Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Çam Kozalağı Şurubu

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Çam Kozalağı Şurubu

    Çam İğne Öksürük Şurubu


    2 Kasım 2018tarihinde yayınlandı. Son güncelleme 10 Aralık 2020

    Bağlı kuruluş bağlantıları veya sponsorlu içerik içerebilir. Lütfen gizlilik politikama ve bağlı kuruluş açıklamamabakın.
    TARIFE ATLA BASKI TARIFI
    Çam iğneleri doğal bitkisel ilaç düşündüğünüzde akla gelen ilk şey olmayabilir, ama aslında yararları bir yeri var! Bu çam iğnesi öksürük şurubu yapmak kolaydır ve öksürük yatıştırıcı ve yatıştırıcı boğazları yatıştırıcı için yararlıdır.
    Çam İğnelerinin Tıbbi Faydaları


    Doğal tıp yapmak için etrafımızdaki ağaçlardan daha iyi bir yol olabilir mi?

    Çam ağaçlarının çoğu türünün iğneleri hem yenilebilir hem de tıbbi özelliklere sahiptir. Onlar aromatik ve antibakteriyel ve ağrı giderici özelliklere sahip.


    Çam iğneleri, diğer kozalaklı iğneler ile birlikte, C vitamini yüksek ve öksürük için bir balgam söktürücü olarak kullanılabilir ve göğüs tıkanıklığı giderici için.

    Çam iğne çayı bir şurup yapmak için bal ile kombine edildiğinde, kuru ve kaşıntılı boğaz yatıştırıcı ve öksürük evcilleştirmek için yardımcı son derece yararlıdır.

    Bu tarif benim kitap Şifa Bitkisel Infüzyon,Bu gibi daha fazla bitkisel ilaçlar ilgileniyorsanız kontrol ettiğinizden emin olun!
    HANGI ÇAM İĞNELERININ KULLANIMI GÜVENLIDIR?


    En çam ve diğer kozalaklı iğneler yenilebilir ve tıbbi kullanımları vardır. Sadece kozalaklı ağaç tanımlamaemin olun , eğer sakınmak istediğiniz birkaç tür olduğu gibi. Zehirli olduğu için Yew kullanmayın!

    Hamile kadınlar Ponderosa Çam iğneleri kullanmaktan kaçınmalısınız.

    Çam yanı sıra, bu tarifi kullanabilirsiniz diğer kozalaklı iğneler köknar, ladin, veya baldıran (kozalaklı ağaç değil, toksik otsu bitki).
    ÇAM İĞNESI ÖKSÜRÜĞÜ ŞURUBU NASIL YAPILIR


    Bu tarifi çok hızlı ve kolay bir şekilde bir araya geliyor!

    İlk olarak, kaynatın ve bir pint mason kavanozda çam iğneleri üzerine dökün su getirmek.

    Daha güçlü bir çam iğnesi lezzet için ısı almadan önce birkaç dakika suda çam iğneleri kaynatabilirsiniz. Sadece bu bazı C vitamini içeriği azalır unutmayın.

    Su oda sıcaklığına kadar infüzyon dik olsun, sonra çam iğneleri dışarı süzün ve bal karıştırın.

    Şurubu buzdolabında kapalı bir kavanozda saklayın ve 2-4 hafta bekletin. Bu şurup raf ömrünü artırmak istiyorsanız, torbaveya buz küpü tepsilerde dondurun ve daha sonra kullanmadan önce gerektiği gibi çözülür.
    ÇAM İĞNESI ÖKSÜRÜK ŞURUBU NASIL KULLANILIR


    Bir çorba kaşığı (15ml) bir öksürük hafifletmek için gerekli her iki saatte bir alın, göğüs tıkanıklığı rahatlatmak, ya da kuru ve kaşıntılı boğaz yatıştırmak için.

    Bu şurup çocuklar yaşları için güvenli 2 ve daha büyük, ama küçük olanlar daha küçük bir doz vermek emin olun. Ben kitabım Şifa Bitkisel İnfüzyononların yaşları dayalı çocuklar için kullanışlı bir dosing kılavuzu var.

    Çam İğnesi şurubu, çiğ bal nedeniyle bir yaşın altındaki çocuklara verilmemelidir.

    Tıbbi olmanın ötesinde, bu şurup çok lezzetli ve kokteyller veya mocktails içine karıştırma için tatil sezonu için etrafında olması güzel!

    I’m definitely going to do that this season, maybe mixed with some infused winter gin? Yes please! ŞIFA BITKISEL INFÜZYONLAR


    Bu çam iğnesi öksürük şurubu benim kitap Şifa Bitkisel Infüzyontarifleri biridir , hangi günlük rahatsızlıkları için bitkisel ilaçlar dolu doludur.

    Yedi farklı kategoride infüzyon tarifleri içerir:
    • bağışıklığı artırma
    • yatıştırıcı ağrıları ve ağrıları
    • sizi rahatsız eden şeyi giderme
    • sindirimin kolaylaştırılması
    • iç sel varlık kucaklayan
    • besleyici cilt, dudaklar ve saç
    • anne ve çocuğun desteklenmesi

    Şifa Bitkisel Infüzyon için oluşturduğunuz tarifleri basit ve basittir. Onlar anlamak ve yürütmek için bir acemi için yeterince kolay, henüz her düzeyde bitki için erişilebilir. DAHA FAZLA BAĞIŞIKLIK DESTEK ILAÇLARI


    Bu soğuk algınlığı ve grip sezonunda vücudumuzun desteklemek için benim diğer favori bitkisel ilaçlar bazılarıdır. Çam İğne Öksürük Şurubu

    Bu çam iğnesi öksürük şurubu kuru ve kaşıntılı boğaz için yatıştırıcı ve öksürük evcilleştirmek için yardımcı yararlıdır.
    Ders Baharat
    MutfağıAmerikan
    Hazırlık Zamanı10 dakika
    Aktif Zaman20 dakika
    Toplam Süre30 dakika
    Verim 1 porsiyon
    Maliyet1.50 dolar
    Kalori26kcalTalimatları
    • Bir kaynamaya su getirin sonra bir pint mason kavanozda çam iğneleri üzerine dökün. Daha güçlü bir çam iğnesi lezzet için ısı almadan önce birkaç dakika suda çam iğneleri kaynatabilirsiniz. (Sadece bu Bazı C vitamini içeriği azalır farkında olun).
    • Su oda sıcaklığına kadar infüzyon dik olsun, sonra çam iğneleri dışarı süzün ve bal karıştırın.
    • Şurubu buzdolabında kapalı bir kavanozda saklayın ve 2-4 hafta bekletin. Bu şurup raf ömrünü artırmak istiyorsanız, torbaveya buz küpü tepsilerde dondurun ve daha sonra kullanmadan önce gerektiği gibi çözülür.
    Notlar
    • Çoğu çam ve diğer kozalaklı türler yenilebilir ve tıbbi kullanımları vardır. Sadece kozalaklı ağaç tanımlamaemin olun , eğer sakınmak istediğiniz birkaç tür olduğu gibi. Zehirli olduğu için Yew kullanmayın!
    • Bir çorba kaşığı (15ml) bir öksürük hafifletmek için gerekli her iki saatte bir alın, göğüs tıkanıklığı rahatlatmak, ya da kuru ve kaşıntılı boğaz yatıştırmak için.
    • Bu şurup çocuklar yaşları için güvenli 2 ve daha büyük, ama küçük olanlar daha küçük bir doz vermek emin olun. Ben kitabım Şifa Bitkisel İnfüzyononların yaşları dayalı çocuklar için kullanışlı bir dosing kılavuzu var.
    • Çam İğnesi şurubu, çiğ bal nedeniyle bir yaşın altındaki çocuklara verilmemelidir.
    • Colleen Codekas, Page Street Yayıncılık A.Ş. 2018 tarafından Şifa Bitkisel İnfüzyon izni ile yeniden basılmıştır. Fotoğraf kredi: Colleen Codekas.

    Fatma Özdamar
    Hocam mükemmel sunum. ÇAM KOZALAĞI ŞURUBU çok etkili bir ekstrakt. Annemde ASTIM, NEFES DARLIĞI vardı çok iyi geldi.
    KAYNAK

    Arif Yilmaz
    Merhabalar hocam ÇAM KOZALAĞI ŞURUBU harika bir ürün daha önce de başka yerden çam kozalağı ürünleri almıştım ama etkisini göremedim sizin ürününüzü 2 haftadır kullanıyorum kendimi daha DİNÇ HİSSEDİYORUM, ENERJİ VERİYOR, VİRÜSÜ BAKTERİYİ ÖLDÜRÜYOR hastalıklara karşı birebir Allah sizden razı olsun.
    KAYNAK

    Nuran Serinkaya
    Hocam ÇAM KOZALAĞI ŞURUBU muhteşem BOĞAZ AĞRISI, ÖKSÜRÜK, GRİP, NEZLE, ÜŞÜTME, KIRGINLIK yok oluyor. MİKROPLARI KIRIYOR bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Her derde devaymış deneyimlerimi yazıyorum GÖZDEKİ SULANMALARI YOK EDİYOR. Çok teşekkürler hocam.
    KAYNAK

    Nervahida AF
    ÇAM KABUĞU ŞURUBU çok güçlü BAĞIŞIKLIK SİTEMİNİ GÜÇLENDİRİCİ ayrıca büyüme hormonunu ciddi biçimde artırır genç tutar. CİLDİ GÜZELLEŞTİRİR, enerji verir. Etkisini çok gördüm herkese tavsiye ederim.
    KAYNAK

    Cihat Turan
    ÇAM KOZALAĞI ŞURUBU çok güzel bana çok iyi geldi özellikle KORONA ZAMANINDA ÇOK RAHAT ETTİK.
    KAYNAK

    Nuran Serinkaya
    Vücudun bütün BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİYOR muhteşem Allah'ım hocamıza uzun ömürler nasip etsin ÇAM KOZALAĞI ŞURUBU çok güzel teşekkürler hocam.
    KAYNAK

    Nuran Serinkaya
    Hocam bu ÇAM KOZALAĞI ŞURUBUNUN marifeti saymakla bitmiyor VÜCUDUN MİKROPLARINI KIRIYOR sanki içinde sihirli bir değnek var dokunduğu yeri tamir ediyor muhteşem sonuçlar elde ettim çok teşekkürler hocam.
    KAYNAK

    Halil Kandemir
    İbrahim kardeşimizi 35 yıl öncesinden tanıyorum anlatımlarını hiç kaçırmamaya çalışıyorum dinledikçe bilgilendiriliyorum türküyemiz için bulunmaz bir nimet ürünlerine ne derse güvenle kullanıyorum KETEN TOHUMU BAĞIRSAKLARI DÜZENLİYOR, ÇAM KOZALAĞI NEFESİMDE HIRILTIYI GEÇİRDİ CÜCE PALMİYE PROSTATIMI DÜZELTTİ Allah razı olsun.
    KAYNAK

    Hulya Aydin
    Çok SİGARA içtiğim CİĞERLERİM DOLDU sürekli ÖKSÜRÜYORDUM ben Gökçek sifadan ÇAM KOZALAĞI ŞURUBU aldım 2 haftadır kullanıyorum CİĞERLERİM AÇILDI herkese tavsiye ederim Allah razı olsun sizden Gökçek sifa
    KAYNAK

    Muhammet Aslan
    ÇAM KOZALAĞI ŞURUBU mükemmel bir ürün GÖĞÜSTEKİ HIRILTIYI 2 günde geçirdi hamdolsun Oğlum iyi ki Allah İbrahim amcayı yaratmış ona dua ediyorum bir şey olmasın diye o olmasaydı ben nasıl iyileşecektim diyor teşekkür ediyoruz
    KAYNAK

    Halil Şahin
    ÇAM KOZALAĞI ŞURUBU çok güzel bana çok iyi geldi özellikle BU SOĞUK GÜNLERDE ÇOK RAHAT ETTİK.

    KAYNAK
    Necmettin Şavur
    Merhaba hocam grip oldum sizden aldığım ekinezya karışımlı toz ekstrakt çayını ve çam kozalağı şurubu içtim 2 günde çok şükür iyileştim.

    KAYNAK
    Nafiye Levent Yeşilyurt
    Iy günler İbrahim beyin önerdiği ÇAM KOZALAĞI ŞURUBU sayesinde kızımın geçmeyen ÖKSÜRÜĞÜ kesildi.
    KAYNAK

    Hatun Eriş
    Selamlar hocam bende ÇAM KOZALAĞI ŞURUBU kullandım, NEZLE ve GRİP olmaktan kurtuldum.
    KAYNAK

    Sıtkı Sezer
    Bende geçmişte ÇAM KOZALAĞI ŞURUBU kullandım, BAĞIŞIKLIK SİSTEMİMİ güçlendirdi çok faydalı Allah razı olsun.
    KAYNAK

    Halime Demir
    Almış olduğum ÇAM KOZALAĞI KARIŞIMLI İÇECEK harika BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİRMEK için Teşekkürler hocam
    KAYNAK

    Ramazan Ozdemir
    ÇAM KOZALAĞI ŞURUBU mükemmel bir ürün GÖĞÜSTEKİ HIRILTIYI 4 günde geçirdi hamdolsun teşekkür ediyoruz
    KAYNAK

    Ismail Demir
    Vücudun bütün BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİRİYOR muhteşem Allah'ım hocamıza uzun ömürler nasip etsin ÇAM KOZALAĞI ŞURUBU çok güzel teşekkürler hocam.
    KAYNAK

    Musa Yuksel
    Çocuklarımın ÖKSÜRÜK ŞİKAYETİ vardı ÇAM KOZALAĞI ŞURUBU aldım, ÖKSÜRÜĞÜ ÇABUCAK KESTİ.
    KAYNAK

    Aslı Doğan
    Hocam bu ÇAM KOZALAĞI ŞURUBUNUN marifeti saymakla bitmiyor VÜCUDUN MİKROPLARINI kırıyor sanki içinde sihirli bir değnek var dokunduğu yeri tamir ediyor muhteşem sonuçlar elde ettim çok teşekkürler hocam.
    KAYNAK

    Mehmet Güngör
    Dünya iyilerin kıymetini bilmediğinden dolayı yok olmaya mahkum bunu hala bilmiyor kimse. ibrahim hocamdan aldığım çam kozalağı şurubu her gün düzenli olarak kullanıyorum GRİP dahi olmadım bağışıklık sistemini güçlendiriyor allaha şükür
    KAYNAK

    Yilmaz Tekin
    çam kozalağı şurubu vücudun bütün bağışıklık sistemini güçlendiriyor muhteşem Allah'ım hocamıza uzun ömürler nasip etsin çam kozalağı şurubu çok güzel teşekkürler hocam.
    KAYNAK

    Hülya Demir
    Hocam Kışın hep EKİNEZYA KAPSÜL ve ÇAM KOZALAĞI ŞURUBU kullandık ailecek herkes GRİPTEN hastalıktan dökülürken bizde burun akıntısı dahi olmadı bu ürünlerinizi artık her kış kullanacağız
    KAYNAK

    Recep Cetin
    Çam kabuğu şurubu çok güçlü bağışıklık sistemini güçlendirici ayrıca büyüme hormonunu ciddi biçimde artırır genç tutar. Cildi güzelleştirir, enerji verir. Etkisini çok gördüm herkese tavsiye ederim.
    KAYNAK

    Konu ozgurcay tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/18435-ozgurcay Saat 14 November 2023, 13:43 ) değiştirilmiştir.

  • #2
    İnsan Sağlığında Pine Bark: Bir Genel Derleme
    Merve BECİT* , Sevtap AYDIN**o, and Nurşen BAŞARAN**
    Pycnogenol in Human Health: An Overview

    SUMMARY
    Pycnogenol, natural dried extract obtained from the bark of Pinus pinaster, is commonly consumed as a dietary food supplement due to its strong antioxidant and antiinflamatory effects. It is believed that some natural compounds might reduce the development of cancer through the antioxidant activity. The studies have supported the therapeutic role of Pycnogenol. Pycnogenol does not have toxic effect when consumed at the recommended doses, however, it should be noted that its high doses or long-term consumption of Pycnogenol may have toxic effects. It is predicted that the further studies needs to be performed to clarfy the mechanisms of Pycnogenol. In this review, the information on the pharmacokinetic and pharmacological properties of Pycnogenol and mechanisms of action, toxicity and safety of Pycnogenol were presented.
    Key Words: Pinus pinaster, Pycnogenol, phenolic compounds, antioxidant, toxicity, safety

    İnsan Sağlığında Pine Bark: Bir Genel Derleme

    ÖZET
    Pinus pinaster kabuğundan elde edilen doğal kurutulmuş ekstresi pycnogenol, kuvvetli antioksidan ve antiinflamatuvar etkileri nedeniyle besin takviyesi olarak yaygın tüketilir. Bazı doğal bileşiklerin antioksidan aktivitesi aracılığıyla kanser gelişimini azaltabileceği düşünülmektedir. Çalışmalar Pine Barkün terapötik rolünü desteklemektedir. Önerilen dozlarında tüketildiğinde Pine Barkün toksik etkileri bulunmamaktadır, ancak Pycnogenolün yüksek dozları veya uzun süreli tüketiminin toksik etkilere sahip olabileceği unutulmamalıdır. Pine Barkün mekanzimalarını aydınlatmak üzere daha ileri çalışmaların gerekli olduğu öngörülmektedir. Bu derlemede, Pycnogenolün farmakokinetik ve farmakolojik özellikleri ile pycnogenolün etki mekanizmaları, toksisitesi ve güvenliliği hakkında bilgiler sunulmuştur.

