinin işlevlerini hatasız olarak yerine getirmeleri açısından gerekli. Eksikliği, retinada görme fonksiyonunun azalmasına yol açabiliyor. Ayrıca, ruh hali, konsantrasyon, bellek, dikkat ve davranış bozukluklarına neden olabiliyor.
          Omega-3 doğanın en harika çok yönlü ilaçlarından biri. Kolesterol düşürücü ilaçlar kadar etkili. Yüksek trigliseridler için bilinen en iyi ilaç. Ayrıca damar sertliği ve tıkanıklılığı, enfeksiyon hastalıkları ve davranış bozuklukları üzerinde olumlu etkilere sahip.
          Gerek Omega-3 gerekse Omega-6 yağ asitlerinin dengeli alımı, sağlığımız için temel olan ideal kan dolaşımını sağlıyor. Ayrıca beynin gelişimine, sağlıklı büyümeye ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyor. Cildin nemini koruyarak, genç görünmesine ve tüm cilt hücrelerinin işlevlerini düzenlenmesine yardımcı oluyor.
          Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilen ideal denge, her 5-10 gram Omega-6 yağ asidine karşılık 1 gram Omega-3 yağ asidi şeklinde. Aşırı Omega-6 yağ asiti alımı Omega-3 yağ asitlerinin yararını baltayabiliyor.
          Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri vücutta görevleri gereği kendi aralarında sürekli rekabet halindedirler. Omega-3, kanın akışkanlığını sağlarken, Omega-6 pıhtılaşmayı artırıyor. Omega-6, büyüme ve cilt için gerekli, Omega-3 ise sağlıklı ve uzun bir ömrün anahtarı. Aşırı Omega-6 alımı kanı pıhtılaştırmanın yanı sıra kolesterol plaklarının oluşumunu kolaylaştırıp, alerji ve iltihaba bağlı hastalıkların gelişimine yol açıyor.
          Omega-3 ise tam tersini yani kanın pıhtılaşmasını, kolesterolün yükselmesini ve iltihabi hastalıkların oluşumunu engelliyor.
          Omega-6 en çok bitkisel sıvıyağlarda, Omega-3 ise en çok yağlı balıklarda bulunuyor. Balıklar bu maddeyi yosun ve planktonlardan elde ediyorlar.

          OMEGANIN YARARLARI
          Omega yağlarının dengeli alımı vücudu pek çok hastalıklardan koruyor.
          Kalp hastalıklarına karşı koruyor
          Kötü kolesterolü düşürüp, iyi kolesterolü artırıyor. Düşük kolesterol seviyesini normal değere çıkartıyor. Kalp krizinde etken bir rol oynayan trigliserid seviyesini azaltıyor. Kanın akışkanlığını sağlayarak, kalp tarafından kolayca pompalanmasına yardımcı oluyor. Böylece damar tıkanıklığı (tromboz) ya da damarlara yağ birikimini (arterioskelerosis) önlüyor. Kalp krizi riskini en aza indirgiyor. Kalp hastalıklarının bir sebebi de ırsidir. Bu nedenle ailesinde kalp hastalığı olanların küçük yaşlardan itibaren dengeli omega yağı almaları ilerki yaşlarda kalp riskini azaltabiliyor.
          Kansere karşı etkili
          Vücudumuzda bulunan kötü huylu hücreleri baskı altında tutabilmek ve yok edebilmek için bağışıklık sistemi omega yağlarından güç alıyor. Yapılan araştırmalarda göğüs, prostat ve kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünde omega yağ asitlerinin yararlı olduğu gözlendi.
          Kangreni önlüyor
          Kanı inceltip damarları koruyor ve pıhtılaşmayı önlüyor. Kanın tüm vücutta dolaşmasını sağlayarak parmak ucu hissizleşmesini, el ve ayak parmaklarının dolaşıma bağlı üşümesini önlüyor veya azaltıyor.
          Diyabeti geciktiriyor
          Yapılan son araştırmalar balıkta bulunan Omega-3 yağ asitlerinin insülinin işlevini artırarak ve diyabette özellikle de tip II diyabetlilerde hastalığı geciktirdiği ortaya çıktı.
          Yaşlanmayı durduruyor
          Omega yağ asitleri serbest radikallere karşı savaşarak cilt hücrelerinin yaşlanmasını engelliyor. Hücreleri yenileyip cildi güzelleştiriyor.
          Migrene iyi geliyor
          Kanın beyin damarlarında rahatça dolaşmasını sağlayarak migren tipi ağrıları önlüyor.
          İltihabi hastalıkları önlüyor
          Güçlü bir bağışıklık sistemi için omega yağları çok önemli. Başta gribal enfeksiyonlar olmak üzere, sedef, romatoit artartrit, astım ve alerji gibi hastalıkların tedavisinde önemli rol oynuyor.
          Depresyonu tetikliyor
          Yeni Zelanda, Kanada ve Almanya gibi Omega-3 yağının Omega-6 yağına oranla daha az tüketildiği toplumlarda depresyon vakaları, dengeli Omega-3 yağı tüketen Japonya'dan 5 kat daha fazla.

          OMEGA YAĞLARI EN ÇOK KİMLERE GEREKLİ?
          Hamile kadınlar ve bebekler
          Omega, anne karnındaki bebeğin sağlıklı gelişimi için elzem bir yağ asidi. Beyin, kalp, damarlar ve gözlerin sağlıklı gelişmesinde önemli rol oynuyor. İnsan beyni doğumdan önceki son üç ayda hızla büyür,doğumdan sonraki ilk 12 haftada bu büyüme hızı 3 kat artıyor. Bu nedenle hamile ve emzikli annelerin Omega-3 ve Omega 6 içeren gıdaları yeterince ve dengeli biçimde almaları çok önemli.Omega-3 ve 6 dengesiyle beslenen annelerin bebeklerinde beyin,sinir sistemi ve görme yetenekleri sağlıklı gelişiyor. Omega yağları ayrıca,çocuğun matematik zekasını geliştirip,okuma,telaffuz ve yazma beceresini arttırıyor. Eksikliği halinde çocuklarda davranış bozukluklarına (hiperaktivite,dikkat eksikliği gibi) yol açıyor.
          Yetişkinler
          Zamanla bu yağ asidinin azalması bellek kaybı, bunama ve depresyon gibi sorunlara yol açıyor. Bunama hastalığı olarak bilinen Alzheimer üzerinde yapılan araştırmalarda hastalığın balık yemeyen toplumlarda daha sık rastlandığı ortaya çıktı. Omega yağları ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirerek pek çok ölümcül hastalığın tedavisinde de önemli rol oynuyor.
          Omega-3 üzerine yapılan araştırmalar
          Değerli bir Omega-3 kaynağı olan balıkyağı, ilk kez 1752 yılında Dr. Samuel Kay tarafından romatizmal ağrılar ve kemik hastalıkları tedavisinde kullanıldı. Viktorya döneminde gut, verem, bronşit, kronik cilt hastalıkları ve raşitizm gibi hastalıkların iyileşmesinde etkili olduğu saptandı. Uzun yıllar balık yemenin sağlığımıza yararlı olduğu bilindi bilinmesine de hangi alanda iyileştirici etkisi olduğu henüz tam olarak saptanmamıştı. Ta ki 1912 yılında vitaminlerin sağlığımız üzerindeki önemi keşfedilene kadar. Balık yağının en zengin A ve D vitaminleri kaynağı olduğu anlaşıldıktan sonra bu konuda araştırmalar hızlandı. 1976 yılında Eskimolar üzerinde yapılan bir araştırma bilim dünyasını şaşkına çevirdi. Aşırı hayvansal yağla beslendikleri halde Grönland Eskimolarının kanlarındaki kolesterol oranı çok düşüktü. Koroner kalp hastalıkları, kanser ve romatoit artrid hastalıklarının oranı diğer toplumlara göre çok azdı.
          Bunun üzerine eskimoların beslenme alışkanlıkları araştırıldı ve günde ortalama 400 gr yağlı balıklar ve deniz ürünleri yedikleri ortaya çıktı. Etkin faktörün bu hayvanlarda bulunan Omega-3 adlı yağ asitleri olduğu anlaşıldı. 1980'lerin ortalarında balıktaki kolesterol düşürücü maddelerden birinin Omega-3 yağ asitleri olduğu kesinleşti.
          Hollanda'da yapılan 20 yıllık bir araştırmada günde en az 28 gr balık yiyenlerde, hiç tüketmeyenlere göre kalp krizine bağlı ölüm oranının yarı yarıya azaldığı kaydedildi. 1983 yılında kalp krizi geçirmiş erkeklere Omega-3 içeren bir diyet uygulatarak sonraki atakların riski araştırıldı ve yağlı balık yiyenlerin yemeyenlere oranla ölüm oranının yüzde 29 azaldığı anlaşıldı.
          Araştırmalar, bol balıkla beslenen toplumlarda kanser oranının düşük olduğu görüldü. 32 ülke arasında yapılan bir incelemede en çok balık yiyen toplumlarda meme kanseri en düşük oranda görülmekte.

          OMEGA YAĞ ASİTLERİ HANGİ BESİNLERDE BULUNUYOR?
          Omega-3 (Alfa linolenik asit): Yağlı balıklar ve deniz ürünleri (özellikle uskumru, sardalye, hamsi ve somon gibi) ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, mısır, mısır unu, keten tohumu yağı, tatlı patates, marul, lahana, brokoli ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor.

          UZMANLARIN ÖNERİSİ
          Haftada en az 2-3 kez balık yiyin. Balığı kızartmak yerine ızgara ya da buğulama olarak yemeyi tercih edin. Eğer ailenizde kalp hastalığı varsa Omega-3 içerikli bir beslenme alışkanlığı edinin ve bunu ömür boyu sürdürün. Dengeli omega yağ asidi alımı, sizi kalp krizi riskinden koruyacak.
          Hamileler ve süt veren anneler haftada 4-5 kez balık yemeli. Balık yemediği günler Omega-3 yağ asitlerini içeren besinleri almalı.
          Her sabah kahvaltıda 2-3 ceviz yiyin. Balık kadar olmasa da değerli bir Omega-3 kaynağı olan ceviz, kalbi koruyor ve beynin performansını artırıyor.
          Orta yaşlılar 'alzhemeir' hastalığından korunmak için bol bol balık yemeli. Bu mümkün değilse doktora danışarak balıkyağı hapları almalı.
          ------------------------------------------------------------------




          Yağlar insan vücudu için gerekli olan enerjinin en önemli kaynaklarından biridir. her bir gram yağda 9 kalori bulunur. Diğer kalori kaynakları olan karbonhidrat ve proteinlerin bir gramında 4 kalori, alkolün ise bir gramında 7 kalori bulunur.
          Vücudumuz beslenme ile aldığı yağı depolar ,( vücudun yağ depolama kapasitesi sınırsızdır) enerjiye gereksinimi olduğu zaman bu depoları kullanır. Yağlar ayrıca A, D, E, K vitamini gibi yağda eriyen vitaminlerin emilimini sağlar, vücut ısısının korunmasını ve organların dış darbelerden korunmasını sağlar.

