Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Zerdeçal, Kurkuma, Curcuma domestika

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • #31
    Zerdeçal Mucizesi


    Güney Asya kökenli yoğun sarı renkli bu değerli bitki, zingiberaceae familyasından olup eterik yağ ve kendisine yoğun sarı rengi veren curcumin içerir. Geleneksel Hint bitkisel tıbbı Ayurveda'da "kan temizleyici ve enerji verici " olarak tanımlanan ve "köri" adı altında baharat olarak yaygın biçimde 4000 yıldır kullanılan bitki kökü tozunun son yıllarda yapılan araştırmalarla insan sağlığı açısından çok önemli bir yere sahip olduğu anlaşılmıştır.

    Zerdeçalın klasik olarak bilinen iyileştirici özellikleri, mide salgısı, bağırsak kareketleri ve safra asitlerinin karaciğerde yapımını artırıcı etkileridir. Yapılan yeni bilimsel araştırmalar ile bahsedilen klasik iyileştirici nitelikleri yanında curcumin'in özellikle bazı yaygın kanser türlerine karşı önemli tıbbi etkileri olduğu kanıtlanmıştır. Özellikle Hint Safranı denilen keskin sarı renkli curcumin pigmenti içeren zerdaçalın antikanserojen ,antitoksidatif ve iltihap geriletici (antiinflammatuar) etkinlik gösterdiği anlaşılmıştır. Ailevi adenomatöz polyposis ( kalın bağırsak polipleri) hastası insanlarda yapılan klinik deneylerde Curcumin ile poliplerin %60 oranında azaldığı ,geri kalan poliplerin ise %50 oranında küçüldüğü gözlemlenmiştir. Kalın bağırsak poliplerinin uzun vadede insanlarda klinik belirti vermemesi veya çok az vermesi, diğer taraftan kalın bağırsak poliplerinin kolon kanserine çok iyi bir zemin hazırladığı düşünülürse , bu etkinin önemi kolayca anlaşılır.

    Mayıs 2012'de İngiliz araştırmacılar , ilerlemiş kolon kanseri hastalarında yapılan kemoterapiye ilaveten curcumin tedavisi yaparak, her iki tedavinin beraber yapıldığında çok iyi düzeyde sinerjik kalarak etki gösterdiğini , bunun beklentilerin çok üzerinde gerçekleştiğini açıklamışlardır. Meme kanserleri konusunda yapılan bir diğer araştırma , Amerikan Kanser Araştırma Kurumu'nun (AACR) 2-6 Nisan 2011'de tarihinde yapılan 102. yıllık toplantısında açıklanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre , in vivo (canlı vücutta) yapılan araştırmalarda düşük dozlarda dahi curcumin , HER -2 geni etkisini vücuda verişinden 16-24 saat sonrasında %70 oranında düşürmüştür. Aynı araştırmada curcumin'in phospho -HER -2 ve total - HER -2 protein düzeylerinde de azalmalara neden olduğu gözlemlenmiştir. [ref.1]

    Amerikan Kanser Araştırmaları Kurumu'nun 2010 yılında yayınlanan - 2010;70;2445-2454 – araştırma raporunda , curcumin'in ( curcuma longa bitkisinin aktif maddesi ) meme ve pankreas kanserlerinde önemli ölçülerde tedavi edici ve koruyucu rolü olduğu gösterilmiştir.

    Araştırmanın özetlenmiş sonuçlarına göre; bir genetik faktör ailesi oluşturan stat 3 transkripsiyon faktörü,insandaki kanser türlerinin birçoğunda gözlemlenmiştir. Normalde STAT 3 ailesi, vücutta hücreler bazında yaşamı devam ettirici, büyüme faktörü ve yeni damar oluşumunu teşvik etme gibi birçok görev üstlenmiştir. Ancak, yapılan en yeni kanser araştırmaları, STAT 3 genetik faktörlerinin fosforilasyon ve mutasyonlar sonucu vücut için yaşamsal olan normal ( fizyojik) görevlerini , kanser dokusunda da ( meme ve pankreas kanserleri ) devam ettirdiklerini göstermiştir. Aynı araştırmacı bilim adamları grubu , STAT 3 deki bu anormal değişiklikleri bastırıcı ve önleyici olarak bilinen küçük molekülü FLLL 31 ve FLLL 32 isimli curcumin (zerdeçal) asıllı inhitibitör maddelerle in vivo ve in vitro olarak meme ve pankreas kanserlerinde tümör büyümesi , tümör damarlanması ve hayvan deneylerinde tümör dokusunda küçülme saptanmıştır. [ref.2] Amerika Houstan'daki Texas Üniversitesi'nde bilim adamları curcumin verilen deney hayvanlarında özellikle meme kanseri metastazlarının önlenmesinde ve ilaveten Paclitaxel ile tedavisi yapılanlarda ise bu etkinin çok daha güçlü olarak ortaya çıktığını gözlemlemişlerdir. Bazı yaygın klinik deneylerde Curcumun'in prostat kanserinde antikanserojen ve etkin koruyucu özelliği olduğu gösterilmiştir. [ref.3,4,5,6]