    Anahtar kelimeler: Pinus pinaster, Pine Bark, antioksidan, toksisite, güvenlik.
    Received: 31.03.2017 Revised: 11.04.2017 Accepted: 13.04.2017
    * Department of Pharmacology, Faculty of Pharmacy, Atatürk University, 25240, TURKEY
    ** Department of Pharmaceutical Toxicology, Faculty of Pharmacy, Hacettepe University, Ankara, 06100, TURKEY


    GİRİŞ
    Pine Barkün Doğal Kaynakları ve Kullanımı
    Pine Bark, Fransa’nın güneybatı sahillerinde yetişen Pinus pinaster (Pinus maritima)’den elde edilen flavonoit/polifenol yapısında bir bitki ekstresidir (D’Andrea, 2010).Pine Bark terimi, antik Yunanca’da kondanse anlamına gelen “puknos” ile aile, sınıf anlamına gelen “genos” sözcüklerinden oluşturulmuştur. Flavan-3-ol türevlerinden oluşan flavonoitlerin bir alt sınıfını belirtmek için ortaya çıkan bu terim, günümüzde çam kabuğundan elde edilen prosiyanidinlerin özel bir karışımını ifade etmektedir ve “Pine Bark (PYC) (Horphag Research Ltd, UK, Geneva, İsviçre)” adı altında patentlidir (D’Andrea, 2010; Packer et al., 1999). Çam ağacı kabuklarının eski dönemlerde inflamatuvar hastalıklarda, yara iyileşmesinde, kanamaları önlemede, öksürük şurubu olarak, diş ağrılarının tedavisinde kullanıldığı bilinmektedir (D’Andrea, 2010; Packer et al., 1999). Ayrıca Pine Barkün antimikrobiyal etkilerinden dolayı ağız ve cilt sağlığını koruyucu olarak geleneksel kullanımına rastlanmaktadır (Torras et al., 2005). Pine Barkün, güçlü antioksidan ve antiinflamatuvar etkisi yapılan in vitro, in vivo ve klinik çalışmalar ile aydınlatılmıştır. Kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucu olarak, diyabet hastalarında glisemik kontrolü sağlayıcı ve komplikasyonları iyileştirici olarak ve dismonere, kas ve kramp ağrıları, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, alerji ve solunum yolu gibi birçok fizyolojik hastalıklarda destekleyici tedavide yeri olan Pine Barkün gıda takviyesi olarak dünya çapında oral tüketimi bulunmaktadır (D’Andrea, 2010; Maimoona et al., 2011).

    Pine Barkün Fizikokimyasal Özellikleri
    Çam kabuğu ekstresi kırmızımsı-kahverengi renkli, aromatik kokulu kuru toz halindedir. Kuru ve karanlık ortamda stabildir. Isıya karşı dayanıklıdır. Yapısında yüksek oranda bulunan proantosiyanidin suda yüksek oranda çözünmesini sağlar (Rohdewald, 2005a). USP 28’de “Maritime pine bark ekstresi” adı altında Pine Barkün kalitesi belirlenmiştir (USP, 2005). Bu monografa uygun olarak hazırlanan standardize edilmiş Pine Bark ekstresi (Pycnogenol®) yapısında %65-75 oranında kateşin ve epikateşin alt ünitelerini taşıyan prosiyanidin içermektedir. Yapısındaki diğer bileşenler ise polifenolik monomerler, benzoik veya sinnamik asit ve bunların glikozitleridir (D’Andrea, 2010; Rohdewald, 2002). Pine Barkün tanımında kullanılan ve analizi için asıl kabul edilen bileşenler; prosiyanidinler, taksifolin, ferulik asit, kateşin ve kafeik asittir (USP, 2005). Ayrıca glukoz ve inorganik bileşikler de düşük miktarda bulunmaktadır (Rohdewald, 2002).

    Pine Barkün Farmakokinetik Özellikleri
    Pine Barkün sağlıklı gönüllüler üzerinde oral alınımından sonra farmakokinetik özelliklerini belirlemek üzere yapılan kapsamlı bir çalışmada, Pine Bark bileşenlerinin birçoğunun oral alınımında iyi absorbe edildiği, biyoyararlanımının yüksek olduğu ve önemli oranda metabolize edildiği, vücut dokularına hızlı dağıldığı ve ayrıca bilinen bileşiklerin plazma konsantrasyonlarının nanomolar düzeyinde olduğu belirtilmiştir (Maimoona et al., 2011; Rohdewald, 2005a; Grimm et al., 2006a).

    Pine Bark deriden de kolaylıkla absorpsiyona uğrayabilmektedir. Polietilen glikol ile hazırlanan %5’lik Pine Bark solüsyonunun 10 kadavraya topikal uygulandıktan sonra transdermal biyoyararlanımı incelendiğinde; gallik asit, protokateşik asit, kateşin, p-hidroksibenzoik asit, vanilin, taksifolinin absorbe olduğu tespit edilmiştir (Oliff, 2010; Sarikaki et al., 2004). Gönüllü insanlarda yapılan çalışmada Pine Barkün oral alımından 2-3 saat sonra, sülfatasyon ve glukronidasyona uğradığı ve idrarda ferulik asit, taksifolin olarak ve M1 δ-(3,4-dihidroksi-fenil)-γvalerolakton) ve M2 (δ-(3-metoksi-4-hidroksi-fenil)- γ-valerolakton) metabolitleri halinde atıldığı tespit edilmiştir (Oliff, 2010; Duweler & Rohdewald, 2000). Bir başka çalışmada benzer şekilde Pine Barkün oral alımından sonra sağlıklı gönüllü bireylerin idrarında serbest ve konjuge ferulik asit belirlenmiştir. İdrarda ferulik asitin çam kabuğu ekstresi tüketiminin bir biyobelirteci olarak görülebilceği belirtilmiştir (Virgili et al., 2000). 24 saat boyunca flavonoit içermeyen diyetle beslenen yaşları 18-30 arasında değişen 11 gönüllüye oral yoldan 300 mg tek doz Pine Bark uygulandığı bir çalışmada 14 saat sonra plazmada kateşin, kafeik asit, ferulik asit, taksifolin, M1 metabolitinin yanı sıra bilinmeyen 10 bileşik daha tanımlanmıştır. Bilinmeyen 10 bileşiğin, önceki literatür bilgilerinde yer alan (-)-epikateşin, gallik asit, 4-hidroksibenzoik asit, protokateşik asit ya da M2 gibi diğer bileşenlerine yapıca benzemediği belirtilmiştir. Kateşin, kafeik asit, ferulik asit ve bilinmeyen bir bileşik için tmax (maksimum plazma konsantrasyon gözlendiği zaman) 5 saat, taksifolin ve bilinmeyen iki bileşik için tmax 10 saat, M1 ve bilinmeyen iki bileşik için ise tmax yaklaşık olarak 10 saat olarak belirtilmiştir. Maksimum plazma konsantrasyonu (Cmax) düzeyleri ise kateşin için 107 ng/mL, taksifolin için 33 ng/mL, kafeik asit için 17 ng/mL, ferulik asit için 15 ng/mL ve M1 için 4 ng/ mL olarak ölçülmüştür (Grimm,2006a). Aynı araştırmacılar tarafından deney tekrarlanmış ve 5 gönüllüye 200 mg Pine Bark verilmesinin ardından 4 saat sonra plazma örneklerinde benzer metabolit ve bileşenler tespit edilmiştir. Kateşin, ferulik asit, kafeik asit, M1 ve bilinmeyen bileşiklerden dördü plazmada kararlı duruma ulaşmış olarak belirlenirken, taksifolin ve bilinmeyen iki bileşiğin plazma düzeyi belirlenen limitin altında bulunmuştur. Ayrıca birçok bileşiğin sülfat ve glukoronik asit konjugatları belirlenmiştir. Konjügasyonların derecesinin bireysel değişiklik gösterdiği ve ortalama kateşin için konjügasyon derecesi %56.5, kafeik asit için %69.4 olarak belirtilmiştir (Grimm et al., 2006a; Oliff, 2010). Pine Barkün karışım olarak gösterdiği biyolojik etkinin içeriğindeki saflaştırılmış bileşenlerinin tek başlarına gösterdikleri etkilerin toplamından daha yüksek olduğu, karışım halinde sinerjistik etki ile biyoyararlanımlarının yüksek olduğu belirtilmiştir (D’Andrea, 2010).

    Pine Barkün Farmakolojik Etkileri
    Pine Barkün biyolojik etkileri birçok çalışmaya konu olmuştur. Kanser, diyabet, inflamatuvar hastalıklar, kardiyovasküler hastalıklar, solunum yolu hastalıkları, immün sistem hastalıkları, erkek infertilitesi, menopozal belirtiler, diş eti kanamaları ve ödem gibi birçok patolojik durumda Pine Barkün etkili olduğu bildirilmiştir (D’Andrea, 2010).

    Antioksidan etkisi
    Pine Barkün biyolojik etkilerinin altında yatan mekanizmaların moleküler temeli olarak reaktif oksijen ve nitrojen türlerini süpürücü özelliği ileri sürülmektedir (D’Andrea, 2010). Yapısında bulunan fenolik asitler, polifenoller ve özellikle flavonoitler aracılığıyla, Pine Barkün güçlü serbest radikal süpürücü etkiye ve güçlü antioksidan etkiye sahip olduğu in vivo ve in vitro deneylerde ve klinik çalışmalarda gösterilmiştir (Packer et al., 1999; Rohdewald, 2005a).

    Pine Barkın yapısındaki hidroksil gruplarının sayısı, fenolik eşleşme reaksiyonları ve nükleofilik eklenmeler yüksek radikal tutucu özelliği ile ilişkili olduğu bildirilmiştir (D’Andrea, 2010). Pine Barkün radikal süpürücü etkisinde serbest nitrojen türlerini, indüklenebilir nitrik oksit sentaz (iNOS) ve iNOSmRNA ekspresyonunu inhibe ederek belirgin şekilde nitrojen monooksit üretimini azaltarak etki gösterdiği de ileri sürülmüştür (Packer et al., 1999).

    Pine Barkın bileşenleri tek tek değerlendirildiğinde, kateşinin askorbik asite benzer nitelikte süperoksit aktivitesini inhibe ettiği ve M1 metabolitinin hem kateşinden hem askorbik asitten daha güçlü antioksidan etkiye sahip olduğu in vitro olarak gösterilmiştir (Grimm et al., 2004). Prosiyanidince zengin çam kabuğu ekstresi olan Pine Barkün bilinen güçlü antioksidan etkisinin sentetik antioksidanlar (askorbik asit, trolox) ile birlikte kullanıldığında sinerjistik etki gösterdiği tespit edilmiştir (Sivonova et al., 2006).

    Matriks metalloproteinazlar (MMP’ler) çinko bağımlı proteolitik enzim ailesinden olup çeşitli kronik inflamatuvar hastalıkların patogenezinde rol oynamaktadır. Reaktif oksijen radikallerinin MMP’leri çeşitli hücre içi sinyal yolakları ile aktive edildiği bilinmektedir. Pine Barkün MMP’ler üzerindeki patofizyolojik rolü araştırılmış ve MMP 1, 2 ve 9 salıverilmelerini ve etkilerini inhibe ettiği gösterilmiştir. Bu bulgulara göre Pine Barkün MMP’nin aşırı artması ile ilişkili pek çok hastalığın önlenmesi ve tedavi seyrini olumlu etkileyebileceği öngörülmektedir. Örneğin; artritte düzeyleri yükseldiği tespit edilen MMP-1 (kollajenaz 1) ve MMP-9 (jelatinaz B), kıkırdak hasarına yol açmaktadır. Pulmoner fibroziste MMP-2 (Jelatinaz A) artışı, astımda MMP-9 artışı görülmektedir. (Grimm et al., 2004; Grimm et al., 2006b; Peng et al., 2012).

    Pine Bark, oksidatif stres ile ilişkili birçok hastalığa karşı koruyucu rol oynamaktadır. Pine Barkün intraselüler antioksidan koruma sistemlerini stabilize ederek başta oksidatif hasarda temel hedef olan lipit, protein ve DNA olmak üzere tüm biyomolekülleri oksidatif hasara karşı koruduğu belirtilmektedir (Maimoona et al., 2011; Gulati, 2015).

    İnsan karaciğer kanser hücrelerinde (U1285), Pine Barkün hücresel redoks sistemleri üzerine antioksidan etkisinin incelendiği bir çalışmada Pine Bark uygulamasının oksidatif strese karşı endojen savunmanın aktif enzimlerinden tiyoredoksin redüktaz ve glutatyon peroksidaz aktivitelerinde ve mRNA ekspresyonlarında azalmaya yol açtığı ve glutatyon redüktaz aktivitesini ise etkilemediği gösterilmiştir (Gandin et al., 2009).

    İnsan nöroblastoma hücresi (SH-SY5Y) üzerinde Pine Bark’ün akrolein tarafından indüklenen sitotoksisiteye ve oksidatif hasara karşı koruyucu etkinliği gösterilmiştir. Pine Barkün kan beyin bariyerini aşarak merkezi sinir sistemi dokularını koruyabileceği ve oksidatif stres ile ilişkili nörodejeneratif hastalıkların tedavi yaklaşımında umut verici olabileceği düşünülmektedir (Rohdewald, 2002; Ansari et al., 2008).

    Radyoterapinin reaktif oksijen türlerinin oluşumu ile artan oksidatif hasarın Pine Barkün güçlü antioksidan aktivitesi ile önlenebileceği ve radyasyona karşı güvenli bir koruyucu olabileceği sıçanlar üzerinde yapılan bir çalışmada ileri sürülmüştür (de Moraes Ramos et al., 2006).

    Siklofosfamit ile üreme/gelişimsel toksisite modeli oluşturulan sıçanlarda Pine Barkün lipit peroksidasyonu engellediği ve embriyo-fetüs toksisitesinden koruduğu gösterilmiştir (Kim et al., 2012).

    Pine Bark ile zenginleştirilmiş meyve sularının (0.5 g/L Pine Bark) kolon kanser hücreleri (Caco2) üzerinde antioksidan ve antiproliferatif etkisinin değerlendirildiği çalışmada Pine Bark içeriği zengin örneklerde antioksidan kapasitenin arttığı bildirilmiştir (Frontela-Saseta et al., 2011).

    İskemi reperfüzyon ile indüklenen oksidatif renal hasarda Pine Barkün biyokimyasal ve histopatolojik hasar bulgularını düzelttiği in vivo olarak gösterilmiştir. Pine Barkün serbest radikalleri azalttığı, doku nötrofil infiltrasyonunu azalttığı ve böbrek üzerine koruyucu etkisinin olabileceği ileri sürülmüştür (Şehirli et al., 2009).

    Pine Barkün plazma antioksidan kapasitesi 25 gönüllüye (10 erkek, 15 kadın, yaş ortalaması 30±8) 150 mg/gün doz 6 hafta süre ile uygulanarak araştırılmıştır. Plazma antioksidan potansiyelinin, oksijen radikal absorpsiyon kapasitesi tayini ile ölçüldüğünde %40 arttığı bulunmuştur (Devaraj et al., 2002).

    Antiinflamatuvar etkisi
    Pine Barkün doz-bağımlı antiinflamatuvar etkisi ve kronik inflamatuvar hastalıklardaki terapötik rolü birçok çalışma ile desteklenmiştir. (Maimoona et al., 2011; Gulati, 2015; Devaraj et al., 2002). Reaktif oksijen türleri, hücre hasarına yol açmakla ve dejeneratif süreci başlatmakla kalmaz aynı zamanda nükleer faktör-kappa B (NF- κB) aktivasyonu gibi diğer proinflamatuvar süreçleri de etkilemektedir. Pine Barkün proinflamatuvar sitokinlerin gen ekspresyonu üzerine etkisi ve etki mekanizmasının araştırıldığı bir in vitro çalışmada, NF- κB ve aktivatör protein-1 (AP-1) gibi temel faktörleri inhibe ederek IL-1betayı ve mRNA düzeylerini doz-bağımlı olarak azalttığı ayrıca; forbol,12-miristat,13-asetat ve iyonomisin tarafından indüklenen interlökin (IL)-2 gen ekspresyonunu inhibe ettiği gösterilmiştir (Cho et al., 2001). Deneysel inflamatuvar barsak modeli oluşturulan hayvanlarda Pine Barkün makroskopik hasarı azalttığı, miyeloperoksidaz (MPO) aktivitesini doz-bağımlı azaltarak antioksidan ve antiinflamatuvar etki gösterdiği bildirilmiştir (Mochizuki & Hasegawa, 2004).

    Gönüllü bireylerden alınan serum örneklerinde inflamatuvar yanıta aracılık eden prostoglandin gibi kimyasal mediyatör kaskat üretiminden sorumlu enzimlerin (siklooksijenazlar,COX-1 ve COX-2) aktivitelerinin Pine Bark ile inhibe edildiği gösterilmiştir. 300 mg tek doz Pine Bark uygulanan 10 sağlıklı bireyin serum örneklerinde görülen siklooksijenaz enzim inhibisyonu trombosit agregasyonunun inhibisyonuna neden olacağı için antiinflamatuvar etkinin kardiyovasküler hastalıklar ile ilişkisini de açıklamaktadır (Schafer et al., 2006). Bir diğer çalışmada ise yaş aralığı 35-50 olan sağlıklı gönüllülere 5 gün süre ile 150 mg oral yoldan verilen Pine Barkün COX-1 gen ekspresyonunun düzenlenmesi ile ilişkili olan ve lökotrien biyosentezinin azalmasına yol açan COX-2 ve 5-lipoksigenaz (5-LOX) gen ekspresyonunu inhibe ettiği belirtilmiştir. Aynı zamanda fosfolipaz A2 aktivitesi de inhibe olmuştur. Bu bulgular, Pine Barkün insan polimorfonükleer lökositlerindeki antiinflamatuvar yanıtın COX-2 ve 5-LOX gen ekspresyonundan kaynaklandığını göstermektedir (Canali et al., 2009).

    Osteoartrit tedavisi ile ilgili yapılan klinik bir çalışmada Pine Barkün semptomları iyileştirdiği gösterilmiştir ve uygulanan osteoartrit tedavisinde bir tedavi seçeneği olarak ileri sürülmektedir (Farid et al., 2007). Pine Barkün antiinflamatuvar etkisine bağlı olarak ağrıyı azaltabileceği düşünülmektedir. Dismonore, migren, kas ve kramp ağrılarında Pine Bark takviyesinin ağrıda belirgin azalma sağladığı klinik olarak tespit edilmiştir (Suzuki et al., 2008; Chayasirisobhon, 2006; Vinciguerra et al., 2006). Antiinflamatuvar etkili Pine Barkün kronik inflamatuvar, kardiyovasküler, otoimmün hastalıkların tedavisinde yeri olabileceği görülmektedir. Pine Barkün alerjik hastalıkların tedavisinde kullanılabileceğini gösteren çalışmalar da vardır. Pine Barkün mast hücrelerinden histamin ve proinflamatuvar sitokinlerin salıverilmesini inhibe ederek immünoglobülin (Ig)-E aracılı alerjik yanıtı önemli derecede azalttığı ortaya konulmuştur. Hem in vivo hem in vitro modellerin kullanıldığı çalışmada, antialerji etki mekanizması mast hücrelerinde NF-κB aktivitesinin ve kalsiyum geri-alımını baskılanması esasına dayanmaktadır (Choi& Yan, 2009). Pine Barkün alerji mevsimi başlamasından en az 5 hafta önce alınması alerjik rinit semptomlarını iyileştirdiği gösterilmiştir (Wilson et al., 2010).

