Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Ormus azot

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Ormus azot

    Azotlu gübrelerin özellikleri


    Bitkiler için gerekli gübrelerden biri, belki de en önemlisi azotlu gübrelerdir. Toprakta bulunan azot miktarı bitkilerin sağlıklı olarak büyümesi, kaliteli ve yüksek oranda mahsul vermesi için yeterli değildir. Bu bakımdan bitkinin ihtiyacı olan azotun, azotlu gübrelerle toprağa verilmesi gerekmektedir.

    Bütün azotlu gübrelerin ana maddesi amonyaktır (NH3). Amonyak doğrudan gübre olarak kullanılabilir. Ancak bu maddenin taşınması, depolanması ve toprağa uygulanmasında bazı zorluklar vardır. Bu itibarla amonyak kullanılmak suretiyle taşınması, depolanması ve uygulanması daha kolay olan azotlu gübreler üretilmiştir.

    Bitkiler azot ihtiyacını daha çok amonyum (NH4) ve nitrat (NO3) formundaki azot kaynaklarından temin ederler. Bütün azotlu gübreler de toprağa uygulandıklarında parçalanarak amonyum veya nitrata dönüşürler. Bütün azotlu gübrelerin ham maddesinin amonyak olduğu ve toprağa uygulandıklarında da parçalanarak amonyum ve nitrata dönüştüklerine göre, herhangi bir azotlu gübre ile bitkinin azot ihtiyacını karşılamak mümkündür. Ancak bu gübrelerin yetiştirilen bitki çeşidine, iklim ve toprak özelliklerine bağlı olarak birbirine tercih edilen yönleri vardır. Bunun için yaygın olarak kullanılan azotlu gübrelerin bazı yönlerini tanımamızda fayda vardır.

    Amonyum Sülfat: Genellikle beyaz renkte ve toz şeker görünümündedir. Bu özelliğinden dolayı şeker gübre diye tanınır. 100 kilo amonyum sülfat gübresinde 21 kilo azot, 24 kilo civarında da bir başka besin maddesi olan kükürt bulunur. Amonyum sülfat gübresindeki azot amonyum formundadır. Ancak gübre toprağa uygulandıktan bir süre sonra amonyumun bir kısmı nitrata dönüşür. Böylece bitkinin ihtiyacı olan hem amonyum hem de nitrat bu gübre ile karşılanabilir.

    Amonyum sülfat gübresindeki amonyum, toprak tarafından kısmen tutulduğu için verilen gübrenin sulama suyu ve yağışlarla yıkanarak kaybolması kısmen önlenmiş olur. Amonyum sülfat asit karakterli bir gübredir. Yöremizin toprakları ise bunun aksine alkali karakterlidir. Bu gübrenin yöre topraklarımıza uygulanması durumunda toprakların alkalilik özelliğinde nispeten bir düşme görülebilir. Böyle topraklarda alkaliliğin düşmesi bitki besleme açısından arzu edilen bir durumdur.

    Amonyum sülfat gübresinden bitkinin en iyi şekilde istifade edebilmesi için bitkinin ihtiyacı olan gübrenin yarısının ekimle birlikte, diğer yarısının da gelişmenin daha sonraki dönemlerinde uygulanması gerekir. Böylece verilen gübrenin yıkanarak veya gaz halinde uçarak kaybolması nispeten azalmış olur.

    Amonyum Nitrat: Kirli beyaz renkte ve daneli yapıdadırlar. Bu gübrenin %21, %26 ve %33 oranında azot ihtiva eden çeşitleri vardır. Amonyum nitrat gübresindeki azotun yarısı amonyak, diğer yarısı da nitrat formundadır.

    Amonyum nitrat gübresi, her bitkiye tavsiye edilebilecek ve çeşitli iklim şartlarında emniyetle kullanılabilecek bir gübredir. İçindeki azotun yarısının amonyum, diğer yarısının da nitrat formunda olması bakımından hem amonyumu hem de nitratı tercih eden bitkiler için emniyetle kullanılabilir. Toprağa uygulanan amonyum nitrat gübresi bir taraftan bitkinin ihtiyaç duyduğu nitratı hazır temin ederken, diğer taraftan toprak kolloidleri tarafından tutulan amonyum iyonları bitkinin ileriki dönemlerindeki azot ihtiyacını karşılar.

