Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Kimyasal ilaçlar Tehlikeli, Antibiyotikler Zehirler, Parasetamol öldür, Asprin iç kanama

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Kimyasal ilaçlar Tehlikeli, Antibiyotikler Zehirler, Parasetamol öldür, Asprin iç kanama



    Parasetamol yavaş yavaş öldürebilir!


    İskoçya'nın Edinburgh Üniversitesi doktorları, uzun vadede gün aşırı kullanılan ağrı kesici ve ateş düşürücü etkiye sahip olan parasetamolün aşırı doz etkisi yaparak ölüme yol açabildiğini söyledi.




    BBC Türkçe
    Güncelleme: 11:23 TSİ 24 Kasım. 2011 Perşembe

    Üniversitenin araştırma ekibi, Edinburgh'daki hastanelerden birinde son zamanlarda bu duruma işaret eden 150'yi aşkın vaka tespit edildiğini açıkladı.
    Dr. Kenneth Simpson, ''Bu kişiler intihar etmek amacıyla bir anda çok miktarda parasetamol almış kişiler değiller, ama az miktarda sürekli bu ilaçtan aldıkları için zaman içinde vücutlarına verdikleri hasar, aşırı dozun öldürücü etkilerine benziyor'' dedi.
    Doktorlar, yavaş ilerleyen aşırı doz vakalarını tespit etmenin zorluğuna işaret ediyor.
    Araştırma kapsamında, 1992-2008 yılları arasında Edinburgh Royal Infirmary Hastanesi’ne, parasetamolün neden olduğu karaciğer yetmezliğiyle kabul edilen 663 hastanın durumu incelendi.
    VÜCUTTA UZUN SÜREDE BİRİKMESİ DAHA TEHLİKELİ
    Doktorlar, bu kişilerden 161'inin genellikle baş ya da mide ağrısı için sürekli parasetamole başvuran ve karaciğerlerine verdikleri zarar zaman içinde biriken hastalar olduğunu belirtiyor.

    Aşırı dozda parasetamol beyne, böbreklere ve solunuma da zarar verebiliyor.
    Dr. Simpson, tek bir seferde intihar amaçlı parasetamol alanlara kıyasla, yavaş yavaş biriken aşırı dozdan hastalanan kişileri kurtarmanın daha zor olduğunu söylüyor.

    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

  • #2


    Su çiçeğinde aspirin tehlikesi

    Bulaşıcı özelliğe sahip suçiçeğinin özellikle çocuklarda görüldüğünü belirten uzmanlar, hastalığa yakalananların aspirin kullanmaması ve merhem sürülmemesi konusunda uyarıyor. Uzmanlar, hastalık sırasında ateşi düşürmek için verilen aspirinin beyinde iltihaba yol açabileceğini ifade ediyor.


    Bezmialem Tıp Fakültesi ÇocukHastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Uzman Doktor Emel Torun, Cihan TVNetwork'ün Anadolu'da Sabah programında özellikle çocuklarda görülen suçiçeğive alerjik hastalıklar hakkında bilgi verdi.

    Genellikleçocukluk çağında görülen suçiçeği hastalığının çok önemsenmediğini söyleyenTorun, 'Suçiçeğinde bazı hasta grupları çok risklidir. Bunlar; yaşlılar, 1 yaşaltı çocuklar, şeker hastası, kanser hastası, böbrek hastası çocuklar vebağışıklık yetmezliği çekenlerde hastalığın gelişmesidir. Bu gruptakihastalarda suçiçeği çok ağır seyretmektedir. Hatta ölüm riski bile olabilir.'dedi.
    Suçiçeğindenaşı ile korunabileceğini fade eden Torun, 'Suçiçeği geçiren kişiler aspirinkullanmamalıdır.
    Ateşidüşürmek için verilen aspirin, çocuğun beyninde iltihaba yol açabileceğiunutulmamalıdır. Bu nedenle farklı ateş düşürücüler tercih edilmelidir."şeklinde konuştu.
    "Döküntüleriniçinde mikrop bulunduğundan hastalara krem gibi ilaçların sürülmesi de doğrudeğildir." diyen Torun, "Kaşınma sonucu açılan kabarcıklara,dışarıdan başka mikroplar girebileceği ve bunun sonucunda ciddi hastalıklarortaya çıkabileceği için kaşınmayı azaltan, ağızdan alınan ilaçlarkullanılabilir.' ifadelerini kullandı.
    MEVSİMSELALERJİYE DİKKAT!
    Yılınbelirli aylarında veya tüm yıl boyunca çocuklarda devam eden alerjikreaksiyonlara da değinen Tosun, bahar aylarının yaşandığı bu günlerde alerjikşikayetlerde artış gözlendiğini belirtti. Özellikle hapşırma, burunda kaşıntı,burun akıntısı, burun tıkanıklığı, nefes darlığı şikâyetlerin de artmagörüldüğünü söyleyen Tosun, 'Polenlerin arttığı dönemden itibaren çocuklardaalerji belirtilerinden birinin dahi görülmesi durumunda doktorabaşvurulmalıdır.' dedi.
    Tosun,alerjik hastalıkların tedavisinin mümkün olduğunu vurgulayarak, şunlarıkaydetti:
    'Alerjikhastaların birçoğu, hastalığını bilmeden kaderi ile baş başa yaşamlarınısürdürüyor. Alerjik hastalıklar tedavi edilmediği takdirde hayatın kalitesiniazaltıyor, geri dönüşümü olmayan bozukluklara neden olabiliyor. Bu nedenlevatandaşlar, bu rahatsızlıkların bilincinde olmalı.' diye konuştu.
    Alerjikhastalıkların tedavisinden de bahseden Tosun, hastalığın seviyesine göre ilaçtedavisi uygulandığını kaydetti.
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

    Yorum yap


    • #3


      Kış mevsimindeyiz... Pek çok kişi gripten başını kaldıramaz halde. Peki gribal enfeksiyonda hangi ilaçları kullanıyorsunuz? Kullandığınız aspirin ve ateş düşürücülerin zararı var mı? "Bağışıklık sistemini vitaminler güçlendirir" söylemleri doğru mu?Antibiyotikleri gereksiz yere mi kullanıyoruz? Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta Bloomberg HT'de yayınlanan HT Gündem programında Gülin Yıldırımkaya'ya konuştu...


      BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ GÜÇLENDİREN İLAÇLAR İŞE YARIYOR MU?

      Bağışıklık sistemi demişken, "Bağışıklık sistemi veya vücut direncimiz çok düşük olduğu için hastalanıyoruz" deniyor. Bunun için piyasada pek çok ilaç var. Bu ilaçları hiç hasta olmadan kullanmaya başlıyoruz. Havalar sonbahara döndükten itibaren günde bir tane, bazıları sabah akşam, inanılmaz derecede çok tüketilen vitamin destekleri var. Bunlar gerçekten doğru mudur, bir işe yarıyor mu?


      Bunların hiçbirinin bilimsel ölçütlerle gösteren güvenilir bir kanıt yok. Bunların hepsi bu tür ürünleri üreten firmaların desteğinde yapılan, yöntemleri tartışmalı, az sayıda hastadan oluşan, kontrol grubu olmayan çalışmalara dayanıyor. Bunların tümünde ortaya çıkan en iyi sonuç şu: Hastalık süresini 8 veya 12 saat kısaltıyor ya da hastalık belirtilerini birazcık azaltıyor. Yani etkisi en fazla bu kadardır.

      Hasta olmayı engellemiyor öyle mi? Sadece hasta olduktan sonraki süreci etkiliyor?

