Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Aynısefa MİX Yağı, Aynı Sefa, Sefa çiçeği, Ringelblume, Calendula officinalis

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Aynısefa MİX Yağı, Aynı Sefa, Sefa çiçeği, Ringelblume, Calendula officinalis

    1-2 Yıllık | 0,2-0,7m | 6-9 Aylar | Ça,Ho,Na | Çiçekleri ve Eter yağı

    Sefa çiçeği, Ringelblume, Calendula officinalis L.
    Şamdan çiçeği
    Ölü çiçeği
    Sefa otu
    Gecesefası
    Şifalı sefa çiçeği
    Aynı sefa
    Altıncık
    Yüksük çiçeği

    Familyası: Bileşikgillerden, Korbblütengewâchse, Asteraceae

    Drugları: Sefa çiçeği; Calendulae folium
    Sefa eter yağı; Calendulae aetheroleum
    Sefa tohum otunun genellikle çiçekleri çay, tentür, natürel ilaç ve eter yağı yapımında kullanılır.

    Giriş: Sefa çiçeğinin 10 türü vardır ve bunlardan en çok Şifalı Sefa çiçeği; Calendula officinalis ve az da olsa Yabani Sefa çiçeği; Calendula arvensis şifa maksadı ile kullanılır. Çiçekleri olgunlaşıp solduktan sonra tohumları kanca gibi içe doğru kıvrılarak yüksük şeklini alır. Bu nedenle yüksük çiçeği denir. Mezarlıklarda çok yetişmesi nedeni ile Ölü çiçeği, cildi güzelleştirdiği için Sefa çiçeği veya çiçeklerinin şamdana benzemesi nedeni ile Şamdan çiçeği ve yahut da altın sarısı rengi nedeniyle Altıncık da denir. Vatanının Kuzeybatı Afrika ülkeleri olduğu ve buradan önce Akdeniz ülkeleri ve Türkistan’a yayıldığı ve zamanla diğer ülkelerde de yetiştirildiği bilinmektedir. M.Ö Romalılar tarafından haricen yaralara karşım kullanıldığı ve reform çayı ile birlikte Avrupa’nın Kuzeyine yayıldığı ve 18.yydan itibaren kansere karşı yaygın olarak kullanılmıştır.

    Botanik: Genellikle bir yılık, nadiren iki yıllık bir bitki olup oldukça sık çatallaşır. Kökü 20cm boyunda ve ince yan köklerden meydana gelir. Dikine yükselen bitki oldukça sık çatallaşır ve gövde köşeli olup üzeri tüylüdür. Yaprakları 8-15cm uzunluğunda 2-5cm eninde alt yaprakları mala, üst yaprakları mızrak şeklinde, kenarları bütün, koyu yeşil renkli ve gövde ve dallara değişken sıra ile dizilmiştir. Çiçeklerin kupa yaprakları çanak şeklinde olup ince uzun mızrak şeklinde bir düzine yapraktan oluşur ve taç 2-4 sıra halinde dizilmiş olup her biri dil şeklinde uçları dişli, altın sarısı renkte, göbekte genellikle borucuk yaprakları bulunur ve bunlarda altın sarısı renktedir. Çiçekleri solduktan sonra kupa yaprakları içe doğru kıvrılır ve kanca şeklini alır ve de tohumları da böyle kanca gibidir.

    Yetiştirilmesi: Vatanı Akdeniz ülkeleri olan Sefa çiçeği binlerce yıldan beri Türkistan’da ve Türkiye’de bilinmekte ve yetiştirilmektedir. 1960’lı yıllardan itibaren Türkiye’yi saran kimyasal ilaç kullanma hastalığından önce yaygın olarak yetiştirilen bitkilerden bir de Sefa çiçeğidir. Fakat zamanla unutulmuştur. Değerinin anlaşılmasıyla birlikte yeniden pek ya-kında yaygın olarak yetiştirilecek bitkiler arasında katılacağına inanıyorum. Çünkü Avrupa’da özel olarak yetiştirilecek çok çeşitli ilaçlar özellikle de merhem, krem ve losyonlar yapılmaktadır. Sefa çiçeği Türkiye’ nin hemen hemen her yöresinde rahatlıkla yetiştirilebilir.

    Hasat zamanı: Haziran’dan Kasım ayına kadar Sefa çiçeğinin başı top-lanarak havalı ve gölgelik bir yerde kurutulur ve kaldırılır. Şayet tentürü, merhemi veya kremi veya losyonu yapılacak ise taze olarak işlenir. Maalesef şifalı bitkiler toplama, kurutma, paketleme ve depolama işlemleri sırasında çok yanlışlar yapılmaktadır. Bitkinin şifalı kısmı yaprak veya çiçekleri ise asla Güneş altında kurutulmaz ve mutlaka gölgede kurutul-malıdır. Ayrıca örneğin bitki 5 günde kurudu ise, 2 gün daha kurumada bırakmak mahzurludur, çünkü birleşimindeki eterik yağları kaybettiğinden kalitesi düşer. Sadece bitki kökleri Güneş’te kurutulur ve kurur kurumaz hemen paketlenip depolanması gerekir. Şifalı bitkilerin Aktarlar’da açıkta satılması kalitesini kısa sürede düşürür ve etkisini oldukca azaltır.

    Birleşimi: Birleşimindeki önemine göre şöyle sıralayabiliriz;
    a) Triterpenalkoller %4-6 arasında olup 3 gruba ayrılırlar. Bunlardan en önemlisi; 1) Triterpendioller (Dihydroxitriterpenler) %3-5 arasında olup bunlardan; Faradiel, Arnidiol, Calenduladiol, Maliladiol, Bereein ve Ursadiol’ü sayabliriz. Bu bileşikler %98 oranında Laurin-myristin-Palmitinasitle 3-O-Monoesterlerler oluşturur ve %2’side Diesterlerden oluşur. Monoesterlere örnek Faradiollauriasitester, Faradiolmyristinasitester ve Faradiolpalmitinasitester’i gösterebiliriz. 2) Triterpenmonoller (Monohydroksitriterpenler) %0,4-0,6 arasında olup önemlileri;ψ-Taraxan, Taraxan, Lupen, Oleanen, Ursen, α-veβ-Amyrin 3) Triterpentrioller (Trihidroksitriterpenler); Heiantriol A1, B0, B1, B2, Ursatriol ve Lupantriol
    b) Triterpensaponinler (Saponositler) %2-10 arasında olup en önemlileri; Saponosit A, B, C, D1, D2 ve F ile Olenolasit’i sayabiliriz. Bu Saponositler Glikuronasit, Glikoz veya Galaktozu birleşik bulundururlar.
    c) Cariotinoitler (Karotinoitler) %1-3 arasında olup en önemlileri; Lutein ve Zeaxanthin, takriben %90-98 arasında olup ayrıca az miktarda Lycopin, Violaxanthin, Aurogxanthin, Luteoxanthin, Lutein ve Luteinepoxid içerir.
    d) Falvonitler; %0,25-1 arasında olup en önemlileri; Quercetin, Izorhamnetinglikozit, Izorhamnetin-3-O-β-D-glikopyranosit, Quercetin-3-O-β-d-Glikopyranosit ve Izorhamnetin-3-O-rutinosid içerir.
    e) Steroller %0,06-0,08; γ-Steroller, β-Sitosterol, Campesterol, Cholesterol ve Izofucosterol
    f) Eter yağları %0,2-0,3; α-Cadinol (α-Kadinol) takriben %20-30’unu oluşturur ve ayrıca α- ve β-İonon, β-İonon-5,6-Diepoksid, Dihidroactinidiolid, α-Thojen, α-Pinen ve γ-Cadinen
    g) Kumarinler; Scopoletin, Umbelliferon ve Aesculetin
    h) Polisakkaridler %12-16 arasında olup en önemlileri; Rhamnoarabinogalakotonlar ve Arabinogalaktonlardan oluşur.

    Araştırmalar:
    Sefa çiçeği üzerine yapılan araştırmalar çok eskiye dayanır ve bu araş-tırmalarda genellikle kansere karşı etkili olduğu tespit edilmiştir. Fakat ne hikmetse günümüzde modern anlamda kansere karşı etkisi olup olmadığı konusunda herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Bugüne kadar yapılan modern araştırmalar sadece deri hastalıkları ve yaralanma ra-hatsızlıklarına (ezilme, burkulma, çizilme vb.) karşı yapılmış ve olumlu neticeler elde edilmiştir. Klasik araştırmalar;
    1) Pietroantrea Mattioli 1560’lı yıllarda Floransa’da yaptığı tedavi denemelerinde Sefa çiçeğinin kanseri iyileştirdiğini tespit etmiştir. (LBH.II.926)
    2) İsveç kralının doktoru J.P.Westring Stokholm ilim akademisinde yaptığı araştırmalarda Sefa çiçek ekstresinin kanseri iyileştirdiğini tespit etmiştir. (LBH.II.926)
    3) Prof.Dr.Herman Lebert Fransa’nın Breslau şehrinde (1813-1878) kanser üzerine yaptığı araştırmalarda Sefa çiçek çayının veya ekstresinin bu rahatsızlığı iyileştirdiği tespit etmiştir. (Age)
    4) Belçikalı hekim BOUGARD’da kanserli hastaları Sefa losyonu ve ekstresi ile tedavi etmiştir. (1882)(Age)
    5) Papaz Kneipp, Dr.Stöger, Dr.Bohn, Dr.Halenser ve Susanne Köhler kanserli hastaları sefa çiçeği ile iyileştirmişlerdir.
    6) Prof.Dr.K.Zitterl-Eglseer, Dr.J.Novak, Prof.Dr.Ch.Franz ve ekibi Viyana Üniversitesi ziraat fakültesinde Farmakoloji enstitüsünden Prof.Dr.G.Reznicek Prof.Dr.J.Jurenitsuh ve ekibi yaptıkları ayrı ayrı araştırmalarda Sefa merhemi ve ekstresinin yaraları iyileştirdiği ve iltihapları önlediğini tespit etmiştir. (ZP:3.00.152)
    7) Dr.O.İsaac yaptığı araştırmalarda Sefa çiçeğinin başta ekzema, iyileşmeyen yaralar ve varise karşı etkili olduğunu tespit etmiştir. (ZP.3.00.138)
    8) Dr.U.Wissinger-Graffenhahn ve ekibi Eyalet ilaç ve Tıbbi mamuller endüstrisi (Udesineastitital für Arsneimitlel und Medizine Prodükte bon) yaptığı araştırmalarda Sefa çiçeğinin müzmin yaraları iyileştirdiği, iltihapları önlediği ve ağız içi yutak mukozasını kuruttuğunu tespit etmiştir. (ZP.3.00.143)

    Kendi tecrübem; Ayak parmağım özellikle de başparmak tırnağımın de-riye batması ile ortaya çıkan iltihaplı yaraya (dolama) karşı oldukça sık deneme yaptım ve her seferinde de bu rahatsızlıktan Sefa merhemi ile kurtuldum. Birkaç gün ayak parmağıma Sefa merhemi sürdüğüm de iltihapları dışarı çeker olduğunu gördüm.

    Tesir şekli: Yaraları iyileştirici, iltihapları önleyici, mikropları öldürücü, parazitleri öldürücü, antimikozit (mantarları yok edici), krampları çözücü, safra artırıcı, adet söktürücü, terletici, hazmettirici ve metabolizmayı kuvvetlendiricidir.

    Kullanılması:
    a) Araştırmalara göre; AYNI SEFA Ekstraktı ile yapılan kinik araştırmalara göre Kanser tedavisinde anti-kanser drog olarak önemi çok çok artmıştır ve anti-inflamatuar, anti-ödem, ve antioksidan aktivite ; antibakteriyel ve antifungal aktivite ; anti-HIV (AİDS Hastalığı) ve antiviral aktivite ; yara iyileşmesi ve bağışıklık uyarıcı aktivite özelikleri tesbit edilmiştir. Son zamanlarda yapılan araştırmalarda Sefa çiçeğinden elde edilen merhem, krem, losyon veya ekstrelerin yararlı iyileştirdiği tespit edilmiştir.

    b) Komisyon E’nin 13.03.1986 tarih ve 50nolu Monografi bildirisine göre başta yaralar, müzmin yaralar ve deri ülseri, derinin açık yarası ile ağız ve yutak iltihaplanmasına karşı kullanılır.
    c) Homeopati’de müzmin yaralar, kesik yaralar, batma yaraları, deri ülseri, toplardamar iltihabı (flebit), derideki yanıklar, tırnak yatağının iltihaplanması (dolama), bezlerin şişmesi ve safra yetmezliğine karşı kullanılır.
    d) Halk arasında yaralanmalarda ortaya çıkan kesilme, yarılma, batma, ezilme, morarma, burkulma ile yanma ve donma sonucu deride kalan izleri, deri ülseri, toplardamar iltihaplanması (flebit), varis, gastrit, safra yolları iltihaplanması, beyaz akıntı, adet yetmezliği, bezlerin sertleşmesi ve şişmesi (özellikleri lenf bezleri), kam çıbanı, benekler, dekübitüs (yatak yarası), burnun iç kısmının kuruması, dolama, urlar ve hatta kansere karşı dahi kullanılmaktadır.

    Çayı: Bir kahve kaşığı Sefa çiçeği demliğe konur ve üzerine 300-500ml kaynar su ilave edildikten sonra 5-10dk demlenmeye bırakılır ve sonra süzülerek içilir.

    Çay Harmanları:

    Gökçek göz iltihapı çayı;
    30g Papatya çiçeği
    30g Göz otu yaprağı
    20g Sefa çiçeği
    20g Rezene tohumu
    Göz banyosu ve kompresi yapılır.

    Gökçek toplardamar iltihapı ve basur çayı;
    20g Hamamelis yaprağı
    20g Papatya çiçeği
    20g Sefa çiçeği
    20g K.yonca
    20g Çobançantası

    Gökçek adet yetersizliği çay;
    30g Civanperçemi otu
    30g Sedef yaprağı
    20g Sefa çiçeği
    10g Andız kökü
    10g Arnika çiçeği

    Gökçek deri hastalıkları çay(sivilce ve hafif iltihaplı deri);
    40g Hamamelis yaprağı
    30g Menekşe otu
    20g Sefa çiçeği
    10g Meşe kabuğu

    Gökçek mide çayı (iştahsızlık ve asit yetersizliğine);
    30g Oğulotu yaprağı
    30g Civanperçemi otu
    30g Pelin otu
    10g Sefa çiçeği

    Gökçek Mesane ve böbrek çayı
    25g Atkuyruğu otu
    20g Ayrıkkökü
    20g Altın başak otu
    20g Akhuş yaprağı
    15g Sefa çiçeği

    Gökçek mide-bağırsak çayı ( şişkinlik,);
    40g Kişniş tohumu
    30g Rezene tohumu
    20g Kimyon tohumu
    10g Sefa çiçeği

    Gökçek göz iltihabı çayı (özellikle göz kapak iltihapları);
    30g Papatya çiçeği
    30g Göz otu yaprağı
    20g Sefa çiçeği
    20g Sinirli ot

    Gökçek toplardamar iltihapları (flebit) çayı;
    20g Civanperçemi çiçeği
    30g K.yonca otu
    30g Alıç çiçeği + yaprağı
    10g Sefa çiçeği
    10g Altın çiçek

    Gökçek deri hastalıklarına çayı (müzmin yaralar);
    20g Papatya çiçeği
    20g Sefa çiçeği
    40g Sinirli ot
    20g Hamamelis kabuğu+yaprağı
    İçilir ve kompresi yapılır.

    Gökçek bacak ülseri çayı (ulcus cruris);
    40g Karakafes kökü
    20g Sefa çiçeği
    20g Adaçayı yaprağı
    20g Sinirli ot
    Çayı içilir, kompresi veya sargısı yapılır.

    Merhemi: Sefa merhemi 500gr vazelin veya balmumu bir kaba konur ve bu kap içinde kaynar su olan ikinci bir kaba konur. Burada eriyen vazelinin içine 100gr kurutulmuş veya 200gr taze Sefa çiçeği ilave edilir. Kap hafif ısıtıldıktan sonra 24sa buzdolabında bırakılır. Tekrar birinci kap ikinci kabın içinde hafif ısıtıldıktan sonra süzülür ve sefa merhemi elde edilir.

    Sefa yağı: 100ger Sefa çiçeği bir şişeye konur ve üzerine 500ml kaliteli zeytinyağı ilave edilir. 4-6hafta güneş gören bir yerde bekletildikten sonra süzülerek Sefa yağı elde edilir. Sefa yağı merhem yapımında veya sade olarak deri hastalıklarında kullanılır.

    Aromaterapi: Sefa çiçeği su buharı ile damıtılarak (destilasyon) eter yağı elde edilir. Sefa eter yağı genellikle mantara karşı kullanılır. Fakat çok az bulunan ve kullanılan bir eterik yağdır.

    Homeopati’de: Sefa çiçeğinden 100gr taze olarak bir şişeye konur ve üzerine 500ml %70’lik alkol ilave edilerek 4-hafta güneş ışığından uzakta muhafaza edildikten sonra süzülerek Homeopati’de <> ismi ila anılan tentür elde edilir. Bu tentürden günde 3-4defa 10-15 damla 4-6 hafta süreyle alınır.

    Ekstresi: Sefa çiçeği %70’lik alkolle ekstresi yapılır ve elde edilen ekstre aynı tentür gibi kullanılır.

    Hastalığın belirtileri (semptom):
    1) Bademcik ve tükürük bezlerinin şişkinliği
    2) Baş dönmesi
    3) Başta duygusuzluk hissi ve başın ağırmış gibi hissi
    4) Çekilirmiş gibi romatizmalı ağrılar, bacakların ağırlaşması ve aşırı yorgunluk
    5) Bezler şişer ve yara gibi ağrır
    6) Aşırı duyarlılık, ağrı ve seslere karşı
    7) Nemli havaya karşı aşırı duyarlılık ve sabahları ağrılar artarsa
    8) Herhangi bir şey olacakmış gibi korkma

    Yan tesirleri: Sefa çiçeğinin bilinen bir yan tesiri yoktur. Çok nadiren bazı hassas kişilerde alerjiye neden olabilir. Fakat eter yağının çok dikkatli kullanılması gerekir. Çünkü oldukça serttir.
    Emre Turan
    Ben yıllardır KOKU ALAMIYORDUM sizin AYNISEFA YAĞI MİX ürününüzü kullandıktan sonra KOKU ALMAYA BAŞLADIM. Eskiden evi havalandırmak aklımdan bile geçmezken şimdi evi havalandırmadıklarını fark edince çocuklara kızıyorum. İyi ki varsınız hocam.
    KAYNAK

    Ayşe Güvez
    Hocam benim torunun 5 yaşında 2 YAŞINDAN BERİ BURNU HERGÜN KANARDI doktora götürdü hiç faydası olmadı sizin AYNISEFA YAĞI MİX ürünü burnuna damlattım şimdi BURNU HİÇ KANAMIYOR çok şükür annane yine al gökcekten diyor sağ olun var olun.
    KAYNAK

    Fatma Alan
    Hocam sizden AYNISEFA YAĞI MİX ürünü aldım MİDE ve BAĞIRSAK ağrılarım için faydasını gördüm. ORMUS GLD aldım PANİK ATAK rahatsızlığına faydalı olduğunu dinlemiştim daha etkili olması için SARI KANTAORN SETİ de alacağım. Allah razı olsun.
    KAYNAK

    Saniye Dalkıran
    AYNISEFA YAĞI MİX ürününü kullandım MİDEMDEKİ ACI YANMALAR KAYBOLDU gerçekten ÇOK ETKİLİ bir ürün kullanmaya devam edeceğim
    KAYNAK

    Metin Demir
    10 gündür AYNISEFA CA CO2 YAĞI bende kullanıyorum. ÖKSÜRÜĞÜ kesti.teşekkürler hocam
    KAYNAK

    Muhammet Aslan
    AYNISEFA CA CO2 YAĞI kullandım udi hindi yağının gelişmişini üretmişsiniz gerçekten çok etkili MİDE YANMASINA ve HAZIMSIZLIĞA çok iyi geliyor anında etki gösteriyor mucizevi bir ürün allah binlerce kez razı olsun sizi bütün çevreme öneriyorum hocam selamlar saygılar
    KAYNAK
    Konu mert tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/685-mert Saat 29 November 2021, 09:22 ) değiştirilmiştir.

  • #2
    Aynı Sefa, Sefa çiçeği, Ringelblume, Calendula officinalis

    Yorum yap


    • #3
      Calendula officinalis : Kanser Tedavisinde ve Palyatif Bakımda Potansiyel Roller

      Daniel Cruceriu , Doktora, 1, 2 Ovidiu Balacescu , Doktora, 1, 3ve Elena Rakosy , Doktora 2
      Yazar bilgileri Makale notları Telif hakkı ve Lisans bilgileri Sorumluluk Reddi
      Bu makale, PMC'deki diğer makaleler tarafından alıntılanmıştır .
      Git: Soyut


      Kanser yönetiminde sürekli bir zorluk, tedavi etkinliğini artırmak ve yan etkilerini azaltmaktır. Sonuç olarak, yeni konvansiyonel ve konvansiyonel olmayan ilaçlar ve bitkilerden elde edilen biyoaktif bileşikler sürekli olarak geliştirilmekte, karakterize edilmekte ve in vitro ve in vivo modeller için kullanılmaktadır. Bu derleme, Calendula officinalis'in antitümör özelliklerine, tümör hücreleri ve hayvan modellerindeki biyolojik ve moleküler etkilerine ve ayrıca kanser palyatif bakımındaki rolüne odaklanmaktadır . PubMed veri tabanı kullanılarak C officinalis'in sitotoksik rolünü ve kanser hücreleri üzerindeki terapötik rolünü açıklayan çalışmaların sistematik bir incelemesi yapılmıştır. C officinalis de olsaekstraktlar farklı kanser hücre hatlarına karşı sitotoksik aktiviteye sahiptir, ekstraksiyona tabi tutulan bitki organına, ekstraksiyon yöntemine ve her çalışma için kullanılan kanser hücre hatlarına bağlı olarak çalışmalar arasında yüksek derecede bir varyasyon gözlemlenmiştir. Bununla birlikte, sitotoksik aktivitesi, hem proapoptotik proteinlerin aktivasyonunda hem de hücre ölümünü inhibe eden proteinlerin ekspresyonunu azaltmada çoklu roller sunan birkaç biyoaktif bileşik ile ilgilidir. Ayrıca, hayvan modellerinde kanıtlanmış anti-genotoksik/koruyucu ve antitümör ve antimetastatik etkileri nedeniyle C officinalis , yeni kanser tedavi stratejilerinin geliştirilmesinde gelecekte önemli etkilere sahip olabilirken, şimdiye kadar özellikle yan etkileri azaltmak için kullanılmıştır. radyoterapi.

      Anahtar Kelimeler: Calendula , kanser, sitotoksisite, genoprotektif, antimetastatik, palyatif bakım
      Git: Tanıtım

      Kanser, 2012 yılında 8,2 milyon kansere bağlı ölümle dünya çapında tüm ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer almaktadır. İnsidansı ile ilgili olarak, 2012 yılında 12 milyon yeni vaka kaydedilirken, bu sayının önümüzdeki 20 yılda yaklaşık %70 artması beklenmektedir. 1Kanser evresine, fenotipine ve lokalizasyonuna bağlı olarak devam eden tedavi seçenekleri arasında cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, immünoterapi ve uygun olduğunda hormonal tedaviler yer alır. Cerrahi ve radyoterapi erken evrelerde katı tümörleri tedavi etmek için başarılı bir şekilde kullanılırsa, kemoterapi, hematolojik malignitelerin yanı sıra ilerlemiş kanserler için kanser silahlarının en önemli seçimini temsil eder. Bununla birlikte, bu tedavi seçenekleri her zaman etkili değildir ve muhtemelen tümörlerin yüksek heterojenliği ve kanserlerin çoğunun ileri evrelerde tanımlanması nedeniyle önemli sınırlamalara sahiptir. Tedavi etkinliğini arttırmak ve tümör ilaç direncini azaltmak için şu anda bir kombinasyon rejimi uygulanmaktadır.

      Kemoterapi kanser hücrelerini öldürmek için en önemli yaklaşımlardan birini temsil etse de bölünmeye giren tüm hücrelere karşı etkisi nedeniyle sağlıklı dokulara zarar vererek birçok yan etki yaratır. Bu nedenle, hem kısa vadeli hem de uzun vadeli kümülatif sitotoksisite ve yorgunluk, saç dökülmesi, anemi, bulantı ve kusma, ishal, kabızlık, ruh hali değişiklikleri, böbrek sorunları ve kuru cilt dahil olmak üzere çeşitli yan etkiler adjuvan kemoterapi ile ilişkilidir. 2

      Kanser tedavisindeki bir diğer önemli problem ise tümör hücrelerinin radyokemoterapiye dirençli hale gelmesi ve böylece tedaviye yanıtı sınırlandırmasıdır. 3 Tümör hücreleri, bazal direnç olarak bilinen ve kanser hastalarının yaklaşık %50'sinde kaydedilen bir olay olan kanserli bir hücre alt popülasyonundan direnç özelliklerini devralarak veya spesifik ilaca maruz kalmaya hücresel bir yanıt olarak zamanla direnç kazanarak dirençli hale gelebilir. 4

      Kemoterapi, birçok yan etkiye neden olan hedef dışı bir tedavi olarak kabul edilirse, monoklonal antikorlar, evlat edinen hücre transferi, sitokinler ve kanser aşıları dahil olmak üzere immünoterapi, güvenilir bir hedefe yönelik tedaviyi temsil eder. Ancak bazı spesifik tümör fenotipleri ile sınırlıdır. Ayrıca yüksek tümör heterojenitesi ve yüksek mutasyon oranı nedeniyle kanserli hücre direnç kazanabilir ve hastanın nüksetmesine neden olabilir. 5

      Bu bağlamda, kanser tedavisini iyileştirmek ve tedavi yan etkilerini azaltmak amacıyla sürekli olarak yeni geleneksel ve geleneksel olmayan antikanser ilaçları ve bileşikleri geliştirilmektedir. Bu bağlamda kanser tedavisi için yararlı yeni bileşiklerin belirlenmesini amaçlayan en önemli araştırma alanlarından biri bitkilerle ilgili olanlardır.

