Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Glutatyon

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Glutatyon

    Glutatyonun Faydaları ve Glutatyon Tedavisi

    Glutatyon sahip olduğunuz en değerli maddelerden biri. Peki gerçekten glutatyonu anlıyor musunuz? Bu yazıda glutatyonun faydaları ve glutatyon tedavisi dahil olmak üzere bilmeniz gereken her şeyi açıkladım. Uzun yaşam ve hastalıklardan korunma hsususu sık merak edilen konular haline geldi. Çünkü yaşam süresi uzadı ve süreyi daha da uzatmak, kaliteli hale getirmek artık birçok kişinin ana motivasyonu. Bunu yapabilmek için elimizde birkaç silah var. Peki onlardan biri olan glutatyonu daha önce duydunuz mu? Eğer “o da ne?” diyorsanız hiç merak etmeyin, sizi güzel bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Bu yazıda glutatyon nedir? sorusundan, glutatyonun faydalarına, glutatyon tedavisinden, doğal glutatyon arttırma yöntemlerine kadar birçok konuya değinecek, sorularınızı cevaplayacağım.

    Glutatyon nedir?

    Glutatyon, üç önemli aminoasitten oluşan (glutamat, sistein, glisin) vücutta doğal olarak bulunan küçük bir moleküldür. Önemli bir antioksidan olmasının yanında vücudunuzu zararlı kimyasallara karşı koyan glutatyonun faydalarına yazının ilerleyen kısımlarında değineceğim. Dolayısıyla şu an daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim. Sadece şunu bilmenizi istiyorum. Adını sıkça duyduğunuz birçok hastalık oksidatif stresin yoğun yaşanması sebebiyle ortaya çıkıyor. Ayrıca artık temiz yaşamak imkansız. Sürekli kimyasallara maruz kalıyorsunuz ve bu durum hormonal bozukluklara, erken yaşta kanserlere ve daha birçok soruna sebep oluyor. Çözümlerden biri ise vücutta bulunan doğal glutatyon seviyesini arttırmak veya takviye etmek. Bu konuda glutatyon o kadar önemli ki hücre içi glutatyon seviyesi yaşam süresinin bir belirteci (1, 2). Yani glutatyon depolarınız azalmışsa istatistiki olarak yaşam süreniz daha az hesaplanır!


    İşte glutatyon metabolizmasının küçük bir parçası.

    Glutatyon faydaları: Ne işe yarar?

    Glutatyon uzun zamandır bilinen bir molekül olmasına rağmen takviye edilmesi ve etkilerinin derinlemesine incelenmesi daha yakın zamana dayanıyor. Dolayısıyla keşfedeceğimiz çok şey, takviye ile değişimi göreceğimiz birçok husus var. Sizi daha fazla meraklandırmak istemiyorum. Hadi devam edelim!

    Antioksidan etkilidir

    Metabolik olaylar, maruz kaldığınız radyasyon ve daha birçok zararlı etken vücudunuzda hücrelere zarar veren serbest oksijen radikali adı verilen moleküller oluşturur. Bu moleküller aşırı miktarda artarsa vücudunuzun doğal antioksidan mekanizması onları etkisiz hale getiremez. Sonuç olarak hücreleriniz zarar görür ve birçok hastalığın riski artar. Glutatyon bu noktada devreye giriyor. Çünkü kendisi güçlü bir antioksidandır ve serbest oksijen radikallerini etkisiz hale getirir (3). Bu sayede vücudunuzu zararlı etkilerden korur ve hücrelerin zarar görmesini engeller.

    İnflamasyonu azaltır

    İnflamasyon vücudunuzun hasara karşı oluşturduğu yanıttır. Kısa vadede bu tepki koruyucuyken sürekli hale gelirse bedeninize hasar vermeye başlar. Bunu engellemek için kronik inflamasyonu olan kişilerde doğru beslenme ve takviyeleri öneriyorum. Artık bir ajanımız daha var. Glutatyon! Çünkü kendisi inflamasyon sürecinde etkili olan nüklear faktör kappa gibi molekülleri bastırır. Dışarıdan destek vermek bu noktada inflamasyonu azaltarak kişileri hastalıklardan koruyabilir (4). İnflamasyon ve oksidatif stres ile yakından bağlantılı olan Alzheimer, Parkinson, Huntington gibi nörodejeneratif hastalıklarda glutatyon takviyesi işe yarayabilir. Yapılan araştırmalar emekleme evresinde olsa da beklentim oldukça büyük (5, 6).

    Otizimli çocuklara yardım edebilir

    Farkındayım, otizim bambaşka bir durum. Burada sonuçtan sebebe gelmek istiyorum. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki otistik çocukların birçoğunda normal bireylere göre daha fazla inflamasyon görülüyor ve glutatyon seviyeleri düşük (7). Devamında görülen bu inflamasyonu azaltmak için nispeten az etkili ve deriden emilen bir glutatyon desteği ile takviye edilen çocuklarda metabolik sorunların hafiflediği görülmüş. Biliyorum bu tek başına tedaviyi sağlamaz. Ama önemli bir metabolik parametreyi düzelterek sürece yardım edebilir. Ne yazık ki tekrarlayacağım, çalışmalar hala deneysel seviyede!

    Kanserin önlenmesine yardım eder

    Oksidatif stresin hücre DNA’sına zarar verip kansere yol açabileceğini yazının başında işledik. Burada ayrıntılara değinmek istiyorum. Öncelikle kanser hücrelerinin oluşması ile başlayalım. Güçlü bir antioksidan olan glutatyon seviyelerinin artışı yeni kanser hücrelerinin oluşmasını engelleyebilir. Hatta yapılan araştırmalar ağız ve gırtlak kanseri sıklığının ile hücre içi glutatyon seviyesi ters orantılı olduğunu gösteriyor (8). Yeteri kadar araştırma yapılırsa diğer kanserler içinde benzer verilerin elde edileceğini düşünmekteyim. Kanser tedavisinde de glutatyonun etkisi var. Çünkü kemoterapi gibi beden için yıkıcı etkiye sahip tedavilerde koruyucu mekanizmalara ihtiyacımız var. Yapılan araştırmalar glutatyon kemoterapinin zararlı etkisinin azaltabileceğini ve tedaviye destek olabileceğini göstermekte (9). Burada glutatyonun peşinden körü körüne gitmenizi istemiyorum. Çünkü kansere yol açan oksidatif stres aynı zamanda kanserli hücrelerin öldürülmesine de yardım eder. Dolayısıyla dengeyi sağlayamazsanız kanseri önlemek veya tedaviye destek olmak isterken kendinize zarar verebilirsiniz. Bu sebeple konuyla ilgili detaylı değerlendirme çok önemli. Ben klinikte hastalarımı glutatyon öncesinde kendi hazırladığım protokol ile değerlendirip hücre içi rezervleri, dönüşümü değerlendiriyorum. Tavsiyem sizinde glutatyon almadan benzer bir değerlendirmeyi hekim kontrolünde yaptırmanız.

    Tip 2 diyabet ve insülin direncinin zararlı etkilerini azaltabilir

    Kronik stres ve inflamasyonun insülin direncine sebep olabileceğini biliyoruz. Aynı şekilde insülin direnci ve tip 2 diyabette aşırı insülin salınması ile inflamasyonun tetikleyebileceği bir diğer gerçek. Gördüğünüz üzere burada bir kısır döngü var. Kırmak için yapmamız gereken şey ise kilit noktayı bulmak. Siz sormadan söyleyeyim. Buradaki kilit nokta inflamasyon ve oksidatif stres. Çünkü inflamasyonun azaltılması daha az acıkmanıza uzun vadede daha az beslenmenize ve tedaviye katkı sağlamanıza yardım eder. İşte glutatyon bu noktada fayda sağlar. Zira tip 2 diyabette glutatyon takviyesi insülin direncinin yenilmesinde, aşırı insülin salınımına bağlı inflamasyonun azaltılmasına ve oksidatif yükün rahatlatılmasına yardım ederek tedaviyi kolaylaştırır; yüksek kan şekerinin yarattığı sinir hasarını azaltır (10, 11).

    Karaciğer yağlanmasında (Alkolik olmayan) tedaviyi kolaylaştırır

    Obezite sıklığının artması, kötü beslenme ve sık rastladığımız insülin direnci non alkolik karaciğer yağlanması riskini arttırır. Bu sorunla başa çıkmak için bazen yaşam tarzı değişikliği yetmeyebiliyor. Elimizdeki tedavi seçeneklerinin bittiğini sanarken kullanılabilecek bir diğer ajanı hatırlıyoruz, glutatyon! Araştırmalar glutatyon takviyesinin karaciğer hasarını engellediğini ve non alkolik karaciğer yağlanmasını gerilettiğini gösteriyor (12, 13).


    Glutatyon tedavisi: Nerede ve nasıl?

    En etkili takviyenin içine direkt glutatyon olduğunu biliyoruz. Bu noktada birkaç zorluk var. İlk problem ilacın yurtdışından getirtilmesi. Diğer problem ise glutatyonun uygulanışı ile ilgili net bir protokol olmaması sebebiyle yanlış uygulamalar.
    Benim kliniğiminde dahil olduğu birkaç yer kendi protokollerini oluşturup uygulama yapsa da ne yazık ki iv glutatyon uygulaması ülkemizde hala emekleme aşamasında.

    Önemli noktalar
    Glutatyon çok önemli bir doğal hazine. Antioksidan orkestramızın patronu, bedenin, özellikle de karaciğerimizin temizlik işleri şefi. Onunla ilgili bazı bilgileri iyi bilmemiz lazım. Mesela mı? Buyurun...
    ◊ Vücut sağlıklı şartlarda kendi glutatyonunu kendi üretebiliyor.
    ◊ Toksik birikim ve serbest radikal yükü arttıkça aktif glutatyon gücümüz azalıyor.
    ◊ Yaş ilerledikçe bedenin kendi glutatyon üretiminde de düşme başlıyor.
    ◊ Alkol ve sigara glutatyon ihtiyacını artıran buna karşılık onun üretimini azaltan iki zararlı alışkanlık.
    ◊ Sabah en düşük glutatyon seviyeleri zamanı.
    ◊ Yemeklerden sonra üretimi artıyor.
    ◊ Taze sebze ve meyveler glutatyon üretimini teşvik ediyor.
    ◊ Selenyum, C vitamini ve alfa lipoik asit takviyeleri glutatyon üretimini teşvik ediyor.