      En iyi şartlarda, eğer o da doğruysa! Bu klasik, bilimsel tıp kitabında yer alan bir cümle değildir. Vitamin alınması, bitkisel destekler alınması veya bağışıklığı kuvvetlendirdiği iddia edilen pek çok kimyasal madde var. Bunların hiçbirinin kesin, güvenilir, bilimsel kanıtı yok.

      Neler var onların içinde, o bağışıklığı güçlendirdiği söylenen şeylerin içinde?

      Bir kere bitkisel ürünler var. En meşhuru 'ekinezya' diye bir bitki var veya 'aloe vera' diye bir zamanlar adından çok söz ettiren bir bitki var. Sardunya kökünden elde edilen bir takım şeyler var, çinko diye bir mineral var. C vitamini, D vitamini gibi bir takım vitaminler var. Bunların hepsi doğru ama özellikle ülkemiz şartlarında insanlar özel bir gayret sarf etmiyorsa bir vitamin eksikliği olması veya bağışıklıklarının bozulması bence söz konusu değil. Yani siz özel bir gayretle ben hiç çinko almayayım veya C vitamini, D vitamini almayayım gibi bir gayrette bulunmuyorsanız size bu vitaminlerin veya bağışıklığı kuvvetlendiren maddelerin eksikliği gibi bir durumun ortaya çıkması söz konusu değil.

      Vitamin yüklenmesine de karşısınız?

      Kesinlikle, aynen öyle.

      EN GEREKSİZ KULLANILAN İLAÇLARIN BAŞINDA ANTİBİYORİK GELİYOR

      Ama hastayken bu vitaminleri doktorlar yazıyor?


      Maalesef yanlış yapıyorlar. Biz hekimlerin de her şeyi doğru yaptığını iddia etmiyorum. Bu sadece bitkisel ürünler, vitaminler için değil antibiyotikler için de geçerli. Bence dünyada en gereksiz yere kullanılan ilaçların başında antibiyotikler geliyor. Bunu hem insanlar kendileri gidip alıp kullanıyorlar, hem de biz hekimler de bunu gereksiz yere yazıyoruz. Bunun çok farklı sebepleri var.

      Nedir bu farklı sebepler, neden yazıyorlar?

      Ben de yazıyorum ama en önemli sebeplerden bir tanesi "defansif tıp" diye bir kavram var, 2005 yılında çıkan ceza yasasındaki değişikliklerden sonra hekimler gerçekten son derece güç durumda kaldılar. Defansif tıp denirken anlatılmak istenen şu; size bir hasta geldiği zaman hastayı en kısa zamanda nasıl teşhis ederim hastalığını, nasıl en kısa zamanda en basit şekilde tedavi ederim diye düşünmüyorsunuz. İlk başta düşündüğünüz şey; "Nasıl olur da benim bu hasta ile ilgili başıma bir bela gelmez?" oluyor. Bugün biliyorsunuz gereksiz tetkikler de çok yapılıyor. "Başım ağrıyor" diye bir hastaneye, bir hekime gittiğiniz zaman hemen MR, "Midemde yanma var" dediğiniz zaman endoskopi, "Göğsüme biraz iğne batıyor gibi" diyene hemen anjiyo yapılması gibi ...

      ANTİBİYOTİK YAZMAK İÇİN İYİ DÜŞÜNMEK GEREK

      Antibiyotikteki risk ne? Bu kadar çok tüketmemizin bize ne zararı var? Onu da doktorlar defansif olarak yazıyorlar dediniz.


      Önce doktor olarak değil, ekonomist gibi söyleyeyim: Çok ciddi bir ekonomik kayıp, maalesef bu hastalara nerede en geniş spektrumlu var, yani çok mikroba tesir eden antibiyotikler var onlar veriliyor. Halbuki solunum yollarında hastalık yapan bakteriler bellidir ve bunların antibiyotikleri de bellidir. Ve bunların bir kısmı son derece ucuzdur, sudan ucuz diye söyleyebileceğimiz kadar ucuzdurlar. Bir kere bunların pahalı olanları yazılıyor ve çok ciddi hasta için olsun, devlet için olsun çünkü artık ilaçların %90'ı bildiğim kadarıyla sosyal güvenlik kuruluşları tarafından karşılanıyor. Bu birinci olumsuz etki, ikincisi gereksiz alınan antibiyotik; vücudumuzda bakteriler var, boğazımızda, bağırsaklarımızda bakteriler var bunların dengesini bozuyor. Dolayısıyla hem dirençli bakterilerin ortaya çıkmasına yol açıyor ki bu bizim aleyhimize olan bir durum ileride biz bu dirençli bakterilerle bir zatürre olduğumuz zaman tedavi olmamız son derece zor olabiliyor. Veya mantarların üremesine yol açabiliyor. Antibiyotiklerin pek çok yan etkileri de var. Kimisi karaciğer için toksik, kimisi böbrekler için toksik... Onun için antibiyotik yazarken her ilaçta geçerli olduğu gibi mutlaka çok iyi düşünüp, bu mutlaka gerekli mi diye kafamızda düşündükten sonra yazmamız gerekiyor. Ama maalesef pratikte bu hiç böyle olmuyor.

      ANTİBİYOTİĞİ NE ZAMAN KULLANMAK GEREKİR?

      Bu hastalar için de böyle, hepimiz en basitinden bir boğaz ağrısı hissettiğimizde "Nasılsaantibiyotik yazacaklar" diye daha önceki tecrübelerimize bakarak daha önce ne yazılıyorsa biz direk gidip onu alıyoruz zaten. Peki nasıl mücadele etmek lazım? Ne zaman antibiyotiği kullanmak gerekli? Bu hastalıklar için konuştuğumuza göre antibiyotikler ciddi bir komplikasyon?


      Varsa yani gerçekten bir sinüzit varsa veya orta kulak iltihabı varsa, akut bronşit veya zatürre gibi bir komplikasyon varsa o zaman antibiyotiğin mutlaka yazılması gerekir, yazılmaması yanlıştır. Buna karar verecek olanda hekimdir. Ama şunu da söyleyelim ki tıptaki bilgilerde sürekli güncellenmesi gereken bilgiler , yakın zamanlara kadar sinüzit olana mutlaka antibiyotikyazılması gerekir, her orta kulak iltihabı olana antibiyotik verilmesi gerekir gibi kurallar vardı ama son yıllarda bunun da değişmeye başladığını görüyoruz. Özellikle küçük çocuklar da her kulak ağrısına, her orta kulak iltihabına, her sinüzite hatta sağlıklı bir insanda bir akut bronşit meydana gelmişse bir virüs enfeksiyonunu takiben bunlara antibiyotik vermeye her zaman gerek yok, hastayı izlemek yeterli. Çünkü izlediğiniz zaman görüyorsunuz ki orta kulak iltihabı kendiliğinden bir kaç gün içinde geçiveriyor ya da sinüzit kendiliğinden iyileşiyor. Hastayı boş yere antibiyotiğin zararlı etkileri ile baş başa bırakmanın, ekonomik kayıplara yol açmanın anlamı yok ama Amerikan görüşü daha ziyade bu tür durumlarda bu komplikasyonlara mutlakaantibiyotik verilmesi şeklindedir.

      ATEŞ DÜŞÜRÜCÜ HAPLAR ZARARLI

      Beni antibiyotikler kadar ateş düşürücüler de korkutuyor. Çünkü ateşlendiğimizde "dört saatte bire kadar kullanabilirsiniz" deniyor. Ama bunlar aynı zamanda ağrı kesici ve eğer mesela midenizde sorun varsa gerçekten çok rahatsız edici olabiliyor. Ateş düşüyor ama bu sefer mide problemleriyle uğraşıyorsunuz...