      Bitkilerin sitotoksik ve antitümör aktiviteye sahip biyoaktif fitokimyasalların ilgili bir kaynağı olduğu kanıtlanmıştır, kanser tedavisinde olası etkili ilaçlar olarak yeni bitki bileşiklerini tanımlamaya yönelik çabalar artmaktadır. Catharanthus roseus, Podophyllum türleri, Taxus brevifolia, Camptotheca acuminata, Cephalotaxus türleri veya Curcuma longa gibi bitkilerden elde edilen biyoaktif ajanların , bazılarının klinik ortamda farklı malignitelerin tedavisinde kullanıldığı uzun süredir antikanser özelliklerine sahip olduğu bilinmektedir. 6 , 7Günümüzde farklı kanser türlerinin tedavisinde yaygın olarak kullanılan ve Dünya Sağlık Örgütü'nün Temel İlaçlar Listesinin bir parçası olan Paklitaksel, böyle bir bileşiğe iyi bir örnek teşkil etmektedir. 8 Aslen Pasifik porsuk ağacının kabuğundan, Taxus brevifolia , 9'dan izole edilmiş ve başarısına bağlı olarak, Taxol/Onxol adı altında yarı sentetik olarak yapılmaya başlanmıştır. Kanserde standart tedavinin bir parçası olma potansiyellerinin yanı sıra, bitki bileşikleri veya bütün özler hasta palyatif bakımında ve tamamlayıcı ve alternatif tıpta (CAM) kullanılmaktadır. 2000 yılından sonra TAT tüm kanser hastalarının yaklaşık %49'u tarafından kullanılmaktadır, 10bitkisel ilaçlar en çok kullanılan TAT türlerinden biridir, ancak bu tür tedavilerin çoğu henüz etkinliklerini göstermemiştir. 11 , 12

      Calendula officinalis L ( Asteraceae ), saksı kadife çiçeği, kanser tedavisinde potansiyel kullanımına ilişkin umut verici sonuçlar göstermektedir. Bu makalede, hem in vitro hem de in vivo olarak C officinalis antikanser aktivitesi ve sitotoksik aktivite gösteren fitokimyasal bileşenleri, dolayısıyla kanser tedavisinde ve CAM'de potansiyel kullanımı hakkındaki en son güncellemeleri gözden geçiriyoruz. Ayrıca, ilgili son araştırmalara dayanarak hastanın palyatif bakımındaki varsayılan rolünü vurguluyoruz. C officinalis antikanser aktivitesine genel bir bakış şurada sunulmaktadır:Şekil 1.
      Resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı 10.1177_1534735418803766-fig1.jpg
      Ayrı bir pencerede aç
      Şekil 1.
      Calendula officinalis antikanser aktivitesine genel bakış . Çiçekler/diş özleri: in vitro aktivite, in vivo aktivite ve palyatif bakımda; yapraklar/bitki özleri: in vitro aktivite; kök ekstresi: in vitro aktivite.

      Git: Calendula officinalis : Genel Bakış


      Calendula officinalis geleneksel tıpta uzun süredir kullanılmaktadır ve 2008 yılından bu yana Avrupa İlaç Ajansı tarafından bitkisel tıbbi ürün olarak kabul edilmektedir. Calendula'nın hem çiçekleri hem de yaprakları günümüzde halk hekimliğinde anti-inflamatuar ve antispazmodik ilaç olarak, kötü iyileşen yaraların, küçük yanıkların, morlukların ve kızarıklıkların tedavisinde ve ayrıca mide ülseri veya ağız iltihabının neden olduğu rahatsızlıkların giderilmesinde kullanılmaktadır. ve faringeal mukoza.
      13

      Topikal C officinalis formülasyonlarının genellikle kullanımı güvenli kabul edilir. Kozmetik İçeriği İnceleme Uzman Paneli tarafından uygulanan C officinalis'ten türetilen Kozmetik Bileşenlerin Güvenlik Değerlendirmesine göre , farklı Aynısafa özleri ve yağları geleneksel konsantrasyonlarda önemli ölçüde toksik değildir, ancak hafif oküler tahriş edici olabilir. 14 Calendula ürünleri, hastaların çoğu için alerjik değildir, ancak literatürde nadir olarak hassaslaşma vakaları bildirilmiştir. 15

      C officinalis ekstraktlarının farklı fraksiyonları için birkaç farmakolojik aktivite rapor edilmiştir , bunlar arasında en önemlileri şunlardır: anti-inflamatuar (Preethi KC, Kuttan G, Kuttan R), 16 anti-ödem (Zitterl-Eglseer K, Sosa S, Jurenitsch J, et al.), 17 ve antioksidan aktivite (Frankic T, Salobir K, Salobir J.)18 ; antibakteriyel (Mathur R, Goyal M.)19 ve antifungal aktivite (Gazim ZC, Rezende CM, Fraga SR, Svidzinski TI, Cortez DA.) 20 ; anti-HIV (Kalvatchev Z, Walder R, Garzaro D.)21 ve antiviral aktivite (Bogdanova NS, Nikolaeva IS, Shcherbakova LI, Tolstova TI, Moskalenko N, Pershin GN.)22 ; yara iyileşmesi (Parente LM, Rde SLJ, Tresvenzol LM, Vinaud MC, de Paula JR, Paulo NM) 23 ve bağışıklık uyarıcı aktivite. 24 Her ekstraktın biyolojik aktivitesi, çoğunlukla bitki sekonder metabolitleri olmak üzere bileşenlerine bağlıdır. C officinalis'te bulunan ana bileşik sınıflarıterpenoidler, flavonoidler, fenolik asitler, karotenoidler, kumarinler, kinonlar, uçucu yağlar, amino asitler ve lipidlerdir. 25

      Kanser tedavisinde, gibi otlar göre CAM genişlemesi ile 10 putatif anti-kanser etkinliğine ilgi C officinalis özü ve bileşikler artmıştır. Tümör hücre hatlarında ve in vivo kendi antikanser aktivitesi üzerindeki sitotoksik etki ilk aşkın 25 yıl önce tarif edildi, 26 ancak değerli bilgi beri kazanılmıştır. C officinalis'in tümör hücreleri ve hayvan modelleri üzerindeki ana antitümör özellikleri ve insan kanserlerinde palyatif bakımdaki rolü şurada sunulmaktadır:şekil 2.
      Resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı 10.1177_1534735418803766-fig2.jpg
      Ayrı bir pencerede aç
      Şekil 2.
      Calendula officinalis'in in vitro ve in vivo modellerde ana antitümör özellikleri ve ayrıca insan kanserlerinde palyatif bakımdaki rolü.

      Git: Calendula officinalis : Sitotoksik Bileşenler


      Geçtiğimiz on yılda, C officinalis ekstraktlarından izole edilen 3 farklı biyoaktif bileşiğin , in vitro olarak kanser hücre hatlarına karşı önemli sitotoksisiteye sahip olduğu tespit edildi. C officinalis hava parçalarının bir metanol ekstraktından silika jel kolon fraksiyon kromatografisiyle izole edilen ve nükleer manyetik rezonans ile tespit edilen Luteinin, meme kanseri hücre hatlarına karşı seçici sitotoksik aktiviteye sahip olduğu bulundu. 27 ¼ IC 50değer, MDA-MB-231 hücre çizgisi için 100 µg/mL ve MCF7 hücre çizgisi için >100 µg/mL idi; bu, luteinin lümen meme kanserinden ziyade üçlü negatif meme kanserine karşı daha büyük bir sitotoksik aktiviteye sahip olduğunu düşündürdü. Ayrıca, önemli ölçüde daha düşük lutein dozları, sağlıklı meme hücre dizisi MCF10A'ya karşı etkinliği ile karşılaştırıldığında, meme kanseri hücre dizilerine karşı sitotoksik olmuştur. P53, bax ve kaspaz-3 gibi çeşitli proapoptotik proteinlerin ekspresyon seviyeleri, lutein ile tedavi edilen kanser hücrelerinde (proteinin bulunmadığı MCF7'de kaspaz-3 hariç) artarken, bir protein olan Bcl-2'nin ekspresyonu artar. programlanmış hücre ölümünü inhibe eder, tedaviden sonra azalır.

      İki triterpen glikozit, calendulosit F 6'- O - n -butil ester ve calendulosit G 6'- O- metil ester, kurutulmuş C officinalis'ten elde edilen metanolik özütün n -BuOH'de çözünür fraksiyonunda nükleer manyetik rezonans analizi ile tanımlandı. Çiçekler. Her iki bileşik de lösemi, küçük hücreli olmayan akciğer kanseri, kolon kanseri, merkezi sinir sistemi kanseri, melanom, yumurtalık kanseri, böbrek kanseri, prostat kanseri ve meme kanserinden türetilen 60 hücre hattında sitotoksik aktiviteleri için in vitro olarak test edildi. Muameleden sonra 48 saat sonra, IC 50 calenduloside F değerleri 6'- O - N-bütil ester bileşiği, test edilen hücre hatlarının büyük bir çoğunluğu için <10 uM iken, calendulosit G 6'- O- metil ester bileşiği için, 2 hücre hattı dışında, <20 uM idi. 28

      Git: Calendula officinalis : Ekstraktların In Vitro Sitotoksik Aktivitesi


      Çeşitli son raporlar göstermiştir C officinalis ekstreler değişik kanser hücresi çizgileri karşı sitotoksik aktiviteye sahiptir, ancak yarı-maksimum engelleyici konsantrasyon (IC 50 ) bir ekstraksiyon çözücüsü ve yöntem, ekstraksiyon için tabi bitki organları bağlı olarak, çalışmalar arasında değişir ve Her çalışma için kullanılan kanser hücre dizisi. C officinalis çiçekleri/flos özleri son on yılda kapsamlı bir şekilde araştırılmış, ekstraksiyon için çok çeşitli çözücüler kullanılmış ve çok sayıda hücre dizisi test edilmiştir (tablo 1). Matysik ve diğerleri 29 , C officinalis'in metanol, etil asetat ve heptan özlerini test ettiT47D insan meme kanseri hücre hattına ve normal insan derisi fibroblastlarına (HSF) karşı flos. 75 ug/mL'lik bir konsantrasyonda 24 saatlik bir uyarımdan sonra, etil asetat özütü her iki hücre hattına karşı en düşük sitotoksisiteye sahipti, canlı hücre yüzdesi HSF için %70.7 ve T47D için %58.4 idi. Ayrıca, daha yüksek hücre yoğunluklarının daha yüksek dozlara daha iyi adapte olduğu gözlemlendi ve yazarlar, etil asetat fraksiyonunda bulunan bileşiklerin yara iyileştirme aktivitesinde rol oynayabileceğini öne sürdüler. Hem metanol hem de heptan özleri oldukça toksikti, HSF hücreleri yoktu ve T47D hücrelerinin yalnızca yaklaşık %15'i, 75 ug/mL'lik bir konsantrasyonda her bir özle 24 saatlik tedaviden sonra yaşayabilirdi. Heptan özütünün sitotoksik aktivitesi, β-amirin gibi farklı triterpenlere atanmıştır.29Tablo 1.


      Calendula officinalis Çiçekleri/Flos Özleri için Kullanılan Çözücüler ; IC 50 Dozlar ve Farklı Kanser Hücresi Lines özleri Antitümör Eylem Seçici Katsayıları; Belirli Dozlarda ve Zaman Aralıklarında Diğer Sitotoksik Etkiler (Canlılık, Büyüme İnhibisyonu) a .
      1 Metanol T47D ~50 µg/mL seçicilik yok 24 saatte doz Canlılık 27
      75 µg/mL %14.2
      2 heptan ~50 µg/mL 1.2 %18
      3 Etil asetat ~125 µg/mL 1.8 %58.4
      4 Kaynamış damıtılmış su 30 HeLa 750 µg/mL 4.16 NS NS 28
      fem-X 360 µg/mL 8.67
      MDA-MB-361 2250 µg/mL 1.38
      LS174 2300 µg/mL 1.36
      K562 870 µg/mL 3.59
      5 DANTEL B16 NS NS 72 saatte doz Büyüme inhibisyonu 29
      250 µg/mL %76
      B9 %72
      ANDO-2 100%
      MDA-MB-231 100%
      AGS 100%
      DU-141 %72
      A-549 %90
      IMIN PC-1 100%
      DLD 1 100%
      HeLa %83
      U937 %21
      Jurkat T 100%
      Ayrı bir pencerede aç
      Kısaltmalar: IC 50 , yarı maksimal inhibisyon konsantrasyonu; NS, belirtilmemiş.

      Bir seçicilik katsayısı IC arasındaki oran olarak hesaplanmıştır 50 sağlıklı hücre çizgileri için elde edilen doz (insan deri fibroblastları Matysik ve arkadaşları 29 , çevresel Matić et al kan tek-çekirdekli hücreleri , 30 ) ve IC 50 tümör hücresi hatları için doz.
      Matić ve arkadaşları 30 , C officinalis çiçek ekstraktının 5 farklı kanser hücre hattına (HeLa, Fem-X, MDA-MB-361, LS174 ve K562) karşı seçici sitotoksisitesini , sağlıklı, bağışıklığı yeterli periferik kan mononükleer hücreleri üzerindeki etkisiyle karşılaştırarak araştırdı ( PBMC'ler). Ekstraksiyon, kaynamış damıtılmış su içinde infüzyon yoluyla gerçekleştirildi. IC 50 360 ug arasında değişmektedir kanser hücre çizgileri için 24 saatlik bir işlemden sonra değeri / FemX insan melanom hücre çizgisi ve LS174 insan kolon karsinom 2300 ug / mL için ml. İlginç bir şekilde, en düşük sitotoksisite bir IC ile PBMC'lerin karşı bulunmuştur 503120 µg/mL değeri. Bu bağlamda, kap çiçeği ekstresi PBMC'ler, (IC arasındaki oranı seçicilik katsayısı ile karşılaştırıldığında kanser hücresi hatlarına karşı seçici olduğunu kanıtladı 50 PBMC-IC 50 için, HeLa hücreleri için 4.16, 8.67 olan anti-tümör etki tümör hücreleri için) FemX hücreleri ve K562 hücreleri için 3,59.

      C officinalis çiçek ekstraktlarının performansını artırma girişiminde Jimenez-Medina ve arkadaşları 31 , C officinalis'in yeni bir sulu lazerle aktive edilmiş ekstraktının sitotoksik etkilerini araştırdı.çiçekler (DANTEL). Çiçekler 15 dakika boyunca 650 nm dalga boyunda lazer tedavisine tabi tutularak ve daha sonra işlenmiş bitki materyalinin su içinde süspansiyonu ile ekstrakt elde edildi. Çiçek süspansiyonu 7 ila 15 gün boyunca 4°C'de tutuldu ve bu süre boyunca birkaç ilave lazer tedavisi uygulandı. LACE ekstraktının in vitro etkileri, 12 farklı kanser hücre hattı ve ayrıca insan periferik kan lenfositleri (PBL'ler) üzerinde belirlendi. 250 ug/mL'lik bir konsantrasyonda, LACE ile tedavi, lösemi hücre dizisi U937 hariç, test edilen tüm hücre dizileri için %70 ila %100'lük bir büyüme inhibisyonu (GI) belirlemiştir. LACE'in, normal sulu ekstrakt ile karşılaştırıldığında, tümör hücresi proliferasyonunun önemli ölçüde daha yüksek inhibisyonu ürettiği bulundu. kemoterapötik ilaç paklitaksel için elde edilenlere benzer sonuçlar verir. 250 ug/mL LACE ile 96 ila 144 saatlik bir tedaviden sonra, birkaç kanser hücre hattına ait hücreler G0/G1 fazında birikerek bu fazda bir hücre döngüsü durması olduğunu düşündürür. Ayrıca, G1 fazı boyunca ilerlemede ve S fazına girişte rol oynayan siklin E ve D1 gibi birkaç protein, aynı hücre dizilerinde LACE ile tedaviden sonra ekspresyon seviyelerini azaltmıştır. LACE ile tedavi ayrıca apoptozu indükledi, bazı hücre hatlarında kaspaz-3 proteini ekstrakt tarafından aktive edildi. LACE'nin kanser hücre hatları üzerindeki sitotoksik aktivitesinin aksine, ekstraktın kontrole kıyasla 3 ila 5 kat artışla PBL hücrelerinin proliferasyonunu önemli ölçüde arttırdığı kanıtlanmıştır. Normal sulu ile de benzer sonuçlar elde edildi. 250 ug/mL LACE ile 96 ila 144 saatlik bir tedaviden sonra, birkaç kanser hücre hattına ait hücreler G0/G1 fazında birikerek bu fazda bir hücre döngüsü durması olduğunu düşündürür. Ayrıca, G1 fazı boyunca ilerlemede ve S fazına girişte rol oynayan siklin E ve D1 gibi birkaç protein, aynı hücre dizilerinde LACE ile tedaviden sonra ekspresyon seviyelerini azaltmıştır. LACE ile tedavi ayrıca apoptozu indükledi, bazı hücre hatlarında kaspaz-3 proteini ekstrakt tarafından aktive edildi. LACE'nin kanser hücre hatları üzerindeki sitotoksik aktivitesinin aksine, ekstraktın kontrole kıyasla 3 ila 5 kat artışla PBL hücrelerinin proliferasyonunu önemli ölçüde arttırdığı kanıtlanmıştır. Normal sulu ile de benzer sonuçlar elde edildi. 250 ug/mL LACE ile 96 ila 144 saatlik bir tedaviden sonra, birkaç kanser hücre hattına ait hücreler G0/G1 fazında birikerek bu fazda bir hücre döngüsü durması olduğunu düşündürür. Ayrıca, G1 fazı boyunca ilerlemede ve S fazına girişte yer alan siklin E ve D1 gibi çeşitli proteinler, aynı hücre dizilerinde LACE ile tedaviden sonra ekspresyon seviyelerini azaltmıştır. LACE ile tedavi ayrıca apoptozu indükledi, bazı hücre hatlarında kaspaz-3 proteini ekstrakt tarafından aktive edildi. LACE'nin kanser hücre hatları üzerindeki sitotoksik aktivitesinin aksine, ekstraktın kontrole kıyasla 3 ila 5 kat artışla PBL hücrelerinin proliferasyonunu önemli ölçüde arttırdığı kanıtlanmıştır. Normal sulu ile de benzer sonuçlar elde edildi. G0/G1 fazında birikmiş birkaç kanser hücre hattına ait hücreler, bu fazda bir hücre döngüsü durmasını düşündürür. Ayrıca, G1 fazı boyunca ilerlemede ve S fazına girişte yer alan siklin E ve D1 gibi çeşitli proteinler, aynı hücre dizilerinde LACE ile tedaviden sonra ekspresyon seviyelerini azaltmıştır. LACE ile tedavi ayrıca apoptozu indükledi, bazı hücre hatlarında kaspaz-3 proteini ekstrakt tarafından aktive edildi. LACE'nin kanser hücre hatları üzerindeki sitotoksik aktivitesinin aksine, ekstraktın kontrole kıyasla 3 ila 5 kat artışla PBL hücrelerinin proliferasyonunu önemli ölçüde arttırdığı kanıtlanmıştır. Normal sulu ile de benzer sonuçlar elde edildi. G0/G1 fazında birikmiş birkaç kanser hücre hattına ait hücreler, bu fazda bir hücre döngüsü durmasını düşündürür. Ayrıca, G1 fazı boyunca ilerlemede ve S fazına girişte yer alan siklin E ve D1 gibi çeşitli proteinler, aynı hücre dizilerinde LACE ile tedaviden sonra ekspresyon seviyelerini azaltmıştır. LACE ile tedavi ayrıca apoptozu indükledi, bazı hücre hatlarında kaspaz-3 proteini ekstrakt tarafından aktive edildi. LACE'nin kanser hücre hatları üzerindeki sitotoksik aktivitesinin aksine, ekstraktın kontrole kıyasla 3 ila 5 kat artışla PBL hücrelerinin proliferasyonunu önemli ölçüde arttırdığı kanıtlanmıştır. Normal sulu ile de benzer sonuçlar elde edildi. G1 fazı boyunca ilerlemeye ve S fazına girişe dahil olan, aynı hücre dizilerinde LACE ile tedaviden sonra ekspresyon seviyelerini düşürmüştür. LACE ile tedavi ayrıca apoptozu indükledi, bazı hücre hatlarında kaspaz-3 proteini ekstrakt tarafından aktive edildi. LACE'nin kanser hücre hatları üzerindeki sitotoksik aktivitesinin aksine, ekstraktın kontrole kıyasla 3 ila 5 kat artışla PBL hücrelerinin proliferasyonunu önemli ölçüde arttırdığı kanıtlanmıştır. Normal sulu ile de benzer sonuçlar elde edildi. G1 fazı boyunca ilerlemeye ve S fazına girişe dahil olan, aynı hücre dizilerinde LACE ile tedaviden sonra ekspresyon seviyelerini düşürmüştür. LACE ile tedavi ayrıca apoptozu indükledi, bazı hücre hatlarında kaspaz-3 proteini ekstrakt tarafından aktive edildi. LACE'nin kanser hücre dizileri üzerindeki sitotoksik aktivitesinin aksine, ekstraktın kontrole kıyasla 3 ila 5 kat artışla PBL hücrelerinin proliferasyonunu önemli ölçüde arttırdığı kanıtlanmıştır. Normal sulu ile de benzer sonuçlar elde edildi. LACE'nin kanser hücre hatları üzerindeki sitotoksik aktivitesinin aksine, ekstraktın kontrole kıyasla 3 ila 5 kat artışla PBL hücrelerinin proliferasyonunu önemli ölçüde arttırdığı kanıtlanmıştır. Normal sulu ile de benzer sonuçlar elde edildi. LACE'nin kanser hücre hatları üzerindeki sitotoksik aktivitesinin aksine, ekstraktın kontrole kıyasla 3 ila 5 kat artışla PBL hücrelerinin proliferasyonunu önemli ölçüde arttırdığı kanıtlanmıştır. Normal sulu ile de benzer sonuçlar elde edildi.Calendula özü. LACE tedavisinden sonra çoğalan PBL alt popülasyonları başlıca B lenfositleri, CD4 + T lenfositleri ve doğal öldürücü T lenfositleriydi.

      Çalışmaların çoğu C officinalis çiçek/flos ekstraktlarına odaklanmış olsa da , yakın zamanda yapılan 2 çalışma bu bitkinin diğer kısımlarının etkileri hakkında veri sunmuştur. dos Santos ve diğerleri 32 Brezilya'dan 51 tür için metanolde ekstrakte edilen yaprakların sitotoksik etkisini inceledi ve C officinalis'in tümör hücrelerine karşı en aktif bitkilerden biri olduğu kanıtlandı. IC 504 farklı kanser hücre hattında (HL-60, HCT-8, B16 ve MCF7) tedaviden 72 saat sonra ölçülen değerler 50.5 ile 83,9 µg/mL arasında değişmiştir ve murin cilt melanomuna karşı en yüksek sitotoksisite (B16 hücre hattı) ve meme kanserine karşı en düşük (MCF7 hücre hattı). Konsantrasyon 125 µg/mL'ye yükseltildiğinde, ekstrakt, test edilen tüm hücre hatlarına karşı %90'dan fazla hücre GI'sine (%) neden oldu.

      Wegiera ve arkadaşları 33 , C officinalis köklerinin, otlarının ve çiçeklerinin sitotoksik etkilerinin karşılaştırıldığı bir deney gerçekleştirdi . Bitki materyali metanol içinde ekstraksiyona tabi tutuldu ve etki, J-45.01 hücre hattına (insan akut T lösemisi) karşı ölçüldü. Şaşırtıcı bir şekilde, en yüksek sitotoksisite (IC 50 ) çiçek (330 ug / mL) ve üstü kısımlarında (410 ug / mL) özler, ardından kök ekstresi (230 ug / mL) için bulundu. IC bir konsantrasyon yakın bir 24 saat muameleden sonra 50değere göre, kökler ve bitki özleri için hücrelerin %35'i erken apoptotik aşamada ve yaklaşık %15'i geç apoptotik/nekrotik aşamada bulundu. Öte yandan, aynı deney tasarımı kullanılarak, çiçek özü ile uyarılan hücrelerin %35'i geç apoptotik evrede ve %15'i erken evrede bulunmuştur. Çiçek özü ile 48 saatlik bir stimülasyondan sonra geç apoptotik hücre fraksiyonunda 10 katlık bir artışla, hem erken hem de geç apoptotik hücrelerde zamana bağlı bir şekilde bir artış rapor edildi.

      Git: Calendula officinalis : Canlılarda Toksisite, Kemoprotektif Aktivite ve Antikanser Aktivite


      C officinalis çiçek ekstraktının in vivo aktivitesi, farklı hayvan modellerinde toksisite, anti-genotoksik/koruyucu ve antitümör aktivite ve ayrıca anti-metastatik etkiler açısından yakın zamanda araştırılmıştır.Tablo 2). Tablo 2.