    Glutatyon üretimini uyaran ilk 10 besin
    Bedeninizin daha çok glutatyon üretmesini istiyorsanız sofralarınıza aşağıdaki besinleri daha sık ve bol ekleyin...
    ◊ Lahana
    ◊ Sarımsak/soğan
    ◊ Maydanoz
    ◊ Ispanak
    ◊ Pancar
    ◊ Zerdeçal
    ◊ Tarçın
    ◊ Kakule
    ◊ Kimyon
    ◊ Karnabahar

    Glutatyon zengini ilk 10 besin
    Glutatyon içeriği en yüksek 10 besini listelemeye çalıştım. Umarım işinize yarar.
    ◊ Kuşkonmaz
    ◊ Avokado
    ◊ Ispanak
    ◊ Bamya
    ◊ Karnabahar
    ◊ Domates
    ◊ Havuç
    ◊ Kavun
    ◊ Greyfurt
    ◊ Kabak

    Potasyumsuz olmaz!
    Potasyum yaşamsal bir mineral, azlığı da çokluğu da mühim bir sorun. Azalınca kalbin ritmi bozuluyor, hatta o her şeye direnen küçük canavar aniden durabiliyor. Potasyumun azalmasından damarlar da pek hoşlanmıyor. Kasılıp kalıyor. Bu yetmezmiş gibi tansiyonu yükselten başka tatsızlıklar da devreye giriyor. Kısacası hipertansiyonlu biri ya da adayı iseniz potasyumdan zengin besinler tüketin. Bakliyata, domatese, nara, portakala, greyfurta, şeftaliye, kayısıya, muza biraz daha fırsat verin. Potasyum kaybettiren kabızlık ilaçları ile idrar söktürücülere yüz vermeyin...
    missdiamondgermanbeauty
    GLUTATYON KAPSÜL, NOKTA ATIŞI olan bir ürün.
    KAYNAK

    Yasin Gülçiçek
    LİTYUM OROTAT KAPSÜLÜ, GLUTATYON KAPSÜL ile beraber alıyorum adeta ZİHİNSEL olarak RAHATLIK ve MUTLULUK VERİYOR. PROBİYOTİK KAPSÜLÜN 3. kutu bitiyor gerçekten hissedilir değişiklik oluyor sindirimde.
    KAYNAK

    Bilge Aztaş Kolca
    Ben 5. kez GRİBİ teğet geçiyorum. Vücudum inanılmaz virüslere açık ve bağışıklığım düşük ama 3 aydır ürünlerinizi çok düzenli kullanıyorum. İyi ki böyle güzel ürünlerle bizi tanıştırdınız. Allah razı olsun. Kullandığım ürünler çok ama yazacağım ki başkaları da faydalansın ORMUS GMS, ORMUS GLD, AFRİKA SARDUNYA, SPİRULİNA, ZERDEÇAL, GLUTATYON, PROBİYOTİK, ALOE VERA JEL. Kronik MİGREN hastasıydım ayrıca bunun içinde GİNKGO, ASLAN YELESİ, SARI KANTARON kullanıyorum MİGREN ATAKLARI ARALIĞI AZALDI. İbrahim bey Allah razı olsun sizden.
    KAYNAK

    Serkank Kansoy
    Ben ORMUS GLD, ORMUS GMS, ÜZERLİK, SARI KANTARON, LİTYUM OROTAT, GLUTATYON, ALOE VERA JEL, ZENCE MAY kullanarak SAĞLIĞIMA KAVUŞTUM. İnşallah sizlerde iyi olursunuz. İbrahim bey vaat ettiğinin üstünde KALİTELİ ÜRÜNLER ÜRETİYOR maşallah rabbim nazarlardan korusun İbrahim Gökçek hocamı.
    KAYNAK

    Serkank Kansoy
    Öncelikle ZENCE MAY, ALOE VERA JEL ürünlerinin kesinlikle kullanılıp VÜCUDUN ARINDIRILMASI GEREKİYOR ve en önemlisi de CANDİDANIN YOK OLMASI gerekir ondan sonra kapsüllerden daha hızlı verim alırsınız ve ORMUS GMS, ORMUS GLD, LİTYUM OROTAT, GLUTATYON, SARI KANTARON, ÜZERLİK KAPSÜL gibi ürünleri kombine yaparsanız o zaman bakın NE PANİKATAK, ne ÖLÜM KORKUSU, NE İÇ HUZURSUZLUKLAR KALIR. GÜZEL RÜYALAR GÖRMEYE BAŞLARSINIZ. BAŞ AĞRISI şakak ağrısına birebirdir ORMUS GLD ve diğer kombine edeceğiniz ürünler.
    KAYNAK

    Hüseyin Çınar
    İbrahim beyin tüm ürünleri müthiş bir çoğunu kullandım, hepsinde tam sonuç aldım. MASTİC GUM kullandım MİDE için iyileştim. ZENCE MAY, SPİRULİNA, ORMUS GMS kullanarak BAĞIŞIKLIK SİSTEMİM GÜÇLENDİ bu yıl hiç hasta olmadım çok şükür. RU5 PLUS kullandım SAÇLARIM TAMAMEN ÇIKTI. GLUTATYON, LİTYUM OROTAT, ORMUS GLD kullanarak SİNİR PATLAMALARIMDAN KURTULDUM. Şimdi çok neşeliyim. Allah kendisinden bin kez razı olsun peygamber efendimize komşu olsun. Çalışmalarında başarılar diliyorum.
    KAYNAK

    siyah_beyaz_73
    Hocam Merhaba ben 1,5 aydır glutatyon kullanıyorum eşim yerinizden gelip almıştı sadace sabah aç bir tane almama rağmen kan tahlilimde karaciğer yağlanması geçmiş dedi dr çok şaşırdım çok teşekkürler hocam diğer ürünlerden alıcaz ve glutatyona da devam edicez hayırlı günler
    KAYNAK

    Ertuğrul Atagün
    GLUTATYON aldım. Kendimi DAHA DİNÇ ve YÜKSEK PERFORMANSLI HİSSEDİYORUM. Tavsiye ederim.
    KAYNAK

    alisveris.zamani_
    GLUTATYON SETİ kullanıyorum her yönden faydalı bir ürün KENDİMİ ÇOK ENERJİK ve DİNAMİK HİSSEDİYORUM. Kullandığım günden beri kendimdeki değişikliğe inanamıyorum gerçekten harika bir ürün.
    KAYNAK

    Cihat Turan
    Kızım GLUTATYON SETİ kullanıyor VÜCUDU AĞIR METALLERDEN, KİMYASALLARDAN TEMİZLENDİ çok çok iyi oldu. Ürününü gerçekten kimyasallara, toksinlere karşı çok iyi etkili bir ürün.
    KAYNAK

    Süleyman Demir
    GLUTATYON KAPSÜL aldım. kendimi dinç ve enerjik hissediyorum herkese tavsiye ederim.
    KAYNAK

    Bayram Çelik
    Glutatyon seti kullanıyorum her yönden faydalı bir ürün kendimi çok enerjik ve dinamik hissediyorum. Kullandığım günden beri kendimdeki değişikliğe inanamıyorum gerçekten harika bir ürün.
    KAYNAK

    Konu ozgurcay tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/18435-ozgurcay Saat 17 November 2023, 16:09 ) değiştirilmiştir.

  • #2
    GLUTATYON; Sarımsak Soğan Tüketilmediğinden Sistein yoksa, Glutatyon'da yok, Vücudunuz ÇÖP EV Gibi



    GLUTATYON TERAPİSİ


    Glutatyon, hücrelere zarar verebilen reaktif oksijen moleküllerini ve serbest radikalleri hedef alıp onları yok ederek vücudu koruyan çok güçlü bir antioksidandır Glutatyon Nedir?

    Glutatyon, reaktif oksijen moleküllerini ve serbest radikalleri yok ederek vücudu koruyan çok güçlü bir antioksidandır. Doğal olarak tüm vücutta üretilen, yoğun bir şekilde karaciğerde ve beyin hücrelerinde etki gösteren bir molekül olan glutatyonun üretimi, kötü besleme, alkol, ilaçlar ve toksik maddelerden dolayı azalmaktadır. Bu yüzden dışarıdan alınması gerekmektedir. Laboratuvarda özel yöntemlerle hazırlanan bir biyoteknoloji ürünü olan Glutatyon, terapiler sayesinde 30 yıldır takviye olarak uygulanmaktadır. Glutatyon Ne İşe Yarar?

    Güçlü bir antioksidan olan glutatyon yaşlanma karşıtı etkisinin yanı sıra, beyni ve vücut dokuları serbest radikallerin zararlarından korur. Tüm vücutta yüksek detoksifikasyon etkisi vardır. Kanserojen ve toksik maddeleri etkisiz hale getirerek vücuttan atar. DNA ve protein yapımında önemli rol oynar. Glutatyonun herhangi bir yan etkisi yoktur, aksine vücuda tam destek sağlar.

    Glutatyonun genel faydaları şu şekilde sıralanabilir:
    • Oksidatif stresi azaltır.
    • 2. sedef hastalığının etkilerini azaltır.
    • Yağlı karaciğer hastalığında hücre hasarını azaltır.
    • Yaşlı bireylerde insülin direncini arttırır.
    • Periferik arter hastalığı olan insanlarda mobiliteyi arttırır.
    • Parkinson hastalığının semptomlarını azaltır.
    • Otoimmün hastalıklara karşı savaşmaya yardımcı olur.
    • Kontrolsüz diyabetin etkisini azaltır.
    • Solunum hastalığı semptomlarını azaltır.
    . Kullanım Alanları Nelerdir?
    • Asetaminofen Toksisitede (Parasetamol, Parol )
    • ALS
    • Alzheimer
    • ASD ( Otizm)
    • Kanser
    • KOAH ( Akciğer hastalığı)
    • Kronik Yorgunluk
    • Kistik Fibrozis
    • Diyabet
    • HİV
    • Ağır Metal Toksisitesi
    • MS (Multiple Skleroza)
    • Lyme Hastalığı
    • Parkinson Hastalığı
    • İnme
    • Huntington hastalığı
    • Cildini beyazlatmak isteyen kişilerde de daha yüksek dozlarla ve daha sık uygulanmaktadır.
    Glutatyon Terapisini Kimler Kullanamaz?
    • Kanser tedavisi sırasında kemoterapi ilaçları kullanan kişiler (Çünkü karaciğeri daha toksik bir hale getirir)
    • Hamile kadınlar
    • Emziren anneler
    • Küçük yaştaki çocuklar ( doktor önermediği sürece)
    Konu onur tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/993-onur Saat 05 October 2020, 13:31 ) değiştirilmiştir.

    Yorum yap


    • #3
      Glutatyonun Faydaları ve Glutatyon Tedavisi

      Glutatyon sahip olduğunuz en değerli maddelerden biri. Peki gerçekten glutatyonu anlıyor musunuz? Bu yazıda glutatyonun faydaları ve glutatyon tedavisi dahil olmak üzere bilmeniz gereken her şeyi açıkladım. Uzun yaşam ve hastalıklardan korunma hsususu sık merak edilen konular haline geldi. Çünkü yaşam süresi uzadı ve süreyi daha da uzatmak, kaliteli hale getirmek artık birçok kişinin ana motivasyonu. Bunu yapabilmek için elimizde birkaç silah var. Peki onlardan biri olan glutatyonu daha önce duydunuz mu? Eğer “o da ne?” diyorsanız hiç merak etmeyin, sizi güzel bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Bu yazıda glutatyon nedir? sorusundan, glutatyonun faydalarına, glutatyon tedavisinden, doğal glutatyon arttırma yöntemlerine kadar birçok konuya değinecek, sorularınızı cevaplayacağım.

      Glutatyon nedir?