          Ancak yağın fazlası obezite, kalp hastalıkları ve kansere neden olabilir. Önerilen günlük yağ alımı günlük gereksinim duyulan kalorinin % 25-35 ini karşılayacak miktarlarda olmalıdır.
          Yağlar yağ asitleri denilen temel ünitelerden oluşur. Yağların tipleri çeşitli farklı özellikleri olan yağ asitlerinin değişik karışımı ile oluşur:
          Doymuş Yağlar:
          Genel olarak hayvansal gıdalarda bulunan doymuş yağlar fazla alındığında kolesterol düzeyini yükseltir, kalp hastalıkları, kanser ve şişmanlık için risk faktörleri oluşturur.Doymuş yağ asitlerinde yağ asidi zincirini teşkil eden karbonların zincir haricinde olan bağlarının hepsi Hidrojenle bağlanmıştır.Doymuş yağ asitleri insan vücudunda sentez edilirler.Hiç yağ yenmese bile bu tip yağ asitleri karbonhidrat ve protein metabolizması ile oluşan moleküllerden sentez edilebilir.
          Et, tam yağlı mandıra ürünlerinde (peynir, süt ve dondurma), kümes hayvanlarının derisinde ve yumurta sarısında bulunur. Hindistan cevizi, hurma yağı ve kakao yağı gibi bazı bitkisel besinler de doymuş yağ bakımından zengindir. Doymuş yağlar oda sıcaklığında katı haldedirler. Ancak zeytinyağ, ayçiçek yağı, kanola yağı, soya yağı, yerfıstığı yağı gibi sıvı yağlar da çok küçük miktarlarda olsa bile doymuş yağ içerirler.
          Doymuş yağlar vücutta hem toplam kolesterol, hem de kötü kolesterol olarak bilinen LDL (düşük yoğunluklu kolesterolün) yükselmesine neden olur.Bu da kalp hastalığı riskini arttırır.
          Günlük alınan toplam kalorinin en fazla % 7 sinin diyetteki doymuş yağlardan gelmesi önerilmektedir. Örneğin günlük 2000 kalori alan bir kişi en fazla 140 kaloriyi diyetindeki doymuş yağlarla alabilir. Yağın her bir gramında 9 kalori olduğu düşünülürse günlük alınacak maksimum doymuş yağ miktarı 15-16 gr civarında olmalıdır.
          Doymamış Yağlar:
          Doymamış yağlar vücudun gereksinim duyduğu zorunlu yağ asitlerinin en iyi kaynaklarıdır.Oda sıcaklığında sıvı haldedirler ve büyük çoğunluğu bitkisel kaynaklıdır.Doymamış Yağ asitlerinde bir veya daha fazla karbonun birer bağı hidrojenle bağlanmamıştır.
          Doymamış yağlar tekli (monoansatüre) ve çoklu (poliansatüre) yağlar olarak ikiye ayrılırlar.Tekli doymamış yağ asitleri insan vücüdunda sentez edilebilir.Tekli doymamış yağların günlük kalori gereksiniminin maksimum % 15 ini, çoklu doymamış yağ asitlerinin ise maksimum % 10'unu karşılayacak şekilde alınması önerilmektedir.
          Tekli doymamış yağlar Zeytin ve kanola yağları, kabuklu yemişler ( fındık, fıstık, ceviz), kabuklu yemiş yağları (yer fıstığı ve badem yağları), avokado tekli doymamış yağları çok miktarda içerir. Bu yağlar oda sıcaklığında sıvı halde kalırken buzdolabına konduğunda yavaşça katılaşır.Çoklu doymamış yağlar gibi oksidasyona yatkın değildirler. Doymuş yağların yerine tekli doymamış yağların konması HDL kolesterol azalmasına karşı koyarken hem total hem de LDL kolesterolü azaltacaktır.
          Çoklu doymamış yağlar: Diyette doymuş yağ asitlerinin yerine çoklu doymamış yağların konmasiyle LDL'de düşme sağlanabilir. Çoklu doymamış yağ asitlerinin omega-3 ve omega-6 yağ asitleri olmak üzere iki ana grup vardır.
          Omega-6 yağ asitlerinden (major omega-6 yağ asidi Linoleik Asittir) zengin bitkisel yağlar mısır özü, ayçiçeği, soya fasülyesi yağıdır.Vücutta Linoleik asit araşidonik aside metabolize olur, bir kısmı da gamma linoleik aside dönüştürülür. Linoleik asit vücutta serbest radikal oksidasyonuna yatkın olduğundan, diyette alınan linoleik asit miktarı total kalorinin %10'unu geçmemelidir.
          Omega-3 yağ asitlerinin major yağ asidi Alfa Linoleik Asittir. Alfa linolenik asit vücutta eikosapentaenoik aside (EPA) ve dokosahexaenoik aside (DHA) metabolize olur. Eikozapentanoik asit ve dokosahegzanoik asit soğuk su balıklarında ( somon, sardalya, uskumru, ton balığı vs.) bol miktarda bulunmaktadır. Balıklardaki bu yağ asidinin kaynağı beslendikleri deniz yosunlarıdır. Omega-3 yağ asitleri trigliserid düzeyini düşürürler ve yemek sonrası trigliserid artışını da engellemekte çok etkindirler. Bu etki LDL- ve VLDL yüksekliği gösteren kombine hiperlipidemilerin tedavisinde yararlı olabilir. Bunların kalp koruyucu etkisi, ayrıca, koagülasyon eğilimini, aritmileri ve ani ölümü azaltmalarına bağlıdır . Omega-3 yağ asitlerini tüketenlerde koroner kalp hastalığına bağlı ölümler daha düşük bulunmuştur . Yapılan çalışmalarda etkili bulunan omega-3 yağ asidi dozu 850 mg ile 1.5 g'dır. Günde yağlı bir porsiyon balık yenmesi ile yaklaşık 900 mg omega-3 yağ asidi alınabilmektedir. Bu nedenle haftada en az 2 defa balık yenilmesi (300 g) önerilmektedir. Diğer bir omega-3 yağ asidi, alfa-linoleik asitin de MI riskini azalttığını gösteren çalışmalar vardır. Bu nedenle omega-3 yağ asitlerinin diyetle alınımı arttırılmalıdır. Omega-3 yağ asitleri yağlı deniz balıklarından başka bazı bitkilerde keten-tohumu ve yağında, kanola yağında, soya yağında ve fındıkta bulunmaktadır. Günde 5-6 adet gibi az miktarda fındık yenmesinin küçük bir yararı sözkonusu olabilecekken, total kaloriyi ve omega-6 yağ asitleri alımını da arttıracak şekilde daha fazla tüketilmesinin bir itiyat haline gelmesinden, kaçınılmalıdır.
          Omega-6 ve Omega-3 yağ asitlerinin ne oranlarda alınması gerektiği konusunda henüz tam bir görüş birliğine varılmamıştır. Son zamanlarda diyetle alınacak Omega-6/Omega-3 oranının 3/1 olması gerektiği konusunda yoğunlaşılmıştır. Ancak 1/1 olması konusunda da görüş bildiren çalışmalar vardır. Kaba olarak diyetle alınan omega-3 ü arttırmak, omega-6 yı ise sınırlamak akılcı olacaktır.
          Trans Yağlar:
          Trans yağlar, sıvı bitki yağlarının hidrojenizasyonu ile oluşan yağlardır.Yağ ne kadar hidrojene ise oda sıcaklığında o kadar katı olacaktır.
          Hidrojenize bitkisel yağlar ile pişirilen yiyeceklerde bulunurlar. Krakerler, margarinler, patates cipsleri, patlamış mısır, kremalı-karamelli bisküviler, şekerlemelerde bulunur. Trans yağları bazı et ve mandıra ürünlerinde de doğal olarak bulunabilir.
          Trans yağlar en tehlikeli yağlardandır. Vücuttaki LDL(kötü kolesterol) düzeyini yüksellttiği gibi HDL (iyi kolesterol) düzeyini de düşürür.Ayrıca kanser riskini (özellikle göğüs kanseri) arttırdığı düşünülmektedir. Kaçınılması gereken yağlardır.

          Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Balıkçılık Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sevim Köse, balık ve diğer su ürünlerinin içerdiği protein, yağ ve vitaminlerin niteliği bakımından insan beslenmesinde önemli bir besin kaynağı olduğunu ifade etti. Balıkların kalp damar hastalıklarında yararlı etkileri olduğunun hemen hemen herkes tarafından bilindiğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Köse, “Artık 'balık ye, kalbini koru' şeklindeki sloganlar ya da tavsiyeler hem uzmanlar, hem halk arasında hem de balık tanıtım reklamlarında sıkça gündeme gelmektedir” dedi.

          İÇERDİĞİ YAĞDAN KAYNAKLANIYOR
          Balıktaki hangi madde ya da maddelerin sağlık için yararlı etkiyi yaptığı ve her balık aynı ölçüde mi yararlıdır sorularının cevabı herkes tarafından bilinmediğini vurgulayan Yrd. Doç. Köse, şöyle devam etti: “Balıkların insan sağlığı açısından önemi, özellikle içerdikleri yağdan kaynaklanmaktadır. Balık yağındaki omega 3 yağ asitleri insan sağlığı açısından yararlı etkiyi yapan maddelerdir. Bu etki omega 3 grubu yağ asitlerinden EPA (eikosapentaeonik asit) ve DHA (dokosaheksaenoik asit) adlı iki önemli yağ asidi çeşidinden kaynaklanmaktadır. Çeşitli yayın ya da kaynaklarda omega 3 içeren pek çok gıda türü verilmektedir. Ancak EPA ve DHA genelde balık yağlarında bulunmaktadır.”
          Yağlı balıklarda fazla bulunuyor
          Her balık ya da su ürününün yeterince omega 3 yağ asidi içermeyebileceğini belirten Yrd. Doç. Dr. Köse, bu asidin, yağlı balıklarda fazla bulunduğunu, bu balıklara, somon, uskumru, ton balığı, alabalık, hamsi, tirsi ve morina balığı gibi balıkların örnek verilebileceğini kaydetti.

          BALIK YAĞI TABLETLERİYLE DE ALINABİLİR
          Yrd. Doç. Dr. Köse, DHA ve EPA asitlerinin, yağlı balıklardan direk olarak alınabileceği gibi, eczanelerde satılan balık yağı tabletleriyle alınabileceğini vurgulayarak, şöyle konuştu: “Eğer diyetimizde sağlık açısından sıkça balık tüketiyorsak bunun yanında E vitamini içeren gıdalar ya da E vitamini tabletleri almamız gereklidir. Balık yağı tabletleri, E vitamini eklenmiş olarak satılmaktadır. Bunu nedeni, balık yağındaki yüksek oranda çoklu doymamış yağ asitleri olan omega 3 ve diğerleri yaşlanmayı hızlandırıcı etkisi olduğu ve bunun da E vitamini takviyesiyle engellendiğidir. Yani bol balık yiyelim ancak bunu E vitamini ile yiyelim. İçeriğinde bulunan Omega 3 yağ asidi, iyi kolesterolü yükseltir ve yüksek tansiyonu düşürür, kalp damar hastalıkları riskini azaltır. Aynı zamanda kanser riskini azaltır, yaşa bağlı hastalıkları önler, büyüme ve gelişmeyi olumlu etkiler.”

          ANTİDEPRESAN YERİNE OMEGA 3
          Omega 3 yağ asitleri yiyenlerde depresyonun azaldığı ve dolayısıyla intihar risklerinin azalttığının ortaya koyulduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Köse, “Antidepresanlar yerine belli miktarlarda omega 3 yağı alımının antidepresan ilaçlardan daha yararlı olacağı düşünülmektedir. Omega 3 yağı beyindeki uyarıcıların doğru çalışmasını sağladığından dolayı faydalı olmaktadır. Son yıllarda özellikle hamile kadınlarda depresyonu engelleyici olarak önerilmiştir” diye konuştu.
          Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

          Yorum yap


          • #6
            OMEGA 3 VE OMEGA 6 arasında ki oran

            Omega 3 özellikle ceviz, fındık, soya fasulyesi, kanola bitkisi ve yeşil sebzelerin yanı sıra balık yağı ve soğuk su balıklarında; Omega 6 ise ayçiçeği, mısır ve tahıl ürünlerinde bulunuyor.

            Omega yağlarının faydaları neler?
            Vücudun ana fonksiyonlarını düzenler.
            Kalp hastalıkları riskini azaltır.
            Düzenli kan dolaşımını sağlar ve kandaki kolesterolün düşürülmesine neden olur.
            Hücre ve beyin gelişimine yardımcı olur.
            Cildin sağlıklı, saçların parlak olmasını sağlar.
            Mutlu ve zinde hissettirir.

            OMEGA 3 VE OMEGA 6
            Omega 3 ve Omega 6 bitkisel çoklu doymamış yağlar, vücut için son derece gerekli yağlardan. Omega 3 ve Omega 6 diğer yağlardan farklı olarak vücut tarafından üretilemiyor besinler yoluyla dışarıdan alınması gerekiyor. Kendi aralarında rekabet halinde olan Omega 3 ve Omega 6 yağlarının faydalı olabilmeleri için daima dengeli alınmaları gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)'ne göre bu denge 1 gr. Omega 3 yağına karşılık en az 5 en çok 10 gr. Omega 6 olmalı.

            Omega 3 ve Omega 6, düzenli kan dolaşımı ve kalp sağlığı, beyin ve hücre gelişimi, zihinsel aktiviteyi artırmak, mutlu ve zinde hissetmek için çok önemli faydalar sağlıyor. Omega 3 ve Omega 6 dengesi ayrıca böbrek fonksiyonlarına olumlu katkılarının yanı sıra, kan şekeri seviyesinin kontrol edilmesine yardımcı oluyor. Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengesi, çocukların büyüme döneminde, hücre ve beyin gelişimine katkıda bulunurken enfeksiyonlara karşı güçlü bir savunma sistemi oluşturuyor.
            Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

            Yorum yap


            • #7
              Omega 3 ve Omega 6’nın İdeal Dengesiyle Gelen Sağlık

              · Düzenli kan dolaşımına yardımcı olur. Kanın akışkanlığına yardımcı olan Omega 3 ve kanın pıhtılaşmasını sağlayan Omega 6’nın 1/5-10 oranındaki dengeli alımı ideal kan dolaşımına katkıda bulunurken vücudun tüm fonksiyonlarını başarıyla gerçekleştirmesine zemin hazırlar. Bu dengede, damar kaslarının elastikiyetini fazlalaştırarak kanın rahat akmasını sağlar, oksijenin kan akışı içerisinde transferinin yapılmasına yardımcı olur.

              · Kalp hastalıkları riskinin azaltılmasına yardımcı olur. Kalp ve damar hastalıkları Batı toplumlarında önde gelen ölüm nedenidir ve istatistiklere göre gelişmiş ülkelerdeki tüm ani ölümlerin en az %50’sinden sorumludur.

              Kalp ve damar hastalıklarına neden olan sekiz ana faktör vardır. Bunlar sigara ve alkol kullanımı, yüksek tansiyon, kandaki şeker miktarı, stres, aşırı kilo, soya çekim, düzenli egzersizin ihmal edilmesi ve kolesterol seviyesidir. Bu faktörlerin bazıları kontrol edilebilir, bazıları edilemez. Kolesterol de kontrol edilebilir faktörlerden biridir. Omega 3 ve Omega 6 dengeli beslenme, kolesterolü kontrol altında tutmanın yoludur.

              Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengede alımı kandaki kolesterol seviyesini düşürerek kalp sağlığını korur, kalp ve damar hastalıkları riskini azaltır. Sağladığı düzenli kan dolaşımı sayesinde kanda pıhtı oluşma ya da damarlarda kalp krizine yol açabilecek herhangi bir tıkanma riskini azaltır. Bu dengede yüksek kan basıncını, düzensiz ve aritmik kalp atışlarını önlemeye yardımcı olur.



              · Hücre gelişimine katkıda bulunur. Omega 3 ve Omega 6’nın ideal dengede alımı hücre zarının akışkanlığını sağlayan önemli etkenlerden biridir. Hücre zarında tepkilerin alımı ve transferinde etkin rol oynar. Elzem yağlar etkisini hücrelerin etkinliğini arttırarak gösterir. Bu da vücudun her santimetrekaresinde daha fazla sağlık anlamına gelir. Retina güçlenir ve gözler daha iyi görür, kalp daha iyi çalışır, cilt sağlıklı ve pürüzsüz bir görünüm kazanır, vücut enfeksiyonlara karşı daha dirençli olur.

              · Enfeksiyonlara karşı güçlü bir savunma sisteminin kurulmasını sağlar. Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengesi vücudun savunma sistemini güçlendirerek hastalıklarla daha kolay başa çıkmamızı sağlar. Avustralya Sydney’de Institute of Respiratory Medicine tarafından yapılan bir araştırmada inceleme altına alınan 468 çocuğun arasında, astım hastalığına karşı Omega dengeli beslenenlerin dengeli beslenmeyanlere oranla çok daha dayanıklı oldukları görülmüştür.

              Bugüne kadar yapılan pek çok araştırmada enfeksiyondan kaynaklanan birçok hastalığın tedavi sürecinde Omega yağlarının ideal dengesiyle beslenen hastalarda hastalık seyrinin çok daha iyi olduğu ve iyileşmenin hızla gerçekleştiği saptanmıştır.