      Calendula officinalis Çiçek Özlerinin In Vivo Aktivitesi ; Uygulama Dozları, Hücresel Etkiler ve Bu Ekstraktlarla Belirli Hayvan Modellerinde Modüle Edilen Mekanizmalar/Genler.
      1 hidro-alkol toksisite İsviçreli albino fareler ⩽5 g/kg Akut toksisite yok 32
      Wistar fareleri ⩽5 g/kg Akut toksisite yok
      ⩽1 g/kg/30 gün Subakut toksisite yok; hematolojik profilde değişiklik yok Böbrek ve karaciğer aşırı yüklenmesi: ALT ↑; topuz ↑
      2 DANTEL toksisite Balb/c, C57BL/6 ve CBA fareleri Balb/c 55 mg/kg/30 gün Lokal veya sistemik toksisite yok LD 50 = 550 mg/kg (15. gün) 29
      Wistar fareleri Balb/c 550 mg/kg/30 gün Lokal veya sistemik toksisite yok LD 50 = 2750 mg/kg (15. gün)
      antitümör etkisi ANDO-2 hücre hattını taşıyan çıplak fareler 50 mg/kg, ağızdan/12 hafta %60 tümör büyümesi inhibisyonu Hayatta kalma oranı: %75 (135. gün)
      25 mg/kg, intraperitoneal/9 hafta %60 tümör büyümesi inhibisyonu Hayatta kalma oranı: %60 (135. gün)
      3 hidro-alkol kemopreventif etki Fischer 344 sıçan Karsinojenez başlangıcından 2.5 mg/kg/7 gün önce AHF sayısı: %49 azalma; AHF alanı: %55 azalma GGT ↓ 33
      genotoksik etki Fischer 344 sıçan Karsinojenez başlangıcından 20 mg/kg/7 gün önce AHF sayısı: %42 artış; AHF alanı: %46 artış GGT ↑
      4 Metanol kemopreventif etki İsviçreli albino fareler 10 mg/kg/32 hafta (terfi sırasında 16 ve karsinojenezden sonra 16) Tümör sayısı: %15 azalma; tümör boyutu: azalmış Hücre proliferasyonu ↓: PCNA ↓, p38 MAPK ↓; apoptoz ↑: p53 ↑; inflamasyon ↓: NFκB↓, COX-2 ↓; bağışıklık gözetimi ↑: LC ↑ 34
      5 etanol antimetastatik etki B16F-10 hücre hattını taşıyan C57BL/6 fareleri 250 mg/kg/10 gün Ömrü: %43.3 artış; Akciğer tümör düğümleri oluşumunun %74 inhibisyonu Sia ↓; GGT↓; Lox ↓; P4H ö; MMP-2 ↓; MMP-9 ↓; TIMP-1 ↑; TIMP-2 ↑; 35
      Ayrı bir pencerede aç
      Kısaltmalar: BW, vücut ağırlığı; ALT, alanin aminotransferaz; BUN, kan üre azotu; LD 50 , ölümcül doz,% 50; AHF, değişmiş hepatosit odakları; GGT, y-glutamil transpeptidaz; PCNA, çoğalan hücre nükleer antijeni; p38 MAPK, p38 mitojenle aktive olan protein kinaz; p53, p53 tümör baskılayıcı protein; NFkB, nükleer faktör NFkB; COX-2, siklooksijenaz-2; LC, Langerhans hücreleri; Sia, sialik asit; Lox, lisil oksidaz; P4H, prolil hidroksilaz; MMP-2, matris metalloproteinazlar-2; MMP-9, matris metalloproteinaz-9; TIMP-1, metalloproteinaz-1'in doku inhibitörü; TIMP-2, metalloproteinaz-2'nin doku inhibitörü.

      Silva ve arkadaşları 34 C officinalis'in toksisitesini araştırdıWistar sıçanlarında ve İsviçre albino farelerinde çiçek hidro-alkol özütü. Her iki hayvan modelinde de ekstrenin 5 g/kg vücut ağırlığına kadar olan dozlarda oral yoldan uygulanmasından sonra hiçbir akut toksisite kaydedilmemiştir. 1 g/kg vücut ağırlığına kadar olan dozlarla tedaviden sonra Wistar sıçanlarında subakut toksisite gözlenmemiştir. Kan veya serumda çeşitli hematolojik (eritrosit sayısı, ortalama alyuvar hacmi, farklı lökosit sayısı vb.) ve biyokimyasal (glikoz, trigliseritler, proteinler, kolesterol miktarları vb.) parametreler belirlendi ve tedaviden sonra referans aralığında kaldığı kanıtlandı. Bununla birlikte, hem kan üre nitrojeni hem de alanin aminotransferazın kanda doza bağlı bir şekilde arttığı bulundu, bu da renal ve hepatik aşırı yüklenme olasılığını düşündürür.

      LACE ekstraktının farklı kanser hücre dizileri üzerindeki in vitro başarısına dayanarak, Jimenez-Medina ve ark. 31ayrıca Balb/c, C57BL/6 ve CBA farelerinde ve ayrıca Wistar sıçanlarında LACE ekstraktının in vivo toksisitesini araştırdı. Test edilen tüm farelerde art arda 30 gün boyunca 11 ve 55 mg/kg vücut ağırlığı LACE özütünün oral yoldan uygulanmasından sonra, lokal veya sistemik hiçbir toksisite gözlenmedi. Wistar sıçanlarında 11, 55 ve 550 mg/kg vücut ağırlığı LACE dozu için benzer sonuçlar elde edildi. Toksisite deneylerini takiben, ANDO-2 insan melanom hücre hattını taşıyan çıplak farelerde in vivo antitümör aktivitesi araştırıldı. Farelere 50 mg/kg vücut ağırlığı (ağızdan) ve 25 mg/kg vücut ağırlığı (intraperitoneal yol) LACE uygulandı. Ekstrakt, %60'lık bir tümör GI gösterdi, benzer sonuç kemoterapötik ilaç Taxol ile de elde edildi. Ayrıca, ANDO-2 enjeksiyonundan 135 gün sonra,

      Yaklaşımı değiştirerek, Barajas-Farias ve diğerleri 35 , karsinojenezin N- nitrosodietilamin ile başlatıldığı ve 2-asetilaminofloren ile teşvik edildiği erkek Fischer 344 sıçanlarında C officinalis çiçekleri sulu-etanol özütünün anti-genotoksik etkilerini değerlendirdi . Ekstraktın in vivo aktivitesi, sıçanlarda dirençli hepatosit modelinde değiştirilmiş hepatosit odaklarının (AHF) veya y-glutamil transpeptidaz-pozitif odaklarının alanı ve sayısı temelinde değerlendirildi. Hayvanlar kanserojen AKY'nin alanı ve sayısı sadece tedavi edildi kontrol grubunda% 5.5 ve 17.5 AKY / cm, 2, sırasıyla. Tedavi edilen grupta, 0.1 ila 2.5 mg/kg vücut ağırlığı aralığında ekstraktın uygulanmasından sonra, her iki parametre de azalmış, bölgede maksimum %55 inhibisyon ve AHF sayısında %49. 2.5 mg/kg vücut ağırlığı dozu. Öte yandan, tedavi 20 mg/kg vücut ağırlığından daha yüksek dozlarda uygulandığında, ekstraktın genotoksik aktiviteye sahip olduğu, 40'lık bir dozda alan ve AHF sayısında %40 ve %53 artış olduğu kanıtlanmıştır. mg/kg vücut ağırlığı. Ayrıca, aynı 40 mg/kg vücut ağırlığı dozunda, ekstrakt karsinojenezi teşvik edebilir ancak başlatamaz. Bu nedenle, C officinalis özütü, in vivo olarak, düşük dozlarda uygulandığında anti-genotoksik (koruyucu) olan, ancak yüksek dozlarda genotoksik hale gelen, çift doza bağlı bir etkiye sahiptir.

      Ali ve arkadaşları 36 , C officinalis'ten elde edilen bir metanolik özütün kemopreventif etkilerini araştırdı.İsviçre albino farelerinde DMBA tarafından başlatılan, kroton yağı ile teşvik edilen bir cilt karsinojenez modelinde çiçekler. Ekstrakt, fareler kroton yağı ile her tedavi edildiğinde ve promotör uygulaması sona erdikten sonra 16 hafta boyunca 10 mg/kg vücut ağırlığı dozunda uygulandı. Ekstrakt, derideki tümörlerin sayısını, insidansını ve çokluğunu azalttı, ekstrakt ile tedavi edilen grupta tümör taşıyan fare başına ortalama tümör sayısı yaklaşık %15 azaldı. Tümör boyutu da küçüldü ve tedavi edilen grupta normal bir cilt tabakalaşması gözlemlendi. Çoğalan hücre nükleer antijeninin (PCNA) ve hücre döngüsü ilerleme belirteci p38 MAPK'nın ekspresyonu, özüt tarafından bastırıldı, bu da tedavi edilen grupta tümör hücresi proliferasyonunda bir azalma olduğunu ortaya koydu. Üstelik, kontrol tümörü taşıyan fareler ile karşılaştırıldığında, ekstre ile tedavi edilen grubun tümörlerinde daha yüksek p53 tümör baskılayıcı protein seviyeleri bulundu; bu nedenle, ekstrakt apoptozu indükleyebilir. Gözlenen diğer ilgili etkilerC officinalis ile tedavi edilen grup, iyi bir kemopreventif hedef olabilecek cilt iltihabını azalttı ve Langerhans hücrelerinin epidermiste tutulmasıyla gelişmiş bağışıklık gözetimi sağladı.

      Preethi ve arkadaşları 37 C officinalis'in antimetastatik aktivitesini araştırdı B16F-10 melanom hücreleri enjekte edilmiş C57BL/6 farelerinde çiçek özütü. Etanol bazlı ekstrakt, art arda 10 gün boyunca 250 mg/kg vücut ağırlığı dozunda oral yoldan uygulandı. Ekstrakt, tedavi edilmeyen tümör taşıyan farelere kıyasla tedavi edilen hayvanlarda yaşam süresini %43.3 arttırdı. Genellikle tümörlerde artmış bulunan salisilik asit seviyeleri ve bir çoğalma belirteci olan y-glutamil transpeptidaz, tedavi edilen hayvanların serumunda önemli ölçüde azalmış bulundu. B16F-10 hücreleri ile enjeksiyondan 21 gün sonra, tedavi edilen grup, akciğer tümör düğümlerinin sayısında azalma, tümör boyutunda azalma, nispeten tümörsüz alveoller ve bronşiyoller ve sağlıklı gruba benzer alveolar geçiş gösterdi, bu da akciğer metastazı inhibisyonunu düşündürdü. Cı officinalisAyıkla. Ayrıca, hücre dışı matris bileşenlerinin sentezinde veya bozulmasında yer alan birkaç metastaz belirteci, tedavi edilmeyen grupla karşılaştırıldığında tedavi edilen hayvanlarda farklı şekilde eksprese edildi ve histopatolojik sonuçları destekledi. Akciğer fibrozu için bir belirteç olan hidroksiprolin ve kolajen sentezi için bir substrat olan heksozamin, ekstrakt ile tedavi edilen grupta azalmış bulundu. Hücre dışı matriste çapraz bağlanmayı indükleyen bir enzim olan lisil oksidaz (Lox) ve kolajen sentezinde rol oynayan bir enzim olan prolil hidroksilaz (P4H) özüt tarafından inhibe edildi. Bazal membranı parçalamaktan ve dolayısıyla istilayı teşvik etmekten sorumlu olan matris metalloproteinazlar olan MMP-2 ve MMP-9'un özüt tarafından aşağı regüle edildiği bulundu. Dahası, metaloproteazlar TIMP-1 ve TIMP-2'nin doku inhibitörlerinin ekspresyonu aktive edildi. Bu nedenle, yazarlar şu sonuca varıyor:C officinalis çiçek özü, yaşam süresini uzatır, ancak aynı zamanda tümör taşıyan farelerde akciğer metastazını da engeller.

      Git: Kanser Palyatif Bakımında Calendula officinalis


      Gerçi Cı officinalis sitotoksik ve in vitro ve in vivo modellerde anti-tümör etkiler göstermiştir, insan kanser tedavisinde kullanımı genellikle radyokemoterapi neden olduğu sekonder etkilerin tedavisi ile sınırlıdır. Günümüzde kanser yönetiminin önemli bir parçası olan palyatif bakım, hastalığın semptom ve yan etkilerini ve tedavisini tedavi ederek kanser hastalarında yaşam kalitesini iyileştirmeye odaklanmıştır. Bu amaçla, daha fazla kanser hastaları bitkisel ilaçlar dahil, CAM kullanıyor, 10 olsa bile çok az destekleyen bilimsel veriler şu anda mevcuttur. 12 Yakın zamanda yapılan birkaç klinik çalışma, C officinalis'in özleri meme, baş ve boyun kanseri hastalarında radyoterapinin yan etkilerini azaltmada ilgili bir kaynak olabilir.

      254 meme kanseri hastasını içeren basit-kör faz III randomize bir klinik çalışmada , petrol jölesinde ekstrakte edilen C officinalis'in yağda çözünen fraksiyonu, 2 veya daha yüksek dereceli akut radyasyona bağlı dermatitin önlenmesindeki varsayılan rolü hakkında değerlendirildi. Önleme kapasitesi, meme kanseri palyatif bakımının bir parçası olarak radyoterapi sırasında sıklıkla reçete edilen topikal bir ajan olan trolamin ile karşılaştırılarak değerlendirildi. Calendula ile tedavi edilen grupta 2. veya 3. derece cilt akut toksisitesi insidansı %41 iken, trolamin ile tedavi edilen hastaların %63'ünde hafif ila şiddetli dermatit görülmüştür. Ayrıca, Calendula-tedavi edilen grupta hiçbir alerjik reaksiyon gözlenmedi ve ekstraktın hastalar arasında ağrıyı azaltmada daha etkili olduğu kanıtlandı. Bu nedenle, C officinalis meme kanseri hastalarında radyasyona bağlı dermatitin önlenmesi için iyi bir nonsteroid ajan olabilir. 38 Calendula'nın etkinliği trolaminden daha iyi olsa da, referans olarak trolamin seçiminin radyoterapiye bağlı dermatit tedavisindeki etkinliğine değil, randomize RTOG (Radyasyon) verilerine dayandığına dikkat edilmelidir. Tedavi Onkoloji Grubu) iyileştirici özelliklerini öne süren çalışma. 39 Ayrıca, yakın tarihli bir meta-analizde, trolaminin radyasyon dermatitinin önlenmesi ve tedavisinde etkisiz olduğu bulunmuştur.40 ; bu nedenle, böyle bir klinik deneyde kontrol olarak kullanımı şüphelidir.

      2 farklı ticari ürünün etkinliğini karşılaştırmak için 420 hasta üzerinde başka bir randomize, 2 kollu, kör faz III denemesi yapıldı: topikal Calendula kremi (Weleda AG, İsveç) ve güçlü nemlendirici ve koruyucu özelliklere sahip sulu bir emülsiyon (Essex- Schering-Plough), meme kanseri hastalarında akut radyasyon cilt reaksiyonunun (ARSR) önlenmesinde. Şiddetli ARSR insidansı tedavi edilen 2 grupta benzerdi; hastaların %23'ü topikal Calendula kremi için ciddi cilt reaksiyonları ve sulu kremle tedavi edilen grup için %19'u gösteriyordu. Bu nedenle seçilen cilt bakım ürününün radyasyona bağlı dermatit üzerinde çok az etkisi oldu. 41(% 41 ve% 63 daha önceki klinik çalışmaya dahil hastalar ile karşılaştırıldığında genel olarak, her iki grupta deri toksisitesi düşük seviyelerde (% 23 ve% 19) rapor Calendula - ve sırasıyla grubu trolamin-muamele edilmiş). Yazarlar, cilt reaksiyonu semptomlarındaki azalma seviyelerinin, gelişmiş bir foton terapisinden ve çalışmalarına daha az sigara içen kişinin dahil edilmesinden kaynaklandığını öne sürüyorlar. Ayrıca, çalışma tasarımı ve hasta sayısı arasındaki farklılıklar, bu çalışmaların sağladığı veriler arasındaki farklılıkların altında kalabilir.

      Radyodermatit, radyoterapinin yaygın bir yan etkisidir, ancak tedavi alanının alanı nedeniyle baş boyun kanserli hastalarda daha sık görülür. C officinalis'in radyodermatitin önlenmesi ve tedavisinde etkinliğini, sıklıkla önerilen bir palyatif tedavi olan esansiyel yağ asitlerine (EFA) dayalı bir losyonla karşılaştırmalı olarak değerlendirmek için 51 baş ve boyun kanserli hasta üzerinde randomize, çift kör kontrollü bir klinik çalışma yürütülmüştür. baş boyun kanserli hastalarda. Her ürün, radyoterapi süresince günde iki kez cilde uygulandı. Calendula , 15 tedavi seansından sonra radyodermatit gelişimini önlemede daha etkili olduğunu kanıtladı, derece 1 dermatit insidansı EFA grubu için %40.73 ve sadece %25 idi. Calendula ile tedavi edilen grup. Ayrıca, son radyoterapi seansından sonra, 2. veya 3. derece radyodermatit insidansı, Calendula ile tedavi edilen grup için %21.43 iken, EFA grubunda bu oran neredeyse iki katına çıkmıştır (%46.16). Calendula , baş ve boyun kanserli hastalarda radyasyona bağlı dermatitin önlenmesinde EFA tedavisinden daha iyi bir palyatif bakım seçeneği olduğunu kanıtlamış olsa da, istatistiksel analiz için yalnızca 27 hastanın dahil edildiği belirtilmelidir. 42 Ayrıca, EFA losyonları bazı kliniklerde sıklıkla önerilen bir palyatif tedavi olmasına rağmen, 42 literatürde radyasyona bağlı cilt toksisitesinin önlenmesinde etkinliklerini kanıtlayan herhangi bir çalışma bulunmamaktadır.

      Baş ve boyun hastalarında radyoterapinin bir diğer ilgili yan etkisi radyasyona bağlı orofaringeal mukozittir (OM), hastaların %80'inden fazlası tedavi sırasında oral mukoza iltihabı bildirmektedir. 43 Bu bağlamda, 40 baş ve boyun kanseri hastası üzerinde yürütülen plasebo kontrollü bir klinik çalışma, C officinalis çiçek özü ağız gargarasının 2, 3 ve 6 haftalık tedaviden sonra radyasyona bağlı OM yoğunluğunu önemli ölçüde azalttığını kanıtladı . Yazarlar, OM oluşumunun inhibisyonunun en azından kısmen ekstrakt antioksidan kapasitesinden kaynaklandığını öne sürüyorlar. 44

      Hyaluronik asit Aloe vera , kortikosteroid krem, güçlü nemlendirici ve koruyucu özelliklere sahip ticari emülsiyon veya plasebo gibi farklı referans ajanların kullanılması, verilerin çalışmalar arasında karşılaştırılmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca, basit veya çift kör randomize çalışmaları içeren farklı türde çalışma tasarımları, tedavi atamalarında yanlılık kaynaklarını ortaya çıkarabilir. Genel olarak, çalışmalar yanlılık risklerini ve bunların nasıl önlenebileceğini kısmen tanımlamıştır. Önceki bir çalışmada, yetersiz veya belirsiz randomizasyon tasarımına sahip çalışmaların, uygun randomizasyona sahip çalışmalardan elde edilen verilerle karşılaştırıldığında, tedavi etkilerinin %40'a kadar fazla tahmin edilmesine yol açtığı vurgulanmıştır. 45

      Bununla birlikte, önceki çalışmalardan elde edilen veriler gerçekten karşılaştırılabilir olmasa bile, Calendula'nın insan kanseri yönetimi için, özellikle radyokemoterapinin neden olduğu ikincil etkilerin tedavisi için düşünülebileceği zaten belirtilmiştir . Uygun randomizasyon tasarımına ve yüksek sayıda hasta kullanımına dayanan ileri çalışmalar, Calendula'nın kanser yönetiminde etkinliğini ve yararlılığını kesinlikle ortaya koyacaktır .

      Git: Sonuçlar, Zorluklar ve Perspektifler


      Calendula officinalis özleri ve izole edilmiş bileşikler, hem tedavide hem de palyatif bakımda kanser yönetiminde güvenilir bir potansiyel ortaya çıkarmıştır. Sağlıklı hücrelerle karşılaştırıldığında, birkaç ekstrakt, büyük kanser hücre hatları panellerine karşı önemli in vitro seçici sitotoksisite gösterir. Kanser hücresi hatlarına karşı sitotoksik aktivitesi, farklı için rapor C officinalis son çalışmalar arasında büyük farklılıklar gösterir özleri (IC 50 50.5 ve 2300 arasındaki değerler ug / mL). Son araştırmaların çoğu, Wegiera ve arkadaşlarının 33kök ekstrelerinin kanser hücre hatlarına karşı daha yüksek sitotoksisiteye sahip olabileceğini öne sürdü. Buna göre, hiçbir çalışma çiçek ve kök özütlerinin bir kombinasyonu hakkında veri sunmasa bile, bu yaklaşımın yakın gelecekte araştırılması gereken bir zorluk teşkil edebileceğini düşünüyoruz. Metanol ekstraksiyon için en çok kullanılan çözücüdür. Damıtılmış su içinde infüzyon yoluyla elde edilen ekstreler Jimenez-Medina ve arkadaşları da, daha düşük sitotoksik etki 31 sulu ekstre lazer aktif ise çok daha iyi sonuçlar alınmıştır. Bununla birlikte, C officinalis çiçeklerinin metanolik özütü, HSF'lerle karşılaştırıldığında kanser hücre hatlarına karşı seçici sitotoksisiteye sahip değildi, etil asetat özütü, aynı deney tasarımında seçici olarak tümör hücrelerini öldürdü. 29Çiçeklerden elde edilen sulu özütün, sağlıklı PBMC'lerle karşılaştırıldığında farklı kanser hücre hatlarına karşı seçici sitotoksik aktiviteye sahip olduğu da kanıtlandı. 30 Ayrıca, lazerle aktive edilen sulu ekstraktın, birkaç PBL alt popülasyonunun çoğalmasını artırarak, immüno-uyarıcı aktiviteye sahip olduğu kanıtlanmıştır. 31 Sonuç olarak, sulu ekstraktlar için kanser hücre hatlarına karşı sitotoksik aktivite daha düşük olsa da, ekstraksiyon çözücüsü olarak damıtılmış su kullanan farklı ekstraksiyon prosedürleri metanolde ekstraksiyondan daha iyi seçenekler olabilir.

      Ancak, tüm IC 50 için rapor edilen değerler C officinalis özleri oldukça yüksektir, bunların hiçbiri, ABD Ulusal Kanser Enstitüsü göre, daha küçük 20 ug / mL, geleneksel ilaç keşif çalışmalarda kullanılan standart bir eşik konsantrasyonu olan. 46 Bu bağlamda, in vitro sonuçlara göre in vivo etkili sitotoksisite için gerekli doz, büyük olasılıkla güvenli dozdan daha yüksek olacaktır. Ayrıca, ekstraktlar için 20 µg/mL'den daha yüksek in vivo plazma konsantrasyonuna ulaşmak zordur, bu da aktif bileşiklerin alımında sınırlamalara yol açar. 47 Bu nedenle, C officinalis'ten tekil özlerin çıkma olasılığıklinik ortamlarda tedavi seçeneği olarak kullanılmaları büyük ölçüde azalmıştır. Bununla birlikte, in vivo etkili sitotoksisite için gerekli dozlar, diğer bitki formülleri ile sinerjik kombinasyonlar kullanılarak azaltılabilir; bu, bitkilerden izole edilen ilaçlar için şiddetle tavsiye edilen bir yaklaşımdır. 47 C officinalis ekstraktlarının bilinen diğer antikanser bitki bileşikleri ile sinerjistik etkisini değerlendirmek için daha fazla in vitro araştırmalara ihtiyaç vardır .

      C officinalis özütlerinin hayvan modellerinde genel toksisiteye sahip olmadığı veya düşük olduğu kanıtlanmıştır, ancak in vivo olarak kemopreventif, antitümör ve antimetastatik aktiviteye sahiptirler. Bugüne kadar yapılan araştırmalar , farelerde 1 ila 5 g/kg vücut ağırlığı ve sıçan modellerinde oral uygulama için kullanıldığında in vivo toksisite olmadan farklı C officinalis ekstrelerinin, farelerde 34 veya 55 mg/kg vücut ağırlığına ve 550 mg/kg vücut ağırlığına kadar vurgulamıştır. sıçanlarda mg/kg. 31 Bununla birlikte, tedavi sonrası hepatik ve renal aşırı yüklenme olasılığı öne sürülmüştür. 34 Hem sulu-etanol 35 hem de metanol 36 C officinalis özleriçiçeklerin, diğer tüm çalışmalarda tanımlanan toksisite eşiği konsantrasyonundan çok daha düşük etkili konsantrasyonlarda, 2 farklı karsinojenez modelinde kemopreventif/anti-genotoksik aktivitelere sahip olduğu kanıtlanmıştır. 29 , 32 Bununla birlikte, Barajas-Farias ve arkadaşları 35 , ekstraktın sadece yüksek dozlarda uygulandığında genotoksik hale gelmekle kalmayıp, aynı zamanda karsinojenez promotörünün yerini alabileceğini ileri sürmektedir. LACE özütünün tümör büyümesini %60 oranında engellediği ve hayvanın ömrünü önemli ölçüde uzattığı ANDO-2 insan melanom hücre hattını taşıyan çıplak farelerde in vivo antitümör sitotoksik aktivite kanıtlanmıştır. 31 Ayrıca, başka bir C officinalisçiçek özütü, B16F-10 melanom hücreleri enjekte edilen laboratuar farelerinde yaşam süresini %43 artırdı ve bu tümör taşıyan farelerde antimetastatik aktiviteye sahipti.

      Farklı kanser hücre hatlarına karşı sitotoksik aktiviteye sahip olmak için C officinalis ekstraktlarında sadece 3 bileşik tek tek tanımlandı . Bununla birlikte, başta terpenoidler ve polifenoller olmak üzere diğer bileşenlerin antitümör ajanlar olarak daha fazla tanımlanma olasılığı yüksektir. Luteinin, bu hücrelerde apoptozu indükleyerek meme kanseri hücre hatlarına karşı seçici sitotoksisiteye sahip olduğu bulundu. 27 Diğer 2 triterpen glikozit, in vitro olarak geniş bir kanser hücre dizisi paneline karşı oldukça sitotoksik olarak tanımlandı. 28 bir bileşik için, bir program tarama ABD Ulusal Kanser Enstitüsü bitkiye göre kanser hücresi hatlarına sitotoksik dikkate alınması gereken IC 50 değerleri <10 uM olması. 46Bu nedenle, en azından calendulosit F6'- O - n -butil ester bileşiği, potansiyel bir antikanser ilacı olarak umut verici sonuçlar gösterir.