    Amonyum nitrat suda çok kolay çözünen bir gübredir. Bu sebeple kurak bölgelerde toprak rutubetinin az olduğu durumlarda kolayca çözünerek, bitkiye yarayışlı hale geçer. Fazla yağışlı yörelerde ve aşırı miktarlarda sulama suyunun uygulanması durumunda nitrat formundaki azotun yıkanarak topraktan uzaklaşabileceği düşünülerek, uygulanacak gübrenin yarısının ekimde, diğer yarısının da daha sonra uygulanmasında fayda vardır.

    Üre: Beyaz renkte ve küçük boncuk şeklindedir. Piyasada satılan azotlu gübreler içinde en yüksek oranda azot ihtiva eden üre gübresinin 100 kilosunda 45- 46 kilo saf azot bulunur. Daha önce de belirtildiği gibi, bitkiler azot ihtiyacını daha çok amonyum ve nitrat formundaki azot kaynaklarından karşılarlar. Bitkiler üreyi de doğrudan bünyelerine alarak besin maddesi olarak kullanabilirler. Ancak bu gübrenin bitkilere daha faydalı hale gelmesi için parçalanarak amonyum veya nitrata dönüşmesi gerekir. Bu itibarla üre gübresi özellikle üst gübresi olarak kullanıldığı durumlarda amonyum sülfat ve amonyum nitrat gibi gübrelerden daha erken zamanlarda uygulanmalıdır.

    Ürenin toprakta parçalanmasından sonra gaz halinde azot kayıpları olmaktadır. Bu kayıplar kireçli ve kumlu topraklarda daha da yüksek oranlarda olur. Bu kayıpları en aza indirmek için ürenin 8-10 cm derine uygulanmasında fayda vardır. Üre kullanırken göz önünde bulundurulması gereken hususlardan biri de çimlenen bitkilere ve genç bitki köklerine yaptığı zarardır. özellikle bitkinin ihtiyacının üzerinde aşırı miktarlarda ve tohumla birlikte uygulanan ürenin parçalanması esnasında meydana gelen bazı maddeler çimlenen tohuma ve genç bitki köklerine zarar vermektedir. Bunun için öncelikle aşırı miktarlarda üre uygulanmasından kaçınmalı ve bu gübreyi tohum ve genç bitki köklerinin yakınına vermemeliyiz.
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