    Zerdeçalın aktif komponenti olan curcumin'in çeşitli ve etken antitümör aktiviteleri olduğu yeni yapılan birçok çalışma ile teyit edilmiştir. Akciğer kanseri üzer,ne yapılan bir çalışma, bu araştırmalar içinde dikkat çekicidir. Bu çalışmaya Tayvan Milli Üniversitesi (National Taiwan University ) Tıp Fakültesi dahiliye, klinik laboratuar bilimleri, bioteknoloji, temel tıp bilimleri ve Tayvan –Changhua'da Yeh Üniversitesi Moleküler Bioteknoloji Bilim Dallarından ilgili uzmanlar katılmışlardır. Çalışma, Amerikan Kanser Araştırmaları Derneği tarafından 2008 de yayınlamıştır.

    Bu çalışmada akciğer kanser hücrelerinin (CL 1-5 ) ve bunların metastzlarının curcumin verilen hayvan deneklerindeki durumları incelenmiştir. Bu çok kapsamlı ve ayrıntılı araştırmada curcumin'in bir tümör baskılayıcı protein olan (HLJ1)'i aktive ederek insanda akciğer adenokarsinom hücrelerinin göç etme,istila etme ve metastatik yayılma özelliklerini etkin olarak yavaşlatıcı ve bastırıcı nitelikte olduğu ortaya konulmuştur. Çalışma in vivo ve in vitro yani; yaşayan organizma ve laboratuar şartlarında gerçekleştirilmiştir. [ref.7,8]

    Zerdeçalın kemik sağlığında da önemli rolü olduğu anlaşılmıştır. Curcumin, osteoklast aktivitesini azaltarak kemik dokudaki çözülmeyi (osteoporoz) azaltır. Ayrıca kadınlarda orta ve ileri yaşlarda estrojen azalması nedeni ile oluşan osteoporozu da önlemektedir. Curcumin geleneksel uzak doğu tıbbında bağışıklık sistemini güçlendirici etkisi ile de tanınmaktadır. Özellikle solunum yolu hastalıklarında bu etkisi ile süratli iyileşme sağlamaktadır.

    Curcuminin biyoyararlanımı, "First Pass Effect" i nedeni ile ağızdan alındığında düşük düzeyde kalmaktadır. Bu etki azlığı, sindirim kanalından emilerek karaciğere gelen etken maddenin metabolize olarak etkisini yitirmesi ve bağırsaklardan metabolize olmadan atılması nedenleri ile oluşmaktadır. İmmu-nat firması tarafından geliştirilen yeni yöntem ile elde edilen zerdeçal ekstarktında bu etki ortadan kaldırılmıştır.

    REFERANSLAR;

    [1] T.J. Thomas1, Sripriya Venkiteswavan1,Thresia Thomas1,Ping Ar Yang2 and Hui-chen Hsu2 1 Umdnj-Robert Wood Johnson Medical School,New Bruncwick,NJ 2 Universty of Alabama at Birmingham,Birmingham ,AL

    [2] Li Lİn 1,4 , Brian Hutzen1,2 , Mingxin Zuo1 , Sarah Ball1,2, Stephanie Deangelis1 , Elizabeth Foust1,Bulbul Pandit3, Michael A. İnhat5, Satyendra S Shoney5, Samuel Kulp3, Pui-Kai Li3, Chenglong Li3,James Fuchs3 and Jiayuh Lin1,2 Authors Affiliations : 1Department of Pediatrics,2Molecular,Cellular and Developmental Biology Program ,and 3Division of Medicinal Chemistry and Pharmacognosy,College of Pharmacy,The Ohio State University,,Colombus,Ohio; 4Department of İnternal Medicine , Tongji Hospital , Tongji Medical College,Huazhong University of Science and Technology,Wuhan,China ;and 5Department of Cell Biology,University of Oklahoma Health Sciences Center ,Oklahoma City, Oklahoma