      Bir kere her ilacın yan etkisi olduğunu mutlaka kafamıza yerleştirmemiz gerekir. Her aldığımız kimyasal madde, ilaç faydası var ama bir taraftan da vücudun değişik organlarında ölümcül bile olan yan etkilere sahip olan ilaçlar. Ağrı kesiciler, ateş düşürücülerde bunlardandır. Gribal enfeksiyon dediğimiz tabloda ateş düşürücü almak yani aspirin ve diğer ateş düşürücü ilaçları almak bir kere faydalı değil zararlıdır.

      Ateş düşürücü hapları ateşimiz varken almak zararlı mı?

      Evet, ama anlatacağım; hani 'abdestsiz namaz kılamazsınız' der gibi oluyor. Ateş vücudun bir savunma mekanizması, bizim vücudumuza virüs girdiği zaman, grip virüsü veya diğer solunum yolları virüsleri vücudumuz ateşi yükselterek o virüsün üremesini engellemeye çalışıyor. Ve gerçekten de bunu engelliyor. Siz daha ateşiniz çok hafif yükselmişken ateş düşürücü ilaç alırsanız ateşiniz düştüğü için o virüsün daha kolay ve daha bol üremesi gibi bir durum ortaya çıkıyor. Dolayısıyla hastalık süresinin uzamasının sebeplerinden bir tanesi bu gereksiz yere alınan ateş düşürücülerdir. Bunu ne zaman almak gerekir biliyor musunuz?

      ATEŞ DÜŞÜRÜCÜ NE ZAMAN ALINMALI?

      Ne zaman? 39 derecenin üstüne çıktığında mı?


      Rakam da çok önemli değil. Ateş kişiyi rahatsız ediyorsa. Mesela çocuklarda çok yapılan bir yanlıştır bu; diyelim ki çocuğun ateşi var 39 derece ama çocuğun hareketleri gayet normal, gene yemeğini yiyor, koşturması normal, düşkün bir hali, halsiz bir hali yok böyle bir kişiye hiç ateş düşürücü ilaç vermeye gerek yok, bu kendiliğinden virüslerin de üremesini durdurarak kısa bir zamanda geçecek olan bir durumdur. Ama diyelim ki çocuk halsiz, yemeğini yemiyor, baş ağrısı yapıyor, bir köşeye kıvrılmış yatıyor o zaman ateş düşürücü vermeden önce yapmamız gereken şeyler var. Öncelikle evimizin sıcaklığını ayarlamamız lazım, evimizi nemli yapmamız lazım, çocuğu veya erişkini daha çıplak bir hale getirmek lazım, iç çamaşırlarıyla kalabilir.

      ASPİRİNİ 16 YAŞINDAN KÜÇÜK ÇOCUKLARDA KULLANMAMAK GEREK

      O anda titreme varsa ve ateş nedeni ile üşüyorsa da bunu yapalım mı?


      Tabii, zaten titreme ateşin yükseleceğinin işaretidir. Öyle durumlarda çocuğun alnına, koltuk altlarına, kollarına, bacaklarına ıslak veya sirkeli havlular koyduğumuz zaman veya ılık bir duş aldırmakla da ateşini kontrol altına alabiliriz. Ama tüm bunlara rağmen ateş yine yüksek olmaya devam ediyor ve kişiyi rahatsız ediyorsa o zaman ateş düşürücü ilaçlara başvurmamız gerekiyor. Ama burada da şöyle önemli bir nokta var: Aspirin ve diğer ateş düşürücüleri çocuklarda, 16 yaşından küçük olanlarda kullanmamak lazım. Çünkü bu ilaçlar grip enfeksiyonunda veya diğer viral enfeksiyonlarda kullanıldığı zaman ölümcül de olabilen 'reye sendromu' diye bilinen bir hastalığa yol açıyor. Onun için bu kişilere mutlaka ateş düşürücü vermek gerekiyorsa parasetamol veya diğer ateş düşürücüler var bunları tercih etmek gerekir.

      Hiçbir şekilde, hangi sebeple olursa olsun 16 yaş altına aspirin vermiyoruz öyle mi?

      Evet, ateşli durumlarda aspirin vermememiz gerekir.

      HAP MI YOKSA ERİYEN İLAÇLAR MI?

      Eriyenler için de geçerli mi?


      Eriyen ilaçları bizim halkımız çok seviyorlar, özellikle bunların C vitaminli kalsiyumunda...

      İçimi zevkli oluyor!

      Tabii, ben bunu Anadolu'da çalıştığım zamandan biliyorum insanlara misafir geldiği zaman 'Kızım amcana da getir bir tane portakallısından, limonlusundan içsin' gibisinden de söyleniyor. Hatta orada çalışırken hastalar bizden 'Doktor Bey bir tane C vitaminli, kalsiyumlu köpüren ilaçtan yazar mısın?' diye istekte bulunurlardı. Bu ilaçlar da fark etmiyor, üstelik bu tip ilaçlar çok daha pahalı, bu ilaçların hap veya şurup şeklinin fiyatları 1 lira ise bunu siz eriyen, köpüren tablet haline getirdiğiniz zaman fiyatı beş misli artıyor.

      Peki eriyen köpüren daha mı faydalı? Niye hapı varken eriyeni çıktı?

      Eriyenin tadı daha hoş veya bazı insanlar ilaç yutmayı sevmiyorlar, midesi bulananlar oluyor veya mideme dokunuyor diye zannediyor. Bir de bu sıvı ile alınıyor ya sıvı ile alınması tabii emilimini daha kolaylaştırmış oluyor o bakımdan tercih ediliyor. Yoksa içindekiler aynı kimyasal madde, aynı miligramda. Dolayısıyla tablet olarak almışsınız, şurup olarak almışsınız bir fark yok.

      SICAK SIVI YA DA YİYECEĞİ PLASTİK KAPLARA KOYMAYIN ÇOK TEHLİKELİ

      Yayından önceki sohbetimizde içtiğimiz su ile ilgili çok ilginç bir şey söylemiştiniz, hocam onu ben izleyicilerimiz de bilsinler istiyorum...


      Bisfenol A diye bilinen kısaca BPA diye isimlendirilen bir kimyevi madde var. Bu plastiklerin sertleşmesi için kullanılıyor ve bu madde günlük hayatta bizim kullandığımız yüzlerce veya binlerce üründe var. Yani bütün bu plastik yiyecek saklama kapları, bardaklar, şişeler, bebek biberonları, bilgisayarlar, fotoğraf makineleri vs. Sayısız üründe var. Bunlar içinde özellikle zararlı olanlar yiyecek ve içecek kaplarında bulunan bisfonela? Özellikle içine sıcak bir sıvı veya yiyecek konan kaplarda bu tehlike çok daha yüksek oluyor.

      BİBERONDAKİ TEHLİKE

      Plastik kaplara sıcak su konulmaması gerekiyor?


      Evet, kesinlikle en önemli olan da biberonlar çünkü bebekler için kullanılması bakımından çok pratik bunlar, düştüğü zaman kırılmıyor, ağırlığı yok, yıkanması kolay vs. Ama siz buna sıcak bir sıvı, mama ya da süt koyduğunuz zaman o biberonun çeperinde bulunan bisfenol A molekülleri o yiyeceğe ve sıvıya geçiyor ve bu bebek tarafından mama ile birlikte alınmış oluyor. Bistenol A nın kanserden diyabete, kalp hastalıklarına ve bağışıklığı bozmaya kadar sayısız olumsuz etkisi var. Bunu Amerika'da dört eyalet yasaklamıştı birkaç ay öncede Avrupa ülkeleri de biberonlarda kullanılmasını yasakladı. Ama bence bu yeterli değil, bunun yiyecek ve içeceklerle ilgili tüm kaplarda ve şişelerde de kesinlikle yasaklanması gerekir.

