Duyuru
Collapse
No announcement yet.
Eklem Sıvısı, Sinoviyal Sıvı, Eklemler Arası Kapsüller, Hareketli Eklemler,
Collapse
X
-
Boşluk Sıvıları
Dr. Arslan MAYDA / Biyoloji
Bir yaratılış mucizesi olan insan vücudunun her noktasında ayrı bir sanat ve mühendislik hesaplarına göre harika dizaynlar görülmektedir. Basınca maruz kalan yerlerde basıncın hafifletilmesi, sürtünmeye uğrayacak yerlerde sürtünmenin azaltılması, titreşim ve sallantıyla karşılaşılacak bölgelerde bu titreşimlerin zararsız hâle getirilmesi gibi birçok mekanik ve statik kuvvetin hergün binlerce defa uygun şekilde dengelenmesi mecburiyeti vardır. Biz farkında olmasak da, hergün aksamadan iş gören vücudumuzun birçok yerinde kullanılan değişik yoğunluklarda ve terkiplerdeki çeşitli sıvıların her birinin hususi miktarı ve bileşimi, düşünen her insanı ve fizik ilmini hayretle bırakacak mucizevî bir hadisedir.
Bedenimizde bazı bölgelerde ara boşluklar ve bu boşluklara has sıvılar vardır. Bu boşluklara muhtevaca uygun sıvıları üreten hücreler, ihtiyaç duyulduğunda uyarılarak, salgılama olayını gerçekleştirirler.
BOŞLUK SIVILARI
Pleura sıvısı: Akciğeri çevreleyen iki tane zar vardır. Bu iki zar arasındaki sıvıya pleura sıvısı denir. Normalde 5–15 ml arasında değişir. Nefes alıp vermede sürtünmeyi azaltmak için konulmuştur. Hafif kaygan seroz tarzında bir sıvıdır. İçinde hyoluronik asitli protein ve fibrinojenin olması akciğer zarları arasında sürtünmeye ait yıpranmaların tamirine göre ayarlanmıştır.
Periton sıvısı (karın zarları arasındaki sıvı): Kalp ve akciğer sıvıları gibi seroz kaygan bir sıvıdır. 100 cc’den azdır. Periton zarları, 2 m2 lik bir alana sahiptir. Karın zarının sıvıları emme özelliğinden buraya fazla sıvı koyduğunuz zaman, 100 cc’den fazlası emilime tâbi tutulur. Emilimin fazla olmasının sebebi, karın içi organlarını nemli tutmak içindir. Eğer bu sıvı göz küre sıvısı (vitreus sıvısı) gibi jel kıvamında olsaydı karın içi organları nemli olmazdı. Karın iç organlarında kan dolaşımı fazla olduğundan dış ortamlarının nemli olması gereklidir ki, nemini de karın zarları arasındaki periton sıvısından alır.Perikard sıvısı (kalp zarları arası sıvısı): Erişkinde 50 ml civarındadır. Kaygan bir sıvıdır. Özellik olarak akciğer zarları arasındaki sıvıya benzer. Kalp zarlarının alanı, akciğer zarları alanından küçük olmasına rağmen ihtiva ettiği sıvı 3 kat daha fazladır. Bunun sebebi kalp, akciğerden sayı olarak 4 kat daha fazla çalışır. Normal kalp atımı sayısı dakikada 72 olan bir insanda solunum sayısı 13–14 civarındadır. Kalp akciğerden 4 kat daha fazla sürtünmeye uğradığı için kalp zarları arasına konulan sıvı da fazladır. Bol sıvı kalbin kasılma sırasındaki kayganlığını artırır ve kalbin sürtünmeden hareket etmesini sağlar. Bir diğer sebep de, akciğerde kas tabakasının olmaması, bunun yerine hava keselerinin mevcudiyetidir. Kalbin iş gören en önemli kısmı ise kas tabakasıdır. Kas tabakasına fazla sürtünme binerse kas dokusunda hipertrofi kabalaşma ve gücünde azalma olur. Bu yüzden kalp zarları arasındaki sıvı yüzey alanına göre en fazla olanıdır. Kalp ve akciğer zarları arasını hafif kaygan bir sıvı değil de, göz küresi içindeki gibi katı jel kıvamında bir sıvı doldurmuş olsaydı, kalp ve akciğer zarları arasında kayganlık olmayacak, hem nefes almamız zorlaşacak, hem de kalp vücudun ihtiyacı olan kanı pompalamak için bir dirence karşı çalışacak, erken yaşta kalp kası yetersizliğine ve kalbin büyümesine sebep olacaktı ki, böylece ömürler çok kısalacaktı. Her insan belki de çocuk yaşta kalp yetmezliğine yakalanacaktı. Eğer kaygan değil de ön kamera sıvısı gibi berrak bir sıvı olsaydı, yine kayganlık olmadığı için kalp zarı tahribatı ve erken yaşta kalp kası büyümeleri meydana gelecekti.
