Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Flora Protect (Bitki Korur)

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Flora Protect (Bitki Korur)

    Mantarlar içlerinde klorofil taşımayan canlılardır. Bünyesine girdikleri canlılarda genellikle enfeksiyon meydana getirerek hastalık yaparlar. Ama aynı zamanda yeryüzündeki canlıların besin ve mineral ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü karşılamaktadırlar. Dolayısıyla dünyada yaşamın devamı için gereklidirler. Mikro alemin bu üyesinin yaklaşık 90.000 farklı türü tanımlanmıştır. Bazı tahminlere göre bu canlı, bilinen ve bilinmeyenlerle birlikte 1.5 milyon farklı türden oluşmaktadır.82

    Mantarlar genellikle karanlıkta, nemli ortamlarda ve organik maddelerin bulunduğu her yerde ürerler. Sıcak ortamları tercih ederler. Soğukta pek fazla üreyemeseler de onları dondurarak öldürme imkanı yoktur. Soğukta bir çeşit kış uykusuna yatarlar ve hareketsiz olarak sıcak havaların gelmesini beklerler.83 İnsan vücudunda bulunan 55 tür mantar içinde 30'a yakını hastalık yapıcıdır. Diğerleri ise saprotif, yani zararsızdırlar.

    Mantar, üstlendiği göreve ve özelliklerine göre, küf ve maya şeklini alır. Fermantasyon işleminde kullanılan mayalar, ilaç ve yiyecek yapımında kullanılan küfler, aslında hastalık yaparak bitki veya hayvanların ölümüne sebep olan mantarların farklı versiyonlarından başka bir şey değildir. Mantar, yeryüzünün oldukça geniş bir alanına hakim olan bir canlıdır. Öyle ki Oregon Eyalet Üniversitesinden Elaine Ingham, bir ormandan alınan bir çay kaşığı topraktaki bütün mantar liflerinin uç uca eklendiklerinde 1,5 mil (yaklaşık 2.5 km) kadar yayılabildiklerini ve aynı kaşıkta bulunan bakterilerden dört bin kat daha ağır geldiklerini hesaplamıştır. Nemli, deniz seviyesinin altındaki ormanlarda ise bir çay kaşığındaki mantar öbeği 65 hatta 650 km kadar uzayacaktır.85 Mantarın yeryüzündeki bu istilası canlılığın varlığı için son derece önemlidir. Bu konuyu bir başka başlık altında inceleyelim.

    Mantarlar Yeryüzünde Yaşamın Devamı İçin Gereklidirler

    Mantarların önemli bir özelliği vardır. Bu canlılar ayrıştırıcıdırlar. Bunun anlamı şudur: Bu canlılar, doğadaki kompleks organik maddeleri basit organik bileşiklere ve inorganik moleküllere dönüştürürler. Yani diğer canlıların bünyelerine alamadıkları besinleri basit bileşikler şeklinde parçalar ve onlara sunarlar. Bunu yaparken amaçları kendi yaşam enerjilerini sağlamaktır. Bunun için kullandıkları yöntem ise oldukça ilginçtir. Mantarlar, diğer canlılar gibi besinleri yedikten sonra sindirmezler. Önce sindirir, yani eritir sonra yerler. Bunun için özel bir enzim salgılar ve yiyecekleri maddeyi parçalara ayırırlar. Çevrelerindeki herşeyi bu yöntemle rahatlıkla parçalayabilirler, çünkü mantarların vücutları mycelia adı verien dallara ayrılmış mikroskobik ince tellerden oluşmaktadır. Besin sindirimi için bu hücreler büyük bir hızla uzarlar.

    Bunu mikroskopta bile takip edebilmek mümkündür. Uzayan bu kollar yenilebilen herşeyi, hatta katı maddelerin %100'ünü parçalayıp sindirebilen enzimler salgılarlar. Söz konusu ince tellerin çapı 1 inç'in (yaklaşık 2,5 cm.) 100 binde biri kadardır ve her yarım saatte bir dal oluşur. Bu öyle hızlı bir büyümedir ki, bu şekilde çoğalan tek bir sporun iki günlük gelişimi sonucunda hücrelerin toplam uzunluğu yüzlerce kilometreyi bulabilir

    Mantarlar, çevrelerindeki herşeyi rahatlıkla parçalayabilirler. Çünkü mantarların vücutları, mycelia denilen mikroskobik dallardan oluşmaktadır.

    Mantarın bu kolları canlının çok çeşitli yerlere ulaşmasını sağlamaktadır. Bu kollar ve söz konusu enzim sayesinde meydana gelen ayrıştırma işlemi, mantarı yaşamın en temel canlılarından birisi haline getirmektedir. Yeryüzünde böyle bir yöntem ile organik molekülleri basit organik maddeler haline getirebilen mantarlar ve bakteriler dışında bir başka canlı yoktur. Peki bu dönüşüm neden önemlidir? Bu dönüşüm önemlidir, çünkü bazı canlılar kompleks organik maddeleri bünyelerine alabilme özelliğine sahip değildirler. Bunların basit parçalara ayrılması gerekmektedir. Mantar bu kompleks maddeleri basit organik maddeler şekline getirerek diğer canlılara sunar.