      Son olarak, C officinalis özleri, radyoterapinin yan etkilerini azaltmayı amaçlayan mevcut palyatif tedavilere iyi bir alternatif olabilir. İki faz III, 674 göğüs kanseri hastaları bütünleştirici, klinik randomize etkinliğini test Calendula akut radyasyona bağlı dermatit önlenmesinde ekstreleri. 38 , 41 İlkinde, özütün trolamin ile karşılaştırıldığında etkinliğinde üstün olduğu kanıtlandı. 38 Bununla birlikte, yakın zamanda yapılan bir çalışmada, trolaminin radyoterapi ile ilişkili dermatitin önlenmesinde etkisiz olduğu kanıtlanmıştır. 40 İkinci klinik çalışmada Sharp ve ark. 41Radyasyon tedavisi sırasında sıklıkla reçete edilen standart Calendula kremini ve topikal bir sulu kremi karşılaştırırken ARSR'nin önlenmesinde hiçbir fark bulamadı . Bu çalışmaların hiçbiri araç kontrollü bir plasebo kullanmaz; bu nedenle aynısefa bazlı tedavilerin etkinliği fiilen değerlendirilmez. Bu çelişkili veriler ve çalışmalarda plasebo gruplarının bulunmaması göz önüne alındığında, Calendula ürünleri meme kanseri hastalarında radyasyona bağlı dermatitin topikal palyatif tedavilerine iyi alternatifler olabilir, ancak etkinlikleriyle ilgili daha fazla araştırma gereklidir.

      Diğer iki klinik çalışma, farklı C officinalis özlerinin, baş ve boyun kanseri hastalarında radyodermatit 42 ve radyasyona bağlı OM 44'ün önlenmesi ve tedavisinde etkili olduğunu göstermektedir . İlk ekstrakt, dermatiti önlemede EFA tedavisinden daha iyi sonuçlar gösterdi. 42 Bununla birlikte, şu anda radyasyona bağlı OM'yi önlemede EFA losyonlarının etkinliğini kanıtlayacak hiçbir veri bulunmamaktadır. Ayrıca, bu klinik deneyde hiçbir plasebo grubu kullanılmamıştır; Böylece, Calendula özütünün gerçek etkinliği ile ilgili sorunlar yeniden gündeme gelir.

      Sonuç olarak, Calendula officinalis , kanser yönetiminde, özellikle kanser önleme, tedavi ve palyatif bakımda potansiyel kullanımına ilişkin umut verici sonuçlar göstermektedir. Bununla birlikte, in vitro ve in vivo seçici sitotoksisiteden ve ayrıca radyoterapinin neden olduğu yan etkilerin önlenmesinden sorumlu biyoaktif bileşenleri bilmeden, ilgili preklinik denemelere geçilmesi engellenir. Bu nedenle, kanser yönetiminde ilgili kaynaklar haline gelebilecek yeni C officinalis bileşenlerini belirlemeye yönelik yoğun araştırmalar esastır .

      Git: Dipnotlar




      Çıkar Çatışması Bildirgesi: Yazar(lar) bu makalenin araştırılması, yazarlığı ve/veya yayınlanması ile ilgili olarak herhangi bir potansiyel çıkar çatışması beyan etmemiştir.





      Finansman: Yazar(lar) bu makalenin araştırılması, yazarlığı ve/veya yayınlanması için aşağıdaki mali desteğin alındığını açıkladı: Bu çalışma kısmen ANCS tarafından desteklenmiştir (Grant P_40_318/2016).



      Git: Referanslar

      1. Stewart BW, Wild CP, ed. Dünya Kanser Raporu 2014 . Lyon, Fransa: Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı; 2014. [ Google Akademik ]
      2. Azim HA, Jr de, Azambuja E, Colozza M, Bines J, Piccart MJ. Adjuvan kemoterapinin meme kanserinde uzun süreli toksik etkileri . Anne Oncol . 2011; 22 :1939-1947. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      3. Lokmani YA. Kanser kemoterapisinde ilaç direnci mekanizmaları . Med Prens Uygulaması . 2005; 14 ( arz 1 ):35-48. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      4. Lippert TH, Ruoff HJ, Volm M. Malign tümörlerde içsel ve edinilmiş ilaç direnci. Terapötik başarısızlığın ana nedeni . Arzneimittelforschung . 2008; 58 :261-264. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      5. Miller MJ, Foy KC, Kaumaya PT. Kanser immünoterapisi: mevcut durum, gelecek perspektifi ve yeni bir peptit immünoterapötik paradigması . Diskov Med . 2013; 15 :166-176. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      6. Park EJ, Pezzuto JM. Kanser kemoprevensiyonunda botanikler . Kanser Metastaz Rev . 2002; 21 :231-255. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      7. Nirmala MJ, Samundeeswari A, Sankar PD. Anti-kanser tedavisinde doğal bitki kaynakları - bir inceleme . Res Bitki Biol . 2011; 1 :1-14. [ Google Akademik ]
      8. Dünya Sağlık Örgütü. DSÖ Temel İlaçların Model Listesi . 20. baskı. Cenevre, İsviçre: Dünya Sağlık Örgütü; 2017. [ Google Akademik ]
      9. Dokumacı BA. Taxol/paclitaxel kanser hücrelerini nasıl öldürür ? Mol Biol Hücre . 2014; 25 :2677-2681. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      10. Horneber M, Bueschel G, Dennert G, Less D, Ritter E, Zwahlen M. Kaç kanser hastası tamamlayıcı ve alternatif tıp kullanıyor: sistematik bir inceleme ve meta-analiz . Entegre Kanser Ther . 2012; 11 :187-203. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      11. Olaku O, Beyaz JD. Kanser hastaları tarafından bitkisel tedavi kullanımı: vaka raporları üzerine bir literatür taraması . Eur J Kanser . 2011; 47 :508-514. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      12. Posadzki P, Watson LK, Ernst E. Bitkisel ilaçların yan etkileri: sistematik incelemelere genel bakış . Clin Med (Londra) . 2013; 13 :7-12. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      13. Mehta D, Rastogi P, Kumar A, Chaudhary AK. Farmakolojik güncelleme üzerine inceleme: Calendula officinalis Linn . Buluş Etkisi: Planta Activa . 2012; 2012 :195-203. [ Google Akademik ]
      14. Andersen FA, Bergfeld WF, Belsito DV, et al. Kozmetik Bileşen İnceleme Uzman Panelinin nihai raporu, Calendula officinalis'ten türetilen kozmetik bileşenlerin güvenlik değerlendirmesini değiştirmiştir . Int J Toksikol . 2010; 29 ( 6 destek ): 221S-243S. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      15. Calapai G, Miroddi M, Minciullo PL, Caputi AP, Gangemi S, Schmidt RJ. Bazı topikal olarak kullanılan Avrupa bitkisel tıbbi ürünlerine ters reaksiyon olarak kontakt dermatit-bölüm 1: Achillea millefolium - Curcuma longa. Kontakt dermatit . 2014; 71 :1-12. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      16. Preethi KC, Kuttan G, Kuttan R. Calendula officinalis Linn çiçek ekstraktının anti-inflamatuar aktivitesi ve olası etki mekanizması . Hint J Exp Biol . 2009; 47 :113-120. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      17. Zitterl-Eglseer K, Sosa S, Jurenitsch J, et al. Kadife çiçeği ana triterpendiol esterlerinin anti-ödem aktiviteleri ( Calendula officinalis L ) . J Etnofarmakol . 1997; 57 :139-144. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      18. Frankic T, Salobir K, Salobir J. Calendula officinalis (kadife çiçeği) ve vitamin E'nin iki propilen glikol ekstraktının genç büyüyen domuzlarda in vivo antijeno-toksik antioksidan kapasitesinin karşılaştırılması J Anim Physiol Anim Nutr (Berl) . 2009; 93 :688-694. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      19. Mathur R, Goyal M. Calendula officinalis'in insan patojenlerine karşı antimikrobiyal ve fitokimyasal tahmini . Int J Innov Biyo Bilim . 2011; 1 :1-10. [ Google Akademik ]
      20. Gazim ZC, Rezende CM, Fraga SR, Svidzinski TI, Cortez DA. Brezilya'da yetişen Calendula officinalis L'den (asteraceae) elde edilen uçucu yağın antifungal aktivitesi . Braz J Mikrobiol . 2008; 39 :61-63. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      21. Kalvatchev Z, Walder R, Garzaro D. Calendula officinalis çiçeklerinden elde edilen ekstraktların anti-HIV aktivitesi . Biyomed Farmakoter . 1997; 51 :176-180. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      22. Bogdanova NS, Nikolaeva IS, Shcherbakova LI, Tolstova TI, Moskalenko N, Pershin GN. Calendula officinalis'in antiviral özelliklerinin incelenmesi [Rusça] . Farmakol Toksikol . 1970; 33 :349-355. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      23. Parente LM, Rde SLJ, Tresvenzol LM, Vinaud MC, de Paula JR, Paulo NM. Brezilya'da büyüyen Calendula officinalis L'nin hayvan modellerinde yara iyileşmesi ve anti-inflamatuar etki . Kanıta Dayalı Tamamlayıcı Alternatif Med . 2012; 2012 :375671. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      24. Varlijen J. Calendula officinalis'ten immün sistemi uyarıcı aktiviteye sahip ramnoarabinogalaktanlar ve arabinogalaktanların yapısal analizi . Fitokimya . 1989; 28 :2379-2383. [ Google Akademik ]
      25. Khalid KA, da Silva JAT. Calendula officinalis Linn'in Biyolojisi : farmakoloji, biyolojik faaliyetler ve tarımsal uygulamalara odaklanın . Med Aromat Bitki Bilimi Biyoteknoloji . 2012; 6 :12-27. [ Google Akademik ]
      26. Boucaud-Maitre Y, Algernon O, Raynaud J. Calendula officinalis ekstrelerinin sitotoksik ve antitümöral aktivitesi . Eczane . 1988; 43 :220-221. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      27. Behbahani M. Ocimum basilicum, Alhagi maurorum, Calendula officinalis ve parazitleri Cuscuta campestris'in in vitro antikanser aktivitesinin değerlendirilmesi . PLoS Bir . 2014; 9 :e116049. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      28. Ukiya M, Akihisa T, Yasukawa K, Tokuda H, Suzuki T, Kimura Y. Kadife çiçeği ( calendula officinalis ) çiçeklerinin bileşenlerinin anti-inflamatuar, anti-tümör teşvik edici ve sitotoksik aktiviteleri . J Nat Prod . 2006; 69 :1692-1696. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      29. Matysik G, Wójciak-Kosior M, Paduch R. Calendulae officinalis flos ekstraktlarının hücre kültürleri üzerindeki etkisi ve ekstraktların kromatografik analizi . J Pharm Biomed Anal . 2005; 38 :285-292. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      30. Matić IZ, Juranić Z, Savikin K, Zdunić G, Nađvinski N, Gođevac D. Papatya ve kadife çiçeği çayı: kimyasal karakterizasyon ve antikanser aktivitesinin değerlendirilmesi . Fitoter Arş . 2013; 27 :852-858. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      31. Jimenez-Medina E, Garcia-Lora A, Paco L, Algarra I, Collado A, Garrido F. Calendula officinalis bitkisinin yeni bir ekstraktı ikili bir in vitro etki yaratır: sitotoksik anti-tümör aktivitesi ve lenfosit aktivasyonu . BMC Kanser . 2006; 6 :119. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      32. dos Santos HM, Oliveira DF, de Carvalho DA, et al. Yerli ve egzotik Brezilya bitkilerinin antikanser aktivitesi açısından değerlendirilmesi . J Nat Med . 2010; 64 :231-238. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      33. Wegiera M, Smolarz HD, Jedruch M, Korczak M, Koproń K. Asteraceae familyasından bazı tıbbi bitkilerin J-45.01 lösemik hücre hattı üzerinde sitotoksik etkisi —pilot çalışma . Acta Pol Ecz . 2012; 69 :263-268. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      34. Silva EJ, Gonçalves ES, Aguiar F, et al. Calendula officinalis L'nin hidroalkol özütü üzerinde toksikolojik çalışmalar . Fitoter Arş . 2007; 21 :332-336. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      35. Barajas-Farias LM, Pérez-Carreón JI, Arce-Popoca E, et al. Calendula officinalis çiçek özütünün ikili ve zıt bir etkisi : sıçan hepatokarsinogenez modelinde kemoprotektör ve promotör . Bitki Med . 2006; 72 :217-221. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      36. Ali F, Khan R, Khan AQ, Lateef MA, Maqbool T, Sultana S. Fare 2 aşamalı cilt karsinogenezinde umut verici 3 şifalı bitkinin kemopreventif stratejisi olarak p53'ün sitoplazmik stabilizasyonu ile artırılmış bağışıklık gözetimi ve tümör hücresi ölümünün değerlendirilmesi . Entegre Kanser Ther . 2014; 13 :351-367. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      37. Preethi KC, Siveen KS, Kuttan R, Kuttan G. Calendula officinalis L çiçeklerinin bir özü ile C57BL/6 farelerinde B16F-10 melanom hücrelerinin metastazının engellenmesi . Asya Pac J Kanser Önceki . 2010; 11 :1773-1779. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      38. Pommier P, Gomez F, Sunyach MP, D'Hombres A, Carrie C, Montbarbon X. Faz III, Calendula officinalis'in meme kanseri için ışınlama sırasında akut dermatitin önlenmesi için trolamin ile karşılaştırmalı randomize çalışması . J Clin Oncol . 2004; 22 :1447-1453. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      39. Fisher J, Scott C, Stevens R, et al. Meme ışınlaması uygulanan kadınlarda radyasyona bağlı cilt toksisitesi için profilaktik bir ajan olarak Biafine ile En İyi Destekleyici Bakımı karşılaştıran randomize faz III çalışması: Radyasyon Tedavisi Onkoloji Grubu (RTOG) 97-13 . Int J Radiat Oncol Biol Phys . 2000; 48 :1307-1310. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      40. Meneses AG, Reis P, Guerra ENS, Canto GL, Ferreira EB. Akut radyasyon dermatitini önlemek ve tedavi etmek için trolamin kullanımı: sistematik bir inceleme ve meta-analiz . Rev Lat Am Enfermagem . 2018; 26 :e2929. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      41. Sharp L Finnilä K, Johansson, H, Abrahamsson E, Hatschek, T, Bergenmar M arasında fark Calendula randomize kör çalışmada akut radyasyon cilt reaksiyonları-sonuçlarının önlenmesinde krem ve sulu krem . Eur J Oncol Nurs . 2013; 17 :429-435. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      42. Schneider F, Danski MT, Vayego SA. Kullanım Calendula officinalis önlenmesi ve radyodermatit tedavisinde: a [Portekizce] klinik çalışma, kontrollü, çift kör, randomize . Rev Esc Enferm USP . 2015; 49 :221-228. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      43. Trotti A, Bellm LA, Epstein JB, et al. Kemoterapili veya kemoterapisiz radyoterapi alan baş ve boyun kanserli hastalarda mukozit insidansı, şiddeti ve ilişkili sonuçlar: sistematik bir literatür incelemesi . Radyoter Oncol . 2003; 66 :253-262. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      44. Babaee N, Moslemi D, Khalilpour M, et al. Calendula officinalis çiçek özütünün antioksidan kapasitesi ve baş ve boyun kanserli hastalarda radyasyona bağlı orofaringeal mukozitin önlenmesi: randomize kontrollü bir klinik çalışma . Daru . 2013; 21:18 . [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      45. Suresh K. Randomizasyon tekniklerine genel bir bakış: klinik araştırmalarda sonucun tarafsız bir değerlendirmesi . J Hum Reprod Sci . 2011; 4 :8-11. [ PMC ücretsiz makale ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
      46. Burger AM, Fiebig HH. Yeni antikanser ajanlar için preklinik tarama . İçinde: Figg WD, McLeod HL. ed. Antikanser Farmakokinetiği ve Farmakodinamiği El Kitabı . Totowa, NJ: Humana Press; 2014 :29-44. [ Google Akademik ]
      47. Boik J. Kanser Tedavisinde Doğal Bileşikler . 1. baskı Princeton, MN: Oregon Medical Press; 2001. [ Google Akademik ]

      Yorum yap


      • #4
        Calendula özü: insan derisinin mekanik parametreleri üzerindeki etkileri

        Naveed Akhtar1, Shahiq Uz Zaman , Barkat Ali Han , Muhammed Naim Emir , Muhammed Ali İbrahimzade
        Bağlantılar genişletmek
        • PMID: 21928714
        Ücretsiz makaleSoyut

        Bu çalışmanın amacı, yeni formüle edilen Calendula officinalis ekstresinin topikal kreminin cildin mekanik parametreleri üzerindeki etkilerini cutometre kullanarak değerlendirmektir. Cutometer 580 MPA, negatif basınç uygulamasına tepki olarak derinin mekanik özelliklerini ölçmek için tasarlanmış bir cihazdır. Bu non-invaziv yöntem, cilt, cilt elastikiyeti, cilt yorgunluğu, cilt hidrasyonunda yaşa bağlı değişikliklerin objektif ve kantitatif araştırılması ve kozmetik ve yaşlanma karşıtı topikal ürünlerin etkilerinin değerlendirilmesi için faydalı olabilir. Çalışma için iki krem ​​(baz ve formülasyon) hazırlanmıştır. Her iki krem ​​de sekiz hafta boyunca 21 sağlıklı insan gönüllünün yanaklarına uygulandı. Her bireyden 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7. haftalarda gelmesi istendi, 8 ve her hafta Cutometer MPA 580 kullanılarak ölçümler alındı. Cutometer ile ölçülen derinin farklı mekanik parametreleri; R0, R1, R2, R5, R6, R7 ve R8. Bunlar daha sonra bu kremlerin ürettiği etkileri ölçmek için istatistiksel olarak değerlendirildi. ANOVA ve t-testi kullanılarak R0 ve R6'nın anlamlı (p <0.05) olduğu, R1, R2, R5, R7, R8'in ise önemsiz olduğu (p > 0.05) bulundu. Formülasyon tarafından üretilen enstrümantal ölçümler, cildin nemlenmesinde ve sıkılığında önemli gelişmeler olduğunu yansıttı. 05) oysa R1, R2, R5, R7, R8 önemsizdi (p > 0.05). Formülasyon tarafından üretilen enstrümantal ölçümler, cildin nemlenmesinde ve sıkılığında önemli gelişmeler olduğunu yansıttı. 05) oysa R1, R2, R5, R7, R8 önemsizdi (p > 0.05). Formülasyon tarafından üretilen enstrümantal ölçümler, cildin nemlenmesinde ve sıkılığında önemli gelişmeler olduğunu yansıttı.

        Yorum yap


        • #5

          Calendula officinalis : Genel Bakış


          Calendula officinalis geleneksel tıpta uzun süredir kullanılmaktadır ve 2008 yılından bu yana Avrupa İlaç Ajansı tarafından bitkisel tıbbi ürün olarak kabul edilmektedir. Calendula'nın hem çiçekleri hem de yaprakları günümüzde halk hekimliğinde anti-inflamatuar ve antispazmodik ilaç olarak, kötü iyileşen yaraların, küçük yanıkların, morlukların ve kızarıklıkların tedavisinde ve ayrıca mide ülseri veya ağız iltihabının neden olduğu rahatsızlıkların giderilmesinde kullanılmaktadır. ve faringeal mukoza. 13 Topikal C officinalis formülasyonlarının genellikle kullanımı güvenli kabul edilir. Kozmetik İçeriği İnceleme Uzman Paneli tarafından uygulanan C officinalis'ten türetilen Kozmetik Bileşenlerin Güvenlik Değerlendirmesine göre , farklı Aynısafa özleri ve yağları geleneksel konsantrasyonlarda önemli ölçüde toksik değildir, ancak hafif oküler tahriş edici olabilir. 14 Calendula ürünleri, hastaların çoğu için alerjik değildir, ancak literatürde nadir olarak hassaslaşma vakaları bildirilmiştir. 15

          C officinalis ekstraktlarının farklı fraksiyonları için birkaç farmakolojik aktivite rapor edilmiştir , bunlar arasında en önemlileri şunlardır: anti-inflamatuar (Preethi KC, Kuttan G, Kuttan R), 16 anti-ödem (Zitterl-Eglseer K, Sosa S, Jurenitsch J, et al.), 17 ve antioksidan aktivite (Frankic T, Salobir K, Salobir J.)18 ; antibakteriyel (Mathur R, Goyal M.)19 ve antifungal aktivite (Gazim ZC, Rezende CM, Fraga SR, Svidzinski TI, Cortez DA.) 20 ; anti-HIV (Kalvatchev Z, Walder R, Garzaro D.)21 ve antiviral aktivite (Bogdanova NS, Nikolaeva IS, Shcherbakova LI, Tolstova TI, Moskalenko N, Pershin GN.)22 ; yara iyileşmesi (Parente LM, Rde SLJ, Tresvenzol LM, Vinaud MC, de Paula JR, Paulo NM) 23 ve bağışıklık uyarıcı aktivite. 24 Her ekstraktın biyolojik aktivitesi, çoğunlukla bitki sekonder metabolitleri olmak üzere bileşenlerine bağlıdır. C officinalis'te bulunan ana bileşik sınıflarıterpenoidler, flavonoidler, fenolik asitler, karotenoidler, kumarinler, kinonlar, uçucu yağlar, amino asitler ve lipidlerdir. 25

          Kanser tedavisinde, gibi otlar göre CAM genişlemesi ile 10 putatif anti-kanser etkinliğine ilgi C officinalis özü ve bileşikler artmıştır. Tümör hücre hatlarında ve in vivo kendi antikanser aktivitesi üzerindeki sitotoksik etki ilk aşkın 25 yıl önce tarif edildi, 26 ancak değerli bilgi beri kazanılmıştır. C officinalis'in tümör hücreleri ve hayvan modelleri üzerindeki ana antitümör özellikleri ve insan kanserlerinde palyatif bakımdaki rolü şurada sunulmaktadır:şekil 2.

          Yara iyileşmesi için Calendula officinalis özünün sistematik bir incelemesi

          Veya Givol BSc, MD, Rachel Kornhaber RN, PhD , Denis Visentin PhD , Michelle Cleary RN, PhD , Josef Haik MD, MPH , Moti Harats MD
          İlk yayınlanan: 30 Mayıs 2019

          https://doi.org/10.1111/wrr.12737 ÖZ

          Yara iyileşmesi için tamamlayıcı ve alternatif tıbbın kullanımı, genel tıp uygulamalarını etkilemektedir. Bu sistematik derleme, Calendula officinalis'in rolünü değerlendirmektedir.in vivo yara iyileşmesi kontrolüne kıyasla monoterapi olarak çiçek özü. Aramalar, PubMed, EMBASE, Cochrane Central Register of Controlled Trials, CINAHL ve Scopus'ta (Nisan 2018'e kadar) dahil edilme kriterlerini karşılayan, 7 hayvan deneyi ve 7 klinik deneyden oluşan 14 çalışma ile gerçekleştirilmiştir. Akut yara iyileşmesi üzerine yapılan incelemeden elde edilen bulgular, ekstrakt ile tedavi edilen test gruplarında artan granülasyon dokusu üretimi ile inflamasyon fazının daha hızlı çözüldüğünü gösterdi. Bu bulgular, beş hayvan çalışmasında ve bir randomize klinik çalışmada tutarlıydı. Kronik yara iyileşmesi çalışmaları çeşitliydi. Venöz ülserler üzerine yapılan iki klinik kontrol çalışması, kontrollere kıyasla ülser yüzey alanının azaldığını göstermiştir. Başka bir randomize klinik çalışma, diyabetik bacak ülseri iyileşmesinde aynısefa grubu için hiçbir gelişme göstermedi. Yanık iyileşmesi benzer şekilde karışık sonuçlar gösterdi. İki hayvan çalışması, yanık yaralanmasından önce aynısefa özütünün uygulanması için profilaktik bir etki göstermiştir. Kısmi ila tam kalınlıkta yanıklardan muzdarip hastaların randomize bir klinik denemesi, kontrollere kıyasla aynısefa ekstresinin topikal uygulanması için hiçbir fayda göstermedi. İki randomize klinik çalışma, ekstrenin akut radyasyon sonrası dermatiti önleme potansiyelini değerlendirdi, bir çalışma trolamine kıyasla iyileşmeler gösterirken, diğeri aqua jel kremine kıyasla hiçbir gelişme bulamadı. Hayvan çalışmaları, aynısafa özü tedavi gruplarında iltihaplanma aşamasından daha iyi iyileşme ve artan granülasyon dokusu üretimi için orta düzeyde kanıt sağlar. Bu derleme, ilacın yararlı etkilerine dair bazı kanıtlar belirledi.Geleneksel tıptaki rolü ile tutarlı yara iyileşmesi için C. officinalis özü. Calendula'nın komplikasyonları da içeren yara iyileşmesi üzerindeki etkisini değerlendirmek için daha büyük, iyi tasarlanmış randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.
          Bitkisel ürünler |Bitkisel İlaçlar |Alternatif Tıp | Doğal Tedavi | Gökçek Şifa | Hastalıklarla İlgili Bilgiler
          Youtube Kanalımızı Takip Edin | Facebok Sayfamızı Takip Edin

          Yorum yap


          • #6




            Akut radyasyon cilt reaksiyonlarının önlenmesinde Calendula kremi ve sulu krem ​​arasında fark yok - randomize, kör bir çalışmanın sonuçları

            Lena Keskin 1, Kristina Finnila , Hemming Johansson , Marie Abrahamsson , Thomas Hatschek , mia bergenmar
            üyelikler yıkılmak üyelik

            • 1Onkoloji Bölümü, Radyoterapi, Karolinska Üniversite Hastanesi, SE 171 76 Stockholm, İsveç.
            Soyut

            Amaç: Bu kör, randomize klinik çalışmanın amacı, meme kanseri için adjuvan radyoterapi (RT) ile ilişkili olarak ciddi akut radyasyon cilt reaksiyonları (ARSR) riskini azaltmada iki topikal ajanı (Calendula Weleda kremine karşı Essex kremi) karşılaştırmaktı. .

