Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Süperoksit Dismutaz 2 (SOD2) Nedir?, Kuşburnu

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Süperoksit Dismutaz 2 (SOD2) Nedir?, Kuşburnu

    ​​​​​​

    Süperoksit Dismutaz 2 (SOD2) Nedir?

    Süperoksit dismutazlar; süperoksik radikallerinin sıradan hidrojen perokside ve oksijene dönüşmesi için katalize eden bir çeşit enzimdir. Şayet sSerbest bırakılırsa, yaygın hücre hasarına neden olmaktadır. Bu nedenle, SOD oksijene maruz kalan tüm hücrelerde antioksidan savunmanın önemli bir parçasıdır. Hidrojen peroksit de zararlıdır, ancak daha az bulunmaktadır ve üstte, katalaz gibi diğer enzimler tarafından da bozulmaktadır. Bilim adamları SOD’nin oksidatif stres, iyonlaştırıcı radyasyon ve enflamatuar sitokinlere karşı koruyucu bir rol oynadığını düşünmektedirler.

    SOD Çeşitleri
    SOD1, SOD2 ve SOD3 olmak üzere üç tür SOD vardır. SOD1 hücresel sıvıda, SOD2 mitokondride ve SOD3 hücrenin dışında bulunmaktadır. Süperoksit, zararlı SOD molekülü nötralize etmektedir ve hücredeki ana reaktif oksijen türlerinden biridir. Bu yüzden SOD önemli bir antioksidan görevi görmektedir. SOD2 MnSOD olarak da adlandırılmaktadır, genellikle insanlarda, özellikle beyinde en önemli SOD formu olarak görülmektedir. Adından da anlaşılacağı gibi, SOD2 çalışması için manganez (Mn) gerektirmektedir.

    SOD2 Ne Yapar?
    SOD2, mitokondri tarafından üretilen süperoksidi daha az toksik olan hidrojen peroksit ve oksijene dönüştürmektedir. Bu, SOD2’nin mitokondriyal reaktif oksijen türlerini (ROS) temizlemesine ve hücre ölümüne karşı bir miktar koruma sağlamasına izin vermektedir.

    Sağlık Açısından Etkileri
    SOD2 genindeki mutasyonlar idiyopatik kardiyomiyopati (IDC) ve sporadik motor nöron hastalığı ile ilişkilendirilmiştir. Bu enzimin düşük aktivitesi inme, Alzheimer, Parkinson hastalığı ve yaşlanmaya bağlı çeşitli hastalıklarla bağlantılıdır. Sod2 içermeyen fareler, büyük oksidatif stres nedeniyle doğumdan kısa bir süre sonra ölmüşlerdir. Bununla birlikte, SOD2’de % 50 eksik olan fareler normal bir ömre ve minimal kusurlara sahip olmuştur, ancak DNA hasarında ve kanser insidansında artış görülmüştür. Sineklerde ve mayada, Sod2’nin daha yüksek üretiminin ömrünü uzattığı ileri sürülmüştür, ancak bu insanlarda kanıtlanmamıştır. Meyve sinekleri gibi basit organizmaların bulgularını insanlara uygulanmamaktadır, bu yüzden bu enzimin insanlarda uzun ömürlülüğü ne ölçüde etkilediğini henüz bilinmemektedir.

    Diğer yandan, bilim adamları süperoksitin vücutta birkaç olumlu fonksiyona sahip olduğuna dikkat çekmişlerdir. Bu enfeksiyonları temizleme, hücresel iletişim, yeni mitokondri oluşturma ve kanser benzeri hücreleri yok etmedir. Ayrıca, araştırmacılar bazı kanser hücrelerinin en azından test tüplerinde SOD2’yi aşırı üretip üretmediğini araştırmışlardır. Buna henüz insanlarda bakılmamıştır. Bununla birlikte genel olarak süperoksit, yardımcı olmaktan daha zararlı olarak görülmektedir. Zararlı etkileri, oksidatif stresin birçok kronik hastalığa katkıda bulunduğunu söyleyen bir bilimsel teori ile bağlantılıdır. Yine de süperoksitin bu hastalıklara doğrudan neden olup olamayacağı belirsizliğini korumaktadır.

    Doktora Ne Zaman Gidilmelidir?
    Kişinin amacı kronik bir sağlık problemi olduğu için SOD2’yi arttırmaktaysa, doktoruyla konuşması önemlidir, özellikle belirtileri günlük yaşamını önemli ölçüde etkilemektedir. Doktoru semptomlarına neden olan altta yatan durumları teşhis ve tedavi etmelidir.

    Önlemler
    Takviyeler FDA tarafından tıbbi kullanım için onaylanmamıştır ve genellikle sağlam klinik araştırmalardan yoksundur. Yönetmelikler takviyeler için üretim standartları belirlemektedirler, ancak güvenli veya etkili olduklarını garanti etmemektedirler. Ek olarak, takviye-ilaç etkileşimleri tehlikeli olmaktadır ve nadir durumlarda bile hayatı tehdit etmektedir. Bu yüzden takviye alınmadan önce sağlık uzmanına danışılmalıdır. Ayrıca dozaj da önemlidir ve farklı dozların antioksidan savunma üzerinde farklı etkileri olmaktadır ve güvenli takviye dozları aşılmamalıdır. Son olarak, bu stratejilerin hiçbirinin doktorun önerdiği veya reçete ettiği şeyin yerini almaması gerektiği unutulmamalıdır.

    Araştırma Sınırlamaları
    Mevcut kanıtların, düşük SOD2’nin bazı nadir genetik bozukluklar dışında herhangi bir bozukluğa neden olduğunu doğrulamadığı unutulmamalıdır. İnsanlarda SOD2’yi aktive etmenin potansiyel sağlık etkileri hala bir araştırma alanıdır. Ayrıca, biyokimyadaki değişiklikler, insanların listelenen bazı yaklaşımlarla kendi başlarına değiştirebilecekleri bir şey değildir.

    SOD’u Neler Artırabilir?
    Bilim adamları bazı takviyelerin SOD enzimlerini artırıp artırmadığını araştırmaya devam etmektedirler. SOD enzimlerini arttıran takviyeler aşağıdaki gibidir:
    • Manganez, SOD2’nin çalışması için bu minerallere ihtiyacı vardır
    • Yollar: PGC-1a (SOD2), PPAR gama (SOD2), SIRT3 (SOD2)
    • Nikotinamid Ribosid ( NAD+’ yı artırarmaktadır)
    • Balık yağı (SOD1)
    • EGCG
    • Çinko
    • Bakır (SOD ve SOD1)
    • Fosfor
    • Kurkumin (SOD1, SOD2)
    • Lutein (SOD2)
    • Asetilkolin/Alfa GPC
    • Resveratrol (SOD)
    • Bal (SOD)
    • Elagik asit (SOD)
    • Rezene
    • Karnitin
    • Likopen
    • Malik asit
    • Karahindiba
    • Histidin
    • Glisin
    • Sarımsak
    • Moleküler Hidrojen

    Listelenen takviyeler, ilaçlar ile yollar teorik ve anekdottur ve kati olarak bilim tarafından desteklenmemektedirler. Ayrıca, bazı çalışmalar hangi SOD’un (SOD1, SOD2 veya SOD3) bir şeyin arttığını ayırt edememektedir.

    Süperoksit Radikalini Ne Azaltabilir?
    Teorik olarak, süperoksit radikal mimik SOD’yi azaltan faktörlerdir ve antioksidan görevi görmektedirler. Bununla birlikte, çoğu deneyseldir ve insan verileri eksiktir.

    Takviyeler ve Diyet
    • PQQ
    • MitoQ (ubikinonun süperoksit ile reaksiyona girdiği iddia edilmektedir)
    • Nikotinamid Ribosid
    • Folat
    • Moleküler hidrojen
    • Sarımsak
    • Yabanmersini Antosiyaninler
    • İnositol
    • L Plantarum
    • Ursolik asit
    • Myricetin
    Hormonlar (Deneysel)
    Bazı hormonlar oldukça deneyseldir. Araştırmacılar SOD2 ile ilgili biyokimyasal yolları daha iyi anlamak için araştırmaktadırlar. Bu hormonlar aşağıdaki gibidir:
    • Melatonin
    • Progesteron (CuZnSOD) ve Progestin (SOD2, SOD1)
    • DHEA
    • Kortizol/Glukokortikoidler
    • Testosteron
    • Östrojen
    • DHT
    Bununla birlikte doktora gitmeden hormon veya ilaç alınmamalıdır. Hormonlar progesteron, östrojen ve testosteron dahil ve ilaçlar kortikosteroidler gibi sadece doktor reçetesi ile kullanılabilmektedir. Tıbbi gözetim olmadan hormonlar veya diğer reçeteli ilaçları almak son derece tehlikeli olmaktadır. Ek olarak, Pregnenolon ve Androstenedion de SOD’u etkilemek için araştırılmıştır. Her ikisinden de kaçınılmalıdır. Pregnenolon, FDA tarafından yüksek zarar potansiyeli olan onaylanmamış yeni bir ilaç olarak sınıflandırılırken, androstenedion yasadışı bir anabolik hormondur.

    Süperoksiti Neler Artırabilir?
    Süperoksit radikali potansiyel olarak zararlı bir reaktif oksijen türü olduğu için bu faktörler antioksidan dengesini bozmaktadır. Süperoksiti artıran faktörler aşağıdaki gibidir:

    Yaşam tarzı
    Antioksidan savunmasını zayıflatabilecek sigara, fast food, aşırı yemek, çok fazla stres altında olmak ve çok fazla içmek gibi sağlıksız alışkanlıklardan kaçınmak her zaman iyi bir fikirdir. Düzenli egzersiz, yeterli besin, uyku ve sağlıklı bir sirkadiyen ritim tutmaya çalışılmalıdır. Ayrıca uyku apnesi veya aralıklı hipoksi süperoksit birikmesine neden olmaktadır.

    Hormonlar
    Bazı hormonların süperoksiti artırmaktadır ve bunlar aşağıdaki gibidir:
    • Tiroid hormonları
    • Büyüme Hormonu (HGH)
    • Prolaktin
    Bununla birlikte, bu hormonların hepsi vücutta önemli roller oynamaktadır. Bu hormanlar vücuda normal miktarlarda gerekmektedir. Unutmayın, süperoksitin vücutta bazı iyi rolleri bulunmaktadır. Bilim adamları, bazı durumlarda, bu hormonların dengeli seviyelerinin süperoksit radikalinin bakterileri öldürmesine yardımcı olduğunu düşünmektedirler. Doğal olarak üretilen hormonların yanı sıra bazı araştırmacılar, hayvanlarda yapılan deneylere dayanarak kronik Östrojen maruziyetinin (doğum kontrolünde olduğu gibi, HRT) süperoksiti aşırı derecede arttırdığını varsaymaktadır. Bu henüz insanlarda doğrulanmamıştır.