              · Gebelik döneminde ve sonrasında bebeklerin beyin ve sinir sisteminin gelişimine yardımcı olur. Gebelik öncesinde ve sonrasında annenin sağlıklı beslenmesi bebeğin gelişimi ve sağlığı açısından son derece önemlidir. The Expert Committe of the United Nations and World Health Organization’s joint Food and Agriculture Organization tarafından yapılan açıklamaya göre Omega 3 ve Omega 6 dengesiyle beslenen annelerin bebeklerinde beyin, sinir sistemi ve görme yeteneklerinin gelişiminin bu dengeyle beslenmeyen annelerin bebeklerine oranla daha iyi olduğu kanıtlanmıştır. Omega yağları, doğum öncesinde kan yoluyla doğumdan sonra da anne sütüyle beynin ve retinanın gelişiminde kullanılmak üzere bebeğe aktarılır.

              Embriyonun beynin gelişimi ve beyin zarının yapılanması gebeliğin ilk birkaç haftası içinde gerçekleşir. Bu dönemde bebeğin büyümesi için harcanan enerjinin %70’lik gibi çok önemli bir kısmı sadece beyin gelişimi için harcanır. Bu oran doğumdan sonra %60’a düşer.

              Beynin %60’ı yağdan oluşur. Ve beyin gelişmek için Omega 6 ailesinden arachidonic acid (AA), Omega 3 ailesinden ise Docosahexaenoic Acid (DHA)’e ihtiyaç duyar. Annenin besininde bulunan %0.5 oranındaki DHA bile fetusun merkez sinir sisteminin normal gelişimini sağlar. Araştırmalar gebelik başından itibaren elzem yağ asitleri açısından yetersiz beslenmenin fetusun beyin gelişimini olumsuz yönde etkilediğini göstermiştir.

              · Mutlu ve zinde hissetmeye yardımcı olur.
              Pek çok araştırma Omega 3 ve Omega 6’nın dengeli alımı ile kandaki serotoninin bir göstergesi olan CSF 5-HIAA düzeyi arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Bilindiği gibi serotonin mutluluk duygusu üzerinde etkili olan bir madde. Omega dengeli bir beslenme serotonini arttırarak psikoloji üzerinde olumlu etki yaratıyor. Beyin hücrelerinin fonksiyonlarını yerine getirme başarısı hücre zarının akışkanlığıyla ilgilidir. Omega yağlarının ideal dengede tüketimi tüm hücrelerde olduğu gibi beyin hücre zarının da akışkanlığını arttırır. Hücre zarının akışkanlığını yitirmesi beynin pek çok fonksiyonunun yanı sıra davranışlarının ve psikolojinin olumsuz yönde etkilenmesine neden olur. Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengesi başta stres olmak üzere depresyon, öğrenim bozukluğu ve dikkat eksikliğinin görüldüğü ADD (Attention Deficit Disorder), şizofreni, kronik yorgunluk sendromu da dahil olmak üzere birçok psikolojik rahatsızlığa olumlu etki eder.

              Elzem yağlar son derece zengin enerji kaynağıdır. Karbonhidratlardan ve proteinlerden daha fazla enerji sağlar. Vücudun ihtiyaç duyduğu enerji karşılanmadığı zaman zayıflık, enerji eksikliği, yorgunluk ve hastalıklar başgösterir. Stresi ve yorgunluğu yenmek ve yaşam enerjisiyle dolmak için vücudun iyi yağlara, yani Omega yağlarına ihtiyacı vardır.

              · Kan şekeri seviyesinin kontrol altında tutulmasını sağlar. Son yıllarda yapılan bazı araştırmalar Omega 3 ve Omega 6 dengeli beslenmenin kan şekeri seviyesini kontrol altında tutmak amacıyla yapılan geleneksel düşük yağ rejimleri kadar başarılı olduğunu göstermiştir.

              · Kadınların adet ve menopoz döneminde yaşadıkları sorunların en aza indirilmesine yardımcı olur. Omega 3 ve Omega 6 yağları hormon düzenleyici etkileriyle adet döneminde yaşanan ruhsal gerginlik, aşırı duygusallık, sancı, hassasiyet gibi sorunların giderilmesine katkıda bulunuyor. Omega 3, adet öncesi sendromlar üzerinde etkili. Omega yağlarının ideal dengesi ayrıca 45 ile 55 yaşları arasında başlayan ve kadınları 6 ile 13 yıl arası etkileyen menopoz dönemi sorunlarının da azaltılmasına yardımcı oluyor.

              · Çok sayıda kadını orta yaş sonrası etkileyen kemik erimesi hastalığının tedavisine de katkıları vardır. Kemiklerin zayıflamasına, çabuk kırılmasına ve duruş bozukluklarına neden olan ve kalsiyum eksikliğinden meydana gelen kemik erimesi hastalığının tedavisinde de Omega 3 ve Omega 6 yağlarının olumlu etkileri bulunuyor. Omega 3 ve Omega 6 kalsiyumun vücutta absorbe edilmesini sağlayarak kemik şekillenmesi, yapılanması ve gelişmesi konusunda önemli rol oynuyor.

              · Sağlıklı ve pürüzsüz bir cilt ile canlı ve parlak saçlar Omega 3 ve Omega 6 dengesinin gözle görülebilir sonuçlarıdır. Sağlıklı ve güzel bir cilt için ne yenildiği ne sürüldüğünden daha büyük önem taşır. Yenilen besinler cilt açısından sürülen kremlerden ya da losyonlardan çok daha etkilidir.

              Cilt hücrelerinin vitaminlere ve minerallere ihtiyacı vardır. Yağlar da önemlidir, ancak doğru yağların tüketilmesi gerekir. Omega 3 ve Omega 6 dengeli beslenme cilt hücrelerini güçlü ve nemli tutar. Elzem yağlar cilt hücrelerini saran zarı güçlendirir. Cildin daha genç görünmesini sağlar, kırışıklıkları önler. Cilt üzerindeki yaraların enfeksiyon kapmasını engeller, çabuk iyileşmesine yardımcı olur. Elzem yağların eksikliği cildin kurumasına ve çabuk yaşlanmasına neden olur. Ayrıca Omega yağlarının ideal dengesiyle gelen düzenli kan dolaşımı sayesinde cilde daha fazla oksijen taşınır ve cilt beslenir.

              Omega 3 ve Omega 6 yağlarının ideal dengesi akne, siyah noktalar gibi cilt sorunlarının giderilmesinde de etkilidir. Bu gibi cilt problemleri A, D ve E vitaminleri eksikliğinin yanı sıra Omega elzem yağlarının eksikliğinden de kaynaklanır.
              Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

              Yorum yap


              • #8
                Omega 3 yağ asitlerini besinlerden mi yoksa kapsül formunda mı almak daha doğrudur

                Omega 3 yağ asitlerini besinlerden mi yoksa kapsül formunda mı almak daha doğrudur
                Omega 3 yağ asitleri başta balık,keten tohumu,semizotu,ceviz,fındık,badem, gibi besinlerde bulunabilir.Bu besinleri ömür boyu ve hergün tüketebilme olasılık dahilinde değildir.Bu nedenle saflaştırılmış ve yüksek emilimli gıda takviyeleri kullanmanızı öneririz.

                Omega 3 gıda takviyesi seçiminde nelere dikkat etmeliyiz ?
                Omega 3 gıda takviyesi seçerken dikkat edilmesi gereken en önemli husus üründe kullanılan kapsülün neden yapıldığıdır.Sığır ve domuz jelatininden imal edilen kapsülleri değil balık veya bitkisel jelatinden imal edilmiş olan ürünleri tercih etmelisiniz.

                Diyabet hastasıyım omega 3 kullanmam yarar sağlar mı ?

                Hangi süre ile Omega 3 kullanımına devam etmeliyim?


                Şunu unutmamalısınız ki omega 3 yağ asitleri vucudumuzun sentezleyemediği yağ asitlerindendir.Bu sebepten dolayı da ömür boyu takviye olarak dışarıdan alınmalıdır.Diyabet gibi kronik ve tedavisi olmayan bir rahatsızlıkta ise bu ihtiyaç çok daha fazla artmaktadır.Günlük 1000-1500 mg omega 3 almalısınız aksi taktirde kardiyovasküler problemler başta olmak üzere hipertansiyon,nefropati,dolaşım bozuklukları gibi problemlerle yüz yüze gelme olasılığı artacaktır.
                Kötü huylu kolesterolüm ve Trigliserit değerlerim yüksek çıktı.

                Omega 3 kullanmalı mıyım ?
                Günlük 1500 mg omega 3 tüketmeli ve kan değerlerinizi her 3 ayda bir kontrol ettirmenizi öneririz.
                Romatoid artrit hastasıyım, üstelik depresyona yatkınım, Omega 3 kapsül kullanmanın yan etkisi var mıdır?
                Omega 3 yağ asitleri vücudumuzun sentezleyemediği yağ asitleri olduğundan muhakkak surette dışarıdan takviye edilmesi gerekmektedir. Omega 3 yağ asitlerinin şimdiye kadar bilinen bir yan etkisi ortaya koyulmamıştır. Romatoid artiritli hastaların Omega 3 kullanımı ile kıkırdak dokusuna saldıran zararlı enzimlerin azaldığı keşfedilmiş ve bu düzenli Omega 3 tüketen Romatoid .Artritli hastaların ilaç ihtiyaçlarının azaldığı ortaya koyulmuştur. Ayrıca inflamasyonlu bir hastalık olan Romatoid Artrit sıkıntısında anti-inflamatuvar özelliği de ortaya çıkmaktadır. Depresyon sıkıntılarının önüne geçilmesi ve tedavisinde de Omega 3'ün etkin rol oynadığı klinik çalışmalarla ispat edilmiştir.

                Hangi Omega kapsülü daha sağlıklı nasıl bilebilirim?
                Omega 3 ürünlerini seçerken kapsülün yapıldığı hammaddenin sığır jelatini olmamasına dikkat etmenizi önermekteyiz. Sitemizde tanıtımlarını görmüş olduğunuz likid kapsül Omega 3 dünyanın en prestijli kapsül üretici olan Capsugel firmasından tedarik edilmekte olup, kapsülü de içi de tamamen doğaldır.
                Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                Yorum yap


                • #9
                  Omega Hangi Besinlerde Bulunur? Omega Yaglari En Cok Kimlere Gerekli, Omeganın Yarar

                  Omega Hangi Besinlerde Bulunur?

                  Omega-3 (Alfa linolenik asit): Yağlı balıklar ve deniz ürünleri (özellikle uskumru, sardalye, hamsi ve somon gibi) ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, mısır, mısır unu, keten tohumu yağı, tatlı patates, marul, lahana, brokoli ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor.

                  Uzmanların önerisi
                  * Haftada en az 2-3 kez balık yiyin. Balığı kızartmak yerine ızgara ya da buğulama olarak yemeyi tercih edin. Eğer ailenizde kalp hastalığı varsa Omega-3 içerikli bir beslenme alışkanlığı edinin ve bunu ömür boyu sürdürün. Dengeli omega yağ asidi alımı, sizi kalp krizi riskinden koruyacak.
                  * Hamileler ve süt veren anneler haftada 4-5 kez balık yemeli. Balık yemediği günler Omega-3 yağ asitlerini içeren besinleri almalı.
                  * Her sabah kahvaltıda 2-3 ceviz yiyin. Balık kadar olmasa da değerli bir Omega-3 kaynağı olan ceviz, kalbi koruyor ve beynin performansını artırıyor.
                  * Orta yaşlılar 'alzheimer' hastalığından korunmak için bol bol balık yemeli. Bu mümkün değilse doktora danışarak balıkyağı hapları almalı.

                  Omega Yaglari En Cok Kimlere Gerekli

                  Hamile kadınlar ve bebekler
                  Omega, anne karnındaki bebeğin sağlıklı gelişimi için elzem bir yağ asidi. Beyin, kalp, damarlar ve gözlerin sağlıklı gelişmesinde önemli rol oynuyor. İnsan beyni doğumdan önceki son üç ayda hızla büyür,doğumdan sonraki ilk 12 haftada bu büyüme hızı 3 kat artıyor.Bu nedenle hamile ve emzikli annelerin Omega-3 ve Omega 6 içeren gıdaları yeterince ve dengeli biçimde almaları çok önemli.Omega-3 ve 6 dengesiyle beslenen annelerin bebeklerinde beyin,sinir sistemi ve görme yetenekleri sağlıklı gelişiyor.Omega yağları ayrıca,çocuğun matematik zekasını geliştirip,okuma,telaffuz ve yazma beceresini arttırıyor.Eksikliği halinde çocuklarda davranış bozukluklarına (hiperaktivite,dikkat eksikliği gibi)yol açıyor.
                  Yetişkinler
                  Zamanla bu yağ asidinin azalması bellek kaybı,bunama ve depresyon gibi sorunlara yol açıyor.Bunama hastalığı olarak bilinen alzheimer üzerinde yapılan araştırmalarda hastalığın balık yemeyen toplumlarda daha sık rastlandığı ortaya çıktı.Omega yağları ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirerek pek çok ölümcül hastalığın tedavisinde de önemli rol oynuyor.
                  Omega-3 üzerine yapılan araştırmalar
                  Değerli bir Omega-3 kaynağı olan balıkyağı, ilk kez 1752 yılında Dr. Samuel Kay tarafından romatizmal ağrılar ve kemik hastalıkları tedavisinde kullanıldı. Viktorya döneminde gut, verem, bronşit, kronik cilt hastalıkları ve raşitizm gibi hastalıkların iyileşmesinde etkili olduğu saptandı. Uzun yıllar balık yemenin sağlığımıza yararlı olduğu bilindi bilinmesine de hangi alanda iyileştirici etkisi olduğu henüz tam olarak saptanmamıştı. Ta ki 1912 yılında vitaminlerin sağlığımız üzerindeki önemi keşfedilene kadar. Balık yağının en zengin A ve D vitaminleri kaynağı olduğu anlaşıldıktan sonra bu konuda araştırmalar hızlandı. 1976 yılında Eskimolar üzerinde yapılan bir araştırma bilim dünyasını şaşkına çevirdi. Aşırı hayvansal yağla beslendikleri halde Grönland Eskimolarının kanlarındaki kolesterol oranı çok düşüktü. Koroner kalp hastalıkları, kanser ve romatoit artrid hastalıklarının oranı diğer toplumlara göre çok azdı.
                  Bunun üzerine Eskimoların beslenme alışkanlıkları araştırıldı ve günde ortalama 400 gr yağlı balıklar ve deniz ürünleri yedikleri ortaya çıktı. Etkin faktörün bu hayvanlarda bulunan Omega-3 adlı yağ asitleri olduğu anlaşıldı. 1980′lerin ortalarında balıktaki kolesterol düşürücü maddelerden birinin Omega-3 yağ asitleri olduğu kesinleşti. Hollanda'da yapılan 20 yıllık bir araştırmada günde en az 28 gr balık yiyenlerde, hiç tüketmeyenlere göre kalp krizine bağlı ölüm oranının yarı yarıya azaldığı kaydedildi. 1983 yılında kalp krizi geçirmiş erkeklere Omega-3 içeren bir diyet uygulatarak sonraki atakların riski araştırıldı ve yağlı balık yiyenlerin yemeyenlere oranla ölüm oranının yüzde 29 azaldığı anlaşıldı.Araştırmalar, bol balıkla beslenen toplumlarda kanser oranının düşük olduğu görüldü. 32 ülke arasında
                  yapılan bir incelemede en çok balık yiyen toplumlarda meme kanseri en düşük oranda görülmekte.