            Yöntem: Primer son nokta, takipte Radyasyon Tedavisi Onkoloji Grubu/Kanser Araştırma ve Tedavi Organizasyonu Akut Radyasyon Morbidite Puanlama Kriterleri (RTOG/EORTC ölçeği) ile değerlendirilen ARSR'li hastaların oranındaki farktı. İkincil son noktalar hasta tarafından bildirilen sonuç ölçütlerini; Yaşam Kalitesi Anketi (QLQ-C30), Uyku bozuklukları (MOS-uyku anketi) ve ışınlanan bölgeden semptomlar (görsel analog skala). Hastaların deneyimleri ve topikal ajanlara uyumları da değerlendirildi.

            Bulgular: Toplam 420 hasta randomize edildi ve 411'i analiz edildi. Önceki kemoterapi dışında, tedavi grupları hem tedavi hem de hastayla ilgili faktörler açısından oldukça dengeliydi. Takip ziyaretinde şiddetli ARSR (RTOG/EORTC derecesi ≤2) insidansı, Calendula grubunda %23 (n = 45) ve Essex grubunda %19 (n = 38) idi. Değerlendirmenin herhangi bir noktasında gruplar arasında ciddi ARSR açısından fark bulamadık. Hastalar düşük düzeyde ciltle ilgili semptomlar bildirdiler ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı.

            Sonuçlar: Calendula veya Essex kremine randomize edilen hastalar arasında ARSR'de hiçbir fark bulunmadı. ARSR nispeten sınırlı bir sorun gibi görünmektedir ve muhtemelen bu hasta grubunda cilt bakım ürünlerinin seçiminden çok tedaviyle ilgili faktörlerden etkilenmektedir.

            Telif Hakkı © 2012 Elsevier Ltd. Tüm hakları saklıdır.
            Konu mert tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/685-mert Saat 21 September 2022, 11:58 ) değiştirilmiştir.

            Yorum yap


            • #7


              Diyabetik ayak ülserlerinin onarımında düşük seviyeli lazer tedavisi ve Calendula officinalis

              [Makale İngilizce, Portekizce]
              Ana Flávia Machado de Carvalho 1, Maura Cristina Porto Feitosa 1, Nayana Pinheiro Machado de Freitas Coelho 1, Veruska Cronemberger Nogueira Rebêlo 1, Juçara Gonçalves de Castro 2, Patrícia Regina Gomes de Sousa 2, Valrian Campos Feitosa 2, Emilia Angela Lo Schiavo Arisawa 3
              üyelikler yıkılmak üyelikler
              • 1Universidade Estadual do Piauí, Faculdade de Ciências Médicas, Teresina, PI, Brezilya.
              • 2FACID|DeVry, Teresina PI, Brezilya.
              • 3Universidade do Vale do Paraíba, Instituto de Pesquisa e Desenvolvimento, São José dos Campos, SP, Brezilya.
              Ücretsiz makale Soyut

              Amaç: Calendula officinalis yağı ile izole edilmiş ve ilişkili düşük seviyeli lazer tedavisinin diyabetik ayak ülserlerinin tedavisindeki etkilerini değerlendirmek.

              Yöntem: Nicel bir yaklaşım kullanan deneysel, randomize, kontrollü, prospektif, girişimsel bir klinik vaka çalışması. Örneklemi her iki cinsiyetten 32 diyabet hastası oluşturdu. Katılımcılar rastgele dört gruba ayrıldı. Başlangıçta ve 30 gün sonra Ayak Bileği-Kol İndeksi Doppler Ultrason değerlendirmesi, kısa ağrı envanteri ve analog ağrı skalası uygulandı.

              Bulgular: Esansiyel Yağ Asitleri gruplarına bağlı olarak Low-level lazer tedavisi ve Low-level lazer tedavisinde ağrıda azalma gözlendi (p<0.01). Ayak Bileği-Kol İndeksi ve Doppler Ultrason ile ilgili olarak tüm gruplar stabil kaldı. Lezyon alanı küçülmesi analiz edildiğinde, Esansiyel yağ asitleri grubuyla ilişkili Düşük seviyeli lazer tedavisi, p=0,0032'lik bir önem gösterdi ve Düşük seviyeli lazer tedavisi grubu, p=0,0428'i gösterdi.

              Sonuç: Calendula officinalis yağı ile birlikte veya tek başına uygulanan düşük seviyeli lazer tedavisi, diyabetik ayağın ağrısını gidermede ve doku onarım sürecini hızlandırmada etkili olmuştur.

              Amaç: Terapi ve Baixa Lazer Yoğunlaştırması için kullanılabilir ve Calendula officinalis ile ilişkilendirilebilir, diyabetli yaraları onaramaz.

              Yöntem: Klinik, deneysel, kontrollü, rasgele, olası, girişimsel, nicel ölçütler. 32 şeker hastası kompostu için bir örnek, genel olarak. Katılımcılar dörtlü gruplara fırsat dağıtır. Ultrassom Doppler, Hindistan'da Tornozelo-Braquial tarafından onaylandı, Inventário dorse Breveve of analogicad foram 30 gün sonra hiç başlamadı.

              Sonuçlar: Asit Graxos Essenciais ile birlikte Terapia ve Baixa Yoğunlaştırıcı Lazer ve Baixa Yoğunlaştırıcı Lazer gruplarını azaltabilirsiniz, p<0,01. Birçok ülke, Braquial Tornozelo-Braquial ve Ultrassom Doppler, tüm grupları manivela olarak kullanır. Lezyon alanının azaltılmasının analizinde, Terapia ve Baixa Intensidade Laser grupu, Graxos Essenciais ile ilişkili olarak şu anlama gelir: p=0,0032, Terapia ve Baixa Intensidade Laser grupu, p=0,0428.

              Sonuç: Yoğunlaştırılmış Lazer ve Lazer Terapisi, aynısafa officinalis ile birlikte niceliksel izolasyonu gerçekleştirerek, daha fazla etki göstermez ve pediatrik diyabet onarım sürecini hızlandırmaz.
              Konu mert tarafından (https://bitkiara.com/vb5/member/685-mert Saat 22 September 2022, 08:49 ) değiştirilmiştir.

              Yorum yap


              • #8
                Calendula officinalis özlerinin yara iyileştirme özelliklerini değerlendiren in vitro çalışmalar

                Christoph Nicolaus 1, Susanne Junghanns 1, Anja Hartman 2, renato murillo 3, Markus Ganzera 2, Irmgard Merfort 4
                üyelikler yıkılmak üyelikler

                • 1Farmasötik Bilimler Enstitüsü, Farmasötik Biyoloji ve Biyoteknoloji Bölümü, Freiburg Üniversitesi, Stefan-Meier-Strasse 19, D-79104 Freiburg, Almanya.
                • 2Eczacılık Enstitüsü, Farmakognozi, Innsbruck Üniversitesi, Innrain 80-82/IV, A-6020 Innsbruck, Avusturya.
                • 3Escuela de Quimica ve CIPRONA, Universidad de Costa Rica, 2060 San Jose, Kosta Rika.
                • 4Farmasötik Bilimler Enstitüsü, Farmasötik Biyoloji ve Biyoteknoloji Bölümü, Freiburg Üniversitesi, Stefan-Meier-Strasse 19, D-79104 Freiburg, Almanya. Elektronik adres: irmgard.merfort@pharmazie.uni-freiburg.de.
                Soyut

                Etnofarmakolojik uygunluk: Calendula officinalis (kadife çiçeği) çiçek özleri, etnofarmakolojide uzun süreli bir geleneğe sahiptir. Şu anda, Avrupa İlaç Ajansı (EMA), lipofilik ve sulu alkollü ekstraktlarını, derideki küçük iltihapların tedavisi için ve küçük yaraların iyileşmesine yardımcı olarak geleneksel tıbbi ürünler olarak onayladı.

                Çalışmanın Amacı: Bu çalışmanın amacı, halihazırda piyasada kullanılan bitkisel ilaçları yansıtabilecek olan Calendula ekstraktlarının yara iyileştirici etkilerinin moleküler mekanizmasını analiz etmektir.

                Malzemeler ve yöntemler: Calendula çiçeklerinden elde edilen üç farklı ekstraktın (n-heksanik, etanolik, sulu) yara iyileşmesinin inflamatuar fazı üzerindeki etkisi insan ölümsüzleştirilmiş keratinositlerinde ve insan dermal fibroblastlarında incelenmiştir. NF-κB-DNA bağlanması, qRT-PCR ve ELISA deneyleri üzerinde bir elektroforetik hareketlilik kaydırma deneyi yapıldı. Calendula ekstraktlarının yara iyileşmesinin yeni doku oluşumu fazı üzerindeki etkisi, bu ekstraktların, triterpen karışımlarının ve insan ölümsüzleştirilmiş keratinositlerindeki tekli bileşiklerin migrasyon özelliklerini kazıma testi kullanılarak inceleyerek değerlendirildi. Son olarak, ekstrelerin yara iyileşmesinde granülasyon dokusu oluşumu üzerindeki etkisi, Clostridium histolyticum'dan izole edilen bakteriyel kollajenaz ve insan dermal fibroblastlarının süpernatanında çözünebilir kollajenin belirlenmesi kullanılarak incelenmiştir.

                Sonuçlar: Calendula çiçeklerinden elde edilen n-heksanik ve etanolik ekstraktlar, insan ölümsüzleştirilmiş keratinositlerinde transkripsiyon faktörü NF-κB'yi aktive ederek ve kemokin IL-8 miktarını hem transkripsiyon hem de protein seviyesinde artırarak inflamatuar fazı etkiler. Yeni doku oluşumu fazı sırasında keratinositlerin göçü, çizik tahlilinde sadece marjinal olarak etkilenmiştir. Bununla birlikte, etanolik ekstraktın in vitro kollajenaz aktivitesini inhibe etmesi ve insan dermal fibroblastlarının süpernatanındaki kollajen miktarını arttırması nedeniyle granülasyon dokusunun etkilendiği varsayılabilir.

                Sonuçlar: Sonuçlarımız, geleneksel şifalı bitki Calendula officinalis'in yara iyileştirme özelliklerinin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunur. Bununla birlikte, bilinen bileşenlerinden hangilerinin bu etkilerden sorumlu olduğunu değerlendirmek için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir. Triterpenler sadece marjinal bir rol oynuyor gibi görünmektedir, ancak karoten ve ksantofil türevleri gelecekteki çalışmalarda daha fazla dikkat çekmelidir.

                Anahtar Kelimeler: Calendula officinalis; kolajen; Göç; NF-κB; Yara iyileşmesi.

                Telif hakkı © 2016 Elsevier Ireland Ltd. Tüm hakları saklıdır.

                Yorum yap


                • #9
                  Calendula officinalis, sıçanlarda l-arginin kaynaklı akut nekrotizan pankreatiti iyileştirir

                  Jagdeep Kaur 1 2, Şabir Sidhu 3, Kanwaljit Chopra 4, MU Han 2
                  üyelikler yıkılmak üyelikler

                  • 1a Araştırma Yenilikleri ve Danışmanlık Departmanı, IKG Punjab Teknik Üniversitesi, Kapurthala, Pencap, Hindistan.
                  • 2b Sri Sai Eczacılık Fakültesi, Badhani , Pathankot , Pencap , Hindistan.
                  • 3c Yaşam Bilimleri ve Teknoloji Bölümü , Pencap Teknoloji Enstitüsü, IKG Punjab Teknik Üniversitesi , Kapurthala , Pencap , Hindistan.
                  • 4d Farmakoloji Araştırma Laboratuvarı , Üniversite Farmasötik Bilimler Enstitüsü, UGC İleri Araştırma Merkezi, Panjab Üniversitesi , Chandigarh , Hindistan.
                  Soyut

                  Bağlam: Calendula officinalis L. (Asteraceae) geleneksel olarak iç organların iltihaplanması, gastrointestinal sistem ülserleri ve yara iyileşmesinde kullanılmıştır.

                  Amaç: Bu çalışma, sıçanlarda l-arginin ile indüklenen akut nekrotizan pankreatitte Calendula officinalis çiçeklerinin etanol ekstraktının (%95) etkisini araştırmaktadır.

                  Gereçler ve yöntemler: Sıçanlar dört gruba ayrıldı: normal kontrol, l-arginin kontrolü, Calendula officinalis ekstraktı (COE) ile tedavi edilen ve melatonin ile tedavi edilen (pozitif kontrol), bunlar ayrıca alt gruplara (24 saat, 3. gün ve 14) ayrıldı. zaman noktalarına. Akut nekrotizan pankreatit oluşturmak için l-arginin kontrol, COE ve melatonin ile tedavi edilen gruplara 1 saat aralıklarla iki l-arginin 2 g/kg ip enjeksiyonu uygulandı. Biyokimyasal parametreler [serum amilaz, lipaz, pankreatik amilaz, nükleik asit içeriği, total proteinler, dönüştürücü büyüme faktörü-β1 (TGF-β1), kollajen içeriği, lipid peroksidasyonu, indirgenmiş glutatyon ve nitrit/nitrat] ve histopatolojik incelemeler yapıldı.

                  Bulgular: COE tedavisi (400 mg/kg po) faydalı bulundu. Bu, önemli ölçüde azalmış histopatolojik skorlarla kanıtlandı (14. günde 2). Nükleik asit içeriği (DNA 21.1 ve RNA 5.44 mg/g pankreas), toplam proteinler (0.66 mg/mL pankreas) ve pankreas amilazı (1031.3 100 SU/g pankreas) önemli ölçüde iyileştirildi. Pankreatik oksidatif ve nitrozatif streste belirgin azalma; kollajen (122 μmol/100 mg pankreas) ve TGF-β1 (118,56 pg/mL) seviyeleri kaydedildi. Elde edilen sonuçlar, pozitif kontrolünkilerle karşılaştırılabilirdi.

                  Tartışma ve sonuç: COE'nin yararlı etkisi, antioksidan, antinitrozatif ve antifibrotik etkilerine bağlanabilir. Bu nedenle çalışma, COE'nin pankreasın spontan onarımını ve rejenerasyonunu desteklediği sonucuna varmaktadır.

                  Anahtar Kelimeler: Melatonin; TGF-β1; oksidatif ve nitrozatif stres; rejenerasyon.

                  Yorum yap


                  • #10
                    Oral Calendula officinalis'in ikinci derece yanık yara iyileşmesine etkisi

                    Süreyya Rezai 1, Kobra Rahzani 1, Davud Hikmetpou 1, Alireza Rostami 2
                    üyelikler yıkılmak üyelikler

                    • 1Hemşirelik Yüksekokulu, Hemşirelik Bölümü, Arak Tıp Bilimleri Üniversitesi, Arak, İran.
                    • 2Valiasr Hastanesi, Yanık Merkezi, Arak Tıp Bilimleri Üniversitesi, Arak, İran.
                    Ücretsiz PMC makalesi Soyut

                    Amaç: Yara ve yanık yaralanmalarının tedavisi çok önemlidir. Günümüzde tamamlayıcı tıbbı araştırma eğilimi artmıştır.

                    Yöntem: Bu klinik çalışmada, dahil edilme kriterlerini karşılayan yanık servisinde yatan 60 hasta rastgele iki gruba ayrıldı: girişim (n=30) ve kontrol (n=30). Tedavilere ek olarak, müdahale grubu iki hafta boyunca günde bir kapsül (2 g) Calendula officinalis aldı ve kontrol grubu plasebo aldı. Her iki grupta da çalışmanın 1., 7. ve 15. günlerinde yara durumu Bates-Jensen Yara Değerlendirme Aracı (BWAT) ile değerlendirildi.

                    Bulgular: BWAT kullanılarak 1., 7. ve 14. günlerde ortalama toplam yara durumu puanı müdahale grubunda sırasıyla 48.23, 35.93 ve 22.97, kontrol grubunda 48.90, 42.57 ve 37.8 idi. İstatistiksel olarak birinci gün yara durumu her iki grup için de aynı düzeydeydi. İki gruptaki yara iyileşme skorları, çalışmanın 1. ila 15. günleri arasında arttı (P <0.001). Ancak müdahale grubunda yara iyileşme aralığı yedi ve 15. günlerde değişti ve kontrol grubundan daha fazlaydı.

                    Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre, C. officinalis yararlı iyileştirici özelliklere sahip olabilir ve ikinci derece yanık yaralarının iyileşmesini hızlandırmada etkili olabilir ve yaraların tedavisinde destekleyici olarak kullanılabilir.

                    Anahtar Kelimeler: Oral Calendula officinalis; ikinci derece yanıklar; yara iyileşmesi.

                    Yorum yap


                    • #11
                      Eldeki akut yaraların Calendula officinalis L. ile tedavisi: Randomize bir çalışma

                      Giana Silveira Giostri Eduardo Murilo Novak , Marcelo Buzzi , b ve Luiz Cesar Guarita-Souza c
                      Yazar bilgileri Telif hakkı ve Lisans bilgileri Sorumluluk Reddi
                      a Tıp Fakültesi, Parana Papalık Katolik Üniversitesi (PUCPR), Universitario Cajuru Hastanesi, Curitiba, Brezilya
                      b Triskelion Consultoria em Pesquisa e Desenvolvimento Farmacêutico, Curitiba, Brezilya
                      c Tıp Fakültesi, Parana Papalık Katolik Üniversitesi (PUCPR), Biyolojik ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü (CCBS), Curitiba, Brezilya
                      İLETİŞİM Giana Silveira Giostri moc.liamg@irtsoigg Tıp Fakültesi, Papalık Katolik Parana Üniversitesi (PUCPR), Hastane Universitario Cajuru, Curitiba, Brezilya
                      Bu makale başlangıçta hatalarla yayınlandı ve şimdi çevrimiçi sürümde düzeltildi. Lütfen Düzeltmeye bakın ( http://dx.doi.org/10.1080/21688370.2022.2056359 )
                      Bu makale düzeltildi. Bkz. Doku Bariyerleri. 7 Nisan 2022; 10(3): 2056359 . İlişkili Veriler

                      Tamamlayıcı Malzemeler Veri Kullanılabilirliği Bildirimi
                      Git: SOYUT

                      El ve parmaklardaki yaralanmaların çoğu, özellikle dijital pulpalarda, sekonder iyileşme için uygundur. Bununla birlikte, epitelizasyondaki gecikme, bu tekniği olumsuz bir şekilde kısıtlıyor gibi görünmektedir. Bu kontrollü randomize klinik araştırmanın amacı, standardize edilmiş Calendula officinalis ekstresi kullanılarak eldeki akut yaralarda sekonder niyetle iyileşme sürecinin ilerlemesini foto planimetri aracılığıyla analiz etmektir.L. (SEK). Uygun katılımcı kohortu, elde ve parmaklarda ikincil amaçla tedavi edilen cilt kaybı olan 20 hastadan oluşan iki gruptan oluşuyordu. Kontrol grubu (CG) mineral yağ kullandı ve müdahale grubu (IG) SEC aldı. Epitelizasyon sağlanana ve ImageJ ile ölçülene kadar her ayakta hasta değerlendirmesinde yara resimleri çekildi. Her biri 19'ar yara olan müdahale grubu (IG) ve kontrol grubu (CG), sol tarafta işaret ve yüzük parmaklarında yara olan 40'lı yaşlarındaki erkeklerden oluşan, homojen değişkenler ve benzer başlangıç ​​yara alanları gösterdi. IG'de epitelizasyon süresi daha kısa ve iyileşme hızı daha hızlıydı (IG = 8,6 ± 4,7 gün ve 9,5 ± %5,8 gün, CG = 13,2 ± 7,4 gün ve 6,2 ± %2,9 gün, ƿ < 0,05),

                      ANAHTAR KELİMELER: Yara iyileşmesi, Calendula officinalis , parmak yaralanmaları
                      Git: giriiş

                      El ve bilek yaralanmaları, tüm hastane acillerinin yaklaşık %20'sini oluşturur ve her 10 vakanın 4'ü parmak yaralanmalarına karşılık gelir. 1–3 Bu lezyonların çoğu, ikincil niyetle iyileşmeyi gerektiren cilt kaybını içerir. Yeniden epitelizasyon sürecini hızlandıran bir prosedür bulmak son derece önemlidir, böylece hastalar mümkün olan en kısa sürede profesyonel ve günlük aktivitelerine devam edebilirler. 4

                      Yara iyileşme süreci, iltihaplanma, onarım ve yeniden şekillenme aşamalarında ifade edilen karmaşık etkileşimlerin sonucudur. İkincil niyetle iyileşme, normal derinin merkezcil hareketi aracılığıyla yaranın kasılmasına bağlıdır. 5 Keratinositlerin proliferasyonu, üniform migrasyonu ve farklılaşması, kayıp epidermisin yeniden inşası işlemi sırasında, bitişik hücreler ile claudinler, oklüdin ve bağlantı adezyon molekülleri gibi sıkı bağlantısal integral zar proteinleri tarafından düzenlenen alttaki yüzey arasındaki yapışmaya bağlıdır. 6

                      Sekonder niyetin endikasyonu, yarayı çekme eğiliminde olan ve estetik kusurlara, kontraktürlere ve özellikle eklem yakınında hareket kısıtlılıklarına yol açan derin dokuların (kemik, damar, sinir ve tendon) açığa çıkmamasıdır. alanlar. 5 Küçük ve yüzeysel deri kaybı veya birincil niyetle iyileşmenin tamamlanmadığı yüzeyler, makul ve başarılı bir alternatif olarak ikincil niyetle iyileşmeyi gerektirebilir. 5 , 7 , 8 El ve parmaklardaki deri kayıpları bu tip tedaviler için uygundur. Ancak el ve parmaklardaki yaraların epitelizasyon süresinin kesin olmaması ve birçok kez uzaması ikincil şifa kullanımının sakıncalı bir yönüdür. 4

                      Halk arasında aynısefa olarak bilinen Asteraceae familyasından bir bitki olan Calendula officinalis L., çeşitli tıbbi ürünlerde kullanılır ve yara bakımı için yeni ve etkili ürünler olarak hizmet edebilecek önemli bir bileşik kaynağını temsil eder. 9 Aynısefa çiçeğinden elde edilen özler, antioksidan, antienflamatuar, yara iyileştirme, antibakteriyel, antifungal, antiviral, antiödem ve immünomodülatör faktörler. 10 , 11 Faradiol monoesterleri (triterpenoidler), aynısefanın anti-enflamatuar aktivitesinin ana aktif bileşenleri olarak kabul edilir. 12Fibroplazi ve anjiyogenezi indükleyebilirler ve in vitro ve in vivo olarak yara iyileşme süreçlerine olumlu katkıda bulunurlar . Hayvan modellerinde, Calendula officinalis L.'nin cilt kaybında kullanımı, yaraların histopatolojik analizinde , anjiyogenez stimülasyonu ve kollajen oluşumunu etkileyen hidroksiprolin ve heksosamin artışı gibi cesaret verici sonuçlar sunar ve epitelizasyon süresinin kısalmasını sağlar . kontrol grubu ile karşılaştırıldı. 15Benzer şekilde, başlangıçtaki anti-enflamatuar özelliği ve kollajen sentezine pozitif müdahalesi nedeniyle, venöz, basınç ve diyabetik ülserlerden kaynaklananlar gibi karmaşık ve kronik yaraların tedavisinde aynısafa özlerinin kullanımında iyi sonuçlar bildirilmiştir. . 9 , 15 , 16 Bununla birlikte, yazarlar, araştırılan çalışmalarda aynısefa özütünün ikincil niyetle iyileşme ile tedavi edilen el ve parmaklardaki travmatik deri kaybının klinik deneylerinde kullanıldığını belirleyememiştir. Bu nedenle ortaya çıkan soru, Calendula officinalis'in potansiyel yara iyileştirme özelliklerine göre olup olmadığıdır.L., akut yaraların epitelizasyonunu hızlandırabilir ve elin fonksiyonel aktivitelerinin hızlı bir şekilde geri dönmesini sağlayabilir.

                      Bu hususlara dayanarak, bu kontrollü randomize klinik çalışmanın amacı, değerlendirilen Calendula officinalis L.'nin (SEC) standartlaştırılmış özü kullanılarak el ve parmakların akut yaralarında ikincil niyete göre iyileşme sürecinin ilerlemesini ve hızını analiz etmektir. foto planimetri ile.

                      Git: araç ve yöntemler

                      işe alım

                      Kontrol ve müdahale grupları, Okul Hastanesi acil servisine başvuran, başta cilt kaybı veya birincil iyileşmenin mümkün olmadığı yaralar olmak üzere el ve parmaklarda akut travma ile başvuran hastalardan oluşturuldu. Her grup 18 yaş altı, el ve parmaklarda 10 cm 2'den küçük akut yaraları olan ve acil hekimi tarafından tedavisi ikincil amaçlı iyileşme olarak tanımlanan 20 hastadan oluşturuldu. Yazarlardan birinin gözetiminde ilk poliklinik değerlendirmesinde kapalı zarflar kullanılarak randomizasyon yapıldı.