    [3] Hadi et al: Putative mechanism of anticancer and apoptosis-inducing properties of plant deviced polyphenolic compounds IUBMB Life Sep ;50(3):167-71(2000) PMID 11142343

    [4] Surh : Molecular mechanisms of chemopreventive effects of selected dietary and medicinal phenolic substances, Mutat Res. July 16 ;428(1-2):305-27(1999) PMID 10518003

    [5] Surh et al : Molecular mechanisms underlying chemopreventive activities of anti-inflammatory phytochemicals:down-regulation of COX-2 and İNOS through suppression of NF-kappa B activation Mutat Res. Sep 1;80-481:243-68(2001) PMID 11506818

    [6] Kawamori et al. : Chemopreventive effect of curcamin, a naturally occuring anti-inflammatory agent during the promotion / progression stages of colon cancer . Cancer Res. Feb 1;59(3):597-601 (1999) PMI 11506818

    [7] Tsai MF, Wang CC, Chang GC, et al.A new tumor suppressor Dnaj-like heat shock protein HLJI and survival of patients with non-small cell lung carcinoma. J Natl Cancer Inst. 2006;98:825-38.

    [8] Albini A, Pfeffer U, A new tumor suppressor gene: invasion,metastasis and angiogenesis as potential key targets. J Natl Cancer Inst. 2006;98:825-38.

    Yorum yap


    • #32
      p53 Molekülünden Mesajlar

      Ali İhsan KOÇ / Biyoloji - Kasım 2005

      Sesli Dinle


      DNA üzerindeki milyonlarca genden yalnız bir tanesinin kodlarında bozulma meydana gelmesi neticesinde görülebilen hastalıklardan biri deBrachydactyly’dirHer fen dalının, kendine has lisanıyla sürekli Yaratıcı'nın varlığına, birliğine, sonsuz ilim, kudret ve irade sahibi olduğuna işaret ettiğini ifade eden modern bilim, buluşlarıyla sürekli O'na (cc) şahitlik yapmaktadır. "Öğretmenlerimiz bize Allah'tan bahsetmiyorlar." şeklinde sitem eden liseli gençlere, "Öğretmenleri değil, onların öğretmeye çalıştığı fenleri dinleyiniz." şeklinde cevap veren ...., ön şart olarak, kâinata bakış açısının ve niyetin mânâ-yı ismîden, mânâ-yı harfîye dönüşmesi gerektiğini ifade eder. Mânâ-yı harfîyle varlıklara bakıldığında, fizikten kimyaya, astronomiden matematiğe kadar bütün bilim dallarının Allah'ın (cc) sanatlarından birer demeti insanlığa sunduğu fark edilir .

      Moleküler biyoloji ve genetik sahasındaki araştırmacılar, hücrelerdeki hassas ölçü, denge ve nizamı ortaya çıkararak, O'nun (cc) mikro âlemdeki sanatlarını görmemize vesile oldular. Hücre içindeki her bir molekül, âdeta "gören gözler" için Â’lâ sûresinin "O (cc) ki yarattı, düzene koydu." âyetine şahitlik ediyordu. Hücre içinde vazifeli milyonlarca molekülden bir tanesi olan "p53" proteini, hücre sağlığının korunmasında üstlendiği kritik rolü, kendi diliyle anlatarak, "Öğretmenleri değil, onların anlattığı fenlerin hâl diliyle vermek istedikleri mesajları dinleyin." hakikatına da ışık tutmaya çalışacaktır:

      "Benim adım p53. Bundan tam 26 yıl önce 1979 yılında Princeton Üniversitesi'nden Arnold Levine ve iki arkadaşı beni sizlere bu adla tanıttı. İlk on yıl boyunca, vazifelerim tam anlaşılamadığından, beni kanser oluşumuna sebep bir gen (onkogen) diye itham ettiniz. Halbuki o araştırmalarda çalışılan molekül ben değil, mutasyona uğramış, dolayısıyla vazifesini yerine getiremeyen bozuk bir formumdu. Aslında bizleri yaratan Yüce Kudret, insan bedeninin sağlıklı şekilde çalışabilmesine vesile olmamız için, genomun içine benim genetik bilgimi yerleştirmişti. Neyse ki 1989 yılında Ray White ve öğrencileri benim sağlam formum üzerinde araştırma yürüterek, bazı vazifelerimi keşfettiler. Bu keşfi, küçücük boyumuzla bizlere ne kadar önemli işlerde vazife verildiğini görünce siz de takdir edeceksiniz. 1993 yılında "Yılın Molekülü" olarak beni seçen araştırmacılar, bununla her ne kadar beni şereflendirdilerse de, ben bazı araştırmacılara yine de çok kırgınım. Çünkü yaptığımızı sandığınız her şeyin aslında bize Kudreti Sonsuz (cc) tarafından yaptırılmakta olduğunu ve esas vazifemizin de O'nun Muktedir ve Hakîm gibi isimlerine âyinedarlık olduğunu hâlâ anlayamayan araştırmacılar var. Ah keşke bunu onlar da anlayabilseler!