      Glutatyon, üç önemli aminoasitten oluşan (glutamat, sistein, glisin) vücutta doğal olarak bulunan küçük bir moleküldür. Önemli bir antioksidan olmasının yanında vücudunuzu zararlı kimyasallara karşı koyan glutatyonun faydalarına yazının ilerleyen kısımlarında değineceğim. Dolayısıyla şu an daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim. Sadece şunu bilmenizi istiyorum. Adını sıkça duyduğunuz birçok hastalık oksidatif stresin yoğun yaşanması sebebiyle ortaya çıkıyor. Ayrıca artık temiz yaşamak imkansız. Sürekli kimyasallara maruz kalıyorsunuz ve bu durum hormonal bozukluklara, erken yaşta kanserlere ve daha birçok soruna sebep oluyor. Çözümlerden biri ise vücutta bulunan doğal glutatyon seviyesini arttırmak veya takviye etmek. Bu konuda glutatyon o kadar önemli ki hücre içi glutatyon seviyesi yaşam süresinin bir belirteci (1, 2). Yani glutatyon depolarınız azalmışsa istatistiki olarak yaşam süreniz daha az hesaplanır!

      İşte glutatyon metabolizmasının küçük bir parçası.

      Glutatyon faydaları: Ne işe yarar?

      Glutatyon uzun zamandır bilinen bir molekül olmasına rağmen takviye edilmesi ve etkilerinin derinlemesine incelenmesi daha yakın zamana dayanıyor. Dolayısıyla keşfedeceğimiz çok şey, takviye ile değişimi göreceğimiz birçok husus var. Sizi daha fazla meraklandırmak istemiyorum. Hadi devam edelim!

      Antioksidan etkilidir

      Metabolik olaylar, maruz kaldığınız radyasyon ve daha birçok zararlı etken vücudunuzda hücrelere zarar veren serbest oksijen radikali adı verilen moleküller oluşturur. Bu moleküller aşırı miktarda artarsa vücudunuzun doğal antioksidan mekanizması onları etkisiz hale getiremez. Sonuç olarak hücreleriniz zarar görür ve birçok hastalığın riski artar. Glutatyon bu noktada devreye giriyor. Çünkü kendisi güçlü bir antioksidandır ve serbest oksijen radikallerini etkisiz hale getirir (3). Bu sayede vücudunuzu zararlı etkilerden korur ve hücrelerin zarar görmesini engeller.

      İnflamasyonu azaltır

      İnflamasyon vücudunuzun hasara karşı oluşturduğu yanıttır. Kısa vadede bu tepki koruyucuyken sürekli hale gelirse bedeninize hasar vermeye başlar. Bunu engellemek için kronik inflamasyonu olan kişilerde doğru beslenme ve takviyeleri öneriyorum. Artık bir ajanımız daha var. Glutatyon! Çünkü kendisi inflamasyon sürecinde etkili olan nüklear faktör kappa gibi molekülleri bastırır. Dışarıdan destek vermek bu noktada inflamasyonu azaltarak kişileri hastalıklardan koruyabilir (4). İnflamasyon ve oksidatif stres ile yakından bağlantılı olan Alzheimer, Parkinson, Huntington gibi nörodejeneratif hastalıklarda glutatyon takviyesi işe yarayabilir. Yapılan araştırmalar emekleme evresinde olsa da beklentim oldukça büyük (5, 6).

      Otizimli çocuklara yardım edebilir

      Farkındayım, otizim bambaşka bir durum. Burada sonuçtan sebebe gelmek istiyorum. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki otistik çocukların birçoğunda normal bireylere göre daha fazla inflamasyon görülüyor ve glutatyon seviyeleri düşük (7). Devamında görülen bu inflamasyonu azaltmak için nispeten az etkili ve deriden emilen bir glutatyon desteği ile takviye edilen çocuklarda metabolik sorunların hafiflediği görülmüş. Biliyorum bu tek başına tedaviyi sağlamaz. Ama önemli bir metabolik parametreyi düzelterek sürece yardım edebilir. Ne yazık ki tekrarlayacağım, çalışmalar hala deneysel seviyede!

      Kanserin önlenmesine yardım eder

      Oksidatif stresin hücre DNA’sına zarar verip kansere yol açabileceğini yazının başında işledik. Burada ayrıntılara değinmek istiyorum. Öncelikle kanser hücrelerinin oluşması ile başlayalım. Güçlü bir antioksidan olan glutatyon seviyelerinin artışı yeni kanser hücrelerinin oluşmasını engelleyebilir. Hatta yapılan araştırmalar ağız ve gırtlak kanseri sıklığının ile hücre içi glutatyon seviyesi ters orantılı olduğunu gösteriyor (8). Yeteri kadar araştırma yapılırsa diğer kanserler içinde benzer verilerin elde edileceğini düşünmekteyim. Kanser tedavisinde de glutatyonun etkisi var. Çünkü kemoterapi gibi beden için yıkıcı etkiye sahip tedavilerde koruyucu mekanizmalara ihtiyacımız var. Yapılan araştırmalar glutatyon kemoterapinin zararlı etkisinin azaltabileceğini ve tedaviye destek olabileceğini göstermekte (9). Burada glutatyonun peşinden körü körüne gitmenizi istemiyorum. Çünkü kansere yol açan oksidatif stres aynı zamanda kanserli hücrelerin öldürülmesine de yardım eder. Dolayısıyla dengeyi sağlayamazsanız kanseri önlemek veya tedaviye destek olmak isterken kendinize zarar verebilirsiniz. Bu sebeple konuyla ilgili detaylı değerlendirme çok önemli. Ben klinikte hastalarımı glutatyon öncesinde kendi hazırladığım protokol ile değerlendirip hücre içi rezervleri, dönüşümü değerlendiriyorum. Tavsiyem sizinde glutatyon almadan benzer bir değerlendirmeyi hekim kontrolünde yaptırmanız.

      Tip 2 diyabet ve insülin direncinin zararlı etkilerini azaltabilir

      Kronik stres ve inflamasyonun insülin direncine sebep olabileceğini biliyoruz. Aynı şekilde insülin direnci ve tip 2 diyabette aşırı insülin salınması ile inflamasyonun tetikleyebileceği bir diğer gerçek. Gördüğünüz üzere burada bir kısır döngü var. Kırmak için yapmamız gereken şey ise kilit noktayı bulmak. Siz sormadan söyleyeyim. Buradaki kilit nokta inflamasyon ve oksidatif stres. Çünkü inflamasyonun azaltılması daha az acıkmanıza uzun vadede daha az beslenmenize ve tedaviye katkı sağlamanıza yardım eder. İşte glutatyon bu noktada fayda sağlar. Zira tip 2 diyabette glutatyon takviyesi insülin direncinin yenilmesinde, aşırı insülin salınımına bağlı inflamasyonun azaltılmasına ve oksidatif yükün rahatlatılmasına yardım ederek tedaviyi kolaylaştırır; yüksek kan şekerinin yarattığı sinir hasarını azaltır (10, 11).

      Karaciğer yağlanmasında (Alkolik olmayan) tedaviyi kolaylaştırır

      Obezite sıklığının artması, kötü beslenme ve sık rastladığımız insülin direnci non alkolik karaciğer yağlanması riskini arttırır. Bu sorunla başa çıkmak için bazen yaşam tarzı değişikliği yetmeyebiliyor. Elimizdeki tedavi seçeneklerinin bittiğini sanarken kullanılabilecek bir diğer ajanı hatırlıyoruz, glutatyon! Araştırmalar glutatyon takviyesinin karaciğer hasarını engellediğini ve non alkolik karaciğer yağlanmasını gerilettiğini gösteriyor (12, 13).


      Glutatyon tedavisi: Nerede ve nasıl?

      En etkili takviyenin içine direkt glutatyon olduğunu biliyoruz. Bu noktada birkaç zorluk var. İlk problem ilacın yurtdışından getirtilmesi. Diğer problem ise glutatyonun uygulanışı ile ilgili net bir protokol olmaması sebebiyle yanlış uygulamalar.
      Benim kliniğiminde dahil olduğu birkaç yer kendi protokollerini oluşturup uygulama yapsa da ne yazık ki iv glutatyon uygulaması ülkemizde hala emekleme aşamasında.
      Konu onur tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/993-onur Saat 05 October 2020, 13:32 ) değiştirilmiştir.

      Yorum yap


      • #4
        Glutatyon Nedir ve Ne İşe Yarar?

        Güçlü Bir Antioksidan

        Glutatyon Nedir ve Ne İşe Yarar?

        Toksinler, birçok farklı şekilde hayatımızda rol oynyor. Toksinleri sınıflayacak olursak bunları çevresel, sanayi, gıda ve medikal alanda görülen maddeler olarak 4 grupta inceleyebiliriz. Solunumla gelen maddeler, kirli hava, egzoz dumanı, sigaradan gelen ağır metaller çevresel alandaki toksinleri oluştururken; boyalar, plastikler ve kimyasallar sanayi sektöründeki toksinlere örnektir. Yanmış ya da küflü yiyecekler ile katkılı ve koruyucu madde içeren yiyecekler gıda alanındaki toksinler arasında sıralanırken; gereksiz şekilde veya yanlışlıkla kullanılan ilaçlar, radyasyon ile elektromanyetik toksinler de tıp sektöründe maruz kalınabilecek toksinler arasında yer alıyor.

        Bu tablo bizlere çok büyük bir toksin yükümüz olduğunu gösteriyor. Bu kadar sıklıkla maruz kalınan toksinler vücuda deri, akciğerler ve bağırsaklar yoluyla giriyor. Her bir toksini arındırmak için ise vücudun çok güçlü bir anti-toksin temizlik kapasitesi bulunuyor. Bu temizleme fonksiyonu için temel görevi Glutatyon sağlıyor. Glutatyon, gerek metabolizmanın artığı olan toksinlerin, gerekse çevresel kaynaklı toksinlerin temizliği için başrolü üstleniyor. Selenyum, C vitamini ve Sistein de bu görev konusunda Glutatyona yardımcı oluyor.

        Gençlerde Glutatyon kapasitesi yüksek olmakla beraber; yaşlanma ile birlikte bu kapasite azalıyor ve giderek artan toksin yükünün temizlenmesi zorlaşıyor. İşte bu durumda Glutatyon takviyesi yardımcı güç olarak devreye giriyor. Oldukça hassas bir etken madde olan Glutatyonun, ağızdan kana geçmesi ve orada kalması zor bir süreç olarak tanımlansa da modern teknolojiler, yüksek oranında emilebilen bir form olan Reduced Glutatyon sayesinde bu sorunu yenmeyi başarıyor.

        Pubmed’de Glutatyon hakkında 78.000 yayın bulunuyor. Bu madde master detoxifier veya master antioksidan olarak tanımlanıyor. Serbest radikal olarak bilinen tüm hastalık ve yaşlanma problemlerinin altından çıkan bu hücre içi zararlılara karşı en büyük savunmayı Glutatyon sağlıyor.

        Karaciğer de maruz kaldığımız toksinleri etkisiz hale getirirken Glutatyondan yararlanıyor. Alkol, ilaçlar, hormonlar, hatta kafeinin bile fazlası Glutatyon yardımcılı yöntemlerle temizleniyor.

        En çok beyin ve sinir sistemi için gerekli olan Glutatyon, tıpkı karaciğerde olduğu gibi burada da hasar gören beyin hücrelerinin temizliğinde aktif rol üstleniyor.