    Antigenotoksik etkisi
    Pine Barkün genom üzerindeki olumlu etkilerinin in vitro olarak araştırıldığı çalışmada, mutajen olduğu bilenen maddelerin mutajenitelerini önemli ölçüde azalttığı yani antimutajenik bir madde olduğu belirtilmektedir (Krizkova et al., 2008). Sisplatin sitotoksisitesi oluşturulan sıçanlarda 5 gün süre ile 200 mg/kg oral verilen Pine Barkün antioksidan ve antigenotoksik etkisi araştırılmıştır. Araştırma sonucunda sisplatin tarafından indüklenen prooksidan enzimlerin (MPO, ksantin oksidaz), malondialdehit ve nitrik oksit düzeyinin Pine Bark ile normalize edildiği, kromozom hatalarını azalttığı ve mitotik indekslerinin arttırıldığı gösterilmiştir. Bu bulgular, Pine Barkün sisplatin tedavisi ile ilişkilendirilen oksidatif, inflamatuvar ve genotoksik hasara karşı koruyucu olabileceğini düşündürmektedir (Aydın et al., 2011).

    Antimikrobiyal etkisi
    Prokaryotik ve ökaryotik mikroorganizmalara karşı Pine Barkün antimikrobiyal etkisi araştırılmıştır. Gram (+/-) bakterilere karşı bakteriyostatik etkisi ve Candida gibi ökaryotik mikroorganizmaların gelişimini inhibe ettiği gösterilmiştir. Bu etkiler, Pine Barkün ağız ve cilt sağlığını koruyucu bir madde olarak kabul edilebileceğini düşündürmektedir (Torras et al., 2005). Peptik ülsere neden olan Helicobacter pylori’nin eradikasyonunda antibiyotiklere karşı direnç gelişimi, araştırmacıları alternatif bir tedavi bulmaya yönlendirmiştir. Antimikrobiyal etkileri olduğu düşünülen Pine Barkün gastrik hücrelerde H.pylori üzerine etkisini araştıran bir çalışmada, Pine Barkün doz bağımlı ve anlamlı olarak bakterinin üreme ve gelişimini ve gastrik hücreye adhezyonunu inhibe ettiği gösterilmiştir (Rohdewald & Beil, 2008). Pine Barkün antimikrobiyal etkisinin gıda endüstrisinde doğal koruyucu madde olarak kullanılabileceğini öne süren bir çalışma da bulunmaktadır. Pişmiş kırmızı etteki Staphylococcus aureus’a karşı Pine Barkün bakteri sayısını azalttığı tespit edilmiştir (Kocabaş et al., 2008).

    Antiviral etkisi
    Pine Barkün viral miyokardit üzerinde hem antiinflamatuvar hem de antiviral etkilerinden dolayı önemli bir etmen olabileceği düşünülmüştür. Viral miyokarditte proinflamatuvar sitokinlerin ekspresyonunu baskılamasından ve viral replikasyonun inhibisyonu ile miyokardiyal nekrozu artırmasından kaynaklandığı in vivo çalışmada belirtilmiştir (Matsumori et al., 2007). İn vitro bir çalışmada, Pine Barkün hücre-içi antioksidan bir protein olan mangan süperoksit dismutaz ekspresyonunu artırarak AIDS’e neden olan HIV-1 (human immunodeficiency virus-1, insan immün yetmezlik virüsü-1) replikasyonunu inhibe ettiği ve virüsün çoğalmasını kontrol edebilen yeni bir anti-HIV-1 ajanı olarak kullanılabileceği, aynı zamanda diğer virüs ile ilişkili hastalıklarda da koruyucu ve tedavi edici değeri olabileceği ileri sürülmüştür (Feng et al., 2008). Karaciğer sirozu ve hepatoselüler karsinoma riskini artıran hepatit C virüsünün replikasyonunun Pine Bark tarafından inhibe edilebileceği hipotezine dayanan in vitro araştırmada, mevcut tedavide kullanılan ilaçlar (interferon-alfa, ribavirin, telaprevirin) ile kombine kullanımının sitotoksisiteyi artırmadan sinerjistik etki gösterdiği, ilaca dirençli hücrelerde bile antiviral etki gösterdiği belirlenmiştir (Ezzikouri et al., 2015)

    Antikanser etkisi
    Pine Barkün malign ovaryum germ hücreleri için seçici toksik olduğu belirtilmektedir. Ovaryum hücrelerinde yapılan in vitro çalışmada, talk ile indüklenen proliferasyon ve neoplastik dönüşüm sırasında Pine Barkün reaktif oksijen türlerinin üretimini azalttığı, hücre proliferasyonunu azalttığı, neoplazm görülen kolonilerin sayısını azalttığı belirlenmiştir. Bu çalışmaya göre Pine Barkün ovaryum kanser oluşumunu önleyebileceği ileri sürülmüştür (Buzzard & Lau, 2007). Aynı zamanda Pine Barkün seçici bir şekilde göğüs kanseri hücrelerinde (Huynh &Teel, 2000) ve insan promiyeloid lösemi hücrelerinde (Huang et al., 2005) apoptozu arttırdığı gösterilmiştir. Klinik bir araştırmada ise Pine Barkün kemoterapinin ve radyoterapinin neden olduğu yan etkileri azalttığı, kemoterapötik ilacın tolere edilebilirliğini arttırdığı ve hastanede kalım süresini kısalttığı ileri sürülmüştür (Maimoonia et al., 2011; Belcaro et al., 2008a).

    Antidiyabetik etkisi
    Deneysel ve klinik çalışmalar Pine Barkün tip 2 diyabetli hastalarda glisemik kontrol ve diyabet komplikasyonlarında iyileşme sağlayabileceği bildirilmektedir. Pine Barkün 100 mg/gün konvansiyonel diyabet tedavisinin üç ay boyunca izlendiği klinik araştırmaya göre, düşük glukoz düzeyleri ve endotel işlevlerinde iyileşme olduğu ve bir aylık Pine Bark takviyesinin glikozillenmiş hemoglobin düzeylerini belirgin oranda düşürdüğü belirtilmiştir (Liu et al., 2004). Tip 2 diyabetiklerde artan alfa glukozidaz enziminin Pine Bark etkisi ile azaldığı ve kan glukoz düzeyinin düştüğü in vitro deneyler ile gösterilmiştir. Pine Barkün aktivitesi alfa-glukozidaz inhibitörü olarak bilinen akarboz ile karşılaştırılmıştır. Pine Barkün akarbozdan daha güçlü bir alfa-glukozidaz enzim inhibitörü olduğu gösterilmiştir. Pine Barkün insülin sekresyonu üzerinde bir etkisi bulunmadığı belirtilmiştir (Schafer & Hogger, 2007).

    Sağlıklı ve streptozosin ile diyabet modeli oluşturulmuş sıçanlara 10 mg/kg ip olarak 14 gün boyunca Pine Bark uygulandığında, Pine Barkün diyabetik sıçanlarda kan glukoz düzeyini %28 oranında azalttığı gösterilmiştir (Maritim et al., 2003). Diyabet modeli oluşturulan sıçanların karaciğerlerindeki hiperglisemik hasara karşı Pine Barkün koruyuculuğu gösterilmiştir; kontrol grubu ile karşılaştırıldığında Pine Barkün (10 mg/kg va, 4 hafta, ip) sıçanlarda antioksidan savunma mekanizmaları ve histopatolojik bulguları düzenlediği saptanmıştır (Parveen et al., 2010). Diyabetik retinopatili hastalar üzerinde yapılan klinik çalışmalarda Pine Bark ile olumlu sonuçların alın dığı belirtilmiştir. Pine Barkün, damar permeabilitesini azalttığı, nitrik oksit üretimini artırarak kılcal damar direncini artırarak retina içine sızıntıları azalttığı, hasta tarafından toleransının iyi olduğu ve yan etkilerinin çoğunlukla gastrointestinal sistem üzerine olduğu belirtilmiştir. Pine Bark retinopatinin preproliferatif aşamalarının ilerlemesini durdurucu etki gösterdiği belirtilmiştir (Schonlau & Rohdewald, 2002). Pine Barkün retinopatinin erken evrelerinde mikrosirkülasyonu arttırarak ve retinal ödemi azaltarak diyabetik retinopatiyi azalttığı ve görme üzerinde yararlı olabileceği ileri sürülmüştür (Steigerwalt, 2009).

    Streptozosin ile indüklenen diyabetik sıçanlarda, 14 gün boyunca 10 mg/kg ip Pine Barkün diyabetik hayvanlarda katarakt oluşumunu azalttığı, retina glutatyon peroksidaz ve glutatyon redüktaz enzim işlevlerini artırdığı gösterilmiştir. Pine Barkün diyabetik retinopati ve katarakt tedavisinin seyrinde önemli rol oynayabileceği ileri sürülmüştür (Kamuren, 2006).

    Böbrek tübül hücrelerinde yüksek doz glukoz ile oluşturulan oksidatif stresin ve inflamasyonun Pine Barkün antioksidan, antiinflamatuvar ve antiapoptotik etkileri ile baskılandığı ve apoptozu düzenlediği belirtilmiştir. Diyabetik nefropatiye karşı Pine Barkün umut verici bir madde olabileceği ve daha fazla çalışma ile desteklenmesi gerektiği ortaya konmuştur (Kim et al., 2011).

    Pine Barkün mikrosirkülasyonu arttırdığı için diyabetik ülserde yararlı olabileceği düşünülmektedir. Diyabetik ülserde Pine Barkün lokal ve sistemik uygulama yolları ile toplam 30 hasta üzerinde etkileri incelenmiştir. Araştırma sonucunda ülserli bölgedeki semptomların giderilmesi açısından özellikle lokal ve sistemik uygulamanın birlikte uygulandığı kontrollü klinik çalışmada olumlu sonuçlar kaydedilmiştir (Belcaro et al., 2006a).

    Cesarone ve arkadaşları tarafından 4 hafta süreyle oral olarak 150 mg/gün Pine Bark verilen diyabetik mikroanjiyopati hastalarında özellikle diyabetik mikroanjiyopatideki ödem üzerinde etkili olduğu bildirilmiştir (Cesarone et al., 2006).

    Kan glukoz düzeyinin yüksek seyretmesi kardiyovasküler hastalıklar açısından da risk oluşturmaktadır. Pine Barkın diyabetik sıçanların kalplerinde Pine Barkün biyometrik ve hemodinamik parametrelerde farmakolojik olarak etkili olduğu, elektriksel parametrelerde anlamlı bir değişiklik tespit edilemediği bildirilmiştir (Kralova et al., 2015). Pine Bark takviyesinin diyabetiklerde kardiyovasküler risk faktörlerini azaltabileceği ve kardiyovasküler rahatsızlığı olan diyabetik hastalarda antihipertansif ilaç kullanımını azaltabileceği aynı zamanda da diyabeti kontrol altına alabileceği hipotezine dayanarak yapılan klinik çalışma sonuçlarında bu hipotezlerin doğrulandığı belirtilmiştir (Zibadi et al., 2008).

    Kardiyovasküler sistem üzerine etkisi
    Pine Barkün hücre içi glutatyon peroksidaz, disülfid redüktaz, süperoksit dizmutaz (SOD) ve katalaz aktivitesini arttırarak serbest oksijen radikallerini süpürücü etkisi ile kardiyovasküler hastalıklarda damar endotelinde hasar oluşmasını önlediği ileri sürülmektedir (Wei et al., 1997). Pine Bark, inflamatuvar bölgede lökosit alımında rol oynayan ve vasküler hastalıkların gelişimine de katkıda bulunan vasküler hücre adezyon molekülünü (VCAM)-I ve hücrelerarası adezyon molekülü (ICAM)-I inhibe ettiği de gösterilmiştir (Peng et al., 2000). Ayrıca Pine Barkün, insanlarda endotelyal nitrik oksit sentazı aktive ederek endotelyal nitrik oksit salıverilmesine bağlı vazodilatatif etki gösterdiği belirtilmektedir. Pine Barkün endotel bağımlı vazodilatasyon üzerine etkileri randomize, çift kör, plasebo kontrollü 16 sağlıklı gönüllü birey ile değerlendirilmiştir. 180 mg/gün Pine Barkün 2 hafta süre ile kullanımının plasebo ile kıyaslandığında vazodilatasyonu arttırdığı gösterilmiştir (Nishioka et al., 2007). Bir diğer çalışmada, Pine Barkün 4 mg/kg i.v. olarak uygulandığı sıçanlarda anjiyotensin dönüştürücü enzimi inhibe ederek kan basıncını düşürdüğü gösterilmiştir (Blazsó et al., 1996).

    Pine Barkün, asetilsalisilik asit ile platelet agregasyonunun inhibe edilmesinde sinerjistik etki gösterdiği in vitro olarak gösterilmiştir (Golanski et al., 2006). Ayrıca kardiyovasküler rahatsızlığı olan bireylerde Pine Bark takviyesinin platelet agregasyonunu belirgin olarak azalttığı ve mikrosirkülasyon geliştirdiği belirtilmiştir (D’Andrea, 2010; Wang et al., 1999).

    Sigara kullanımının kan basıncını ve kanın pıhtılaşma eğilimini artırarak koroner kalp hastalığı için bir risk teşkil ettiği bilinmektedir. Pine Barkün sigaranın platelet reaktivitesi üzerindeki etkiyi azalttığı iki çalışmada gösterilmiştir. Çalışmalardan birinde 23 sigara içicisine (günde 15 adetten fazla) verilen 100 mg Pine Barkün sigara ile indüklenen platelet agregasyonunda 500 mg aspirin ile eşdeğer etki görülmüştür. Diğer çalışmada ise 16 sigara içicisine verilen 125 mg Pine Barkün platelet agregasyonunu kısmen azalttığı, kan basıncı ve kalp atım hızına etki etmediği belirtilmiştir (Putter et al., 1999).

    Pine Barkün platelet (TROMBOSİT) üzerindeki kronik etkilerinin değerlendirildiği bir diğer klinik araştırmada, 5 yıldan uzun süredir günde 15 adetten fazla sigara içen 4 kişi ile 16 sigara içmeyen birey karşılaştırılmıştır. Her iki grup da 8 hafta boyunca 200 mg/gün Pine Bark kullanmıştır. Çalışma sonunda ilk sigaradan 3 saat önce alınan Pine Barkün platelet (TROMBOSİT) reaktivite indeksini sigara içmeyenlerle karşılaştırıldığında önemli derecede azalttığı belirlenmiştir. (Araghi et al., 1999)

    Arteriosklerotik plaklar ve trombozlar ile karakterize aterosklerozda, Pine Barkün güçlü antioksidan etkisinin yanı sıra nitrik oksit (NO) sentaz ile endotel bağımlı vazodilatör etkisi ile endotel işlevlerinde iyileşme sağlanmaktadır (Maimoona et al., 2011; Nishioka et al., 2007). Pine Bark ile aterosklerozun önlenmesi vasküler olayların kontrolünde önemlidir. Pine Barkün ateroskleroza karşı koruyucu etkisinin daha ileri ve kontrollü insan çalışmaları ile desteklemek gerekmektedir.

    Antihipertansif (YÜKSEK TANSİYON) ilaçların neden olduğu ödemin önlenmesi üzerinde Pine Barkün etkisi klinik olarak değerlendirilmiştir. Pine Barkün kalsiyum kanal antagonisti nifedipinin ve anjiyotensin dönüştürücü enzim blokörü ilaçların neden olduğu ödem üzerinde yararlı etkisi gösterilmiştir. Hipertansif hastalarda uzun dönem hasarı önlediği, Pine Barkün antihipertansif ilaçların daha düşük doz kullanılmasını sağladığı bildirilmiştir. Dolayısı ile (YÜKSEK TANSİYON) ilacın yan etkisini bu yönü ile de azaltmaktadır. Örneğin anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörlerinin yaptığı kuru öksürüğün Pine Bark ile belirgin şekilde azaldığı gözlenmiştir (Belcaro et al., 2006b). Yapılan bir klinik çalışmada Pine Barkün kronik venöz yetmezlik komplikasyonlarını azalttığı ve tolere edilebilirliğinin iyi olduğu gösterilmiştir (Cesarone et al., 2010).

    Pine Barkün plazma LİPİT seviyeleri üzerine etkilerini inceleyen klinik bir çalışmada 6 hafta boyunca 150 mg/gün Pine Bark verilen 25 gönüllüde düşük yoğunluklu lipoproteini (LDL)’yi önemli oranda (%7) azalttığı ve yüksek yoğunluklu lipoproteini (HDL)’yi önemli oranda (%10.4) arttırdığı, kolesterol ve trigliserit düzeyine belirgin etkisinin olmadığı görülmüştür (Deveraj et al., 2002). Sistematik bir derleme çalışmasında ise Pine Barkün dislipidemi üzerinde anlamlı bir etki göstermediği, ancak lipit profilini olumsuz etkilemediği bildirilmiştir (Sahebkar, 2013).

    NİTRİK OKSİT sentez aktivitesi engellenerek kalp yetmezliği oluşturulan farelerde 300 mg/kg Pine Bark oral olarak 4 hafta uygulandığında hipertansiyon ve kardiyak hipertrofiyi belirgin oranda azalttığı gösterilmiştir. Bu etkinin MMP-9’un gen ekspresyonu ve aktivitesinin azaltılması ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu sonuçlar, Pine Barkün kalp yetmezliği olan hastalarda MMP aktivitesini ve ekspresyonunu düzenleyerek ve kardiyak kollajen degradasyonunu azaltarak kardiyak doku hasarının sınırlandırılmasında yararlı olabileceğini göstermektedir (Zibad et al., 2007).