      Aslında ben her bir hücrenizde bulunan binlerce proteinden sadece biriyim. Benim de mensup olduğum hücre evinin temel yapıtaşlarından biri olan proteinler, son derece koordineli bir şekilde çalıştırılarak hücre içi hâdiselerin sağlıklı şekilde gerçekleşmesi ve düzenlenmesi sağlanır. Hücredeki genetik proğramda şifreleri yazılmış hâlde bulunan proteinlerin hangilerinin sentezleneceği, nerede vazife yapacağına dâir koordinasyonu sağlamak için programlanmış sinyal moleküllerinin bilgisi de, yaratılışta DNA'ya kodlanmıştır. Hücrelerin inşasında ve mimarî yapısında kullanılan yapıtaşlarının ilmî varlıkları, DNA isimli makro moleküllerde kusursuz şekilde şifrelenmiştir. Görmenizden düşünmenize, ezber yapmanızdan nefes almanıza kadar, her hâdisenin gerçekleştirilmesinde vazife alan proteinlerin genetik bilgileri de, dev DNA zincirlerinde kodlanmıştır. DNA isimli makro moleküle, bedendeki yapıtaşlarının ilmî varlık seviyelerini kodlayan Yaratıcı, DNA molekülünde meydana gelen hasarları da tamir edecek enzim sistemlerini ve mekanizmaları sistemin içine koymuştur. Yediğiniz veya soluduğunuz, zehirli (toksik) maddelerle veya radyasyona maruz kaldığınızda, DNA'daki bu muhteşem programın kodlarına zarar verebilirsiniz. Ayrıca her hücreye kendi DNA'sında çeşitli iç ve dış sebeplerle meydana gelebilecek hataların ‘tamir edilebilir’ veya ‘tamir edilemez’ şeklinde değerlendirilmesine vesile olan ‘hasar seviyesini ölçümleme algılayıcıları’ da yerleştirilmiştir. Bendeniz hücreye yerleştirilen bu algılama sisteminin önemli ve kritik bir unsuruyum. DNA moleküllerinde bir hasar meydana geldiğinde bir parçası olduğum ‘DNA'daki hasar seviyesini ölçümleme algılayıcıları’ aktif hâle getirilir ve kompleks bir sistem kontrolü altında biz p53 proteinlerinin miktarı artırılır.

      İlk vazifemiz, zarar tamir edilinceye kadar hasarlı DNA molekülünün çoğalmasını (mitoza girmesini) engellemektir. Çünkü zarara uğramış DNA'nın çoğalması, üreteceği hasarlı proteinlerden dolayı sağlığınızın bozulmasına yol açabilecektir. Embriyonel gelişme döneminde, DNA'nın üstündeki milyonlarca genden yalnızca birkaç tanesinin kodlarında bozulma meydana gelse, bu durum çeşitli hastalıklara sebep olabilir. Meselâ, parmaklarınızdaki mimarî düzen tamamen yok olabilir, parmak kemikleriniz oluşmayabilir veya normalden çok daha kısa olabilir ki, siz buna "Brachydactyly" hastalığı diyorsunuz. Genlerdeki genetik kodun yine ufak bir değişikliğe uğraması ile vücudunuzun her yerinde irili ufaklı yüzlerce şişkinlik (neurofibromatosis) meydana gelebilir, öyle ki aynaya dahi bakmaktan tiksinirsiniz. Zaten kâbusunuz olan kanser de, moleküler seviyede, hasarlı DNA'nın kontrolsüz ve düzensiz, aşırı hücre bölünmesi ile kendini gösteren çoğalmasından başka bir şey değildir. İşte hasarlı DNA'nın çoğalmasını engellemek için, ben ve algılayıcı sisteme ait moleküllerin yapısında görev verilen diğer kardeşlerim, gerekli sinyalleri, gerekli merkezlere göndermeyle vazifelendirildik. Gönderilen sinyaller, hücre çoğalmasında vazifeli bazı proteinlerin aktivitesini durdurmaya vesile olurlar. Neticede bu hatalı bilgi taşıyan hücre çoğalamaz.