    Bunun yöntemi ise şudur: Mantarın, besin kaynağına salgıladığı enzim, bu maddeyi küçük moleküller haline getirir. Ve daha sonra mantar kendi besinini içine çeker. Ancak geriye enzim sayesinde ayrıştırılmış organik maddeler kalır. Mantarlar, bu maddelerin ayrıştırılması ile karbon, nitrojen, fosfor gibi önemli kimyasalların açığa çıkmasını sağlar ve bunları yaşayan organizmaların kullanımına hazır hale getirirler. Bu ayrıştırma meydana gelirken aynı zamanda atmosfere fotosentez yapan canlılar için gerekli olan karbondioksit salgılanır ve yaşam için son derece önemli besin maddeleri olan mineraller toprağa geri döner. Bu ayrıştırma işlemi oldukça kapsamlıdır. Mantarlar, ölü bitkileri, ölü hayvanları, boyaları, ayakkabıları, plastikleri, kağıtları, kıyafetleri ve hatta benzini bile ayrıştırabilme gücüne sahiptirler.

    Mantarlar, diğer mikroorganizmalarla birlikte toprak altında besinleri, hücre materyalleri haline getirmek için faaliyet halindedirler.

    Böyle bir ayrıştırma olmasaydı ne olurdu? Böyle bir ayrıştırma olmasaydı, canlılığın devamı ve yaşamın oluşabilmesi için gerekli olan temel besinlerin tümü ölü hayvan ve bitkilerin içinde saklı olarak kalacaktı. Bu besinlerin açığa çıkarak yeryüzüne tekrar dönmesi hiçbir şekilde mümkün olmayacaktı. Yaşam için gerekli döngülerden bir tanesi gerçekleşmediği için de, yeryüzünde hayat bir süre sonra sona erecekti.88 Bu durumda mantarların yeryüzü için vazgeçilmez mikroorganizmalar olduğu ortadadır. Belki sadece kendi besinlerini sağlama peşindedirler, salgılamakta oldukları enzimin gücünden muhtemelen haberleri bile yoktur. Ancak sırf kendi besinlerini elde edebilmek için tüm canlılara hayat kaynağı olurlar.

    Mantarlar kimi zaman da gübrelerin içine yerleşir ve burada da ayrıştırma işlemini yaparlar. Bu işlem oldukça önemlidir. Mantarlar, gübre içinde parçalama işlemine başlar ve selülozu tüketirler. Selülozun çoğu tüketilir tüketilmez, bakteriler de işe koyulur ve ayrıştırma işlemi bu defa bakteriler tarafından devralınmış olur.89 Gübrenin, topraktaki bitkiye fayda sağlamasının sırrı budur.

    Mantar, aynı zamanda besinleri yeni hücre materyalleri haline getirme konusunda da adeta bir uzmandır. Eğer bulunduğu yerde sindirmesi gereken aşırı miktarda besin bulunuyorsa, bu besinleri kendi bedeninde pek çok hücreden oluşan bir kitle içinde saklar. Böylece sahip olduğu besini kendisi için depolamakla kalmaz, kendi bedenini genişleterek yeni depolar da meydana getirir. Besin ihtiyacı olmasa bile, besin kaynaklarını, Allah'ın kendisine ilham ettiği bir yöntemle saklaması gerektiğinini bilincindedir.

    Mantarlar Bitkilerle Simbiyotik İlişki İçindedirler

    Mantarla bitkiler arasında karşılıklı yardımlaşmaya dayanan bir ilişki vardır ve bu birlikteliği sağlayan mantara Mycorrhizae adı verilmektedir. Yeryüzündeki bitkilerin %90'ından fazlası mantarlarla böyle bir ilişki içindedir. Kimi bitkiler mantarların yardımı ile daha da güçlenip canlanırken, kimisinin hayatta kalması tamamen bu mantarlara bağlıdır.

    Mantarın toprakta gerçekleştirdiği ayrıştırma bitki için mineral, yani besin sağlamaktadır. Bu şekilde hazır mineralleri ve organik bileşikleri elde eden bitki kısa bir süre içinde gelişir ve eskisinden çok daha sağlıklı olur. Bitki, aynı zamanda kendisi için besin üreten bu konuğunu şeker, amino asit ve diğer bazı organik maddelerle besler. Bu ilişki, tüm bitkiler için son derece büyük bir öneme sahiptir. Örneğin bu mantarlarla ortak bir yaşam içine girmeyen orkideler ölmekte, pek çok orman ağacı zamanla kuruma aşamasına gelmektedir. Söz konusu ağaçların bulunduğu alana uygun mantarlar ve mantar sporları yerleştirildiğinde ise ağaçlar normal bir büyüme evresine girmektedir.90 Başka bir deyişle mantarlar, canlılığın en önemli üyelerinden bitkilerin yaşamı için mutlaka gereklidirler.

    Bitkilerle simbiyotik ilişki içine giren mycorrhizea mantarının yapısı.

    Ağaçların köklerine yerleşerek onlara besin sağlayan Mycorrhizae, aynı zamanda ağaçların kayalıklarda tutunacak yer edinmeleri için de gereklidir. Ayrıca bu mantar, köklerine yerleştiği çamları çeşitli kök hastalıklarından da korumaktadır. Ağacı bulunduğu yerde yerleşik kılan, onu çeşitli hastalıklardan koruyan ve onunla paylaşmak için fosforu, topraktaki diğer besinleri ve suyu çekip çıkaran bu akıllı ve üstün yetenekli mantarın karşılığında aldığı yegane şey ise bir miktar şekerdir.

    Bitki köklerini sarmış olan ve bitkilere besin sağlayan mantarlar.