                  Omeganın Yararları
                  * Omega yağlarının dengeli alımı vücudu pek çok hastalıklardan koruyor.
                  * Kalp hastalıklarına karşı koruyor
                  * Kötü kolesterolü düşürüp, iyi kolesterolü artırıyor.
                  * Düşük kolesterol seviyesini normal değere çıkartıyor.
                  * Kalp krizinde etken bir rol oynayan trigliserid seviyesini azaltıyor.
                  * Kanın akışkanlığını sağlayarak, kalp tarafından kolayca pompalanmasına yardımcı oluyor.
                  * Böylece damar tıkanıklığı (tromboz) ya da damarlara yağ birikimini (arterioskelerosis) önlüyor.
                  * Kalp krizi riskini en aza indirgiyor.
                  * Kalp hastalıklarının bir sebebi de ırsidir. Bu nedenle ailesinde kalp hastalığı olanların küçük yaşlardan itibaren dengeli omega yağı almaları ileriki yaşlarda kalp riskini azaltabiliyor.
                  Kansere karşı etkili
                  Vücudumuzda bulunan kötü huylu hücreleri baskı altında tutabilmek ve yok edebilmek için bağışıklık sistemi omega yağlarından güç alıyor. Yapılan araştırmalarda göğüs, prostat ve kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünde omega yağ asitlerinin yararlı olduğu gözlendi.
                  Kangreni önlüyor
                  Kanı inceltip damarları koruyor ve pıhtılaşmayı önlüyor. Kanın tüm vücutta dolaşmasını sağlayarak parmak ucu hissizleşmesini, el ve ayak parmaklarının dolaşıma bağlı üşümesini önlüyor veya azaltıyor.
                  Diyabeti geciktiriyor
                  Yapılan son araştırmalar balıkta bulunan Omega-3 yağ asitlerinin insülinin işlevini artırarak ve diyabette özellikle de tip II diyabetlilerde hastalığı geciktirdiği ortaya çıktı.
                  Yaşlanmayı durduruyor
                  Omega yağ asitleri serbest radikallere karşı savaşarak cilt hücrelerinin yaşlanmasını engelliyor. Hücreleri yenileyip cildi güzelleştiriyor.
                  Migrene iyi geliyor
                  Kanın beyin damarlarında rahatça dolaşmasını sağlayarak migren tipi ağrıları önlüyor.
                  İltihabi hastalıkları önlüyor
                  Güçlü bir bağışıklık sistemi için omega yağları çok önemli. Başta gribal enfeksiyonlar olmak üzere, sedef, romatoit artartrit, astım ve alerji gibi hastalıkların tedavisinde önemli rol oynuyor.
                  Depresyonu tetikliyor
                  Yeni Zelanda, Kanada ve Almanya gibi Omega-3 yağının Omega-6 yağına oranla daha az tüketildiği toplumlarda depresyon vakaları, dengeli Omega-3 yağı tüketen Japonya'dan 5 kat daha fazla.

                  Omega Nedir?
                  Omega adı akla bilim kurguyu getiriyor. Oysa ismini kimyasal yapısından almış. Halk arasında “balıkyağı” olarak bilinen Omega-3 ile bitkisel yağlarda bulunan Omega-6 yağ asitleri döllenme anından başlayarak anne karnından itibaren yaşam boyunca vücudumuzdaki doku hücrelerinin önemli yapı taşlarını oluşturuyorlar. Bağışıklık sistemini güçlendirerek kalp, kanser, romatoit artrid ve sedef hastalıklarından koruma sağlıyor.
                  Bilim adamlarının benzersiz ve güçlü ilaç olarak adlandırdıkları Omega-3 yağ asitleri olmadan “beden çöker” demek hiç de abartılı olmaz. Çünkü bu yağ asitleri hücrelerin davranışını kontrol ediyor ve her hücre nasıl işliyorsa, bedenin tümü de öyle işliyor. Hücrelerin her birindeki en ufak bir yağ asidi dengesizliği, onların çıldırmalarına ve tüm bedende kaos ortamı oluşturmalarına yol açıyor.
                  Omega-3, retina, beyin ve sperm hücrelerinin işlevlerini hatasız olarak yerine getirmeleri açısından gerekli. Eksikliği, retinada görme fonksiyonunun azalmasına yol açabiliyor. Ayrıca, ruh hali, konsantrasyon, bellek, dikkat ve davranış bozukluklarına neden olabiliyor.
                  Omega-3 doğanın en harika çok yönlü ilaçlarından biri. Kolesterol düşürücü ilaçlar kadar etkili. Yüksek trigliseridler için bilinen en iyi ilaç. Ayrıca damar sertliği ve tıkanıklılığı, enfeksiyon hastalıkları ve davranış bozuklukları üzerinde olumlu etkilere sahip.
                  Gerek Omega-3 gerekse Omega-6 yağ asitlerinin dengeli alımı, sağlığımız için temel olan ideal kan dolaşımını sağlıyor. Ayrıca beynin gelişimine, sağlıklı büyümeye ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyor. Cildin nemini koruyarak, genç görünmesine ve tüm cilt hücrelerinin işlevlerini düzenlenmesine yardımcı oluyor.
                  Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilen ideal denge, her 5-10 gram Omega-6 yağ asidine karşılık 1 gram Omega-3 yağ asidi şeklinde. Aşırı Omega-6 yağ asiti alımı Omega-3 yağ asitlerinin yararını baltalayabiliyor.
                  Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri vücutta görevleri gereği kendi aralarında sürekli rekabet halindedirler. Omega-3, kanın akışkanlığını sağlarken, Omega-6 pıhtılaşmayı artırıyor. Omega-6, büyüme ve cilt için gerekli, Omega-3 ise sağlıklı ve uzun bir ömrün anahtarı. Aşırı Omega-6 alımı kanı pıhtılaştırmanın yanı sıra kolesterol plaklarının oluşumunu kolaylaştırıp, alerji ve iltihaba bağlı hastalıkların gelişimine yol açıyor.
                  Omega-3 ise tam tersini yani kanın pıhtılaşmasını, kolesterolün yükselmesini ve iltihabi hastalıkların oluşumunu engelliyor.
                  Omega-6 en çok bitkisel sıvıyağlarda, Omega-3 ise en çok yağlı balıklarda bulunuyor. Balıklar bu maddeyi yosun ve planktonlardan elde ediyorlar.

                  Omega Yag Asitleri

                  Yağların, sağlığımız üzerindeki etkilerini inceleyen pek çok araştırma yapıldı. Sonuç olarak sağlıklı ve uzun bir yaşam için yağlara ve genç kalmak için de yağ asitlerine ihtiyacımız olduğu ortaya çıktı.
                  Yağlar, uzun yıllar kilo aldırmaktan tutun da cilt sorunlarına, kalp hastalıklarına ve kanser gibi ölümcül hastalıklara kadar pek çok sağlık sorununun sorumlusu olarak suçlu sandalyesine oturtuldu. Bu nedenle bize söylenen hep sağlıklı ve uzun yaşamak için yağ tüketimini en aza indirgememiz hatta formda kalabilmek için tamamen uzak durmamız oldu.
                  Oysa yaşam için ihtiyacımız olan en önemli besin kaynaklarından biri, yağlar. Yağlar olmadığı takdirde vücudumuz sağlık için çok gerekli olan A, D, E ve K vitaminlerini özümseyemiyor. Yağlar, önemli enerji kaynağı. 1 gram yağ, protein ve karbonhidratların iki katı kadar enerji sağlıyor ve vücudun enerji kıtlığında depolanabiliyor. Ayrıca sinir sistemi, beyin ve cinsiyet gibi hayati vücut işlevleri ve vücut ısısını dengeliyor. Yağların bir diğer artısı da kalp, böbrek ve sinirler gibi yaşamsal organların etrafını sararak zedelenmelerini önlemeleri. Yağlar ayrıca vücudumuzda yapılamayan ve ancak besinler yoluyla alınan “omega” denilen yağ asitlerinin vücuda alımını sağlıyor.
                  Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                  Yorum yap


                  • #10
                    Omega nedir? Omega ismini kimyasal yapısından almış.

                    Omega nedir?

                    Omega ismini kimyasal yapısından almış. Halk arasında Balıkyagı olarak bilinen Omega-3 ile bitkisel yaglarda bulunan Omega-6 ya asitleri döllenme anından başlayarak anne karnından itibaren yaşam boyunca vücudumuzdaki doku hücrelerinin önemli yapı taşlarını oluşturuyorlar. Ba ışıklık sistemini güçlendirerek kalp kanser romatoit artrid ve sedef hastalıklarından koruma saglıyor.
                    Omega-3 olmazsa beden çöker.

                    Bilim adamlarının benzersiz ve güçlü ilaç olarak adlandırdıkları Omega-3 ya asitleri olmadan beden çöker demek hiç de abartılı olmaz. Çünkü bu ya asitleri hücrelerin davranışını kontrol ediyor ve her hücre nasıl işliyorsa bedenin tümü de öyle işliyor. Hücrelerin her birindeki en ufak bir yag asidi dengesizligi onların çıldırmalarına ve tüm bedende kaos ortamı oluşturmalarına yol açıyor.

                    Sperm hücrelerine yararlı

                    Omega-3 retina beyin ve sperm hücrelerinin işlevlerini hatasız olarak yerine getirmeleri açısından gerekli. Eksikligi retinada görme fonksiyonunun azalmasına yol açabiliyor. Ayrıca ruh hali konsantrasyon bellek dikkat ve davranış bozukluklarına neden olabiliyor.


                    En etkili ilaç

                    Omega-3 doganın en harika çok yönlü ilaçlarından biri. Kolesterol düşürücü ilaçlar kadar etkili. Yüksek trigliseridler için bilinen en iyi ilaç. Ayrıca damar sertli i ve tıkanıklılı ı enfeksiyon hastalıkları ve davranış bozuklukları üzerinde olumlu etkilere sahip. Gerek Omega-3 gerekse Omega-6 ya asitlerinin dengeli alımı sa lı ımız için temel olan ideal kan dolaşımını sa lıyor. Ayrıca beynin gelişimine sa lıklı büyümeye ve ba ışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyor. Cildin nemini koruyarak genç görünmesine ve tüm cilt hücrelerinin işlevlerini düzenlenmesine yardımcı oluyor.

                    Önerilen ideal denge nedir?

                    Dünya Saglık Örgütü (WHO) tarafından önerilen ideal denge her 5-10 gram Omega-6 ya asidine karşılık 1 gram Omega-3 ya asidi şeklinde. Aşırı Omega-6 ya asiti alımı Omega-3 ya asitlerinin yararını baltayabiliyor. Omega-3 ve Omega-6 ya asitleri vücutta görevleri geregi kendi aralarında sürekli rekabet halindedirler. Omega-3 kanın akışkanlı ını sa larken Omega-6 pıhtılaşmayı artırıyor. Omega-6 büyüme ve cilt için gerekli Omega-3 ise saglıklı ve uzun bir ömrün anahtarı. Aşırı Omega-6 alımı kanı pıhtılaştırmanın yanı sıra kolesterol plaklarının oluşumunu kolaylaştırıp alerji ve iltihaba baglı hastalıkların gelişimine yol açıyor. Omega-3 ise tam tersini yani kanın pıhtılaşmasını kolesterolün yükselmesini ve iltihabi hastalıkların oluşumunu engelliyor. Omega-6 en çok bitkisel sıvıya larda Omega-3 ise en çok ya lı balıklarda bulunuyor. Balıklar bu maddeyi yosun ve planktonlardan elde ediyorlar.

                    Omeganın yararları

                    - Omega yaglarının dengeli alımı vücudu pek çok hastalıklardan koruyor. Kalp hastalıklarına karşı koruyor

                    - Kötü kolesterolü düşürüp iyi kolesterolü artırıyor. Düşük kolesterol seviyesini normal degere çıkartıyor. Kalp krizinde etken bir rol oynayan trigliserid seviyesini azaltıyor. Kanın akışkanlı ını sa layarak kalp tarafından kolayca pompalanmasına yardımcı oluyor. Böylece damar tıkanıklı ı (tromboz) ya da damarlara ya birikimini (arterioskelerosis) önlüyor. Kalp krizi riskini en aza indirgiyor. Kalp hastalıklarının bir sebebi de ırsidir. Bu nedenle ailesinde kalp hastalı ı olanların küçük yaşlardan itibaren dengeli omega ya ı almaları ilerki yaşlarda kalp riskini azaltabiliyor.

                    - Kansere karşı etkili. Vücudumuzda bulunan kötü huylu hücreleri baskı altında tutabilmek ve yok edebilmek için ba ışıklık sistemi omega yaglarından güç alıyor. Yapılan araştırmalarda gö üs prostat ve kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünde omega yag asitlerinin yararlı oldugu gözlendi.

                    - Kangreni önlüyor. Kanı inceltip damarları koruyor ve pıhtılaşmayı önlüyor. Kanın tüm vücutta dolaşmasını sa layarak parmak ucu hissizleşmesini el ve ayak parmaklarının dolaşıma ba lı üşümesini önlüyor veya azaltıyor.

                    - Diyabeti geciktiriyor. Yapılan son araştırmalar balıkta bulunan Omega-3 yag asitlerinin insülinin işlevini artırarak ve diyabette özellikle de tip II diyabetlilerde hastalı ı geciktirdi i ortaya çıktı.