Beyin-omurilik sıvısı: Toplam 145-150 ml kadardır. Berrak, renksiz, pıhtısız bir sıvıdır. Beyin, sıvı içersinde yüzerek ağırlığı hafifler ve dıştan gelen darbelerin tesiri daha az olur. Beynin sıcaklığını korur. Kafa içi basıncı arttığı zaman, basıncın dokular üzerinde tesirini azaltır. Göz boşluğundaki gibi jelatinöz bir sıvı olsaydı basıncı beyin hücrelerine hemen iletilecekti. Ayrıca beyin omurilik sıvısı ile kan arasındaki madde alışverişi olmayacaktı. Vestibüler ve beyin omurilik sıvılarının diğer sıvılardan ayrı özelliği vardır. Bu içinde bulundurdukları Na, K, CI iyonları vasıtasıyla sinir uyarımını ve iletimini sağlamaktır. Bu iyonlar diğer boşluk sıvılarında yoktur veya çok azdır.
Kamera sıvısı: Renksiz berrak bir sıvıdır. 125 mikrolitredir. Bu sıvı kamera içinde önden arkaya, öne pervane gibi devridaim içerisindedir. İris dediğimiz göze rengini veren tabaka içerisindeki bezlerde üretilir. Bu sıvı önce kameranın arkasına salgılanarak boşalır, kameranın arkasında ısı fazla olduğu için kameranın önündeki az ısıya doğru hareket eder, kameranın önünde az ısıyla karşılaşınca tekrar kamera tabanına çöker ve bu devridaim sürurken devam eder. Buradaki sıvı 30’a yakın kanaldan toplardamar sistemine karışır. İçindeki elektrolitler serumdaki gibidir. Merceğinin önünde ve arkasındaki sıvı vasıtasıyla kırma gücü ¼ ‘ e iner. Eğer mercek gözden alınıp havaya bırakılırsa kırma gücü altı kat daha büyük olacaktır. Görüntünün normal olması için bu sıvı şarttır. Yoksa bütün cisimleri 6 kat daha büyük görecektik.
Vestibüler sıvı (kulak dolambaç sıvısı): Sulfomukopalisakkarit yapısında jelatinöz maddedir. Bu sıvının özelliği, pozisyona göre dengeyi sağlamaktır. Kas, sinir, refleksler, beyincik, beyin gibi dengede rol alan organlarla müşterek ve koordinasyon içinde çalışır. Pozisyon değişimlerinde sıvının denge hücrelerini uyarması ile Na, K, CI gibi elementlerin hücredeki değişimleri ile uyarı beyne kadar gider, oradan denge sistemlerine uyarı gelir ve denge sağlanır. Böylece her pozisyonda başımız dönmeden dengede durmayı sağlarız. Sıvının jelatinöz olması pozisyonlarda akışın yavaş olması içindir. Bu sıvı, omurilik sıvısı gibi berrak, şeffaf ve akıcı olsaydı hafif baş titreşiminde bile denge sinirleri uyarılırdı.Eklem sıvıları: Eklemler içinde bulunan sıvıdır. Eklemin büyüklüğüne göre 0,5–3,5 ml’dir. Berrak soluk sarı renkte bir sıvıdır. Kıvamı yağ gibidir. Sert olan kıkırdak ve kemik yapıların birbiri üzerinden sürtünmeden kaymasına vesile olur. Tıpkı ses yapan menteşelere yağ sürdüğümüz zaman sessiz ve kolay fonksiyon gördüğü gibi, bu sıvı vasıtasıyla eklemlerdeki iki kemik birbiri üzerinde rahat ve hasarsız kayar. Bu sıvı uygun kıvamda konulmuştur. Eklem sıvısına kamera sıvısı veya beyin omurilik sıvısı gibi kaygan olmayan sıvı konulsaydı, ekleri kıkırdakları çok çabuk aşınacak uzun ömürlü olan eklemler çok kısa zamanda paslı menteşeler gibi kireçlenecekti. Yine göz boşluğu sıvısı gibi jelatinöz sıvı olsaydı eklem hareketleri için kaslara daha fazla yük binecek, hızlı ve ani hareketler olmayacaktı. Ayrıca serum-diz sıvısı arasında emilim olayı olmayacaktı.