    SOD2 Geni
    Birçok SNP vardır ve bunlar aşağıdaki gibidir:
    En önemli SOD2 SNP: RS4880 (SOD2) GG
    Diğer SOD2 SNP’leri: RS10370 (SOD2) TT, RS2758331 (SOD2) AA, RS2758339 (SOD2) CC ve RS2758346 (SOD2) TT

    Kaynakça:
    researchgate.net
    publications.com
    nature.com
    uccs.edu

  • #2
    Efor öncesi ve sonrası serum Süperoksid Dismutaz, Katalaz, Glutatyon Peroksidaz ve Malondialdehit düzeylerinin incelenmesi

    Egzersiz esnasında insanlarda önemli birçok fizyolojik değişiklikler oluşmaktadır. Egzersiz sırasında üretilen reaktif oksijen türlerine (ROS) karşı ilk savunma hattını Süperoksit Dismutaz (SOD), Katalaz (CAT) ve Glutatyon Peroksidaz (GPx) sağlamaktadır. Bu nedenle egzersizin direkt olarak bu enzimleri etkileyebileceği düşünülmektedir. Serbest oksijen radikallerinin hücre membranlarına zarar vermesi sonucu bir reaksiyonlar zinciri oluşur. Normalde meydana gelen serbest oksijen radikallerinin oluşturduğu oksidatif stresten vücut, antioksidan sistem sayesinde zarar görmesini engellemektedir. Serbest oksijen radikallerinin düzeyinin direkt olarak ölçülmesi zordur. Bu nedenle serbest oksijen radikallerinin düzeyini ölçebilmek için, lipid peroksidasyonunun son ürünü olan Malondialdehit (MDA)` nın vücut sıvılarındaki düzeyi indirek olarak serbest oksijen radikallerinin düzeyini göstermektedir. SOD, substrat olarak serbest oksijen radikallerini kullanan ve süperoksidi hidrojen perokside çeviren bir metalloenzimdir. Bu reaksiyon ?oksidatif strese karşı ilk savunma? olarak da adlandırılmaktadır. Çünkü süperoksit zincirleme radikal reaksiyonlarının güçlü bir başlatıcısıdır. Bu sistem sayesinde hücresel kompartımanlardaki süperoksit düzeyleri kontrol altında tutulmaktadır. Katalaz peroksizomlarda bulunan bir enzimdir. Hidrojen peroksidi su ve oksijene ayrıştırmaktadır. Katalaz hücreyi kendi respiratuar patlamasına karşı koruyucu olarak hizmet etmektedir. Aynı zamanda serbest oksijen radikallerinin mRNA ve protein üzerindeki ekspressiyonunu gösteren SOD ve Katalaz düzeyi de serbest oksijen radikallerinin hücresel hasar düzeyini göstermektedir. GPx, pek çok hücrede sitozollerde bulunan bir enzimdir. Sitozol ve mitokondrilerde SOD tarafından oluşturulan hidrojen peroksit ve yağ asidi hidroperoksitlerini ortadan kaldırmaktadır. Hidrojen peroksit ve organik peroksitlerin indirgenmesiyle oksitlenen glutatyon, glutatyon redüktaz enzimi ve başlıca pentoz fosfat yolundan sağlanan Nikotinamid adenin dinükleotid fosfat hidrojen (NADPH) yardımıyla indirgenerek reaksiyonların devamını sağlar. GPx fagositik hücrelerde önemli fonksiyonlara sahiptir. Diğer antioksidanlarla birlikte GPx, solunum patlaması sırasında serbest radikal peroksidasyonu sonucu, fagositik hücrelerin zarar görmesini engeller. Eritrositlerde de GPx oksidan strese karşı en etkili antioksidandır. Bu çalışma, efordan sonra, oksidatif stresin ortaya çıkıp çıkmadığını göstermeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmada, sistemik hastalığı olmayan, 20?55 yaşlar arasında, cinsiyet farkı gözetmeksizin, dışarıdan antioksidan takviyesi almayan, sağlıklı bireyler dahil edilmiştir. Kan, efor testi öncesinde ve efor testinden 10 dakika sonra olmak üzere 2 kez alınmıştır. Alınan kan örneklerinde serum süperoksit dismutaz (SOD), serum katalaz (CAT), plazma glutatyon proksidaz (GPx), ve serum malondialdehit (MDA) seviyeleri efor öncesi ve sonrası tespit edilerek, eforun oksidatif stres üzerine etkisi araştırılmıştır. Efor sonrası bireylerin SOD değeri ortalaması 0,219±0,219 olup efor öncesi ile arasında pozitif ve yüksek bir ilişki olduğu görülmektedir (p<0.05). Yine efor öncesi denek grubunda GPx değerinin 0,650±0,004 olduğu ve anlamlı yüksek çıktığı (p<0.05) görülmektedir. CAT değeri ortalamasının efor sonrası 0,152±0,025 olduğu ve yüksek çıkmasına rağmen istatiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. MDA değeri ortalaması efor sonrası 1,988±1,522 olup, düşük çıkmasına rağmen istatiksel olarak anlamlı değildir. Kısacası, aktif bireylerin metabolizmasının orta şiddette egzersize ve aktif yaşama adapte olduğu söylenebilirken aktif bireylerin MDA düzeylerinin sedanter bireylere göre düşük olması bu deneklerin oksidatif strese adapte oldukları yönünde yorumlanabilir. Efor sorası MDA' in istatistiksel anlamda olmasa da düşük olması ve SOD ve CAT aktivitelerinin de efor sonrası yüksek olması, oksidatif stresi antioksidan enzimler ile dengelemeye çalışıyor olmaları ile ilgili olarak yorumlanabilir. Sonuç olarak egzersizin yüksek oksidatif stres ile artan lipid peroksidasyonun diğer rahatsızlıklara zemin hazırlayabileceği ama artan antioksidan savunmanın egzersizin seviyesine göre vücuda yararlı olduğu öne sürülebilir.



    Egzersiz sırasında insan metabolizmasında birçok fizyolojik değişiklik olmuştur. Superoxide Dismutase, Catalase, Glutation Peroxidase, egzersiz sırasında oluşan bazı reaktif oksijen radikallerine karşı ilk savunma hattını sağlar. Birçok serbest O2 radikalinin hücre zarlarına verdiği zararlar sonucunda bazı reaksiyon zincirleri oluşur. Normalde Antioksidan sistemi vücudu O2 radikallerinin oksidatif stresinden korur. Serbest O2 radikallerinin seviyesini doğrudan tahmin etmek zordur. Bu nedenle vücut sıvısındaki lipid peroksidasyonunun son ürünü olan Malondialdehit, bize dolaylı olarak O2 radikalleri verir. SOD, süperoksiyi hidrojen peroksite dönüştürmek için bir alt madde olarak serbest O2 radikallerini kullanan bir metaloenzimdir. Bu reaksiyon, oksidatif stresin ilk savunması olarak adlandırılır. Süperoksit, radikal zincir reaksiyonlarında güçlü bir tetikleyici olduğundan, bu sistem bir hücre bölmesinde süperoksidi tutar. Peroksizomlardaki katalaz, hidrojen peroksiti O2 ve H2O'ya ayrıştırır. Katalaz, hücreyi kendi solunum patlamalarına karşı korur. SOD ve Katalaz seviyesi, mRNA ve protein üzerinde aynı anda serbest O2 radikal ekspresyonunu gösterir ve bize hücre yıkımının seviyesini verir. GPx, hücre sitozollerinde yaygın olarak bulunan bir enzimdir. Bu enzim GPx, sitozol ve mitokondride SOD ürünleri olan hidrojen peroksit ve yağ asidi hidroperoksitlerini ortadan kaldırır. Hidrojen peroksit ve organik peroksit indirgeyici glutatyon üzerinde oksidatif etki yapar. Oksidat glutatyon, glutatyon indirgeyici enzim ve NADPH (bir kofaktör olarak pentoz fosfat kaskadından gelir) yardımıyla reaksiyon zincirinin devamı için indirgenir. GPx, fagositik hücrelerde önemli bir işleve sahiptir. Diğer antioksidanlarla birlikte Gpx, solunum patlamalarında fagositik hücreleri korur. Gpx ise eritrositlerde oksidatif strese karşı en etkili antioksidandır. Bu çalışmada efordan sonra ortaya çıkan oksidatif stres aranmaktadır. Bu araştırmada 20-55 yaş arası cinsiyet farkı olmayan, sistemik hastalığı olmayan, antioksidan hap kullanmayan ve sağlıklı adayları tercih ettik. Efor testinden önce ve 10 dakika sonra kan örnekleri aldık. Efor testi öncesi ve sonrası kan örneklerinde SOD, CAT, GPx, MAD seviyeleri belirlenerek oksidatif stres üzerinde efor araştırılır. Bu çalışmada MDA ve GPx düzeyleri düşük, SOD düzeyleri istatistiksel ve anlamlı olarak yüksek ve CAT düzeyleri yüksek ancak anlamsız bulunmuştur. Kısaca aktif bireylerin metabolizması orta düzeyde egzersiz ve aktif yaşam tarzına adapte edilebilir. Aktif bireylerin MDA düzeylerinin sedanter bireylere göre daha düşük olması bu aktiflerin oksidatif strese uyum sağlama şanslarının sedanter olanlara göre daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Vücut eforundan sonra MDA seviyeleri düşüklüğü ve SOD aktivitesi ve KOİ seviyeleri yüksekliği bize oksidatif stresi stabilize etmeye çalışan antioksidan enzimleri anlatır. Sonuç olarak, yüksek oksidatif stres ve lipid peroksidasyonu ile egzersiz, bazı rahatsız edici sonuçlar doğurabilir, ancak insanlar için sağlıklı kabul edilebilir egzersiz ile antioksidan savunmasını arttırabilir.

    Bağlantı
    https://hdl.handle.net/11468/3168
    Koleksiyonlar
    Konu mert tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/685-mert Saat 21 September 2021, 11:09 ) değiştirilmiştir.

    Yorum yap


    • #3
      OKSİDATİF STRES DURUMUNDA ANTİOKSİDAN ENZİMLERİN ROLÜ - SÜPEROKSİT DİSMUTAZ (SOD), KATALAZ (CAT) VE GLUTATYON PEROKSİDAZ (GPx)
      Rahime ASLANKOÇ1 , Deniz DEMİRCİ2, Ümmahan İNAN2, Mahmut YILDIZ2, Ahmet ÖZTÜRK2, Mevlüt ÇETİN2, E.Şirin SAVRAN2, Burak YILMAZ2

      Öz
      Vücut enzimatik ve enzimatik olmayan karmaşık bir antioksidan savunma sistemine sahiptir. Antioksidan mekanizmalar vücut dokuları için zararlı etkilere sahip olan serbest radikallere karşı savunma sistemi geliştirirler. Süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx) hücrede serbest radikallere karşı temel savunma hattını oluştururlar. Serbest radikaller özellikle mitokondriyal enerji üretim yoluyla sürekli olarak üretilir. Serbest radikallerin hücrede birikmesi oksidatif strese ve hücresel hasara neden olur. Hücre reaktif oksijen türlerinde artışın nörodejeneratif, kardiyovasküler, diyebet ve böbrek hastalıkları gibi bir çok hastalıkların patogenezinde rol oynadığı ifade edilmektedir. SOD, CAT ve GPx’in hücresel hasarı önlemedeki rolü sürekli olarak araştırılmaktadır. Bu derleme makalesi, SOD, CAT ve GPx antioksidan enzimlerinin oksidatif stresi önlemedeki rolünü açıklamak için yazılmıştır.

      Anahtar Kelimeler: Süperoksit dismutaz, Katalaz, Glutatyon peroksidaz, Oksidatif stres, Antioksidan

      Giriş
      Normal fizyolojik koşullarda, hücrelerde sürekli oluşan reaktif oksijen türleri (ROS) ile onlarla etkileşime geçen antioksidanlar arasında bir denge vardır. Bu dengenin ROS lehine bozulması yani hücrede süperoksit radikallerinin birikmesi ya da endojen savunma sistemlerinin yetersiz kalması oksidatif stres olarak tanımlanır (1, 2). Serbest radikaller organizmada moleküler düzeyde birçok etkiye neden olur. ROS’da artış hücre için toksiktir ve hücrede proteinleri, lipidleri ve nükleik asitleri hasara uğratarak hücre içi sinyal yolaklarını bozar (3). Serbest radikallerle uyarılan oksidatif stresin, Parkinson, Alzheimer, Huntington, Amyotrofik lateral skleroz, immün sistem bozuklukları, diyabet, kanser, kardiyovasküler bozukluklar ve kanser gibi yüzden fazla hastalığın oluşumuna neden olduğu düşünülmektedir (4). Ayrıca, serbest radikallerin neden olduğu oksidatif hasarın ilerleyici olması, yaşlanma ve yaşlanmaya bağlı dejeneratif hastalıkların (katarakt, ateroskleroz) ortaya çıkmasına neden olmaktadır (5). Hücrede sürekli olarak üretilen serbest radikaller vücutta normal metabolizma süresince üretilen antioksidan savunma sistemleri tarafından yok edilir. Antioksidanlar temel olarak hücrede serbest radikalleri temizleyerek hücre hasarını önler ya da geciktirir. Antioksidanlar vücutta doğal olarak üretilebildiği gibi dışardan besinlerden de sağlanabilir (6). Antioksidan savunma sistemleri enzimatik ve enzimatik olamayan karmaşık sistemlere sahiptir. Bu nedenle hücrede birinci, ikinci, üçüncü antioksidan savunma mekanizmalarından bahsedebiliriz. Birinci savunma hattı serbest radikallerin oluşumunu baskılayan süperoksit dizmutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx) antioksidan savunma
      sistemleridir (7).