      Hücre çoğalması engellendikten sonra, hasarlı DNA'nın tamiri başlatılır. Bunun için ‘p53R2’ adlı protein vazifelendirilmiştir. Bu protein DNA'yı baştan sona tarayarak hatalı bölgelerin işaretlenmesi işinde çalıştırılır. Hata olmasın diye beş altı değişik metotla DNA kontrol edilir. Şayet DNA'da ortaya çıkan hasarın algıyayıcı sistem vasıtasıyla tamir edilemeyecek seviyede olduğu anlaşılırsa, DNA'nın hasarlı bölgelerinin tamirinden vazgeçilir. DNA'daki hasar seviyesini ölçümleme sensörü, ‘programlanmış hücre ölümü’nün başlatılması için gerekli sinyalleri tetikler. Aslında bu programlı ölüm sinyali, hasarlı DNA'nın çoğalmasını önlemek için hücre devletine verilmiş ikinci korunma stratejisidir. Programlanmış ölüm öncesinde, imha sonrası hücre kalıntılarının ne olacağından, komşu hücrelerin zarar görüp görmemesine ve bu konuda alınacak tedbirlere kadar her şey, en ince ayrıntısına kadar takdir edilmiştir.

      Hücre imha programı, mutasyona uğramış DNA'nın küçük küçük dilimlenmesiyle başlatılır. Komşu hücrelere bu imha hâdisesini bildirmek için aradaki bütün muhabere proteinleri (gap junctions) kopartılır. Hücre zarındaki delikler kontrolsüz bir şekilde açık hâle getirilir. Neticede komşu hücreler, bu hücrenin hastalıklı olduğunu anlayarak, hücrenin yanından uzaklaşırlar. Daha sonra bu deliklerden su kaybeden hücrenin büzülmesi başlar. Artık hücre birçok fonksiyonunu kaybetmiştir; fakat hâlâ yapılacak işler vardır. Hücrenin enerji santrali olan mitokondrilerden Sitokrom C, mitokondri zarlarının parçalanmasına, dolayısıyla enerji santrallerinin imhasına sebep olur. Bütün hücre organellerinin şalterleri doğrudan kapatılmış olur ve hücre her şeyi ile ölü ve çöp yiyici makrofajlar tarafından sindirilmeye hazır hâle gelir. Hücrenin hastalıklı olduğunu, zarda meydana getirilen değişiklikler vasıtasıyla algılayan, Kuddüs isminin tecellisine mazhar makrofajlar (dev temizlik hücreleri), ölü hücreyi yutarak, ortamı temizlerler.

      Bugün kanser olan herkese, şua tedavisi uygulamıyorlar. İlk önce bizlerin genetik bilgimizde bir hasar veya mutasyon olup olmadığına ve tam fonksiyonel çalışıp çalışmadığımıza bakıyorlar. Eğer biz sağlam isek, hastaya şua tedavisi uygulanıyor. Radyasyonla DNA hasarı çoğaltılan kanser hücrelerindeki, hasar ölçüm algılayıcıları, bu hücrelerin programlanmış hücre ölümüne maruz bırakılması yönünde sinyal gönderiyor. Neticede kanserli hücreler ölüyor. Radyoterapide kanserli hücrelerin öldürülmesinden daha çok, bu hücrelerin apoptosize uğramaları sağlanıyor. Eğer kanserli kişilerde bizim genetik bilgimiz hasara uğramış ise, o zaman bu bilgiden yapılan p53 proteinleri, randımanlı çalışmadığından, bu kişinin şua tedavisinden fayda görmesi çok sınırlı olmaktadır. Hasar seviyesine bağlı olarak programlanmış hücre ölümünü tetikleme hususiyetimizden dolayı bazı araştırmacılar, bizi (p53 proteini) kanser savaşçısı (cancer-fighting) veya genom gardiyanı (guardian of the genome) olarak isimlendirirler. Araştırmacılar, bize verilmiş bu özelliği kullanarak, 2004 yılı içerisinde kanser üzerinde yeni bir tedavi uygulamaya başladılar. ‘Gendicine’ adı verdikleri bu tedavi usulünde sağlam hücrelerden bizlerin genetik bilgisini alarak, gen taşıyıcısı olarak kullandıkları virüslerin içine yerleştiriyorlar. Daha sonra bu virüslerle kanserli hücreler bulaştırılıyor. Hasarlı DNA taşıyan kanserli hücrelerde, programlanmış hücre ölümü mekanizmalarını tetiklememize vesile oluyorlar. Bizlerin var oluş gâyesini Bediüzzaman, eserlerinde günümüz Türkçesiyle şöyle anlatmaktadır:

      ‘Her şeyin yaratılışında gâyet derecede güzel sanat bulunması, bunların nihayet derecede Hakîm bir Sâniin nakşı olduğunu gösterir... Evet, görünüyor ki,
      Bir proteinin molekül yapısı
      şu âlemde tasarruf eden Zât, nihayetsiz bir hikmetle iş görüyor. İnsanda bütün âzâ, kemikler ve damarlarda, hattâ bedenin hücrelerinde, her yerinde, her cüz'ünde faydalar ve hikmetlerin gözetilmesi; hattâ bazı âzâsı, bir ağacın ne kadar meyveleri varsa, o derece o uzva hikmetler ve faydalar takması gösteriyor ki, nihayetsiz bir hikmet eliyle iş görülüyor.’

      Özetlersek, kendi lisanımla anlatmaya çalıştığım icraatlarımızla, sizlere verilmek istenen en
      önemli mesaj, sonsuz sanat ve hikmetle iş gören Zât'ın (cc) varlığına ve isimlerinin tecellilerine âyinedarlık yaptığımızı şuurane idrak edip, hamd ve şükürle mukabelede bulunmanızdır. Mesajımızı alabilen siz insanlara en içten sevgi ve selâmlarımı yolluyorum.
      Hücrelerinizde vazifeli p53 proteini.”

      Yorum yap


      • #33

        Kanser 'de Zerdeçal Mucizesi

        Zerdeçal; Hindistan ve Asya'da baharat, tıbbi ilaç ve kozmetik sektöründe; iltihaplarda, cilt yara ve tümörlerinde, zihinsel fonksiyonları arttırmada kullanılan polifenolik bileşimi olan çok güçlü bir bitki olarak bilinmektedir. Polifenolik yapıdaki etken madde olan curcuminin içeriğindeki hidroksil grupları zerdeçala antioksidan özellik kazandırmaktadır. Curcuminin antioksidan, antitümöral, antiinflamatuar, antikarsinojenik, antialerjik, antidemans etkileri ve serbest radikal çöpçüsü olduğu yapılan birçok çalışmayla gösterilmiştir. Tabi etki mekanizmasının daha etkili olabilmesi ve hedefe daha kolay ulaşılabilmesi için bu bitkinin bitkisel sıvı ekstratları üretilmektedir. Bitkisel sıvı ekstratlar ile bitkileri doğal yollardan tüketip yarar sağlama mekanizmasını arttırmak amaçlanmıştır. Bitkinin tek bir etken maddesi yerine tamamını almak etkisini arttırmakla birlikte, sıvı şekliyle tüketmek en mükemmel faydaya ulaşmamızı sağlamaktadır.

        Curcuminin antikanserojenik etkisi bilimsel kaynaklarla da desteklenmektedir…
        Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Biyokimya Anabilim Dalının yapmış olduğu bir çalışmada curcuminin çok güçlü antikanserojenik etkisinin olduğu kanıtlanmıştır. Ayrıca meme bezi, ağız, özafagus, mide, bağırsak, kolon, akciğer, prostat ve karaciğerin tümör genesisini baskıladığını ortaya koymaktadırlar. Curcuminin farklı tümörler üzerinde de çok farklı mekanizmalarla etki gösterdiği ifade edilmektedir. İnflamasyonu baskılar, hücre poliferasyonunu inhibe eder ve belli onkogenleri baskılayarak, tümör implantasyonunu ve karsinojenlerin biyotransformasyonunu inhibe ettiği çeşitli çalışmalarla ortaya konulmuştur. Yani bu demek oluyor ki zerdeçal mükemmel bir anti-tümöral ajandır.Curcumin, GST adı verilen kanserojen maddelerin vücuttan atılmasında görev alan ve DNA zararına karşı dokuları koruduğu düşünülen enzimi faaliyete geçirir. Böylece ilaçlar, yiyecek bileşenleri veya gıda katkı maddeleri ile vücuda alınan toksik ve kanserojenik bileşiklere karşı dokuları korur. Çeşitli araştırmacılar tarafından tümör hücrelerinin ölümünü teşvik ettiği dolayısıyla kansere karşı ajan olduğu dile getirilmiştir.