Eklemlerin kolayca çalışması ve aşınmaması için eklem kapsülü içine yerleştirilen hususi yoğunluktaki kaygan sıvı tıpkı kapı menteşelerinin yağlanması gibi eklemlerimizi yağlar.
Boşluk sıvılarından göz boşluğu sıvısı hariç diğerlerinin kan serumu alışverişi vardır. Bu bazı hastalıklarla tersine döner, sıvı üretimi absorbsiyon (emilim)’dan olduğu zaman (bazı hastalıklarda) sıvı birikimi üzerine çıkar.Dizde hidroartoz, kulakta menier, kalpte kalp tamponantı, akciğerde plörözi, gözde göz tansiyonu, beyinde kafa içi basınç artımı olur.
Boşluk sıvılarının hepsinin protein vardır. Protein, osmotik basıncı temin ettiği gibi boşluktaki artık ve normal maddelerin taşınmasında da görev alır. Yine hepsinde pH 6,8-7,6 arasında değerler alır ki, ortam ister asitik, ister bazik olsun her ortamda sıvılar görevini tam yapar.
Boşluk sıvıları organların anatomik yapısına göre görevlerini eksiksiz yapabilmeleri ve korunmaları için, her organın ideal çalışma şartlarına göre miktarları, renkleri, kıvamı, muhteviyatları uygun biyokimyevi özelliklere sahip olarak ayarlanmıştır. Tıpkı ağır makinelere kalın gres yağı, kapı menteşelerine daha ince yağ, saat gibi hassas cihazlara ise çok ince yağların sürülmesi gibi, yapılacak işe göre uygun yağı nasıl biz ayarlıyorsak, vücudumuzun neresinde, hangi özellikte sıvıya ihtiyaç olacağını sonsuz ilmiyle bilen Yaratıcımız, ona göre bütün sıvılarımızı ayarlayıp yerleştirmiş. Bize ise sadece tefekkür ve şükretmek düşüyor.Göz küresi sıvısı (vitreus sıvısı): Göz, içi boş küre şeklindedir. Göz küresi boşluğu iris ve mercekle iki bölüme ayrılmış ve ikisine de zıt yapıda sıvılar konulmuştur. Öndekine kamera sıvısı, arkadakine ise göz küresi sıvısı denir. Göz küresi sıvısının görevi gözü dolgun tutmaktır. Göz küresi hacminin 2/3’ünü işgal eder. Ortalama 2-4 ml’dir. Yapısı camsı, berrak jelatinimsi (pelte gibi) bir maddedir. Pelte gibi kıvamıyla gözün dolgun ve sert yapısını oluşturur. Aynı zamanda komşu dokudan göz boşluğuna dökülecek hücrelerin dökülmesini önler. Eğer pelte sertliğinde olmasaydı da ön kamera sıvısı veya beyin omurilik sıvısı gibi olsaydı, komşu dokudan hücreler dökülecek ve gözümüzün önünde hep yüzen cisimler görecektik.Mesela, bir hastanın göz yaralanması neticesi gözü delinmiş ve göz küresi sıvısı dışarı akmıştır. Kürenin içine serum fizyolojik koyarak delinen yer tamir edilmiş ve birkaç gün sonra göz önünde yüzen cisimler görülmeye başlanmış, bu cisimlerin sayısı gittikçe artmış ve sonunda göz görmez olmuştur. Göz küresi sıvısının pelte (jel) kıvamında oluşu bu dökülmeyi önlemektedir. Cam gibi berrak olmasının sebebi ise, görüntüleri orijinalinin aynısı gibi görmek içindir. Sıvı berrak değil de eklem sıvısı gibi renkli olsa idi, bütün cisimleri sarıya boyanmış gibi görecektik ve beyaz rengin varlığından bile haberimiz olmayacaktı.
Gözümüzün ön ve arka odalarını dolduran sıvıların miktarı ve yoğunluğu uygun vasıflarda olmadığı taktirde, görme bozukluklarından baş ağrılarına kadar birçok kötü netice meydana gelebilir.
Kaynaklar
— Harriet Lane, Handbook.
— Prof. Dr. İzzettin Barış, Solunum Hastalıkları.
— S. Türek, Ortopedi, cilt. 1,2.
— Heart Disease in İnfants, Children end Adolescents (Fourth Edition,).