  • #2
    AZOT FİKSASYONU VE AZOT BAKTERİLERİ :
    Sevgili okuyucular bugün sizlere Azot Bakterilerinden ve toprağa havanın serbest azotunu fikse eden bitkilerden bahsedeceğim. Üreticiler hep şunlardan şikayet eder dururlar. Tüm tarımsal girdilere (ilaç, gübre, tohum, sulama malz. Vs.) zam geliyorda niye bizim sattığımız ürünlere zam gelmez, yıllardır meyveler ve sebzeler hemen hemen aynı fiyattan gidiyor. Bu konuda üreticilerimiz haklı, geçenlerde birkaç Basın-Yayın kuruluşlarında, gazete ve televizyonlarda bu konuyla ilgili bir kaç haber çıktı. Özellikle marul, maydonoz ile ilgili haberler oldukça ilginçti. Tarladaki fiyat ile tüketiciye ulaşan son fiyat arasında % 380 fark vardı. Bu konuda herkese görev düşmektedir. Üreticiden, ziraat mühendislerine, odalara ve tüketicilere görev düşmektedir. Bazı projeler yarım kalmakta, uygulama yapılmamakta, destek ve takipler yetersiz olmaktadır. Dünya nüfusu hızla artmakta ve bu artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla yapılan çalışmalar arasında bitkisel üretimin veriminin artırılması büyük önem arz etmektedir. Verim artışını sağlayan en önemli besin elementlerinden biriside azottur(N).Azotun temel besin elementlerinden biri olmasının nedeni, bitkinin organik yapısı içinde yer alması ve bitkinin daha çabuk büyümesini sağlamasıdır. Azot tüm bitkilerin önemli yapısal unsurlarının bileşimi olarak kabul edilen proteinin yapı taşı olmakla birlikte klorofil, enzim ve vitaminlerin de yapısında yer alan önemli bir besin elementidir. Aynı zamanda azot, tabiatta en yüksek oranda (% 78) bulunan ama eksikliği en fazla görülen besin elementidir. Atmosferde bulunan azot (N2) bitkilerin alabileceği formda (NH4+;NO3-) değildir. İşte bitkiler çevresindeki bunca azota rağmen bu elementin noksanlığında fonksiyonlarını yeterince gerçekleştiremezler. Bitkiler atmosfer azotunun yarayışlı formlara geçmesi için 3’ lü bağının 2’li bağa indirgenmesi ve hidrojen ya da oksijenle birleşmesi gerekir. Diğer bir ifadeyle bitkiler yukarda da belirttiğimiz gibi NH4+ ve NO3- formunda ki azotu kullanabilir. Bununda doğadaki canlılar içinde özellikle toprakta bulunan serbest ve serbest olmayan bakteriler (prokaryotik bakteriler) tarafından gerçekleştirildiği bildirilmektedir (Fritsch.1990) Tarım toprağının 5 cm derinliğindeki yüzey tabakasında, dekara 2 tondan fazla bakteri, mantar Aktinomiset,algler, protozoa gibi toprak mikroorganizmaları bulunmaktadır. Özellikle ilkbahar ve yaz mevsiminde topraktaki mikroorganizma sayıları tonlarca canlı ağılrlığına ulaşmaktadır. Azot ise bu canlıların yaşaması için makro düzeyde gerekli bir besin maddesidir. Üstelik karasal ekosistemin önemli bir bileşeni olan ototrof ve heterotrof canlılar ortamdaki azotu kullanabilmek için birbirleriyle rekabet ederler.Bu nedenle azotun doğal ekosistem içerisindeki mikrobiyolojik döngüsünde toprak canlılarının rolü oldukça önemlidir. Dünyada protein gereksiniminin giderek artması ile mineral azotlu gübre üretimi ve kullanımı da artarak çeşitli çevresel sorunlar ortaya çıkmıştır.Bu nedenle doğada azot bağlayıcı Mikroorganizmalar,özellikle Rhizobium spp. bakterilerinin baklagil bitkileri ile ortak yaşamı sonucu gerçekleştirilen biyolojik azot fiksasyonunun önemi gün geçtikçe artmaktadır (Gök,2009) Bitkilerin azot gereksinimi,atmosfer azotunun bakterilerce toprağa bağlanmasının yanı sıra,mineral gübrelerin toprağa verilmesi ile de karşılanmaktadır.Günümüzde bitkilerin azot ihtiyacını karşılamak için toprağın azot miktarını artırmada önemli rolü olan baklagillerin ekim nöbetine konulması yerine çoğunlukla mineral azotlu gübre verilmesi yoluna gidilmektedir. Bu amaçla dünya da yılda 50 milyon ton azot üretilmektedir.Böylece sadece enerji masraflarıylada kalınmayıp,azotlu gübrenin bir kısmı yıkanma,bir kısmı denitrifikasyon yoluyla topraktan uzaklaştığı için kullanılan gübrelerden optimal şekilde bitkinin yararlanması mümkün olmamaktadır.Azotlu gübrelerin taban suyuna ve içme suyuna karışması sonucu çevre kirliliğne neden olmaktadır.Yine denitrifikasyon sonucu ortaya çıkan azot gazları küresel ısınmaya neden olmaktadır.Topraklarımızın büyük bir kısmı mineral azot yönünden fakirdir ve azot ya değişik yollarla (denitrifikasyon,yıkanma,volatilizasyon gibi) bitki kök bölgesinden uzaklaşabilir ya da immobilizasyonla bitkiler için elverişsiz formlara dönüşebilir.Bu nedenle modern tarım uygulamaları arasında azot gübrelemesi önemli bir yer tutmaktadır.Fakat azotlu gübrelerin üretim maliyetlerinin yüksek olması ve ya uygulama esnasında çevreye zarar vermesi uygulamaları sınırlamaktadır.Azotlu gübre uygulaması tamamen terk edilemez,çünkü üreticiler bu uygulamaları defalarca tecrübe edinmişlerdir.Ancak,en azından fasulye,bakla,bezelye gibi baklagillerde,simbiyotik azot fiksasyonu (Rhizobium aşılaması) bitkinin azot ihtiyacının belirli bir kısmını karşılayabilir.Böylece,azotlu gübre girdisi azaltılarak net kar artırılmış ve potansiyel çevre kirlenmesi riski belli ölçülerde azaltılmış olur.