    Evrimin sahte mekanizmalarının mantıksızlığı ve imkansızlığı bu ve bunun gibi çeşitli ortak yaşam örneklerinde açıkça ortaya çıkmaktadır. Evrime göre tek başına bir yaşam mücadelesi içinde olması gereken bu canlılar, evrim mantığının tam tersine birbirlerinin hayatta kalabilmeleri için çabalamaktadırlar. Üstelik; fotosentez özelliği, üstün bir bilgi bankası olan tohumu, oksijen ve su döngüsünün en önemli kaynağı olan yaprakları ile kusursuz bir canlı olan bitkinin yaşayabilmek için gözle görülmeyen mantar hücrelerine ihtiyaç duyması yine Darwinistlere göre büyük bir soru işaretidir. Çarpık evrim mantığına göre düşünüldüğünde, her yönüyle mükemmelliğe işaret eden değişimler geçirmiş olmasına rağmen bitkiler, en önemli ihtiyaçları için başka canlılara bağımlı kalmışlardır. Son derece özel ve kompleks sistemlere sahip olmalarına rağmen, topraktan kendi kendilerine besinlerini alamamaktadırlar. Bu üstün nitelikli canlılarda gelişemeyen bu özellik, nasıl olup da bir mikroorganizmada gelişebilmektedir?

    Cutinase enzimi

    Mantarlar, bitkilerin büyüme ve gelişmelerine yardımcı oldukları gibi kimi zaman da öldürücü etkilere sahip birer istilacıdırlar. Av olarak belirlediği canlıya yavaşça yaklaşan bir mantar, son derece dostane bir şekilde canlının bedenindeki yerini alır ve sakince onu istila etmeye başlar. Eğer istila ettiği canlı bir bitki ise, artık söz konusu bitkinin tüm hücreleri mantarın besini haline gelmiştir.

    Mantar, bir yaprağın üzerine ulaştığında bulunduğu yere cutinase adı verilen bir enzim salgılar. Bu madde, bitkilerin yapraklarının ve gövdesinin üzerinde bulunan mumlu tabakayı eritir. Bu bölgenin erimesinin ardından mantar için varolan en önemli engel aşılmış olur ve bu canlı artık kolaylıkla bitkiyi istila edebilir.92 Mantarın söz konusu engeli aşabilmesi için bedeninde özel olarak ürettiği enzim konusunda biraz durup düşünmeliyiz. Mantarın bitkiye ulaşmasını önleyen söz konusu sınırı ortadan kaldırmak normal şartlarda bir mikroskobik organizma için imkansızdır. Oysa bu mikroskobik organizma, bu sorunun üstesinden gelecek önemli birtakım özelliklerle birlikte yaratılmıştır. Tek bir hücrenin içinde yine kimyasal işlemler gerçekleşmekte, oluşan kimyasal bileşiklerle bir enzim meydana gelmekte, oluşan bu enzim tam da bu mumlu tabakayı eritecek nitelikte olmaktadır. Salgılanan bu enzim, mumlu tabakayı eritemeyecek kadar güçsüz veya yaprağı tamamen ortadan kaldıracak kadar kuvvetli olabilirdi. Ancak mikroskobik canlının ürettiği mikroskobik salgı görevini tam olarak yerine getirir. Bu işlemden sonra, mantar da kendisine ilham edilen şekilde hareket edecek ve bitkiyi besin olarak kullanmak üzere kollarıyla sarmaya başlayacaktır.

    Bir başka örnek de çam ağacının dallarından birini ele geçiren mantar türüdür. Bir mantar sporu, rutubetli bir çam iğnesi üzerine yerleştikten sonra filizlenir ve kolları ile bir lif yumağı şeklini alır. Üzerinde bulunduğu iğne yapraklardan birinin gözeneklerinden içeri sızar ve içeriye mikrop tüpünü bırakır. Mantarın öldürücü kısmı yaprağın içine sızdıktan sonra yaprağın damar dokusunu ele geçirir ve dala doğru ilerlemeye başlar. Dalda mantar uzantıları dört bir yana dağılır ve ulaştığı yerleri ele geçirir. Sonuçta bu mantar öbeği içinde bulunduğu dalı çevreleyerek adeta bir kemer gibi kuşatır ve besin akışını keser.93 Besin alamayan dal, kısa bir süre sonra ölür ve tümüyle mantarın besini haline gelir.

    Rutubetli bir çam iğnesi üzerine yerleşen mantar filizlenir ve gözeneklerden içeriye mikrop tüpünü bırakır. Kısa bir süre sonra bütün dal, mantarın besini haline gelerek ölür.

    Bir ormanda bitkileri ve ağaçları çevrelemiş olan yüz ile iki yüz mantar türü bulunmaktadır. Bu mantarların bir kısmı yerleştiği ağaç gövdesi veya ağaç dalında faaliyet halindedir. Büyük bir çoğunluğu ise ağaç bir rahatsızlık yaşadığında ya da ağaç çeşitli sebeplerle ölmeye başladığında ağacı "yemek" için hazır bekleyen fırsatçılardır. Toprak altında yemek için fırsat kollayan mantarlar da vardır. Örneğin gölgelik mantarı, ağacın dalının çürüyerek yere düşmesini sabırla beklemektedir.