                      Aynı hastanın birden fazla parmağındaki yaralar dahil edildi. Hariç tutma kriterleri, açıkta kemik, sinir veya tendon bulunan yaralar, uygunsuz yara temizliği ile kanıtlanan tedaviye uyum eksikliği, yara enfeksiyonunun klinik belirtileri, reçete edilen ilaçlara karşı olumsuz reaksiyon, imzalı bilgilendirilmiş onam veya tedaviden çekilme olmamasından oluşuyordu. Hastaların diyabet kontrolü ve sigara içme ile ilgili verileri de dikkate alındı. Araştırma, Etik ve Araştırma Komitesi (sayı: 28118614.3.0000.0020) tarafından onaylandı ve ReBEC (Brazilian Registry of Clinical Trials) RBR-3sg8mbc'de tescil edildi. Ürünler

                      Müdahale grubunda, Ulusal Sıhhi Gözetim Ajansı'nın (ANVISA) yasal kriterlerine göre, devlet lisanslı bileşik eczaneler tarafından hazırlanan, günde iki kez %2 standartlaştırılmış Calendula officinalis L. (SEC) özü kullanıldı . Bu ürün , kontrollü basınç, frekans ve sıcaklık altında belirli ekstraktörler (polietilen glikol hidroksitoluen, paraben, etanol) kullanılarak Calendula officinalis L. (Plenusdermax®/Phytoplenus Bioativos SA) çiçeklerinden ekstrakte edilmiştir . Kontrol ürünü 17 olarak kurumumuzda rutin olarak temin edilen mineral yağ (Farmaceutica Cearense Ltda Chemical Industry) kullanılmış olup SEC gibi yaranın hidrasyonunu sağlamakta ve epitelizasyon sürecinde transepidermal sıvı kaybını önlemektedir. 18

                      Her iki grupta da hastalara ve ailelerine yara tedavisinin günlük sırası, yara kenarlarının kağıt havlu ile kurulanması ve ürün uygulaması hakkında sözlü ve yazılı talimat verildi. Hastalara verilen her iki ürün için de benzer dispenserler kullanıldı. Ürünün yara üzerine serpilmesinden sonra doğal kurumasını beklemeleri ve geleneksel pansuman (kuru gazlı bez ve bandaj) uygulamaları önerildi. Bu öneriler, tam epitelizasyon sağlanana kadar her ayakta tedavi konsültasyonunda doğrulandı ve fotoğraflandı. Tamamen epitelize bir yarayı sert ve granüler görünen ve granülasyon dokusu göstermeyen yara olarak kabul ettik. 19 Örneklendiği gibiŞekil 1, epitelize doku, opak ve buzlu bir yüzey gibi inci pembesi bir renk sunar.
                      Resim, çizim vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: KTIB_A_1994822_F0001_OC.jpg
                      Şekil 1.
                      İşaret parmağındaki ikinci niyetle yara iyileşmesinin son aşaması. (a): Merkezi bir küçük granülasyon alanı tutan epitelizasyon sürecindeki bir alanı örneklendirir (b): ImageJ yazılımı ile ölçülen küçük granülasyon bölgesinin yakın detayı. Siyah olarak, granülasyon işlemi ile zaten epitelize edilmiş alan arasındaki kenar boşluklarının ana hatları. Bu granülasyon alanının ölçümü, istatistiksel hesaplamalar için kullanılan ölçümdü (c): Epitelyalize yara. planimetri

                      8 megapiksel dijital kamera (Canon, Powershot SX20is). Yaralara dik, 90°'lik bir açıyla, yaklaşık 50 cm uzaklıktan yaklaşık 10 fotoğraf çekildi ve gölgelerin oluşumuna, ışık değişimine ve odaklamaya çok dikkat edildi. Yaraları değerlendiren her iki araştırmacı da hastalara ürünlerin kullanımında günlük bakım konusunda tavsiyelerde bulundu ve fotoğrafları çekenler grupların belirlenmesi konusunda gizliliği korudu.

                      Yara planimetrisi aşaması, fotodokümantasyonda kullanılan gösterge rengi, müdahale ve kontrol arasındaki yazışma konusunda kör olan ana araştırmacı tarafından gerçekleştirildi. Yara bölgelerinin ölçümü için Image J (National Institute of Health/ USA) 20 yazılımı kullanıldı. Yaraların ana hatlarını ve ölçümlerini standardize etmek için Aragón-Sánchez ve diğerlerinin tavsiyeleri kullanıldı. 21Yaralardaki epitelize veya kuru nekroze kenarlar ile granülasyon veya ıslak nekroze alan arasındaki sınırlandırılmış alanı ölçmek için, her ayakta hasta değerlendirmesinden elde edilen görüntüler kullanıldı. Bu görüntüler, alanların daha iyi sınırlanmasını sağlamak için aynı yazılım programı kullanılarak büyütüldü. İkincil niyetle iyileşme süreci boyunca her gün çekilen görüntülerden gösterge ve yara alanlarının üç okuması yapıldı. Mega Piksel cinsinden üç okumanın ortalama değeri milimetre kareye dönüştürüldü. Ayakta değerlendirme sırasında her gün yapılan yara planimetrisi, yaranın günlük kasılmasının ve iyileşme hızının hesaplanmasını sağladı.

                      mm2 /gün cinsinden ifade edilen yara kontraktürü (WCd), yaranın fotoğraflı dokümantasyonu dikkate alınarak mm2 cinsinden başlangıç ​​alanı (iA) ile son alan (fA) arasındaki farkın gün cinsinden zamana bölümü olarak ölçüldü. başlangıç ​​alanı ve epitelizasyondan önceki son alanın, aşağıdaki ifadede gösterildiği gibi:
                      WCD=( ben bir - fbir ) Tben _ _


                      Günlük yüzde olarak ifade edilen iyileşme hızı (%HS%d), epitelizasyon oranını temsil eder ve aşağıda ifade edildiği gibi, başlangıç ​​ve son alan ile görüntülerin yakalanması için kullanılan süre arasındaki aralık dikkate alınarak hesaplanmıştır:
                      HS% gün=( 100 ∗( ben bir - fbir )ben bir) Tben _ _
                      istatistiksel analiz

                      İstatistiksel hesaplamalar için IBM SPSS Statistics v.20.0 (Armonk, NY: IBM Corp.) kullanıldı ve p < .05 değerleri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Nicel değişkenlerin sonuçları ortalama, standart sapma ve çeyrekler arası aralık ile ifade edilirken, nitel değişkenler frekans ve yüzdelerle açıklandı. Tam epitelizasyondan önce belgelenen son fotoğraf, son fotoğraf olarak kabul edildi çünkü son zaman, iyileşmeden önce çekilen son fotoğrafın günüydü (Şekil 1(c)). Nicel değişkenler yaş ve iyileşme hızı ile ilgili olarak gruplar (kontrol ve müdahale) arasındaki karşılaştırma, eşit varyanslar varsayılmayan bağımsız örnekler için Student t testi kullanılarak yapıldı (Levene testi). Parametrik olmayan Mann-Whitney U testi, diğer nicel değişkenleri - yaraların ilk ve son alanları, sayı ve fotoğraflı belgelerin toplanması arasındaki aralık, ikincil amaca göre tedavi süresi ve eksiklik nedeniyle yaraların kasılması - analiz etmek için kullanıldı. Bu değişkenlerin normalliği. Normallik Shapiro-Wilk testi ile değerlendirildi. Gruplar arasında kategorik değişkenler açısından karşılaştırma, Fisher'in kesin testi veya Ki-Kare Testi kullanılarak yapıldı.

                      Grup içi tedavi etkisi ile iyileşme hızı arasındaki ilişki, açıklayıcı değişken olarak grup tedavisi dikkate alınarak basit bir doğrusal regresyon modeli kullanılarak elde edildi. Daha ileri analizde, eş değişkenler cinsiyet, yaş, diyabet ve sigara içimi dahil olmak üzere çok değişkenli model ayarlandı.

                      Epitelizasyondan önceki son alanın gözlemlenmesine kadar geçen süre (sonuç) Kaplan-Meier eğrileri ile tanımlandı. Kontrol ve müdahale gruplarının tanımladığı eğrilerin karşılaştırılmasında logrank testi kullanıldı.

                      Git: Sonuçlar

                      Her iki gruptan randomize edilen 40 hasta, 22'si Calendula Officinalis L.'nin (SEC) standardize özü kullanılan müdahale grubunda (IG) ve 20'si mineral yağ ile tedavi edilen kontrol grubunda (CG) olmak üzere toplam 40 yaraya sahipti. ImageJ yazılımı ile ilk yaranın ölçümünden sonra, yarası 1000 mm2'den büyük olan IG hastaları çalışma dışı bırakıldı. Daha önceki epitelizasyon ölçümlerini göstermediği için üç yara hariç tutuldu (IG'den 2 yara ve CG'den 1), yani ikinci poliklinik ziyaretinde zaten epitelizasyon mevcuttu, bu da epitelizasyondan önce alanın doğru ölçümünü ve yara iyileşme hızı. Bu nedenle çalışma kohortu, 19 IG yarası ve 19 CG yarası olan 17 hastadan oluşuyordu.tablo 1değişkenlerin her iki gruptaki dağılımını gösterir. Kontrol ve müdahale gruplarının yaş, cinsiyet, diyabet ve sigara içme değişkenlerine göre dağılımında anlamlı bir fark gözlenmedi (tablo 1). Tablo 1.

                      Grupların yaş ve kategorik değişkenlere (cinsiyet, diyabet varlığı ve sigara içme) göre karşılaştırılması
                      Değişken
                      sınıflandırma
                      Grup
                      P*
                      Kontrol (19 hasta)
                      Müdahale (17 hasta)
                      Yaşam yılları) Ortalama ± SD 43,4 ± 20,3 41,2 ± 18,2 0,736
                      Medyan (IQR) 40 (42) 35 (33,5)
                      Cinsiyet (%) Dişi 26.3 17.6
                      Erkek 73.7 82.4 0,695
                      Diyabet (%) HAYIR 89.5 94.1
                      Evet 10.5 5.9 1
                      Sigara içmek (%) HAYIR 84.2 76.5
                      Evet 15.8 23.5 0,684
                      Ayrı bir pencerede aç
                      *Student's t testi bağımsız değişkenler için (yaş); Fisher'in kesin testi veya Ki-Kare testi (kategorik değişkenler); p < .05; SS: standart sapma; IQR: çeyrekler arası aralık.

                      Yara yeri ve lateraliteye göre gruplardaki yaraların dağılımı şekilde gösterilmiştir.Tablo 2. KG'de hastaların %31,6'sı ücretli işlerine giderken veya iş sırasında yaralandı. Benzer oran IG'de de gözlendi (hastaların %35,3'ü). Tablo 2.

                      Kontrol ve müdahale gruplarındaki yaraların yara yeri ve lateraliteye göre dağılımı.
                      Konum
                      Sağ Taraf
                      Sol Taraf
                      Sağ Taraf
                      Sol Taraf
                      1. parmak _ 2 2 1 2
                      2. parmak _ 1 3 3 2
                      3. parmak _ 1 1 2 1
                      4. parmak _ 2 3 2 2
                      5. parmak _ 0 2 1 2
                      Avuç içi (N = 3) 1 1 0 1
                      Ayrı bir pencerede aç
                      Tablo 3her grubun 19 travma yarasına ilişkin nicel değişkenlerin analizini gösterir. Yaraların ilk ve son bölgeleri ve ayakta yara değerlendirme günleri ile fotoğraf çekimi arasındaki süre (örnekleme aralığı) dikkate alındığında gruplar arasında fark yoktu. Epitelizasyon süresi ve örnekleme sayısı IG'de anlamlı derecede düşüktü (sırasıyla ƿ = 0.046 ve ƿ = 0.018) ve iyileşme hızı daha yüksekti ( p = .036). Tablo 3.

                      Her gruptaki 19 yaranın nicel değişkenleri (kontrol ve müdahale).
                      İlk Yara Alanı mm2 182,3 ± 183,5 146,2 (120,9) 171,3 ± 121,2 153,7 (117,1) 0,686
                      Örnekleme Sayısı 4,4 ± 1,8 4 (2) 3,1 ± 1,3 3 (2) 0,018
                      Örnekleme Aralığı ortalama gün sayısı 4,1 ± 1,9 3,5 (0,8) 4,2 ± 1,6 3,5 (0,5) 0,931
                      Nihai Alan** mm2 41 ± 40,6 28,7 (51,1) 64,2 ± 72,3 37,2 (64,7) 0,311
                      Zaman günleri 13,2 ± 7,4 11 (14) 8,6 ± 4,7 7 (7) 0,046
                      Yara Kasılması mm2/gün 12,5 ± 18,5 7 (9.3) 13,8 ± 8,9 8,8 (14,3) 0,103
                      İyileşme Hızı % gün 6,2 ± 2,9 6.2 (3.9) 9,5 ± 5,8 6,9 (9,3) 0,036
                      Ayrı bir pencerede aç
                      SS: standart sapma; IQR: çeyrekler arası aralık. * bağımsız değişkenler için Student t testindeki veya parametrik olmayan Mann-Whitney testindeki p değeri. **Son alan, yara epitelizasyonundan önceki son değerlendirmeydi.

                      İyileşme hızı için tek değişkenli doğrusal regresyon modelinin sonucu (Tablo 4– model 1), tedavi grupları ile iyileşme hızı arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir (ƿ = 0.033). Elde edilen 3.33'lük açısal katsayı, müdahale grubundaki iyileşme hızının, kontrol grubuna kıyasla günde yüzde 3.33 puan daha hızlı olduğunu gösterir. Tablo 4.

                      Doğrusal Regresyon Modelleri.
                      Model 1 grup halinde tedavi 0,033 3.33 0,27–6,38
                      Model 2 grup halinde tedavi 0,048 3.20 0,02–6,37
                      Cinsiyet 0,325 1.90 −1,98–5,78
                      Yaş 0,700 -0,02 -0,10–0,07
                      Diyabet 0,907 0,35 −5,67–6,36
                      Sigara içmek 0,257 -2.35 −6,50–1,79
                      Ayrı bir pencerede aç
                      Model 1: Bağımlı değişkeni iyileşme hızı (% gün) olarak ve gruplar halinde tedaviyi açıklayıcı değişken olarak dikkate alan tek değişkenli analiz. Müdahaledeki iyileşme hızı, kontrol grubundakinden yüzde 3,33 daha yüksekti.

                      Model 2: Eş değişkenler olarak cinsiyet, yaş, diyabet varlığı ve sigara kullanımı dahil olmak üzere çok değişkenli analiz. İyileşme hızı , ortak değişkenlerin dahil edilmesinden bağımsız olarak, müdahale grubunda daha yüksek kaldı, p = 0,048.

                      Bu regresyon modeline cinsiyet, yaş, diyabet ve sigara içme gibi ortak değişkenler eklendiğinde tedavi etkilerinde herhangi bir değişiklik gözlenmedi, yani müdahale grubunda iyileşme hızı önemli ölçüde daha yüksek kaldı (ƿ = 0,048; açısal katsayı = 3,20) . (Tablo 4– model 2)

                      şekil 2günler cinsinden zamana bağlı olarak gruplardaki epitelize yaraların oranını parametre olarak kullanarak Kaplan Meier eğrilerini gösterir. Sonuç, nihai alanın gözlemlenmesiydi (yaraların epitelizasyonundan önce fotoğraflanan son alan). Longrank testinde iki grubun eğrileri arasında anlamlı fark gözlendi (ƿ = 0.02). Epitelizasyon süresi müdahale grubunda kontrol grubuna göre daha kısaydı.
                      Resim, çizim vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: KTIB_A_1994822_F0002_B.jpg
                      Şekil 2.
                      Kaplan Meier eğrisi: Gruplarda epitelizasyonun evrimi. Eğriler, zamanla epitelize olan yaraların kümülatif oranını göstermektedir. Kesintisiz çizgi müdahale grubunu ve noktalı çizgi kontrol grubunu temsil eder. Logrank testi ƿ = 0.02.

                      Figür 3müdahale grubundaki hastaların klinik gelişimini örnekler.
                      Resim, çizim vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: KTIB_A_1994822_F0003_OC.jpg
                      Figür 3.
                      Müdahale grubu klinik evrimi. (a): 418,1 mm2'lik başlangıç ​​alanını gösterir . (b): 7 gündeki klinik durum. (c): 14. günde epitelizasyon. Erkek, 23 yaşında.

                      Git: Tartışma

                      Bu randomize klinik çalışma, el ve parmak yaralarında ikincil niyete göre iyileşme sürecinin evrimini analiz etti. Görüntü planimetrisi aracılığıyla, çalışma gruplarında bildirilen iyileşme hızlarını karşılaştırarak yara alanındaki ilerleyici azalmayı doğrulamak mümkün olmuştur. Yazarlar tarafından öne sürülen husus, çoğu günlük aktivitenin performansıyla ilgili olarak, esas olarak el ve parmak yaralarında sürecin gerekli şekilde hızlandırılmasıydı. Her iki gruptaki örneklerin benzerliği, yazarların müdahale grubunda daha kısa bir epitelizasyon süresi ve daha hızlı iyileşme hızı belirlemesine olanak sağlamıştır (Tablo 3).

                      Yüzeysel yaraların tedavisi için cerrahlar arasında yaygın bir uygulama olmasına rağmen, akut yaralarda ikincil amaçlı iyileşme sürecini bildiren çok az makaleye dikkat edilmelidir. Literatürde bulduklarımızın çoğu, deneysel çalışmalarda 17 , 22 , 23 ve cilt tümörlerinin rezeksiyonunda akut yaraların tedavisine atıfta bulundu . 24–26 Bosley ve arkadaşları tarafından skuamöz hücreli karsinom için 0,8 ila 6 cm arasında rezeksiyon uygulanan 48 hastada elin dorsal kısmında ve parmaklarda cilt kaybı hakkında yapılan bir araştırma, ameliyattan sonra fonksiyonel yetenek, hassasiyet ve estetiğe dayalı mükemmel sonuçlar bildirdi. İkincil niyetle 10 aylık şifa. 8El ve parmaklardaki deri kayıplarının onarımında sekonder iyileşmenin etkili bir seçenek olduğunu, yara bakım prosedürlerini basitleştirdiğini, karmaşık cerrahi teknikleri en aza indirdiğini ve tedavi maliyetlerini azalttığını vurgulamaktadırlar. Benzer şekilde Ehrlich ve Hunt, yara kasılma mekanizması üzerine kapsamlı incelemelerinde, daha hızlı bir ikincil niyet sürecinin, deri aşılamanın neden olduğu rahatsızlık ve ikincil kusurları önleyeceği sonucuna varmıştır. 5 Ayrıca, Dias ve Garcia Elias'ın bildirdiği gibi, daha kısa hastanede kalış süresi olan ayakta tedavi prosedürleri, eldeki yaraların tedavisi için doğrudan ve dolaylı maliyetlerin azalmasına yardımcı olur. 27Derin dokuların açığa çıkmadığı akut yaralarda, özellikle uç amputasyonlarında deri greftlemesinden daha üstün olan ikincil niyetin kullanılmasından iyi sonuçlar alındığına dair raporlar vardır. Kakar, cilt kaybı olan yaranın sekonder granülasyon ve epitelizasyon sürecinde ilerlediğini ve hassasiyetin tamamen geri döndüğünü ve iki nokta arasındaki ayrımın cerrahi deri greftlerine göre daha iyi sonuçlar verdiğini belirtti. 4

                      Sıkı bağlantı (TJ) proteinlerinin yara iyileşmesi sürecindeki rolüne ilişkin güncel çalışmalara önem verilmelidir. Primer insan keratinositlerindeki yıkım deneyleri, claudinlerin azalan ekspresyonuna bağlı olarak gecikmiş göçü ve azalan proliferasyonu ortaya çıkardı. 6Yazarlar, insan keratinositlerinde claudin-1 ve oklüdin KD'nin yerleşimi ve ekspresyonundaki değişikliklerin neden olduğu etkilerin, iyileşmeyen yaraların patogenezinde önemli bir özellik olabileceği sonucuna varmışlardır. TJ proteinlerinin yara kenarlarında epitel hücreleri tarafından eksprese edilmesine ve sinyal iletimini düzenlemesine, hücresel süreçleri modüle etmesine ve ayrıca bağışıklık tepkisi ve homeostaziye müdahale etmesine rağmen, TJ proteinlerinin iyileşme sürecindeki tam etkisi hakkında çok az şey bilinmektedir. TJ'ler yaranın yeniden şekillenmesi için erken iyileşme aşamalarından daha önemli olabilir. Shi ve arkadaşları, TJ'lerin yara iyileşmesinin farklı aşamalarındaki rolü ve TJ proteinlerinin ekspresyonunun, iyileşme ve iyileşmeyen yaralardaki enflamatuar yanıtı etkileme şekli hakkında birkaç soru ortaya attı. 28

                      Epitelizasyonu hızlandırması ve iyileşme sürecinde avantajlar sağlaması nedeniyle bu çalışmada kullanılmak üzere Calendula officinalis L. seçilmiştir. 13 , 14 , 29 Bitki ekstraktının kompozisyonu ve konsantrasyonundaki çeşitlilik , Calendula officinalis L.'nin in vivo yara iyileşmesindeki etkisini karşılaştırmayı zorlaştırır . 9 , 15Givol ve arkadaşları hayvanlarla yaptıkları beş çalışmada ve epizyotomi yaraları ile randomize bir klinik çalışmada, çoğu aynısefa ekstresi ile tedavi edilen gruplarda granülasyon dokusu üretimindeki artış ile akut yaraların iltihaplanma aşamasında daha hızlı iyileştiğini belirtmişlerdir. Bileşimi hakkında hiçbir özelliği olmayan etanolik. Kronik yaralarda, genel olarak aynısefa ekstresi kullanımı ile değişken sonuçlar bildirdiler. Bununla birlikte, bileşimi ve konsantrasyonu ile ilgili spesifikasyonların olmaması sonuçları etkilemiş olabilir. 15 Yazarlar ayrıca Calendula Officinalis'in standardize edilmiş ekstraktının kullanımından da bahsetmektedir.L. venöz ülserlerin tedavisi için kontrol grubuyla karşılaştırıldığında yara alanında önemli bir azalma bildiren bir klinik deneyde bu çalışmanın L.'si. 16 SEC'in bu araştırma çalışmasında glikolik ve etanol olmayan araçta kullanım seçeneği, nemlendirici özellikleri nedeniyle bitki biyoaktif bileşiklerinin elde edilmesinde ve ürünün topikal kullanımında daha yüksek güvenlikle açıklanabilir. cilt için. Tersine, etanolik ekstrakt yaralı dokuyu kurutma ve uygulandığında rahatsızlığa neden olma eğilimindedir.

                      Kharat ve diğerleri, enfeksiyonu yara iyileşmesine bir engel olarak inceleyerek Calendula officinalis L'yi eklediler . elektroeğirme ile kitosan/polietilen oksit (CS/PEO) yapı iskelelerine. CS/PEO nano liflerinin mekanik özelliklerinde bir gelişme ve Gram pozitif ve negatif bakterilerde önemli bir azalma (sırasıyla %96 ve %94) gözlemlediler. Yazarlar, Calendula officinalis L ile yüklenmiş CS/PEO kullanan fibroblast hücrelerinin in vitro çalışmalarını bildirdiler . Bu, çoğalma, büyüme ve hücre yapışmasının artmasıyla sonuçlandı. Ayrıca, sıçanlardaki akut yaraların histolojik analizi, CS/PEO/ Calendula officinalis L olduğunu göstermiştir . pansumanlar kollajen sentezinde, epitelizasyonda ve doku yeniden şekillenmesinde olumlu etki göstererek mükemmel yara iyileşmesi sağladı.30

                      Akut yaraların epitelizasyon aşamasına kadar iyileşme hızını bildiren çok az çalışma vardır. Bazı makaleler, esas olarak yara kronikliğine atıfta bulunurken yara alanlarını ölçmenin önemini ele almaktadır. Flanagan, bir anlatı incelemesinde, iyileşmeyi izlemenin en etkili yolunun, zaman içinde, özellikle ilk haftalarda, yara alanının yüzdesindeki azalmayı hesaplamak olduğunu öne sürdü; bu, onu geciktirebilecek faktörlerin erken tanımlanmasını sağlayacaktır. . 31 Khoo & Jansen ayrıca yara bölgesinin ilk haftalarda %20 ile %40 arasında azalmasının iyileşmenin habercisi olarak önemini vurgulamaktadır. 32 Ayrıca 10 cm2'den büyükbilgisayar programı analizi için çekilen görüntülerde alanlar bozulma eğilimindedir, bu nedenle çalışmamıza daha büyük yaraları dahil etmemizin nedeni budur. 31 , 32 Ölçümlerde bazı zorluklara yol açabilecek bir faktör, hastanın epitelizasyon kanıtının kesin zamanı ile her zaman uyuşmayan son değerlendirme tarihiydi. Bu nedenle, çalışmamızda epitelize yarayı doğrulamadan önce ayaktan son hasta randevusunun alan ve zaman ölçümünü kullandık.

                      Bu lezyonlarda epitelizasyon süresinin daha kısa olması nedeniyle müdahale grubunda toplam örnekleme sayısının anlamlı olarak daha düşük olması da dikkat çekicidir. Ayrıca akut ve komplike olmayan yaraların ikinci niyetle iyileşme eğiliminde olduğunu, ilerleyici ve beklenen bir şekilde granülasyona, kasılmaya ve epidermal migrasyona evrildiğini, 5 , 31 her iki grupta da eşdeğer yara kontraksiyonu ile sonuçlandığını vurguluyoruz . (Tablo 3)

                      Bu randomize klinik çalışmada, her iki grup da çoğunlukla kırklı yaşlarındaki erkeklerden oluşuyordu. Çoğunluk, diyabet kontrolü için ilaç kullanımına (CG: %89,5, IG: %94,1) “hayır” cevabını verdi ve neredeyse dörtte biri günlük sigara kullandığını bildirdi (CG: %15,8, IG: %23,5) (tablo 1). Anlatı incelemelerinde yardımcı yazar olarak DiPietro, yerel ve sistemik faktörlerin hem akut hem de kronik yara iyileşme sürecine müdahale ettiğini öne sürdü. 33 , 34 Oksijenasyon, enfeksiyon, yabancı cisim varlığı ve venöz yetmezlik belirtilen lokal faktörlerden bazılarıdır. Cilt yaralarının iyileşmesini etkileyebilen, enfeksiyon ve kronikleşme gibi komplikasyonlara yol açabilen sistemik faktörler arasında diyabet ve sigarayı da belirtiyoruz. Çok değişkenli regresyon modelinde doğrulanan çalışmamızda diyabet veya sigara alışkanlığı olan hastaların iyileşme hızlarında fark yoktu (Tablo 4). Müdahale grubundaki (SEC) iyileşme hızı, diyabet, sigara ve hatta yaş veya cinsiyet gibi değişkenlerin dahil edilmesinden bağımsız olarak daha hızlı kaldı (Tablo 4). Hastalarımızın diyabet şiddetini ve günlük sigara içmelerini derecelendiren indekslerin ölçülmemesi çalışmamızın kısıtlılıklarından birini oluşturmaktadır. Ayrıca, bu araştırmanın ana yazarı tarafından gerçekleştirilen önceki eğitim tarafından en aza indirilmiş olsa da, yara ölçüm tekniklerinin sınırlamalarına ve muayene eden kişiye bağlı etki varyasyonlarına atıfta bulunuyoruz.