— N. Bengisu, Göz Hastalıkları.
— Guyton, Fizyoloji. -
Giriş
İki kemiğin karşılaştığı yere eklem denir. Eklemlerdeki kemik yüzeyleri ince bir kıkırdak tabakası ile kaplıdır. Bu kıkırdak bir örtü gibi kemik yüzeyini örter, ekleme yük bindiğinde kemiği darbelerden korur ve hasar görmesini önler. Kıkırdak aynı zamanda eklem yüzeylerinin pürüzsüz bir şekilde kaymasını sağlar. Eklem, sinoviyal zar adı verilen bir zarla çevrilidir ve bu zarın içinde kalan eklem boşluğu bir sıvı (sinoviyal sıvı) ile doludur, sağlıklı bir eklemde sinovial sıvı bir enjektörle alınamayacak kadar azdır. Bu sıvı, kıkırdak dokusunu beslerken, aynı zamanda eklem yüzeylerinin de kayganlığını sağlar. Böylece eklem hareket ederken, kıkırdak yüzeylerinin birbirine sürtünmesi önlenir. Bütün eklem, sinoviyal zarın dışında bulunan bir kapsülle çevrilidir. Bu kapsül, eklemi oluşturan kemiklerin gereğinden fazla oynamasını önler. Osteoartrit (halk dilinde kireçlenme), eklemleri tutan bir hastalıktır. Osteoartritte, eklemdeki kıkırdak tabaka düzgünlüğünü kaybeder ve incelir. Kıkırdağın altındaki kemik ise kalınlaşır ve kenarlarında osteofit (kemik çıkıntısı) adı verilen küçük kemik çıkıntıları oluşturur. Eklem içinde kıkırdaktan kopan serbest cisimler olur. Sinoviyal zar kalınlaşır ve eklem içindeki sinoviyal sıvı artar. Bu da eklemin şişmesine sebep olur. Eklem kapsülü ve kapsülün dışından geçerek eklemi kuvvetlendiren ligamentler (bağlar) kalınlaşırlar ve şişen eklemi korumak için kasılırlar. Bütün bunlar, eklemin kendisini tamir etmeye yönelik çabalarıdır. Ancak bu tamir çoğu zaman başarılı olmaz, giderek eklemde ağrı ve hareket kısıtlığı gelişir. Osteoartrit başlangıçta kıkırdak ve kıkırdağın altındaki kemiğin hastalığı iken hastalık ilerledikçe eklemle ilgili bütün oluşumları etkiler. Osteoartrit, tüm eklemleri tutabilir ancak en sık; diz, kalça, el, ayak, boyun ve bel eklemlerinde görülür. Yavaş gelişen bir hastalıktır. Hastayı rahatsız edici değişikliklerin oluşması genellikle yıllar sürer. Bazen eklemde küçük değişikliklerle sınırlı kalır ve günlük hayatı çok etkilemez. Bazen de çok ağır ve çok kısıtlayıcı olabilir. Ağır durumlarda kıkırdak iyice incelir, hatta kaybolur ve eklem içindeki kemik yüzey çıplak kalır. Korunmasız kalan bu kemik yüzeyler hareket sırasında birbirlerine sürtünürler ve aşınmaya başlarlar. Bu sırada kemikte osteofit oluşumu da artar. Sonuçta eklemde şekil bozukluğu gelişir ve eklem normal düzenini kaybeder. Osteoartritte sık görülen bir sorun da; kıkırdaktaki kalsiyum kristalleri eklem sıvısının içine dökülüp eklemde kızarıklık, sıcaklık ve şişlik gelişmesine neden olurlar. Bu duruma sinovit adı verilir. Tedavisi normal osteoartritden bazı farklılıklar gösterir.
Osteoartritin sebepleri nelerdir?
Osteoartrit gelişmesinde rol oynayan birçok etken vardır. Genellikle bu etkenlerden birkaçı birlikte bulunurlar. Ancak en sık görülen sebepler, eklemin aşırı yük altında kalması ile geçirilmiş eklem yaralanmalarıdır. Yaş, genetik faktörler, mesleki zorlanmalar, geçirilmiş eklem operasyonları, travmalar, duruş bozuklukları, eklemlerin kötü kullanılması osteoartrit gelişimine katkıda bulunan en önemli faktörlerdir. Hiçbir sebep olmaksızın da osteoartrit başlayabilir. Hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayan faktörler şunlardır
Yaş: Osteoartrit genellikle 45 yaşından sonra başlar. 50’li ve 60’lı yaşlarda başlaması en sık görülen durumdur. 40 yaşından önce görülmesi ise nadirdir.