      CAMI TERCİH EDİN

      Sıcak dediğiniz ılık yemekleri de kapsar mı? Bebeğe çok çok ılık bir süt verilir. Yoksa böyle kaynar bir madde kattıkça mı o şey karışır?


      Sıcaklık arttıkça orada çözünme ve içine geçme ihtimali artıyor. Ama bence böyle bir riske girmeye hiç gerek yok. Cam kavanozlar var, cam biberonlar var, cam su kapları var, olabildiği kadar bunları tercih etmek gerekir.

      DAMACANA SUYLA İLGİLİ ÖNEMLİ UYARI

      Biberonda bu önlemi alabiliriz, saklama kabı kullanmayabiliriz ama su, evimizde tükettiğimiz sular plastik damacanalarda geliyor, o sular sıcak değil ama soğuk suyunda sağlık için bir sakıncası var mı?


      Biz bunların nasıl saklandığını bilmiyoruz. Şimdi kış mevsimi gerçi ama yazın güneşin altında ne kadar kaldıkları hakkında bir fikriniz var mı? Biliyorsunuz ülkemiz sıcak, küresel ısınma var belki bu su 40 derece güneşin altında bir gün iki gün belki beş gün kalıyor. Nasıl taşındığını, nasıl gittiğini bilmiyoruz.

      En azından taşındığı araçta 40 derecede dolaştığını biliyoruz.

      Evet, dolayısıyla sıcak su olmasına gerek yok, o su zaten güneş tarafından ısıtılıyor ve bu suya da bunun geçme ihtimali tabii ki çok yüksek.

      MUSLUK SUYU PLASTİK KAPLARDAKİ SULARDAN DAHA GÜVENLİ

      Suyu musluktan da içemiyoruz, ne yapabiliriz?


      Bence musluk suyu plastik kaplardaki sulardan çok daha güvenli.

      MUSLUKTAN DA SU İÇİLEBİLİR

      Onu herhalde bir arıtma eşliğinde yapacağız değil mi?


      Belediyenin sürekli yaptığı tahliller var. İçme suyu diye bilinen musluklarımızdan akan su bu araştırmalara göre bildirilere ben inanıyorum güvenli dolayısıyla bunları içmekte hiçbir sakınca yok. Üstelik para verip, çok daha pahalıya almanın bir manası yok, musluklarımızdan içebiliriz. Ama bahçelerinde kuyusu olanlar ve oradan su çıkaranlar tabii bunu bir arıtmadan da geçirebilirler. Ve insanlar bu suyu da kendileri tahlil ettirebilirler. İçinde hangi iyonların neyin bulunduğunu araştırabilirler.

      Öyle bir imkanımız var!

      Tabii alıp suyunuzu götürüp tahlil ettirebilirsiniz. Musluğunuzdan akan sudan da şüpheniz varsa götürüp tahlil ettirebiliyorsunuz.

      Güvenli olalım daha sağlıklı su tüketelim derken belki de çok daha farklı hastalıkların önünü açma ihtimalimiz olduğundan söz ediyorsunuz. Çok önemli bir uyarıydı bu çok teşekkür ediyorum.

      Yorum yap


      • #4


        Tehlikeli Maddeler ve İlaçlar


        Ülkemizi iki büyük Atom bombası tehdit ediyor. Bunlardan biri cahillik (bilinçizlik) diğeri ise inançsızlık. Hergün televiyonlardan felan Artisten filan Artisten bahsedenler,? Neredesin Türkiye? diye bağıranlar. Önemli meselelerden hiç bahsetmiyorlar, çünkü bunlar reytingsiz (halkın ilgi duymadığı ) konulardır. Insanlarımız yantesirine bakmadan hertürlü Kimyasal ilaçı alıyorlar vede aşırı miktarda alkol, sigara vb., maddeler kulanıyorlar. Diğer taraftandan biliçsizce çevreyi tahrip ediyorlar.

        Günümüzde çevre ve insan hayatını tehdit eden 15.000.000 kimyasal madde vardır ve bunların bir çoğu ile günlük yaşantımızda farkın varmadan hava (Araba eksozları, Fabrika bacaları vb...,), içecekler (Alkol, Kola, Çay, Kahve vb....,) ve yiyeceklerle (Konserve, Çikolata, Cips vb...,) karşılaşıyoruz vede zararlarını görüyoruz. Hergün insanlar, hayvanlar, bitkiler, içme suları, denizler vede toprak sürkli zehirleniyor. 1970 yılına kadar bizim köyün ırmağında tonlarca balık olurdu ve insanlar ırmağa girmeden yastı namazından sonra elleri ile balık yakalardılar. Son 20 yıldır ise Hamsi büyüklüğünde dahi balık bulmak imkansızlaşmıştır. Nedeni nedir diye şöyle geriye doğru dönüp bir bakacak olursak.

        Son 30 senedir kimyasal gübreler, herpezitler (yabani ot öldürücü ilaçlar) ve bakterizidler (böcek ve haşere öldürücüsü ) kulanılmaktadır. Dünyanın hemen her ülkesinde satılması ve kulanılması yasak olan kimasalmal maddeler (DDT vb...,) Türkiyede serbesce satılmaktadır ve hatta bazı Aktarlar bu maddeleri şifalı bitkilerle birlikte aynı raflarda satmaktadırlar. Bu zehili maddeler toprağa atıldığında topraktaki milyonlarca mikro organizmayı öldürmeke ve bunlarla beslenen böceklerde besisizlikten ölmektedir. Sürüngenler, kuşlar, balıklar vb., besisizlikten yok olmaktadır. Bizim köyde (Kayseri/ Bünyan/ Taçın) artık Leylek görmek mümkündeğildir, oysa eskiden Karaleylekleri dahi sürüler halinde görürdük. Aslında çevreyi biliçsizce tahripeden insanoğlu kendi geleceğinide tehlikeye atmaktadır.

        Bugün Avrupa ülkelerinde kadın ve erkeklerdeki kısılılık oranı bundan 40 yıl öncesine göre % 50?lere ulaşmıştır. Biranın birleşimindeki şerbetciotunun kozalakları HUMULON ve LUPULON ve bunların türevlerini içerir ve bu maddeler aynı Östojen hormonu gibi etki yaparak erkeklerin zamanla kısırlaşmalarına neden oluğunu 1956?da K. Knörr, H. Lehr, V. Prot ve ekibi vede 1973?de C. Fenselau, P. Talalayl yaptıkları araştırmalarla belgelemişlerdir (HHB 5.454) Prof. Dr. R. F. Weiss yaptığı araştımalarla Biranın Nitrosaminler içerdiği ve bununda KANSERE sebep olduğunu ispatlamıştır. (LP. 83)

        Almanyada DOKTORLAR tarafından yazılan yanlış ilaçlar nedeniyle yılda 25.000 kişi ölmektedir ve bu yapılan ilmi araştırmalarla ispatlanmıştır vede bu konuda yazılmış bir düzine eser mevcuttur.Çare ilk çevrecidedir, ilk çevreci Muhammed (SAV) ilk defa Mekke, Medine ve Ciddede avlanmayı ve ağaç kesilmesini yasaklamış ve çevreyi korumuştur. Fatih Sultan Muhammed Han'da ormanlardan ağaç kesilmesini yasaklamıştı. Almanyada yapılan bir araştırmada bir ağaçın çevreye katkısının 250.000? olduğu tesbitedilmiştir. Bizim gerçek ilim ve devlet adamlarına ihtiyacımız vardır. Bazı kimyasal maddelerin zararlarına kısaca değineceğim.