                    - Yaşlanmayı durduruyor. Omega ya asitleri serbest radikallere karşı savaşarak cilt hücrelerinin yaşlanmasını engelliyor. Hücreleri yenileyip cildi güzelleştiriyor.

                    - Migrene iyi geliyor. Kanın beyin damarlarında rahatça dolaşmasını saglayarak migren tipi agrıları önlüyor.

                    - İltihabi hastalıkları önlüyor. Güçlü bir ba ışıklık sistemi için omega ya ları çok önemli. Başta gribal enfeksiyonlar olmak üzere sedef romatoit artartrit astım ve alerji gibi hastalıkların tedavisinde önemli rol oynuyor.

                    - Depresyonu tetikliyor. Yeni Zelanda Kanada ve Almanya gibi Omega-3 ya ının Omega-6 ya ına oranla daha az tüketildi i toplumlarda depresyon vakaları dengeli Omega-3 ya ı tüketen Japonyadan 5 kat daha fazla.

                    Omega yagları en çok kime gerekli?

                    - Hamile kadınlar ve bebekler; Omega anne karnındaki bebe in saglıklı gelişimi için elzem bir ya asidi. Beyin kalp damarlar ve gözlerin sa lıklı gelişmesinde önemli rol oynuyor. İnsan beyni dogumdan önceki son üç ayda hızla büyürdo umdan sonraki ilk 12 haftada bu büyüme hızı 3 kat artıyor. Bu nedenle hamile ve emzikli annelerin Omega-3 ve Omega 6 içeren gıdaları yeterince ve dengeli biçimde almaları çok önemli.Omega-3 ve 6 dengesiyle beslenen annelerin bebeklerinde beyinsinir sistemi ve görme yetenekleri sa lıklı gelişiyor. Omega ya ları ayrıcaçocu un matematik zekasını geliştiripokumatelaffuz ve yazma beceresini arttırıyor. Eksikli i halinde çocuklarda davranış bozukluklarına (hiperaktivitedikkat eksikli i gibi) yol açıyor.

                    - Yetişkinler; Zamanla bu yag asidinin azalması bellek kaybı bunama ve depresyon gibi sorunlara yol açıyor. Bunama hastalıgı olarak bilinen Alzheimer üzerinde yapılan araştırmalarda hastalıgın balık yemeyen toplumlarda daha sık rastlandıgı ortaya çıktı. Omega yagları ayrıca ba ışıklık sistemini güçlendirerek pek çok ölümcül hastalı ın tedavisinde de önemli rol oynuyor.

                    Omega yag asitleri nerelerde bulunuyor?

                    Omega-3 (Alfa linolenik asit): Ya lı balıklar ve deniz ürünleri (özellikle uskumru sardalye hamsi ve somon gibi) ceviz badem soya filizi kuru fasulye soya fasulyesi nohut mısır mısır unu keten tohumu yagı tatlı patates marul lahana brokoli ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor.

                    Uzmanlar ne öneriyor?

                    Haftada en az 2-3 kez balık yiyin. Balı ı kızartmak yerine ızgara ya da bu ulama olarak yemeyi tercih edin. E er ailenizde kalp hastalı ı varsa Omega-3 içerikli bir beslenme alışkanlı ı edinin ve bunu ömür boyu sürdürün. Dengeli omega ya asidi alımı sizi kalp krizi riskinden koruyacak. Hamileler ve süt veren anneler haftada 4-5 kez balık yemeli. Balık yemedi i günler Omega-3 yag asitlerini içeren besinleri almalı.

                    - Her sabah kahvaltıda 2-3 ceviz yiyin. Balık kadar olmasa da de erli bir Omega-3 kayna ı olan ceviz kalbi koruyor ve beynin performansını artırıyor. Orta yaşlılar Alzhemeir hastalıgından korunmak için bol bol balık yemeli. Bu mümkün de ilse doktora danışarak balıkyagı hapları almalı.
                    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                    Yorum yap


                    • #11
                      OMEGA YAĞ ASİDİ Yağların, sağlığımız üzerindeki etkilerini inceleyen pek çok araştırm

                      OMEGA YAĞ ASİDİ
                      Yağların, sağlığımız üzerindeki etkilerini inceleyen pek çok araştırma yapıldı. Sonuç olarak sağlıklı ve uzun bir yaşam için yağlara ve genç kalmak için de yağ asitlerine ihtiyacımız olduğu ortaya çıktı. Moleküllerindeki Karbon Sayısı ve Karbonlar arasında çift bağ bulunup bulunmamasına göre değişik
                      Yağ Asit'leri vardır.
                      Omega nedir?
                      Adını kimyasal yapısından almıştır. Halk arasında "balıkyağı" olarak bilinen Omega-3 ile bitkisel yağlarda bulunan Omega-6 ve zeytinyağında bulunan Omega-9 yağ asitleri döllenme anından başlayarak anne karnından itibaren yaşam boyunca vücudumuzdaki doku hücrelerinin önemli yapı taşlarını oluşturuyorlar.

                      Omega-3 Yağ Asidi
                      Bilim adamlarının benzersiz ve güçlü ilaç olarak adlandırdıkları Omega-3 yağ asitleri olmadan "beden çöker" demek hiç de abartılı olmaz. Çünkü bu yağ asitleri hücrelerin davranışını kontrol ediyor ve her hücre nasıl işliyorsa, bedenin tümü de öyle işliyor. Hücrelerin her birindeki en ufak bir yağ asidi dengesizliği, onların çıldırmalarına ve tüm bedende kaos ortamı oluşturmalarına yol açıyor. Omega-3 yağ asitleri, vücut için gerekli(esansiyel) olup gıdalardan elde edilmek zorundadır.
                      Anne-bebek sağlığında rolü Omega-3 yağ asitleri, anne karnındaki bebeğin sağlıklı gelişimine aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir:
                      Bebeğin beyin ve retina gelişiminin desteklenmesi
                      Erken doğum riskinin azaltılması
                      Hamilelik süresinin ve bebeğin doğum ağırlığının artırılması
                      Doğum sonrası depresyonundan korunması
                      Omega-3 yağ asitleri ayrıca çocuğun matematik zekâsının geliştirilmesine, okuma, telaffuz ve
                      yazma becerisinin artırılmasına yardımcı olabilir.
                      Zihin sağlığında rolü
                      Omega-3, beyin ve sinir sisteminde başlıca aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir:
                      Depresyon tedavisini desteklemesi
                      Bunama ve Alzheimer hastalığı riskinin azaltmasına yardımcı olması
                      Ruh hali, konsantrasyon, bellek, dikkat ve davranış bozukluklarına karşı yardımcı olması
                      Saldırganlık azaltmaya ve sakinleştirmeye yardımcı olması
                      Mizaç, tepkisellik ve kişilik üzerinde olumlu etkisi olması Göz sağlığında rolü
                      Yüksek doz omega-3 alımı gözde yaşa bağlı olarak gelişen sarı nokta hasarları riskini
                      önleyebilmektedir. Omega-3 yağ asitleri eksikliğinde, retinada görme fonksiyonunun azaldığı tespit
                      edilmiştir.
                      Kemik-eklem sağlığında rolü
                      Omega-3 kemik ve eklem sağlığında başlıca aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir:
                      Kemiklerde kalsiyum toplanmasına destek olarak güçlenmelerinin sağlanması
                      Eklem iltihabı ve kıkırdağa zarar veren enzim aktivitesinin azaltılması
                      Eklemlerde hassasiyet ve sabah sertliğinin azaltılması
                      Romatoid artritli hastada ilaç ihtiyacının azaltılması
                      Kalp-damar sağlığında rolü
                      Yapılan araştırmalarda, omega-3 yağ asitlerinin dengeli alımının özellikle kalp ve damar hastalıkları açısından yararlı olduğu vurgulanmaktadır. Omega-3 tüketenlerde koroner kalp hastalığına bağlı ölümler daha düşük bulunmuştur. Omega-3, kalp ve damar sağlığında başlıca aşağıdaki şekillerde yardımcı olabilir: Kalp damar hastalığı riski olanların ya da bu hastalığa yakalanmış olanların kalp sağlığını korumaya yardımcı olması. Damar sertliği oluşumunun yavaşlatılması

                      Trigliseritlerin kan düzeyini düşürülmesi
                      Kalp hastalıklarında "kötü kolesterol"ün (LDL) düşürülüp, "iyi kolesterol"ün (HDL) artırılması. Kalp krizi sonrası felç, ikinci bir kalp krizi ya da ölüm riskinin azaltılması Bulunduğu besinler Omega-3:Soğuk sularda yaşayan yağlı balıklar (somon balığı), Orkinos tipi ton balığı, uskumru, sardalya, hamsi, Ada çayı (%64), Kivi (%62), Perilla(%58), Semizotu(%35) daha az oranlarda ceviz, badem, fındık, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, mısır, mısır unu,
                      keten tohumu yağı, kanola yağı, soya yağı, tatlı patates, marul, lahana, brokoli ve diğer yeşil yapraklı sebzelerde bulunur.

                      BESLENME ÖNERİLERİ
                      Haftada en az 2-3 kez balık yiyin. Balığı kızartmak yerine ızgara ya da buğulama olarak yemeyi tercih edin. Eğer ailenizde kalp hastalığı varsa Omega-3 içerikli bir beslenme alışkanlığı edinin ve bunu ömür boyu sürdürün. Dengeli omega yağ asidi alımı, sizi kalp krizi riskinden koruyacak.Hamileler ve süt veren anneler haftada 4-5 kez balık yemeli. Balık yemediği günler Omega-3 yağ asitlerini içeren besinleri almalı.Her sabah kahvaltıda 2-3 ceviz yiyin. Balık kadar olmasa da değerli bir Omega-3 kaynağı olan ceviz, kalbi koruyor ve beynin performansını artırıyor.Orta yaşlılar 'alzhemeir' hastalığından korunmak için bol bol balık yemeli. Bu mümkün değilse doktora danışarak balıkyağı hapları almalı.
                      Yemeklerde kullanılan yağ oranını azaltın. Özellikle de hayvansal gıdaların görünür yağlarını sofranızdan uzak tutun.
                      Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                      Yorum yap


                      • #12
                        Omega Yağ Asitleri: Kangreni önlüyor, Migrene iyi geliyor

                        Omega Yağ Asitleri

                        Yağların, sağlığımız üzerindeki etkilerini inceleyen pek çok araştırma yapıldı. Sonuç olarak sağlıklı ve uzun bir yaşam için yağlara ve genç kalmak için de yağ asitlerine ihtiyacımız olduğu ortaya çıktı.
                        Yağlar, uzun yıllar kilo aldırmaktan tutun da cilt sorunlarına, kalp hastalıklarına ve kanser gibi ölümcül hastalıklara kadar pek çok sağlık sorununun sorumlusu olarak suçlu sandalyesine oturtuldu. Bu nedenle bize söylenen hep sağlıklı ve uzun yaşamak için yağ tüketimini en aza indirgememiz hatta formda kalabilmek için tamamen uzak durmamız oldu.
                        Oysa yaşam için ihtiyacımız olan en önemli besin kaynaklarından biri, yağlar. Yağlar olmadığı takdirde vücudumuz sağlık için çok gerekli olan A, D, E ve K vitaminlerini özümseyemiyor. Yağlar, önemli enerji kaynağı. 1 gram yağ, protein ve karbonhidratların iki katı kadar enerji sağlıyor ve vücudun enerji kıtlığında depolanabiliyor. Ayrıca sinir sistemi, beyin ve cinsiyet gibi hayati vücut işlevleri ve vücut ısısını dengeliyor. Yağların bir diğer artısı da kalp, böbrek ve sinirler gibi yaşamsal organların etrafını sararak zedelenmelerini önlemeleri. Yağlar ayrıca vücudumuzda yapılamayan ve ancak besinler yoluyla alınan "omega" denilen yağ asitlerinin vücuda alımını sağlıyor.
                        Omega nedir?
                        'Omega' adı akla bilim kurguyu getiriyor. Oysa ismini kimyasal yapısından almış. Halk arasında "balıkyağı" olarak bilinen Omega-3 ile bitkisel yağlarda bulunan Omega-6 yağ asitleri döllenme anından başlayarak anne karnından itibaren yaşam boyunca vücudumuzdaki doku hücrelerinin önemli yapı taşlarını oluşturuyorlar. Bağışıklık sistemini güçlendirerek kalp, kanser, romatoit artrid ve sedef hastalıklarından koruma sağlıyor.
                        Bilim adamlarının benzersiz ve güçlü ilaç olarak adlandırdıkları Omega-3 yağ asitleri olmadan "beden çöker" demek hiç de abartılı olmaz. Çünkü bu yağ asitleri hücrelerin davranışını kontrol ediyor ve her hücre nasıl işliyorsa, bedenin tümü de öyle işliyor. Hücrelerin her birindeki en ufak bir yağ asidi dengesizliği, onların çıldırmalarına ve tüm bedende kaos ortamı oluşturmalarına yol açıyor.