    Ancak bazı mantarlar ağaç henüz canlı iken faaliyetlerine başlarlar. Genellikle ağaçlar 15 ayrı hastalığa sebep olan mantar türüne sahiptir. Ancak bu mantarların yaptıkları hastalıklar ağaçları öldürücü türden değildirler. Genellikle ağaçlarda gözle görünür hastalıklar meydana getirir, ama sonra bir grip hastalığı gibi geçip giderler. Ancak elbette bunların da çeşitli kalıcı etkileri olabilmektedir. Örneğin bu mantarlar yaydıkları hastalıklar nedeni ile bir bölgede yetişen ağaç türlerinin üremesini engelleyebilir ve yayıldıkları alanı sınırlayabilirler

    Mantarlar yerleştikleri ağaç dallarını kısa bir süre sonra tümüyle istila ederler. Kimileri de ölmeye başlayan ağaçları yiyen fırsatçılardır.

    Kimi zaman mantarlar sebze ve meyvelerin oluşumunda da sorun yaratabilirler. Oomycota Phytophthora adı verilen mantar türü genellikle domatesleri ve patatesleri istila etmektedir. Bu istilanın çapı çok büyüktür ve son derece önemli etkileri vardır. 1845-1860 yılları arasında İrlanda'da yaşanan büyük patates kıtlığı bu mantarların faaliyetlerinin bir sonucudur.

    Oomycota Phytophthora mantarı, bir dönem İrlanda'da patates kıtlığına sebep olan oldukça etkili bir mantar türüdür.

    Mantarların bazı hayvanları da istila edebilme yetenekleri vardır. Çoğunda hastalık meydana getirirken, bazılarının ölümüne de sebep olabilirler. Bazılarını ise besin olarak kullanmak üzere şuurlu bir biçimde öldürürler. Örneğin toprak solucanlarından çok daha küçük boyutlarda olan bir solucan cinsi, nematodlar, mantarların olağanüstü tuzaklarına yakalanarak bu canlılara yem olurlar. Mantarlar, nematodların yakınlarda bir yerlerde olduğunu "sezinlediklerinde" solucanların yapışıp kalmalarını sağlayan yapışkan tuzaklar kurarlar. Bu tuzakların en basit olanı bile avını saniyenin onda birinde hisseden üç hassas mantar hücresine sahiptir. Bu hücreler merkezde bir basınç hissettiklerinde daralır ve kapanırlar. Böylelikle av bu tuzağın içinde kalmış olur. Mantar hücrelerinin oluşturduğu bu tuzak, kurbanın üzerinde birkaç saat içinde büyüyen ve onu hızla sindiren bir ağ meydana getirir. Tuzağa düşen solucanlar, bu ilmikten kurtulsalar bile ve mantarın filizleri az miktarda da olsa artık onların üzerindedir ve bu filizler bulundukları yerde eninde sonunda büyüyecektir. Sonuçta solucan bir saat içinde ölür.

    Etobur bir mantarın varlığı kuşkusuz şaşırtıcıdır, ama asıl şaşırtıcı olan mantarın, avını yakalayabilmek için sahip olduğu tuzak kurabilme yeteneğidir. Ne kadar şaşırtıcı olsa da bir hayvanın, hatta bir bitkinin başka bir canlı için tuzak hazırlaması, görülebilen ve belirli bir hacme sahip olan canlılar olmaları nedeni ile mantığa daha uygun gelebilir. Ancak görülemeyen, nasıl varolduğunu ve nasıl yaşadığını anlayabilmek için mutlaka teknolojiye ihtiyaç duyduğumuz mantarların, bir hayvana tuzak kurabilecek bir bilinci nasıl edindikleri son derece önemli bir sorudur. Bu sorunun cevabı, çevresindeki gerçekleri görmek isteyen ve aklını kullanabilen bir insanı Allah'ın varlığını tasdik etmeye götürür. "Hiçbir ihtiyaç olmamasına rağmen" bir mikroskobik canlının yöntemler geliştirerek akıl kullanması, Allah'ın evreni kusursuz bir uyum içinde yaratmış olduğunu ortaya koymaktadır.
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

  • #2



    ###############
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

    Yorum yap


    • #3



      Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

      Yorum yap


      • #4



        Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

        Yorum yap


        • #5
          Meyve Ağaçlarında Vertisilyum Hastalığı (verticillium Spp.)

          Ülkemizde yetiştirilen kültür bitkilerinde ekonomik olarak zarara neden olan toplam 506 hastalık etmeni vardır. Bunlara karşı gerekli mücadele yapılmazsa %35 dolayında ürün kaybı olmaktadır. Bazen bu oran % 100’lere kadar varmaktadır.

          Ekonomik yönden büyük bir kayba neden olmaması için yeterli önemi vermek gerekir. Söz konusu çalışmaların insan sağlığı, agroekosistem, çevre ve biyolojik dengenin korunarak yapılması zorunluluk haline gelmiştir. Tarım Bakanlığının bu konudaki stratejisi yıllık olarak kullanılan pestisit miktarının azaltılmasını hedeflemektedir .Bunu sağlamak için, kimyasal mücadeleye alternatif olan biyolojik mücadele, biyoteknik yöntemler, dayanıklı çeşitler, kültürel tedbirler ,mekanik ve fiziksel mücadele metodlarına ve entegre mücadele programlarının yaygınlaştırılmasına öncelik verilmektedir.Bildiğimiz gibi bitkilerde canlıdır, diğer canlılar gibi bitkilerde hastalanır. Bazen bu hastalık besin noksanlığı ya da fazlalığından ortaya çıkarken; bazen de sulama, tohum, böcek zararı gibi faktörlerin etkisiyle kendini gösterir. Bitkilerde ki bu hastalıklar meyvelerin kalite ve Pazar değerlerini düşürür. Hastalıklarla mücadele de zamanlama çok önemlidir. Ülkemizde hem meyvelerde ve hem sebzelerde görülen vertisilyum hastalığı giderek önem kazanmaktadır. Verticillium toprak kökenli fungal bir hastalık etmeni olup bitkide oldukça yavaş ilerlemektedir. Hastalık etmeni ile bulaşık bitkinin iletim demetlerinde kahverengi-siyah lekeler görülmektedir. Verticillium spp.nin neden olduğu solgunluk hastalığı özellikle düşük toprak sıcaklığında ortaya çıkmaktadır. Hastalık etmeni toprağa bulaştıktan sonra toprak işleme aletleri , rüzgar ve su ile yayılabilmektedir. Yine budama aletleri ile aşı kalemleri ile bitkiden bitkiye bulaşmaktadır. Tüm hastalıklarda olduğu gibi bu hastalıkla mücadele de entegre mücadele büyük önem taşımaktadır.