        Antibiyotikler

        --------------------------------------------------------------------------------

        Vitamin ve minerallerin insan vücudundaki etkileri üzerinde tartışmak tabii ki doğru değil. Fakat vitamin alalımda nasıl olursa olsun, diye düşünmekte yanlıştır. Neden çünkü sentetik olarak alınan vitamin hapları bağırsakların tembelşmesine sebep olmakta ve besinlerdeki vitaminleri değerlendirme işlemini yavaşlatmaktadır. Bu sebeple uzun süre vitamin hapı almak fayda yerine zararlı olur. Finlandiyada Prostat rahatsızlıkları olan hastalara uzun süre E-Vitamini verilmiş ve hastaların rahatsızlığını daha da kötü olduğu görülmüş ve hatta kanser vakaları görülmüştür.

        Kimyasal ilaçlar: Almanyada yılda 25 000, İngilterede 30 000 ve ABD'de 180 000 kişinin kimyasal ilaçlardan öldüğü bilinmektedir (Hans Weiss 3*taglich isimli kitab&#305. Almanyada insanlar doktora gittiklerinde mutlaka doğal ilaç isterler ve mümkün oldukca kimyasal ilaçlardan kaçarlar. Kimyasal ilaçlardan bazılarının yantesirleri hakkında tehlikeli maddelerde yer verdim.

        Antibiyotik İlaçlar: Mini Atom Bombası
        Antibiyotik ilaçlar bağırsak florasını bozar. Bağırsak florasında ortaya çıkan aşırı zararlı bakteriler ve mantarların üretiği zehirli gazlar ve zehirli alkolleri elimine etmek için aşırı oranda B6, B12-Vitamini ve Folikasit harcanır. Buda homocystein oranının yükselmesine neden olur. Homocysteini B6, B12-Vitaminleri ve Folikasit Metionine çevirerek zararsız hale getirir.

        Homocystein LDL-Kolesterolunu oksitliyerek yapısını bozar. Oksitlenen kolesterol makrofaj tarafından mikrop olarak algılanır ve onu yok etmeye çalışır. Aşırı oranda LDL-Kolesterolu yiyerek ölen makrofaj hücrelerde, hücre aralarında, dokularda ve damarların iç yüzeyinde yağlanmalara sebep olur.

        Damar, hücere ve doku yağlanmasına sebep olan bu plaklar (artık maddeler, cüruf) hücrelerin beslenmesine engel olur. Buda beslenemeyen hücreler nedeniyle kişide sürekli açlık duygusunun ortaya çıkmasına neden olur ve kişi iştahım açıldı diyerek sürekli yemek yemek zorunda kalır. Bu nedenle bağırsak florası bozulanların et ve et mamüleri yememeleri gerekir.

        Almanya'da Alternatif Tıp: Almanya'da Pacoe firması tarafından yapılan bir araştırmada insanların % 80 oranında Alternatif Tıp'a güvendiği, ve sadece % 12'sinin ise Ortodoks Tıp'a itibar ettiği tesbitedilmiştir. (Naturheilkunde 10/11.04.44) Avrupada üretilen doğal ilaçların % 45 Almanya'da üretilmekte ve Alman firmaları 3. Dünya ülkelerinden getirtikleri ham maddeyi işleyerek milyarlarca dolar kazanmaktadırlar.

        Aspirin:
        Aspirin alanların % 10?unuda mideağrısı, mide-, bağırsak kanaması görülmüştür. Bunedenle defı-hacet konturol edilmeli kanlı ise mide veya bağırsaklarda kanama var demektir. Yine aynı şekilde kan kusmakta mide kanamasına işarettir. Defi-hacetteki kan açık renkli ise bağırsak kanaması koyu renkli ise mide kanamasına işarettir. Nadirende böbreklerde ve karaçiğerdede tahribat yapabilir. Bazı şahıslarda allerjiye sebep olabilir, bu gibi durumlarda hap almayı hemen bırakmak gerekir. Nikris olanların kesinlikle aspirin almamaları gerekir.

        Ayrıca eksantem (derini sulanıpkaşınması ve kabarması ), baldır krampları, kas gerilmesi, baş dönmesi, görme bozuklukları, ağız kuruması, sindirim sistemi rahatsızlıkları, pankreas iltihaplanması, mineral kayıbı, kanda idrarın ratması (hiperurikanemi), nikris (gut hastalığı ), kolesterol- ve lipidyükselmesi (hiperkolesterol ve hiperlipid), metabolizma bozukluğu ve hatta kolapsüs dahi aspirinden dolayı ortaya çıkabilir.

        Hacı M. K. başağrısına karşı akşam 2 aspirin hapı alır ve sabah çalışmaya gelir, durumunun çok kötü olduğunu söyledi bende ona hemen interniste gitmesini söyledim. M. K. doktora gider gitmez müşahadeye almışlar ve mide kanaması teşhisi konmuş bir hafta hastahanede kan ve serum veridikten sonra bir ay istirahatte ayrılmak zorunda kaldı.

        ''Aspirin was the first major anti-inflammatory drug. It is a direct chemical descendant of WILLOW BARK and WINTERGREEN OIL, which are among the oldest known remedies for arthritis pain.The active ingredient in these early medicines was salicylic acid.By the nineteenth century, a milder chemical relative called sodium salicylate was used to treat rheumatism.However, its taste, described by users as disgusting, made it unpopular.Aspirin emerged from the chemical search for a rheumatism remedy without the horrible taste.By chance, the small chemical change that improved taste helped make acetylsalicylec acid one of the most effective anti-inflammotary drugs ever discovered.It became best seller soon after it was first marketed at the beginning of this century.While its value in fevers, arthritis, and muscle pain was quickly recognized, it took seventy years to appreciate its capacity to cause life threatining ulcers and internal bleeding.

        Arkadaşlar bu konuyla ilgili bu linkte daha fazla bilgi bulabilirsiniz. Özetle çok güvenerek kullandığımız aspirinin uzun süreli kullanımı ülser ve iç kanamaya yol açabiliyor. Eğer vücudumuzun herhangi bir yerinde ağrı varsa bu bazı şeylerin yolunda gitmediğinin belirtisidir.Bu uyarıyı ciddiye alıp ağrının altında yatan gerçek problemi doğal yollardan tedavi etmek daha faydalı sonuçlar verecektir. Yukarıdaki yazıda da görüldüğü gibi aspirin WINTERGREEN yağı baz alınarak elde edilmiştir.Yukarıdaki yazi Thomas J. Moore un "Prescription for Disaster" adli kitabının 129. sayfasından alınmıştır. Bu konuyu gündeme getirmeme sebep ise geçen hafta çok ünlü bir kalp doktorunun kalp rahatsızlıklarını önlemek için günde mutlaka iki aspirin alınması gerektiğini belirtmesidir.'' (ABD'den bu maili gönderen Lale Kaplan hanım efendiye teşekkürler)