    AZOT FİKSASYONU NEDİR?
    Kısaca atmosferde bol miktarda bulunan moleküler azotun amonyum formlarına indirgenerek bitkiye yarayışlı duruma geçmesine azot fiksasyonu denir. Sadece bazı bakteriler(Rhizobium, Clostridium, Azotobacter, Klebsiella, Bacillus, Amylobacter), mavi-yeşil algler (Anabaena, Nostoc, Calothrix, Oscillatoria) mantarlar (Mycorrhiza) atmosferdeki bu azottan doğrudan yararlanabilmektedir. Bunlardan Rhizobium spp. Bakterileri konak seçici olup,Leguminocae (baklagiller) familyasındaki bitkilerle birlikte bulunur ve bu bitkilerin köklerinde nodüller oluşturarak azot fiksasyonunu gerçekleştirirler.Dünyada ve ülkemizde nüfus hızla artmakta ve azotlu gübre üretmek için gerekli enerji kaynakları azalmaktadır.Dolayısıyla biyolojik azot fiksasyonunun değeri giderek anlaşılmaktadır.Dünyada fotosentezden sonra en önemli olay kabul edilen azot fiksasyonu,ekologlar,bitki fizyologları ve ziraatçılar tarafından üzerinde en çok çalışılan konulardandır.Azot fiksasyonu genel olarak üç yolla gerçekleşmektedir.

    1—BİYOLOJİK OLMAYAN AZOT FİKSASYONU
    Azot atmosferden biyosfere yağmur sularıyla çözünmüş olarakta geçer.Yağmur sularındaki azot formu amonyum ve nitrat olmasına rağmen,albuminoid azot olarak da bilinen ve atmosferde süspansiyon halinde bulunan toz tanecikleri ve koloidal organik artıklardaki organik azot gibi çeşitli azotlu bileşiklerde bulunmaktadır.Atmosferdeki azot gazı ,doğal hava olayları (şimşek,yıldırım) sonucunda bitkilerin kullanabileceği azot formuna dönüşür ve bitkiler azotu bu yolla temin eder.Bu şekildeki azot fiksasyonu diğerlerine göre daha azdır.