        Vücutta Glutatyon miktarı yeterli olduğunda, cilt lekeleri de kolayca temizlenebiliyor. Daima lekesiz ve beyaz bir cilde kavuşmak isteyen ve güzelliklerine son derece düşkün olan Koreli kadınların genç yaşlardan itibaren Glutatyon kullandığı biliniyor.

        Referanslar: https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4684116/

        https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5981248/

        Yorum yap


        • #5
          Glutatyon’un Sağlığa Faydaları, Eksikliği ve Çözüm Yolları

          Tüm antioksidanlar arasında en önemlilerinden biri olan Glutatyon sağlık sektöründe en çok konuşulan takviyelerden biridir. Bu antioksidanın kalp, karaciğer ve beyin sağlığını iyileştirmeyi içeren çeşitli yararları vardır. Aşağıda glutatyon, faydaları ve yan etkilerine dair bilimsel olarak bilgiler sunulmuştur.


          Glutatyon Nedir?



          Glutatyon (GSH) vücudun ana antioksidanıdır. Oksidatif stres ile mücadele etmek ve zararlı serbest radikalleri etkisiz hale getirmek için muazzam bir kapasiteye sahiptir. Kimyasal olarak bakıldığında, glutation 3 amino asitten oluşan bir tripeptittir. Bu aminoasitler şu şekildedir:
          • Glutamik asit
          • Sistein
          • Glisin
          Vücut, glutamin yapmak için glutamik asit kullanmaktadır. Bu üç amino asit glutatyonla birleştirildiğinde, tehlikeli serbest radikalleri, toksik ilaçları ve ağır metalleri detokslamak için süper bir güç kazanırlar. Bu mekanizma tüm vücudu fonksiyon bozukluğundan ve hastalıklardan korumaktadır. İlk bakışta, glutation C vitamini ve E vitamini gibi diğer iyi bilinen antioksidanlara benzer. Kayda değer olan, çoğu antioksidandan farklı olarak vücut glutatyon üretebilir. Sadece doğru yapı taşlarına ihtiyacı vardır.
          Aslında, vücudun sağlıklı bir yaşam sürmek için glutatyon yapması gerekir . Bilim adamları, seviyelerini kişinin ömrünün harika bir göstergesi olarak bile önermişlerdir. Glutatyon eksikliği, kanser, kalp hastalığı, Parkinson ve Alzheimer gibi birçok hastalığın altında yatan nedenlerden olan oksidatif strese duyarlılığı arttırır. Bilinmelidir ki glutatyon vücudun ana antioksidandır ve çeşitli kimyasalları temizlemesiyle optimum sağlığı korumaya yardımcı olur.

          Glutatyon’un Sağlığa Faydaları

          Glutatyonun faydaları o kadar geniştir ki hepsini listelemek neredeyse imkânsızdır. Bununla birlikte, takviye almak, glutatyon seviyesini yükseltmenin yalnızca bir yoludur ve bu en her zaman iyi strateji olmayabilir. Bu güçlü antioksidanın faydalarından bazıları şu şekildedir:

          Oksidatif stresle mücadele eder: Glutatyon, reaktif oksijen türlerini (ROS) ve vücuttaki oksidatif stresi azaltır; aksi takdirde hücrelere ve DNA’ya zarar verir. Temel olarak, oksidatif stresi azaltmak, kanser, iltihaplanma, beyin hasarı ve diğer sağlık sorunları riskini azaltabilir. Glutatyon, C vitamini ve E vitamini gibi vücudun ihtiyaç duyduğu diğer antioksidanların yenilenmesi için de aynı derecede önemlidir. Tek bir maddeyle asla gerçekleştirilemeyen bir görev olan genel antioksidan savunmasını arttırır.

          Enflamasyonu düşürür: Glutatyon (GSH) çoğu enflamatuar sitokin üretimini engeller. Kronik sağlık sorunları varsa, sitokinler kişiyi sürekli düşük dereceli inflamasyon durumunda tutarlar. Yapılan araştırmalarda glutatyon eksikliğinin farelerde iltihaplanmaya neden olduğu tespit edilmiştir. Enflamatuar yolakları (MAPK ve iNOS) bloke etmek seviyelerini geri kazanmış bu, glutation ve inflamasyonun çok sıkı ve karşılıklı bir ilişki içinde olduğunu göstermektedir. Enflamasyondan mustarip olanlar, altta yatan nedeni çözmek, uzun vadede GSH seviyesini yükseltmeleri anahtar bir çözüm olabilir.

          Yaşlanma karşıtı: Daha az glutatyon sayesinde serbest radikaller vücuda zarar verebilir. Ve yaşlanma sürecini ve bilişsel gerilemeyi hızlandırabilir. Yapılan birçok çalışma, vücudun yaşlandıkça bu antioksidandan daha az faydalandığını ortaya çıkarmıştır. Kadınlarda, menopozun başlangıcında düzeyleri düşer ve sonrasında düşük kalır. Yaşlılarda düşük seviyelerden artan oksidatif stres, kemikleri daha kırılgan hale getirebilir ve osteoporoza katkıda bulunabilir.

          Anksiyete, depresyon ve stres: Araştırmalar, depresyonu olan kişilerin düşük glutatyon seviyelerine sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır. Buna göre, glutation stres altındaki hayvanlarda depresyonu önlemiştir. Dahası, kaygı önleyici ilaçlar kısmen seviyelerini yükselterek işe yarayabilir.

          OKB ve şizofreni: Şizofreni hastaları düşük glutatyon seviyesine sahiptir. Beyindeki glutatyon seviyesini artıran NAC, klinik çalışmalarda şizofreni semptomlarını iyileştirmiştir. OKB hastaları beyninin bazı bölgelerinde düşük GSH seviyelerine ve yüksek kan serbest radikal seviyelerine sahip olabilir. Glutation’un artırılması, antioksidan savunmayı, stres direncini ve genel semptom şiddetini artırabilir. Bipolar bozukluğu tedavi etmek için kullanılan çoklu ilaçlar glutatyon seviyelerini artırarak çalıştığından, doğal olarak artırılması da ruh halini ve semptomları stabilize etmeye yardımcı olabilir.

          Otizm ve DEHB: Otizm teşhisi konan çocukların% 20-40’ında daha düşük glutation seviyeleri vardır. Aktif glutatyon formunu oluşturma ve restore etmede farklı anormallikleri vardır. Otistik çocuklarda seviyeleri restore etmek için oral ve transdermal glutatyon geliştirilmektedir. DEHB olan insanlar düşük glutatyon ve yüksek oksidatif stres seviyelerine sahiptir. Ek çalışmalar yapılıncaya kadar, otizmi veya DEHB’si olan çocuklar için glutatyon takviyeleri konusunda dikkatli olunmalıdır. Piyasada satılan ürünlerin çoğunun biyoyararlanımı sorunludur ve bazıları çocuklarda test edilmemiştir. NAC, piknojenol, sistein bakımından zengin ve kükürt içeren yiyecekler çocuklarda glutatyon düzeylerini yükseltmek için daha güvenli seçeneklerdir.

          Alzheimer hastalığı: Beyin enerji için yakıt yakarken reaktif oksijen türleri sürekli olarak üretilir. Beynin sağlıklı kalmaları için onları detoks etmesi gerekir ve glutatyon bunu mümkün kılmakta anahtar rol oynar. Alzheimer hastalığı, kısmen oksidatif strese neden olur. Antioksidanlar hastalığı önleyebilir veya yavaşlatabilir. Çeşitli klinik çalışmalar, oral olarak E vitamini alımında (güçlü bir antioksidan) Alzheimer ilerlemesinin durduğunu tespit etmişlerdir. Alzheimer’de toksik proteinlerin birikmesi, GSH seviyelerini düşürerek hastaları daha fazla eksiklik riskine sokmaktadır. Alzheimer’lı farelerde, artan glutatyon belleği arttırabilir, plak birikimini azaltabilir ve genel semptomları iyileştirebilir.

          Parkinson hastalığı: Glutatyon, Parkinson hastalığında dopamin nöronlarına zarar veren oksidatif stres ile mücadelede yardımcı olabilir. Parkinson hastaları beyinde düşük glutatyon seviyelerine sahiptir ve GSH’yi artırmak bu hastalığı önlemek için erken bir önlem olabilir. Bir çalışmada, bir ilaç (3,4-dihidroksi-benzalaceton), glutatyon seviyelerini artırarak Parkinson hastalığını önlemiştir. Kişide beyin sağlığı bozukluğu veya zayıf bilişsel işlev varsa, beyine glutatyon ve diğer antioksidanlar üretmesi için ihtiyaç duyduğu yapı taşlarını yeterince sağlamak çok önemlidir.

          Enfeksiyonlarla mücadele: Viral enfeksiyonlar vücuda iltihaplanma nedeniyle oksidatif stresle daha fazla glutatyon kullanarak su sağlar. Birçok kronik hastalıkta, zayıf bağışıklık ve artmış enfeksiyon riski, düşük GSH seviyelerine bağlıdır. Glutatyon tükendiğinde, bağışıklık hücreleri enfeksiyonlarla savaşma yeteneklerini kaybeder. Vücutta glutatiyonu artıran NAC , bağışıklık hücrelerinin tüberküloza neden olan bakterileri öldürme kabiliyetini geri kazanmıştır. Başka bir çalışmada, sistein seviyelerinin korunması glutatyonun kontrol altında tutulmasına yardımcı olmuştur. Buna karşılık, bağışıklık hücreleri mikropları yok etme gücüne kavuşmuştur. Daha yaşlı AIDS hastaları daha az GSH üretir, bu da zaten kırılgan bağışıklık sistemlerini zayıflatır ve insülin duyarlılığını azaltır. Glutatyon seviyelerinin artması semptomları iyileştirmeye ve bakteriyel enfeksiyon riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

          Gut: Kişiler IBS glutation sentezine katılan enzimlerin aktivitesini azaltmıştır. Ayrıca, ana bileşeni olan sistein seviyelerinin daha düşük olma eğilimindedirler. Serbest radikalleri azaltmada en önemli enzime glutatyon peroksidaz denir. Bu enzim glutation kullanır ve zararlı maddelerle çalışmak için selenyum gerektirir. Bu enzimin yüksek seviyeleri, nötrleştirilmesi gereken daha oksidatif strese işaret eder. Bu enzim ayrıca bağırsak astarının yenilenmesine ve güçlendirilmesine yardımcı olur. Hayvanlarda, glutation, sızdıran bağırsakların önlenmesine yardımcı olabilecek bağırsak astarını korur. Özetlemek gerekirse, bağırsak sağlığını iyileştirmek için aşağıdaki adımları atılabilir:
          • Yüksek proteinli hayvansal kaynaklar gibi zenginleştirilen yiyeceklerle sistein alımını artırmak.
          • Glutatyon veya glutamin, glisin ve sistein gibi yapıtaşları ile desteklemek
          • Selenyum bakımından zengin yiyeceklerin tüketimini artırmak ve selenyum kan seviyesinin düşük seviyede olmadığını kontrol etmek

          Kanser: Glutatyon, kanser hücrelerinin bölünmesi ve hayatta kalması üzerinde derin bir etkiye sahiptir. Eksikliği, kanserin ilerlemesinde rol oynayan oksidatif stresin artmış hasarına yol açmaktadır. Araştırmacılar, artan glutatyon alımı ile düşük oral ve boğaz kanseri riski arasında anlamlı bir bağlantı ortaya çıkarmışlardır. Glutatyon ayrıca kemoterapinin yan etkilerini azaltabilir. Ama bu o kadar basit değildir. Glutatyon genellikle iyidir ancak, kötü amaçlı hücreler bundan nasıl yararlanılacağını öğrenmektedir. Bu anlamda, glutatyon, kanser söz konusu olduğunda hem iyi hem de kötü olabilir. İyi ve kötü olma durumları şu şekilde gerçekleşir:
          • İyi: Kanserojenlerin uzaklaştırılmasında ve detoksifikasyonunda çok önemlidir. Eksikliği kanserlerin büyümesini tetikleyebilir.
          • Kötü: Kanserli hücreler sağladığı faydaları kötüye kullanabilir. Kanserler, onları koruyan ve kemoterapi ilaçlarına karşı direncini artıran glutation seviyelerini artırabilir.
          Her zaman olduğu gibi denge şarttır. Sağlıklı glutatyon seviyelerini korumak, muhtemelen geliştirildikten sonra kanserlerle savaşmaya yardımcı olacağından daha fazla önlemeye yardımcı olacaktır.