Cinsiyet : Özellikle diz ve el eklemlerini tutan osteoartrit kadınlarda daha sık görülür.
Şişmanlık : Birçok insanda özellikle diz ve kalçada gelişen osteoartritin en önemli sebebi şişmanlıktır. Şişmanlık nedeniyle ekleme aşırı yük binmesi, osteoartritin hızlı gelişmesine ve ağır seyretmesine sebep olur. Bu hastaların tedavisi oldukça zordur.
Eklem yaralanmaları: Eklemin bir travma yada büyük bir ameliyat geçirmesi, yıllar sonra osteoartrit gelişmesine sebep olabilir. Doğuştan olan bazı eklem hastalıkları da ileri yaşlarda osteoartrit gelişmesine yol açabilir. Normalden fazla fiziksel egzersize maruz kalan eklemlerde de osteoartrit gelişebilir. Futbolcularda dizde gelişen osteoartrit, voleybolcularda parmak osteoartriti, güreşçilerde boyun ve omuz osteoartriti buna bir örnektir.
Ayrıca bazı meslekler bazı eklemlerin daha fazla kullanılmasına sebep olur ve bu eklemlerde erken yıpranmalar olur.
Kalıtım : Osteoartrit kalıtsal bir hastalık değildir, ama bazı osteoartrit tipleri ailesel geçiş gösterir. Parmaklarda görülen Heberden artrozu genetik geçişlidir. Spor yaralanmaları: Bazı sporlarda bazı osteoartrit tipleri daha sık görülür. Özellikle rekabete dayalı zorlanmalar, eklemlerde erken dönemde yıpranma ve yozlaşmalara sebep olur.
Mesleki zorlanmalar: Ergonomik kurallara riayet edilmeden yapılan mesleki aktiviteler eklem ve bağları zorlayarak yıpranma ve yozlaşmalarına zemin hazırlar.
Osteoartritin belirtileri nelerdir?
Eklemde ağrı ve sertlik, en sık görülen belirtilerdir. Ağrı hareket sonrası ve akşama doğru artar. Eklem sertliği ise, dinlenme ile birkaç dakika içinde geçer. İlerlemiş hastalarda ağrı çok şiddetli ve sürekli hale gelebilir. Bu durumda ağrı dinlenmeyle yada gece azalmaz. Hatta ağrı o kadar şiddetlenir ki, tutulan ekleme göre, ayakkabı giymek gibi normal gündelik işleri yapmak bile güçleşebilir. Örneğin dizi tutan osteoartrit, merdiven inip çıkmayı ya da oturup kalkmayı, çömelmeyi zorlaştırabilir.
Hareket kısıtlığı: Eklem eskisi gibi rahat ve normal hareket edemez. Hareket sırasında eklemde ‘çıtırtı’ duyulabilir. Eklemde şişlik: Kemikte gelişen osteofitler yada eklem içi sıvısında artış olması, eklemin şiş görünmesine sebep olabilir. Bu durumda eklem hassastır ve dokunulduğunda ağrı duyulur. Eklem sıvısı arttığında, eklemde; yumuşak, sıvı olduğu hissedilen bir şişlik ele gelir. Eklem çevresindeki kasların kullanılmamaya bağlı bağlı olarak atrofisi (erimesi) sonucu eklem olduğundan daha şiş görülür.
Belirtiler genellikle zaman zaman hafifleyip zaman zaman artarak haftalar ve aylarca sürer. Bazı insanlarda egzersiz yapmak ve yorucu fiziksel aktivite şikayetleri artırırken, bazılarında ise yağışlı havalar ağrı ve sızılarda kötüleşmeye sebep olur.
Osteoartritin tanısı nasıl konur?
Belirtiler ve muayene bulguları, osteoartriti akla getirecektir. Röntgen filmleri de, osteoartrit tanısını doğrulamak için en yararlı tetkiklerdendir. Diğer romatizmal hastalıkları dışlamak için bazı kan tetkikleri (sedimantasyon, RF, CRP, alkalen fosfataz) yapmak gerekebilir. Osteoartrite bağlı omurilik kanal değişikliklerini görmek için MR ve/veya CT gibi ileri tetkikler gerekebilir.
Osteoartritin tipleri nelerdir?
Osteoartrit vücuttaki tüm eklemleri tutabilirse de, en sık tutulan eklemler; diz, kalça, el, ayak, boyun ve bel eklemleridir. Bu hastalıkların her biri ilgili bölümlerde anlatılacaktır.