                        Omega-3, retina, beyin ve sperm hücrelerinin işlevlerini hatasız olarak yerine getirmeleri açısından gerekli. Eksikliği, retinada görme fonksiyonunun azalmasına yol açabiliyor. Ayrıca, ruh hali, konsantrasyon, bellek, dikkat ve davranış bozukluklarına neden olabiliyor.
                        Omega-3 doğanın en harika çok yönlü ilaçlarından biri. Kolesterol düşürücü ilaçlar kadar etkili. Yüksek trigliseridler için bilinen en iyi ilaç. Ayrıca damar sertliği ve tıkanıklılığı, enfeksiyon hastalıkları ve davranış bozuklukları üzerinde olumlu etkilere sahip.
                        Gerek Omega-3 gerekse Omega-6 yağ asitlerinin dengeli alımı, sağlığımız için temel olan ideal kan dolaşımını sağlıyor. Ayrıca beynin gelişimine, sağlıklı büyümeye ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyor. Cildin nemini koruyarak, genç görünmesine ve tüm cilt hücrelerinin işlevlerini düzenlenmesine yardımcı oluyor.
                        Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilen ideal denge, her 5-10 gram Omega-6 yağ asidine karşılık 1 gram Omega-3 yağ asidi şeklinde. Aşırı Omega-6 yağ asiti alımı Omega-3 yağ asitlerinin yararını baltalayabiliyor.
                        Omega-3 ve Omega-6 yağ asitleri vücutta görevleri gereği kendi aralarında sürekli rekabet halindedirler. Omega-3, kanın akışkanlığını sağlarken, Omega-6 pıhtılaşmayı artırıyor. Omega-6, büyüme ve cilt için gerekli, Omega-3 ise sağlıklı ve uzun bir ömrün anahtarı. Aşırı Omega-6 alımı kanı pıhtılaştırmanın yanı sıra kolesterol plaklarının oluşumunu kolaylaştırıp, alerji ve iltihaba bağlı hastalıkların gelişimine yol açıyor.
                        Omega-3 ise tam tersini yani kanın pıhtılaşmasını, kolesterolün yükselmesini ve iltihabi hastalıkların oluşumunu engelliyor.
                        Omega-6 en çok bitkisel sıvıyağlarda, Omega-3 ise en çok yağlı balıklarda bulunuyor. Balıklar bu maddeyi yosun ve planktonlardan elde ediyorlar.
                        Omeganın Yararları
                        * Omega yağlarının dengeli alımı vücudu pek çok hastalıklardan koruyor.
                        * Kalp hastalıklarına karşı koruyor
                        * Kötü kolesterolü düşürüp, iyi kolesterolü artırıyor.
                        * Düşük kolesterol seviyesini normal değere çıkartıyor.
                        * Kalp krizinde etken bir rol oynayan trigliserid seviyesini azaltıyor.
                        * Kanın akışkanlığını sağlayarak, kalp tarafından kolayca pompalanmasına yardımcı oluyor.
                        * Böylece damar tıkanıklığı (tromboz) ya da damarlara yağ birikimini (arterioskelerosis) önlüyor.
                        * Kalp krizi riskini en aza indirgiyor.
                        * Kalp hastalıklarının bir sebebi de ırsidir. Bu nedenle ailesinde kalp hastalığı olanların küçük yaşlardan itibaren dengeli omega yağı almaları ileriki yaşlarda kalp riskini azaltabiliyor.
                        Kansere karşı etkili
                        Vücudumuzda bulunan kötü huylu hücreleri baskı altında tutabilmek ve yok edebilmek için bağışıklık sistemi omega yağlarından güç alıyor. Yapılan araştırmalarda göğüs, prostat ve kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünde omega yağ asitlerinin yararlı olduğu gözlendi.

                        Kangreni önlüyor
                        Kanı inceltip damarları koruyor ve pıhtılaşmayı önlüyor. Kanın tüm vücutta dolaşmasını sağlayarak parmak ucu hissizleşmesini, el ve ayak parmaklarının dolaşıma bağlı üşümesini önlüyor veya azaltıyor.

                        Diyabeti geciktiriyor
                        Yapılan son araştırmalar balıkta bulunan Omega-3 yağ asitlerinin insülinin işlevini artırarak ve diyabette özellikle de tip II diyabetlilerde hastalığı geciktirdiği ortaya çıktı.

                        Yaşlanmayı durduruyor
                        Omega yağ asitleri serbest radikallere karşı savaşarak cilt hücrelerinin yaşlanmasını engelliyor. Hücreleri yenileyip cildi güzelleştiriyor.

                        Migrene iyi geliyor
                        Kanın beyin damarlarında rahatça dolaşmasını sağlayarak migren tipi ağrıları önlüyor.

                        İltihabi hastalıkları önlüyor
                        Güçlü bir bağışıklık sistemi için omega yağları çok önemli. Başta gribal enfeksiyonlar olmak üzere, sedef, romatoit artartrit, astım ve alerji gibi hastalıkların tedavisinde önemli rol oynuyor.

                        Depresyonu tetikliyor
                        Yeni Zelanda, Kanada ve Almanya gibi Omega-3 yağının Omega-6 yağına oranla daha az tüketildiği toplumlarda depresyon vakaları, dengeli Omega-3 yağı tüketen Japonya'dan 5 kat daha fazla.

                        Omega Yağları En Çok Kimlere Gerekli?

                        Hamile kadınlar ve bebekler
                        Omega, anne karnındaki bebeğin sağlıklı gelişimi için elzem bir yağ asidi. Beyin, kalp, damarlar ve gözlerin sağlıklı gelişmesinde önemli rol oynuyor. İnsan beyni doğumdan önceki son üç ayda hızla büyür,doğumdan sonraki ilk 12 haftada bu büyüme hızı 3 kat artıyor.Bu nedenle hamile ve emzikli annelerin Omega-3 ve Omega 6 içeren gıdaları yeterince ve dengeli biçimde almaları çok önemli.Omega-3 ve 6 dengesiyle beslenen annelerin bebeklerinde beyin,sinir sistemi ve görme yetenekleri sağlıklı gelişiyor.Omega yağları ayrıca,çocuğun matematik zekasını geliştirip,okuma,telaffuz ve yazma beceresini arttırıyor.Eksikliği halinde çocuklarda davranış bozukluklarına (hiperaktivite,dikkat eksikliği gibi)yol açıyor.


                        Yetişkinler
                        Zamanla bu yağ asidinin azalması bellek kaybı,bunama ve depresyon gibi sorunlara yol açıyor.Bunama hastalığı olarak bilinen alzheimer üzerinde yapılan araştırmalarda hastalığın balık yemeyen toplumlarda daha sık rastlandığı ortaya çıktı.Omega yağları ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirerek pek çok ölümcül hastalığın tedavisinde de önemli rol oynuyor.

                        Omega-3 üzerine yapılan araştırmalar
                        Değerli bir Omega-3 kaynağı olan balıkyağı, ilk kez 1752 yılında Dr. Samuel Kay tarafından romatizmal ağrılar ve kemik hastalıkları tedavisinde kullanıldı. Viktorya döneminde gut, verem, bronşit, kronik cilt hastalıkları ve raşitizm gibi hastalıkların iyileşmesinde etkili olduğu saptandı. Uzun yıllar balık yemenin sağlığımıza yararlı olduğu bilindi bilinmesine de hangi alanda iyileştirici etkisi olduğu henüz tam olarak saptanmamıştı. Ta ki 1912 yılında vitaminlerin sağlığımız üzerindeki önemi keşfedilene kadar. Balık yağının en zengin A ve D vitaminleri kaynağı olduğu anlaşıldıktan sonra bu konuda araştırmalar hızlandı. 1976 yılında Eskimolar üzerinde yapılan bir araştırma bilim dünyasını şaşkına çevirdi. Aşırı hayvansal yağla beslendikleri halde Grönland Eskimolarının kanlarındaki kolesterol oranı çok düşüktü. Koroner kalp hastalıkları, kanser ve romatoit artrid hastalıklarının oranı diğer toplumlara göre çok azdı.

                        Bunun üzerine Eskimoların beslenme alışkanlıkları araştırıldı ve günde ortalama 400 gr yağlı balıklar ve deniz ürünleri yedikleri ortaya çıktı. Etkin faktörün bu hayvanlarda bulunan Omega-3 adlı yağ asitleri olduğu anlaşıldı. 1980'lerin ortalarında balıktaki kolesterol düşürücü maddelerden birinin Omega-3 yağ asitleri olduğu kesinleşti. Hollanda'da yapılan 20 yıllık bir araştırmada günde en az 28 gr balık yiyenlerde, hiç tüketmeyenlere göre kalp krizine bağlı ölüm oranının yarı yarıya azaldığı kaydedildi. 1983 yılında kalp krizi geçirmiş erkeklere Omega-3 içeren bir diyet uygulatarak sonraki atakların riski araştırıldı ve yağlı balık yiyenlerin yemeyenlere oranla ölüm oranının yüzde 29 azaldığı anlaşıldı.Araştırmalar, bol balıkla beslenen toplumlarda kanser oranının düşük olduğu görüldü. 32 ülke arasında
                        yapılan bir incelemede en çok balık yiyen toplumlarda meme kanseri en düşük oranda görülmekte.

                        Omega yağ asitleri hangi besinlerde bulunuyor?
                        Omega-3 (Alfa linolenik asit): Yağlı balıklar ve deniz ürünleri (özellikle uskumru, sardalye, hamsi ve somon gibi) ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, mısır, mısır unu, keten tohumu yağı, tatlı patates, marul, lahana, brokoli ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor.


                        Uzmanların önerisi

                        * Haftada en az 2-3 kez balık yiyin. Balığı kızartmak yerine ızgara ya da buğulama olarak yemeyi tercih edin. Eğer ailenizde kalp hastalığı varsa Omega-3 içerikli bir beslenme alışkanlığı edinin ve bunu ömür boyu sürdürün. Dengeli omega yağ asidi alımı, sizi kalp krizi riskinden koruyacak.

                        * Hamileler ve süt veren anneler haftada 4-5 kez balık yemeli. Balık yemediği günler Omega-3 yağ asitlerini içeren besinleri almalı.

                        * Her sabah kahvaltıda 2-3 ceviz yiyin. Balık kadar olmasa da değerli bir Omega-3 kaynağı olan ceviz, kalbi koruyor ve beynin performansını artırıyor.

                        * Orta yaşlılar 'alzheimer' hastalığından korunmak için bol bol balık yemeli. Bu mümkün değilse doktora danışarak balıkyağı hapları almalı.
                        Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                        Yorum yap


                        • #13
                          omega yag asitleri: omega nedir? omeganın yararları, omega-3 üzerine yapılan araştır

                          omega yag asitleri

                          yağların, sağlığımız üzerindeki etkilerini inceleyen pek çok araştırma yapıldı. sonuç olarak sağlıklı ve uzun bir yaşam için yağlara ve genç kalmak için de yağ asitlerine ihtiyacımız olduğu ortaya çıktı.

                          yağlar, uzun yıllar kilo aldırmaktan tutun da cilt sorunlarına, kalp hastalıklarına ve kanser gibi ölümcül hastalıklara kadar pek çok sağlık sorununun sorumlusu olarak suçlu sandalyesine oturtuldu. bu nedenle bize söylenen hep sağlıklı ve uzun yaşamak için yağ tüketimini en aza indirgememiz hatta formda kalabilmek için tamamen uzak durmamız oldu.
                          oysa yaşam için ihtiyacımız olan en önemli besin kaynaklarından biri, yağlar. yağlar olmadığı takdirde vücudumuz sağlık için çok gerekli olan a, d, e ve k vitaminlerini özümseyemiyor. yağlar, önemli enerji kaynağı. 1 gram yağ, protein ve karbonhidratların iki katı kadar enerji sağlıyor ve vücudun enerji kıtlığında depolanabiliyor. ayrıca sinir sistemi, beyin ve cinsiyet gibi hayati vücut işlevleri ve vücut ısısını dengeliyor. yağların bir diğer artısı da kalp, böbrek ve sinirler gibi yaşamsal organların etrafını sararak zedelenmelerini önlemeleri. yağlar ayrıca vücudumuzda yapılamayan ve ancak besinler yoluyla alınan "omega" denilen yağ asitlerinin vücuda alımını sağlıyor.

                          omega nedir?

                          'omega' adı akla bilim kurguyu getiriyor. oysa ismini kimyasal yapısından almış. halk arasında "balıkyağı" olarak bilinen omega-3 ile bitkisel yağlarda bulunan omega-6 yağ asitleri döllenme anından başlayarak anne karnından itibaren yaşam boyunca vücudumuzdaki doku hücrelerinin önemli yapı taşlarını oluşturuyorlar. bağışıklık sistemini güçlendirerek kalp, kanser, romatoit artrid ve sedef hastalıklarından koruma sağlıyor.

                          bilim adamlarının benzersiz ve güçlü ilaç olarak adlandırdıkları omega-3 yağ asitleri olmadan "beden çöker" demek hiç de abartılı olmaz. çünkü bu yağ asitleri hücrelerin davranışını kontrol ediyor ve her hücre nasıl işliyorsa, bedenin tümü de öyle işliyor. hücrelerin her birindeki en ufak bir yağ asidi dengesizliği, onların çıldırmalarına ve tüm bedende kaos ortamı oluşturmalarına yol açıyor.
                          omega-3, retina, beyin ve sperm hücrelerinin işlevlerini hatasız olarak yerine getirmeleri açısından gerekli. eksikliği, retinada görme fonksiyonunun azalmasına yol açabiliyor. ayrıca, ruh hali, konsantrasyon, bellek, dikkat ve davranış bozukluklarına neden olabiliyor.
                          omega-3 doğanın en harika çok yönlü ilaçlarından biri. kolesterol düşürücü ilaçlar kadar etkili. yüksek trigliseridler için bilinen en iyi ilaç. ayrıca damar sertliği ve tıkanıklılığı, enfeksiyon hastalıkları ve davranış bozuklukları üzerinde olumlu etkilere sahip.
                          gerek omega-3 gerekse omega-6 yağ asitlerinin dengeli alımı, sağlığımız için temel olan ideal kan dolaşımını sağlıyor. ayrıca beynin gelişimine, sağlıklı büyümeye ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı oluyor. cildin nemini koruyarak, genç görünmesine ve tüm cilt hücrelerinin işlevlerini düzenlenmesine yardımcı oluyor.
                          dünya sağlık örgütü (who) tarafından önerilen ideal denge, her 5-10 gram omega-6 yağ asidine karşılık 1 gram omega-3 yağ asidi şeklinde. aşırı omega-6 yağ asiti alımı omega-3 yağ asitlerinin yararını baltayabiliyor.
                          omega-3 ve omega-6 yağ asitleri vücutta görevleri gereği kendi aralarında sürekli rekabet halindedirler. omega-3, kanın akışkanlığını sağlarken, omega-6 pıhtılaşmayı artırıyor. omega-6, büyüme ve cilt için gerekli, omega-3 ise sağlıklı ve uzun bir ömrün anahtarı. aşırı omega-6 alımı kanı pıhtılaştırmanın yanı sıra kolesterol plaklarının oluşumunu kolaylaştırıp, alerji ve iltihaba bağlı hastalıkların gelişimine yol açıyor.
                          omega-3 ise tam tersini yani kanın pıhtılaşmasını, kolesterolün yükselmesini ve iltihabi hastalıkların oluşumunu engelliyor.
                          omega-6 en çok bitkisel sıvıyağlarda, omega-3 ise en çok yağlı balıklarda bulunuyor. balıklar bu maddeyi yosun ve planktonlardan elde ediyorlar.