                      Bu çalışmada bildirilen umut verici sonuçlara ve TJ proteinlerinin yara iyileşmesine müdahalesi hakkında mevcut olan sınırlı bilgiye rağmen, Calendula officinalis L' nin standart ekstraktı üzerinde daha ileri çalışmalar . esas olarak bariyer işlevindeki rolünü ve yara iyileşme sürecinde epitel hücreleri arasındaki etkileşimleri araştırmak için önerilir.


                      Git: Ek materyal

                      Ek Malzeme:
                      Ek veri dosyası için buraya tıklayın. (41K, docx)
                      Git: teşekkürler

                      Yazarlar, veri toplama konusundaki yardımları için Hemşire Uygulayıcı Franciele de Freitas'a derin şükranlarını sunmak isterler.

                      Bilgisini paylaştığı ve veri ve istatistiksel analiz konusunda yardım ettiği için Prof. Marcia Olandoski'ye de minnettarız.

                      Dil düzenlemesi için Ilinois Üniversitesi, Urbana–Champaign'de İkinci Dil Olarak İngilizce Öğretiminde Yüksek Lisans Derecesi sahibi Prof. Areta Ulhana Galat'a teşekkür ederiz.

                      Git: Finansman Tablosu

                      Yazar(lar), bu makalede yer alan çalışmayla ilgili herhangi bir finansman olmadığını bildirmiştir.

                      Git: Açıklama bildirimi

                      Yazar(lar) tarafından herhangi bir potansiyel çıkar çatışması bildirilmemiştir.

                      Git: Veri kullanılabilirliği bildirimi

                      Bu çalışmanın bulgularını destekleyen veriler, ReBEC'de (Brezilya Klinik Araştırmalar Kayıt Platformu) https://ensaiosclinicos.gov.br/ adresinde , RBR-3sg8mbc referans numarasıyla açıkça mevcuttur.

                      Git: Yazar katkıları

                      GSG: Kavramsallaştırma, Metodoloji, Biçimsel analiz, Yazılım, Doğrulama, Yazma-Orijinal taslak hazırlama; EMN: Veri iyileştirme, Görselleştirme, Soruşturma Yazma-İnceleme ve Düzenleme; LCGS: Yazma- İnceleme ve Düzenleme, Denetleme

                      Git: Ek materyal

                      Bu makale için ek verilere yayıncının web sitesinden erişilebilir.

                      Git: Referanslar

                      1. Ootes D, Lambers KT, Ring DC.. ABD'de acil serviste üst ekstremite yaralanmalarının epidemiyolojisi . el _ 2012; 7 :1–10. doi: 10.1007/s11552-011-9383-z. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      2. de Jong JP, Nguyen JT, Sonnema AJM, Nguyen EC, Amadio PC, Moran SL.. El ve bilekte akut travmatik tendon yaralanmalarının insidansı: 10 yıllık bir nüfusa dayalı çalışma . Kliniği Ortopedi Cerrahı . 2014; 6 :196–202. doi: 10.4055/cios.2014.6.2.196. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      3. Ribak S, de Oliveira EJN, Rosolino GP, Neto PO, Tietzmann A. Bir üniversite hastanesinde travmatik üst ekstremite yaralanmalarının epidemiyolojisi . Acta Ortopedica Sütyen . 2018; 26 :370–373. doi: 10.1590/1413-785220182606180607. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      4. Kakar S. Parmak Ampütasyonları. İçinde: Wolfe SW, Hotchkiss RN, Pederson WC, Kozin SH, Cohen M editörleri. Green'in operatif el ameliyatı . Elsevier; 2017.s. 1709–1711. [ Google Akademik ]
                      5. Ehrlich HP, Hunt TK. Yara kasılmasında kollajen organizasyonu kritik rol . Adv Yara Bakımı . 2012; 1 :3–9. doi: 10.1089/wound.2011.0311. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      6. Volksdorf T, Heilmann J, Eming SA, Schawjinski K, Zorn-Kruppa M, Ueck C, Vidal-y-sy S, Windhorst S, Jücker M, Moll I, et al. Sıkı bağlantı proteinleri claudin-1 ve okludin kutanöz yara iyileşmesi için önemlidir . Am J Pathol [[İnternet] 2017; 187 :1301–1312. ] adresinden temin edilebilir. ;:. doi: 10.1016/j.ajpath.2017.02.006. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      7. Rivera AE, Spencer JM. Tam kalınlıkta yara iyileşmesinin klinik yönleri . Klinik Dermatol . 2007; 25 :39–48. doi: 10.1016/j.clindermatol.2006.10.001. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      8. Bosley R, Leithauser L, Turner M, Gloster HM. Mohs mikrografik cerrahi sonrası ellerin ve parmakların dorsal yüzeyindeki kusurların tedavisinde ikinci niyet iyileşmesinin etkinliği . Dermatolojik Cerrah . 2012; 38 :647–653. doi: 10.1111/j.1524-4725.2011.02258.x. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      9. Carvalho AR, Diniz RM, Suarez MAM, Figueiredo CSSS, Zagmignan A, Grisotto MAG, Fernandes ES, Da Silva LCN. Bazı asteraceae bitkilerinin yaraların tedavisinde kullanımı: etnofarmakolojik çalışmalardan bilimsel kanıtlara . Ön Eczacılık . 2018; 9 :1–11. doi: 10.3389/fphar.2018.00784. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      10. Zitterl-Eglseer K, Sosa S, Jurenitsch J, Schubert-Zsilavecz M, della Loggia R, Tubaro A, Bertoldi M, Franz C. Kadife çiçeğinin ( Calendula officinalis L.) ana triterpendiol esterlerinin anti-ödem aktiviteleri . J Etnofarmakol . 1997; 57 :139–144. doi: 10.1016/S0378-8741(97)00061-5. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      11. Shedoeva A, Leavesley D, Upton Z, Fan C. Yara iyileştirme ve şifalı bitkilerin kullanımı . Kanıta Dayalı Tamamlayıcı Alternatif Med . 2019:2019. doi: 10.1155/2019/2684108. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      12. Hamburger M, Adler S, Baumann D, Förg A, Weinreich B. Marigold'dan (Calendula officinalis) başlıca anti-inflamatuar triterpenoid esterlerin preparative saflaştırılması . fitoterapi . 2003; 74 :328–338. doi: 10.1016/S0367-326X(03)00051-0. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      13. Fronza M, Heinzmann B, Hamburger M, Laufer S, Merfort I. 3T3 fibroblastlarla çizilme testi kullanılarak Calendula özlerinin yara iyileştirici etkisinin belirlenmesi . J Etnofarmakol . 2009; 126 :463–467. doi: 10.1016/j.jep.2009.09.014. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      14. Ebeveyn LML, Lino Júnior RDS, Tresvenzol LMF, Vinaud MC, De Paula JR, Paulo NM. Brezilya'da yetişen calendula officinalis L. hayvan modellerinde yara iyileştirici ve antiinflamatuar etki . Kanıta Dayalı Tamamlayıcı Alternatif Med . 2012:2012. 10.1155/2012/375671. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      15. Givol O, Kornhaber R, Visentin D, Cleary M, Haik J, Harats M. Yara iyileşmesi için Calendula officinalis ekstraktının sistematik bir incelemesi . Yara Onarım Yenileyici . 2019; 27 :548–561. 10.1111/wrr.12737. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      16. Buzzi M, Freitas Fde Winter MDB, Doktor M, Bioativos SA. Venöz bacak ülseri iyileşmesinde bir Calendula officinalis özütünün terapötik etkinliği . J Yara Bakımı . 2016; 25 :732–739. doi: 10.12968/jowc.2016.25.12.732. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      17. Lania BG, Morari J, de Almeida AR, Da Silva MN, Vieira-Damiani G, de Almeida Lins K, César CL, Velloso LA, Maia NB, Cintra ML, et al. Yaralarda topikal esansiyel yağ asidi yağı: lokal ve sistemik etkiler . Pls bir . 2019; 14 :1–15. doi: 10.1371/journal.pone.0210059. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      18. Jones J. Winter'ın nemli yara iyileştirme kavramı: kanıtların ve klinik uygulama üzerindeki etkisinin gözden geçirilmesi . J Yara Bakımı . 2005; 14 :273–276. doi: 10.12968/jowc.2005.14.6.26794. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      19. Rice J. İkincil amaçlı yara iyileşmesi - patofizyoloji ve Yönetim . üniversiteli _ 2000; 7 :40–41. doi: 10.1016/s1322-7696(08)60377-7. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      20. Rasband W. ImageJ [İnternet] . 11 Nisan 2019'da erişilen http://rsbweb.nih.gov/ij/index.html adresinden erişilebilir .
                      21. Aragón-Sánchez J, Quintana-Marrero Y, Aragón-Hernández C, Hernández-Herero MJ. ImageJ: dijital resimler kullanarak bacak ülserlerini ölçmek için ücretsiz, kolay ve güvenilir bir yöntem . Int J Alt Ekstremite Yaraları . 2017; 16 :269–273. doi: 10.1177/1534734617744951. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      22. Winter George D. Genç evcil domuz derisinde kabuk oluşumu ve yüzeysel yaraların epitelizasyon oranı . Nat Int J Bilim . 1962; 193 :293–294. doi: 10.1038/193293a0. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      23. Kataria K, Gupta A, Rath G, Mathur RB, Dhakate SR. İlaç yüklü elektrospun kompozit nanolifler transdermal yamanın in vivo yara iyileştirme performansı . Int J Pharm [İnternet] 2014; 469 :102–110. adresinden temin edilebilir. ;:. . doi: 10.1016/j.ijpharm.2014.04.047. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      24. Zitelli JA. İkincil amaçlı iyileşme: cerrahi onarıma bir alternatif . Klinik Dermatol . 1984; 2 :92–106. d oi:1 0.16/0738-081x(84)90031-2. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      25. Christenson LJ, Phillips PK, Weaver AL, Otley CC. Cilt delme biyopsi bölgelerinin birincil kapatmaya karşı ikinci amaçlı tedavisi: randomize bir çalışma . Arch Dermatol . 2005; 141 :1093–1099. doi: 10.1001/archderm.141.9.1093. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      26. Donaldson M, Coldiron B. İkinci niyet iyileştirmesinden sonra yaralar . Yüz Estetiği Cerrahisi . 2012; 28 :497–503. doi: 10.1055/s-0032-1325643. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      27. Dias JJ, Garcia-Elias M. El yaralanması maliyetleri . Yaralanma _ 2006; 37 :1071–1077. doi: 10.1016/j.injury.2006.07.023. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      28. Shi J, Barakat M, Chen D, Chen L. İki hücreli sıkı bağlantılar ve yara iyileşmesi . Int J Mol Sci . 2018; 19 :1–20. doi: 10.3390/ijms19123862. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      29. Patel S, Srivastava S, Singh MR, Singh D. Yara iyileşmesi için sürekli lupeol iletimi için kitosan-jelatin filmlerin hazırlanması ve optimizasyonu . Int J Biol Macromol [İnternet] 2018; 107 :1888–1897. doi: 10.1016/j.ijbiomac.2017.10.056. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      30. Kharat Z, Amiri Goushki M, Sarvian N, Asad S, Mehdi Dehghan M, Kabiri M. Chitosan/PEO nanofibers with Calendula officinalis özü: hazırlama, karakterizasyon, in vitro ve in vivo değerlendirme yara iyileştirme uygulamaları için . Int J Pharm [[İnternet] 2021; 121132. Şu adresten erişilebilir: https://www.sciencedirect.com/scienc...78517321009388 [ PubMed ] [ Google Scholar ]
                      31. Flanagan M. Yara ölçümü: iyileşme sürecini izlememize yardımcı olabilir mi? J Yara Bakımı . 2003. Mayıs; 12 ( 5 ):12. doi: 10.12968/jowc.2003.12.5.26493. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      32. Khoo R. Gelişen yara ölçüm teknikleri alanı: bir literatür taraması . yaralar _ 2016. haziran; 28 ( 6 ):175–181. PMID: 27377609. [ PubMed ] [ Google Scholar ]
                      33. Guo S, DiPietro LA. Oral biyoloji ve tıpta eleştirel inceleme: yara iyileşmesini etkileyen faktörler . J Dent Çöz . 2010; 89 :219–229. doi: 10.1177/0022034509359125. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]
                      34. Okonkwo UA, Dipietro LA. Diyabet ve yara anjiyogenezi . Int J Mol Sci . 2017; 18 :1–15. doi: 10.3390/ijms18071419. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Scholar ]

                      Yorum yap


                      • #12
                        Sürmemiş üçüncü azı dişlerinin çekiminden sonra sütürlere mikroorganizmaların yapışmasına karşı Calendula officinalis, Camellia sinensis ve klorheksidinin antimikrobiyal aktivitesi

                        Raquel Lourdes FARIA , 1 Lincoln Marcelo Lourenço CARDOSO , 2 Gokithi AKISUE , 3 Cristiane Aparecida PEREIRA , 4 Juliana Campos JUNQUEIRA , 5 Antonio Olavo Cardoso JORGE , 5 ve Paulo Villela SANTOS JÚNIOR 6
                        Yazar bilgileri Makale notları Telif hakkı ve Lisans bilgileri Sorumluluk Reddi
                        1 Lisans öğrencisi, São José dos Campos Dişçilik Okulu, UNESP - Üniv. Estadual Paulista, São José dos Campos, SP, Brezilya.
                        2 MSc, Pindamonhangaba Fakültesi - FAPI, Pindamonhangaba, SP, Brezilya.
                        3 PhD, Pindamonhangaba Fakültesi - FAPI, Pindamonhangaba, SP, Brezilya.
                        4 Yüksek lisans öğrencisi, São José dos Campos Dişçilik Okulu, UNESP - Üniv. Estadual Paulista, São José dos Campos, SP, Brezilya.
                        5 Doktora, Biyolojik Bilimler ve Oral Tanı Bölümü, São José dos Campos Dişçilik Okulu, UNESP - Üniv. Estadual Paulista, São José dos Campos, SP, Brezilya.
                        6 Doktora, Teşhis ve Cerrahi Bölümü, São José dos Campos Diş Hekimliği Fakültesi, UNESP - Üniv. Estadual Paulista, São José dos Campos, SP, Brezilya.
                        İlgili adres: Juliana Campos Junqueira - Faculdade de Odontologia de São José dos Campos - UNESP - Departamento de Biociências e Diagnóstico Bucal - Av. Francisco José Longo 777, São Dimas - São José dos Campos - SP - Brezilya - 12245-000 - Telefon: +55 12 39479033 - Faks: +55 12 39479010 - e-posta: rb.psenu.cjsof@anailuj
                        Git: Soyut

                        Amaç

                        Bu çalışmanın amacı, Calendula officinalis L., Camellia sinensis (L.) Kuntze ve %0,12 klorheksidin diglukonat içeren gargaraların, sürmemiş üçüncü molar dişlerin çekiminden sonra mikroorganizmaların sütür materyallerine yapışması üzerindeki antimikrobiyal etkisini karşılaştırmaktı . Araç ve yöntemler

                        Çekim için endike olan sürmemiş üst üçüncü molar dişleri olan 18 hasta seçildi (gargara başına n=6). İlk olarak, hastalara sol diş çekimi uygulandı ve ameliyat yerinde herhangi bir antiseptik solüsyon kullanmamaları söylendi (kontrol grubu). 15 gün sonra sağ diş çekildi ve hastalara Calendula officinalis, Camellia sinensis kullanmaları söylendi.veya 1 hafta boyunca klorheksidinli gargara (deney grubu). Her ameliyat için dikişler postoperatif 7. günde çıkarıldı ve steril fosfat tamponlu saline yerleştirildi. Daha sonra, aşağıdaki mikroorganizmaların büyümesi için seri dilüsyonlar hazırlandı ve farklı kültür ortamlarına ekildi: toplam mikroorganizma büyümesi için kanlı agar; mutans grubu streptokoklar için Mitis Salivarius bacitracin sukroz agar; Staphylococcus spp. için manitol agar ; enterobakteriler ve Pseudomonas türleri için MacConkey agar ve Candida türleri için kloramfenikol içeren Sabouraud dekstroz agar. Plakalar, mikroorganizma sayımı (CFU/mL) için 24-48 saat 37ºC'de inkübe edildi. Sonuçlar

                        Test edilen üç gargara, kontrol grubuna kıyasla dikişlere yapışan mikroorganizmaların sayısını azalttı. Ancak kontrol ve deney grupları arasında sadece %0,12 klorheksidin diglukonat içeren gargara için önemli farklılıklar gözlendi. Sonuçlar

                        Calendula officinalis L. ve Camellia sinensis (L.) Kuntze, mikroorganizmaların dikişlere yapışmasına karşı antimikrobiyal aktivite göstermiş ancak klorheksidin diglukonat kadar etkili olmamıştır.

                        Anahtar Kelimeler: Calendula officinalis L, Camellia sinensis (L.) Kuntze, Klorheksidin, Antimikrobiyal aktivite
                        Git: GİRİİŞ

                        Sürmemiş dişlerin çekimi gibi dentoalveoler cerrahide kullanılan sütürler, patojenik bakterilerin tutunmasına yatkın olduklarından cerrahi yaraların iyileşmesi için bir risk faktörü oluştururlar. Dikişler üzerinde mikroorganizmaların birikmesi, odontojenik enfeksiyonların odak noktası olabilir. Bu enfeksiyonlara , Fusobacterium, Peptostreptococcus, Prevotella, Porphyromonas, Streptococcus ve Bacteroides cinsi türleri dahil olmak üzere hem aerobik hem de anaerobik bakteriler neden olur . Son araştırmalar, odontojenik enfeksiyonların ve bakteriyeminin sütürlerin alınması sırasında geliştiğini ve bakteriyel endokardit için olası bir risk oluşturduğunu öne sürüyor 4 , 23 .

                        Ameliyattan sonra oral antiseptiklerin kullanılması, mikrobiyal azalma ve dolayısıyla enfeksiyonların önlenmesi için etkili bir yöntemdir 10 . Klorheksidin glukonat şu anda ağız boşluğundaki mikroorganizmaların azaltılması için kullanılan en güvenli ve en etkili antimikrobiyal ajandır 13 , 14 , 19 , 21 , 22 . Bununla birlikte, klorheksidinin dişlerde ve takma dişlerde leke oluşumu, tat alma bozukluğu, parotis büyümesi ve oral mukozanın deskuamasyonu gibi bir dizi yan etkisi vardır. Bu faktörler, diğer antimikrobiyal ajanların araştırılmasını teşvik etmiştir 14 .

                        Bu araştırma hattında, enfeksiyöz süreçlerin tedavisi için endike olan tıbbi bitkilerin kullanımı, etno-farmakobotanik çalışmaların sonuçlarına dayalı olarak araştırılmıştır. Bitkilerin farklı hastalıkların tedavisinde kullanılması eski çağlardan beri bilinmektedir. Tıp ve şifalı bitkiler üzerine en eski araştırmalar Çin ve Mısır'da ortaya çıkmıştır11 . Şifalı bitkiler, çeşitli hastalıkların tedavisinde sıklıkla kullanılan değerli doğal bitkisel ürünlerdir 5 ve yeni biyolojik olarak aktif bileşiklerin önemli bir kaynağını temsil eder 11 , 24. Bitkilerde bulunan antimikrobiyal bileşikler, yaygın olarak kullanılan antimikrobiyal ajanların aktivitesinin altında yatan mekanizmalardan farklı mekanizmalarla bakteri ve mantarların büyümesini engeller ve önemli bir klinik değere sahiptir 7 , 12 , 30 .

                        Calendula officinalis L., Asteraceae familyasının Mayıs ve Ekim ayları arasında gelişen yıllık bir bitkisidir. Çiçekleri tıbbi müstahzarlar için kullanılır. Bu bitkinin anavatanı Orta Avrupa ve Akdeniz'dir ve Kuzey Amerika ve Avrupa'da 27 güneşli yerlerde doğal olarak yetişir . Aşağıdaki kimyasal bileşenler bu türde bulunur: seskiterpenler, flavonoid glikozitler, triterpen saponinler, triterpen alkoller, flavonoidler, karotenoidler, ksantofiller, fenolik asitler, steroidler, müsilaj, tokoferol ve aynısefa 28 . C. officinalis'ten üretilen ekstrakt, topikal bir antiinflamatuar ajan olarak 12. yüzyıldan beri Avrupa'da yaygın olarak kullanılmaktadır . in vivoC. officinalis içeren gargaraların kullanıldığı araştırmalar, bu bitkinin diş eti kanamasını azaltmadaki etkinliğini göstermiştir 18 . Iauk ve ark. 15 (2003), C. officinalis ayrıca periodontopatojenik bakterilere karşı antimikrobiyal aktivite gösterir.

                        Yeşil çay, Camellia sinensis (L.) Kuntze'nin (Theaceae familyası) yapraklarından üretilir ve yüzyıllardır Japonya ve Çin'de yaygın olarak kullanılmaktadır 3 . Hayvan çalışmaları, C. sinensis ekstrelerinin Streptococcus mutans'a karşı antimikrobiyal aktiviteye sahip olduğunu göstermiştir 22 . Ek olarak, in vitro çalışmalar, C. sinensis'in Porphyromonas gingivalis ve Fusobacterium nucleatum 29 gibi periodontal patojenlere karşı güçlü bir antimikrobiyal etki gösterdiğini göstermiştir .

                        Birkaç çalışma, şifalı bitkilerin gargaralarda kullanımını test etmiştir. Groppo ve ark. 14 (2002), %0.12 klorheksidinin etkilerini Allium sativum L. ve Melaleuca alternifolia Cheel içeren gargaralarla karşılaştırmıştır. Klorheksidin ve Allium sativum L., S. mutans'a karşı antimikrobiyal aktivite gösterdi , ancak kanlı agar üzerine ekilen diğer oral mikroorganizmalara karşı göstermedi. Buna karşılık Melaleuca alternifolia Cheel, incelenen tüm oral mikroorganizmalara karşı güçlü antimikrobiyal aktivite gösterdi. Lauten ve ark. 18 (2005), dört bitki türünden [ Melaleuca alternifolia Cheel, esansiyel yağlar ve özler içeren bir gargarayı test etti.Leptospermum scoparium Forst., Calendula officinalis L. ve Camellia sinensis (L.) Kuntze] 17 hastada. Şifalı bitkiler içeren gargara ile plasebo grubu (su içinde %12.8 etanol içeren gargara) arasında plak indeksi veya dişeti kanama indeksi açısından fark gözlenmedi.

                        Bu çalışmanın amacı, Calendula officinalis L. (Asteraceae), Camellia sinensis (L.) Kuntze (Theaceae) ve %0,12 klorheksidin diglukonat içeren gargaraların, sürmemiş 3'te 3'ünün ekstraksiyonundan sonra sütür materyallerine mikroorganizmaların aderansı üzerindeki etkilerini karşılaştırmaktır. azı dişleri

                        Git: ARAÇ VE YÖNTEMLER

                        Bu çalışma, insanları içeren araştırmalara yönelik yönergelere göre yürütüldü ve São José dos Campos Dişhekimliği Okulu (FOSJC), São Paulo Eyalet Üniversitesi (UNESP) (protokol 062/2007 - PH/CEP) Etik Kurulu tarafından onaylandı. Gargaraların hazırlanması

                        Bu çalışma için üç gargara hazırlandı:

                        %0,12 klorheksidin diglukonatın oral solüsyonu (Becker, São José dos Campos, SP, Brezilya).

                        Hamposyl L®, aspartam, gliserin ve Nipagim® (Becker) içeren gargara ile karıştırılmış %1 Calendula officinalis L. tentürü.

                        Camellia sinensis (L.) Kuntze (5 g), gliserin (4 g), %70 sorbitol (3,5 g) yapraklarından elde edilen %25 (w/v) su-etanol sıvı özü (1:1) içeren gargara ), sodyum sakarin (0,5 g), sodyum lauril sülfat (0,6 g), lauril poliglukozit (1 g), disodyum fosfat (0,3 g) ve damıtılmış su (85,1 g). Gargara hazırlanmadan önce, sıvı ekstraktın alkolü tamamen buharlaştırıldı. Gargara, Pindamonhangaba Fakültesi (FAPI) Farmakognozi ve Tıbbi Bitkiler Laboratuvarında (LAFAPLAM) hazırlandı. hasta seçimi

                        Hastalar Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi ve Travmatoloji Kliniği, FOSJC, UNESP'de seçildi. Herhangi bir patolojik veya enfeksiyöz süreç sergileyenleri dışlamak için hastalar klinik ve radyografik değerlendirmeye tabi tutuldu. Yaşları 17 ile 30 arasında değişen, üst üçüncü molar dişleri sürmemiş ve çekim için endike olan 18 hasta seçildi. Bu hastalar iyi sağlık koşullarına ve tatmin edici ağız hijyenine sahipti ve ilaç veya herhangi bir oral antiseptik solüsyon kullanmıyorlardı. 18 hasta, şekilde gösterildiği gibi rastgele 3 gruba ayrıldı.Şekil 1. Şekil 1

                        Hastaların deney grubuna göre dağılımı
                        6 Kontrol Klorheksidin
                        6 Kontrol Calendula officinalis
                        6 Kontrol kamelya sinensis
                        Ayrı bir pencerede aç Sürmemiş üst üçüncü molar çekimi cerrahisi

                        Girişimin planlanması için hastalardan ameliyat öncesi panoramik radyografi alındı. Diş çekimi, aşağıdaki standart cerrahi tekniğe göre gerçekleştirildi: ilk olarak, büyük palatin sinirin tüberoz sonrası bölgesel anestezisi yapıldı, anestezinin birinci azı dişinin yüksekliğinde bukkal sulkusun tabanına infiltrasyonu ile tamamlandı. çekilecek dişe yakın dişeti mukozasının damak tarafı. Daha sonra, alveolar kemik tepesinin diş eti mukozasında tüberkül eğriliğinden ikinci moların distal tarafının orta kısmına kadar bir kesi yapıldı ve sulkusun tabanı yönünde eğik bir kesi ile tamamlandı. birinci moların interdental papillasının distal tarafı. Mukoperiosteal flep kaldırılarak çekilecek diş lokalize edildi, ardından osteotomi ve diş kesitleri alındı. Ekstraksiyon bir Seldin ve Potts elevatörü ile gerçekleştirildi. Cerrahi cep serum fizyolojik ile irrige edildi. Yara kesintili 3-0 ipek sütürlerle (Ethicon, Johnson & Johnson, São José dos Campos, SP, Brezilya) kapatıldı ve flep orijinal konumuna yeniden yerleştirildi.