      Reaktif Oksijen Türleri; Oluşum Mekanizması ve Fonksiyonu
      Serbest radikaller, dış orbitallerinde bir ya da daha fazla eşlenmemiş elektron içeren moleküler yapılar Serbest radikaller, dış orbitallerinde bir ya da daha fazla eşlenmemiş elektron içeren moleküler yapılar olarak tanımlanır. Bu moleküller oksijenin kısmen indirgenmesi sonucu oluşan kısa ömürlü ve güçlü oksidan özellikte oksijen metabolitleridir. Bu serbest oksijen radikalleri başka bir radikalle veya radikal olmayan bir ajanla birleşir. Böylece organizmada moleküler düzeyde birçok biyolojik etkiye neden olur. Ekzojen ve endojen serbest radikallerin oluşumu engellenemez (8). Hem metabolik süreçler (hücresel solunum) hem de çevresel oksidanların (ilaç toksisitesi, sigara dumanı, ultraviyole radyasyon, hava kirliliği, yoğun fiziksel aktivite ve alkol gibi) etkisi ile sürekli olarak üretilir (9, 10) (Şekil 1).


      Serbest radikallerin kaynağı moleküler oksijendir. Moleküler oksijen paralel spin durumunda iki eşlenmemiş elektrona sahiptir. Organizmadaki geçiş metallerini (Fe, Cu gibi) içeren enzimler vasıtasıyla moleküler oksijene tek elektron transferi ile oksitlenme reaksiyonları meydana gelir. Eşlenmemiş elektron içeren moleküler oksijen, ROS oluşumunda önemli rol oynar (11). ROS hem serbest radikalleri hem de hidrojen peroksit (H2 O2 ), süperoksit (O2 .- ), singlet oksijen (1/2 O2 ) ve hidroksil radikali (OH) gibi serbest radikal olmayan oksijenli molekülleri içerir. Hidrojen peroksit (H2 O2 ), süperoksit (O2 .- ), singlet oksijen (1/2 O2 ) ve hidroksil radikali (OH) gibi aktifleşmiş oksijen türleri oldukça reaktiftir ve organlarda toksik etkilere yol açar. Hidrojen peroksit (H2 O2 ), süperoksidin çevresindeki moleküllerden bir elektron veya moleküler oksijenin çevresindeki moleküllerden iki elektron alması sonucu oluşan peroksitin iki proton (H+) ile birleşmesi sonucu meydana gelir (12). Biyolojik sistemlerde hidrojen peroksitin üretimi süperoksidin (O2 . - ) dismutasyonu ile gerçekleşir. Bu reaksiyonda iki tane süperoksit molekülü iki proton alarak hidrojen peroksit ve moleküler oksijeni oluşturur. Süperoksit dizmutaz enzimi bu reaksiyonu katalizler ya da spontan olarak gerçekleşir (13). 2O2 . - + 2H+gH2 O2 + O2 Hidrojen peroksit serbest radikal değildir. Ancak ROS kapsamına girer ve serbest radikal oluşumunda önemli rol oynar. Çünkü hidrojen peroksit, geçiş metallerinin (Fe+2, Cu+ gibi) varlığında Fenton reaksiyonu ile ve süperoksit radikallerinin varlığında Haber-Weiss reaksiyonu sonucunda hidroksil radikalini (OH*) oluşturur (Şekil 2). OH* radikali, DNA, proteinler, lipitler, aminoasitler, glikoz ve metallerle etkileşime girebilen en güçlü oksitleyici radikal olarak tespit edilmiştir (14, 15). Fenton reaksiyonu H2 O2 + Fe+2gOH* + OH- + Fe+3 Haber-Weiss reaksiyonu O2 - + H2 O2 gOH* + OH- + O2 Şekil 2 Fenton ve Haber-Weiss reaksiyonu Süperoksit radikali (O2 - ) oksijen (O2 ) molekülünün bir elektron alarak indirgenmesi sonucu oluşur. İndirgenmiş geçiş metallerinin otooksidasyonunda süperoksit radikali meydana getirebilir. Süperoksit radikali yüksek derecede reaktif değildir ve direkt olarak zarar vermez. Bu radikal anyonun asıl önemi, hidrojen peroksit kaynağı olması ve geçiş metalleri iyonlarının indirgeyicisi olmasıdır. Fe2 + + O2 gFe3 + + O2 - Cu+ + O2 gCu2 + + O2 - Süperoksit radikali çoğunlukla mitokondride oluşur. Mitokondride enerji dönüşümü sırasında meydana gelen az miktarda elektron kaçakları oksijenin O2 -‘lerine dönüşümüne neden olur ve Parkinson gibi çeşitli hastalıkların oluşumunda rol oynar (16). Serbest radikaller nitrojen kaynaklı olabilir. Reaktif nitrojen türleri (RNS) nitrik oksit ve nitrojen dioksittir. Nitrik oksit, L-arjininin nitrik oksit sentaz (NOS) enzimleri tarafından sentezlenmesiyle oluşur ve vazodilatör bir etkiye sahiptir. İmmün sistem reaksiyonu sonucunda monositler, makrofajlar ve nötrofiller tarafından salınır. Nitrik oksit süperoksit radikali ile reaksiyona girerek yüksek oranda reaktif, zarar verici ve oldukça güçlü bir oksidan olan peroksinitriti oluşturur. Peroksinitrit (ONOOH), hidroksile benzer şekilde davranır ve DNA hasarından sorumludur.

      Lipit Peroksidasyonu ve Malondialdehit
      Serbest radikaller hücre membranındaki kolesterol ve yağ asitlerinin doymamış bağları ile kolayca reaksiyona girerek lipit peroksidasyonunu meydana getirir. Lipid peroksidayonu yağ asidi zincirlerinden hidrojen atomlarının koparılması sonucunda yağ asidi zincirinin bir lipid radikali (L*) özelliği kazanması ile başlar. Lipid radikali daha sonra bir dizi değişikliğe uğrar. Lipid radikallerinin moleküler oksijenle reaksiyona girmesi sonucu lipid peroksit radikalleri (LOO*) oluşur. Lipit peroksid radikalleri membran yapısındaki diğer yağ asitlerini etkileyerek yeni lipid radikalleri oluşumuna neden olur. Bu reaksiyonda açığa çıkan hidrojeni lipid peroksit bağlayarak lipitperoksitlerine (LOOH) dönüşürler. Böylece zincirleme bir reaksiyon başlamış olur. Lipid peroksitler yıkıldığında açığa çıkan yıkım ürünleri (acrolein, malondialdehit, 4-hidroksinonenal) biyolojik olarak aktiftir. Bunlar ya hücrede metabolize edilir ya da hücrenin diğer bölümlerine hasarı yayar (14, 17). Malondialdehit (MDA), çoklu doymamış yağ asidi peroksidasyonunun ana ve en çok çalışılan ürünüdür. MDA yağ asidi oksidasyonunun spesifik yada kantitatif bir göstergesi olmamakla beraber lipid peroksidasyonunun derecesiyle iyi korelasyon gösterir. 1960’lardan bu yana, in vivo ve in vitro olarak oksidatif stres seviyesini ölçmek için bu molekül değerlendirilmiş ve birkaç yöntem geliştirilmiştir (18). MDA, araşidonik asidin ve daha büyük çoklu doymamış yağ asitlerilerin (PUFA) enzimatik veya enzimatik olmayan yolla ayrışması sonucu oluşan son üründür. Enzimatik süreçlerle MDA üretimi iyi bilinmektedir. Fakat MDA kimyasal olarak kararlı, ROS’a göre membrandan daha kolay geçebilen, 4-HNE (4-hydroxynonenal) ve metil-glikoaldan daha az toksik olmasına rağmen, MDA’nın biyolojik fonksiyonları ve muhtemel doza bağlı rolü araştırılmamıştır (19). Bazı çalışmalar MDA’nın gen ekspresyonunu düzenleyici ve haberci olarak çalıştığını göstermiştir (20, 21). Öte yandan, enzimatik olmayan işlemlerle MDA üretimi, potansiyel terapötik değerlerine rağmen yeterince anlaşılmamıştır. Çünkü bu ürünün proteinlerin veya DNA gibi çoklu biyomoleküller ile reaksiyona girme kabiliyeti yüksektir (22). Bu nedenle yapılan çalışmalarda aşırı MDA üretimi oksidatif stresin bir göstergesi olarak Alzheimer hastalığı, kanser, kardiovasküler hastalıklar, diyabet, karaciğer hastalıkları ve Parkinson gibi farklı patolojik durumlarla ilişkilendirilmiştir (17, 23, 24). MDA, tiyobarbitürik asitle (TBA) kolay reaksiyona girmesi nedeniyle omega-3 ve omega-6 yağ asitlerinin lipid peroksidasyonu için uygun bir biyobelirteç olarak uzun yıllardan beri kullanılmaktadır. TBA testi, yoğun renkli bir kromojen floresan renk absorbanı elde etmek için TBA’nın MDA’ya reaktivitesine dayanır.

      Oksidatif Stres ve Fizyopatoloji Oksidatif Stres ve Nörodejeneratif Hastalıklar
      Lipoperoksidasyon sonucu membran fosfolipitlerinin azalması Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların majör nedeni olabilir. Lipit oluşumu ve azalmış antioksidan enzim aktiviteleri Alzheimer hastalarının beyinde plak oluşumuna neden olmaktadır. Oksidatif stres belirteçleri (akrolein, malondialdehit, hidroksinonenal gibi) yapılan çalışmalarda Alzheimer hastalarının beyin dokusunda ve beyin omurilik sıvılarında tespit edilmiştir. Hücrede ROS üretimi nöronal glikoz taşıyıcısı GLUT3’ün, glutamat taşıyıcılarının, Na+/ K+ ATPaz pompasının, membran proteinlerinin fonksiyonlarının, iyon transportunun ve kinazların aktivitesinin bozulmasına yol açarak nörodejeneratif hastalıkların oluşmasına neden olur (4). Parkinson, oksidatif stres durumunda oluşan diğer bir nörodejeneratif hastalıktır. Malondialdehit ve hidroksinonenal gibi lipit peroksidasyon ürünlerinin substantia nigrada yoğunluğunun artması Parkinson hastalığının oluşumunda kilit rol oynamaktadır (25). Oksidatif stres ayrıca Down sendromunun temel biyolojik yapısına katılır. Yani serbest radikallerin metabolizmadaki dengesizliği Down sendromu fizyopatolojisinde önemli rol oynar (4).

      Oksidatif Stres ve Kardiyovasküler Hastalıklar
      Oksidatif stres aterosklerozun fizyopatolojisinde önemli rol oynar (26). Oksidasyon, düşük yoğunluklu lipoproteinlerin (LDL) makrofajlar tarafından alımını başlatır. Ayrıca oksidasyon süreci proinflamatuar etkileri olan lipitlere okside olabilir. Ayrıca LDL’nin dışında kan damarları duvarında bulunan diğer lipidler ve lipopteinler inflamasyon ve ateroskleroza neden olabilir (4). Deneysel ve klinik çalışmalar oksidatif stres ve ROS’un atriyal fibrilasyon patogenezinde, ve kalbin elektriksel ritminin patogenezinde rol oynadığını göstermiştir (27). Ayrıca damar endotel hücrelerinde bulunan NADPH oksidazlar, nitrik oksit sentaz metabolizmasının önemli enzimlerindendir. Nitrik oksit (NO) sentezinin artmasının toksik etkileri olduğu bilinmektedir. NO’nun önemli reaksiyonlarından birisi oksijen radikallerinden süperoksit anyonu ile reaksiyona girmesidir. Böylece fazla reaktif olmayan NO daha reaktif olan peroksinitriti oluşturur. Peroksinitrit özellikle proteinlerdeki tirozil, sisteinil ve triptofan halkalarının nitritlenmesine neden olmaktadır. NO ekspresyonunda artış makro ve mikro vasküler hastalıklarla ilişkilendirilmektedir (28).