        Meme kanserli hayvanlarda uygulanan curcumin tedavisi kanser hücrelerinin ölümsüzlüğünü sağlayan telomeraz aktivitesini azaltarak kanser oluşumunu önleme yolunda çok etkili bir uygulama olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca denekler iki gruba ayrılıp birinci gruba kanserli hücreden önce curcumin, ikinci gruba kanserli hücreden sonra curcumin verilmiştir. Önce verilen curcuminin daha etkili olduğu saptanmıştır yani besinler ile günlük diyette almak kanser oluşumunu önlemede çok önemli bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Yine Tayvan ve Hindistan da yapılan bir takım klinik çalışmalarda mesane, yumuşak damak, mide, serviks ve ciltte kansere dönüşen lezyonlarda iyileşmeler tespit edilmiştir. Hayvan deneylerinde ise meme kanserli vakaların akciğer metaztasını engellediği, kemoterapi ilaçlarının kanserli hücreleri öldürme etkisini de arttırdığı gözlenmiştir. Pankreas kanseri hücrelerinde de öldürücü etkisi olduğu gözlenmiştir. Bağırsak epiteli ve karaciğerde metabolize olmasından dolayı da kalın bağırsak kanserinin gelişimini engeller.

        Radyasyona karşı zerdeçal ve C vitamin kompleksi…
        Radyasyon, hücre içi moleküllerde ve daha önemlisi genetik materyal olan kromozomlarda (DNA), kimyasal bağların kopmasına neden olmaktadır. Mutasyon olarak adlandırılan bu genetik hasarlar hücre tarafından tamir edilemez ise hücreyi ölüme götüren metabolik süreci başlatan değişiklikler meydana gelir. Ancak sağlam doku hücrelerindeki genetik hasar hücrenin ölümüyle sonuçlanmaz ise yıllar sonra kansere neden olabilmektedir.Curcumin ise serbest radikalleri tutarak DNA'yı oksidatif hasardan korur. Radyasyona karşı koruyucu etkisi, antioksidan özelliğinden kaynaklanmaktadır. C vitamini ile birlikte radyasyon hasarında ortaya çıkan serbest radikalleri bağlar. Bu şekliyle kanseri önlerken sağlıklı nesiller yetiştirilmesine de olanak sağlar. Radyasyon kaynaklı hasarlar nedeni ile insan neslinin zarar görmesi çok büyük bir global sorundur, curcumin ile genetik hasarlara karşı önlem alınabilir.

        Zencefil+zerdeçal ayrılmaz ikilisi…
        Zencefil ve zerdeçal yüzyıllardır birlikte kullanılmışlardır. Özellikle mide ülserleri ve gastritte kombinasyon tedavisi çok mükemmel sonuç vermektedir. Bitki kombinasyonların da iki bitkinin faydasındansa iki bitkinin bir araya gelmesiyle elde edilen farklı faydaları da ortaya çıkar. Bitkilerde bir + bir, iki etmez kuralı geçerlidir. İki bitki birlikteyken ayrı, ayrı kullanılmalarından daha fazla yarar sağlarlar. Zencefil mide bulantısı ve kusmayı da engellemektedir. Ayrıca kemoterapi sonrasında da oluşan bulantı ve kusma yakınmalarını azalttığı bilinmektedir. Hamilelik, cerrahi girişim sonrası veya duygusal bozukluklara bağlı bulantı ve kusmada da faydalı olduğu klinik çalışmalarla gösterilmiştir.



        Zencefil ekstratı (ZİNGİBER OFFİCİNALE) mide problemlerinde en etkili çözüm mü?
        Zencefil yüzyıllar boyunca geleneksel tıpta kullanılmış, günümüzde de yapılan araştırmalar ve geliştirmeler neticesinde ilgi odağı olmuş bir bitkidir. 16.yy dan beri Ayurvedik tıpta ve geleneksel Çin tıbbında mide-bağırsak yakınmalarının tedavisi için kullanılmaktadır. En önemli kullanım sahası bulantı; Bulantı ve kusmanın tedavisi, ishal, mide ve bağırsak gazı, hazımsızlık, kasılma tarzı ağrıların giderilmesinde, iştah açıcı, idrar miktarını arttırıcı, romatroid, artrit ve kanser tedavisidir.