                          omeganın yararları

                          omega yağlarının dengeli alımı vücudu pek çok hastalıklardan koruyor.

                          kalp hastalıklarına karşı koruyor
                          kötü kolesterolü düşürüp, iyi kolesterolü artırıyor. düşük kolesterol seviyesini normal değere çıkartıyor. kalp krizinde etken bir rol oynayan trigliserid seviyesini azaltıyor. kanın akışkanlığını sağlayarak, kalp tarafından kolayca pompalanmasına yardımcı oluyor. böylece damar tıkanıklığı (tromboz) ya da damarlara yağ birikimini (arterioskelerosis) önlüyor. kalp krizi riskini en aza indirgiyor. kalp hastalıklarının bir sebebi de ırsidir. bu nedenle ailesinde kalp hastalığı olanların küçük yaşlardan itibaren dengeli omega yağı almaları ilerki yaşlarda kalp riskini azaltabiliyor.

                          kansere karşı etkili
                          vücudumuzda bulunan kötü huylu hücreleri baskı altında tutabilmek ve yok edebilmek için bağışıklık sistemi omega yağlarından güç alıyor. yapılan araştırmalarda göğüs, prostat ve kolon kanseri başta olmak üzere pek çok kanser türünde omega yağ asitlerinin yararlı olduğu gözlendi.

                          kangreni önlüyor
                          kanı inceltip damarları koruyor ve pıhtılaşmayı önlüyor. kanın tüm vücutta dolaşmasını sağlayarak parmak ucu hissizleşmesini, el ve ayak parmaklarının dolaşıma bağlı üşümesini önlüyor veya azaltıyor.

                          diyabeti geciktiriyor
                          yapılan son araştırmalar balıkta bulunan omega-3 yağ asitlerinin insülinin işlevini artırarak ve diyabette özellikle de tip ii diyabetlilerde hastalığı geciktirdiği ortaya çıktı.

                          yaşlanmayı durduruyor
                          omega yağ asitleri serbest radikallere karşı savaşarak cilt hücrelerinin yaşlanmasını engelliyor. hücreleri yenileyip cildi güzelleştiriyor.

                          migrene iyi geliyor
                          kanın beyin damarlarında rahatça dolaşmasını sağlayarak migren tipi ağrıları önlüyor.

                          iltihabi hastalıkları önlüyor
                          güçlü bir bağışıklık sistemi için omega yağları çok önemli. başta gribal enfeksiyonlar olmak üzere, sedef, romatoit artartrit, astım ve alerji gibi hastalıkların tedavisinde önemli rol oynuyor.

                          depresyonu tetikliyor
                          yeni zelanda, kanada ve almanya gibi omega-3 yağının omega-6 yağına oranla daha az tüketildiği toplumlarda depresyon vakaları, dengeli omega-3 yağı tüketen japonya'dan 5 kat daha fazla.

                          omega yağları en çok kimlere gerekli?

                          hamile kadınlar ve bebekler
                          omega, anne karnındaki bebeğin sağlıklı gelişimi için elzem bir yağ asidi. beyin, kalp, damarlar ve gözlerin sağlıklı gelişmesinde önemli rol oynuyor. insan beyni doğumdan önceki son üç ayda hızla büyür,doğumdan sonraki ilk 12 haftada bu büyüme hızı 3 kat artıyor.bu nedenle hamile ve emzikli annelerin omega-3 ve omega 6 içeren gıdaları yeterince ve dengeli biçimde almaları çok önemli.omega-3 ve 6 dengesiyle beslenen annelerin bebeklerinde beyin,sinir sistemi ve görme yetenekleri sağlıklı gelişiyor.omega yağları ayrıca,çocuğun matematik zekasını geliştirip,okuma,telaffuz ve yazma beceresini arttırıyor.eksikliği halinde çocuklarda davranış bozukluklarına(hiperaktivite,dikkat eksikliği gibi)yol açıyor.

                          yetişkinler
                          zamanla bu yağ asidinin azalması bellek kaybı,bunama ve depresyon gibi sorunlara yol açıyor.bunama hastalığı olarak bilinen alzheimer üzerinde yapılan araştırmalarda hastalığın balık yemeyen toplumlarda daha sık rastlandığı ortaya çıktı.omega yağları ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirerek pek çok ölümcül hastalığın tedavisinde de önemli rol oynuyor.

                          omega-3 üzerine yapılan araştırmalar
                          değerli bir omega-3 kaynağı olan balıkyağı, ilk kez 1752 yılında dr. samuel kay tarafından romatizmal ağrılar ve kemik hastalıkları tedavisinde kullanıldı. viktorya döneminde gut, verem, bronşit, kronik cilt hastalıkları ve raşitizm gibi hastalıkların iyileşmesinde etkili olduğu saptandı. uzun yıllar balık yemenin sağlığımıza yararlı olduğu bilindi bilinmesine de
                          hangi alanda iyileştirici etkisi olduğu henüz tam olarak saptanmamıştı. ta ki 1912 yılında vitaminlerin sağlığımız üzerindeki
                          önemi keşfedilene kadar. balık yağının en zengin a ve d vitaminleri kaynağı olduğu anlaşıldıktan sonra bu konuda araştırmalar hızlandı. 1976 yılında eskimolar üzerinde yapılan bir araştırma bilim dünyasını şaşkına çevirdi. aşırı hayvansal yağla beslendikleri halde grönland eskimolarının kanlarındaki kolesterol oranı çok düşüktü. koroner kalp hastalıkları, kanser ve romatoit artrid hastalıklarının oranı diğer toplumlara göre çok azdı.
                          bunun üzerine eskimoların beslenme alışkanlıkları araştırıldı ve günde ortalama 400 gr yağlı balıklar ve deniz ürünleri yedikleri ortaya çıktı. etkin faktörün bu hayvanlarda bulunan omega-3 adlı yağ asitleri olduğu anlaşıldı. 1980'lerin ortalarında balıktaki kolesterol düşürücü maddelerden birinin omega-3 yağ asitleri olduğu kesinleşti. hollanda'da yapılan 20 yıllık bir araştırmada günde en az 28 gr balık yiyenlerde, hiç tüketmeyenlere göre kalp krizine bağlı ölüm oranının yarı yarıya azaldığı kaydedildi. 1983 yılında kalp krizi geçirmiş erkeklere omega-3 içeren
                          bir diyet uygulatarak sonraki
                          atakların riski araştırıldı ve
                          yağlı balık yiyenlerin yemeyenlere oranla ölüm oranının yüzde 29 azaldığı anlaşıldı.araştırmalar, bol balıkla beslenen toplumlarda kanser oranının düşük olduğu görüldü. 32 ülke arasında
                          yapılan bir incelemede en çok balık yiyen toplumlarda
                          meme kanseri en düşük
                          oranda görülmekte.

                          omega yağ asitleri hangi besinlerde bulunuyor?
                          omega-3 (alfa linolenik asit): yağlı balıklar ve deniz ürünleri (özellikle uskumru, sardalye, hamsi ve somon gibi) ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, mısır, mısır unu, keten tohumu yağı, tatlı patates, marul, lahana, brokoli ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor.

                          uzmanların önerisi
                          * haftada en az 2-3 kez balık yiyin. balığı kızartmak yerine ızgara ya da buğulama olarak yemeyi tercih edin. eğer ailenizde kalp hastalığı varsa omega-3 içerikli bir beslenme alışkanlığı edinin ve bunu ömür boyu sürdürün. dengeli omega yağ asidi alımı, sizi kalp krizi riskinden koruyacak.

                          * hamileler ve süt veren anneler haftada 4-5 kez balık yemeli. balık yemediği günler omega-3 yağ asitlerini içeren besinleri almalı.

                          * her sabah kahvaltıda 2-3 ceviz yiyin. balık kadar olmasa da değerli bir omega-3 kaynağı olan ceviz, kalbi koruyor ve beynin performansını artırıyor.

                          * orta yaşlılar 'alzhemeir' hastalığından korunmak için bol bol balık yemeli. bu mümkün değilse doktora danışarak balıkyağı hapları almalı.


                          vücudumuzda yapılamayan ve ancak besinler yoluyla alınan yağlar.

                          omega adı akla bilim kurguyu getiriyor. oysa ismini kimyasal yapısından almış. halk arasında "balıkyağı" olarak bilinen omega-3 ile bitkisel yağlarda bulunan omega-6 yağ asitleri döllenme anından başlayarak anne karnından itibaren yaşam boyunca vücudumuzdaki doku hücrelerinin önemli yapı taşlarını oluşturuyorlar. bağışıklık sistemini güçlendirerek kalp, kanser, romatoit artrid ve sedef hastalıklarından koruma sağlıyor.
                          Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                          Yorum yap


                          • #14
                            Omega Yağları: Anne sütü, fındık, soya fasulyesi ve balık yağı gibi gıdalarda bulunan

                            Omega Yağları

                            Anne sütü, fındık, soya fasulyesi ve balık yağı gibi gıdalarda bulunan omega yağları, çocukların matematik zekasını geliştiriyor.

                            Anne sütü, fındık, soya fasulyesi, kanola bitkisi ve yeşil sebzelerin yanısıra balık yağı, ayçiçek, mısır ve tahıl ürünlerinde bulunan omega yağlarının, çocuğun bedensel ve zihinsel gelişimini arttırdığı kaydedildi.

                            Yapılan araştırmalar, omega yağların çocuk gelişimindeki önemini ortaya koyuyor. Anne sütünde de bulunan omega yağlarının beyin gelişimine önemli katkısı olduğu bildiriliyor. Ceviz, fındık, soya fasülyesi, kanola bitkisi ve yeşil sebzelerin yanı sıra balık yağı ve soğuk su balıklarında bulunan omega 3 ve ayçiçek, pamuk, mısır ve tahıl ürünlerinde bulunan omega6 dengesiyle beslenen annelerin bebeklerinde beyin, sinir sistemi ve görme yeteneklerinin gelişiminin, bu dengeyle beslenmeyen annelere oranla daha sağlıklı olduğu bildirildi.

                            Bu nedenle, annelerin doğum öncesi ve sonrasında omega 3 ve omega 6 nın dengeli beslenme rejimini uygulaması öneriliyor. Omega yağlarının, çocuğun matematik zekasını geliştirdiği, okuma, telaffuz ve yazma becerisini arttırdığı bildirildi.Omega yağlarının yeterince alınmasının çocuklarda dyslexia olarak tanımlanan okuma zorluğu, matematik, telaffuz ve yazma yeteneklerinin az olmasına neden olduğu kaydedildi.

                            Alınan omega 3 ve omega 6 dengesinin kandaki trigliserid ve kolsterol düzeyinin düşmesini sağlayarak, kardiyovasküler hastalık riskini en aza indirdiği belirtiliyor. Omega 3 ve omega 6 yı dengeli alan bir insanda sağlıklı bir cilt, parlak saçlar, güçlü savunma sistemi olacağı belirtilirken, yağların dengeli alımının zihinsel aktiviteyi arttırdığı vurgulanıyor.

                            Sigara, alkol, yüksek tansiyon, kandaki şeker miktarı, stres, aşırı kilo, soya çekim, düzenli egzersizin ihmal edilmesinin kalp sağlığın tehdit eden 8 ana faktör olduğu belirtilirken, omega 3 ve omega 6 dengesinin böbrek fonksiyonlarına olumlu katkısının yanısıra, yağlarının kan şekeri seveyisinin kontrolüne, büyüme döneminde ise hücre ve beyin gelişimine yardımcı olduğu, enfeksiyonlara karşı ise güçlü bir savunma sistemi oluşturduğu bildirildi.Diğer yağlardan farklı olarak vucüt tarafından üretilemeyen omega yağları "elzem yağ" diye adlandırılıyor.
                            Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                            Yorum yap


                            • #15
                              Omega-3 (balık yağı): Insülin direnci, karaciğer yağlanması ve obezitede faydaları

                              OMEGA-3 (BALIK YAĞI): İNSÜLİN DİRENCİ, KARACİĞER YAĞLANMASI VE OBEZİTEDE FAYDALARI

                              OMEGA-3 (BALIK YAĞI) İNSÜLİN DİRENCİ, KARACİĞER YAĞLANMASI VE OBEZİTE ÜZERİNDE FAYDALI OLUYOR


                              Yeni yapılan çalışmalar balıklardan elde edilen omega-3 'ün karaciğer yağlanması, insülin direnci ve obezite (şişmanlık) tedavisinde faydalı olabiliceğini ortaya koydu.

                              OMEGA-3 NEDİR?

                              Omega-3 ve omega-6 asitleri vücutta yapılamayan ve dışarıdan alınması gereken yağ asitleridir. Bunlara bu nedenle tıp dilinde esasnsiyel yağ asitleri adı verilir. Buradaki 3 ve 6 rakamları kimyasal yapılarındaki ilk çift bağlanmanın olduğu karbon atomunu gösterir. eicosapentaenoic acid (EPA) ve docosahexaenoic acid (DHA) uzun zincirli omega-3 yağ asitleridir.
                              Görevleri:
                              1)Hücre mebranı sabitler: Hücre memranların iyi çalışması omega-3 ve omega-6 ile olur. DHA özellkle retina ve sinir hücre membranlarında bulunur.
                              2)Görme: DHA isimli omega-3 göz dibindeki retina hücrelerinde yüksek konsantrasyonda bulunur. Retinanın gelişimi için DHA ayağa siti çok önemlidir.
                              3)Sinir Hücreleri: beyindeki gri dokuda bulunan posfolipidler yüksek oranda DHA yağ asiti ve araşidonik asit bulunur. Hayvan çalışmaları beyindeki DHA azaldığında öğrenmenin azaldığını göstermiştir.
                              4) iltihap hormonları üretimini azaltır
                              5)Gen etkileşimi yapar.


                              Yağ Asit Yetmezliği;

                              Esansiyel yağ siteleri eksikliğinde klinik olarak bebeklerde büyüme ve gelişmede azalma, enfeksiyonlara eğilimin artması, yara iyileşmesinin zor olması gibi belirtiler olur. Omega-3 ve omega-6 az alınınca omega-9 kanda artar. Kronik yağ emilim bozukluğunda, kistik fibroziste yağ asit yetmezliği sık görülür.