    Pine Barkün yapısındaki zengin prosiyanidin içeriği sayesinde güçlü antioksidan özelliği ile kardiyovasküler hastalıklarda koruyucu ve düzenleyici olarak kullanılabileceği bildirilmektedir (Devaraj et al., 2002; Zibadi et al., 2008). Kardiyovasküler hastalıklar üzerinde Pine Barkün koruyucu etkisinin ve altında yatan mekanizmalarının aydınlatılması için daha kapsamlı çalışmaların gerekli olduğu görülmektedir.

    Karaciğer üzerine etkisi
    Hepatotoksik olduğu bilinen karbon tetraklorüre maruz kalan sıçanlarda Pine Barkün akut hepatotoksisiteyi azalttığı gösterilmiştir. Çalışmada i.p. yoldan 14 gün süre ile Pine Barkün farklı dozlarının (10mg/ kg ve 20 mg/kg) ardından tek doz karbon tetraklorür (1.25 mg/kg) uygulanmıştır. Karbon tetraklorür ile önemli derecede indüklenen aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT) konsantrasyonları, hepatik lezyonlar ve oksidatif hasarın Pine Bark ile doz-bağımlı olarak belirgin şekilde azaltıldığı belirlenmiştir (Yang et al., 2008). Diğer bir çalışmada yağ oranı yüksek diyet uygulanan sıçanların diyetlerine eklenen Pine Barkün serum AST ve ALT düzeylerinde belirgin azalmaya neden olduğu kaydedilmiştir (Mei et al., 2012).

    Sıçanlarda sisplatin ile indüklenen hepatotoksisite ve oksidatif strese karşı Pine Barkün koruyucu etkisinin araştırıldığı çalışmada ise Pine Barkün sisplatinin neden olduğu histopatolojik lezyonlarının ve aminotransferaz düzeylerinin artmasını engellediği bildirilmiştir (Ko et al., 2014).

    Sinir sistemi üzerine etkisi;
    Pine Bark gibi güçlü antioksidan etkiye sahip maddelerin oksidatif stres ile ilişkili nörodejeneratif durumları düzeltebileceği düşünülmektedir (Maimoona et al., 2011). Alzheimer’a neden olduğu düşünülen nöron apoptozunun Pine Bark tarafından azaltıldığı in vitro bir çalışmada gösterilmiştir (Peng et al., 2002).

    Hiperaktivite ve dikkat eksikliği sendromu olan çocuklarda adrenalin ve noradrenalin düzeylerinin normal çocuklara göre yüksek olduğu bilinmektedir. Pine Bark ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite tedavisi alan çocuklarda katekolamin düzeylerinin normal düzeye geldiği ve hiperaktivitenin azaldığı görülmüştür. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite olan 57 çocuğa (47 erkek, 10 kız, 6-14 yaşlarında) 1 ay süre ile 1 mg/ kg Pine Bark uygulanmasında dopamin seviyesinde istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş belirlenmiştir (Dvorakova et al., 2007).

    Solunum yolu hastalıkları üzerine etkisi
    Pine Barkün 5-LOX ekspresyonunu inhibe etmesi ve bunun sonucu olarak lökotrien düzeylerini düşürmesi ve ayrıca antiinflamatuvar etkiye sahip olması nedeniyle astımlı bireylerde tedaviyi destekleyebileceği düşünülmektedir. Astım hastalarında yapılan çift-kör plasebo kontrollü klinik çalışma sonucunda günlük 100 mg (2x50 mg) Pine Bark takviyesi alan hastalarda astım semptomlarında ve solunum işlevlerinde iyileşme görülürken plazma lökotrien konsantrasyonunda azalma gösterilmiştir. Yapılan çalışmada Pine Barkün ilaca olan ihtiyacı azalttığı ve astım semptomlarını düzeltebildiği belirtmiştir (Belcaro et al., 2011; Hosseini et al., 2001).

    Üreme sistemi üzerine etkisi
    Pine Barkün reaktif oksijen türleri aracılığıyla bozulan sperm morfolojisi ve işlevlerinde düzenleyici etkiye sahip olduğu gösterilmiştir. Klinik bir araştırmada subfertil 19 bireyde 90 gün boyunca 200 mg/ gün Pine Bark uygulamasının sperm yapısına etkisi incelenmiştir. Pine Barkün sperm morfolojisinde, istatistiksel olarak anlamlı, %38 bir gelişme ve mannoz bağlanma testinde %19’luk bir artış belirlenmiştir. Sperm sayısında değişiklik gözlenmemiştir. Bu sonuçlar Pine Barkün erkeklerin doğurganlık durumunu olumlu etkileyebileceğini düşündürmektedir (Roseff, 2002).

    L-arjinin ve Pine Bark kombininin sperm kalitesini artırıcı etkiye sahip olduğu, aynı zamanda hafif ve orta derece erektil disfonksiyonun tedavisinde bir alternatif olabileceği düşünülmektedir. Pine Bark endotelyal nitrik oksit sentaz (e-NOS) aktivasyonuna bağlı nitrik oksit üretimini arttırarak vazodilatasyon ile erektil disfonksiyonunda etkili bulunmuştur. Artan nitrik oksit, siklik guanozin monofosfat (cGMP) üretmek üzere guanilat siklazı aktive eder, G sinyal yolu cGMP protein kinaz ise sperm motilitesinde artışa yol açmaktadır. Pine Bark ile L-arjinin birlikte kullanımının testesteron seviyesini ve seksüel aktiviteyi artırabildiği bildirilmiştir. L-arjinin (690 mg) ve Pine Bark (60 mg) kullanılarak sağlıklı gönüllüler üzerinde yapılan klinik çalışmada sperm ve erektil işlevleri üzerinde olumlu etkiler gözlenmiştir. Pine Barkün diğer bir olumlu etkisi ise iNOS inhibisyonudur. Bu enzimin aşırı ekspre olması spermlerin oksidatif hasara uğramasına dolayısıyla sperm morfolojisinin bozukluğuna, oligo-asteno-teratozoospermi sendromuna, yol açmaktadır. Bu kombinasyonun oligo-asteno-teratozoospermi kaynaklı infertilitede, bir yan etkiye neden olmadan, etkili olduğu gösterilmiştir (Kobori et al., 2015).
    Kohama ve arkadaşları endometriozis tedavisinde kullanılan gonadotropin salıveren hormon agonistine bir alternatif olarak Pine Barkü etkili bulmuşlardır ( Kohama et al., 2007).

    Perimenapozal dönemde olan kadınlar üzerinde yapılan çalışmalarda, yan etkiye sebebiyet vermeden klimakterik semptomları giderdiği belirtilmiştir (Yang et al., 2007).

    Cilt üzerindeki etkisi
    Pine Barkün güçlü antioksidan özelliği ile cildi UV radyasyondan koruduğuna dair bilgiler bulunmaktadır. Ayrıca Pine Barkün hiperpigmentasyonu azalttığı ve cildin bariyer işlevini, hücre dışı matriks homeostazını koruduğu da belirtilmektedir (GretherBeck et al., 2016).

    Pine Bark, tirozinaz aktivitesine ve melanin biyosentezine etkisinin araştırıldığı B16 melanoma hücreleri üzerinde yapılan çalışmada, Pine Barkün serbest radikalleri (peroksinitrit, süperoksit, nitrik oksit, hidroksil radikali) baskıladığı ve indirgenmiş glutatyon/oksitlenmiş glutatyon oranını upregüle ettiği ve ayrıca antitirozinaz etki gösterdiği ve melanin biyosentezini inhibe ettiği gösterilmiştir. Pine Bark antimelanojenik etki gösterdiği bildirilmişitir (Kim et al., 2008).

    Pine Barkün sıçanlar üzerinde doz-bağımlı yara iyileşme zamanını ve skar çapını azalttığı gösterilmiştir (Blazso et al., 2004). Klinik çalışmalarda oksidatif stres ile indüklenen dermotozların topikal tedavisinde de etkili olabileceği bildirilmektedir (D’Andrea, 2010).

    Pine Bark Toksisitesi
    Akut-subakut toksisitesi

    Pine Bark az toksik olarak kabul edilmektedir. Fare, sıçan ve domuzlarda oral uygulama sonrasında LD50 değerleri 14 farklı akut toksisite testinin sonucunda popülasyonun %50’sinde ölüm meydana getiren doz (LD50) değerlerinin 1000-4000 mg/kg arasında değiştiği bildirilmiştir. Oral uygulamada yan etki gözlenmeyen doz (No observed adverse effect level, NOAEL) değeri 100 mg/kg/gün olarak belirlenmiştir (Rohdewald, 2005a).
    Kronik toksisitesi

    Kronik toksisite testlerinde sıçanlara 2000 mg/kg/ gün doza kadar oral uygulamanın klinik olarak anlamlı herhangi bir değişikliğe (görsel, biyokimyasal veya davranışsal) yol açmadığı bildirilmiştir (Oliff, 2010; Rodhewald, 2005b).

    Genotoksisitesi
    Toksisite testlerine ve klinik çalışmalara göre Pine Barkün güvenli doğal bir ürün olduğu ortaya konmaktadır (Rohdewald, 2005c). Pine Barkün in vivo fare kemik iliği hücrelerinde Ames ve mikronükleus testleri ile ayrıca in vitro insan lenfositlerinde kromozom aberasyon testi ile mutajenitesi araştırılmıştır. Pine Barkün mutajenik olmadığı belirtilmiştir (Oliff, 2010; Rodhewald, 2005b). Çin hamster over hücrelerinde nötral kırmızı boya geri alım testi ile 24 saatlik maruziyette Pine Barkün sitotoksisitesi araştırıldığında Pine Barkün 150 μg/ml’e kadar sitotoksik etki göstermediği, ancak bu konsantrasyon üzerinde sitotoksisite başladığı ve 300 μg/ml konsantrasyonunda %50’nin altında canlılık tespit edildiği bildirilmiştir (Taner et al., 2013). Pine Barkün 150 μg/ml’ye kadar genotoksik etki göstermediği bildirilirken, 600 μg/ml’ye kadar insan lenfositlerinde kromozomal aberasyonlara neden olmadığı belirtilmiştir (Rohdewald, 2005c; Taner et al., 2013). Fare kemik iliği kullanılarak yapılan mikroçekirdek testi sonuçlarına göre 1500 mg/kg Pine Barkün kromozom anormalliği göstermediği bildirilmiştir (Rohdewald, 2005c). Bu çalışmalar, Pine Barkün mutajenik ve genotoksik olmadığını göstermektedir. Ayrıca birçok çalışmada Pine Barkün genotoksik hasara karşı koruyucu rolü olduğu belirtilmektedir. Chovanova ve arkadaşları yaptıkları bir çalışmada dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda kontrol grubu ile kıyasla 8-okso-7,8-dihidroguanin (8-oksoG) konsantrasyonlarının arttığı belirtilmiştir. Pine Bark takviyesi kullanan çocuklarda 8-oksoG düzeylerinin önemli ölçüde azalmasının Pine Barkün DNA’yı hasardan koruduğunun bir göstergesi olarak kabul edilebileceğini göstermektedir (Chovanova et al., 2006).

    Üreme toksisitesi
    Fare, sıçan ve domuzlarda yapılan 6 üreme toksisite çalışmasına göre herhangi bir teratojenik etki, perinatal toksisite ya da infertilite üzerine olumsuz bir etki göstermediği bildirilmiştir (Rohdewald, 2005a). Siklofosfamit ile indüklenen embriyo-fetal gelişim toksisitesine karşı Pine Barkün koruyucu rolü sıçanlar üzerinde gösterilmiştir. Siklofosfamit uygulaması ile sıçanlarda fötal ve plasental ağırlıkta azalma ve fetal malformasyonda artma gözlenmiştir. Ayrıca sıçanlara gebelik süresince uygulanan Pine Barkün siklofosfamit tarafından indüklenen embriyo-fetal gelişimsel toksisitede olumlu etkilere yol açtığı gözlenmiştir (Kim et al., 2012). Pine Barkün oksidatif stres ile uyarılan çeşitli teratojenik etkenlere karşı koruyucu bir madde olabileceği düşünülmektedir.

    Duyarlılık reaksiyonları
    Tavşanlarda deri ve göz tahriş testleri ve domuzlarda temas aşırı duyarlılık testinde Pine Barkün irritan olmadığı gösterilmiştir. Gönüllü insanlarda patch-oklüzyon testinde deri irritasyonu gözlenmediği bildirilmiştir (Rohdewald, 2005a).

    Riskli dönemlerde kullanımları
    Gebelikte Pine Bark için bildirilen herhangi bir kontrendikasyon belirtilmemiştir. Toksikolojik çalışmalarda mutajenik, teratojenik ve perinatal toksisite bulguları görülmemiştir. Fakat genel bir yaklaşım prensibi olarak gebeliğin ilk trimestrinde kullanılmaması önerilmektedir (Rohdewald, 2005a; 2002; Oliff, 2010). Hamilelik ve emzirme döneminde ve 6 yaş altındaki çocuklarda Pine Bark kullanımının güvenilirliliği hakkında yeterli bilgi mevcut olmadığından dolayı kullanımı önerilmemektedir (Gulati, 2015).

    Pine Barkün güvenliliğinin değerlendirilmesi

    Pine Barkün gıdalarda kullanımına ilişkin klinik güvenlilik ve preklinik toksikolojik değerlendirilmesine dayanarak, bağımsız toksikoloji uzmanları tarafından “Genellikle Güvenli Kabul Edilir, GRAS, Generally recognized as safe” kabul edilmektedir (Maimonia et al., 2011; Oliff, 2010; Gulati, 2015).

    Pine Barkun istenmeyen etkilerine dair yapılan çalışmalarda uzun sürede güvenli ve etkin olduğu, oldukça yüksek dozlarda bile ciddi bir akut veya kronik toksisiteye neden olmadığı belirtilmiştir (Rohdewald, 2005a; Kim et al., 2012).
    2010 yılında yayınlanan bilimsel ve klinik bir monografta; Pine Barkün uzun dönemde 20-100 mg’lık dozlarda ve kısa dönemde 100-300 mg dozlarda kullanımının toksik olmadığı kabul edilmektedir (Maimonia et al., 2011; Oliff, 2010). Pine Barkün insanlarda 100-200 mg/günlük dozunun güvenli olabileceği öngörülmektedir (Li et al., 2015).

    Sağlıklı ve hasta bireylerden oluşan toplamda 5723 kişinin bulunduğu yaklaşık 70 klinik çalışmadan elde edilen verilere dayanarak Pine Barkün güvenilir olduğu ileri sürülmektedir. Klinik çalışmalarda Pine Barkün günlük dozunun (80 mg/gün ortalama dozda, 30-450 mg/gün doz aralığında, 4665 kişi) advers etki oranı % 2.4 olarak, sağlıklı kişilerde (2116 kişi) bu oran %0.19 olarak belirlenmiştir. Bu klinik çalışmaların ortak sonucunda kullanım süresi ya da dozunun yan etki ile ilişkili olmadığı sonucuna varılmıştır (Maimonia et al., 2011; Oliff, 2010; Rohdewald, 2005b).

    Klinik araştırmaların sonucunda Pine Barkün en sık rastlanan yan etkisinin gastrointestinal rahatsızlıklar olduğu ve yemekle birlikte ya da yemekten sonra alımında bu yan etkinin görülmediği belirlenmiştir (Oliff, 2010; Rohdewald, 2005b). Bunun yanı sıra baş dönmesi, baş ağrısı ve bulantı da sık bildirilen yan etkilerdendir (Oliff, 2010). Bu yan etkiler hafif şiddetli bulunmuştur. Pine Barkün daha yüksek dozlarında bile ciddi yan etki göstermediği belirtilmiştir (Maimonia et al., 2011; Oliff, 2010; Rohdewald, 2005b).

    Pine Barkün normotansif bireylerde kan basıncı ve kalp atım hızı, 4 klinik araştırma (kişi sayısı: 185) ile değerlendirildiğinde anlamlı bir değişikliğe yol açmadığı belirtilmiştir (Oliff, 2010).

    Avrupa ve Asya’da 2002-2005 yılları arasında Pine Bark kullanan binlerce bireylerde 3 ürtiker, 1 baş ağrısı, 1 mide bulantısı, 1 egzama ve diyare vakası belirlenmiştir. Sonuç olarak, 1970 yılında Avrupa’da piyasaya sürülen Pine Barkün kullanımı ile ilgili ciddi bir advers etki bildirilmemiştir (Oliff, 2010). Genellikle yetişkin veya geriyatrik popülasyon tarafından kullanılan Pine Barkün diğer ilaçlar ile, alkol ve besinler ile birlikte alınmasına bağlı olarak bildirilen bir etkileşme bildirilmemiştir. Aspirin kullanan hastalarda Pine Barkün alınması protrombin zamanını (INR)’yi etkilememiştir (Oliff, 2010; Gulati, 2015).

    Kardiyovasküler bozukluğu olan 40 hastada 2 ay süre ile günde 300 mg kullanılan Pine Barkün herhangi bir yan etkiye neden olmadığı ve güvenle kullanılabileceği bildirilmiştir (Arcangeli, 2000).

    Diz osteoartriti olan 156 kişi ile yapılan klinik çalışmada Pine Barkün üç ay boyunca kullanımının plasebo ile kıyasla bir yan etkiye yol açmadığı, aksine tedavide kullanılan nonsteroidal antiinflamatuvar ilaçların neden olduğu gastrointestinal rahatsızlıklara yol açmadan semptomatik tedavide güvenle kullanılabileceği belirtilmiştir (Belcaro et al., 2008b).

    Klinik çalışmalarda Pine Barkün 40-100 mg/gün ya da 1 mg/kg va doz aralığında kahvaltı ile birlikte alınması önerilmektedir (Rohdewald, 2005a).

    SONUÇ
    Birçok çalışmada oksidatif stres ile ilişkili kanser, diyabet, inflamatuvar hastalıklar, kardiyovasküler hastalıklar, solunum yolu hastalıkları, immün sistem hastalıkları gibi birçok patolojik durumda Pine Barkün faydalı olabileceği bildirilmektedir. Pine Barkün intraselüler antioksidan koruma sistemlerini düzenleyerek başta oksidatif hasarda temel hedef olan lipit, protein ve DNA olmak üzere tüm biyomolekülleri oksidatif hasara karşı koruduğu bildirilmektedir.