      Oksidatif Stres ve Kanser
      Oksidan ve antioksidanlar arasındaki dengenin bozulması, DNA gibi tüm temel biyolojik bileşiklerin zarar görmesini, membran lipitleri ve hücre ölümlerinin oluşmasına neden olabilir. Kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden daha fazla miktarda reaktif oksijen türü ile karakterize olduğu ve reaktif oksijenli türlerin kanser fenotipinin korunmasından sorumlu olduğu kanıtlanmıştır. ROS onkogenler için uyarıcı olarak tanımlanmıştır (29). ROS, hücre membran proteinlerine, lipit, lipoproetin ve DNA’ya önemli derecede zarar verir. Oksidaitif hasar sonucu oluşan malondialdehit DNA yapısındaki bazlarla reaksiyona girerek mutajenik etki gösterir. Hidroksil radikalleri DNA bazlarının oksidatif hasarına veya zincirlerin kopmasına neden olur. Hidroksilin DNA ile etkileşmesi kanser oluşumunda önemli rol oynar (4).

      Oksidatif Stres ve İnflamatuar Hastalıklar
      Astım ve alerjik rinit dahil kronik inflamasyon ve oksidatif stres arasında oksidatif türler ve antioksidanlar arasında bir korelasyon olduğu çalışmalarda gösterilmiştir. Hidroksil radikallerinin, süperoksit radikal anyonlarının ve peroksitlerin artması hava yolu mukozasında bir dizi değişikliği başlatabilir. Lipit peroksidasyonu, hava yollarında mukozal duyarlılık ve sekresyonda artış aynı zamanda vasküler permeabilitede artışa neden olur. Temelde oksidatif stres araşidonik asit metabolizmasını bozar hava yolu ve sistemik inflamasyon oluşumunu arttırır. Epidemiyolojik çalışmalar oksidatif stresin astım riskini arttırdığını göstermektedir (30). ROS üretiminin artması romatoid artritin patogenezinde önemli rol oynar. İnflamasyon fagositik hücreleri aktive eder. Artan fagositik hücreler sinoviyal inflamatuar proliferatif cevabı güçlendirir. Tekrarlayan hipoksi ve reoksijenasyon döngüleri sinovyal perfüzyondaki değişikliklerle bağlantılıdır ve hipoksi ile uyarılan faktör-1-α ve nükleer faktör-k-B tetikleyebilir. Hücresel oksijenasyon ve sitokin stimülasyonundaki değişiklikler bu iki faktör ile düzenlenebilir. Bu faktörlerdeki artış sinoviyal inflamasyonla sonuçlanır (31, 32).

      Birinci Basamak Antioksidan Savunma Sistemleri
      Hücrede lipit, protein ve DNA gibi okside olabilecek maddelerin serbest radikaller tarafından oksidasyonunu önleyebilen veya geciktirebilen maddelere antioksidan, bu mekanizmalara ise antioksidan savunma sistemleri denir. Antioksidanlar serbest radikallere elektron transferi yaparak hücresel düzeydeki hasarı engellemektedir. Antioksidanların dört farklı mekanizması vardır. (1) Temizleme etkisi; serbest oksijen radikallerini etkileyerek onların tutulması ya da oksidanları daha zayıf bir moleküle dönüştürerek etkisizleştirmedir. Antioksidan enzimler ve mikromoleküller bu yolla etki eder. (2) Baskılama etkisi; Oksidanlara bir hidrojen aktararak onları etkisiz hale getirme ya da 365 t etkilerinin veya reaksiyon hızlarının azaltılması. Vitaminler ve flavonoidler ise etkilerini bu yolla gösterirler. (3) Onarma etkisi; serbest radikallerin lipiti protein ve DNA gibi yapılarda oluşturdukları biyolojik hasarın onarılması. (4) Zincir koparma etkisi; serbest oksijen radikallerini bağlayarak, zincirlerini kırıp işlevlerinin engellenmesi (33). Antioksidanların bir kısmını vücut diyetle alırken (enzimatik olmayan) bir kısmını kendisi hücresel düzeyde (enzimatik olarak) üretir. Vücudun serbest radikallere karşı ürettiği birinci basamak antioksidanlar (enzimatik); katalaz, süperoksit dizmutaz ve glutatyon peroksidazdır (34). Sağlık açısından önemli enzimatik olmayan antioksidanlar vardır. Bunlar; A, E ve C vitaminleri, sebze, meyve, baharat, tahıllarda yaygın olarak bulunan fenolik maddeler, resveratrol (35) ile kuersetin (36) ve kateşin (37) gibi flavonoidlerdir. Normal fizyolojik koşullarda bu antioksidanların hücre içi seviyeleri ve aktiviteleri arasında denge vardır. Birçok çalışma, enzimatik antioksidanların (SOD, CAT, GPx) ve enzimatik olmayan antioksidanların (C Vitamini, E Vitamini, karotenoidler, lipoik asit ve diğerleri) oksidatif strese karşı korunmasında çeşitli rolleri olduğunu gösterdi (38- 43).

      Süperoksit Dismutaz (SOD)
      Süperoksit dismutaz (SOD), ROS ve süperoksit anyon radikallerine karşı en önemli antioksidan savunma sistemidir. SOD bir süperoksit radikalini O2 molekülüne yükseltgeyip, diğer bir süperoksit radikalini ise daha az reaktif bir molekül olan hidrojen perokside (H2O2) indirgenmesini katalize eder. O2 -* + O2 -* + 2H+gO2 + H2 O2 SOD’un üç farklı izoformu vardır. Bunlar; Cu-Zn-SOD (SOD 1), Mn-SOD (SOD 2) ve Cu-SOD (SOD 3) (24). SOD 1, 32,000 dalton ağırlığında ve sitoplazmada, nükleer bölmelerde ve lizozomlarda bulunur. SOD 1 gen mutasyonları Down sendromu, Amniyotrofik Lateral Skleroz (ALS) hastalıklarının patofizyolojisinde rol oynamaktadır (44). SOD 2, aerobik hücrelerin mitokondrisinde bulunur ve 23,000 dalton ağırlığındadır. SOD 2, hücre farklılaşmasında, tümorogenezisde ve pulmoner toksisite ile uyarılan hipokside majör rol oynar. Ayrıca, SOD 2 gen mutasyonları nadir görülen ailesel motor nöron hastalıkları, idiyopatik kardiyomiyopati ve erken yaşlanma ile ilişkilendirilebilir (44, 45). SOD 3, SOD ailesinin en son tespit edilen üyesidir. Bu enzim 135,000 dalton ağırlığında, plazmada, lenfte ve sinoviyal sıvıda bulunur. SOD 3 özellikle damar duvarlarında yüksek oranda bulunur. Vasküler düz kas hücrelerinin büyük oranda SOD 3 sentezlediği gösterilmiştir. Bu hücrelerin vasküler duvardaki enzmin ana kaynağı olduğu düşünülmektedir. Histamin, vazopressin, oksitosin, endotelin-1, anjiyotensin-II ve serotonin, bir G-protein bağlı mekanizma yoluyla vasküler düz kas hücrelerinde EC-SOD ekspresyonunu düzenleyebilir (46). SOD 3, heparine karşı yüksek afiniteye sahiptir. Bu nedenle heparin ve heparan sülfat protein kinaz C aracılı mekanizma ile SOD 3 ekspresyonunu düzenleyebilir. SOD 3 seviyelerinin düzenlenmesi, ateroskleroz, koroner arter hastalıkları (47), hipertansiyon (48), diyabet (49) ve iskemi / reperfüzyon (50) hasarı gibi vasküler kaynaklı hastalıkların patogenezinde özellikle önemli rol oynayabilir. Farelerde SOD 3’ün, hipokampus, striatum, suprakiazmatik çekirdek, glial hücreler, beyin omurilik sıvısı bulunduğu ifade edilmektedir. Bu nedenle, SOD 3 ekspresyonu, öğrenme ve bellek, serebral iskemi, travmatik beyin hasarı gibi nörolojik bozukluklarla ilişkilendirilebilir. Ayrıca romatoid artrit, akut akciğer hasarı ve inflamasyonun patogenezinde önemli rol oynar (46). SOD enzim eksikliği yaygındır. SOD seviyesinin düşmesi serbest radikal oluşumunu arttırır. Yaşlanma ile birlikte SOD seviyeleri azalır. Günlük SOD desteğini bağışıklık sistemini koruyarak hastalıklara yakalanma şansını ve yaşlanma sürecini azaltır. SOD kaynakları içinde lahana, Brüksel lahanası, buğday çimi, arpa çimi ve brokoli sayılabilir (34).

      Katalaz (CAT)
      Katalaz (CAT) enzimi temel olarak peroksizomlarda bulunur. Memeli hücrelerinin mitokondrilerinde yoktur. Bunun tek istisna yeri sıçan kalbinde bulunan mitokondridir (34). Mitokondride oksijenin suya indirgenmesi sırasında, toplam oksijen tüketiminin %1-2’si, potansiyel olarak süperoksit ve hidrojen peroksiti gibi sitotoksik türlerin oluşumuna yol açar. Artan süperoksit radikalleri mitokondriye hasar verir. ROS’un oluşturabileceği hasara karşı antioksidan savunma sistemleri önlem alır. Mitokondride oluşan süperoksit radikalleri ilk olarak Mn-SOD (SOD 2) ve glutatyon peroksidaz enzimleri tarafından yok edilir. Ancak önemli bir miktar H2 O2 mitokondriden ayrılarak sitoplazmaya geçer (51). Mitokondriden sitozole geçen H2 O2 ’in detoksifikasyonu peroksizomlar tarafından sentezlenen CAT enzimi tarafından gerçekleştirilir. Peroksizomlardan sentezlenen CAT, glutatyon peroksidiza göre daha yüksek kararlı durumdaki H2 O2 konsantrasyonlarını temizler (51). Glutatyon peroksidaz’ın H2 O2 ’e karşı Km’si (Michaelis-Menten Sabiti) CAT’a göre daha düşüktür. Yani, glutatyon peroksidaz daha düşük konsantrasyonlarda H2 O2 ’i parçalar. H2 O2 g2H2 O + O2

      Katalaz, her bir polipeptit alt birimi yapısında tek bir ferriprotoporfirin içeren bir hemoproteindir. H2 O2 moleküllerini sürekli olarak izler ve yoğunlukları artar. CAT bir saniyede milyonlarca H2 O2 molekülünü parçalayabilir (34). CAT etkinliği iki adımda gerçekleşir. Bir hidrojen peroksit molekülü Hem’i bir oksiferril türüne okside eder. Bir oksidasyon eşdeğeri, bir porfirin halkasından ve demirden çıkarıldığı zaman bir porfirin katyon radikali meydana gelir. İkinci bir hidrojen peroksit molekülü, dinlenme durumu enzimini yeniden oluşturmak için bir oksijen ve su molekülü üreten bir indirgeyici ajan olarak görev yapar (52). Hidrojen peroksit düşük miktarlarda hücre proliferasyonunda sinyal iletimi, hücre ölümü, karbonhidrat metabolizması, mitokondriyal fonksiyon ve trombosit aktivasyonu ve normal tiyol redoks dengesinin korunması gibi bazı fizyolojik süreçlerin düzenlenmesinde rol oynar (53). Ancak yüksek konsantrasyonlarda hücre için çok zararlı olduğu ifade edilmektedir (34). Bu nedenle, CAT’ın hücrelerde H2 O2 konsantrasyonunu etkili bir şekilde sınırlayabilmesi, fizyolojik süreçlerde birinci basamak antioksidan savunma enzimi olarak rol oynaması önemlidir. CAT enzimin eksikliği veya mutasyonu çeşitli hastalık koşulları ve anormallikler ile ilişkilendirilmektedir. Yapılan çalışmalarda, CAT gen aktivitesinin değişmesi ve genetik polimorfizim ile bireylerde oksidatif DNA hasarı ve kanser duyarlılığı riskinin arttığı (54), CAT’ı kodlayan gendeki polimorfizmin sonucunda mental bozuklukların gelişimi ifade edilmektedir (55). Diğer çalışmalarda, CAT düzeyi düşük olan kişilerin tip 2 diabetes mellitus, hipertansiyon için daha fazla eğilimli oldukları (56) ve bazen ateroskleroz ve neoplazmadan etkilendikleri gösterilmektedir. CAT bu anlamda en çok çalışılan enzim sınıflarından biridir ve birçok farklı organizmada antioksidan çalışmalarının temelini oluşturmaktadır (52).