          Kalp sağlığı: Düşük glutatyon peroksidaz aktivitesi ve düşük glutatyon seviyeleri, yüksek oksidatif stres ve artmış kalp krizi riski ile ilişkilidir. Kardiyovasküler hastalık, büyük ölçüde kalp dokularındaki oksidatif strese neden olur. Glutatyon serbest radikalleri azaltmada yardımcı olabilir ve buna bağlı olarak inme veya kalp krizi riskini azaltır.

          Diyabet: Tip 2 diyabet ve yüksek kan şekeri vücutta düşük glutatyondan kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak, zararlı serbest radikallerin birikmesi, kalp problemleri, beyin ve sinir hasarı gibi birçok komplikasyona neden olur. Glutation’u artırmak bu sorunları önleyebilir veya sınırlayabilir.

          Böbrek sağlığı: Böbreklerdeki oksidatif stres ciddiyetine bağlı olarak hafif böbrek problemlerine veya hatta tam şişmiş böbrek yetmezliğine neden olabilir. Hemodiyalizde kronik böbrek hastalığı olan 20 kişiden oluşan bir çalışmada, glutatyon böbrek fonksiyonlarını iyileştirmiş ve anemiyi tersine çevirmiştir. Fareler üzerine yapılan bir çalışmada glutatyon güçlendirici NAC, yapay tatlandırıcı aspartamdan böbrek hastalığını önlemiştir.

          Karaciğeri koruma: Glutatyon, karaciğer hastalığına yol açabilecek oksidatif stresi nötralize ederek karaciğeri sağlıklı tutar. Karaciğeri detoks etmede ve kükürt bakımından zengin antioksidan yollarını korumada önemli bir rol oynar. Zararlı maddeler ile karşılaştığı zaman, glutatyon karaciğer hasarı önlemek faydalıdır.

          Bağımlılıklar: Çeşitli suiistimal ilaçları (kokain gibi alkolün yanı sıra ve metamfetaminler gibi) reaktif oksijen türlerinin üretimini arttırır. Bunlar, beyni ve davranışı değiştirebilir veya hasara neden olabilir. Bazı çalışmalar, artan glutatyonun, yeme bozukluklarından alkol/uyuşturucu kullanımına kadar bağımlılık yaratan davranışların üstesinden gelmeye yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. Antioksidan korumanın arttırılması sadece beyni korumakla kalmaz, aynı zamanda vücuttaki zararlı maddelerin detoksuna yardımcı olur. Kronik alkol kötüye kullanımı karaciğerde glutatyon azaltır. GSH seviyelerinin yükseltilmesi, yoksunluk sırasındaki karaciğer fonksiyonlarını iyileştirmiştir. Alkol kötüye kullanımı ayrıca akciğerlerde oksidatif stresi arttırır ve bu da zatürree gibi enfeksiyonlara neden olabilir. Glutatyon oksidatif stresi azaltarak akciğerleri koruyabilir.

          Akciğerler ve solunum: Düşük glutatyon seviyeleri solunum yollarında iltihabı artırabilir ve astıma neden olabilir . Astımlı farelerde, NAC ile artan glutatyon enflamasyonu düşürdü ve semptomları iyileştirmiştir. Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), uzun süreli oksidatif hasarın neden olduğu bir akciğer hastalığıdır. Artan glutatyon, akciğerlerde serbest radikal hasarını azaltır, bu da KOAH gelişme riskini azaltır.

          Uyku apnesi: Uyku apnesi olan kişiler yüksek oksidatif stres seviyelerine ve dolayısıyla tükenmiş GSH seviyelerine sahiptir. Bir çalışmada, seviyeleri normale yükseltmek uyku kalitesini arttırdığı gözlemlenmiştir.

          Akne: Oksidatif stres sivilceleri olan insanlarda glutatiyonu azaltır. Glutatyon seviyelerinin artması, oksidatif stresi nötralize ederek ve cilt yenilenmesini teşvik ederek akneyi temizleyebilir

          Cilt parlaklığı: İlginç bir şekilde, glutation, sağlıklı kadınlarda cildi parlattığı gözlemlenmiştir. Koyu renkli pigmentler (melanin) yapan cilt hücrelerinin aktivitesini azaltır. Bu nedenle, glutatyon koyu cilt lekelerinin, özellikle yaşlanma ile ortaya çıkanların örtülmesine yardımcı olabilir.

          Göz sağlığı: Glokom ve katarakt yavaş yavaş körlüğe yol açabilir. Oksidatif stres her ikisinin de altından geldiğinden, güçlendiren glutatyon gözleri koruyabilir. Bununla birlikte, klinik çalışmaların bu faydası üzerinde artmasıdır gerekmektedir.

          Sağlıklı gebelik: Düşük glutatyon seviyeleri hamile kadınları depresyona yatkın hale getirebilir ve fetal beyin gelişimini bozabilir. Fetüste artan oksidatif stres, erken doğum eylemiyle ilişkilendirilmiştir. Glutatyon ve antioksidanların kükürt ve sistein bakımından zengin gıdalarla arttırılması, sağlıklı bir gebeliğin korunmasına yardımcı olabilir. Takviyeler, doktor tarafından reçete edilmedikçe önerilmemektedir.

          Kistik fibrozis: Kistik fibrozu olan kişilerde düşük glutatyon düzeyleri ve yüksek oksidatif stres vardır. Akciğerlerdeki düşük GSH seviyeleri solunumu engeller ve hava yolu hasarını tetikler. Glutatyon solunması kistik fibroz semptomlarını iyileştirebilir.

          Glutation Seviyelerini Artırma Yolları

          GSH takviyeler: Glutatyon, vücutta 3 amino asitten yapılır: glutamat, sistein ve glisin. Bir kez üretilip kullanıldığında, gama-glutamil transferaz, GGT adı verilen bir enzim tarafından parçalanır. Bir glutation takviyesi alınırsa, karaciğere kan dolaşımı ulaşmadan önce geçmesi gerekir. Karaciğer GSH’yi parçalayacak yüksek miktarda GGT içerebilir. Sonuç olarak, çoğu oral glutatyon formları istenen etkilere ulaşamayacaktır. Bu sınırlamayı atlamanın çeşitli yolları ve ek formları vardır. BU yollar şu şekildedir:
          • Lipozomal
          • Sublingual (doğrudan kan dolaşımına emilir)
          • Ağızda veya pastillerde çözünen yavaş salınan tabletler
          • Solunan formülasyonlar
          • Metil glutatyon (GGT parçalayamaz)
          • Kaplanmış tabletler
          • IV enjeksiyonları (güvenlik sağlanmamıştır)
          Her gün yeni formülasyonlar araştırılmaktadır. Bunlar, yamalar, kremler, nanoparçacıklar ve vücuttaki konsantrasyonunu maksimize edebilecek diğer gelişmiş ürünleri içerir. Karaciğerler hızlı bir şekilde glutatyonları parçalar, bu nedenle oral takviyeler genellikle işe yaramaz. Dilaltı veya lipozomal gibi ileri ek formlar karaciğeri bypass eder.

          Diğer Takviyeler

          • Sistein: Glutatyon yapan üç amino asitten sistein en önemlisidir. Sistein miktarı, üretilen GSH’nin hızını ve miktarını yönetir. 500-1,000 mg/gün NAC şeklinde sistein önerilir.
          • Selenyum: Selenyum , serbest radikalleri nötralize etmek için GSH’yi kullanan enzimi yani glutatyon peroksidaz desteklediği için sağlıklı glutatyon seviyelerini korumak için önemlidir.
          • Alfa Lipoik Asit (ALA): R-Lipoik asit , glutation seviyelerinin ana destekleyicilerinden biridir.
          • Metionin: S-adenosil-metiyonin (SAM-e) içeren bir ek metiyonin ve ayrıca glutatyon seviyelerinin yükseltilmesine yardımcı olur.
          Birçok glutation takviye edici takviyesi yukarıdakilerin 4’ünü de içerecektir. Selenyum bazı ürünlere dahil değildir ve ilave bir ek almak ya da Brezilya fıstığı yenilen yiyeceklerden yeterince alınmasını tercih edilebilir.

          Gıda

          Bazı gıdalar glutation için yapı taşlarını içerir. Bunlar diyete harika bir katkı olabilir. Bu gıdaları şu şekilde sıralayabilir:
          • Sarımsak, kuşkonmaz ve sebzelerden kükürt bileşenleri ile glutatyon artırmak mümkündür.
          • Sistein ve metiyonin bakımından daha yüksek olan hayvansal besin kaynakları da glutatyon seviyelerinin artmasına yardımcı olabilir. Kalsiyum ve riboflavin de glutatiyonu arttırır, süt her ikisinin de kaynağıdır.

          Glutatyon Yan Etkiler ve Güvenliği
          Hamilelik veya emzirme döneminde GSH takviyesi almak önerilmez. Glutatyon, kişinin kronik iltihabı varsa iki ucu keskin bir kılıç olabilir. Yan etkiler yaşanıyorsa, glutation takviye edici takviyeler, bağışıklık sistemini aşırı uyarıyor olabilir. Çalışıp çalışmadıklarını belirlemek için vücudun verdiği tepkiler dikkatlice izlenmelidir. Bu genellikle, özellikle belirlemesi zor olan belirsiz bir iltihapla mücadele ediliyorsa, laboratuvar sonuçlarını ve semptomları takip etmek anlamına gelir. Kistik fibrozlu kişilerde daha yüksek dozların (~150 mg/kg/güne kadar) yan etkileri göğüs gerginliği, diyare ve ateş gibi hastalıklardır. Bunlar genel popülasyon ve daha düşük dozlar için geçerli olmayabilir. Glutatyon seviyesini artırmak, antioksidan ve bağışıklık sistemini güçlendirmenin harika bir yoludur. Glutatyon vücudun detoksu, karaciğeri, beyni ve kalbi korumaya yardımcı olur. Bununla birlikte, glutation takviyeleri almak, gidilecek en iyi yol olmayabilir. Bunun yanında glutatyon seviyelerini artırmak için sistein, alfa-lipoik asit ve metiyonin gibiyapı taşlarından yeterince alınmalıdır. Sarımsak ve lahanası sebzeler gibi kükürt bakımından zengin yiyecekleri tüketilmeli ve yeterli selenyum aldığınızdan emin olunmalıdır

          Yorum yap


          • #6




            Glutatyon; en güçlü antioksidan savaşçı
            Glutatyon, vücutta ihtiyaç duyulan kimyasal madde ve proteinlerin üretilmesi, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, dokularımızın yapım ve onarımı da dâhil olmak üzere vücuttaki birçok metabolik işlemde rol oynamaktadır. O kadar gereklidir ki hücre içerisinde glukoz, potasyum ve kolesterol kadar fazla yoğunlukta (5mmol) bulunmaktadır. Karaciğerde hücre içinde glutamik asit, sistein ve glisinden sentezlenen protein yapıdaki glutatyon, vücudun en temel antioksidanıdır ve serbest radikalleri hücrelerde etkisiz hale getirme kabiliyeti ile detoksifikasyon işlemlerinde öncül bir rol üstlenir.