                              Omega-3 ve Omega-6'nın Hastalık Önlenmesinde Kullanımı:
                              1)Erken Doğan Prematüre Bebeklerde mamalara Katılması:
                              Prematür doğan bebeklerde göz ve sinir dokusu gelişimi için mamalara DHA katılması düşünülmüştür. Ancak yapılan bilimsel çalışmalarda faydalı olduğunu bildiren sonuçlar olduğu kadar faydalı olmadığını bildiren çalışmalar da vardır.
                              2) Gebelik:
                              Gebelikte omega-3 almanın gestasyonal diyabet (gebelik diyabeti), hipertansiyon ve eklampsi denen hastalık oluşmasını önlemediği saptanmıştır. Avruapa'da yapılan çalışmalarda yüksek riskli gebelere son trimestrde (son üç ayda) günde 2.7 gram EPA+DHA yağ asiti verildiğinde prematür doğum riskinin % 33 den % 21'e azaldığı gösterilmiştir. Gebelikte EPA ve DHA alan annelerinin beyin fonksiyonlarının daha iyi olduğu iddia edilmişse de ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
                              3) Kalp Hastalıkları:
                              Omega-6 Yağ Asiti Kullanımı: .
                              Omega-6 (linoleik asit, LA) ya asiti kullanımı bazı çalışmalarda kalp hastalığını önlediği gösterilmiş bazılarında ise gösterilememiştir. Omega-6 alanlarda kolesterol, trigliserit ve LDL kolesteroö düzeyleri daha düşük bulunmuştur.

                              Omega-3 Kullanımı
                              Alfa linolenik asit (ALA) bir omega-3 yağ asitidir ve yapılan çalışmalar günde 1 gram ALA alanlarda koroner kalp hastalığının % 16 azaldığını , riskin % 47 azaldığını göstermiştir. Omega-3 alınmasıyla kan kolesterolü düşmezken CRP denen kalp hastalığı riskini gösteren protein azalır.
                              Uzun Zincirli Omega-3 Yağ Asiti EPA ve DHA Kullanımı:
                              EPA ve DHA alımı en etkili metot olup bunları alanlarda kalp ve damar hastalıkları aritmilerin önlenmesi, ani ölümün önlenmesi, pıhtı oluşumunun önlenmesi, kan trigliserid düzeyinin azalması, damar sertliğinin azalması, damar endotelinin düzelmesi ve enflamasyonun azalması ile kendini gösterir. Bu nedenle kalp krizi ve inme azalır. Bu nedenle haftada en az 2 kez yağlı balık yemelidir.

                              Hastalıkların Tedavisinde Kullanımı:
                              1)Koroner Kalp hastalığı varsa: Günde 1 gram EPA-DHA alınmalıdır
                              2)Şeker Hastalarında: Özellikle trigliserid yüksekse omega-3 alınmalıdır (1 gram/gün)
                              3)Trigliserrit Yüksekse: Günde 2 gram DHA+EPA alınmalıdır
                              4)Romatoit Artrit: Bu hastalarda diğer ilaçların dozunda azalmaya neden olur.
                              5)Ülseratif Kolit ve Crohn Hastalığı: Bu hastalıklarda umut verici sonuçlar alınamıştır.
                              6)Astım Hastaları: Yapılan çalışmalarda faydası bulunamadı.
                              7)Depresyon ve Manik-Depresyon, Şizofreni: Bazı çalışmalarda EPA+DHA alan hastalarda deprosyonun kısmen düzeldiği veya faydalı olduğu gösterilmiştir. Manik-Depresyon ataklarında da azalma olmuştur. Şizofrenili hastalarda da kanda omega-3 yağ asitleri düşük bulunduğundan EPA verilmiştir. Antipsikotik ilaçlarla birlikte EPA verilen hastalarda iyileşma daha iyi bulunmuştur.
                              Hangi Gıdalarda Bulunur:
                              Omega-6 Yağ Asitleri:
                              Omega-6 yağ asitleri bitkisel yağlarda bulunur. Soya yağı, ayçekirdeği yağı, mısır yağında ve susam yağında omega-6 yağ asiti vardır. Ceviz, badem, fındık gibi kuru yemişlerde vardır.

                              Omega-3 Yağ Asitleri:
                              ALA (Alfa linoeik Asit) : ALA omega-3 yağ asiti keten tohumu, ceviz ve bunların yağında bulunur. Kanola yağı da ALA kaynağıdır. Bu nedenle Kanola yağı en iyi yağlardan birisidir.

                              Diyetle alınan omega -6' nın omega-3'e oranı giderek artmış ve son zamanlarda 10-20/1 olmuştur. Oysa esas faydalı olan omega-3 yağ asit alımının artırılmasıdır. Bu nedenle Amerikan Kalp Cemiyeti kalp ve damarları korumak ve ritm bozukluklarından korunmak için haftada en az 2 defa balık yenmesini ve koroner kalp hastalığı varsa yaklaşık 1 gram omega-3 'ün eicosapentaenoic acid (EPA) ve docosahexaenoic acid (DHA) karışımı olarak alınmasını önermektedir.
                              Eicosapentaenoic Acid (EPA) ve Docosahexaenoic Acid (DHA):
                              Bunlar en iyi omega-3 yağ asitleridir. Bunların esas kaynağı yağlı balıklardır. Somon, sardunya, Tuna balığı gibi yağlı balıklar bu yağ asitlerince zengindir.

                              Piyasada Nasıl Satılır?
                              Omega-6 Yağ Asiti:
                              Borage Oil (yağ), evening primrose oil içinde çok fazla gama linoneik asit (GLA) vardır ve bu omega-6'dır. Bu ilaçlar yüksek dozda mide ve barsaklarda yan etki yapar. Primrose evening oil ürününü epilepsisi olanlar kullanmamalıdır. Kasılmaları artırabilir.

                              Omega-3 Yağ Asiti:
                              Keten tohumu yağında omega-3 (ALA) yağ asiti vardır. Balık yağı içinde EPA ve DHA oranı çok değişkendir. Bu nedenle bu tür ürünlerin etiketindeki EPA ve DHA oranını okumak gerekir. Bu ürünler yemekle birlikte iyi emilir. Cod liver oil de omega-3 içerir ancak bunda yüksek A vitamini vardır. Omega-3 alanlarda yan etki olarak reflüde artma, bulantı ve ishal olabilir.
                              Omega-3 Alırken Dikkat:
                              Omega-3 ürünleri 3 gram/güne kadar güvenle alınırsa da kanama zamanında uzama olmasına dikkat edilmelidir. Coumadin, aspirin gibi ilaç kulananlar kanama zamanı ve INR ile takip edilmelidir. Bu ürünler bağışıklık sistemini baskıladığından sık hastalanan (enfeksiyon geçiren) ve bağışıklık sistemi bozuk kişilerde kullanmamalıdır. Bazı hastalar trigliserit yüksekliği için balık yağı alırken LDL kolesterol düzeyini kontrol etlidir. Yapılan bazı çalışmalarda balık yağı tüketen kişilerde LDL kolesterolün arttığı saptanmıştır.


                              İNSÜLİN DİRENCİ NEDİR?

                              İnsülin hormonu, midenin altında bulunan pankreas bezindeki beta hücrelerinden salgılanır. Pankreas bezinden insülin salgılanması kan şekeri seviyesine göre ayarlanır. Kanda şeker artınca ilk 1-2 dakika içinde pankreastan insülin salgısı hızlı olur ve buna ''ilk faz insülin salgısı'' denir. Bu salgı 3-7 dakika sürer. Daha sonra ikinci faz denen salgı oluşur ki, bu yavaş bir salgılanmadır ve devamlıdır.
                              Vücudumuz kendisi için gerekli olan enerjiyi yediğimiz gıdalardan elde eder. Yemek yedikten sonra gıdalar bağırsaklarda parçalanır ve ufak şeker parçalarına dönüşür ve bağırsaktan emilerek kan akımı yoluyla vücudumuza dağılır. Enerji sağlanması için kan şekerinin, kas, karaciğer, yağ ve beyin gibi dokular başta olmak üzere hepsine girmesi gerekir. Kandaki şekerin hücrelere girmesi pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu sayesinde olur. Bir bakıma insülin enerjinin depolanmasını sağlayan bir hormondur. İnsülin hormonu yoksa veya olduğu halde etki gösteremiyorsa şeker hücreye giremediğinden kanda birikir ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Kan şekerinin ayarlanmasında insülin çok önemli olmasına rağmen diğer hormonların (glukagon, adrenalin gibi) da kısmi etkileri vardır.
                              Obezite yani kilo almaya neden olan hormonlardan birisi kanda insülin hormonunun yemek sonrası yüksek olmasıdır. Yüksek glisemik indekse sahip yani kan şekerini hızlı yükselten karbonhidratların devamlı fazla yenmesi kanda insülin hormonunun hep yüksek olmasına, doygunluğun kısa süreli olmasına, acıkma ataklarına ve kilo almaya neden olur. Kandaki aşırı insülin kilo almanızın en önemli nedenidir. Bu nedenle kanda insülin düzeyini normal sınırlarda tutmak kilo vermenizi sağlamaktadır.
                              Kanda yüksek olan insülin önceleri kan şekerini hücrelere sokar, fakat daha sonra bu görevini yapamaz hale gelir. İşte insülin hormonunun yeterince etkili olamamasına İNSÜLİN DİRENCİ (Rezistansı) adı verilir. İnsülin direnci'ni kan damarıyla hücre arasında bulunan bir duvar olarak düşünebilirsiniz. Bu duvar (insülin direnci) kandaki glukozun kas ve yağ hücresine girmesini önler. Duvar yükseldikçe (insülin direnci arttıkça) kan şekerinin hücreye girmesi için daha fazla insülin salgılanması gerekir. Pankreastan salgılanan insülin hormonu salgısı, belirli bir süre sonra pankreas bezinin çok çalışmaktan dolayı yorulması nedeniyle azalır ve şeker hastalığı ortaya çıkar. Bu süreçte önce reaktif hipoglisemi (acıkma atakları), gizli şeker ve sonra aşikar şeker hastalığı ortaya çıkar.
                              İnsülin direncinin etkili olduğu yerler kaslar ve karaciğerdir. Kandaki şeker kaslar ve karaciğer tarafından çok miktarda alınır. Eğer direnç varsa yani insülin yeterince etkili değilse yemek sonrası kanda artan şeker kas ve karaciğere giremediği için kanda birikmeye başlar ve kan şekeri yükselir. ,
                              İnsülin hormonu yağ dokusundan yağların çözülmesini engelleyen bir hormondur. İnsülin etkisi azalınca yağ dokusundan yağlar çözülmeye başlar ve kanda yağ asitleri veya yağlar artmaya başlar.
                              Karaciğerde oluşan şeker üretimi sağlıklı kişilerde insülin hormonu tarafından baskılanır. Şeker hastalarında ise insülin etkisi olmadığından karaciğerden de aşırı miktarda şeker üretilir ve kan şekeri yükselir. Açlık kan şekeri 100 mg/dl 'yi geçtiği andan itibaren karaciğerde şeker üretimi artmış demektir.
                              İnsülin direnci kilolu kişilerde daha fazladır ve o yüzden kilo arttıkça bu direnç artar ve şeker hastalığı görülme olasılığı artar. Özellikle yağın karında iç organlar etrafında birikmesi şeker hastalığı riskini iyice artırır.
                              Yağ dokusundan çözünen yağ asitlerinin kanda çok artması hem insülinin çalışmasını bozar hem de bu yağların depolanmaması gereken pankreas gibi dokularda depolanması da şeker hastalığı gelişimine katkıda bulunur.

                              KARACİĞER YAĞLANMASI NEDİR?

                              Karaciğer yağlanması şişman kişilerde sıklıkla görülen bir durumdur. Karaciğer yağlanması, şişmanlık dışında şeker hastalığı olanlarda, kan yağları yüksek olanlarda ve tansiyon yüksekliği olan kişilerde sık görülmesine rağmen nedeni tam olarak bilinmemektedir. Tedavisi konusunda da tam bir açıklık yoktur.
                              Karaciğer yağlanması olan hastaların çoğunda basit yağlanma vardır ve bu hastalık genellikle iyi seyreder ve siroza dönüşmez. Ancak karaciğerde iltihaplanma yani yağlı hepatit varsa (ikinci dönem) siroz gelişebilir.
                              Erişkin yaştaki şişmanların %57-75'inde, çocuk şişmanların ise %23-50'sinde karaciğer yağlanması vardır.
                              Karaciğer yağlanması teşhisi konulan kişilerin çoğunda, herhangi bir şikayet ve belirti yoktur. Bir kısmı ise yorgunluk, halsizlik ve karnın sağ tarafında dolgunluk hissederler. Karaciğer yağlanması olan kişilerin karaciğerlerinde büyüme ortaya çıkar.
                              Karaciğer yağlanması olan kişilerde AST (SGOT) ALT (SGPT), alkalen fosfataz ve GGT adı verilen karaciğer testlerinde yükselme olur. Bu testlerin yüksek çıkması o kişide karaciğerde hasar olduğunu gösterir.
                              Karaciğerde basit yağlanma olan hastaların %59'unda zaman içinde hastalıkta herhangi bir değişiklik olmazken, %13'ünde yağlanma kendiliğinden iyileşir. Bununla birlikte hastaların %28'inde ilerleme ve siroza doğru bir gidiş olabilir.
                              Karaciğer yağlanmasının tedavisi için kilo vermeli ve buna uygun bir diyet yapmalıdır. Birlikte şeker hastalığı ve kan yağlarında yükseklik varsa bu hastalıkların da tedavi edilmesi gerekir. Karaciğer yağlanması olan hastaların kilo verirken yavaş kilo vermeleri çok önemlidir. Hızlı kilo verenlerde karaciğer hastalığı kötüleşir. Çocukların haftada en fazla 500 gram, erişkinlerin ise haftada en fazla 1600 gram kilo vermesi gerekir. Tedavide doktorunuzun önereceği bazı ilaçlar kullanılabilir.

                              KAYNAKLAR:
                              1. Prof Dr Metin Özata, Gİ Diyeti, Erko yayıncılık, 2008
                              2. Prof Dr Metin Özata, Vitamin, Mineral Bitkisel Ürün Rehberi, Gürer yayınları, 2008
                              Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                              Yorum yap

                              Hazırlanıyor...
                              X