    2—ENDÜSTRİYEL AZOT FİKSASYONU:
    Endüstriyel azot fiksasyonunda moleküler azotun amonyağa çevriminde 400 Co sıcaklık ve 200-350 atm. Basınca ihtiyaç duyulur. Enerji masrafları hem yüksek hemde çevre kirliliği oluşmaktadır.
    3—BİYOLOJİK AZOT FİKSASYONU:
    Atmosferdeki elementel azotun mikroorganizmalar tarafından fikse edilmesine denir.Biyolojik azot fiksasyonu da simbiyotik ve simbiyotik olmayan fiksasyon olmak üzere ikiye ayrılır.
    3-a-SİMBİYOTİK OLAYAN AZOT FİKSASYONU
    Atmosferik azotun toprak ve su ekosistemlerinde serbest olarak yaşayan ve nitrogenez enzimine sahip mikroorganizmalarca fiske edilmesine denir.Yapılan araştırmalara göre dünya üzerinde 30 milyon ton azot bu şekilde fikse edilmektedir.(A.Ü.Tümer;N.Şahin).Bu şekilde azot fikse eden bakteriler dört gruba ayrılır.
    --- Heterotrofik bakteriler(Azotobacter,Clostridium,Achromobacter,A zotomonas,Pseudomonas,Bacillu polmyx cinsleri)
    --Kemoototrofik bakteriler (Methanobacillus amelianskii)
    --Mavi-yeşil algler (Anabaena ,Anaboenopsis,aulosira,Calothrix,Nostoc)
    --Fotosentetik bakteriler (Chlorobium,cbromatiumi,Rhodomicrobium spp.)
    3-b-SİMBİYOTİK AZOT FİKSASYONU
    Biyolojik azot fiksasyonu,dünya yüzeyinde fikse edilen azotun % 70 ‘ini kapsamakta,bunun da % 50’ sini simbiyotik azot fiksasyonu oluşturmaktadır.Simbiyotik yolla azot fikse eden bakteriler 3 gruba ayrılır.
    --Baklagil bitkilerinin köklerinde yaşayan bakteriler
    --Bazı bitkilerin yapraklarında yaşayan bakteriler
    --Baklagil olmayan bitkilerin köklerinde ve üzerinde yaşayan bakteriler
    Simbiyotik azot fiksasyonu özellikle baklagillerle ortak yaşayan Rhizobium bakterileri yapmaktadır.Simbiyotik yaşayan bu bakteriler “konukçu “ denilen baklagilin kökleri üzerinde yaşarlar.Bakteri bu konukçu bitkiden kendi ihtiyacı olan karbonhidratları alırken, havadan aldığı azotu konukçuya verir.Karşılıklı işbirliği esasına dayanan bu yaşam biçimine “simbiyotik yaşam “denir.Rhizobium bakterisi konukçu bitki üzerinde nodül denen yumrular meydana getirir ve bu yumrular içerisinde azot fiksasyonu yapar.(RESİM-1) Her bitki kendine özgü bakteri istemektedir.Rhizobium bakterilerinin toprağa fikse ettikleri azot miktarı ortalama 200 kğ/ha/yıl dır.Bu miktar,bitki iyi bir gelişme gösterirse ,azot fikse etme gücü yüksek şuş ile simbiyotik yaşama girerse ve toprak azotlu gübre bakımından fakir ise 500 kğ/ha/yıl değerine kadar çıkabilmektedir.Görüldüğü gibi baklagillerle 1 hektarlık toprağa bir yıl içerisinde