    Pine Barkün gıda takviyesi olarak kullanımının güvenli olduğu görülmektedir. Pine Barkün insanlarda 100-200 mg/günlük dozunun güvenli olabileceği öngörülmektedir. Pine Bark oksidatif strese bağlı birçok hastalığın tedavisinde ve önlenmesi açısından tedavide destekleyici bir alternatif olarak düşünülmektedir. Birçok hastalığın temelinde yatan oksidatif hasarın güçlü antioksidan özellikli Pine Bark aracılığı ile azaltılabileceği ve birçok hastalığın tedavisinde olumlu etkileri nedeniyle yeni ilaç sistemlerinde kullanılabileceği görülmektedir.

    Pine Bark üzerine yapılan çalışmalar Pine Barkün terapötik etkisinin desteklemektedir. Bu etkilerinin altında yatan mekanizmaların daha iyi aydınlatılması için ileri düzeyde çalışmaların yapılması gerektiği görülmektedir. Yüksek dozlarında ve uzun süreli tüketimine bağlı oluşabilecek toksik etkileri göz ardı edilmemelidir. Pine Barkün hamilelik ve süt verme döneminde, çocuklarda kullanımının güvenli olduğuna dair çalışmalar yeterli değildir. İlaç etkileşmeleri açısından da yeterli çalışmaların bulunmadığı görülmektedir. Klinik ve epidemiyolojik çalışmalarla Pine Barkün etkilerinin desteklenmesi ve ayrıca tüketime bağlı geri bildirimler önem taşımaktadır.


    KAYNAKLAR

    Ansari, M.A., Keller, J.N., Scheff, S.W. (2008), Protective effect of Pycnogenol in human neuroblastoma SH-SY5Y cells following acrolein-induced cytotoxicity, Free Radical Biology and Medicine, 45 (11), 1510-9

    Araghi, N.M., Hosseini, S., Larson, D.F., Rodhewald, P., Watson, R.R. (1999), Pine bark extract reduces platelet aggregation, Internal Medicine, 2 (2), 73- 77.

    Arcangeli, P. (2000), Pycnogenol in chronic venous insuffiency, Fitoterapia, 71, 236-244.

    Aydin, B., Unsal, M., Sekeroglu, Z.A., Gulbahar, Y. (2011), The antioxidant and antigenotoxic effects of pycnogenol® on rats treated with cisplatin, Biological Trace Element Research, 142 (3), 638-50.

    Belcaro, G., Cesarone, M.R., Errichi, B.M., Ledda, A., Di Renzo, A., Stuard, S. et al. (2006a), Diabetic ulcers: microcirculatory improvement and faster healing with pycnogenol, Clinical and Applied Thrombosis/Hemostasis, 12 (3), 318-23.

    Belcaro, G., Cesarone, M.R., Errichi, S., Zulli, C., Errichi, B.M., Vinciguerra, G., et al. (2008b), Treatment of osteoarthritis with Pycnogenol. The SVOS (San Valentino Osteo-arthrosis Study) evaluation of signs, symptoms, physical performance and vascular aspects, Phytotherapy Research, 22 (4), 518-23.

    Belcaro, G., Cesarone, M.R., Genovesi, D., Ledda, A., Vinciguerra, G., Ricci A., et al. (2008a), Pycnogenol may alleviate adverse effects in oncologic treatment, Panminerva Medica, 50 (3), 227-34.

    Belcaro, G., Cesarone, M.R., Ricci, A., Cornelli, U., Rodhewald, P., Ledda, A., et al. (2006b), Control of edema in hypertensive subjects treated with calcium antagonist (nifedipine) or angiotensinconverting enzyme inhibitors with Pycnogenol, Clinical and Applied Thrombosis/Hemostasis, 12 (4), 440-4.

    Belcaro, G., Luzzi, R., Cesinaro, D.R.P., Cesarone, M.R., Dugall, M., Feragalli, B. et al. (2011), Pycnogenol improvements in asthma management, Panminerva Med, 53 (3 Suppl 1), 57-64.

    Blazsó, G., Gábor, M., Schönlau, F., Rohdewald, P. (2004), Pycnogenol® accelerates wound healing and reduces scar formation, Phytotherapy Research, 18 (7), 579-581.

    Blazso, G.R., Gaspar, R., Gabor, M., Rueve, H.J., Rohdewald, P. (1996), ACE inhibition and hypotensive effect of procyanidins containing extract from the bark of Pinus pinaster sol. Pharmaceutical and Pharmacological Letters, 6 (1), 8-11.

    Buz’Zard, A.R., Lau, B.H. (2007), Pycnogenol reduces talc-induced neoplastic transformation in human ovarian cell cultures, Phytotherapy Research, 21 (6), 579-86.

    Canali, R., Comitato, R., Schonlau, F., Virgili, F. (2009), The anti-inflammatory pharmacology of Pycnogenol in humans involves COX-2 and 5-LOX mRNA expression in leukocytes, International Immunopharmacol, 9 (10), 1145-9.

    Cesarone, M.R., Belcaro, G., Rohdewald, P., Pellegrini, L., Ledda, A., Vinciguerra, G., et al. (2010), Improvement of signs and symptoms of chronic venous insufficiency and microangiopathy with Pycnogenol: a prospective, controlled study, Phytomedicine, 17 (11), 835-9.

    Cesarone, M.R., Belcaro, G., Rohdewald, P., Pellegrini, L., Ledda, A., Vinciguerra, G., et al. (2006), Improvement of Diabetic Microangiopathy With Pycnogenol(R): A Prospective, Controlled Study, Angiology, 57 (4), 431-6.

    Chayasirisobhon, S. (2006), Use of a pine bark extract and antioxidant vitamin combination product as therapy for migraine in patients refractory to pharmacologic medication, Headache, 46 (5), 788-93.

    Cho, K.J., Yun, C.H., Chung, A.S. (2001), Inhibition mechanisms of bioflavonoits extracted from the bark of Pinus maritima on the expression of proinflammatory cytokines, Annals of the New York Academy of Sciences, 928, 141-56.

    Choi, Y.H., Yan, G.H. (2009), Pycnogenol inhibits immunoglobulin E-mediated allergic response in mast cells, Phytotherapy Research, 23 (12), 1691-5.

    Chovanova, Z., Muchova, J., Sivonova, M., Dvorakova, M., Zitnanova, I., Waczulikova, I., et al. (2006), Effect of polyphenolic extract, Pycnogenol, on the level of 8-oxoguanine in children suffering from attention deficit/hyperactivity disorder, Free Radical Research, 40 (9), 1003-10.

    D’Andrea, G. (2010), Pycnogenol: A blend of procyanidins with multifaceted therapeutic applications?, Fitoterapia, 81 (7), 724-36.

    de Moraes Ramos, F.M., Schonlau, F., Novaes, P.D., Manzi, F.R., Boscolo, F.N., de Almeida, S.M. (2006), Pycnogenol protects against Ionizing radiation as shown in the intestinal mucosa of rats exposed to X-rays, Phytotherapy Research, 20 (8), 676-9.

    Deveraj, S., Vega-Lopez, S., Kaul, N., Schonlau, F., Rohdewald, P., Jialal, I. (2002), Supplementation with a pine bark extract rich in polyphenols increases plasma antioxidant capacity and alters the plasma lipoprotein profile, Lipids, 37 (10), 931- 934.

    Duweler, K.G., Rohdewald, P. (2000), Urinary metabolites of French maritime pine bark extract in humans, Pharmazie, 55 (5), 364-8.

    Dvorakova, M., Jezova, D., Blazicek, P., Trebaticka, J., Skodacek, I., Suba, J., et al. (2007), Urinary catecholamines in children with attention deficit hyperactivity disorder (ADHD): modulation by a polyphenolic extract from pine bark (pycnogenol), Nutritional Neuroscience, 10 (3-4), 151-7.

    Ezzikouri, S., Nishimura, T., Kohara, M., Benjelloun, S., Kino, Y., Inoue, K., et al. (2015), Inhibitory effects of Pycnogenol® on hepatitis C virus replication, Antiviral Research, 113, 93-102.

    Farid, R., Mirfeizi, Z., Mirheidari, M., Rezaieyazdi, Z., Mansouri, H., Esmaelli, H., et al. (2007), Pycnogenol supplementation reduces pain and stiffness and improves physical function in adults with knee osteoarthritis, Nutrition Research, 27 (11), 692-7.

    Feng, W.Y., Tanaka, R., Inagaki, Y., Saitoh, Y., Chang, M.O, Amet, T. et al. (2008), Pycnogenol, a procyanidin-rich extract from French maritime pine, inhibits intracellular replication of HIV-1 as well as its binding to host cells, Japanese Journal of Infectious Diseases, 61 (4), 279-285.

    Frontela-Saseta, C., Lopez-Nicolas, R., GonzalezBermudez, C.A., Peso-Echarri, P., Ros-Berruezo, G., Martinez-Gracia, C., et al. (2011), Evaluation of antioxidant activity and antiproliferative effect of fruit juices enriched with Pycnogenol(R) in colon carcinoma cells. The effect of in vitro gastrointestinal digestion, Phytotherapy Research, 25 (12), 1870-5.

    Gandin, V., Nystrom, C., Rundlof, A.K., JonssonVidesater, K., Schonlau, F., Horkko, J., et al. (2009), Effects of the antioxidant Pycnogenol on cellular redox systems in U1285 human lung carcinoma cells, the Federation of European Biochemical Societies Journal, 276 (2), 532-40.

    Golanski, J., Muchova, J., Golanski, R., Durackova, Z., Markuszewski, L., Watala, C. (2006), Does pycnogenol intensify the efficacy of acetylsalicylic acid in the inhibition of platelet function? In vitro experience, Postępy Higieny i Medycyny Doświadczalnej (Advances in Hygiene and Experimental Medicine), 60, 316-321.

    Grether-Beck, S., Marini, A., Jaenicke, T., Krutmann, J. (2016). French Maritime Pine Bark Extract (Pycnogenol(®)) Effects on Human Skin: Clinical and Molecular Evidence, Skin Pharmacology and Physiology, 29 (1), 13-7.

    Grimm, T., Chovanova, Z., Muchova, J., Sumegova, K., Liptakova, A., Durackova, Z., et al. (2006b), Inhibition of NF-kappaB activation and MMP9 secretion by plasma of human volunteers after ingestion of maritime pine bark extract (Pycnogenol), Journal of Inflammation (London), 3 (1), 1-6.

    Grimm, T., Schafer, A., Hogger, P. (2004), Antioxidant activity and inhibition of matrix metalloproteinases by metabolites of maritime pine bark extract (pycnogenol). Free Radical Biology and Medicine, 36 (6), 811-22.

    Grimm, T., Skrabala, R., Chovanova, Z., Muchova, J., Sumegova, K., Liptakova, A., et al. (2006a), Single and multiple dose pharmacokinetics of maritime pine bark extract (pycnogenol) after oral administration to healthy volunteers, BMC Clinical Pharmacology, 6 (4), 1-12.

    Gulati, O.P. (2015), Pycnogenol in metabolic syndrome and related disorders, Phytotherapy Research, 29 (7), 949-68.

    Hosseini, S., Pishnamazi, S., Sadrzadeh, S.M.H., Farid, F., Farid, D., Watson, R.R. (2001), Pycnogenol in the management of asthma, Journal of Medicinal Food, 4 (4), 201-209.

    Huang, W.W., Yang, J.S., Lin, C.F., Ho, W.J., Lee, M.R. (2005), Pycnogenol induces differentiation and apoptosis in human promyeloid leukemia HL-60 cells, Leukemia Research, 29 (6), 685-92.

    Huynh, H.T., Teel, R.W. (2000), Selective induction of apoptosis in human mammary cancer cells (MCF7) by pycnogenol, Anticancer Res, 20 (4), 2417-20.

    Kamuren, Z.T., McPeek, C.G., Sanders, R.A., Watkins, J.B. (2006), Effects of low-carbohydrate diet and pycnogenol® treatment on retinal antioxidant enzymes in normal and diabetic rats, Journal of Ocular Pharmacology and Therapeutics, 22 (1), 10- 18.

    Kim, S.H., Lee, I.C., Lim, J.H., Moon, C., Bae, C.S., Kim, S.H., et al. (2012), Protective effects of pine bark extract on developmental toxicity of cyclophosphamide in rats, Food and Chemical Toxicology, 50 (2), 109-15.

    Kim, Y.J., Kang, K.S., Yokozawa, T. (2008), The antimelanogenic effect of pycnogenol by its antioxidative actions, Food and Chemical Toxicology, 46 (7), 2466-71.

    Kim, Y.J., Kim, Y.A., Yokozawa, T. (2011), Pycnogenol modulates apoptosis by suppressing oxidative stress and inflammation in high glucose-treated renal tubular cells, Food and Chemical Toxicology, 49 (9), 2196-201.

    Ko, J.W., Lee, I.C., Park, S.H., Moon, C., Kang, S.S., Kim, S.H., et al. (2014), Protective effects of pine bark extract against cisplatin-induced hepatotoxicity and oxidative stress in rats, Laboratory Animal Research, 30 (4), 174-80.

    Kobori, Y., Suzuki, K., Iwahata, T., Shin, T., Sadaoka, Y., Sato, R., et al. (2015), Improvement of seminal quality and sexual function of men with oligoasthenoteratozoospermia syndrome following supplementation with L-arginine and Pycnogenol(®),Archivio Italiano di Urologia, Andrologia, 87 (3), 190-3.

    Kocabas, E.E.H., Yesil, O., Isleten, M., Sukan, F.V. (2008), Antimicrobial activity of pine bark extract and assessment of potential application in cooked red meat, Gıda, 33 (3), 123-127.

    Kohama, T., Herai, K., Inoue, M. (2007), Effect of French maritime pine bark extract on endometriosis as compared with leuprorelin acetate, Journal of Reproductive Medicine, 52 (8), 703-8.

    Kralova, E., Jankyova, S., Mucaji, P., Gresakova, E., Stankovicova, T. (2015), Pycnogenol(R) and its fractions influence the function of isolated heart in rats with experimental diabetes mellitus, Pathology, Research and Practice, 211 (2), 156-61.

    Krizkova, L., Chovanova, Z., Durackova, Z., Krajcovic, J. (2008), Antimutagenic in vitro activity of plant polyphenols: Pycnogenol and Ginkgo biloba extract (EGb 761), Phytotherapy Research, 22 (3), 384-8.

    Li, Y.Y., Feng, J., Zhang, X.L., Cui, Y.Y. (2015), Pine bark extracts: nutraceutical, pharmacological, and toxicological evaluation, Journal of Pharmacology and Experimental Therapeutics, 353 (1), 9-16.

    Liu, X., Wei, J., Tan, F., Zhou, S., Wurthwein, G., Rohdewald, P. (2004), Antidiabetic effect of Pycnogenol French maritime pine bark extract in patients with diabetes type II, Life Sciences, 75 (21), 2505-13.

    Maimoona, A., Naeem, I., Saddiqe, Z., Jameel, K. (2011), A review on biological, nutraceutical and clinical aspects of French maritime pine bark extract, Journal of Ethnopharmacology, 133 (2), 261-77.

    Maritim, A., Dene, B.A., Sanders, R.A., Watkins, J.B., (2003), 3rd. Effects of pycnogenol treatment on oxidative stress in streptozotocin-induced diabetic rats, Journal of Biochemical and Molecular Toxicology, 17 (3), 193-9.

    Matsumori, A., Higuchi, H., Shimada, M. (2007), French maritime pine bark extract inhibits viral replication and prevents development of viral myocarditis, Journal of Cardiac Failure, 13 (9), 785-91.

    Mei, L., Mochizuki, M., Hasegawa, N. (2012), Hepatoprotective effects of pycnogenol in a rat model of non-alcoholic steatohepatitis, Phytotherapy Research, 26 (10), 1572-4.

    Mochizuki, M., Hasegawa, N. (2004), Therapeutic efficacy of pycnogenol in experimental inflammatory bowel diseases, Phytotherapy Research, 18 (12), 1027-8.

    Nishioka, K., Hidaka, T., Nakamura, S., Umemura, T., Jitsuiki, D., Soga, J. et al. (2007), Pycnogenol®, french maritime pine bark extract, augments endothelium-dependent vasodilation in humans, Hypertension Research, 30 (9), 775-780.

    Oliff, H. Scientific and Clinical Monograph for Pycnogenol. [Internet]. American Botanical Council. 2010. Erişim adresi:http://abc. herbalgram.org/site/DocServer/Pycnog_ FullMono120809_LOW.pdf , Erişim tarihi: 3 Ocak 2017. Packer, L., Rimbach, G., Virgili, F. (1999), Antioxidant activity and biologic properties of a procyanidinrich extract from pine (pinus maritima) bark, pycnogenol, Free Radical Biology & Medicine, 27 (5-6), 704-724.

    Parveen, K., Khan, M.R., Mujeeb, M., Siddiqui, W.A. (2010), Protective effects of Pycnogenol on hyperglycemia-induced oxidative damage in the liver of type 2 diabetic rats, Chemico-Biological Interactions, 186 (2), 219-27.

    Peng, Q., Wei, Z., Lau, B.H. (2000), Pycnogenol inhibits tumor necrosis factor-alpha-induced nuclear factor kappa B activation and adhesion molecule expression in human vascular endothelial cells, Cellular and Molecular Life Sciences, 57 (5), 834- 41.

    Peng, Q.L., Buz’Zard, A.R., Lau, B.H.S. (2002), Pycnogenol protects neurons from amyloidbeta peptide-induced apoptosis, Molecular Brain Research, 104 (1), 55-65.

    Peng, Y.J., Lee, C.H., Wang, C.C., Salter, D.M., Lee, H.S. (2012), Pycnogenol attenuates the inflammatory and nitrosative stress on joint inflammation induced by urate crystals, Free Radical Biology and Medicine, 52 (4), 765-74.

    Putter, M., Grotemeyer, K.H., Wurthwein, G., Araghi, N.M., Watson, R.R., Hosseini, S. et al. (1999), Inhibition of smoking-induced platelet aggregation by aspirin and pycnogenol, Thrombosis Research, 95 (4), 155-161.

    Rohdewald, P. (2002), A review of the French maritime pine bark extract (Pycnogenol), a herbal medication with a diverse clinical pharmacology, International Journal of Clinical Pharmacology and Therapeutics, 40 (4), 158-68.