          Entegre mücadele kültürel, biyolojik ve kimyasal mücadele yöntemlerinin kombine bir şekilde kullanılmasını gerektirmektedir. Bu hastalık etmeninin yayılmasında ve bitkide oluşturduğu zararlanma da toprak neminin önemi çok büyüktür. Bu nedenle aşırı sulamadan ve salma sulamadan kaçınılmalıdır. Hastalığa yakalanmış ve ilerlemiş olan bitkiler sökülerek imha edilmelidir. Hastalık belirtisi gösteren bitkilerin iz düşümüne kök bölgesine Bakırlı preparatlar dökülmelidir. Toprağa aşırı gübre verilmemelidir; özellikle aşırı Azotlu (N) gübre verilmemelidir. Hastalıklı bölgeye yeni bahçe tesisi yapılacaksa dezenfektanlarla ilaçlanmalıdır.

          Verticillium hastalığının ani ve yavaş solgunluk olmak üzere 2 tip belirtisi bulunmaktadır. Hastalıklı bitkilerin iletim demetleri koyu kahverengi renklidir.Hastalık bitkilerde ölmelere ve verim düşüklüğüne sebep olur. Ksilem dokuyu tıkadığı için Ksilem dokudan taşınan bitki besin elementlerinin (Ca,B,Fe,Mn,Zn) alınabilirliğini etkiler. Özellikle sert çekirdeklilerde kiraz, erik, vişne gibi meyvelerde direkt olarak döllenmeye etki eder.Bir başka deyişle döllenme zamanında bitkiler için en önemli element Ca ve B olduğu için döllenme ya gerçekleşme ya da az olur. Bitkiler çiçek taç yapraklarını dökünce hava sıcaklığının artması, hava nem oranının düşmesi ile çitçilerimizin de azotlu(N) gübreyi fazla vermesi ile ABA(Absisik Asit) devreye girer. ABA köklerde sentezlenir, meyvenin sapına dökül emri verir. Meyvelerin büyüklüğü nohut iriliğinde olunca meyveler dökülmeye başlar. Bir çok üretici bu problemi döllenme problemi zanneder. Oysa problemin özünde Verticillium yatmaktadır. Verticillium yukarda da bahsettiğim gibi Ksilem dokuyu tıkar. Bu problemi anlamak için biraz patojenleri tanıyalım. Patojenler tarafından salgılanan maddelere bir göz atalım.

          1.Enzimler
          2.Toksinler
          3.Büyüme regülatörleri
          4.Polisakkaritler

          Bakteri ve Funguslar bunları salgılarken Virüsler bu maddeleri üretmez. Enzim hücreyi parçalar. Toksin sitoplazmaya etki eder, hücre zarı geçirgenliğini bozar. Büyüme regülatörleri; hücrede hormon etkisi yaparak aşırı hücre bölünmesi ve hücre büyümesi gibi doku anormalliklerine neden olur. Polisakkaritler ; iletim demetlerini tıkayarak solgunluk hastalıklarına neden olur. Verticillium ksilem dokuya yerleştiği için ( gövde boyunca iletim demetlerini tıkadığı için) suyun hareketini engeller. Patojenler içerisinde ksilemin işlevini yapmayışına en güzel örnek solgunluk hastalığına neden olan iletim demeti fungusları; fusarium spp. ve verticillium spp. dir. Bu patojenler kök ve gövde ksilemlerini istilae ederler ve suyun hareketini istila ederler.

          Hastalığın görüldüğü bitkiler hangileridir?
          Zeytin, sert çekirdekli meyve türleri, badem , antep fıstığı, asma, atkestanesi, karaağaç, böğürtlen, karpuz, çilek, domates, patlıcan, bamya, biber, pamuk, gül, begonya, şerbetçiotu, yabancı otlar başta olmak üzere pek çok konukçusu vardır.

          Mücadele yöntemleri ve Kültürel önlemler:

          -Sağlıklı üretim materyali kullanılmalı
          -Aşırı sulamadan kaçınılmalıdır
          -Aşırı gübrelemeden ve aşırı azot’tan(N) kaçınılmalıdır
          -Budama aletleri ilaçlanmalıdır
          -Solarizasyon uygulanmalıdır.