        ''Statin (Kolesterola karşı kulanılan ilaçlar):
        Statin ilaçların kolesterolu düşürdüğüne şüphe yok. Bu ilacları kullanmakla çok ciddi bir risk almiş oluyorsunuz.Çünkü bu ilaçlar Coenzyme Q10 duzeyini düşürerek 6 ile 12 ay arasinda aşiri yorğunluk, kas zayıflığı gibi belirtilerle başlayıp kalp yetmezliğine kadar varan yan etkilere sebep olmaktadir. Gençlerde bu belirtilerin başlaması birkaç yıl sürebilir. Şurası bir gerçek ki bu ilaçlar hiçbir şekilde problemin sebebini tedavi etmediği gibi , çok ciddi yan etkilere sebep olmaktadır.Yüksek kolesterolu tedavi etmenin birçok doğal yollarından biriside hiç ya da çok az şeker ve tahıla dayanan bir diyet yapmaktır.Bu şekilde yapılan bir diyet insulin miktarını düşürecektir. Kolesterolun yükselmesinin en onemli sebeplerinden birisi de yüksek insulin miktarıdır. Ayrıca bu şekildeki bir yeme alışkanlığının vücudunuza kilo ayarı, enerji düzeyinin artması gibi birçok faydası olacaktır. Statin ilaçlar bu gruptaki ilaçların genel adıdır. Özel adları ise Lipitor, Zacor, Pravachol, Lescol, Mevacor ve Crestor dur. Bu konuda çok daha fazla bilgiye aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. (ABD'den bu maili gönderen Lale Kaplan hanım efendiye teşekkürler)

        Contagan;
        Contaganın ana maddesi ?Tahalidomid? dir. Bundan 30 yıl öncesine kadar serbesce satılan bu madde hamilike alan kadınlarda çocukların Spastik doğmalarına sebep olmuştur. Contagan 11 yıl süren mahkeme sonunda yasklanmış, fakat depolardaki ilaçlar Türkiye Mısır ve Endenozya gibi ülkelere satılmıştır. Bugün Almanyada 5000 çocuk ve Dünyanın diğer ülkelerinde 10.000 çocuk Spasik özürlüdür. (Focus 18.94.146 ve Stern 13.94.208-209)

        Kortison;
        Kişinin uykusunu alamaması halinde aşırı miktarda streshormonu olan kortison?dan sakğamassın sebep olur. Kotison insanın içindeki baterisidir ve kişiye enerji verir. Suni olarak üretile kortisonla böbrek üstü bezelerinin üretiği Kortison kimyasl olarak aynı isede vücudun kedi üretiği Kortisonun kişiye herhangi bir yantesiri olaz iken kimyasl kortisonun yantesilerini saymakla bitiremeyiz. Sayın B. Ecvit uzun süre Kortison almış ve neticede kemikerimesi, hafızakayıbı, yüzünşişmesi (Ayyüz), kaserimesi, sinirsel vb.., rahatsızlıklar hasıl olmuştur.(Na. 6.94.13) Çörek?in kortison gibi etkietiği, fakat hiç bir yantesirinin olmadığı tesbitrdilmiştir.

        Paracetamol;
        Paracetemol ağrıkesici olarak çok yaygın şekilde kulanımaktar. Neuwied'de bademcik amaliyatından sonra fazla miktarda Paracetemollu fitil verilen çocuğun karaçiğeri iki gün içinde tamamen parçalanmış ve çoçuk ölmüştü. Mahkeme kararıyla doktoru 36.000 DM para cezasına çarptırıldı. Paracetemolun Ingilterde yılda 30.000 kişnin karaciğerzehirlenmesine neden olduğu vede bunlardan 100?ünün öldüğü tesbit edilmiştir. (NH 1.99.7 ve Nhp 1.98.107) Oysa çocuklardaki ateşli hastalıklar sirkeli sarğı veya boğantentürü ile tedaviederek ateşidüşürmek mümkündür.

        Penisilin:
        İnsanların % 1-10?unda bulantı, kusma, mide ağrısı, ishal, ishale yakın defi-hacet yapabilir, deri, nefes yollarına veda bağırsakflorasına etkieder insanların allerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Bu durumda kulanımı bırakılmalı ve hemen doktora baş vurulmalıdır, şayet kişinin penisilne karşı allerjisi varsa bu hayati telikeye neden olabilir, bu gibi durumlarda mutlaka doktora baş vurmalıdır, eğer penisilin aldıktan bir saat sonra deride sulu, kaşıntılı ve kabarcık olursa mutlaka doktora gidilmelidir, nefesalmada şokreaksiyonlar ortaya çıkabilir, dudaklar, dil ve yüz şişebilir vede tansiyon oldca yüksek oranda düşebilir.

        Yıllar önce dişimi çektirdim ve diş doktoru mutlaka penisilin olmak gerektiğini söyledi. Aldığım penisilinden dolayı 2 gün sonra dayanılmaz mideağrısı çektim ve hiçbir ilaçla tedavi edemedim ve sonunda tarçın çayı içtim ve böylece ağrılarım hafifledi. İzine giden R. S.?ye doktoru penisilin iğnesi vurmuş iğneden biraz sonra komaya giren R. S.?ı hemen hastaneye kaldırmışlar ve zamanında yapılan müdahallerle kurtarılabilmiştir. Penisilin ayrıca gırtlaködemi ürtikaria (deride sulu kaşıntılı ve katarcıklar) kansızlık (kanama nedenyle), böbrek iltihaplanması, toplardamar iltihaplanması, ağız kuruması, sinirsel heycanlanmalar ve kramplar görülebilir.

        Besinlerdeki katkı maddeleri ;
        Sucuk, salam, sosis,balık, peynir, salatalar, çikolata, cips,kola, yemekler vb..,hep taze olarak bozulmadan kalmaları mümkün olmadığına göre bu besin maddelerini konserve yapılırken içlerine çeşitli kimyasal maddeler katılır. Bu kimyasal katkı maddeleri allerji, kaşıntı, migren, başağrısı, astım, nezle ve ekzema gibi rahatsızlıklara neden olur. Bütün katkı maddeleri paket ve konservelerin üzerinde açıkca yazılı olmalıdır.

        Bisphenol-A;
        Bisphenol-A konservelerin bozulmaması için katkımaddesi olarak katılır ve bu madde aynı ösrojen hormonu gibi etki yapar. Buda konserveli besin yiyenlerin vücudunda ösrojen oranın artmasına sebep olur, bu durum ise erkeklerde ikdidarsızlığa (cinselgüç zafiyetine) sebep olur.(Bu.47.95.105)

        Azo- ve sentetik renkmaddeleri;
        E112 Azorubin, E102 Tartrazin, E104 Chinolingelb, E110 Sarıportakal, E124 Cochenierot A, E127 Erythrosin, E131 Patentblau, E132 Irigitin, E141 Bakırchlorophyll ve E151 Brilliantschwarz?ı sayabiliriz. Amarikalı ilim adamı B. F. Feingold sentetik renk ve aromamaddelerini yasaklamış ve böylece hiperaktif çocukları iyiletirmiştir.

        Kükürtdioksite dönüşen maddeler;
        Astımlı ve romatizmalı hastaların aşağıda adı geçen katkımaddeleri içeren besin maddeleri yememeleri gerekir. Bunlar; E220, E221, E222, E223, E224, E226, E227 ve E228

        Glutinli katkı maddeleri;
        Glutamat E621-625, Inosinat E631-632 ve Guanylat E 627-628 içeren konserveli maddeler yiyince, bu maddeler hemen kana geçer ve buda ense ve bacaklarda hisizlik ve duygusuzluğa sebep olur.

        MCS?ler (çok yönlü kimyasal duyarlılık maddeleri):
        Bu maddelerin birçoğu kanserojenik (kansere sebe olan), mutajenik (genetik bozulmaya sebep olan) ve teratojenik (kusurlu organ veya doku oluşmasına sebep olan ilaç veya kimyasal madde) özelikleri vardır.

        Piretroidler (Pyrethroidler):
        Sentetik olarak üretilen bu kimyasal maddeler grubu haşerelere karşı kulanılır. Bu oldukca zehirli bir maddedir. Besinlerle insanlara geçer.

        Lindan (gamma-hexachlorcyclohexan, heksaklorsikloheksan):
        Lindan sinirleri tahripedici (nörotoksik), kanserojen, ve kromosomları tahripedicidir. Deri ve nefesyolları ile alınır, kana geçer buradanda beyine dahi geçerek orada tahribat yapar. Lindan odunu haşereye karşı korumak için ve besin maddelerinin bozulmasını önlemek için kulanılır.