    Rohdewald, P. (2005b), Pycnogenol®- Scientific file-section 19. Geneva, Switzerland: Horphag Research. Rohdewald, P. (2005c), Pycnogenol protects DNA against oxidative damage in vivo. Phytotherapy Research, 19 (3), 262.

    Rohdewald, P., Beil, W. (2008), In Vitro inhibition of Helicobacter pylori growth and adherence to gastric mucosal cells by pycnogenol®, Phytotherapy Research, 22 (5), 685-688. Rohdewald, P.J. (2005a), Pycnogenol, French maritime pine bark extract, Encyclopedia of Dietary Supplements. DOI:10.1081/E-EDS-120022123. Roseff, S.J. (2002), Improvement in sperm quality and function with French maritime pine tree bark extract, Journal of Reproductive Medicine, 47 (10), 821-824. Sahebkar, A. (2013),

    A systematic review and metaanalysis of the effects of pycnogenol on plasma lipids, Journal of Cardiovascular Pharmacology and Therapeutics, 19 (3), 244-55.

    Sarikaki, V., Rallis, M., Tanojo, H. (2004), In vitro percutaneous absorption of pine bark (Pycnogenol) in human skin, Journal of Toxicology - Cutaneous and Ocular Toxicology, 23 (3), 149-58

    Schafer, A., Chovanova, Z., Muchova, J., Sumegova, K., Liptakova, A., Durackova, Z., et al. (2006), Inhibition of COX-1 and COX-2 activity by plasma of human volunteers after ingestion of French maritime pine bark extract (Pycnogenol), Biomedicine & Pharmacotherapy, 60 (1), 5-9.

    Schafer, A., Hogger, P. (2007), Oligomeric procyanidins of French maritime pine bark extract (Pycnogenol) effectively inhibit alpha-glucosidase, Diabetes Research and Clinical Practice, 77 (1), 41-46.

    Schönlau, F., Rohdewald, P. (2002). Pycnogenol® for diabetic retinopathy, International Ophthalmology, 24 (3), 161-171.

    Sehirli, O.A., Sener, G., Ercan, F. (2009), Protective effects of pycnogenol against ischemia reperfusion-induced oxidative renal injury in rats, Renal Failure, 31 (8), 690-697.

    Sivonova, M., Zitnanova, I., Horakova, L., Strosova, M., Muchova, J., Balgavy, P. et al. (2006), The Combined Effect of Pycnogenol with Ascorbic Acid and Trolox on the Oxidation of Lipids and Proteins, General Physiology and Biophysics, 25 (4), 379-396.

    Steigerwalt, R., Belcaro, G., Cesarone, M.R., Di Renzo, A., Grossi, M.G., Ricci, A., et al. (2009), Pycnogenol improves microcirculation, retinal edema, and visual acuity in early diabetic retinopathy, Journal of Ocular Pharmacology and Therapeutics, 25 (6), 537-40.

    Suzuki, N., Uebaba, K., Kohama, T., Moniwa, N., Kanayama, N., Koike, K. (2008), French maritime pine bark extract significantly lowers the requirement for analgesic medication in dysmenorrhea: a multicenter, randomized, double-blind, placebo-controlled study, Journal of Reproductive Medicine, 53 (5), 338-46.

    Taner, G., Aydin, S., Aytac, Z., Basaran, A.A., Basaran, N. (2013), Assessment of the cytotoxic, genotoxic, and antigenotoxic potential of Pycnogenol in in vitro mammalian cells, Food and Chemical Toxicology, 61, 203-8.

    Torras, M.A.C., Faura, C.A., Schonlau, F., Rohdewald, P. (2005), Antimicrobial activity of pycnogenol, Phytotherapy Research, 19 (7), 647-648.
    United States Pharmacopeia. (2005), Maritime Pine Extract. Rockville, United States Pharmacopeial Convention, 28, 2115-6.

    Vinciguerra, G., Belcaro, G., Cesarone, M.R., Rohdewald, P., Stuard, S., Ricci, A. et al. (2006), Cramps and muscular pain: prevention with pycnogenol in normal subjects, venous patients, athletes, claudicants and in diabetic microangiopathy, Angiology, 57 (3), 331-9.

    Virgili, F., Pagana, G., Bourne, L., Rimbach, G., Natella, F., Rice-Evans, C., et al. (2000), Ferulic acid excretion as a marker of consumption of a French maritime pine (Pinus maritima) bark extract, Free Radical Biology and Medicine, 28 (8), 1249-56.

    Wang, S., Duanjun, T., Yusheng, Z. (1999), The effects of Pycnogenol on the microcirculation, platelet function and ischemic myocardium in patients with coronary artery diseases, European Bulletin of Drug Research, 7 (2), 19-25.

    Wei, Z.H., Peng, Q.L., Lau, B.H. (1997), Pycnogenol enhances endothelial cell antioxidant defenses, Redox Report, 3 (4), 219-24.

    Wilson, D., Evans, M., Guthrie, N., Sharma, P., Baisley, J., Schonlau, F. et al. (2010), A randomized, doubleblind, placebo-controlled exploratory study to evaluate the potential of pycnogenol for improving allergic rhinitis symptoms, Phytotherapy Research, 24 (8), 1115-9.

    Yang, H.M., Liao, M.F., Zhu, S.Y., Liao, M.N., Rohdewald, P. (2007), A randomised, doubleblind, placebo-controlled trial on the effect of Pycnogenol on the climacteric syndrome in peri-menopausal women, Acta Obstetricia et Gynecologica Scandinavica, 86 (8), 978-985.

    Yang, Y.S., Ahn, T.H., Lee, J.C., Moon, C.J., Kim, S.H., Jun, W., et al. (2008), Protective effects of Pycnogenol on carbon tetrachloride-induced hepatotoxicity in Sprague-Dawley rats, Food and Chemical Toxicology, 46 (1), 380-7.

    Zibadi, S., Rohdewald, P.J., Park, D., Watson, R.R. (2008), Reduction of cardiovascular risk factors in subjects with type 2 diabetes by Pycnogenol supplementation, Nutrition Research, 28 (5), 315- 20.

    Zibadi, S., Yu, Q., Rohdewald, P.J., Larson, D.F., Watson, R.R. (2007), Impact of Pycnogenol® on cardiac extracellular matrix remodeling induced by l-NAME administration to old mice, Cardiovascular Toxicology, 7 (1), 10-18.

    Yorum yap


    • #3
      Üşütme Nezle Grip Nasıl Tedavi Edilir Bağışıklık Sistemini Güçlendir


      Uçucu yağların Candida albicans ve albicans olmayan Candida'ya karşı sıvı ve buhar fazlı antifungal aktiviteleri

      Narcisa Mandras , # 1 Antonia Nostro , # 2 Janira Roana , 1 Daniela Scalas , 1 Giuliana Banche , 1 Valeria Ghisetti , 3 Simonetta Del Re , 3 Giacomo Fucale , 4 Anna Maria Cuffini , 1 ve Vivian Tullio 1
      Yazar bilgileri Makale notları Telif hakkı ve Lisans bilgileri Sorumluluk Reddi
      1 Halk Sağlığı ve Pediatri Bölümü, Mikrobiyoloji Bölümü, Torino Üniversitesi, via Santena 9, 10126 Torino, İtalya
      2 Eczacılık Bilimleri ve Sağlık Ürünleri Bölümü Polo Annunziata, Messina Üniversitesi, Viale SS Annunziata, 98168 Messina, İtalya
      3 Mikrobiyoloji ve Viroloji Laboratuvarı, Amedeo di Savoia Hastanesi, c.so Svizzera 164, 10149 Torino, İtalya
      4 Kimyasal, Klinik ve Mikrobiyolojik Analizler Departmanı, CTO, Torino, İtalya
      Vivian Tullio, Telefon: +39 011 670 5637, E-posta: ti.otinu@oillut.naiviv .
      Sorumlu yazar.
      # Eşit katkıda bulundu. İlişkili Veriler

      Veri Kullanılabilirliği Bildirimi
      Git: Soyut

      Arka plan


      Candida enfeksiyonlarının yönetimi, sınırlı sayıda antifungal ilaç, toksisite, Candida'nın yaygın olarak kullanılan antifungal ilaçlara direnci, Candida enfeksiyonlarının nüksetmesi ve antifungal ilaçların yüksek maliyeti gibi birçok sorunla karşı karşıyadır. Azol antifungal ajanları ve türevleri, Candida enfeksiyonlarına karşı tercih edilen ilaçlar olarak hakim olmaya devam etse de, uçucu yağların antikandidal aktivitesine atıfta bulunan birçok veri mevcuttur. Daha önce bazı uçucu yağların ipliksi mantarlara karşı iyi bir antimikrobiyal aktivite gözlemlediğimiz için, bu çalışmanın amacı aynı yağların Candida albicans, C.glabrata ve C.tropicalis üzerindeki aktivitesini değerlendirmek için araştırmayı genişletmekti.klinik suşların yanı sıra ilgili bileşenlerin etkileri. Uçucu yağların seçimi, hem etnomedikal kullanıma hem de bu yağların bazılarının kanıtlanmış antibakteriyel ve/veya antifungal aktivitesine dayanıyordu. Referans ilaç olarak flukonazol ve vorikonazol kullanıldı. Yöntemler


      Uçucu yağların (kekik kırmızısı, rezene, karanfil, çam, adaçayı, melisa ve lavanta) minimum inhibitör konsantrasyonu (MIC) ve minimum fungisidal konsantrasyonu (MFC) ve bunların ana bileşenleri, et suyu mikrodilüsyon yöntemi (BM) ile araştırıldı. ve buhar temas tahlili (VC). Sonuçlar


      BM kullanılarak çam yağı, test edilen tüm suşlara karşı en iyi aktiviteyi gösterdi, ancak C.albicans , C.glabrata ve C.tropicalis'ten daha duyarlıydı (MIC 50 - MIC 90  = %0.06, v/v). Aksine, adaçayı yağı zayıf bir aktivite göstermiştir (MIC 50 -MIC 90  = %1, v/v). Kekik kırmızısı yağı ( C.albicans ve C.tropicalis için MIC 50 -MIC 90  ≤ %0,0038, v/v ve C.glabrata için %0,0078- < 0,015, v/v)), ardından melisa, lavanta ve adaçayı VC tarafından en etkili olanlardı. Karvakrol ve timol en yüksek aktiviteyi gösterirken, linalil asetat her iki yöntemde de en düşük aktiviteyi göstermiştir. α-pinen, BM tarafından VC'den daha iyi bir aktivite sergiledi. Çözüm


      Sonuçlar, başta timus kırmızısı ve çam yağları olmak üzere uçucu yağların ve bunların bileşenleri olan karvakrol, timol ve a-pinenin, flukonazol/vorikonazole dirençli suşlar da dahil olmak üzere Candida türlerine karşı iyi bir aktivite gösterdiğini göstermektedir. Bu veriler yeterince kontrollü ve randomize klinik araştırmaları teşvik eder. Buhar fazında kullanım, doğrudan temas gerektirmeden ek avantajlara sahip olabilir, bu da hastane ve/veya okul gibi çevresel uygulamada kolaylık sağlar.

      Anahtar Kelimeler: Antifungal aktivite, Mayalar, Uçucu yağlar, Et suyu mikrodilüsyon yöntemi, Buhar temas testi
      Git: Arka plan


      Kandidiyazis, en yaygın fırsatçı maya enfeksiyonudur ve oral pamukçuk ve vajinit gibi yüzeysel mukozal enfeksiyonlardan, yayılmış kandidiyaz gibi sistemik ve potansiyel olarak yaşamı tehdit eden hastalıklara kadar değişen enfeksiyonları kapsar. Son yirmi yılda, sadece nozokomiyal enfeksiyonlara bağlı bağışıklığı baskılanmış hastalarda değil, aynı zamanda sağlıklı bireylerde de derin mantar enfeksiyonlarının insidansında önemli bir artış gözlenmiştir. Ayrıca, şimdiye kadar önde gelen patojenik Candida türleri olan C. albicans'ın insidansı azalırken albicans olmayan Candida'nın insidansı artmıştır [ 1 ].

      Candida enfeksiyonlarını tedavi etmek için en sık kullanılan antifungal ajan sınıfları azoller, polienler ve ekinokandinlerdir; bununla birlikte, Candida enfeksiyonlarının yönetimi, toksisite, Candida'nın yaygın olarak kullanılan antifungal ilaçlara direnci, Candida enfeksiyonlarının nüksetmesi ve antifungal ilaçların yüksek maliyeti gibi birçok sorunla karşı karşıyadır [2 , 3 ] . Araştırmacılar, bu sorunlardan kaçınmak için doğal ürünlerin, özellikle uçucu yağların (EO'lar) [ 4-7 ] kullanımı gibi alternatif terapötik stratejilerden yararlanmaktadır .

      EO'lar uzun süredir etnomedikalde etkili ve güvenli antifungal ajanlar olarak kullanılmaktadır; ancak, tüketicilerin herhangi bir faydadan yararlanacaklarından emin olabilmeleri için, bu alternatif tedavilerin etkinliğini destekleyen veya bunlarla çelişen iyi bilimsel ve klinik verilere ihtiyaç vardır. Daha önce kekik kırmızısı, karanfil, çam, adaçayı, melisa, rezene, lavanta EO'larının lifli mantarlara karşı antimikrobiyal aktivitesini inceledik [ 8 ]. Bu nedenle, bu çalışmanın amacı, aynı EO'ların Candida albicans ve albicans olmayan Candida üzerindeki aktivitesini değerlendirmek için araştırmayı genişletmekti.Et suyu mikrodilüsyon yöntemi (BM) ve buhar temas testi (VC) gibi iki araştırma aracı kullanarak suşların yanı sıra ilgili EO bileşenlerinin etkileri. EO seçimi, hem etnomedisinal kullanıma hem de bu yağların bazılarının kanıtlanmış antibakteriyel ve/veya antifungal aktivitesine dayanıyordu [ 8 , 9 ]. EOs aktivitesini karşılaştırmak için referans ilaçlar olarak flukonazol ve vorikonazol kullanıldı.

      Git: Yöntemler

      Uçucu yağlar ve bileşenleri


      EO'lar Thymus vulgaris L. (kekik kırmızısı), Foeniculum vulgare Mill'den elde edilen buharla damıtılmış numuneler olarak doğrudan Azienda Agricola Aboca'dan (Sansepolcro, Arezzo) satın alınmıştır . var. dulce DC (rezene), Eugenia caryophyllata Thumb. (karanfil), Pinus sylvestris L. (çam), Salvia officinalis L. (adaçayı), Melissa officinalis L. (melisa) ve Lavandula vera DC (lavanta). Karvakrol, öjenol, linalool, linalil asetat, timol ve a-pinen bileşenleri (≥ %98 saflık) Sigma Aldrich (Steinheim, Almanya) tarafından sağlandı ve daha fazla saflaştırılmadan alındığı gibi kullanıldı. EO'lar ve ilgili bileşenler, kullanıma kadar 4 °C'de saklandı. Uçucu yağlar ve bileşenleri stok çözeltileri


      Her EO ve bileşenlerinin stok solüsyonları etanol (1:25) içinde hazırlandı ve sodyum bikarbonatsız ve L-glutamin ( Invitrogen, San Giuliano Milanese, Milano, İtalya), 0,165 mol 1-1 konsantrasyonda 0,165 M morfolinpropansülfonik asit (MOPS) (Sigma) ile pH 7,0'a tamponlanmış ve 18 g/L glikoz ile desteklenmiştir. EO'ların çözünürlüğünü arttırmak için, %0.001 (h/h) nihai konsantrasyonda Tween-80 (Sigma-Aldrich) dahil edildi. Antifungal ilaçlar


      Flukonazol ve vorikonazol tozları (HPLC'ye göre ≥ %98 saflık) Sigma-Aldrich'ten (sırasıyla n° F8929 ve PZ0005) satın alınmıştır. Flukonazol stok çözeltileri steril distile suda, vorikonazol ise %100 dimetil sülfoksit (Sigma-Aldrich) içinde hazırlandı ve kullanılıncaya kadar -20 °C'de saklandı. mayalar


      Çeşitli örneklerden (kan, normalde steril vücut sıvıları, derin doku, genital sistem) C. albicans ( n  = 26), C. glabrata ( n  = 10) ve C. tropicalis ( n = 10) dahil olmak üzere kırk altı maya  toplanmıştır. , gastrointestinal sistem, solunum yolu) Torino'da (İtalya) hastanede yatan hastalardan alınmıştır. Suşlar, standart yöntemlerle (blastoconidia için mısır unu, mikrop tüpü oluşumu, psödohif ve gerçek hif ve CHROMagar™ Candida (BD, Milano, İtalya) üzerinde büyüme) ve ticari olarak temin edilebilen maya tanımlama sistemi (API ID32C panelleri, bioMérieux, Roma) ile tanımlandı. , İtalya) [ 10 ]. Aşı hazırlama


      Maya aşılaması, bir gecelik Candida spp . kültüründen >1 mm çapında iki ila üç koloni toplanarak hazırlandı . 35 °C'de Sabouraud dekstroz (SAB) agar üzerinde ve 2 mL %0,85 normal salin içinde süspanse ederek, 0,5 McFarland standardına göre ≈ 5 × 106 hücre/mL'lik bir maya stok süspansiyonu elde edin. 1:100'lük bir seyreltme ve ardından stok süspansiyonun RPMI 1640 et suyu ortamı (%0.2 glikoz) (Sigma, Milano, İtalya) ile 1:20'lik bir seyreltmesi ile bir çalışma süspansiyonu yapıldı, bu da ≈ 2.5 x 103 hücre / mL, üç nüsha koloni sayımlarıyla doğrulanmıştır. Hücre yoğunluğu 2.0 x 103 hücre/mL'ye ayarlandı , üç kopya halinde koloni sayımlarıyla doğrulandı. In vitro antimikrobiyal deneyler

      Et suyu mikrodilüsyon yöntemi


      EO'ların ve bileşenlerinin antimikrobiyal aktivitesi, bazı modifikasyonlara sahip mayalar için CLSI belgesi M27-A3'e göre bir BM duyarlılık testi kullanılarak belirlendi [ 11 ]. Minimum inhibe edici konsantrasyon (MIC) tayini, 96 oyuklu mikrotitre plakaları (Sarstedt, Milano, İtalya) kullanılarak seri seyreltme yoluyla yapıldı. %2 ila %0,0038 (v/v) arasında değişen EO'ların ikiye katlanan dilüsyonları, pH 7'ye tamponlanmış MOPS ile RPMI-1640'ta 96 oyuklu mikrotitre tepsilerinde hazırlandı. Ayrıca, çalışmaya dahil edilen her bir maya suşu, M27-A3 protokolünü izleyen flukonazol ve vorikonazol [ 11]. 128 ila 0.008 μg/mL arasında değişen iki referans antifungal bileşiğin iki katına çıkan dilüsyonları, pH 7'ye tamponlanmış MOPS ile RPMI-1640'ta 96 oyuklu mikrotitre tepsilerinde hazırlandı. İnokülum ilavesinden (0.1 mL) sonra tepsiler, 48 saat boyunca 37 °C'de normal atmosferik koşullar. Aynı koşul altında inkübe edilen steril bir ortam kör olarak kullanılırken, hedef mikroorganizmalarla aşılanan ortam (yağ/ilaç olmadan) büyümenin pozitif kontrolü olarak kullanıldı. Tüm belirlemeler üç kopya halinde yapıldı.