          Kimyasal mücadele yöntemleri:

          Bu hastalığa karşın etkin bir tedavi yöntemi yoktur. Yukarıda saydığımız kültürel tedbirlerle ve zamanında mücadele ile bitkide direnç artırmak mümkündür. Ayrıca ABD, İSPANYA, İTALYA gibi ülkelerde yapılan bazı mücadeleler vardır. Hastalık çok fazla ilerlememiş ise POTASYUM FOSFİT ile SİSTEMİK BAKIR diye ifade edilen şelatlı bakırların karışımı hem yapraktan hem kökten uygulandığı zaman hastalığa karşı bitkimizin direnç artırdığını gözetlemiş bulunmaktayız. Ayrıca odunsu gövdeye bu karışım yüksek dozajda uygulandığı zaman da hastalığa karşı direnç artışı sağlanmıştır. Çünkü FOSFİTLER hem ksilem hem floem dokudan hızlı bir şekilde taşınmaktadır.

          Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

          Yorum yap


          • #6
            Zeytin Solgunluğuna Karşı EM Kullanımı

            Zeytin hastalıklarının en önemlilerinden biri vertisilyum dahliae denilen bir mantarın yolaçtığı ve zeytin solgunluğu olarak bilinen bir hastalıktır ve bugün için herhangi bir ilaçla tedavisi söz konusu değildir. Çiftçilerimiz, böyle bir ilaç bulunacak ve bizi kurtaracak beklentisi içindedirler. Halbuki bu tür mantari hastalıkların asıl ana nedeni, yine tarımda çok miktarda kimyasal madde ve ilaç kullanılmasıdır. Biraz garip gelebilir ama doğa öyle programlanmıştır ki, doğal olmayan çözümlere karşı her zaman daha dayanıklı organizmalar yetiştirebilir. Bu doğanın normal bir tepkisidir. İnsanların bunu yenmesi mümkün olmadığı gibi, inatla bunu yenmek için çaba harcamaları ve yeni ilaçların bulunması için beklenti içinde olmaları da doğaya aykırıdır! Açıkça bilinmelidir ki, bunu yine kimyasal ilaçla yendiğimizde, başka tür organizmalar başka türlü sorunlarla karşımıza çıkacaktır. Çünkü doğa daha güçlüdür! Vertisilyum konusunda, birçok kimyasal ilaç araştırılmış ve hiçbiri bu hastalığa iyi gelmemiştir. Yurdumuzdaki birçok zeytin ağacı ve zeytinlik bu hastalığın pençesindedir.Bu makalede hem alınması gereken kültürel önlemler açıklanmakta hem de EM uygulanarak bu hastalığa karşı elde edilen ilk başarıların kanıtları sunulmaktadır. Önce hastalığı iyi tanıyıp, bahçecilikte dikkat edilmesi gereken kültürel kurallara harfiyen uyulmalıdır. EM kullanıldığında, solgunluk hastalığına yakalanmış zeytin ağaçlarının kaçınılmaz son zannedilen ölümden kurtuldukları gözlenmiştir. Bu makalenin son kısmında, bu iyileşmenin kanıtlarına ait fotoğrafları bulabilirsiniz. EM kullanmanın bir diğer yararlı etkisi de, EM'nin bitki ve ağaçların daha iyi gelişmesini, büyümesini sağlamasıdır. Bununla ilgili de iki zeytin fidanı üzerinde küçük bir deney yaptık. Buna ait fotoğraflar da bu yazının sonunda verilmektedir.

            Hastalığın yayılmasını önlemek için alınacak önlemler:

            -Hastalık bahçeden bahçeye ve bahçe içinde yağmur suları, salma ve karık usulü sulama, toprak işleme aletleri, yere düşen ve rüzgarla taşınan yapraklarla bulaşır.
            -Temiz alanlara bulaşık fidanlarla zeytinlik kurulması da hastalığın yayılmasını yol açar.
            - Ayrıca, bu hastalık sadece zeytine özgü değildir. Patlıcan, biber, domates, patates, kavun, karpuz, pamuk, bamya, gül, çilek ve enginarda da görülebilir ve görülmektedir. Bu yüzden, zeytinliklerin içine veya yakınlarına bu bitkilerin ekilmemesi gerekir. Yine, buğday ve arpa hiçbir belirti göstermeden bu hastalığı taşıyabilir ve bulaştırabilir. O yüzden, zeytinliklerin yakınındaki buğday ve arpa tarlalarıyla zeytinlikler arasında mesafe olmalıdır.

            Zeytin ağaçlarında vertisilyum solgunluğu hastalığına karşı önerilecek ve kullanılacak ruhsatlı bir ilaç yoktur.

            Kültürel önlemler:

            Hastalık şimdiye kadar sadece aşağıdaki kültürel önlemlerle kontrol altına alınabilmekteydi:

            *Yeni tesis edilecek zeytin bahçelerinde sağlıklı ve sertifikalı fidan kullanılmalıdır. Hastalığın bulaşma riski olan yerlerde dayanıklı zeytin çeşitleri tercih edilmelidir. Daha önceden hastalığın konukçusu olan bitkilerin yetiştirildiği alanlarda zeytinlik tesis edilmemelidir.
            *Solgunluk ve kuruma belirtilerinin görüldüğü hastalıklı sürgün ve dallar sağlam kısımdan itibaren budanmalı ve bahçeden uzaklaştırılmalıdır.
            *Yere dökülen hastalıklı yapraklar toprakta enfeksiyon kaynağı oluşturacağından, yapraklar dökülmeden önce budama tamamlanmalıdır.
            *Hastalığın bulaşma ve taşınma riskini azaltmak amacıyla budama aletleri sık sık alkol ve/veya hipoklorit çözeltisine yatırılarak dezenfekte edilmelidir.
            *Toprak işlemesiyle temiz alanlara bulaşık toprak taşınmasını önlemek için bu tip bahçelerde toprak işleme uygulamaları sınırlandırılmalıdır.
            *Hastalık etmeninin ve bulaşık toprağın taşınmasını önlemek amacıyla teknik olarak önerilmeyen karık ve salma sulama sistemleri uygulanmamalıdır. Uygulanabiliyorsa sulama damla sulama şeklinde yapılmalıdır.
            *Zeytin bahçelerinde hastalığın bulaşma ve taşınma riskini artırdığı için kesinlikle ara tarım, özellikle pamuk, sebze, kolza, ayçiçeği v.b. tarımı yapılmamalıdır.
            *Yeni tesis edilecek zeytin bahçelerinin bulunduğu alanlarda, hastalığın konukçusu olan yukarıda belirtilen bitkilerin tarımı yapıldıysa, bu topraklardan patojeni arındırabilmek için en az 2 yıl vertisilyumun konukçusu olmayan arpa, yulaf, buğday gibi tahıllar yetiştirilmeli ve yabancı otlarla mücadele yapılmalıdır.
            *Zeytin bahçelerinde uygulanacak gübrelemeler yaprak ve toprak analizlerine göre belirlenmelidir. Özellikle zeytin ağaçlarının hastalığa karşı duyarlılıklarını önlemek amacıyla hızlı gelişimi sağlayan aşırı azotlu gübre kullanımından kaçınılmalıdır.

            Hastalığın başlaması ve ilerlemesi:

            Topraktaki vertisilyum mantarı, toprakta nematod varsa bu nematodların ağacın köklerine vereceği hasarlı noktalardan kolayca ağacın köklerine girerek yerleşir. Vertisilyum köke girdikten sonra ağacın su iletim dokuları (vasküler doku) boyunca ilerleyerek dallara ulaşır ve istila eder. Bu istila genellikle kış mevsiminin sonlarında ve ilkbaharda oluşur. Yazın sıcaklıklar yükseldiğinde, mantar etkinliğini yitirir. Ancak bu zamana kadar vereceği hasarı vermiştir. İstilaya uğramış ağaçlarda/dallarda köklerden yapraklara giden su iletimi azalır. Vertisilyum solgunluğunun belirtilerine, doğrudan mantarın ürettiği toksinler neden olabileceği gibi, köklerden yapraklara su gidişinin önlenmesi de neden olabilir. Zeytin ağaçlarında belirtiler önce yapraklarda başlar. Yapraklar, gümüşümsü yeşil rengini kaybeder ve mat gri bir renk alır (alttaki resimde ön taraftaki kahverengileşmiş ağaç). Daha sonra açık kahverengi ve kahverengileşir. Odunsu bitkilerdeki belirtilerin değişim hızı çok değişkendir. Çok yavaş ilerleme olabileceği gibi, aniden ölüm de gerçekleşebilir.

            Vertisilyuma karşı doğal çözüm:

            Vertisilyuma zararlı mikroorganizma olan bir mantar neden olmaktadır. Zararlı mikroorganizmaları, yine doğada varolan yararlı mikroorganizmaları kullanarak yenebiliriz. Bir başka deyişle, bu hastalığı yine doğada varolan bir silahla yenmeyi düşünmeliyiz. Aslında herşeye kimyasal yollardan (doğal olmayan yollardan) çare bulmakta ısrar eden bizler bu hastalığın ana nedeniyiz! Bunu unutmamalıyız! Bu doğal çözüm zararlı mikroorganizmalara karşı yararlı mikroorganizmaları kullanmaktır. Bunu bir çeşit iyilerle kötülerin savaşı olarak da nitelendirebiliriz. İyilerle kötülerin savaşını en güzel anlatan yazı için tıklayınız. Bu savaşı iyilerin kazanması için zeytinliğin her alanında yararlı mikroorganizmaların çoğalmasını sağlamalıyız. Toprakta ve ağaçların üzerinde yararlı mikroorganizmalar ne kadar çok olursa, hastalığı yenme şansımız o kadar artacaktır. Ayrıca, yararlı mikroorganizmalar, ürünümüzün bol ve sağlıklı olmasını da sağlayacaktır!

            Nedir bu yararlı mikroorganizmalar:

            Aslında günlük hayatımızda yararlı mikroorganizmaları yaygın olarak kullanmaktayız. Örneğin, turşu, yoğurt, peynir yaparken kullandığımız laktik asit bakterileri; Ekmek yapmak için kullanılan mayalar, şifalı sıcak su kaynaklarında bol olarak rastlanan fotosentez bakterileri, gibi.İşte Japonya’da bir bilim adamı olan Prof Dr Teruo Higa, bu yararlı mikroorganizmaların içinden seçtiği en önemlilerini Etkin Mikroorganizmalar ya da kısaca EM adı altında birarada toplamayı başarmıştır. Bu mikroorganizmalar hem zararlı mikroorganizmaları, yani patojenleri, yok etmekte hem de organik maddeyle temas ettiğinde tarım için son derece yararlı bileşiklerin üretilmesini sağlamaktadır. Bu bileşikler antioksidan maddeler, antibiyotikler, vitaminler, doğal bitki hormonları ve diğer biyoaktif maddelerdir. Bu maddeler, bitkilere aşağıdaki yararları sağlamaktadır: Organik maddenin yararlı mikroorganizmalarla fermantasyonu sonucu üretilen EM Bukaşi Kompost'un faydaları:

            • Topraktaki besinleri bitkilerin alabileceği şekilde açığa çıkarır. Besinler, bitki bünyesine aldıkça yavaş yavaş açığa çıkar. Böylece, besinlerin yağmur sularına karışarak ziyan olması ve yeraltı sularını kirletmesi önlenmiş olur.
            • Topraktaki mikrobiyel aktiviteyi arttırır. Toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik ortamını iyileştirir.
            • Toprağın yapısını ve su tutma kapasitesini geliştirir.
            • İçerdiği fototropik bakteriler sayesinde bitkilerin fotosentez kapasitelerini (güneş ışınlarından yararlanma oranını) arttırır.
            • Topraktaki patojenleri ve hastalıklara neden olan zararlıları bastırır. İçindeki yararlı mikroorganizmalar, topraktaki ne yararlı ne de zararlı mikroorganizmaları yararlı mikroorganizma şekline işlev görmeye teşvik eder.
            • Bitkinin sağıklı bir şekilde gelişmesini sağlar.
            • İçindeki antioksidan maddeler sayesinde bitkilerin daha sağlıklı ve ürünlerin raf ömrünün daha uzun olmasını sağlar.
            • Topraktaki kimyasal madde ve pestisit kalıntılarını parçalar ve zararsız hale getirir.

            Yararlı mikroorganizmaların faydaları:

            -Bitkilerde filizlenmeyi, çiçeklenmeyi, meyve vermeyi ve olgunlaşmayı teşvik eder.
            -Toprağın fiziksel, kimyasal ve biyolojik ortamını iyileştirir ve topraktaki patojenleri ve zararlıları (haşeratı) bastırır.
            -Tarımsal ürünlerin fotosentez yapma kapasitesini yükseltir.
            -Daha iyi filizlenmeyi ve bitki büyümesini garanti eder
            -Organik maddenin gübre olarak verimliliğini artırır.
            -Tarımsal ürünlerin verimliliği ve kalitesini artırır.

            EM Uygulaması:

            EM uygulaması, 1/500 oranında seyreltilmiş EMA sulama suyu olarak verilmiş ve ağaçların üzerlerine baştan aşağı spreylenmiştir. Aşağıdaki uygulamalarda herhangi bir EM Bukaşi Kompost kullanılmamıştır. EM Bukaşi Kompost kullanılırsa, toprak iyileştirilmiş olacağından daha da başarılı sonuçlar elde edilecektir.

            Alınan Cesaret Verici İlk Sonuçlar:

            Hasta ağacımız (yukarda EMA'lı ilk sulama suyu verilirken) – Hastalık hemen hemen ağacın tamamını kaplamış. Neredeyse tüm yapraklar kahverengileşmiş ve ölüm kaçınılmaz bir hal almış. Sulama suyuna 1/500 oranında EM karıştırarak ağaç 3 defa sulandıktan ve 2 defa da yine aynı oranda suyla seyreltilmiş EMA ağacın üzerine spreylendikten sonra, (yaklaşık 6-8 hafta sonra) ağacın fotoğrafları aşağıdadır.


            Bir diğer ağacımızda Bursa bölgesindedir. Bu ağaçta ise, EM uygulamasına Eylül ayının başında yani geç başlanmıştır. Buna rağmen üzerinde başlangıçta hiç sürgün olmayan bu ağacın verdiği sürgünler aşağıdaki fotoğrafta görülmektedir. Kesilen dal, solgunluk hastalığı yüzünden önceden kesilmişti.

            Yine aynı bölgede EM’nin zeytin fidanlarının büyümesine etkisi test edilerek aynı büyüklükteki iki fidan Eylül ayının başından itibaren biri EMA’lı su (üstteki fidan) ile diğeri ise boş su ile (alttaki fidan) 3 defa sulanmıştır. Güneşi eşit sürelerle gören ve benzer toprakta ekili fidanların 6 hafta sonraki hali aşağıda görülmektedir.

            Sonuç:
            Bir sezon içinde gerçekleştirilen bu deneyler tabii ki, EM kesinlikle bu hastalığı iyileştiriyor anlamına gelmemelidir. Ancak, ağaçlarda bir dönüşüm başlmıştır ve iyileşme yolundadır. Özellikle Eylül ayından sonra bu şekilde yeni sürgünler vermesi ve sürgünlerin sağlıklı büyümeye devam etmesi iyiye işaret olarak algılanmalıdır. Bu hastalığa neden olan vertisilyum mantarının toprakta olduğu unutulmamalı ve toprakta bu mantarla baş edebilecek yararlı mikroorganizmaların çoğalması için sadece zeytin ağaçları değil, etrafındaki tüm toprak veya tüm zeytinlik EMA içeren suyla sulanmalıdır. EMA, toprağı vertisilyum mantarı zararlısından arındıracağı gibi, bu hastalığın dolaylı tetikleyicisi olan nematodlardan da temizleyecektir. Ayrıca, ağaçta çiçeklenmeyi ve meyve vermeyi teşvik edecektir. Söz konusu ağaçları önümüzdeki yıllarda da takip edeceğiz.
            Ayrıca kültürel önlemi olarak, düşen hastalıklı yapraklar üzerine 1/100 oranında seyreltilmiş EMA spreylenebilir ve tarım aletleri 1/10 oranında suyla seyreltilmiş EMA çözeltisine konularak dezenfekte edilebilir.
            kaynak:em-uygulamalar.blogspot.com.tr
            Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

            Yorum yap


            • #7


              Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

              Yorum yap


              • #8
                Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                Yorum yap

                Hazırlanıyor...
                X