            Glutatyon mitokondrilerde serbest radikaller, peroksit, lipit peroksit ve ağır metaller gibi çevresel toksik faktörlerin etkisi sonrası oluşan reaktif oksijen türlerini nötralize ederek önemli hücresel bileşenlere zarar gelmesini önleme yeteneğine sahiptir. Birçok zorlu nörolojik hastalık da dâhil olmak üzere çok çeşitli hastalıklar ve yaşlanma öncülü hücresel bozukluklar için umut verici olduğu birçok çalışmada vurgulamıştır. Glutatyon tükenmesi, yaşlanma ile birlikte hastalıklar ve fonksiyon kaybı ile güçlü bir şekilde ilişkilendirilmiştir. Yaşlıların konu alındığı bir çalışmada yüksek glutatyon seviyelerinin yüksek fiziksel sağlık seviyeleri ve performans ile daha az hastalık riski ile ilişkili olduğunu gösterilmiştir.

            Glutatyon görevleri;
            • DNA’nın, proteinlerin ve hücrelerin yapıtaşlarının üretilmesi
            • Bağışıklık fonksiyonunu desteklemek
            • Sperm hücreleri oluşturmak
            • Serbest radikalleri parçalamak
            • Birçok enzimin işlevine kofaktör olarak yardımcı olmak
            • C ve E vitaminlerini yenilemek
            • Ağır metallerin vücuttan atılmasına yardımcı olmak
            • Karaciğer ve safra kesesinin yağlarla baş etmesine yardım etmek
            • Mitokondrilerin çalışması ve mitokondriyal DNA’nın korunmasına yardım etmek
            • Düzenli hücre ölümüne yardımcı olmak (apopitoz olarak bilinen bir işlem)

            Glutatyon destek ve tedavi amaçlı kullanım alanları
            • Civa ve kurşun gibi ağır metal atılımının arttırılması
            • Yaşlanmanın geciktirilmesi (Anti-aging)
            • Cilt yaşlanmasının azaltılması, cilt beyazlığında artış
            • Hepatit ve yağlı karaciğer hastalıkları
            • Katarakt ve glokom tedavisi,
            • Alkol ve madde bağımlılıkları
            • İnsülin duyarlılığında artış
            • Kanser kemoterapisi ve desteği
            • Infertilite
            • Çeşitli sinir sistemi hastalıklarında (MS, Alzheimer, Parkinson, otizm)
            • Kalp hastalıklarında (ateroskleroz,hipertansiyon, yüksek kolesterol),
            • Bağışıklık sisteminin desteklenmesinde
            • Elektromayetik radyasyon zararının azaltılmasında
            Konu onur tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/993-onur Saat 05 October 2020, 13:33 ) değiştirilmiştir.

            Yorum yap


            • #7
              GLUTATYON Vücudu her türlü ZEHİRDEN Arıtır, Dünyanın en doğal en etkili Antioksidanı Gökçek Şifa'da



              Toksinleri Vücuttan Atmanın Yolları Glutatyon Nedir Ne İşe Yarar Faydaları Nedir

              Yorum yap


              • #8
                Vücudu Kimyasallardan Nasıl Temizleriz- Vücuttan Toksik Maddeleri Atmak İçin Ne Kullanmalıyız

                Yorum yap


                • #9
                  Glutatyon Nedir- Glutatyon Faydaları Nelerdir

                  Yorum yap


                  • #10
                    Glutatyon Nedir- Glutatyon Faydaları Nelerdir- Glutatyon Forte

                    Yorum yap


                    • #11
                      Hepatit B ( Sarılık) Rahatsızlığına Ne İyi Gelir

                      Yorum yap


                      • #12
                        Hafıza Güçlendirme ve Beyni Ağır Metallerden Temizleme İçin Ne Yapılır ?

                        Yorum yap


                        • #13
                          NAC (N-Acetylcysteine) Nedir? Faydaları




                          Bu amino asit diyabet, KOAH ve kısırlığa yardımcı olabilir
                          N-asetilsistein (NAC), amino asit sisteininin tamamlayıcı formudur. Ek, glutatyon olarak bilinen güçlü bir antioksidan oluşturmak için diğer iki amino asitle (glutamin ve glisin) bağlanarak temel biyolojik işlevleri kolaylaştırmaya yardımcı olur. Glutatyon, çok sayıda hücresel aktivitenin düzenlenmesinde önemli bir rol oynar ve bağışıklık sistemini kontrol altında tutmaya yardımcı olur. Bir antioksidan olan glutatyon, moleküler düzeyde hücrelere ve dokulara zarar veren serbest radikalleri nötralize etmeye yardımcı olur. N-asetilsistein takviyelerinin alınmasının solunum hastalıkları, karaciğer hastalığı, psikiyatrik bozukluklar, diyabet, belirli kanserler ve kimyasal bağımlılık dahil olmak üzere, çok sayıda sağlık sorununa karşı koruma sağlayabileceğini iddia ediyor.

                          NAC (N-Acetylcysteine) Faydaları
                          Tamamlayıcı ve alternatif tıpta, N-asetilsisteinin çok çeşitli tıbbi durumlara yardımcı olduğuna inanılmaktadır. N-asetilsistein, glutatyon üretimini artırabildiğinden, bazı uygulayıcılar, yalnızca hücrelerin bütünlüğünü koruyarak kanser ve kalp hastalığı gibi durumları önlemekle kalmayıp aynı zamanda bazı hastalıkların tedavisini de desteklediğini öne sürmüşlerdir.

                          Taraftarlar, N-asetilsisteinin, aşağıdakiler de dahil olmak üzere neredeyse ansiklopedik bir dizi sağlık problemini önleme veya tedavi etme potansiyeline sahip olduğunu iddia ediyorlar:
                          • Alerjik rinit (saman nezlesi)
                          • Alzheimer hastalığı
                          • Bipolar bozukluk
                          • Bronşit
                          • Karbondioksit zehirlenmesi
                          • Kronik böbrek hastalığı
                          • Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH)
                          • Siroz
                          • Kokain bağımlılığı
                          • Kolorektal kanser
                          • Konjunktivit
                          • Kistik fibrozis
                          • Kalp hastalığı
                          • Hepatit
                          • Hiperkolesterolemi (yüksek kolesterol)
                          • HIV
                          • Kısırlık
                          • Lou gehrig hastalığı
                          • Akciğer kanseri
                          • Lupus
                          • Polikistik over sendromu (PCOS)
                          • Travma sonrası sıkıntı sendromu (PTSD)
                          • Erken doğum veya düşük
                          • Şizofreni
                          • Kararsız anjina
                          • Üst solunum yolu enfeksiyonları

                          Bu iddiaların geniş doğası, zaman zaman uzak gelenlerle sınırlıdır. Klinik araştırmalardan yararlanan iddialar bile genellikle yetersiz kalmaktadır, çünkü çalışmalar küçüktür ya da kanıtlar genellikle geniş kapsamlı sonuçları desteklememektedir. Bununla birlikte, ciddi bilimsel değerlendirmeyi gerektiren bazı olumlu bulgular oldu. N-asetilsistein takviyelerinin faydalarını araştıran bazı araştırmalara bir göz atın:

                          Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ve NAC
                          Çok sayıda çalışma, kronik bronşit ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olan kişilerde N-asetilsistein takviyelerinin faydalarını araştırmıştır. European Respiratory Review’da yayınlanan ve 13 çalışmayı ve KOAH’lı toplam 4.155 kişiyi değerlendiren bir 2015 analizi, plaseboya kıyasla günde 1.200 miligram N-asetilsisteinin alevlenmelerin (alevlenme olarak bilinir) insidansını ve şiddetini azalttığı sonucuna varmıştır.

                          Şeker hastalığı ve NAC
                          American Journal of Translational Research’de 2016 yılında yapılan bir araştırmaya göre N-asetilsistein, diyabetin önlenmesine yardımcı olabilir. Araştırma, ya yüksek yağlı bir diyetle beslenen (tip 2 diyabetin etkilerini taklit eden) ya da tıbbi kaynaklı diyabeti olan (tip 1 diyabeti yakından yansıtan) fareleri içeriyordu. Her grup ayrıca N-asetilsistein dozuna göre daha küçük gruplara ayrıldı. Bulgular arasında: Günde kilogram başına (mg / kg / gün) 600 ila 1.800 miligramlık dozlar, tıbbi olarak indüklenen diyabetli farelerde glikoz toleransını iyileştirdi. Yüksek yağlı diyetlerle beslenen fareler, 400 mg / kg / gün dozlarında gelişmiş glikoza sahipti ve ayrıca N-asetilsistein verilmeyen farelere kıyasla kilo kaybı sağladı. 1.200 mg / kg / gün dozları insülin duyarlılığını artırmıştır. Sonuçlar başlangıç niteliğinde olsa da, hem diyabetin önlenmesinde hem de yönetiminde umut vaat ediyorlar. N-asetilsistein, bir kişinin insüline duyarlılığını artırarak diyabetin daha iyi kontrolünü sağlayabilir. Diğer taraftan, glikoz toleransını artırarak, N-asetilsistein prediyabetli kişilerin diyabete ilerlemesini önleyebilir.

                          Yüksek tansiyon ve NAC
                          N-asetilsisteinin genellikle kalp ve kardiyovasküler sistem üzerindeki oksidatif stresi azaltarak kalp hastalığı riskini azalttığı söylenir. Bu, kısmen günlük N-asetilsisteinin kullanımının ateroskleroz için önemli bir faktör olan hipertansiyonu (yüksek tansiyon) azaltabildiği araştırmalarla kanıtlanmıştır. American Journal of Clinical Nutrition’da 2015 yılında yapılan bir araştırmaya göre, N-asetilsistein kandaki homosistein düzeylerini düşürüyor. Homosistein, genellikle kırmızı et yemekten aldığınız bir amino asittir. Yüksek seviyeler, kalp hastalığı, böbrek hastalığı ve hatta tekrarlayan düşükler için bağımsız bir risk faktörüdür.
                          Araştırmacılar, dört haftalık bir N-asetilsistein kürünün sigara, kilo veya kan lipid değerlerinden bağımsız olarak sistolik ve diyastolik kan basıncında önemli bir düşüşle ilişkili olduğunu bildirdi.