      Glutatyon Peroksidaz (GPx)
      Glutatyon peroksidaz mitokondri ve bazen de sitozolde hidrojen peroksidi suya parçalayan önemli bir antioksidandır (46). Çoğu zaman aktivitesi selenyuma bağlıdır. Bu nedenle selenyuma bağlı olan - GPx ve selenyuma bağlı olmayan – GPx olarak ayrılabilir. GPx asıl önemli rolü oksidatif strese karşı hücreyi korumadır (57). Tanımlanmış en az 8 tane GPx enzimi vardır; GPx1-GPx-8. GPx 1-8 genleri sırasıyla 3, 14, 5, 19, 6, 6, 1 ve 5 kromozomlarına eşlenir. GPx’lerin ekspresyonunun olduğu yerler; GPx1 selenyum bağımlıdır ve hemen hemen her dokuda; GPx2, gastrointestinal sistemde; GPx3 ekspresyonu başlıca böbrekte, ancak çeşitli dokularda eksprese edilir ve glikoprotein olarak hücre dışı sıvılara salgılanır; GPx4 fosfolipid hidroperoksitleri azaltan tek GPx enzimidir. Ayrıca enzim oksidatif strese apoptotik tepkiye aracılık eden ve sperm olgunlaşmasında bağımsız yapı sal role sahip olan mitokondriyal bir izoforma sahiptir (24); GPx5 ve GPx6 selenyum içermez ancak GPx6 insan gen araştırmalarında selenoprotein olarak tanımlanmıştır. GPx7 ve GPx8 selenyumdan bağımsız hidrojen peroksit temizleyicisi olarak görev yapmaktadır. Araştırmalara göre düşük GPx seviyeleri antioksidan sistemin bozulmasına neden olur. Sonuçta, membran yağ asitler ve fonksiyonel proteinlerde oksidatif hasarın oluşması buna bağlı olarak nörotoksik hasarın gelişmesi ve nörodejenerasyon ile birlikte kalıcı hasarların oluşması antioksidan savunma sisteminin bozulduğunu göstermektedir (58). Başka bir çalışmada, elektriksel alanla uyarılan testis dokusunda GPx’in azaldığı, sperm DNA hasarının oluştuğu, sperm sayısında ve motilitesinde azalmanın meydana geldiği gösterilmiştir (25). Blankenber ve ark. (2003) yaptıkları çalışmada koroner arter hastalığı olan hastalarda, GPx1 aktivitesinin azalması kardiyovasküler hastalık riski ile bağımsız olarak ilişkilendirilebileceğini göstermiştir (59).

      Sonuç
      Serbest radikaller kardiyovasküler, inflamatuar, kanser ve nörodejeneratif hastalıkların patafizyolojisinde rol oynar. Antioksidanlar serbest radikal oluşumunu önleyerek doku hasarını önler ya da azaltır. Süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve glutatyon peroksidaz (GPx) enzim aktiviteleri hücrede temel savunma sistemlerini oluşturur ve oksidatif hasarın neden olduğu hastalıklara karşı kilit rol oynar.
      Konu mert tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/685-mert Saat 21 September 2021, 11:46 ) değiştirilmiştir.

      Yorum yap


      • #4
        SERBEST RADİKALLER VE ANTİOKSİDANLAR
        Serbest radikaller dış yörüngelerinde ortaklaşmamış elektron bulundurduğu için karasız bir yapı gösteren, etrafındaki moleküllerden elektron alıp kararlı bir yapı oluşturmaya çalışan kısa ömürlü, reaktif moleküllerdir.
        Etrafındaki hücrelerin elektronlarını alınca onlara zarar vermeye başlarlar. Örneğin oksijen molekülü; oksijenli solunum yapan canlılarda atmosferde bulunduğu sınırlar arasında savunma sistemlerinin koruyuculuğunda oksijeni kullanılabilirler. Atmosfer dışındaki yüksek dozlarda ise öldürücü düzeyde toksik bir gazdır. Bu durum yaşamın ilginç çelişkileri arasındadır. Organizmamızdaki serbest radikallerin en büyük kısmı oksijenden oluşan radikallerdir. Oksijen molekülünün kısmi indirgenmesinden reaktif oksijen türleri (ROS); hidroksil (OH-) radikali ve süperoksit radikali (O2-) oluşmaktadır. ROS üretimindeki endojen kaynaklar (Vücudun kendi işleyişinde üretilen serbest radikaller) özellikle sağlıksız mitokondrilerde elektron transport sistemlerinden sızan serbest radikaller en önemli serbest radikal kaynağıdır. Ayrıca peroksizomlarda, monosit ve nötrofillerin fagositozu sırasında bol miktarda serbest radikal üretilir.


        Biraz da kimyasal yapılarını inceleyelim. Serbest radikaller nasıl oluşur? Kovalent bağların homolitik kırılmasıyla; yüksek enerjili elektromanyetik dalgalar ve yüksek sıcaklık (500-600 oC) kimyasal bağların kırılmasına neden olur. Kırılma sırasında bağ yapısındaki iki elektronun her biri ayrı ayrı atomlarda kalıyorsa bu tür kırılmaya homolitik kırılma denir ve her iki atomun üstünde de paylaşılmamış elektron kalır. Heterolitik kırılma oluşursa zıt yüklü iyon çiftleri oluşur ve bu türler de reaktiftir. Normal bir molekülün elektron kaybetmesi ile serbest radikal formu oluşur. Örneğin; C vitamini hücresel bir antioksidandır. Serbest radikallere tek elektron verip radikalleri indirgerken kendilerinin radikal formunu oluştururlar. Yine normal bir moleküle elektron transferi ile de serbest radikaller oluşur. Örneğin; moleküler oksijenin tek elektron ile indirgenmesi süperoksit (O2-) radikalini oluşturur. Serbest radikaller belli bir oranda vücudun direncini sağlar. Antioksidan sistemimizi düşük hızda çalıştırır. Aşı gibi de düşünülebilir. Vücudumuzun onlara ihtiyacı vardır ama ne zaman serbest radikallerin oluşumu ile antioksidan savunma mekanizması arasında ciddi dengesizlik oluşursa o zaman oksidatif stres meydana gelmeye başlar. Antioksidanlar, bu oksidatif hasarı engelleyen moleküllerdir. Peki, bu hasarı nasıl engeller? Kendi elektronlarından birini vererek serbest radikali nötralize eder. Böylece serbest radikalin elektron çalarak zincirleme reaksiyonlarının önüne geçer. Antioksidanlar hücre ve doku hasarını engeller. Enzimatik ve enzimatik olmayan antioksidanlar olarak vücudumuzda ikiye ayrılırlar. Enzimatik antioksidanlar: Süperoksit dismutaz (SOD), katalaz, glutatyon peroksidaz, glutatyon redüktaz. Enzimatik olmayan antioksidanlar: İndirgenmiş glutatyon, lipoik asit, koenzim Q, L-arjinin, melatonin, ürik asit, bilirubin, metal bağlayıcı proteinler, besinsel antioksidanlar, selenyum, çinko, mangan, omega 3, vitamin A, E, C. SOD (Süperoksit dismutaz enzimi): Organizmada serbest radikali substrat olarak kullanan tek enzimdir. Bakır ve çinko içeren tipi sitoplazmada, mangan içeren tipi mitokondride bulunur. Kanserli hücrelerde SOD zarar görmüş olur. Bu da mitokondri hasarı oluşturur. Artan glikolizde hücrede ağır yük oluşturur. Glutatyon peroksidaz: En çok çalışan antioksidan enzimdir. Asıl görevi akut yaygın oksidatif strese yanıt vermektir. Mitokondride yavaş yapılan ROS’tan daha öncelikli olarak akut stresi karşılar. Bu enzimin aktivitesi en fazla karaciğer, böbrek ve kalpte görülür. Glutatyon (GSH): Sistein içeren bir tripeptittir. Glutamat, sistein ve glisinden sentezlenir. %90’ı sitozolde (hücre sıvısında), %10’u mitokondride bulunur. DNA sentezinde, hasarlı DNA parçalarının onarılmasında, metabolik fonksiyonların yerine getirilmesinde, zehirli maddelerin inaktif hale dönüştürülmesinde, serbest radikallerin hasarlarının önlenmesinde görev yapmaktadır. Alfa Lipoik Asit: Glutatyon, ubikinon, C ve E vitaminleri gibi bilinen antioksidanları radikal veya okside formlarını indirgeyerek yenileyebilir. Antioksidanların bir daha yenilenmesine ve kullanılmasına katkı sağlar. Çünkü sadece bir antioksidan, bir serbest radikali inhibe eder. Antioksidanların tekrar yenilenmesine katkıda bulunması alfa lipoik asitin önemli bir antioksidan olduğunu bize gösterir. Melatonin: Gece olduğunda insanların vücudunda özellikle karanlıkta ve uykuda triptofandan sentezlenen bir hormondur. Salınımı 21:00-22:00 gibi başlar ve 02:00-04:00 arası en yüksek konsantrasyona ulaşır. 07:00 ile 09:00 arasında da sonlanır. Hücrelerin protein ve lipit yapılarını, hem çekirdek hem de mitokondri DNA’sını korur. Antioksidan olarak çok geniş çaplı bir koruma sağlar. Ürik asit: Ürik asit aslında vücudun atık ürünüdür. Yüksek yoğunlukta kristalize olur, böbrek taşlarına ve gut hastalığına sebep olabilir. Bazı serbest radikalleri etkisizleştirir. Fe ve Cu gibi metal iyonlarının şelatörleri olarak da etki gösterir. Co-Enzim Q10: Membran stabilitesinde, enerji dönüşümlerinde ve ATP üretiminde rol oynar. Hem vücutta üretilir, hem de dışardan alabileceğimiz bir antioksidandır. En çok dana etinde, tavukta bulunur. 40’lı yaşlardan sonra vücuttaki üretimi azalır. Ubikinon ubikinole bir redüksiyon reaksiyonuyla çevrilir ve vücutta bu iki molekül birbirine dönüşüm içerisindendir. Koenzim Q10 oksijen kaynaklı serbest radikaller ile etkileşerek moleküllerin zarar görmesini engeller. Serbest radikaller ubikinondan gelen bir elektronla stabil hale gelir. Ubikinol ise plazmada düşük konsantrasyonda bulunmasına rağmen plazmadaki oksidanlarla ilk tepkimeye giren antioksidandır. En fazla kalp, karaciğer ve böbrekte bulunur. C Vitamini (Askorbik asit): Belirli dozlarda antioksidan etki gösterir. Yüksek dozlarda oksidan etki gösterir. Süperoksit ve H2O2 gibi reaktif oksijen ve nitrojen türlerini, peroksil radikallerini, nitrik oksit radikallerini etkisiz hale getirir. Hücrelerin DNA’sını serbest radikallerden korur. Ayrıca vücutta antikor üretimini arttırdığı ve antimikrobiyal bir alan yarattığı da gösterilmiştir. İnsanlarda immün fonksiyonlarını geliştirdiği, kollajen sentezini arttırdığı böylelikle yara iyileşme protokollerinde uygun bir destek olacağı bildirilmiştir. Oksidatif stresin neden olduğu hastalıkların bazıları ise şöyle: Kanser, Alzheimer, Parkinson, kardiyovasküler hastalıklar, immün sistem hastalıkları, katarakt, diyabet, böbrek ve karaciğer hastalıkları…
        Konu mert tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/685-mert Saat 21 September 2021, 12:43 ) değiştirilmiştir.