        Heksanklorbenzol (hexanchlorbenzol, HCB):
        Besin maddelerine katkı maddesi (konserve yapmak için) olarak katılır, özeliklede et, peynir ve meyvelerin konservesinin yapımında kulanılır.

        Pentaklorfenol (Pentachlorphenol, PCP):
        Binalarin iç dekorasyonunda kulanılır. Almanyada 1989 yıllından beri kulanılması yasaktır. PCP toz veya gaz şeklinde yutulur, sindirim veya deri yoluyla alınır. PCP ışınların etkisi ile eter perokside dönüşür. Budabaşta hücrelere ve beyine zarar verir. PCP çok az miktarda furan ve dioksin gibi çok zehirli maddeler içerir. Bu PCP iç mimaride kulanılan ağaç mamülerinin çürümesini önlemek için ve ayrıca deri, tekstil, boyada katkı maddesi olarak kulanılır.

        PCB (Poliklorlu Bifeniller, polychlor Biphenyl):
        PCB 209maddenin yapımında kulanılır. Almanyada 1989?dan beri üretilmesi yasaktır. Bu madde boya, yağlı boya, yapışkan, izole maddesi, deri ve besin maddelerinde katkı maddesi olarak kulanılır. PCB balık, süt, süt mamülleri, et, peynir ve yabani hayvanların konservesinde kulanılır. PCB ısınınca dioksin ortaya çıkar ve buda çok zehirlidir.

        Formaldehid (formid aldehid):
        Formaldehid konserve maddesi olarak kulanılır. Formaldehid meten ve metanolun oksitlenmesi sonucu ortaya çıkar. Formaldehid: yapışkan, süngerimsi katkı maddesi olarak, sıva, duvar kağıdı, tekstil, halifleks, boya, yağlı boya, lastik, metal, mobilya, şampuan, deodoranz, kosmetik, bulaşık ilaçı, çamaşı tozu, sabun ve ev ilaçları yapımında kulanılır. Besin maddelerinden: et, balık, sucuk, yağ, sabit yağ ve tahılların konservesinde kulanılır. Ayrıca ayak mantarları, hastahane ve tıbbi aletleri dezenfekte edici olarak kulanılır. Hayvan besinlerini ve tohumluklerın bozulmasını önlemek için vede aroma ve emulgatorlarda katkı maddesi olarak kulanılır.

        Amalgam;
        Amalgam metallerin karışımından oluşan ve bu metallerin % 53?sini civa (çok zehirli), % 20?sini gümüş (çok zehirli), % 12?sini bakır (çok zehirli), % 16?sını kurşun (çok zehirli) ve diğer metellerden oluşur. Amalgamın çeşitli ve farklı metallerden yapıldığı için urlar, cerahatlar, iltihaplar, kist ve ağızda farklı elektiriklenme hasıl olur vede dişlerde harmonik olmayan bu elektiriklenme aynı meridyen üzerinde bulunan organlarda farklı rahatsızlıklara neden olur.

        Ayrıca yavaş yavaş çözülerek kana karışan civa başta sinirsel ağrılar, depresyon, korku, dermasızlık, başdönmesi, başağrısı, migren, belağrısı, alleji, bağısak mantarı, prostatiltihaplanması ve lenfbezelerinin şişmesine neden olur ve genelikle karaciğer böbrekler ve kalın bağısaklarda yoğunlaşarak, buradan bütün vücudu zehirler.( Bu konuda Berlin Üniversitesi 13.000 hasta üzerinde araştırma yapmıştır. (Nhp.4.94.555, Nhk. 1.00.46, Nhk. 6.97.51)

        Benzol;
        Benzol birçok organik maddenin yapımında kulanılan anamaddedir. Benzol başta: pestizid (haşere ilaçları ), naylon, sentetik madde, reçine, yağ, balmumu, renk maddesi, ilaç, sigara, klorbenzol, striol, benzoat ve sodyum benzoat yapımında kulanılır. Benzol bir kanserojen (kanser yapıcı ) maddedir. İnsanın savunma sistemini (İmmun) zafiyete uğratır, kandaki Alyuvarları tahrip ederek kansızlığa ve hatta kan kanserine neden olur. Bu nedenle benzine kurşun yerine benzol katıması çok daha zehilidir.(Na. 6.95.49)

        Kurşun;
        Kurşun sinirleri zedeler hatta felçe yolaçar vede kısırlaştırır. Insanın dikkatini dağıtır, aklidengesine tesireder. Genellikle böbrekler, karaciğer beyne zarar verir, çünkü bu organlar yabancı maddeleri hemen dışarı atma özeliklerine sahip değildir. Kur?un 1/3 oranında sudan, 1/3 oranında havadan ve 1/3 oranındada besinmaddelerinden alınır. (Brigi. 8.94.156-6)

        Amalgma dolgusu olanların dikkat etmesi gerken hususlar:
        1-) Limonlu ve sirkeli besinler civayı çözer, bu nedenle bunlarda uzak durulmalı
        2-) Sakız civayı çözer
        3-) Uzun süreli ve çok çiğneme civanın çözülmesine sebep olur.
        4-) Sıcak yiyecekler ve içeceklerde civanın çözülmesine sebep olur.

        Amalgam sökülürken dikkatedilmesi gereken hususlar:
        1-) Amalgamın ağız düşerek yutulmasının mutlaka önlenmesi gerekir.
        2-) Diş doktorlarının muayenehanelerini mutleka iyi havalandırmaları gerekir.
        3-) Amalgam çıkarıldıktan sonra geçici olarak çimento veya plastik dolgu yapılmalıdır.
        4-) Asla altın, palladiyum (bakır karışımlı ) ve titan kulanılmamalıdır.

        Elektro-smog:
        Elektromanyetik dalgaların etki alanı diyebieleceğimiz bu durum insanların % 4?ünde görülür ve aşağıdaki rahatsızlıklara sebep olabilir.
        1-) Depresyon, immun zafiyeti ve kansere karşı mücadelede zafiyet doğar.
        2-) Hücre bölünmesi anormal şekilde artar.
        3-) Urlar çoğalır.
        4-) Civanın vücuda yayılması artar.
        5-) İştahsızlık, başağrısı, uykusuzluk, kronik hastalıklar,

        Elekro-smog?dan korunma:
        1-) Metal yataklardan kaçınılmalı
        2-) Metal yorganlardan kaçınılmalı
        3-) Mikrodalga fırınlar kulanılmamalıdır.