                          Polikistik Over Sendromu ve NAC
                          N-asetilsistein, Obstetrics and Gynecology International’da 2015 yılında yapılan sistematik bir incelemeye göre polikistik over sendromunun (PCOS) tedavisine yardımcı olabilir. Araştırmacılar, PKO’lu toplam 910 kadınla yapılan sekiz çalışmayı değerlendirirken, N-asetilsisteinin, bir plaseboya kıyasla yumurtlama ve gebelik oranlarını iyileştirdiğini gösterdi. Bunun nedeni tam olarak açık değil. Aşağıdaki bulgulara rağmen, araştırmacı, N-asetilsisteinin, adet düzensizlikleri, kilo alımı ve ikincil erkek özelliklerinin gelişimi dahil olmak üzere PKOS’un diğer karakteristik semptomlarını iyileştirmediğini bildirdi.

                          Erkeklerde Kısırlık ve NAC
                          N-asetilsistein, PCOS’ta doğurganlığı artırabilirken, varikosel nedeniyle kısırlığı olan erkeklerde aynı şeyi yapıp yapamayacağı belirsizdir. Varikoseller, skrotumda varis oluşumundan kaynaklanan erkek kısırlığının önde gelen nedenlerinden biridir. Uluslararası Doğurganlık ve Sterilite Dergisi’nde 2016 yılında yapılan bir araştırmaya göre, varikosel tedavisi için ameliyat olan 35 erkek, ameliyattan önce ve sonra N-asetilsistein verilirse daha yüksek gebelik oranlarına sahipti. Dahası, sperm kalitesinin de hem fiziksel hem de genetik düzeyde iyileştiği görüldü. Araştırmacılar, oksidatif stresin hafifletilmesinin varikosel cerrahisini takiben “daha sağlıklı” sperm ve gelişmiş doğurganlıkla sonuçlandığına inanıyorlar.

                          Bipolar bozukluk
                          N-asetilsisteinin bipolar bozukluğu tedavi etmek için kullanılan psikotrop ilaçların etkilerini artırabileceğine dair bazı kanıtlar vardır. International Journal of Bipolar Disorder’da yayınlanan 24 haftalık bir çalışma, 3.000 gram N-asetilsisteinin, bipolar ilaç kullanan kişilerde depresyon puanlarını önemli ölçüde iyileştirdiğini bildirdi. N-asetilsistein tarafından tetiklenen antioksidan etkilerin tepkiden sorumlu olabileceğine inanılmaktadır. Çoğu uzman, oksidanların ve antioksidanların dengesizliğinin klinik depresyonun merkezi bir özelliği olduğu konusunda hemfikirdir. Bazı bilim adamları, aynı faydaların, madde bağımlılığı bozuklukları3 ve erken şizofreni gibi diğer psikiyatrik bozukluklara da yayılabileceğine inanmaktadır.

                          Tylenol (Parol) Zehirlenmesi
                          N-asetilsisteinin tıbbi endikasyonlarından biri Tylenol (asetaminofen) zehirlenmesidir. Prosedür, karaciğer hasarını ve asetaminofen toksisitesinin diğer semptomlarını önlemek için 24 saat boyunca verilen üç ardışık intravenöz (IV) infüzyon içerir. Tylenol zehirlenmesi tıbbi bir acil durum olarak kabul edilir. Oral N-asetilsistein almak hiçbir şekilde Tylenol doz aşımının semptomlarını önlemez veya tedavi etmez.

                          İlgili Yazılar:
                          1. Kalp Hastalığı Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey
                          2. Bipolar Bozukluk Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey
                          3. Aslan Yelesi Mantarının Sağlığınız İçin 9 Faydası
                          4. Anksiyete Nedir? Belirtileri ve Alternatif Tedavi yöntemleri

                          Yorum yap


                          • #14
                            NAC (N- acetyl cysteine) – 10 Parmağında 10 Marifet


                            NAC (N-Asetil Sistein’in kısaltması) vücutta sistein amino asidine dönüştürülür. Sistein vücudun en güçlü antioksidanıGLUTATYONoluşumu için gerekli bir aminoasittir. (glisin ve glutamin)

                            Başka bir deyişle, GLUTATYON “tüm antioksidanların annesi” ise SİSTEİN büyükanne olur.

                            Sistein seviyeleri glutatyonun ne kadar miktarda ve ne kadar hızlı yapıldığını belirleyebildiğinden, NAC glutatyon depolarını doldurmak için gereklidir. Glutatyon hücrelerden serbest radikalleri uzaklaştırır ve detoks yollarını aktive eder.

                            Sistein ayrıca glutatyonun çalışması için gerekli olan kükürt içerir. Glutatyonu arttırmanın yanı sıra, NAC doğrudan serbest radikallerle savaşabilir.

                            Parasetamol (ateş düşürücü – ağrı kesici) zehirlenmelerinde kullanılan NAC, aynı zamanda mukus parçalayıcı ve balgam söktürücü olarak da kullanılmaktadır. Tabi ki NAC’ın daha pek çok faydası var ve özellikle solunum yollarını tutan COVID-19 ile mücadelede bu güçlü ve etkili olan antioksidan daha fazla bilinmelidir.

                            NAC; kurşun, civa, arsenik gibi ağır metal hasarı varsa onun da tedavisinde kullanılmaktadır. Radyasyon, kemoterapi ve pestisitlerin zararlı etkilerini vücuttan atmaya yardımcı olmaktadır. Bronşit, KOAH gibi akciğer hastalıklarının tedavisinde iyi bir destektir NAC !

                            Sigara ve alkol kullananlarda düzenli n-asetilsistein takviyesi oldukça önemlidir. Sigaranın oluşturduğu serbest radikal hasarını biraz olsun azaltabilmektedir. C vitaminiyle birlikte günlük alındığında karaciğeri korumaktadır.

                            Grip virüslerine karşı korunmada ve tedavide başarılı etkilerini gösteren pek çok çalışma mevcuttur. Bunların yanı sıra kadın ve erkek infertilite tedavisinde standart tedavilerine eklendiğinde etki göstermektedir.

                            Yorum yap


                            • #15
                              Parasetamol Zehirlenmesinde N-Asetil Sistein Dozu

                              Sinan Karacabey Zeynep Sena KAYA



                              Parasetamol dünyada en çok kullanılan analjezik olarak halen yerini korumakta. Reçetesiz olarak ulaşılabiliyor olması da bunda önemli bir etken. Bu kadar kolay ulaşılabilen bir ilaç olması da haliyle toksisitesininde acil servislerde sıklıkla karşımıza çıkmasına neden olmaktadır. Karaciğer yetmezliğinin en sık nedenidir. Karaciğer yetmezliklerinin %50’sinden sorumludur. Parasetamol zehirlenmesinde tedaviler oldukça kısıtlıdır ve bu hastalar son noktada karaciğer transplantasyonuna gitmektedirler. Bildiğimiz üzere toksisiteyi parasetamol direkt olarak kendisi değil aktif metaboliti olan N-asetil parabenzokinonimin (NAPQI) ile oluşturmaktadır. NAPQI hücresel proteinlere özellikle mitokondriyal proteinlere bağlanmaktadır. Bu mitokondriyal strese bağlı olarak intrasellüler sinyal artışı ve oksidatif hasar oluşur ve sonuçta karaciğerde hücre nekrozu gelişir.

                              Karaciğer nekrozunu engellemek için klasik olarak N-asetil sistein (NAC) tedavide kullanılır. N-asetilsistein (NAC) öncü molekül sisteini sağlayarak glutatyon rezervini yenilemeyi amaçlamaktadır. NAC, intravenöz (IV) veya oral (PO) formlarda ve değişken doz rejimlerinde kullanılmaktadır. Bu farklı kullanım yollarına rağmen, mevcut tüm doz rejimleri, daha büyük bir miktarda oral alım veya daha yüksek serum konsantrasyonu için dozda hiçbir değişiklik olmadan oral için ve intravenöz kullanım için tekli dozdur. Ancak son kanıtlar, alınan parasetamol miktarı büyük olduğunda veya parasetamol kinetiğinin ciddi şekilde değişmesi durumunda alternatif bir tedavi protokolünün gerekli olabileceğini düşündürmektedir. Bu nedenle masif alımlarda NAC dozunun arttırılması tartışılmalıdır. Bu konuyla alakalı bundan sonra bahsedeceğim düzeyler ve ilaç dozları çalışmalardan elde edilen bilgilerdir. Bu konuyla alakalı henüz kesinleşmiş bir protokol yoktur.

                              Masif Parasetamol Zehirlenme Dozu Nedir?
                              Aslında ilk tartışmalı konu bu farklı çalışmalarda farklı düzeylerden bahsedilmekte. Bazı yazarlar alınan doza göre; >50g, >40g, >30g, opioid ve antimuskarinik ajanlarla beraber >30g olarak ayrım yapmışlar. Bazı yazarlar ise artmış serum asetaminofen konsantrasyonu üzerinden yorum yapmayı tercih etmişler. 4. Saatte ölçülen serum asetaminofen düzeyi >250 mcg/mL veya >500 mcg/mL’yi masif olarak kabul etmişler​1–4​.

                              Neden Farklı Doz?
                              8 saat içinde standart IV NAC tedavisi ile tedavi edilen ve karaciğer yetmezliğine ilerleyen birkaç masif asetaminofen intoksikasyonu vakası olmuştur. Ek olarak, alımdan sonra IV NAC ile tedavi edildiğinde bile daha yüksek aminotrensferaz konsantrasyonları ile artmış asetaminofen konsantrasyonları ile birlikte 1000 IU/L üzerine çıkan bir artış vardır (Tablo 1). NAC dozunun yetersiz olduğu bir eşik mevcuttur​5,6​.
                              Parasetamol Konsantrasyonu Hepatoksisite Riski
                              <150mcg/mL <%1
                              150-300 mcg/mL %1-4
                              300-500 mcg/mL %7-13
                              >500 mcg/mL %13-33
                              Hangi Hastalara Farklı Doz?
                              Arttırılmış NAC dozunu başlamak için gerekli Parasematol düzeyini farklı çalışmalarda tartışmışlar. Cairney ve ark.​7​ yaptığı çalışmada normal dozda NAC tedavisi başlanan hastalarda eğer kan asetaminofen düzeyi 300mcg/mL ve 500 mcg/mL düzeyinin üzerindeyse karaciğer hasarı ve yetmezliği geliştiğini göstermiş. Bu nedenle 300 mcg/mL ve 500 mcg/mL düzeyinin üzerinde olan parasetamol zehirlenmelerinde arttırılmış doz NAC tedavisi uygulanması gerekebileceği sonucuna ulaşmışlar. Marks ve ark.​4​ bu seviyeyi 300 mcg/mL ve 600 mcg/mL olarak bulurken Chiew ve ark.​3​ 300 mcg/mL ve 450 mcg/mL olarak bu seviyeyi belirlemişler.

                              Yine Chiew ve ark. çalışmasında asetaminofen dozunu 2 katına çıktıklarında 300 mcg/mL üzerinde hepatotoksisite gelişme oranında düşüş bulmuşlar. 450 mcg/mL üzerinde ise iki kat doza rağmen hepatotoksisite geliştiği gözlenmiş. Sonuçta 450 mcg/mL üzerinde dozu daha da arttırmak gerekebileceği sonucuna ulaşmışlar. Özetle bu çalışmalar 300 mcg/mL düzeyi üzerinde NAC dozunu 2 katına çıkmayı önermekte. 450 mcg/mL ve 600 mcg/mL üzerinde ise daha fazla doza ihtiyaç olabileceğini söylüyorlar.