        Yorum yap


        • #5
          PSORİASİSL İ HASTALARD A SÜPEROKSİ T DİSMUTA Z V E GLUTATYO N PEROKSİDA Z AKTİVİTELERİNİ N TAYİNİ
          Orhan Can bol at* • Nihal Kundakçı** • Mustafa Kavutcu*** • H. Serdar öztürk* • Yasemin Yavuz* Atıf Taşpınar** • Zuhal Yurtarslanı*

          ÖZET
          Bu çalışmada 31 psoriasisli hastanın serumlarında superoksit dismutaz (SOD) ve glutatyon peroksidaz (GSH-Px) aktivitesi ölçüldü. Hastalar; hastalık süresi, psoriasis alan şiddet indeksi (PASI) skoru ve klinik tiplerine göre ayrı ayrı değerlendirildi. SOD aktivitesi her üç grupta kontrol grubuna göre düşük bulundu. Korelasyon analizlerinde gruplar açısından bir farklılık gözlenmedi. GSH-Px aktivitesi hastalık süresi 0-5, 6- 1 0 yıl arası, PASI skoru 0-2 ve guttat tip tutulumu olan hasta gruplarında kontrole göre bir farklılık göstermedi. Buna karşılık hastalık süresi 10 yıl üstü, PASI skoru 3-5 yıl ve plak tip tutulumu olan hastalarda kontrole göre yüksek bulundu. SOD aktivitesinin tüm gruplarda baskılanması ve GSH-Px aktivitesinin hastalığın süresine, klinik tutulum ve klinik seyre bağlı olarak artış göstermesi psoriasis hastalığının etyolojisinde serbest radikal metabolizmasının yeri olabileceğini düşündürmektedir.

          Serbest radikaller, üzerlerinde ortaklanmamış elektron taşıyan çok reaktif molekül veya atomlardır. Kimyasal özellikleri sebebiyle lipid membran, protein, karbonhidrat ve DNA gibi hücresel yapılarla reaksiyona girip hasara yol açarlar. Günümüzde birçok hastalığın etyolojisinden bu radikalik maddeler sorumlu tutulmaktadır (1,2). Organizma açısından iki önemli radikalik molekül süperoksit anyonu (02 ") ve hidroksil radikalidir (OH"). Bu radikalik moleküllerin toksik etkisinden korunmada enzimatik ve non-enzimatik mekanizmalar mevcuttur. Süperoksit dismutaz (SOD EC:1.15.1.1) ve glutatyon peroksidaz (GSH-Px EC:1.11.1.4) enzimleri radikalik hasardan hücreyi koruyan çok önemli iki enzimdir. SOD, süperoksit radikalini hidrojenperoksite (H202) çeviren çok önemli bir savunma mekanizmasıdır.

          Oluşan H202 serbest radikal yapısında bir molekül olmamasına rağmen Cu ve Fe gibi metallerin rol oynadığı Haber-Weiss ve Fenton tipi reaksiyonlarla toksik OH " radikallerine çevrilir. GSH-Px ve CAT ise oluşan H2 02 yi OH " radikaline çevirmeden H 2 0 ve 02 ye yıkıp hücreyi OH " radikalinin toksik etkisinden korurlar.Psoriasis, etyolojisi hakkında çeşitli faktörlerin sorumlu tutulduğu inflamatuar bir hastalıktır (3,12,13). Psoriatik lezyonların karakteristik özelliklerinden birisi Polimorf Nüveli Lökositlerin (PMNL) migrasyonu ve akümülasyonudur. Özellikle PMNL ile ilişkili olarak 02 " ve OH " radikallerindeki artış bu hastalığın patolojisinde serbest radikallerin sorumlu tutulabileceği fikrini akla getirmektedir (4). Psoriasisli hastaların PMNL lerinde SOD aktivitesinin düşmesi (5,6) ve 02 " üretimindeki artış (4,7) bu hipotezi destekler niteliktedir. Ayrıca bu hastaların eritrositlerinde yapılan çalışmalarda grade'e bağlı olarak GSH-Px düşüşü (8) ve serumda selenyum ve GSH-Px değerlerinin düşük bulunması (3) hastalığın etyopatolojisinin bu metabolizmayla olan muhtemel ilişkisini açıklamaktadır. Biz çalışmamızda psoriasisli hastaların serum SOD ve GSH-Px aktivitelerinin hastalığın süresi, lezyonların şiddeti ve hastalık tipine bağlı olarak bir değişiklik gösterip göstermediğini araştırdık. Serbest radikal metabolizmasının psoriasisle olan ilişkisine enzimatik açıdan bir açıklık getirmeye çalıştık.

          MATERYAL VE METOD
          Çalışmamız A.Ü. Tıp Fakültesi Dermatoloji kliniğine başvuran 31 (19 kadın ve 12 erkek) psoriasis vulgaris'li hastanın serumlarında gerçekleştirildi. Hastalarımıza tanı klinik olarak konuldu. Olgularımızda hastalık süresi 4 ay ile 40 yıl arasında değişmekte idi. Hastalık süreleri açısından gruplandırıldığına hastalık süresi 0-5 yıl arası olan grupta 14 hasta (yaş: X±SD=24±13,6 , 11 kadın ve 3 erkek), 6-10 yıl arası olan grupta 7 hasta (yaş: X±SD=33,85±12,3 , 4 kadın ve 3 erkek) ve hastalık süresi 10 yıldan daha fazla olan grupta 10 hasta (yaş: X±SD=45,66±13,6 ,4 kadın ve 6 erkek) mevcuttu. Hastalarımızdan 7 tanesinde guttat (yaş: X±SD=29,9±13,1 5 ,4 kadın ve 3 erkek), 24 tanesinde plak tip (yaş: X±SD=33,73±15,25 ,14 kadın ve 10 erkek) psoriasis mevcuttu Hastalarımızda hastalık şiddeti Psoriasis Area Severity lndex (= Psoriasis alan şiddet indeksi, PASI skoru) kullanılarak değerlendirildi. Hastalık şiddetine göre hastalarımız PASI skoru 0-2 arası olanlar ve PASI skoru 3-5 arası olanlar olmak üzere iki gruba ayrıldılar. Buna göre birinci grupta 10 hasta (yaş: X±SD=27,33±17,25 , 7 kadın ve 3 erkek), ikinci grupta ise 17 hasta (yaş: X±SD=38,8+-15,31 , 10 kadın ve 7 erkek) bulunuyordu. Çalışmamızda kontrol grubu serumları, hastalık grubuna uygun yaş ve cinsiyette olan 15 gönüllü, sağlıklı şahıstan elde edildi (yaş: X±SD=25,4±12,8 , 8 kadın ve 7 erkek). SOD enzim aktivitesi tayini Yi Sun ve arkadaşları (9) ile İlker Durak ve arkadaşlarının (10) tarif ettiği metoda göre yapıldı. GSH-Px aktivitesi ise Paglia ve arkadaşlarının (11) tarif ettiği metoda göre yapıldı. SOD aktivitesi U/ml, GSH-Px aktivitesi IU/L cinsinden verildi. İstatistik analizler Student's-t, Mann-VVhitney U ve değişik multivaryasyon testleri uygulanarak A.Ü. Tıp Fakültesi İstatistik Bilim Dalı tarafından yapılmıştır

          SONUÇLAR
          Çalışmamızdan elde edilen sonuçlar Tablo I, II ve III te verilmiştir. Tablo I de görüldüğü gibi hastalık süresi açısından yapılan değerlendirmede her üç gruptaki SOD değerleri kontrole göre düşük olarak bulundu. GSH-Px aktivitesi ise hastalık süresi 0-5 yıl ve 6-10 yıl arası olan grupta kontrol grubuna göre anlamlı bir fark göstermezken, 10 yıl üstü olan grupta kontrole göre anlamlı bir artış göstermiştir. Tablo II de PASI skoru 0-2 ve 3-5 arası olan grupta SOD aktivitesinin kontrole göre yine düştüğü gözlendi; GSH-Px aktivitesi ise PASI skoru 0-2 olan grupta kontrole göre bir anlamlılık göstermez iken PASI skoru 3-5 arası olan grupta kontrole göre artma göstermiştir. Tablo III e bakılacak olursa; guttat ve plak tip psoriasiste SOD aktivitesinin kontrol grubuna göre düşük olduğu görülmektedir, GSH-Px aktivitesi ise guttat tip psoriasiste kontrole göre bir farklılık göstermez iken plak tipte artmış olarak bulundu. Hastalık sürelerine göre SOD, üç grup için kendi aralarında değerlendirildiğinde (0-5, 6-10, 10 yıl üstü) anlamlı bir farklılık göstermemektedir. GSHPx, bu üç grup için değerlendirildiğinde hastalığı 10 yılın üstünde olan grupta enzim aktivitesinin diğer gruplara göre anlamlı olarak arttığı gözlenmiştir. SOD aktivitesi PASI skoruna göre (0-2, 3-5)



          TARTIŞMA
          Serbest radikal metabolizmasının psoriasisle olan ilişkisini açıklayan birçok çalışma mevcuttur. Bu çalışmaların büyük bir kısmı özellikle Polimorf Nüveli Lökositler (PMNL) üzerine yoğunlaşmıştır. Araştırmacılar psoriasis etyolojisinde PMNL'lerin dokuya migrasyonu ve akümülüsyonun önemli bir faktör olabileceğini düşünmektedir. PMNL'lerin peroksit radikali ve hidroksil radikali üretimindeki artıştan sorumlu olabileceği ve baskılanmış SOD aktivitesinin özellikle 0 2 " radikalinin birikimini provake edebileceği ileri sürülmektedir (4,5,6). Yapılan çalışmalarda bu metabolizmayla ilişkili olan enzimlerden GSH-Px'in aktivitesi eritrosit ve serumda düşük veya normal bulunmuştur (3,8). Bu olay enzimin kofaktörü olan selenyumun serum ve eritrositte düşüşü ile açıklanmıştır. GSH-Px aktivitesindeki bu azalmanın hastalığın klinik şiddeti ile pozitif bir korelasyon gösterdiği tesbit edilmiştir. Çalışmamızda psoriasisli hastaların serum SOD ve GSH-Px aktiviteleri tayin edilmiştir. Hastalığın süresi, klinik tipi ve hastalık şiddeti ile bu enzim aktiviteleri arasında bir ilişki olup olmadığı sorusu cevaplanmaya çalışılmıştır. SOD aktivitesinin tutulum süresi açısından zamana bağlı olmaksızın bütün gruplarda düşük olması peroksit radikallerinden koruyucu Ifu enzimatik mekanizmanın baskılandığı fikrini akla getirmektedir. PASI skoru ve plak-guttat tip şeklinde yapılan sınıflandırmada yine SOD aktivitesinin kontrole göre azalma göstermesi bu fikri desteklemektedir. GSH-Px aktivitesinin hastalık süresi 0-5, 6-10 yıl PASI skoru 0-2 ve guttat tip tutulumu olan psoriasisli hastalarda kontrole göre anlamlı bir farklılık göstermediği gözlenmiştir. Bu grupların aksine hastalarda kontrole göre anlamlı bir farklılık göstermediği gözlenmiştir. Bu grupların aksine sürenin arttığı, PASI skorunun yükseldiği ve plak tip tutulum gösteren gruplarda GSH-Px aktivitesi kontrole göre anlamlı bir artış göstermiştir. GSH-Px aktivitesinin artışı, hastalık süresinin uzaması, klinik seyir ve klinik tutulumun ağırlaşması durumunda özellikle hidroksil radikallerinin ortadan kaldırılması çabasının bir sonucu olabilir. GSHPx aktivitesinin artışının diğer literatür bilgileriyle uyuşmazlık göstermesinin bu konuda yapılan çalışmaların sayısı ve çeşidinin arttırılmasıyla daha iyi aydınlanabileceği düşüncesindeyiz. Ayrıca, etyolojisi hakkında henüz kesinlik bulunmayan bu hastalığın serbest radikal metabolizmasıyla olan ilişkisini açıklamak için daha kapsamlı çalışmalar ihtiyaç olduğu düşüncesindeyiz.
          Konu mert tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/685-mert Saat 21 September 2021, 12:41 ) değiştirilmiştir.

          Yorum yap


          • #6
            Ömre ömür katan yaşam stratejileri, her gün bir yenisi çıkan detoks diyetleri ve etkisi kanıtlanmış süper besinler... Kötü beslenmenin zararını hiçbir detoks programı düzeltemez ve hayatınızdan çaldığı yılları hiçbir süper besin yerine geri koyamaz!

            Uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmek istiyorsanız, her şeyden önce şekeri ve tüm işlenmiş yiyecekleri hayatınızdan çıkaracaksınız. Vücuda zarar veren, tüm dokuları yaşlandıran moleküller arasında en üst sırada şeker molekülü vardır. Mutfağınızda ne kadar çok, ne kadar çeşitli baharat varsa ve bu baharatları ne kadar çok kullanıyorsanız hücresel yaşlanmaya karşı o kadar dirençli olacağınızı biliyor muydunuz? Hatta tüm besinler arasında ORAC değeri en yüksek olanlar baharatlardır. Hazır yeri gelmişken bir yiyeceğin antioksidan gücünü gösteren ORAC değerinden de kısaca bahsedelim. Sindirim gibi vücudun sıradan metabolik faaliyetleri, modern yaşamda maruz kaldığımız toksinler hücrelere zarar veren başıboş oksijen moleküllerinin oluşmasına neden olur. Yaşlanmayı hızlandıran, hücresel faaliyetlerin bozulmasına neden olan bu tehdide karşı en iyi savunma hattınız ise antioksidanlardır.

            ORAC ise (Oxygen Radical Absorbance Capacity/ Oksijen Radikal Absorbans Kapasitesi) besinleri antioksidan kapasitelerine göre değerlendirme metodudur.

            Aşağıda en yüksek ORAC değerlerine sahip olan bazı besinlerden bir derleme yer alıyor. Baharatların listenin en üstlerinde yer aldığını gördüğünüzde bu değerli besinlere hak ettikleri değeri vermeniz umuduyla.

            Az ye uzun yaşa
            Bilim insanları az yemek yemenin yaşlanmayı yavaşlatmada, ömrü uzatmada etkili olduğu konusunda hemfikir olsalar da, bunun nedeni ve nasılı tam olarak bilinmiyor. Ama bazı teoriler var. Bunlardan en çok rağbet görenin merkezinde ise serbest radikaller bulunuyor. Bu görüşe göre az yemek, vücudun daha az serbest radikal üretmesine neden oluyor.

            2016 yılında yayınlanan araştırma için yaşlanma süreci insanlarınkiyle aynı olan primatlar, maymunlar incelendi hem de tam 27 sene boyunca. Yedikleri yüzde 30 azaltılan bir maymun, çalışma yayınladığında insan ömrüyle 130 seneye eşdeğer bir yaşa ulaşmıştı. Araştırmaya şöyle bir not düşülmüş: “Konvensiyonel tıp yaşlanmayı kanserle, kalp hastalıklarıyla ya da dejenaratif hastalıklarla savaşmak olarak görüyor. Ama kalori kısıtlaması ile tek tek hastalıkların peşinden gitmek yerine hepsinin altında yatan ana faktöre müdahale etmiş oluyorsunuz.”

            Peynir altı suyunun faydaları
            Peynir altı suyunun çok faydalı olduğunu duymuşsunuzdur. Peki, bu besinin vücuttaki anti-aging etkisinin kalori kısıtlamasına benzer bir mekanizmayla işlediğini biliyor muydunuz? Bir araştırma, peynir altı suyunun hücrelerin enerji santralleri olan mitokondrilerin üretimini tetiklediğini gösteriyordu aynı kalori kısıtlamasında olduğu gibi. Çalışmaya göre peynir altı suyu yaşam süresinden sorumlu bir genin ifadesini de artırıyordu. Ama sakın faydalıymış diye gidip ‘whey protein’ diye satılan protein tozlarından falan almaya kalkışmayın. İçlerinde ne olduğu belirsiz bu tozlar yerine kendi peynir altı suyunuzu kendiniz hazırlayın. Yapması çok kolay! Bir kilo günlük sütü kaynatın. İçine dörtte bir çay bardağı limon suyu ekleyin. Süt kesildiğinde tülbentten geçirerek süzün. Elde ettiğiniz su peynir altı suyudur, tülbendin üstünde kalan ise lor peyniridir. Afiyet şifa olsun.

            Yaşam için probiyotik

            Probiyotik zengini fermente yiyeceklerin sağlık için elzem olduğunu artık biliyorsunuz. 2015’te Japonya’da yapılan ve 50 yaş üstü 23 bin kişinin katıldığı bir araştırma, Bifidobacteria longum bakterisinin önemli anti-aging faydaları olduğunu gösteriyor. Buna göre düzenli olarak Bifidobacteria longum bakterisi ile zenginleştirilmiş süt içenlerin hafızaları daha keskin, kemikleri daha güçlüydü. Sağlığın temeli olan dost bakterilerin anti-aging fayda sağlaması şaşırtıcı değil. Peki, yaşlanmaya karşı güçlü bir savunma hattı oluşturduğu söylenen şu Bifidobacteria longum bakterisini nereden, nasıl bulacağız? Çok kolay. Ev yoğurdu yiyin, elma sirkesi, lahana turşusu tüketin. Hepsinde bol bol Bifidobacteria longum var.

            Yaşama sevincini hafife almayın
            Sağlığın temeli mutluluktur. İstediğiniz kadar doğru beslenin eğer yaşama sevincinizi kaybederseniz sağlığınızdan olur, ömrünüzden çalarsınız. Uzun yaşamın bir sırrı varsa o da mutluluktur- bunu ben değil bilim söylüyor. Uzun yaşamla ilgili daha önce yapılmış olan tam 130 araştırmanın bulgularını inceleyen bir çalışmaya göre, mutlu insanlar mutsuz olanlara kıyasla daha sağlıklı ve daha uzun bir ömür sürüyor. Pozitif düşüncenin, sevginin ve yaşama sevincinin gücünü sakın hafife almayın! Sevgiyle, sağlıkla kalın…

            ANTİOKSİDAN GÜÇLER

            ORAC değerleri.
            Sumak 706250
            Karanfil 290283
            Kekik, kuru 175295
            Biberiye, kuru 165280
            Nane, kuru 160820
            Tarçın, toz 131420
            Zerdeçal, toz 127068
            Kuşburnu 96150
            Fesleğen, kuru 61063
            Kimyon 50372
            Zencefil, toz 39041
            Aronia - 100 gr 14990
            Kuru Erik - 1 kupa 14582
            Kekik, taze 13978
            Barbunya - 1/2 kupa 13727
            Kuru Fasulye - 1/2 kupa 13259
            Cranberry - 1 kupa 9584
            Enginar 9416
            Yaban Mersini - 1 kupa 9019
            Barbunya Fasulye 8606
            Enginar - 1 kupa pişmiş 7904
            Böğürtlen - 1 kupa 7701
            Ahududu - 1 kupa 6058
            Çilek - 1 kupa 5930
            Kırmızı Elma - 1 adet 5900
            Sarımsak 5708
            Yeşil Elma - 1 adet 5381
            Kiraz - 1 kupa 4873
            Mürdüm Erik - 1 adet 4844
            Nar - 100 gr 2860
            Ahududu ORAC değeri 1220
            Brüksel Lahanası ORAC değeri 980
            Erik ORAC değeri 949
            Ispanak (pişmiş) ORAC değeri 909
            Brokoli ORAC değeri 890
            Pancar ORAC değeri 841
            Portakal ORAC değeri 750
            Kırmızıbiber ORAC değeri 713
            Kiraz ORAC değeri 670
            Kivi ORAC değeri 610
            Soğan ORAC değeri 450
            Mısır ORAC değeri 400
            Patlıcan ORAC değeri 390
            Bezelye ORAC değeri 364
            Beyaz Patates ORAC değeri 313
            Tatlı Patates ORAC değeri 301
            Kavun ORAC değeri 250
            Muz ORAC değeri 210
            Elma ORAC değeri 207
            Havuç ORAC değeri 207
            Fasulye ORAC değeri 201
            Domates ORAC değeri 189
            Kayısı ORAC değeri 175
            Şeftali ORAC değeri 170
            Sarı Kabak ORAC değeri 150
            Armut ORAC değeri 110
            Karpuz ORAC değeri 100
            1 “Caloric restriction improves health and survival of rhesus monkeys” Mattison JA, Colman RJ, Beasley TM, Nature Communications, 2017; 8: 14063

            2 “Mitochondrial sirtuins” Hirschey MD, Shimazu T, Verdin E. Biochim Biophys Acta. 2010 Aug;1804(8):1645-51

            3 “Nationwide survey on the health status of 20,000 middle-aged to elderly men and women in Japan” Minami, J., & Yanagisawa , (2015, March) Society for Bioscience, Biotechnology, and Agrochemistry

            4 “ Happy People Live Longer: Subjective Well-Being Contributes to Health and Longevity.” Ed Diener, Micaela Y. Chan. Applied Psychology: Health and Well-Being, 2011; DOI: 10.1111/j.1758-0854.2010.01045.

            Yorum yap


            • #7
              ORAC Değeri Nedir? ORAC Değeri Yüksek Besinler Hangileridir?
              ORAC (Oxygen radical absorbance capacity), vücudumuzda bulunan serbest radikaller olarak adlandırılan ve başta kanser olmak üzere birçok hastalığa yol açan maddelerin, besinler tarafından emilebilme değerini belirten bir ölçektir. ORAC (Oxygen radical absorbance capacity), vücudumuzda bulunan serbest radikaller olarak adlandırılan ve başta kanser olmak üzere birçok hastalığa yol açan maddelerin, besinler tarafından emilebilme değerini belirten bir ölçektir. Aslında antioksidan değerinin bir göstergesidir. ORAC değeri yüksek olan besinler daha fazla antioksidan özellik göstermektedir. ORAC değeri yüksek, yani antioksidan içeriği yüksek sebze ve meyvelerin tüketimi kansere karşı koruyucudur, damar sağlığını korur ve yaşlanmayı geciktirmektedir. Bitkiler güneşin zararlı etkilerinden korunmak için pigmentlerini artırarak kendilerini korumaktadırlar. Bu nedenle bir sebze ve meyvenin rengi ne kadar koyu ise o kadar fazla antioksidan özellik gösteriyor demektir. Çünkü bitkilerin asıl antioksidan özellikleri pigment kısmında bulunmaktadır.

              ORAC değeri için yapılan çalışmalarda her bireyin bir gün içerisinde 3000 ORAC birimi alması gerektiği belirtilmiştir. Maksimum koruma sağlamak için ise 5000 ORAC biriminin alınması belirtilmiştir. ORAC Birimi En Yüksek Sebze Ve Meyveler Nelerdir ?
              Meyveler Porsiyon ORAC değeri
              Aronia 100 gr 14990
              Kuru erik 1 kupa 14582
              Cranberry 1 kupa 9584
              Yaban mersini 1 kupa 9019
              Böğürtlen 1 kupa 7701
              Ahududu 1 kupa 6058
              Çilek 1 kupa 5930
              Kırmızı elma 1 adet 5900
              Yeşil elma 1 adet 5381
              Kiraz 1 kupa 4873
              Mürdüm erik 1 adet 4844
              Nar 100 gr 2860
              Sebzeler Porsiyon ORAC değeri
              Barbunya 1/2 kupa 13727
              Kuru fasulye 1/2 kupa 13259
              Enginar 1 kupa pişmiş 7904

              Bu sebzelerin dışında sarımsak (1939), lahana (1770), ıspanak çiğ (1260), ıspanak pişmiş (909), brokoli (890), pancar (841) da ORAC değeri yüksek sebzelerdir.

              Yorum yap


              • #8
                ORAC Nedir ve ORAC Değeri En Yüksek Besinler Nelerdir?


                ORAC (Oxygen radical absorbance capacity), vücudumuzda bulunan serbest radikaller olarak adlandırılan ve çeşitli hastalıklara yol açan maddelerin imha edilmesi, yani emilim değerini belirten ve besinler için kullanılan bir ölçektir. Bir besinin ORAC değerinin yüksek olması, daha fazla antioksidan olduğunu ifade etmektedir. ORAC değeri yüksek besinler, kansere karşı koruyucu özelliğe sahiptir ve aynı zamanda yaşlanmayı geciktirici bir etki gösterebilirler. Elbette bir besinin yalnızca ORAC değerinin yüksek olması sağlıklı olduğunu göstermez; aynı zamanda organik olması, tarım ilaçlarına maruz kalmaması, hormonsuz olması da gerekir. Peki, ORAC değeri yüksek olan besinler hangileridir? İşte ORAC değeri en yüksek besinler!