yaklaşık olarak 200-500 kğ arasında azot kazandırılabilmektedir.Rhizobium cinsi bakteriler Rhizobiaceae familyasına dahildirler.Bunlar genetik olarak farklı,fizyolojik olarak heterojen bir grubu oluştururlar.Rhizobiumlar çok düşük oksijen varlığında da gelişebilen bakterilerdir.Optimum gelişme sıcaklıkları 25-30 C0 dir, gelişme PH ları 6-7 arasındadır. Baklagillerden toprağa azot kazandırılması isteniyorsa, baklagiller tam tohuma durdukları zamanda toprağa karıştırılmalıdır.Baklagil bitkileri münavebeli olarak dikilmelidirler,kendinden sonra gelen bitkilerin verimini artırır.Özellikle çok derinlere giden baklagil kökleri toprağın yapısını iyileştirir.Günümüzde,Rhizobium aşı uygulamaları ,Avrupa ve Amerika’ nın yanı sıra önemli fasulye üreticilerinden olan Meksika ve Brezilya’ da da yaygındır.Simbiyotik azot fiksasyonunun yeri intensif tarımda oldukça sınırlıyken,extensif tarım için pek çok fırsatlar ortaya çıkmaktadır.Gelişmekte olan çoğu ülkede,azotlu gübrelerin kullanılabildiği yüksek gelir getiren ürünler hariç tutulursa,azot fiksasyonu baskın azot girdisi olarak tarım sistemlerinde kullanılmaktadır.Bu tür bir tercih gübre fiyatlarının pahalı olması,Pazar değişiklikleri ve düşük ya da düzensiz yağış nedeniyle azotlu gübre kullanımı ekonomisinin etkilenmesi sonucu oluşmaktadır.Örneğin, Döberiener et ark. (1995) Brezilya ‘da baklagil ve ilişkili azot fiksasyonu yoluyla yılda 1.8 milyar dolardan daha fazla ek gelir sağlandığını hesaplamıştır.Bu yüksek rakama ulaşılmasının arkasında ,azot fiksasyonu üzerinde,özellikle de Dr. Döberiener’in laboratuarında yıllardır devam eden çalışmaları yatmaktadır.Türkiye’ de bu konuda çok fazla bir araştırma yapılmamıştır,yeni yeni bazı Üniversitelerimizde çalışmalar yapılmaya başlanmıştır.Bir rizosfer bakterisi olan Azospirillum’ un bitki gelişmesi üzerindeki olumlu etkileri arasında,bitkilere İndol asetik asit (İAA), giberellin ve sitokinin gibi fitohormonlar vermesi (Patten and Glick,1996; Rademacher-1994) azot fiksasyonu (Boddey and Döberİenier,1988), nitrit oluşumu (Bothe ve ark,1992), bitki gelişmesindeki genel iyileşmeler (Fallik ve ark,1994),ve mineral alımının artırılması (Bashan ve ark.,1990) sayılabilir.Fasulye çeşitlerinde Azospirillum ve Rhizobium aşılaması nodülasyonu ve bitki gelişmesini daha fazla artırmıştır.Ayrıca Baklagillerde bakteri aşılamasının vejetatif gelişme,kuru madde oluşumu,dane verimi,nodül oluşumu,nodül ve danede azot içeriğini etkilediği bir çok araştırıcı tarafından ortaya konmuştur.