                              Klasik NAC Protokolü
                              Rumack ve Bateman Prescott IV NAC protokolünü tarif etmiş ve 15.9 g asetaminofen alımını tedavi etmek için 6.25mg/kg/saat nihai infüzyon hızının hesaplandığını belirtmiştir. Yaklaşık 16 g’lık bir asetaminofen dozu, 6.25mg/kg/saat NAC dozunun temelini oluşturduğundan, Rumack ve Bateman’ın​8​ önerdiği gibi, 32g’lık bir asetaminofen dozunun 12.5mg/kg/saat NAC gerektirebileceği mantıklıdır. 48g’lık bir doz 17.5mg/kg/saat ve 64g’lık bir doz 25mg /kg/saat gerektirebilir.

                              Edwards ve arkadaşlarının farmakokinetik modelini kullanarak​9​, 60 kg’lık bir kişide, alım dozları Tablo 2’te gösterilen 4 saatlik asetaminofen konsantrasyonları ile ilişkilendirebilir. Bu veriler, alternatif bir dozlama rejiminin yaklaşık 300, 450 ve 600 mcg/mL’de dozlama artışlarını içermesi ve nihai NAC infüzyon hızının sırasıyla 12.5, 18.75 ve 25 mg/kg/saat olması gerektiğini düşündürmektedir.
                              Alınan Doz 4. Saat Parasetamol Düzeyi Öngörülen NAC Dozu
                              16g 157 mcg/mL 6,25 mg/kg/saat
                              32g 314 mcg/mL 12,5 mg/kg/saat
                              48g 472 mcg/mL 18,75 mg/kg/saat
                              64g 629 mcg/mL 25 mg/kg/saat
                              Arttırılmış NAC tedavisi nasıl olmalıdır?


                              NAC dozunu arttırırken İlk 5 saatlik tedavi klasik tedavi protokülüyle verilir. Son infüzyon ise 150 mcg/mL düzeyinde 6.25 mg/kg/saatten klasik olarak verilirken 300 mcg/mL düzeyinde 12.5 mg/kg/saat, 450mcg/mL düzeyinde 18.75 mg/kg/saat, 600 mcg/mL düzeyidne ise 25 mg/kg/saat olacak şekilde verilir.

                              Doz arttırımında seçenekler ikinci veya üçüncü infüzyonda dozu arttırmak olabilir. İlk olarak üçüncü infüzyon dozunda konsantrasyon aynı kalıp 16 saat yerine 8 saatte aynı doz verilerek infüzyon hızı arttırılabilir ve sonrasında doz tekrarlanarak iki kata çıkarılabilir. Bu yöntemde hastaya verilecek sıvı fazla olacağı için problemler olabilir. Diğer yöntemde aynı miktarda sıvı ve infüzyon hızında NAC dozu iki katına çıkarılarak hazırlanabilir. Peki bu kadar yüksek doza çıkmak güvenli mi? NAC verirken en büyük problem anaflaktoid reaksiyonlar görülmesi. Anaflaktoid reaksiyonlar veriliş hızı ve hazırlanan solüsyonun konsantrasyonu ile ilişkili. Genel olarak anaflaktoid reaksiyonlar NAC’ın ilk verilen bolus dozunda görülmekle birlikte dozu bu kadar arttırdığımızda anaflaktoid reaksiyon riski de bununla korele olarak artacak gibi düşünülebilir. Ancak dozu 4 katına kadar arttırdığımızda bile ilk 1 saatte verdiğimiz bolus dozdaki kadar yoğun konsantrasyonda NAC vermemiş olacağımız için bu risk o kadar da yüksek değil gibi gözüküyor​10,11​. Ayrıca parasetamol seviyesi yükseldikçe histamin salınımını da aynı ölçüde azaltacağı için anaflaktoid reaksiyon ihtimali azalacaktır​12​.

                              Masif parasetamol zehirlenmesi olguları NAC dozunun arttırılması dışında tedavilere de ihtiyaç duyabilir. Hemodiyaliz, parasetamolü etkili bir şekilde uzaklaştırır ve hem asit / baz dengesini düzeltmek hem de parasetamolü serumdan uzaklaştırmak için büyük ölçüde kullanılabilir. EXTRIP grubu, parasetamol düzeyi 900mcg/mL üzerinde ise, veya aşırı şiddetli parasetamol zehirlenmesi olan hastalarda mitokondriyal disfonksiyon belirtileri varsa (örn., Hiperlaktatemi, asidemi) parasetamolün uzaklaştırılması için hemodiyaliz yapılmasını önermektedir ​13​.
                              Parasetamol konsantrasyonları 600mcg/mL üzerinde olan hastalarda NAC tedavisine rağmen yüksek oranda hepatotoksisite ve koagülopati görülür​4,7​. “Şiddetli parasetamol zehirlenmesi” tanımını karşılıyorlarsa, parasetamol klirensini arttırmak için hastalar hemodiyaliz almalıdırlar.

                              Hernandez ve ark. hemodiyaliz sırasında NAC’ın uzaklaştırılmasını engellemek için infüzyon hızının iki katına çıkarılmasını önermektedir. Ancak bunun volüm yüküyle alakalı problem olabileceği düşünülmektedir. Daha fazla veri bulunmadığından, hemodiyaliz sırasındaki NAC infüzyon hızı 25 mg/kg/saat ‘i geçmemelidir. Sürekli renal replasman tedavisinde (CRRT) NAC klirensi çok daha düşüktür. Bu nedenle CRRT sırasında NAC infüzyon hızında değişiklik gerekmez​14​.

                              Son söz
                              Son zamanlarda masif asetaminofen doz aşımı ve toksikokinetiğe olan ilgi göz önüne alındığında, IV NAC için değiştirilmiş bir dozlama protokolünün değerlendirilmesi gerekmektedir. Her ne kadar toksikologlar ve zehir merkezleri, büyük asetaminofen aşırı dozlarının IV NAC dozunun artırılmasını veya yoğunlaştırılmasını gerektirdiğini kabul etseler de, bunun nasıl yapılacağı konusunda çok az fikir birliği vardır. Önceki verilerden elde edilen ekstrapolasyon, NAP infüzyon hızının, 300 mcg/mL çizgisinin üzerinde APAP konsantrasyonları olan veya 32 gram yutulan hastalar için 12.5 mg/kg/saat olması gerektiğini düşündürmektedir. Benzer şekilde, 450 mcg/mL hattı (veya 48 g yutulması) ve 600 mcg/mL hattı (veya 64 g yutulması), sırasıyla 18.75 mg/kg/saat ve 25 mg/kg/saat ‘lik nihai infüzyon hızlarını gerektirebilir. Gelecekteki prospektif araştırmalar bu yaklaşımı değerlendirmeli ve eşikleri ve doz oranlarını daha da iyileştirmelidir.

                              Kaynaklar1.
                              1. Hendrickson RG, McKeown NJ, West PL, Burke CR. Bactrian (“Double Hump”) Acetaminophen Pharmacokinetics: A Case Series and Review of the Literature. J Med Toxicol. May 2010:337-344. doi:10.1007/s13181-010-0083-9
                              2. 2.
                                Salmonson H, Sjöberg G, Brogren J. The standard treatment protocol for paracetamol poisoning may be inadequate following overdose with modified release formulation: a pharmacokinetic and clinical analysis of 53 cases. Clinical Toxicology. June 2017:63-68. doi:10.1080/15563650.2017.1339887
                              3. 3.
                                Chiew AL, Isbister GK, Kirby KA, Page CB, Chan BSH, Buckley NA. Massive paracetamol overdose: an observational study of the effect of activated charcoal and increased acetylcysteine dose (ATOM-2). Clinical Toxicology. June 2017:1055-1065. doi:10.1080/15563650.2017.1334915
                              4. 4.
                                Marks DJB, Dargan PI, Archer JRH, et al. Outcomes from massive paracetamol overdose: a retrospective observational study. Br J Clin Pharmacol. January 2017:1263-1272. doi:10.1111/bcp.13214
                              5. 5.
                                Heard K, Rumack BH, Green JL, et al. A single-arm clinical trial of a 48-hour intravenous N-acetylcysteine protocol for treatment of acetaminophen poisoning. Clinical Toxicology. April 2014:512-518. doi:10.3109/15563650.2014.902955
                              6. 6.
                                Buckley NA, Buckley N, Whyte IM, O’Connell DL, Dawson AH. Oral or IntravenousN-Acetylcysteine: Which Is the Treatment of Choice for Acetaminophen (Paracetamol) Poisoning? Journal of Toxicology: Clinical Toxicology. January 1999:759-767. doi:10.1081/clt-100102453
                              7. 7.
                                Cairney DG, Beckwith HKS, Al-Hourani K, Eddleston M, Bateman DN, Dear JW. Plasma paracetamol concentration at hospital presentation has a dose-dependent relationship with liver injury despite prompt treatment with intravenous acetylcysteine. Clinical Toxicology. April 2016:405-410. doi:10.3109/15563650.2016.1159309
                              8. 8.
                                Rumack BH, Bateman DN. Acetaminophen and acetylcysteine dose and duration: Past, present and future. Clinical Toxicology. February 2012:91-98. doi:10.3109/15563650.2012.659252
                              9. 9.
                                Edwards DA, Fish SF, Lamson MJ, Lovejoy FH Jr. Prediction of acetaminophren level from clinical history of overdose using a pharmacokinetic model. Annals of Emergency Medicine. November 1986:1314-1319. doi:10.1016/s0196-0644(86)80618-7
                              10. 10.
                                Yarema MC, Johnson DW, Berlin RJ, et al. Comparison of the 20-Hour Intravenous and 72-Hour Oral Acetylcysteine Protocols for the Treatment of Acute Acetaminophen Poisoning. Annals of Emergency Medicine. October 2009:606-614. doi:10.1016/j.annemergmed.2009.05.010
                              11. 11.
                                Waring WS, Stephen AF, Robinson OD, Dow MA, Pettie JM. Lower incidence of anaphylactoid reactions to N-acetylcysteine in patients with high acetaminophen concentrations after overdose. Clinical Toxicology. January 2008:496-500. doi:10.1080/15563650701864760
                              12. 12.
                                Schmidt LE. Identification of patients at risk of anaphylactoid reactions to N-acetylcysteine in the treatment of paracetamol overdose. Clinical Toxicology. May 2013:467-472. doi:10.3109/15563650.2013.799677
                              13. 13.
                                Gosselin S, Juurlink DN, Kielstein JT, et al. Extracorporeal treatment for acetaminophen poisoning: Recommendations from the EXTRIP workgroup. Clinical Toxicology. August 2014:856-867. doi:10.3109/15563650.2014.946994
                              14. 14.
                                Hernandez SH, Howland M, Schiano TD, Hoffman RS. The pharmacokinetics and extracorporeal removal ofN-acetylcysteine during renal replacement therapies. Clinical Toxicology. October 2015:941-949. doi:10.3109/15563650.2015.1100305

                              Yorum yap

                              Hazırlanıyor...
                              X