                1. Goji berry (Kurt üzümü)
                Goji berry bitkisi, yüksek oranda antioksidan içermektedir. Dolayısıyla ORAC değeri de son derece yüksektir. ORAC değeri 25.300 olarak bilinen bu bitkinin asıl vatanı Tibet’tir ve mutluluk meyvesi olarak tanımlanmaktadır. Goji berry’nin faydalarına gelecek olursak C vitamini deposu olduğunu, yaşlanmayı yavaşlattığını, yağ yakımına yardımcı olduğunu, sindirimi desteklediğini; şeker, insülin, kolesterol seviyelerini düzenlediğini söyleyebiliriz.

                2. Kuru erik
                Antioksidan özelliğiyle tanınan kuru eriğin ORAC değeri 5770 olarak bilinmektedir. Kuru erik bunun yanı sıra C vitamini ve demir bakımından da son derece zengindir. Lifli bir besin olduğu için sindirimi kolaylaştırır, kan şekerini dengeler, kemik sağlığını destekler, kilo kontrolüne ve kötü kolesterolün düşürülmesine yardımcı olur.

                3. Nar
                3307 ORAC değeri ile nar, ORAC değeri en yüksek besinler arasında yer alır. Nar ayrıca C vitamini, demir, potasyum bakımından zengindir ve bu yönüyle bağışıklık sistemi sağlığını destekler. Kolesterolü ve şekeri dengeleyen nar, kanser hücrelerinin gelişimine engel olur ve kalp sağlığını destekler.

                4. Kuru üzüm
                2830 ORAC değeri ile karşımıza çıkan kuru üzüm, kanser hücrelerini engelleyici özelliğe sahiptir. İçeriğindeki maddeler ile ayrıca sindirimi düzenler; kabızlığı önlemeye yardımcı olur, göz ve kemik sağlığını destekler.

                5. Böğürtlen
                ORAC değeri en yüksek besinlerden olan böğürtlenin ORAC değeri 2036 olarak bilinmektedir. Bu lezzetli meyve antioksidandır, anemi tedavisine yardımcı olur, kanser hücrelerinin gelişimini engeller, diş sağlığını destekler, öksürük probleminin ortadan kaldırılmasına yardımcı olabilir.

                6. Sarımsak
                Sarımsağın ORAC değeri 1939 olarak bilinmektedir. Düzenli olarak sarımsak tüketmek sindirime ve besinlerin emilmesine yardımcı olur; karaciğer fonksiyonlarını artırmaya yardımcı olur, doğal antibiyotiktir, kan dolaşımı hızlandırıcıdır, cilt sağlığını destekleyicidir, kötü kolesterolü düşürür.

                7. Beyaz lahana
                Beyaz lahananın ORAC değeri 1770 olarak bilinmektedir. Bu sağlıklı sebze C vitamini kaynağıdır ve bu yönüyle bağışıklık sistemi sağlığını destekler. Lif içeriği sayesinde vücuttan su atılmasına yardımcı olur, yüksek tansiyonu düşürür, kilo vermeye yardımcı olur, bağırsak sağlığını destekler.

                8. Kızılcık
                Kızılcığın ORAC değeri 1750 olarak bilinmektedir. Kızılcık suyu vitamin C, K, B6 ve E yönünden zengindir; kalsiyum, magnezyum, demir, manganez ve potasyum içerir. Zengin içeriği sebebiyle kanser önleyici özelliğe sahiptir, kalp sağlığını destekler, kemik sağlığını destekler, bağışıklık sistemi sağlığını geliştirir.

                9. Çilek
                ORAC değeri 1540 olan çilek, kalsiyum, demir, fosfor, potasyum, selenyum, sodyum, manganez, magnezyum içerir. Aynı zamanda iyi bir folik asit ve C vitamini kaynağıdır; yüksek oranda lif içerir. Zengin içeriği sayesinde cilt sağlığını destekler, göz sağlığını destekler, kolesterole iyi gelir, kemik sağlığını destekler ve kansere karşı koruyucudur.

                10. Ispanak
                Çiğ ıspanağın ORAC değeri 1260 olarak bilinmektedir. Tam bir C vitamini deposudur. Ayrıca K, A, E vitaminleri bakımından zengindir. Besin değeri bakımından da zengin olan ıspanak, lif içeriği ile kilo vermeye yardımcı olur, göz sağlığını destekler, rahatlatıcı özelliğe sahiptir, sindirim sistemi sağlığını ve bağışıklık sistemi sağlığını destekler.

                ORAC değeri yüksek diğer besinler
                Sırasıyla ORAC değeri en yüksek diğer besinler şu şekildedir:

                Ahududu ORAC değeri: 1220

                Brüksel lahanası ORAC değeri: 980

                Erik ORAC değeri: 949

                Ispanak (pişmiş) ORAC değeri: 909

                Brokoli ORAC değeri: 890

                Pancar ORAC değeri: 841

                Portakal ORAC değeri: 750

                Kırmızıbiber ORAC değeri: 713

                Kiraz ORAC değeri: 670

                Kivi ORAC değeri: 610

                Soğan ORAC değeri: 450

                Mısır ORAC değeri: 400

                Patlıcan ORAC değeri: 390

                Bezelye ORAC değeri: 364

                Beyaz patates ORAC değeri: 313

                Tatlı patates ORAC değeri: 301

                Kavun ORAC değeri: 250

                Muz ORAC değeri: 210

                Elma ORAC değeri: 207

                Havuç ORAC değeri: 207

                Fasulye ORAC değeri: 201

                Domates ORAC değeri: 189

                Kayısı ORAC değeri: 175

                Şeftali ORAC değeri: 170

                Sarı kabak ORAC değeri: 150

                Armut ORAC değeri: 110

                Karpuz ORAC değeri: 100

                Yorum yap


                • #9


                  C Vitamini Stresi Azaltmaya Yardımcıdır
                  C vitamini kandaki kortizol seviyesini kontrol altına alarak stresi azaltır. Dahası, serotonin ve gamaaminobutirik asit (GABA) üretimini arttırır. Araştırmalara göre, diğer adı askorbik asit olan C vitamini stresi azaltmaya ve bilişsel fanksiyonları da geliştirmeye yardımcıdır. Aynı şekilde, nöronlardaki miyelin üretimini destekleyerek sinir sistemine de katkı sağlar. Sonuç olarak hücreler arası sinyal gönderimini ve hafızayı güçlendirir. “Günde bir elma doktoru uzak tutar” gibi çok bilinen sözler meyvelerin kültürümüzdeki yerinin önemini temsil eden birer örnektir. Örneğin, gemiciler yaşadığı sert gemi koşullarına dayanabilmek ve iskorbüt hastalığını önlemek için narenciye meyveleri taşır. C vitaminini hep grip ya da nezleyi önlemek için gereken bir şey gibi düşünürüz. Ancak kendi başına hastalıkları geçirmediğini belirtmek gerekir. Bu vitaminin başlıca yararı, hastalık riskini azaltmaya ve bağışıklık sistemi gibi temel fonksiyonları güçlendirmeye yardımcı olarak sağlığımızı korumaktır.


                  C vitamini stresi nasıl azaltır?
                  Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesinde (Oregon Health & Science University) yapılan bir araştırma enteresan bir keşfin kapılarını açtı. Araştırmaya göre C vitamini eksik olan bir kişide GABA reseptörleri düzgün çalışmamaya başlar. Yani bu demek oluyor ki gamaaminobutirik asit, merkez sinir sisteminde önemli bir işleve sahiptir.
                  • Bu nörotransmitterin düşük seviyede olması anksiyete bozuklukları, uykusuzluk ve depresyon ile ilişkilidir.
                  • Ayrıca GABA seviyesinin yüksek olmasının rahatlama, konsantrasyon, hafıza, daha az korku ve gerginlik gibi getirileri vardır.
                  Bu araştırmada yer alan Dr. Henrique von Gersdorff, C vitaminin beynimiz için sandığımızdan çok daha önemli olabileceğini vurguluyor.
                  Hatta bu vitaminin, çeşitli nörotransmitterlerin sentezine yardımcı olduğu ve dopaminin serotonine dönüştürülmesinde önemli bir rol oynadığı da artık biliniyor. Buna ek olarak, nörotransmitterlerin işleyişini de yönetir. Beynin C vitaminine ihtiyacı vardır


                  Askorbik asidin stresi azaltması nöromodülatör görevi görmesinden ötürüdür. Taze meyve ve sebzeleri daha çok tüketmemiz gerektiği sıkça söylense de bunun beyinle olan ilişkisinden bahsedenleri çok duymayız.

                  Vücudumuzda C vitaminine en çok ihtiyaç duyan kısım beyindir. Hatta, insan vücudu C vitamininden mahrum kaldığında, bu eksikliğin etkilerinin beyinde vücudun diğer yerlerinden daha uzun süre etkisini sürdürdüğü görüldü.

                  Bilim C vitaminin kaç tane işleve ve mekanizmaya etki ettiğini hala anlayabilmiş değil. Ancak, C vitaminin kandaki kortizol seviyesini düşürdüğünü biliyoruz.
                  • 2015 yılında Oliveira IJ, de Souza VV, Motta V ve Da Silva SL adlı doktorların yaptığı bir araştırma, C vitaminin kortizol üretimine olan bu etkisinden dolayı stresi ve anksiyeteyi azalttığını gösteriyor.
                  • Aynı araştırma buna ek olarak, bir grup lise öğrencisinin C vitamini tüketimini arttırdıktan sonra hafıza ve konsantrasyon gerektiren görevlerde daha başarılı notlar aldığını da göstermeyi başardı.
                  • C vitamini kolajen sentezi için de elzem bir yapıtaşı. Bu element dişleri ve kemikleri korumakla kalmaz, ayrıca damarların sağlamlığını ve dayanıklılığını da arttırır.
                  C vitamini seviyesi nasıl korunur
                  İroniktir ki, uzmanlara göre vücudumuzdaki C vitamini seviyesinin düşük olması çok yaygın görülen bir durum. Eğer yeterli seviyede değilse daha çabuk grip olabiliriz ve vücudumuzun yaraları iyileştirmesi daha uzun sürebilir.

                  C vitaminine en çok beynin ihtiyacı olduğunu göz önünde bulundurarak, bu vitamin olmadan strese daha çok yatkın olduğumuzu ve konsantrasyon problemlerine yol açtığını söylemiştik. Bunun yanı sıra, demir emilimi için de bu vitaminden yardım almamız gerektiğini belirtelim. C vitamini seviyenizi nasıl arttırabilirsiniz

                  Tavsiye edilen günlük C vitamini alım miktarı 75 ila 90 miligramdır ve 100 g KUŞBURNU 1500-2000 mg C-Vitamini içerir yani portakal ve limondan 30-35 kat daha fazla C-VİTAMNİ demektir.. C vitamininizi yükseltmek istiyorsanız vitamin takviyelerine başvurmak yerine beslenmenize şu meyveleri dahil edin:
                  • Portakal ve limon
                  • Mango
                  • Nar
                  • Frenk üzümü
                  • Guava
                  • Brokoli
                  • Kırmızı biber
                  • Çilek
                  Sonuç olarak, C vitaminin stresi azaltmaya yardımcı olduğunu bilmek iyi bir şey. Fakat günlük alışkanlıklarımızda da olumlu yönde değişiklikler yapmayı unutmamalıyız: sigara içmeyin, egzersiz yapın ve rutininize bazı rahatlama tekniklerini dahil edin. Anksiyete ve stres yönetimi de yardımcı olacaktır.

                  Yorum yap


                  • #10



                    Konu mert tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/685-mert Saat 19 September 2022, 14:25 ) değiştirilmiştir.

                    Yorum yap


                    • #11



                      Konu mert tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/685-mert Saat 21 September 2022, 07:59 ) değiştirilmiştir.

                      Yorum yap


                      • #12



                        Konu mert tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/685-mert Saat 21 September 2022, 12:58 ) değiştirilmiştir.

                        Yorum yap

                        Hazırlanıyor...
                        X