    NODÜL OLUŞUMU NEDİR?
    Bitki köklerinin bakterilerle enfekte olmalarından sonra 3 aşamada nodül oluşumu gerçekleşir.Birincisi;enfeksiyon öncesi dönemdir.Bitkinin kök bölgesinden bakterileri uyarıcı ve davet edici kimyasal maddeler salgılanır.Bu maddelerin salgılanmasından sonra bitki kök tüylerine tutunan bakteriler,bir kök gelişim hormonu olan ve kılcal köklerin özel bir şekil almasını indol asetik asit (İAA) ve kök hücrelerini esnek duruma getiren poligalatunaz (PG) enzimi salgılanır.Her iki metabolit kök hücrelerini bakterinin girebileceği esnek bir yapıya çevirir.İkincisi;enfeksiyon şeridinin oluşmasıdır.Kök hücrelerine giren bakterilerle birlikte kök tüyü boyunca korteks hücrelerine uzanan “enfeksiyon şeridi” ya da “ enfeksiyon iplikçiği” adı verilen bir borucuk oluşur.Bu oluşumun görevi bakterilerin korteks hücresine kadar taşınmasını sağlamaktır.Bu sırada bakteriler hızla çoğalır,nodül oluşumunu başlatırlar.Üçüncüsü;nodül oluşumu aşamasıdır.Enfeksiyon şeridi korteks bölgesinde tetraploid hücreye ulaşır.Bu ve etrafındaki komşu hücreler hızlı bir bölünme ile çoğalır ve kök hücre stoplazması içinde dağılırlar.Çoğalma olayından sonra bakteriler karakteristik çubuk ve ya kısa çubuk şekillerini kaybederek iri yapılı,X,Y ve ya düzensiz şekiller alırlar.Rhizobium bakterilerinin bu formuna bakteroid denir ve azot fiksasyonu yalnızca bakteroid formda gerçekleşir.Bitki cins ve türüne göre,çevre koşullarına bağlı olarak azot fiksasyonu enfeksiyondan 10-21 gün sonra başlar.Nodüllerin aktif olup olmadığını anlamak için,nodüller patlatılır;iç rengi kırmızımsı-sarımsı gibi canlı bir renk ise nodül aktiftir.Pembemsi,yeşilimsi-kahverengi gibi soluk renk ise nodül aktif değildir.Böylece bitkiye ek gübre verilip verilmiyeceğine karar verilebilir.
    AZOT FİKSASYONUNA NELER ETKİ EDER?
    Bakteriler tarafından fikse edilen azot miktarı üzerine bir çok faktör etki eder.İyi bir azot fiksasyonu için:
    --Etkili bir nodül oluşumu için konukçu ile Rhizobium bakterisi uyum içinde olmalıdır.
    --Rhizobium bakterisi toprakta diğer mikroorganizmalarla rekabet ederek hayatta kalabilmeli.
    --Yukardaki iki durum gerçekleştikten sonra fiksasyon için diğer çevre koşullarıda uygun olmalıdır.
    Azot fiksasyonuna bakterinin türü, konukçu,besin elementleri, toprak sıcaklığı, toprak nemi, toprağın PH ‘sı,tuzluluk etki eder.Herhangi bir besin elementinin eksikliği ya da fazlalığı fiksasyonu direkt ya da dolaylı olarak etkiler.Düşük miktarda ki azot nodül oluşumunu teşvik ederken artan azot dozları nodül teşekkülünü,nodüllerin sayısını ve büyüklüğünü azaltarak azot fiksasyonunu düşürmektedir.Meral ve ark. (1998) ;Kaya ve ark. (2002) bu durumu doğrulayıcı sonuçlar elde etmişlerdir.Topraktaki fosfor ve potasında azot nodülü oluşumuna etkisi vardır.Toprak sıcaklığı hem nodül teşekkülü hem de nodül aktivitesi üzerine önemli ölçüde etki yapmaktadır.Düşük toprak sıcaklığında nodül oluşumu azalır,kök tüylerinin enfeksiyonu gecikir.Nitrogenez enziminin aktivitesi azalır.Düşük ve yüksek hava sıcaklığı fotosentezi etkilediği için azot fiksasyonu sınırlandırılır.Genel olarak 30 C0 ‘ nin üzerindeki sıcaklıklar azot fiksasyonunu azaltmaktadır. Kurak ve yarı kurak bölgelerde bitkiler nem stresinde olduğu için fikse edilen azot miktarı azalır.Yine toprakta ki su fazlalığında toprakta hava kapasitesi düştüğü için fiksasyon olumsuz etkilenir.Rhizobium bakterileri PH’ sı 4,6—8,5 arasında olan topraklarda gelişebilirlerken ;en iyi çoğalmayı PH ‘sı 6,8 olan topraklarda gerçekleştirmektedirler.Düşük PH şartlarında rhizobium bakterilerinin gelişme ve çoğalması azalmakta,etkisiz bakterilerin sayısı artmakta ve enfeksiyon olumsuz yönde etkilenmektedir.Yine asidik topraklardaki besin elementleri ile bazik topraklardaki besin elementlerinin azlığı yada çokluğu fiksasyonu etkiler.Topraktaki tuz varlığıda fiksasyonun derecesini etkiler.Tuza maruz kalan bitkilerde toksik iyonların bitki dokusunda birikimine bağlı olarak enzim aktivitesi bozulmaktadır.Fotosentez yine tuzdan etkilenen bitkilerde azalacağı için solunum artar,nodülasyon ve nodül aktivitesi azalır.Tuzlu koşullarda Rhizobium aktivitesi ve nodül oluşumu olumsuz yönde etkilenir.