                        Hastalara 500 mg amoksisilin (Aché, São Paulo, SP, Brezilya) ve 50 mg sodyum diklofenak (Novartis, São Paulo, SP, Brezilya) verildi ve sadece ameliyat olmayan bölgelerde diş macunu kullanarak dişlerini fırçalamaları söylendi. Kontrol grubu

                        İlk ameliyattan, yani sol dişin çekiminden sonra, tüm hastalara herhangi bir oral antiseptik solüsyon kullanmamaları talimatı verildi. deney grupları

                        İlk ameliyattan on beş gün sonra, karşı taraftaki üçüncü büyük azı dişi, yukarıda tarif edilen prosedürlerin aynısı izlenerek çekildi. Ancak hastalara aşağıda gösterildiği gibi bir gargara kullanmaları talimatı verildi.tablo 1. tablo 1

                        Camellia sinensis, Calendula officinalis ve klorheksidin gargara kullanılarak kontrol grupları ve gruplar için elde edilen Mitis Salivarius bacitracin sükroz agarda üreyen ve sütür materyallerinden izole edilen mikroorganizmaların koloni oluşturan birimlerin (CFU)/mL (log 10 ) ortalama sayısı ve standart sapması
                        kamelya sinensis 1,49±1,57 2,19±1,36 0,098
                        Calendula officinalis 1,83±0,74 2,60±0,41 0,054
                        Klorheksidin 2,10±1,17 3,68±0,63 0,081
                        Ayrı bir pencerede aç
                        Gargara, bir ölçüm kabı ile birlikte ayrı bir pakette (250 mL) sağlandı. Hastalardan Metin ve ark.'nın yöntemine göre test edilecek üründen 15 mL ile 30 saniye boyunca ağızlarını çalkalamaları istendi. 20 (2006), 7 gün boyunca günde iki kez (sabah ve akşam) diş fırçalamadan sonra. dikiş kaldırma

                        Sütürler postoperatif 7. günde alındı. Alındıktan sonra sütür hatlarından biri steril bir endodontik milimetre cetveli kullanılarak 15 mm'lik bir boyuta standardize edildi. Dikiş hattı aseptik olarak 2 mL steril 0.1 M fosfat tamponlu salin (%0.9 NaCl), pH 7.2 içeren bir test tüpüne aktarıldı. Numuneler mikrobiyolojik analiz için Mikrobiyoloji Laboratuvarı, FOSJC, UNESP'ye gönderildi. Mikrobiyolojik analiz

                        Sütür içeren test tüpü homojen bir süspansiyon elde etmek için 2 dakika (Fanem, São Paulo, SP, Brezilya) vortekslendi. Daha sonra bu süspansiyondan steril salin içinde ondalık dilüsyonlar (10-1 , 10-2 ve 10-3 ) hazırlandı. 0.1 mL'lik stok solüsyon ve dilüsyon alikotları, aşağıdaki kültür ortamlarını içeren Petri kaplarına çift kopya halinde ekildi: toplam için %5 koyun kanı eklenmiş beyin kalp infüzyon agarı (Difco, Detroit, MI, ABD) ile hazırlanan kanlı agar aerobik ve fakültatif anaerobik mikroorganizmaların sayısı; Mutans grubu streptokokların gelişimi için 0,2 IU/mL basitrasin ve %15 sükroz eklenmiş Mitis Salivarius agar (Difco) ile hazırlanan Mitis Salivarius bacitracin sükroz (MSBS) agar; Staphylococcus spp.'nin gelişimi için manitol agar (Difco) ; Enterobacteria ve Pseudomonas türlerinin gelişimi için MacConkey agar (Difco) ve Candida spp .

                        Kanlı agar, mannitol agar, MacConkey agar ve Sabouraud agar plakları 37ºC'de 24-48 saat inkübe edildi. MSBS agar plakaları, %5 C02 atmosferinde 37°C'de 48-72 saat inkübe edildi . İnkübasyon süresinden sonra, 30 ila 300 koloni içeren plakalar sayıldı ve elde edilen mililitre başına koloni oluşturan birim sayısı (CFU/mL) log transforme edildi (log 10 ) . istatistiksel analiz

                        Sonuçlar istatistiksel olarak Minitab yazılımı (Minitab, Inc., State College, PA, ABD) kullanılarak eşleştirilmiş Student's t-testi ile anlamlılık düzeyi %5 olarak ayarlanarak analiz edildi.

                        Git: SONUÇLAR

                        Kontrol ve deney grupları için elde edilen kanlı agarda üreyen aerobik ve fakültatif anaerobik mikroorganizmaların ortalama CFU/mL (log 10 ) sayısı gösterilmiştir.şekil 2. 3 gargara, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında mikrobiyal azalmaya neden oldu. Ancak bu azalma sadece %0,12 klorheksidin diglukonat kullanılan gruplardan sütürler için anlamlıydı (p=0,008).
                        Resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı jaos-19-05-0476-g01.jpg'dir.
                        şekil 2
                        Camellia sinensis , Calendula officinalis ve klorheksidin gargara kullanan gruplar ve kontrol grupları için sütür materyallerinden izole edilen ve kanlı agarda üreyen mikroorganizmaların koloni oluşturan birimlerin (CFU)/mL (log 10 ) ortalama sayısı ve standart sapması *İstatistiksel olarak anlamlı fark gargara ve klorheksidin kontrol grupları arasında (Student's t-testi)

                        3 gargara da Candida spp . büyümesini azalttı . Sabouraud agarda (Figür 3). Ancak ortalama CFU/mL'de (log 10 ) istatistiksel olarak anlamlı fark sadece kontrol ve klorheksidin grupları arasında gözlendi (p=0.048).
                        Resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı jaos-19-05-0476-g02.jpg'dir.
                        Figür 3
                        Kontrol grupları ve Camellia sinensis , Calendula officinalis ve klorheksidin gargara kullanılarak elde edilen Sabouraud agarda yetiştirilen ve sütür materyallerinden izole edilen mikroorganizmaların koloni oluşturan birimlerin (CFU)/mL (log 10 ) ortalama sayısı ve standart sapması *İstatistiksel olarak anlamlı fark gargara ve klorheksidin kontrol grupları arasında (Student's t-testi)

                        Tablolar 1-​-33%25 C. sinensis sıvı ekstresi, %1 C. officinalis tentür ve %0.12 klorheksidin içeren gargara kullanılarak kontrol ve deney grupları için elde edilen MSBS, Mannitol ve MacConkey agar üzerinde yetiştirilen mikroorganizmaların ortalama CFU/mL sayısını (log 10 ) gösterir. diglukonat. Kontrol grupları ile gargara kullanan gruplar arasında mikrobiyal azalmada anlamlı bir fark gözlenmedi. Tablo 3

                        Camellia sinensis, Calendula officinalis ve klorheksidin gargara kullanılarak kontrol grupları ve gruplar için elde edilen MacConkey agarda yetiştirilen ve sütür materyallerinden izole edilen mikroorganizmaların koloni oluşturan birimlerin (CFU)/mL (log 10 ) ortalama sayısı ve standart sapması
                        kamelya sinensis 0,96±1,53 1,50±1,68 0,343
                        Calendula officinalis 0,12±0,29 0,22±0,53 0,363
                        Klorheksidin 0,12±0,29 0,48±0,76 0,177
                        Ayrı bir pencerede aç
                        Git: TARTIŞMA

                        Oral mikrobiyotadaki mikroorganizmalar sütür materyallerine yapışabilir, bu da onların cerrahi yaraya geçişini kolaylaştırır ve odontojenik enfeksiyonlara ve bakteriyemiye neden olur. Bu durum, sütür materyalinin adsorpsiyon özelliklerine ve postoperatif dönemde ağız hijyeni bakımına bağlı olarak tercih edilir veya önlenir 23 .

                        Bu çalışmanın sonuçları, üçüncü molar ekstraksiyonundan sonra çok sayıda mikroorganizmanın sütür materyaline yapıştığını göstermiştir. Banche ve diğerlerine göre. 2 (2001), ağız boşluğundaki sütür materyalinin kontaminasyonu esas olarak yaklaşık 7.5x10 8 mikroorganizma/mL içeren tükürükten kaynaklanmaktadır .

                        Sütür materyaline yapışan mikroorganizmaların en yüksek ortalama CFU/mL (log 10) sayısı, izolatlar kanlı agarda büyütüldüğünde gözlendi, bunu MSBS takip etti, oysa daha az sayıda mikroorganizma, seçici olan mannitol ve MacConkey agarda üredi . Sırasıyla Staphylococcus ve enterobakteriler. Bu sonuçlar, stafilokokların ve enterik basillerin genellikle ağız boşluğunda bulunmadığını bildiren literatür verileriyle uyumludur 8 , 31 ; varsa, daha az sayıda bulunurlar ve geçici mikrobiyotanın bir parçasıdırlar.

                        Sütür materyaline en az sayıda mikroorganizmanın yapışık olduğu, izolatların Candida spp . üremesi için seçici olan Sabouraud agarda yetiştirilmesinde gözlemlenmiştir . Appleton 1'e (2000) göre Candida cinsi maya, sağlıklı popülasyonun yaklaşık %75'inin mukoza zarlarında kolonize olur ve genellikle az sayıda bulunur.

                        Bu nedenle, sütür materyaline mikroorganizma yapışmasının kontrolü için bir antiseptik kullanımı, özellikle bakteriyel endokardite ciddi yatkınlığı olan ve immünolojik disfonksiyonu olan hastalarda geçici bakteriyemi risklerini azaltan son derece önemli bir prosedürdür [6 ] . Ağız hijyeni için çeşitli bitki kaynaklı gargaralar kullanılmaktadır, ancak bu fitoterapötik ajanların sütür materyallerine mikrobiyal yapışma üzerindeki etkisini araştıran çalışmalar azdır.

                        Bu çalışmada, test edilen 3 gargara mikrobiyal azalma eğilimi gösterdi, ancak mikroorganizmalar kanda ve Sabouraud agarda büyüdüğünde, yalnızca %0,12 klorheksidin diglukonat içeren gargara için önemli farklılıklar gözlendi. Bu bulgular, klorheksidinin aerobik ve anaerobik Gram-pozitif ve Gram-negatif bakteri ve maya üzerindeki etkisine ilişkin literatürle uyumludur. Klorheksidin, mikroorganizmaların hücre duvarı için yüksek afiniteye sahiptir ve ozmotik denge ve sitoplazmik çökelme 9 kaybına yol açan hücre yüzeyi değişikliklerini indükler .

                        Bu çalışmada, klorheksidinin antimikrobiyal aktivitesi C. sinensis ve C. officinalis gargaralarından daha etkili olmasına rağmen, bu bitkiler de mikroorganizma sayısını azaltma eğilimi göstermiştir. C. sinensis'in antimikrobiyal aktivitesi, doğrudan bakteri plazma zarı üzerinde etki ederek geri dönüşü olmayan hasara ve bakteriyel ölüme neden olan ana bileşeni olan kateşin ile ilişkilendirilmiştir 16 . C. officinalis , antimikrobiyal aktivitesine ek olarak, fitokimyasal bileşiminde bulunan saponinler ve flavonoidler nedeniyle yüksek topikal antiinflamatuar aktiviteye de sahiptir 10 . Zitterl-Eglseer, et al. 33(1997), C. officinalis ekstraktlarının prostaglandin inhibitörlerininkine benzer antiinflamatuar aktivite sergilediğini gözlemledi .

                        Gargaraların iyileşme süreci üzerindeki etkileri ile ilgili olarak, klorheksidin, konsantrasyona ve zamana bağlı bir şekilde in vitro olarak fibroblastları ve keratinosit hücre çoğalmasını olumsuz etkiler ve yara iyileşmesini bozabilir 17 , 32 . Kozlovsky ve ark. 17 (2007), sıçanlarda eksizyonel bir yaraya %0,1 ve %0,2'lik klorheksidin solüsyonu uygulamasının yara kapanma hızı üzerinde olumsuz bir etkisi olmadığını göstermiştir. Öte yandan, C. sinensis ve C. officinalis güçlü yara iyileştirme aktivitesi göstermiştir. Qin ve ark. 26(2010), kitosan yeşil çay polifenol kompleksinin, yaraların kırılma mukavemetini artırarak sıçanlarda ensizyon yaralarının iyileşmesini geliştirdiğini doğrulamıştır. Preethi ve Kuttan 25 (2009), C. officinalis çiçek ekstraktının sıçanlarda yapılan eksizyon yaraları üzerindeki etkilerini değerlendirmişler ve ekstrakt uygulanan grupta yara kapanma yüzdesinin %90.0 olduğunu, kontrol grubunda ise sekizinci yüzde sadece %51.1 olduğunu gözlemlemişlerdir . yaralama günü Yeniden epitelizasyon için gereken gün sayısı kontrol hayvanları için 17.7 ve ekstraktla tedavi edilen grup için 13.0 idi. Bu veriler , sürmemiş üçüncü molar çekiminden sonra postoperatif dönemde C. sinensis ve C. officinalis içeren gargaraların kullanılmasını önermektedir .

                        Git: ÇÖZÜM

                        Calendula officinalis L. ve Camellia sinensis (L.) Kuntze içeren gargaralarla antisepsi yapılmasının, sürmemiş üçüncü molar dişlerin çekiminden sonra sütür materyallerine yapışan mikroorganizma sayısını azaltma eğilimi gösterdiği sonucuna varılabilir . Bununla birlikte, bitki özlerinin antimikrobiyal aktivitesi, klorheksidininki kadar etkili değildi.

                        ​ Tablo 2

                        Kontrol grupları ve gruplar için Camellia sinensis, Calendula officinalis ve klorheksidin gargara kullanılarak elde edilen Mannitol agarda üreyen ve sütür materyallerinden izole edilen mikroorganizmaların koloni oluşturan birimlerin (CFU)/mL (log 10 ) ortalama sayısı ve standart sapması
                        kamelya sinensis 0,08±0,95 1,77±1,52 0,174
                        Calendula officinalis 0,17±0,41 0,23±0,57 0,363
                        Klorheksidin 0,28±0,69 1,05±0,83 0,081
                        Ayrı bir pencerede aç
                        Git: REFERANSLAR

                        1. Appleton SS. Kandidiyazis: patogenez, klinik özellikler ve tedavi. J Calif Dent Doç. 2000; 28 :942–948. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        2. Banche G, Roana J, Mandras N, Amasio M, Gallesio C, Allizond V, et al. Dental cerrahi geçiren hastalarda çeşitli intraoral sütür materyallerinde mikrobiyal adezyon. J Oral Çene Cerrahisi 2001; 65 :1503–1507. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        3. Bandyopadhyay D, Chatterjee TK, Dasgupta A, Lourduraja J, Dastidar SG. Çayın in vitro ve in vivo antimikrobiyal etkisi: Asya'nın en yaygın içeceği. Biol Eczacı Bull. 2005; 28 :2125–2127. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        4. Brown AR, Papasian CJ, Shultz P, Theisen FC, Shultz RE. Bakteriyemi ve ağız içi sütür çıkarma: antimikrobiyal durulama yardımcı olabilir mi? J Am Dent Doç. 1998; 129 :1455–1461. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        5. Chandrasekaran M, Venkatesalu V. Syzygium jambolanum tohumlarının antibakteriyel ve antifungal aktivitesi. J Etnofarmakol. 2004; 91 :105–108. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        6. Clark WB, Magnusson I, Walker CB, Marks RG. Perimed antibakteriyel sisteminin yerleşik diş eti iltihabı üzerindeki etkinliği. (BEN). Klinik sonuçlar. J Clin Periodontol. 1989; 16 :630–635. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        7. Cruz FG, Roque NF, Giesbrecht AM, Davino SC. Mikania triangularis kaynaklı diterpenlerin antibiyotik aktivitesi. Fitoterapi. 1996; 67 :189–190. [ Google Akademik ]
                        8. Dahlén G, Wikström M. Subgingival numunelerde enterik çubuklar, stafilokoklar ve Candida oluşumu. Oral Mikrobiyolojik Bağışıklık. 2003; 10 :42–46. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        9. Delilbaşı C, Saraçoğlu U, Keskin A. Etkileri %0.2 klorheksidin glukonat ve amoksisilin artı klavulanik asit, mandibular üçüncü molar diş çekimlerini takiben alveolar osteitisin önlenmesi üzerine. Oral Surg Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod. 2002; 94 :301–304. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        10. Della Loggia R, Tubaro A, Sosa S, Becker H, Saar S, Isaac O. Calendula officinalis çiçeklerinin topikal anti-inflamatuar aktivitesinde triterpenoidlerin rolü. Bitki Med. 1994; 60 :516–520. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        11. Duarte MCT, Figueira GM, Sartoratto A, Rehder VLG, Delarmelina C. Brezilya tıbbi bitkilerinin Anti-Candida aktivitesi. J Etnofarmakol. 2005; 97 :305–311. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        12. Eloff JN. Antimikrobiyal bileşenlerin bitkilerden taranması ve izolasyonu için hangi özütleyici kullanılmalıdır? J Etnofarmakol. 1988; 60 :1–8. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        13. Franco CA, Neto, Parolo CCF, Rösing CK, Maltz M. İki klorheksidin ağız gargarasının plak birikimi ve diş eti kanaması üzerindeki etkisinin karşılaştırmalı analizi. Braz Oral Arş. 2008; 22 :139–144. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        14. Groppo FC, Ramacciato JC, Simões RP, Flório FM, Sartoratto A. Oral mikroorganizmalara karşı sarımsak, çay ağacı yağı ve klorheksidinin antimikrobiyal aktivitesi. Int Dent J.2002 ; 52 :433–437. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        15. Iauk L, Lo Bue AM, Milazzo I, Rapisarda A, Blandino G. Tıbbi bitki özlerinin periodontopatik bakterilere karşı antibakteriyel etkinliği. Fitoterapi Arş. 2003; 17 :599–604. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        16. Ikigai H, Nakae T, Hara Y, Shimamura T. Bakterisidal kateşinler lipit çift tabakasına zarar verir. Biochim Biophys Açta. 1993; 1147 :132–136. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        17. Kozlovsky A, Artzi Z, Hirshberg A, Israel-Tobias C, Reich L. Lokal antimikrobiyal ajanların eksizyonel palatal yara iyileşmesi üzerindeki etkisi: sıçanlarda klinik ve histomorfometrik bir çalışma. J Clin Periodontol. 2007; 34 :164–171. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        18. Lauten JD, Boyd L, Hanson MB, Lillie D, Gullion C, Madden TE. Klinik bir çalışma: Melaleuca, Manuka, Calendula ve yeşil çay gargarası. Fitoterapi Arş. 2005; 19 :951–957. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        19. Meiller TF, Kelley JI, Jabra-Rizk MA, DePaola LG, Baqui AAM, Baqui AAMA, et al. Antimikrobiyallerin mantarlara karşı etkinliğinin in vitro çalışmaları. Oral Surg Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod. 2001; 91 :663–670. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        20. Metin M, Tek M, Şener I. Gömülü üçüncü azı dişlerinin cerrahi olarak çıkarılmasını takiben alveolar osteitis insidansında iki klorheksidin durulama protokolünün karşılaştırılması. J Küçümseme Uygulaması. 2006; 7 :79–86. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        21. Nascimento AP, Tanomaru JMG, Matoba-Júnior F, Watanabe E, Tanomaru-Filho M, Ito IY. Tükürük Staphylococcus aureus'a karşı klorheksidin ve poliheksametilen biguanid içeren gargaraların maksimum inhibitör dilüsyonu. J Uygulama Sözlü Bilim 2008; 16 :336–339. [ Ücretsiz PMC makalesi ] [ PubMed ] [ Google Scholar ]
                        22. Otake S, Makimura M, Kuroki T, Nishihara Y, Hirasawa M. Japon yeşil çayındaki polifenolik bileşiklerin anticaries etkileri. Çürük Res. 1991; 25 :438–443. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        23. Otten JE, Wiedmann-Al-Ahmad M, Jahnke H, Pelz K. Farklı sütür materyallerinde bakteriyel kolonizasyon - intraoral dentoalveoler cerrahi için potansiyel bir risk. J Biomed Mater Res B Appl Biomater. 2005; 74 :627–635. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        24. Portillo A, Vila R, Freixa B, Adzet T, Cañigueral S. Geleneksel tıpta kullanılan Paraguay bitkilerinin antifungal aktivitesi. J Etnofarmakol. 2001; 76 :93–98. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        25. Preethi KC, Kuttan R. Calendula officinalis'in çiçek özünün yara iyileştirme etkinliği. J Basic Clin Physiol Pharmacol. 2009; 20 :73–79. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        26. Qin Y, Wang H, Karuppanapandian T, Kim W. Yara iyileşmesi için salınan bir kontrol bileşiği olarak kitosan yeşil çay polifenol kompleksi. Çene J Traumatol. 2010; 13 :91–95. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        27. Radulescu V, Doneanu C, Loloiu T. Calendula officinalis'in kimyasal bileşiminin CGC incelemesi. Revue Roumaine de Chimie. 2000; 45 :271–275. [ Google Akademik ]
                        28. Ramos A, Edreira A, Vizoso A, Betancourt J, López M, Décalo M. Calendula officinalis L. J Ethnopharmacol ekstraktının genotoksisitesi . 1988; 61 :49–55. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        29. Saeki Y, Ito Y, Shibata M, Sato Y, Takazoe I, Okuda K. Yeşil çay ekstraktının, flavono aromasının ve bakır klorofilin oral bakterilere karşı antimikrobiyal etkisi. Bull Tokyo Dent Coll. 1993; 34 :33–37. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        30. Sartoratto A, Machado ALM, Delarmelina C, Figueira GM, Duarte MCT, Rehder VLG. Brezilya'da kullanılan aromatik bitkilerden elde edilen uçucu yağların bileşimi ve antimikrobiyal aktivitesi. Braz J Mikrobiol. 2004; 35 :275–280. [ Google Akademik ]
                        31. Yuvalar J, Ramss TE, Listgarten MA. Şiddetli yetişkin periodontitisinin subgingival florasındaki mayalar, enterik çubuklar ve psödomonadlar. Oral Mikrobiyolojik İmmunol. 1988; 3 :47–52. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        32. Thomas GW, Rael LT, Bar-Or R, Shimonkevitz R, Mains CW, Slone DS, et al. Yaygın olarak kullanılan antiseptikler tarafından gecikmiş yara iyileşmesinin mekanizmaları. J Travma. 2009; 66 :82–90. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                        33. Zitterl-Eglseer K, Sosa S, Jurenitsch J. Kadife çiçeğinin (Calendula officinalis L) ana triterpendiol esterlerinin ödem önleyici aktiviteleri J Ethnopharmacol. 1997; 57 :139–144. [ PubMed ] [ Google Akademik ]

                        Yorum yap


                        • #13
                          nergis

                          Listelenen yazar yok
                          İçinde: İlaçlar ve Emzirme Veritabanı (LactMed®) [İnternet]. Bethesda (MD): Ulusal Çocuk Sağlığı ve İnsani Gelişme Enstitüsü; 2006.
                          2021 18 Ekim.
                          • PMID: 30000917
                          • Kitaplık Kimliği: NBK501857
                          Ücretsiz Kitaplar ve Belgeler Alıntı

                          Calendula ( Calendula officinalis ) çiçekleri triterpen glikozitler ve aglikonlar, karotenoidler ve uçucu yağlar içerir. Calendula ürünlerinin topikal uygulaması, hem homeopatik hem de farmakolojik preparatlarda emzirme sırasında ağrıyan ve çatlamış göğüs uçlarını tedavi etmek için kullanılmıştır, ancak bu kullanımı destekleyen çok az yüksek kaliteli kanıt vardır.[4] Kontrolsüz bir vaka serisi, Mimosa tenuiflora ve Calendula officinalis içeren bir kremin emzirme sırasında meme uçlarının çatlamasını iyileştirmek için yararlı olduğunu bulmuştur ;[5] bununla birlikte, bir kontrol grubunun olmaması ve başka bir bileşenin varlığı, Calendula'nın etkinliğinin değerlendirilmesini imkansız kılmaktadır. Calendula ayrıca topikal olarak kombinasyon halinde kullanılmıştır.Ekinezya angustifolia (Calendit-E), kombinasyonun anne sütünden daha etkili olduğu bulunan mütevazı kalitede bir çalışmada ağrılı meme uçları için . Calendula'nın emzirme döneminde oral kullanımı . Calendula , baharat veya tatlandırıcı olarak kullanıldığında ABD Gıda ve İlaç İdaresi tarafından bir gıda olarak "genel olarak güvenli olarak kabul edilmektedir" (GRAS). Krizantem, papatya ve kadife çiçeği çapraz reaksiyonları da dahil olmak üzere alerjik reaksiyonlar nadiren görülür.

                          Besin takviyeleri, ABD Gıda ve İlaç Dairesi'nden kapsamlı pazarlama öncesi onay gerektirmez. Üreticiler güvenliği sağlamaktan sorumludur, ancak pazara sunulmadan önce diyet takviyelerinin güvenliğini ve etkinliğini kanıtlamaları gerekmez . Diyet takviyeleri birden fazla içerik içerebilir ve genellikle etiketli ve gerçek içerikler veya bunların miktarları arasında farklılıklar bulunur. Bir üretici, bir ürünün veya bileşenlerinin kalitesini doğrulamak için bağımsız bir kuruluşla sözleşme yapabilir, ancak bu ,bir ürünün güvenliğini veya etkinliğini onaylayın. Yukarıdaki sorunlardan dolayı, bir ürün üzerindeki klinik test sonuçları diğer ürünler için geçerli olmayabilir. Diyet takviyeleri hakkında daha ayrıntılı bilgi, LactMed Web sitesinde başka bir yerde bulunabilir.

                          Yorum yap

                          Hazırlanıyor...
                          X