      Görünür büyümenin tamamen engellendiğini gösteren en düşük yağ konsantrasyonu, MİK olarak tanımlandı. Görünür büyümenin yokluğu binoküler mikroskop altında belirlendi. Azollerin MIC'leri, büyüme kontrolü ile karşılaştırıldığında ≥ %50 büyüme inhibisyonu sağlayan en düşük ilaç konsantrasyonu olarak okundu. Flukonazol için CLSI direnç sınır değeri, C. albicans , C. tropicalis'e karşı ≥ 2 μg/mL'lik bir MIC ve C. glabrata'ya karşı ≥32 μg/mL'lik bir MIC olarak tanımlandı ; vorikonazol için CLSI direnç sınır değeri, C. albicans ve C. tropicalis'e karşı ≥ 0,5 μg/mL'lik bir MİK olarak tanımlandı . CLSI, vorikonazol ve C. glabrata için sınır değerler belirlememiştir.ve bu türün vahşi tipini (WT) WT olmayan suşlarından ayırt etmek için 0,5 μg/mL'lik epidemiyolojik eşik değerinin (ECV) kullanılmasını önerdi [ 12 ] .

      EO'ların, bileşenlerinin ve ilaçların minimum fungisidal konsantrasyonu (MFC), test maddelerini içermeyen SAB agar plakalarında gözle görülür büyüme olmadan tüm oyuklardan alınan 10 uL et suyu alt kültürü yapılarak belirlendi. 37 °C'de 48 saat inkübasyondan sonra, MFC, alt kültürde üreme olmadan inokulumun %99.9'unun ölümüyle sonuçlanan en düşük yağ/ilaç konsantrasyonu olarak tanımlandı [8 , 13 ] . Buhar temas testi


      Uçucu yağ fraksiyonunun etkisi, daha önce bildirildiği gibi ters Petri kapları yöntemiyle incelenmiştir [ 8 , 14 ]. pH 7.0'a ayarlanan MOPS'lu çift güçlü konsantre RPMI 1640, testten hemen önce eşit oranda erimiş %3.0 (a/h) agar ile karıştırıldı. RPMI agar, 90 mm'lik bir Petri kabına döküldü ve test edilen her suşun 100 uL standartlaştırılmış süspansiyonu ile nokta inoküle edildi. Her Petri kabının kapağına, agar ortamının yüzeyine doğrudan temas etmeyecek şekilde bir cam slayt (1 cm boyutunda) yerleştirildi ve çeşitli miktarlarda saf EO'lar veya bunların bileşenleri ilave edilerek nihai konsantrasyon elde edildi. %1 - 0,0019, v/v hava boşluğu. Kapalı Petri kabının içindeki boşluk 70 cm3 olarak hesaplandı.hava. Plakalar, aşılamadan hemen sonra vinil bant ile kapatıldı ve 37 °C'de 48 saat süreyle inkübe edildi. MOPS'lu RPMI ortamından oluşan kontrol dahil edildi. MIC (yüzde, v/v hava boşluğu) kontrol ile karşılaştırılarak belirlendi ve görünür büyümeyi engelleyen en düşük EO konsantrasyonu olarak tanımlandı. Veri analizi


      En az üç kopyadan elde edilen veriler değerlendirildi ve modal sonuçlar hesaplandı.

      Git: Sonuçlar ve tartışma


      Biyolojik, antioksidan ve antimikrobiyal özellikleri nedeniyle EO'lar ve yakından ilişkili bileşenler üzerine yapılan araştırmalar son zamanlarda yoğunlaşmıştır [ 5 , 15 - 18 ]. Ayrıca, buhar fazındaki EO'ların etkili antimikrobiyal sistemler olduğuna ve özellikle hastane ortamında sıvı fazdaki EO'ların kullanımına göre avantajları olabileceğine dair artan kanıtlar vardır. Aslında, daha önceki çalışmalarımız bazı yağların (kekik kırmızısı, rezene, karanfil, çam, adaçayı, melisa ve lavanta) buhar fazında insan ve bitki patojeni ipliksi mantarlara karşı daha iyi bir aktivite gösterdiğini göstermiştir [8 ] .

      Bu çalışmada, kekik kırmızısı, rezene, karanfil, çam, adaçayı, melisa ve lavanta dahil olmak üzere yedi EO'nun antifungal aktivitesini iki yöntemle (BM ve VC) değerlendirdik (Tablo 1) ve bazı bileşenleri (Tablo 2), C. albicans , C. glabrata ve C. tropicalis'in 46 klinik izolatına doğru . Literatürde kekik, karanfil, çam, rezene, adaçayı ve melisa gibi EO'ların antikandidal aktivitesine atıfta bulunan bazı mevcut veriler vardır [ 5 – 7 , 19 , 20 ]. tablo 1


      Candida spp.'ye karşı EO'ların (%, v/v) ve ilaçların (μg/mL) minimum inhibe edici konsantrasyonu (MIC) . sıvı mikrodilüsyon (BM) ve buhar teması (VC) yöntemleriyle değerlendirildi
      kekik kırmızısı BM 0,03–0,25 0.03 0,125 0,06–0,25 0,06 0,125 0,06–0,25 0,06 0,25
      VK <0,0038 <0,0038 <0,0038 <0,0019–0,03 0,0078 0,015 0,0075–0,015 0,0038 0,0038
      Rezene BM 0,25–1 0,25 1 0,25–1 0,25 1 0,5–1 1 1
      VK 0,25–1 0,25 0,5 0,25–1 0,25 0,25 0,25–1 0,25 0,5
      karanfil BM 0,25–1 0,25 1 0,25–1 0,25 1 0,125–1 0,25 1
      VK 0,25–1 0,5 0,5 0,25–0,5 0,5 0,5 0,06–1 0,06 0,25
      Çam BM 0,03–0,06 0,06 0,06 0,0075–0,5 0,015 0,25 0,015–0,5 0.03 0,5
      VK 0,5–1 1 1 0,5–1 1 1 0,5–1 1 1
      Adaçayı BM 0,5–1 1 1 0,5–1 1 1 0,5–1 1 1
      VK 0,06 0,06 0,06 0,125–0,25 0,125 0,25 0,06 0,06 0,06
      melisa BM 0,5–1 1 1 0,5–1 0,125 1 0,06–0,5 0,25 0,25
      VK 0,015–0,03 0,015 0,015 0,015–0,06 0.03 0,06 0,0038–0,015 0,015 0,015
      Lavanta BM 0,5–1 1 1 0,5–1 0,25 1 0,125–1 0,25 1
      VK 0,0019–0,06 0,06 0,06 0,0075–0,06 0.03 0,06 0,015–0,06 0.03 0,06
      flukonazol BM 0,5- > 64 0.50 4.00 0,125- > 64 4.00 64.00 0,25- > 64 2.00 16
      vorikonazol BM 0,008–8 0,06 0.12 0,008–8 0,25 4.00 0,032–8 0.12 2.00
      Ayrı bir pencerede aç
      Sonuçlar iki kopya halinde gerçekleştirilen ve modal sonuçlar olarak ifade edilen 3 bağımsız deneyden elde edilmiştir. Tablo 2


      Broth mikrodilüsyon (BM) ve buhar teması (VC) yöntemleriyle EO bileşenlerinin (%, v/v) minimum inhibe edici konsantrasyonu (MIC'ler)
      Karvakrol BM 0,06–0,5 0,125 0,125 0,06–0,25 0,125 0,25 0,25–0,5 0,25 0,25
      VK 0,0038 0,0038 0,0038 <0,0019 <0,0019 <0,0019 <0,0019–0,0038 <0,0019 <0,0019
      Öjenol BM 0,25 0,25 0,25 0,125–0,25 0,125 0,25 0,25–0,5 0,25 0,25
      VK 0,125–0,5 0,125 0,125 0,06–0,25 0,125 0,125 0,125–0,25 0,125 0,125
      linalool BM 0,125–1 0,25 0,25 0,125–1 0,5 0,25 0,25–0,5 0,25 0,25
      VK 0,0075 0,0075 0,0075 0,0075–0,03 0,015 0.03 0,0015–0,03 0.03 0.03
      linalil asetat BM 1 1 1 1 1 1 1 1 1
      VK 1 1 1 1 1 1 1 1 1
      timol BM 0,06–0,125 0,06 0,06 0,06–0,25 0,125 0,125 0,125–0,5 0,125 0,125
      VK 0,0038 0,0038 0,0038 0,0019–0,0038 0.0019 0.0019 <0,0019 <0,0019 <0,0019
      α-Pinen BM 0,06–0,125 0,06 0,06 0,06–0,125 0,06 0,125 0,125–0,5 0,125 0,125
      VK 0,25–0,5 0,25 0,5 0,25–0,5 0,25 0,5 0,25–1 0,5 0,5
      Ayrı bir pencerede aç
      Sonuçlar iki kopya halinde gerçekleştirilen ve modal sonuçlar olarak ifade edilen 3 bağımsız deneyden elde edilmiştir.

      EO, ana bileşenler, flukonazol ve vorikonazol konsantrasyonları olarak rapor edilen sonuçlarımız, MIC 50 (Mayaların %50 büyümesini engellemek için gereken Minimum İnhibitör Konsantrasyon) ve MIC 90 (Mayaların %90 büyümesini engelleyen Minimum İnhibitör Konsantrasyon) olarak gösterilmiştir. maya), sırasıyla (Tablolar 1,​,22).

      BM ile ilgili olarak, kekik kırmızısı ve çam EO'ları test edilen tüm suşlara karşı en iyi aktiviteyi göstermiştir, ancak C.albicans'ın çam yağına C.glabrata ve C.tropicalis'ten daha duyarlı olduğu kanıtlanmıştır (MIC 50 - MIC 90  = %0.06, v/ v). Aksine, rezene, karanfil, adaçayı ve lavanta EO'ları en yüksek MIC'leri gösterdi (Tablo 1), oysa melisa yağı hem C.tropicalis'e (MIC 50 - MIC 90  = %0,25, v/v) hem de C. glabrata'ya (MIC 50 - MIC 90  = %0,125–1, v/v, sırasıyla) karşı zayıf bir aktivite göstermiştir. ).

      İlginç bir şekilde, VC ile elde edilen MIC değerleri, çam hariç, test edilen tüm EO'lar için sıvı ortamdakinden daha düşüktü. Spesifik olarak, kekik kırmızısı, C.albicans'a karşı en yüksek aktiviteye (MIC 90  < %0,0038, v/v) sahip yağdı , bunu melisa, lavanta ve adaçayı takip etti (Tablo 1).

      Sıvı ve buhar fazındaki farklı antifungal aktivite, EO'ların yüksek hidrofobiklik ve uçuculuk gibi özelliklerinden dolayı olabilir. Aslında, bir ortama eklendiğinde, EO, nispi hidrofobikliğine bağlı olarak az ya da çok sulu faza dağılır. Sıvı fazda aktivite, ortamdaki EO'ların yayılabilirliğine ve çözünürlüğüne bağlıdır, buhar deneyinde ise uçuculuğa bağlıdır [ 2 ].

      MİK değerleri, EOs aktivitesinin , her ikisi de flukonazole ve vorikonazole (sırasıyla flukonazol MİK90 = 64 ve 16 μg/mL ve vorikonazol MİK90 = 4 ve 2 μg/mL, sırasıyla) (Tablo 1).

      Bu çalışmanın verileri, EO'ların kimyasal bileşimi nedeniyle açıklanabilir, daha önce bir çalışmada bildirmiştik [ 8]. Bu EO'lar, gaz kromatografisi-kütle spektrometrisi ile belirlenen şu ana bileşenleri içeriyordu: timol (%26,5, v/v), ρ-simen (%16,2, v/v), limonen (%13,2, v/v), a-pinen kekik kırmızısında (%13,2, v/v), karvakrol (%7,8, v/v); rezenede anetol (%72,1, v/v), fenkon (%14,2, v/v); karanfilde öjenol (%77.5, v/v), öjenil asetat (%7.6, v/v); çamda α-pinen (%55,7, v/v), β-pinen, (%10, v/v), limonen (%9,7, v/v); adaçayında cis-thujone (%29.4, v/v), kafur (%22.6, v/v), 1,8 sineol (%7.7, v/v); melisada sitronelal (%29.4, v/v), limonen (%22.6, v/v), sardunya (%8.8, v/v); lavantada linalool (%41.9, v/v), linalil asetat (%32.7, v/v). Bu çalışmada test edilen EO'lar, esas olarak timol, a-pinen ve linalool bileşikleri tarafından temsil edilen önemli miktarlarda monoterpenlerin varlığını göstermiştir.21 ] (Tablo 2). Karvakrol ve timol , flukonazole dirençli C. glabrata ve C. tropikalis suşlarına karşı bile, önceki bulgulara [ 22-24 ] benzer şekilde, hem BM hem de VC tarafından ilginç bir in vitro Candida karşıtı aktivite sergiledi . a-pinen, BM tarafından VC'den daha iyi bir aktivite gösterdi; tersine, linalil asetat, her iki yöntemle de test edilen tüm suşlara karşı en düşük aktiviteyi gösterdi. Genel olarak, MFC'ler, MIC'lerden bir veya daha fazla konsantrasyonda daha yüksekti (Tablo 3), muhtemelen geniş spektrumlu antimikrobiyal aktiviteleriyle bilinen terpenoidler ve fenolikler gibi ilgili bileşenleri nedeniyle, EO'ların maya hücrelerine karşı düşük konsantrasyonlarda fungisidal aktivite gösterdiğini düşündürmektedir [25 , 26 ] . Bununla birlikte, EO'ların antifungal aktivitesinin arkasındaki mekanizmalar tam olarak anlaşılamamıştır. Tablo 3


      EO'ların (%, v/v) ve bileşenlerinin (%, v/v) ilaçlarla (μg/mL) karşılaştırıldığında minimum fungisidal konsantrasyonu (MFC)
      kekik kırmızısı 0,06-0,25 0,06-0,25 0,06-0,5
      Rezene 0,5- > 1 0,25- > 1 1- > 1
      karanfil 0,25- > 1 0,25- > 1 0,5- > 1
      Çam 0,03-0,125 0,03-0,5 0,06-1
      Adaçayı >1 >1 >1
      melisa >1 >1 >1
      Lavanta >1 >1 >1
      Karvakrol 0,125-1 0,25-1 0,25-1
      Öjenol 0,5 0,25 0,5
      linalool 0,5 0,5 1
      linalil asetat 1- > 1 1- > 1 1- > 1
      timol 0,125-0,25 0,25 0,25-0,5
      α-Pinen 0,5-1 0,5-1 1
      flukonazol 2 - >64 0,5 - >64 0,5- > 64
      vorikonazol 0,06-8 0,12-8 0,12-8
      Ayrı bir pencerede aç
      Sonuçlar iki kopya halinde gerçekleştirilen ve modal sonuçlar olarak ifade edilen 3 bağımsız deneyden elde edilmiştir.

      Bazı yazarların yakın tarihli kanıtlarına göre, incelenen EO'ların antibiyotiğe dirençli izolatlara karşı da yüksek antifungal aktivitesi vardır [ 20 , 27 , 28 ]. Bununla birlikte, verileri literatürle karşılaştırmak zordur çünkü EO'ların ve bileşenlerinin antimikrobiyal aktivitesi, kimyasal bileşimler ve deneysel koşullar dahil olmak üzere çeşitli faktörlerden etkilenir.

      EO'ların bileşimi, farklı bitki türleri ve kemotipleri, coğrafi köken, mevsim ve ekstraksiyon prosedürü nedeniyle önemli ölçüde değişir [ 29 ]. Bu bağlamda Tampieri ve ark. [ 30 ] karvakrol (% 41.33), p-simen (% 17.53) ve timol (% 5.34) bazlı bir T. vulgaris EO'yu inceledi ve test edilen EO'nun fungistatik aktivitesini gözlemledi [ 30 ] . Tersine, farklı bileşime sahip bir T. vulgaris EO üzerinde çalıştık ; aslında, timol %26,5, p-simen %16,2 ve karvakrol %7,8 idi ve test edilen EO'nun fungisit aktivitesini gözlemledik.

      Deneysel koşullarla ilgili olarak, EO'ların antimikrobiyal aktivite verilerinin kullanılan metodolojiye bağlı olduğunun altını çizmek önemlidir; bu verilerin değişkenliği inokülum boyutu, kullanılan ortam ve dolgu macunları, sürfaktanlar ve Tween, dimetilsülfoksit ve etanol gibi çözücülerin kullanımı gibi faktörleri içerir. Kısmen, bunlar farklı araştırma grupları tarafından elde edilen sonuçlardaki farklılıkları açıklayabilir [ 31 ].

      Bu çalışmada elde edilen sonuçlar ana bileşiklerin, kekik kırmızı yağındaki timol (%26.5) ve çam yağındaki a-pinen (%55) aktivitesini vurgulamaktadır. Bununla birlikte, bazı veriler, karvakrol gibi EO'larda küçük miktarlarda sunulan bileşenlerin, diğer bileşenlerle olası sinerjistik etki nedeniyle antimikrobiyal aktivitede de önemli bir rol oynayabileceğini düşündürmektedir [24 , 25 , 32 , 33 ] .