Dizi tutan osteoartrit
Dizi tutan osteoartrit kadınlarda erkeklere göre daha sıktır. Daha çok 50 yaşından sonra görülür. Genellikle iki dizi birden tutar. Şişmanlık, dize gelen travmalar, geçirilmiş ameliyatlar dizde osteoartrit riskini en çok artıran etkenlerdir. Ağrı genellikle ilk belirtidir. Ağır olgularda dizde şekil bozukluğu oluşur ve diz eskisi kadar rahat açılamamaya başlar. Hasta çömelemez, merdiven inip çıkamaz hatta bazen yürümek bile imkansız hale gelebilir.
Kalçayı tutan osteoartrit
Kadın ve erkeklerde eşit sıklıkta görülür. Genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkar. Bir yada iki kalça eklemini tutar. El parmaklarında osteoartrit bulunan kadınlarda kalçada da osteoartrit gelişme riski yüksektir. Doğuştan kalça eklemi hastalığı olanlar da yada çocuklukta bu eklemi tutan bir hastalık geçirmiş olanlarda ileri yaşlarda osteoartrit gelişebilir. Kalça osteoartriti genellikle sekonderdir yani herhangi bir sebebe bağlıdır.
El eklemlerini tutan osteoartrit
Kadınları daha sık etkileyen bu osteoartrit tipi, 40’lı ve 50’li yaşlarda, yani menopoz döneminde ortaya çıkar. Genellikle baş parmağın kökündeki eklemi ve parmakların uç eklemlerini etkiler. Hastalık ilk olarak ortaya çıktığında eklem kızarık, şiş ve ağrılıdır. Yıllar içinde yavaş, yavaş eklemlerde nodül adı verilen küçük şişlikler gelişir. Bu nodüller gelişimlerini tamamladıklarında ağrı da ortadan kaybolur. Ancak parmaklarda kalıcı şekil bozuklukları ortaya çıkar. Orta yaşlarda elde osteoartrit geliştiyse, ileri yaşlarda dizde yada başka eklemlerde de osteoartrit gelişme riski yüksek demektir. Bu tip osteoartrit kalıtımla yakın ilişkilidir ve aynı ailede birkaç kişide birden bulunabilir.
Ayakta gelişen osteoartrit
Sıklıkla ayak başparmağının kökündeki eklemi etkiler. Burada ağrılı şişlik oluşur ve eklem sertleşir. İleri dönemlerde yürümeyi güçleştirebilir. Buna halluks rijidus adı verilir.
Omurgada gelişen osteoartrit
Bel ve boyun osteoartritin en sık tuttuğu eklemlerdir. Bu durumda bel ve boyun ağrıları, kollara ve bacaklara vuran ağrılar görülür. Bel ve boyun hareketleri kısıtlıdır.
Osteoartrit, toplumda çok sık görülen, kronik bir hastalıktır. Ancak her hastada aynı ağırlıkta seyretmez. Bazı hastalarda tek eklemde ve hafif olarak bulunurken, bazı hastalarda birkaç eklemde, daha ağrılı ve daha kısıtlayıcı seyredebilir. Yaşamın ileri derecede kısıtlandığı durumlar çok nadirdir. Doktorunuz sizde osteoartrit bulunduğunu söylüyorsa, bu mutlaka hastalığın giderek kötüleşeceği ve hayatınızı kısıtlayacağı anlamına gelmez. Ağrılı ve kısıtlı dönemleriniz olabilir, ama günümüzde osteoartritle başa çıkabileceğimiz birçok tedavi seçeneğine sahibiz. Doktorunuz sizin durumunuza en uygun tedaviyi seçecektir. Henüz osteoartriti tamamen ortadan kaldıracak tedaviye sahip değiliz. Ancak size uygun tedavi ile, şiddetli ağrı duymadan ve hiç kısıtlık yaşamadan, yada çok az kısıtlıkla, normal bir hayat sürdürebilirsiniz.
İlgili Kelimeler Listesi: Osteoartrit Kireçlenme, eklem yozlaşması, eklem yetmezliği, sinoviyal, Osteoartrit, Osteoartritin sebepleri nelerdir, Osteoartritin belirtileri nelerdir, Dizi tutan osteoartrit,
Not: Aşağıdaki mavi linklerden ilgili kelimeler için tek tıkla site içi arama yapabilirsiniz..Yorum yap


Yorum yap