        Zencefil'in Roma, Çin, Yunan ve Osmanlı tıp tarihindeki kaynaklarda bile kullanıldığıyla ilgili bilgiler mevcuttur. Günümüzde de Avusturya, Çin, Mısır, Almanya, İngiltere, Japonya, İsviçre gibi sağlık sektöründe öncü ülkelerin farmakopelerinde kolit, ülser, gastrit ve midedeki gaz problemlerine çözüm olarak yer almaktadır. Ayrıca içeriğindeki olerezin, gingeroller, sabit yağlar, mumlar ile hazmı kolaylaştırır, bulantıya karşı birebirdir, nezle ve gripte harika bir takviyedir. Ayrıca United States Pharmakopeia'ya kilo kaybı, el ve ayaklardaki soğukluğa iyi geldiğiyle kayıtlıdır. Bunların dışında zencefilin pozitif inotropik etki (kalbin kasılabilirliğinin düzenlenmesi), antitrombotik etki(kanın pıhtılaşmasını önleyen), antioksidan, antimigren ve antilipidemik (kandaki lipid-yağ oranını düşürücü) etkileri olduğu saptanmıştır. Hindistan da farenjit, hazımsızlık ve iştahsızlıkta, Çin de bulantı, kusmanın yanında nefes darlığında ve osteroaritritli dizlerdeki ağrıyı önemli ölçüde azaltıcı olarak kullanılmaktadır. Yapılan klinik çalışmalar ve hayvan deneyleri de bunları desteklemektedir. Amerika'daki Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından desteklenen bir çalışmada kemoterapiye bağlı bulantı ve kusmanın tedavisinde olumlu sonuç alındığı belirtilmiştir.


        Ekstrakt kullanmanın avantajları nelerdir?
        Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nün yürüttüğü bir çalışmada zencefilin doza bağımlı olarak(yüksek dozlarda)güçlü antibakteriyel etkisinin olduğu gözlenmiştir. Yani yüksek miktarda bitki kullanmayı gerektirmektedir ki bunu bitkisel sıvı ekstratlarla doğal yoldan sağlayabilmekteyiz. Bilimsel yolla yapılan bu denemeler bitkinin ekstratları ile yapılmaktadır çünkü bitki sudan ziyade farklı çözücüler de etken maddesini daha kolay verebilmektedir. Bu yolla bitki posası yerine bitkinin ihtiyacımız olan tarafını daha yüksek oranda elde edebilmekteyiz. Yine zencefilin bitkisel ekstraktıyla yapılan deneylerde antifungal, antiviral, antienflamatuar etkileri ve önemli derecede antimikrobiyal olduğu, bütün gram(+), gram (-) bakterilere karşı etkili olduğu gösterilmiştir. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Farmakoloji ve Toksikoloji ana bilim dalının yaptığı bir araştırma sonucu bu etkiyi siklooksijenaz ve 5-lipoksijenaz enzimlerinin inhibisyonu sonucu lökotrin ve prostaglandin sentezini azaltarak gösterdiği bildirilmektedir. Farelere oral yolla uygulanan zencefil ekstraktının ödemi azalttığı da gözlenmiştir.

        Kansere damgasını vuran zencefil mucizesi…
        Kanserli hastalıklarda zencefil ekstraktının kullanımı M.Ö. yıllara dayanmaktadır. Antitümör etki kansere karşı da koruyucu olduğunu göstermektedir. Amerika'da Michigan Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre Amerikalı bilim adamları, zencefilin yumurtalık kanserinin tedavisinde kullanılabileceğini duyurdu. Zencefil ekstresinin kanserli hücreye uyguladıklarını, mucize bitkinin kanser hücresini öldürdüğünü ve bu hücrelerin kemoterapiye karşı direnç kazanmasını önlediği görüldüğünü belirttiler. Yumurtalık kanserli hücrelerle yapılan çalışmalarda damarlanmayı azalttığı, tümörün çoğalmasını da baskıladığı gözlenmiştir. Ayrıca Chicago Üniversitesi kan kanseri uzmanlarından Dr.Richard Schilsky zencefilin kanser hastalarının acılarını da azalttığını ve antikanserojen olarak çok iyi sonuç verdiğini kaydetti. Yine başka bir klinik deney sonucunda akciğer, adenokanserler, meme, mide, karaciğer, pankreas, yumurtalık ve kalın bağırsak kanseri, melanom, lösemi ve lenfoma hücrelerini öldürdüğü saptanmıştır..

        Yorum yap


        • #34
          Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

          Yorum yap


          • #35
            Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

            Yorum yap


            • #36
              Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

              Yorum yap


              • #37
                Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                Yorum yap


                • #38

                  Yorum yap


                  • #39

                    Yorum yap


                    • #40

                      Yorum yap


                      • #41

                        Yorum yap

                        Hazırlanıyor...
                        X