      Lipofilik olduğu bilinen timol, karvakrol ile birlikte zar lipid çift katmanlarını oluşturan yağ asil zincirleri arasına girebilir, böylece hücre zarlarının akışkanlığını ve geçirgenliğini değiştirebilir [34 ] .

      Bazı yazarlar, mantarlar, özellikle C. albicans üzerindeki bu etkinin, β-glukanlar, kitin ve mannan gibi bir dizi ana hücre duvarı polisakarit bileşeninin sentezini katalize eden önemli zara bağlı enzimlerin düzenlenmesini ve işlevini etkilediğini belirtmektedir. böylece rahatsız edici hücre büyümesi ve zarf morfogenezi [ 26 ].

      Timol hakkındaki verilerimiz, Fontenelle ve ark. [ 7 ], MIC = 39 μg/mL ile C. albicans'a karşı güçlü antimikrobiyal aktivitesini göstermiştir . Aksine bizim verilerimiz Zore ve ark. [ 35 ], MIC = %0.064 (v/v) ile 39/48 maya izolatına karşı linalil asetatın kayda değer aktivitesini bildirmiştir, ancak bunlar D'Auria ve ark. C. albicans'a karşı (Tablo 2) [ 7 , 35 , 36 ].

      Klinik ipliksi mantarlara karşı önceki bulgularımıza uygun olarak ve EO'ların aktif bileşikleri oldukça uçucu olduğundan, EO'lar buhar fazında yüksek antimikrobiyal aktiviteye sahiptir [ 8 ].

      Timol ve karvakrol gibi fenoller, EO'larda bulunan en aktif doğal antioksidanlar ve antimikrobiyaller arasındadır [ 2 , 7 ]. Bununla birlikte, zayıf suda çözünürlükleri ve terapötik bir etkiye ulaşmak için yüksek konsantrasyonların gerekli olması nedeniyle, bu bileşiklerin tedavideki etkinliği sınırlıdır. Timolün karanfilden elde edilen eter içeren öjenolden daha küçük ve daha uçucu bir molekül olduğunu vurgulamak önemlidir. Suhr ve arkadaşlarına göre. [ 29 ], uçucu deneyde kekik genel olarak karanfilden daha etkiliydi (Tablo 2) [ 29 ].

      Git: Sonuçlar


      Bu çalışmada rapor edilen veriler, flukonazol/vorikonazole dirençli suşlar da dahil olmak üzere Candida türlerine karşı EO'ların, özellikle timus kırmızısı ve çam yağlarının iyi bir aktivite gösterdiğini göstermektedir . Bu aktivite, önemli bir antifungal etki sergileyen karvakrol, timol ve a-pinen gibi EO'ların ana bileşenleri ile ilişkili olabilir.

      Genel olarak, deneysel verilerimiz, farklı EO'ların antikandidal aktivitesi hakkındaki önceki ampirik kanıtlara veya literatür verilerine önemli destek vermektedir. Bu veriler ayrıca, gelecekteki uygulamalar için farklı tarama yöntemleri ve etki mekanizmaları çalışmaları dahil olmak üzere yeterince kontrollü ve rastgele seçilmiş klinik araştırmaları teşvik eder: örneğin, fümigasyon veya aktif paketleme amaçları için uçucu bir tarama yöntemi kullanılmalıdır. Buhar fazında kullanım, doğrudan temas gerektirmeden ek avantajlar sağlayabilir, bu da hastane ve/veya okul gibi basit ve uygun çevresel uygulamalarla sonuçlanır.

      Git: Finansman


      Bu çalışma kısmen Ricerca finanziata dall'Ateneo, Torino Üniversitesi, İtalya (2008) tarafından desteklenmiştir. Veri ve materyallerin mevcudiyeti


      Bu makalenin sonuçlarını destekleyen veri kümeleri makalenin içinde yer almaktadır. Yazar katkıları


      Bu çalışmanın tasarımına MN, AN ve VT katıldı. SDR ve VG, maya suşlarını topladı ve tanımladı. MN, AN, SDL, GB ve VT katkıda bulunan reaktifler/materyaller/analiz araçları. Deneyler ve taslağın yazımı MN, AN, JR, DS ve VT tarafından yapıldı. MN, VG, VT ve AMC çalışmayı denetledi ve taslağı ve nihai el yazmalarını ve sonuçların yorumlanmasını inceledi. Tüm yazarlar son makaleyi okudu ve gönderim için onayladı. Rekabet eden çıkarlar


      Yazarlar, rekabet eden çıkarları olmadığını beyan eder. yayın izni


      Uygulanamaz. Etik onay ve katılım onayı


      Uygulanamaz.

      Git: Kısaltmalar
      BM Et suyu mikrodilüsyon yöntemi
      EO'lar Uçucu yağlar
      MFC Minimum mantar öldürücü konsantrasyon
      MİK Minimum inhibitör konsantrasyon
      VK Buhar temas testi
      WT Vahşi tip
      Git: Referanslar

      1. Polke M, Hube B, Jacobsen Kimliği. Candida hayatta kalma stratejileri. Adv Appl Microbiol. 2015; 91 :139–235. doi: 10.1016/bs.aambs.2014.12.002. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      2. Tyagi AK, Malik A. Seçilen uçucu yağların Candida albicans'a karşı sıvı ve buhar fazlı antifungal aktiviteleri : Cymbopogon citratus'un mikroskobik gözlemleri ve kimyasal karakterizasyonu . BMC Tamamlayıcı Altern Med. 2010; 10 :1–11. doi: 10.1186/1472-6882-10-65. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      3. Martins N, Ferreira IC, Barros L, Silva S, Henriques M. Candidiasis: predispozan faktörler, korunma, tanı ve alternatif tedavi. Mikopatoloji. 2014; 177 :223–240. doi: 10.1007/s11046-014-9749-1. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      4. Khan MS, Malik A, Ahmad I. Candida albicans'ın çok ilaca dirençli izolatlarına karşı tek başına ve amfoterisin B veya flukonazol ile kombinasyon halinde uçucu yağların anti-kandidal aktivitesi . Med Mycol. 2012; 50 :33–42. doi: 10.3109/13693786.2011.582890. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      5. Devkatte AN, Zore BG, Karuppayil SM. Candida albicans büyümesinin inhibitörleri olarak bitki yağlarının potansiyeli . FEMS Maya Çöz. 2005; 5 :867–873. doi: 10.1016/j.femsyr.2005.02.003. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      6. Bakkali F, Averbeck S, Averbeck D, Idaomar M. Uçucu yağların biyolojik etkileri - bir inceleme. Gıda Kimyasal Toksikol. 2008; 46 :446–475. doi: 10.1016/j.fct.2007.09.106. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      7. Fontenelle RO, Morais SM, Brito EH, Brilhante RS, Cordeiro RA, Lima YC, Brasil NV, Monteiro AJ, Sidrim JJ, Rocha MF. Candida spp.'ye karşı alkilfenol aktivitesi . ve Microsporum canis : timol, öjenol ve o-metil türevlerinin mantar önleyici aktivitesine odaklanma. moleküller. 2011; 29 :6422–6431. doi: 10.3390/moleküller16086422. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      8. Tullio V, Nostro A, Mandras N, Dugo P, Banche G, Cannatelli MA, Cuffini AM, Alonzo V, Carlone NA. Esansiyel yağların filamentli mantarlara karşı antifungal aktivitesi, et suyu mikrodilüsyon ve buhar temas yöntemleri ile belirlenir. J Appl Microbiol. 2007; 102 :1544–1550. doi: 10.1111/j.1365-2672.2006.03191.x. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      9. Prabuseenivasan S, Jayakumar M, Ignacimuthu S. Bazı bitki esansiyel yağlarının in vitro antibakteriyel aktivitesi. BMC Tamamlayıcı Altern Med. 2006; 6:39 . doi: 10.1186/1472-6882-6-39. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      10. Mandras N, Tullio V, Allizond V, Scalas D, Banche G, Roana J, Robbiano F, Fucale G, Malabaila A, Cuffini AM, Carlone N. Candida spp. klinik izolatlarına karşı flukonazol ve vorikonazolün in vitro aktiviteleri . Torino, İtalya'da disk difüzyon testi ile belirlendi. Antimikrob Ajanlar Chemother. 2009; 53 :1657–1659. doi: 10.1128/AAC.00998-08. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      11. Klinik ve Laboratuvar Standartları Enstitüsü (CLSI) Onaylı standart. CLSI M27-A3. Mayaların et suyu dilüsyon antifungal duyarlılık testi için referans yöntemi. Wayne: Klinik ve Laboratuvar Standartları Enstitüsü; 2008. [ Google Akademik ]
      12. Pfaller MA, Rhomberg PR, Messer SA, Jones RN, Castanheira M. Isavuconazole, micafungin ve 8 komparatör antifungal ajanın yaygın ve yaygın olmayan fırsatçı mantarlar için duyarlılık profilleri: 2013'te toplanan antifungal ilaç direncinin CLSI türüne özgü zamansal analizi klinik kesme noktaları ve önerilen epidemiyolojik kesme değerleri. Microbiol Infect Dis. 2015; 82 :303–313. doi: 10.1016/j.diagmicrobio.2015.04.008. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      13. Hammer KA, Carson CF, Riley TV. Uçucu yağların, özellikle Melaleuca alternifolia (çay ağacı) yağı ve çay ağacı yağı ürünlerinin Candida spp. J Antimikrob Kemoterapi. 1998; 42 :591–595. doi: 10.1093/jac/42.5.591. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      14. Bueno J. Uçucu yağların buhar fazındaki antimikrobiyal aktivitesinin değerlendirilmesine ilişkin modeller: sağlık hizmetlerinin dekontaminasyonunda ümit verici bir kullanım. Nat Uçucu Esans Yağları. 2015; 2 :16–29. [ Google Akademik ]
      15. Bukvički D, Stojković D, Soković M, Vannini L, Montanari C, Pejin B, Savić A, Veljić M, Grujić S, Marin PD. Satureja horvatii esansiyel yağı: in vitro antimikrobiyal ve antiradikal özellikler ve domuz etinde Listeria monocytogenes'in yerinde kontrolü . Et Bilimi 2014; 96 :1355–1360. doi: 10.1016/j.meatsci.2013.11.024. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      16. Di Vito M, Mattarelli P, Modesto M, Girolamo A, Ballardini M, Tamburro A, Meledandri M, Mondello F. Candida spp.'ye karşı çay ağacı yağı vajinal fitillerinin in vitro aktivitesi . ve probiyotik vajinal mikrobiyota. Fitoterapi Arş. 2015; 29 :1628–1633. doi: 10.1002/ptr.5422. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      17. Ruiz-Navajas Y, Viuda-Martos M, Sendra E, Perez-Alvarez JA, Fernàndez-Lòpez J. İspanya'nın güneydoğusunda endemik aromatik bitkilerden elde edilen uçucu yağların in vitro antioksidan ve antifungal özellikleri. J Gıda Koruma 2013; 76 :1218–1225. doi: 10.4315/0362-028X.JFP-12-554. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      18. Ayaz M, Junaid M, Ullah F, Sadiq A, Khan MA, Ahmad W, Shah MR, Imran M, Ahmad S. Polygonum hydropiper L'den elde edilen uçucu yağların Karşılaştırmalı kimyasal profilleme, kolinesteraz inhibisyonları ve anti-radikal özellikleri: bir ön hazırlık anti-alzheimer çalışması. Lipitler Sağlık Dis. 2015;14:141. doi:10.1186/s12944-015-0145-8. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ]
      19. Mimica-Dukic N, Bozin B, Sokovic M, Simin N. Melissa officinalis L. (Lamiaceae) uçucu yağının antimikrobiyal ve antioksidan aktiviteleri . J Agr Gıda Kimyası 2004;52:2485–9. [ PubMed ]
      20. Soares IH, Loreto ÉS, Rossato L, Mario DN, Venturini TP, Baldissera F, Santurio JM, Alves SH. Baharatlardan ekstrakte edilen uçucu yağların flukonazole dirençli ve duyarlı Candida glabrata'ya karşı in vitro aktivitesi . J Mycol Med. 2015; 25 :213–217. doi: 10.1016/j.mycmed.2015.06.003. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      21. Fu Y, Zu Y, Chen L, Shi X, Wang Z, Sun S, Efferth T. Tek başına ve kombinasyon halinde karanfil ve biberiye esansiyel yağlarının antimikrobiyal aktivitesi. Fitoterapi Arş. 2007; 21 :989–994. doi: 10.1002/ptr.2179. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      22. Chami N, Chami F, Bennis S, Trouillas J, Remmal A. Bağışıklığı baskılanmış farelerde oral kandidozun karvakrol ve öjenol ile antifungal tedavisi. Braz J Enfekte Dis. 2004; 8 :217–226. doi: 10.1590/S1413-86702004000300005. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      23. Marcos-Arias C, Eraso E, Madariaga L, Quindós G. Protez kullananlardan oral Candida izolatlarına karşı doğal ürünlerin in vitro aktiviteleri. BMC Tamamlayıcı Altern Med. 2011; 11 :119. doi: 10.1186/1472-6882-11-119. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      24. Bogavac M, Karaman M, Janjušević L, Sudji J, Radovanović B, Novaković Z, Simeunović J, Božin B. Vajinal enfeksiyonların alternatif tedavisi – Coriandrum sativum L. ve Thymus vulgaris L. uçucu yağların in vitro antimikrobiyal ve toksik etkileri . J Appl Microbiol. 2015; 119 :697–710. doi: 10.1111/jam.12883. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      25. Pauli A. Uçucu yağlardan elde edilen bileşiklere özel referans ile yüksek bitkilerden elde edilen antikandidal düşük moleküler bileşikler. Med Res Rev. 2006; 26 :223–268. doi: 10.1002/med.20050. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      26. Braga PC, Sasso MD, Culici M, Alfieri M. Eugenol ve timol, tek başına veya kombinasyon halinde, Candida albicans'ın zarfında morfolojik değişikliklere neden olur . Fitoterapi. 2007; 78 :396–400. doi: 10.1016/j.fitote.2007.02.022. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      27. Rajkowska K, Kunicka-Styczyńska A, Maroszyńska M. Antibiyotiğe dirençli Candida spp.'ye karşı antifungal ajanlar olarak seçilmiş esansiyel yağlar: klinik ve gıda kaynaklı izolatlar üzerinde in vitro çalışma. Mikrob İlaç Direnci. 19 Nisan 2016. [Epub baskıdan önce] [ PubMed ]
      28. Flores FC, Beck RC, da Silva Cde B. Onikomikoz tedavisi için uçucu yağlar: mini bir inceleme. Mikopatoloji. 2016; 181 :9–15. doi: 10.1007/s11046-015-9957-3. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      29. Suhr KI, Nielsen PV. Uçucu yağların çavdar ekmeğini bozan mantarlara karşı antifungal etkinliği iki farklı uygulama tekniği ile değerlendirilmiştir. J Appl Microbiol. 2003; 94 :665–674. doi: 10.1046/j.1365-2672.2003.01896.x. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      30. Tampieri MP, Galuppi R, Macchioni F, Carelle MS, Falcioni L, Cioni PL, Morelli I. Candida albicans'ın seçilmiş esans yağları ve ana bileşenleri tarafından inhibisyonu . Mikopatoloji. 2005; 159 :339–345. doi: 10.1007/s11046-003-4790-5. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      31. Palmeira-de-Oliveira A, Salgueiro L, Palmeira-de-Oliveira R, Martinez-de-Oliveira J, Pina-Vaz C, Queiroz JA, Rodrigues AG. Uçucu yağların Candida önleyici aktivitesi. Mini Rev Med Kimya 2009; 9 :1292–1305. doi: 10.2174/138955709789878150. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      32. Chaftar N, Girardot M, Labanowski J, Ghrairi T, Hani K, Frère J, Imbert C. 19 uçucu yağın antimikrobiyal aktivitesinin karşılaştırmalı değerlendirmesi. Adv Exp Med Biol. 2015; 10.1007/5584_2015_5011. [ PubMed ]
      33. Ay H, Rhee MS. Karvakrol veya timol arasındaki sinerji, duyusal bir etki olmaksızın soya sosunun antimikrobiyal etkinliğini artırır. Int J Gıda Mikrobiyolü. 2016; 217 :35–41. doi: 10.1016/j.ijfoodmicro.2015.10.009. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      34. Ahmad A, Khan A, Akhtar F, Yousuf S, Xess I, Khan LA, Manzoor N. Candida'ya karşı ergosterol biyosentezini ve membran bütünlüğünü bozarak timol ve karvakrolün fungisidal aktivitesi. Eur J Clin Microbiol Infect Dis. 2011; 30 :41–50. doi: 10.1007/s10096-010-1050-8. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      35. Zore GB, Thakre AD, Jadhav S, Karuppayil SM. Terpenoidler, membran bütünlüğünü ve hücre döngüsünün durmasını etkileyerek Candida albicans büyümesini engeller. Bitki ilacı. 2011; 18 :1181–1190. doi: 10.1016/j.phymed.2011.03.008. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      36. D'Auria FD, Tecca M, Strippoli V, Salvatore G, Battinelli L, Mazzanti G. Lavandula angustifolia esansiyel yağının Candida albicans maya ve misel formuna karşı antifungal aktivitesi . Med Mycol. 2005; 43 :391–396. doi: 10.1080/13693780400004810. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
      Konu mert tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/685-mert Saat 02 June 2021, 16:45 ) değiştirilmiştir.

      Yorum yap


      • #4
        Çam Kozalağı Şurubu Nedir Faydaları Nelerdir

        Yorum yap


        • #5
          Çam Kozalağı Şurubu Nedir Faydaları Nelerdir

          Yorum yap


          • #6
            Astım Nefes Darlığı Nasıl Tedavi Edilir

            Yorum yap


            • #7
              Astım Nasıl Tedavi Edilir



              Konu mert tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/685-mert Saat 17 September 2022, 08:09 ) değiştirilmiştir.

              Yorum yap


              • #8



                Konu mert tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/685-mert Saat 21 September 2022, 12:34 ) değiştirilmiştir.

                Yorum yap

                Hazırlanıyor...
                X