        Alkol; Uzun süre alkol alma sonucu kişide kalp, pakreas, ve mide mukazası tahrip olur ve karaciğer yağlanır vede sertleşir. Böbreklerin tahribati zamanla büzülmesine nede olur. Beyin hücrelerinin tahribati sonucu beyin büzülür ve sinir sistemi tahrip olur vede beyin ve sinir sistemindeki tahribat sonucu hipofiz gudeside yıpranır ve ikdidarsızlık ortaya çıkar. Damarların içyüzeyi yağlanır sertleşir vede iltihaplaır. Psikolojik olarak ise ellerde titreme, hasaslaşma, korku, uyuyamama, şahsiyetini kaybetme (onursuz davranışlar) , organik ve psikolojik yetersizlıkler vede ikdidarsızlık hasıl olur. Biranın birleşimindeki şerbetciotu humulon, lupulon ve bunların alttürevlerini içerir. Humulon, lupulon ve alttürevleri aynı kadınlık ( dişilik ) hormonu östrojen (estrogen ) gibi etki yaparak zamanla erkekleri kadınlaştırır (burada görüyoruz). (Bu 07.03.72)


        Sigara

        1-) Waşigton dünyaya bakış enstitusü (Worldwatch Istituts in Washington) tarafından yapılan arştırmada dünyada 1990 yılında 21 milyon insanın sigaradan öldüğü tesbit edilmiştir. (Na.6.94.16)

        2-) Alman kanser kurumu (Deutsche Krebshilfe) Mart 1994?de Frankfurtta yaptığı açıklamada her yıl Almanyada 140.000. kişinin sigaranın sebep olduğu çeşitli hastalıklardan öldüğünü tesbietmişlerdir. Başta akçiğerkanseri olmak üzere dudak,- ağız- ve gırtlakkanserine %95-98 oranında sigaranın sebep olduğu tesbit edilmiştir. (Na.6.94.16)

        3-) Sigaranın hücreleri tahripetiği ve kişinin daha kolay kansere yakalanmasına sebep olduğu tesbitedilmiştir. Almanyada 1996?da 212.888 kişi kanserden ölmüştür. (Nhk.1.99.18)

        4-) Sigaranın birleşimindeki nitrosaminler, poli aromatik karbonhidrojenli bileşikler vede polonium 210'un kanserojen etkiye sebep olduğu tesbitedilmiştir.

        5-) Sigara içerken karbonmonoksit (CO) gazı akçiger tarafından absorbe edilir ve kana karışan gaz oksijenden 300 defa daha büyük bir çekim güçü ile hemoglobine yapışır. Böylece karbonmonoksit oksijenin kanda dolaşmasını önler. Neticede beslenemeyen kalp ve beyin hücreleri ölmeye başlar vede önce hafızayafiyeti, kalpyafiyeti ve damarsertlikleri sonra ise beyinkanaması vede kalpenfaktürüsüne sebep olur.

        6-) Sigaranın serbest radikalleri artırdığı bununda C-ve E- Vitaminlerinin aşırı harcanmasına sebep olduğu ve vitaminsizlik (avitaminoz) ortaya cıkar ve deri buruşarak kişı çirkileşir. E-Vitaminizetersizliği testosterol hormon yetersizliğine sebep olur ve kişide cinselgüçsüzlük (ikdidarsızlık) ortaya çıkar.

        7-) Sigara dumanı ile birlikte siyanürasit (purikasit, siyanhidrikasit, hidrosiyanikasit =HCN) kana gecer, kandan böbreklere ve karaçiğere gecen purikasit burada kükürtle reaksiyona girerek tiosiyanat?a (Thiocyanat) dönüşür. Tiosiyanat (NCSH) tiroidbezindeki iyot oranını düşürür vede burada iyotun birikmesini önlüyerek guatra sebep olabilir. (Na.7.97.44)

        8-) Sigaranın birleşimindeki benzol kan yapan organları (Omurilik, Dalak ve Karaci?er) tahrip ederek kankanserine (lösemi) sebep olur.

        9-) Tütüne kadmiyum toplayan bitkide denebilir, çünkü yapraklarında aşırı miktarda kadmiyum depolar. Tiryakilerde 4-5kat daha fazla kadmiyum bulunur ve bu made çinkonun zıdı bir element olup, çinkoyu dışlar.Çinko 300 enzimin oluşmasında anahtar rol oynar, yani çinkoyetersizliği enzim yetersiyliğine, enzim yetersizliği ise sindirim boyukluğuna sebep olur. Pankreasın yeterince lipazenzimi salgılıyamaması yağhazımsızlığına yani et ve et mamüler, peynir ve mamüleri ve yumurta ve mamüleri yiyemezsiniz. Bu sadece bir enzimyetersizliği olduğunda olan durumdur. Çinko yetersizliği sonucu deriçatlaması, kanaması ve kuruması, saçların dökülmesi ve cinselgüçsüzlük (İkdidarsızlık) en belirgin semptomlardır. Bilindiği gibi sindirim organlari binlerce enzim salgılar.

        10-) Polonıum 210; Sigara kurşun içerir, akçiğere ulaşan kurşun parcacıkları, bulunduğu yerden çevresine Polonium 210 radioaktif işınlar yayar. (Na.6.94.20)

        11-) Sigara akçiğeri büzer, sertleştirir, siyahlaştırır vede nefes darlığına sebep olur. Kalp sertleşir, büyür, yağlanır, aritmi bozuklukları, tansiyon anormalikleri vede kronaryetmezliğı ortaya çıkar.

        En çok kullanılan ilaç antibiyotik

        ANKARA - Türk halkı en çok antibiyotik tüketiyor. Bu yılın 8 ayında en çok tüketilen ilaçlar arasında antibiyotikler birinci sırada yer alırken, bunu sırasıyla romatizma, ağrı kesici, soğuk algınlığı ve öksürük ilaçları izledi.

        İlaç Endüstrisi İşverenleri Sendikası'ndan alınan bilgiye göre, Türkiye'nin 2006 Ocak-Ağustos dönemine ilişkin ilaç pazarı değer olarak yüzde 10, kutu olarak yüzde 11 oranında büyüdü.

        Bu yılın Ocak-Ağustos döneminde Türk ilaç pazarında tedavi gruplarına göre en çok tüketilen ilaçlar arasında yüzde 16.5'luk pazar payı ile antibiyotikler birinci sırada yer aldı. Bu oranı yüzde 13'lük pazar payı ile romatizma, yüzde 8.7'lik pazar payı ile ağrı kesici, yüzde 7.9'luk pazar payı ile soğuk algınlığı ve öksürük takip etti.
        Türkiye, 8 ayda 182 milyon dolarlık ilaç ihracatı gerçekleştirdi. Bu rakamla Türkiye'nin ilaç ihracatı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 5,7 gerilemiş oldu.
        Yine bu dönemde ilaç ithalatı bir önceki yıla göre yüzde 7 oranında artan Türkiye, dünyada ilaç üretiminde kendine yeten 18 ülke arasında yer almasına rağmen, 2 milyar dolarlık ilaç ithal etti.

        Roaccutan kapsülünün sayılmıyacak kadar çok yantesiri vardır.Bu yan tesirlerden bazılarını Hans Weiss Günde 3 defa (3xtaeglich) isimli kitabında kısaca drlemilştir daha geniş bilgi internette İngilizce ve almanca sayfalarda bululunabilir.Türkce sitlerde bu konularda fazla bir bilgi yoktur.

        Deri ve dilde iltihaplanma, deride pul pul döküntüler (kepeklenme), burun mukozası kurur ve kaşıntılar başlar.

        Kullananların % 10’nunda gözakı mukozasında iltihaplanma (konjiktivit), gözlerde kuruma, kuruluk bir yıl sürebilir.Ağız mukozasında kuruma, ağız içinde kuruma, deride incelme ve yaralanma sık sık iltihaplanma, saç dökülmesi, kas ve eklemlerde ağrıları, burun kanaması

        Kullananların %1-10 depresyon, davranış bozuklukları, Kramplı nöbetler, karaciğerde tahibat

        Kullananların %1’inde gözde tahribat, görme bozuklukları, baş ağrısı, astım (özliklede atopik ekzem olanlarda)

        Nadiren diabet (şeker hastalığı), kan yağınında ağır değişimler gözlenir, kan değerlerinin bozulması, kemiklerde ağır tahribat, ve genetik ağır organ değişimleri,

        Çok nadiren ölümcül pankreas hastalığı
        Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

        Yorum yap


        • #5
          Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

          Yorum yap


          • #6
            Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

            Yorum yap


            • #7
              Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

              Yorum yap


              • #8
                Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                Yorum yap

                Hazırlanıyor...
                X