    YEŞİL GÜBRELEME
    Baklagil ya da baklagil olmayan bitkilerin çiçeklenme dönemi sonunda uygun şekilde parçalanarak toprağa karıştırılma olayına “ yeşil gübreleme” denir.Yeşil gübreler,toprağa ekilecek yeni ürünün yaralanabileceği azot ile diğer besin maddeleri yönünden katkıda bulunurlar.Toprağa organik madde ve azot kazandırarak toprağın verimlilik gücünü artırırlar,toprağı erozyondan korurlar.Toprağın fiziksel şartların düzelterek bitkilerin besin elementlerinden daha fazla yararlanmalarını sağlarlar.Bir çok denemelerle bu verim artışının % 20 ile % 100 arasında olduğu tespit edilmiştir.Yeşil gübre bitkileri yaklaşık olarak % 90 çiçeklendikleri zaman uygun şekilde toprağa karıştırılarak toprakta parçalanması sağlanır.Ürünlere göre azot kazançları aşağıdaki tabloda verilmiştir.Elde edilen azot kazancının gübre olarak değeri,ekilen baklagilin cinsine bağlı olarak 33-114 kğ amonyum sülfata, 27-92 kğ amonyum nitrata eşittir.
    BİTKİ GELİŞİMİ VE KÖK BAKTERİLERİ
    Toprak çok sayıda mikroorganizmayı bünyesinde barındırır.Bu mikroorganizma toplulukları arasında bitki kökleri ile ilişkili olan bakterilere kök bakterileri denir.Bitki gelişimini uyaran kök bakterilerinin bitki gelişimini uyarıcı etkisinin yanı sıra hastalıklara özellikle de toprak kaynaklı patojenlere karşı biyolojik savaşta etkili oldukları bilinmektedir (Kloepper,1993;Lucas ve ark.,2000).Bugün dünyada pek çok ülkede bitki gelişimini uyaran kök bakterilerinin bitkilerde verimi artırıcı etkisi üzerinde çalışılmaktadır.Suudi arabistan’ da bitki gelişimini uyaran kök bakterilerinden olan Bacillus polymyxa ile yapılan bir çalışmada bakteri,hem Fusarium graminearum ve Cochliobolus sativus etmenlerinin neden olduğu buğdayda kök çürüklüğünü azaltmış hemde üründe % 102 oranında artışa neden olmuştur.Bugün dünyanın pek çok ülkesinde,hem bitki gelişimini uyaran hem de biyokontrol ajanı olarak hastalıkları önleyen bu kök bakterileri ile ilgili yapılan çalışmalar incelendiğinde bitki gelişimini uyaran geneldeenuslar arasında öz,Bacillus,Lactobacillus,Paenibacillus,Arthobacter,S treptomyces,Pseudomonas,Burkholderia Comamonas,Agrobacterium,Alcaligenes,Enterobacter,P antoae,Klebsiella,Xanthomonas,Serratia,Rhizobium,Bradyrhizobium,Azosprillium,Azotobacter gibi genuslarda yer aldığı görülmektedir.Bu gellikle Pseudomonas ve Bacillus’lar bitki gelişimini uyarıcı etkilerinin yanı sıra patolenler açısından çok iyi antagonistik özelliklere sahip olmaları nedeniyle de dikkat çekmektedirler.Yine yapılan bir çalışmada IAA üreten Pseudomonas putida GR 12-2 ve Enterobacter cloacae CAL 3 ile kanola ve domates bitkilerinin inokülasyonu sonucu fide köklerinin gelişimi önemli ölçüde artmıştır (Patten ve Glick,2000).Rhizobium ve BradyrhizobiumStrainleri,Rhizoctonia solani AG4,Fusarium solani,F.oxysporum ve 2 Fusarium spp. ye karşı denenmiştir.Hem invitro da hem de in vivo da yapılan denemelerde Sinorhizobium meliloti Bu 5 adet fungusa karşı antibiyosis aktivitesi göstermiştir.Azot bağlayan bu bakteri aynı zamanda bitki gelişminde 5 44 oranında artış meydana getirmiştir ( Gurfinkel ve Perticari,2000).Phyllobacterium strain 29-15’ in varlığında kolza bitkisinin azot alma oranı % 80 artış göstermiştir (Larcher ve ark.,2000)Tarımsal üretimde en önemli girdi olan azot,protenlerin yapısına katılması nedeniyle her canlının hayatında önemli bir rol oynamaktadır.Atmosferde en yüksek oranda olan azot,aynı Zamanda tarımsal üretimde eksikliği en çok görülen bir elementtir.Hiç bir canlı atmosferdeki bu azottan doğrudan faydalanamamaktadır.Elementel haldeki bu azotun amonyum formlarına indirgenmesi gerekir.Bu da ancak yukarda anlattığımız canlılar sayesinde olmaktadır.Son yıllarda Ülkemizde de bu konuda çalışmalar yaygınlaşmıştır.Üreticilerimiz için daha ekonomik olan ürünler bir çok firmalar tarafından araştırılmış ve kullanılmaya sunulmuştur.Çevre kirliliği de göz önüne alınarak bu tür bakterilerin kullanımını yaygınlaştırmamız gerekmektedir.
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

    Yorum yap

    Hazırlanıyor...
    X