Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Asidoz, kanda asitli maddenin artışı ve karonat'ın (bikarbonat) önemi

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Asidoz, kanda asitli maddenin artışı ve karonat'ın (bikarbonat) önemi


    Doktor Simoncini kanserin sebebinin Candida Albicans Mantarı olduğunu söylüyor ve ispatlıyor vede kanser hastalarını Sodyum Bikarbonatla tedavi ettiğini söylüyor.

    Bağışıklık sistemi kan’ın pH değeri: 7,40 ve hafif üzerinde olursa daha aktif olur ve pH Değeri 7, 40’ın altında olursa bu seferde mikroplar daha aktif olur. Bu nedenle Gökçek İksir, Gökçek Tonik, Aloe Vera Jel, Bitkisel Kapsüller ve Çayları kullananların İngiliz Karbonatı ile tedavi süreci çok çok kısalır. Çünkü İngiliz Karbonatı kanın pH Değerini alkalik yapar..

    İngiliz Karbonatı : Bir litre suya bir çay kaşığı İngiliz Karbonatı karıştırılarak içilir. Not:Yüksek Tansiyon Problemi olanların 1 litre suya bir çay kaşığı İngiliz Karbonatı ile karıştırıp içilebilir. İngiliz Karbonatı sadece Sodyum Bikarbonat (NaHCO3) karbonattan farklıdır. Dikkat Karbonatı yani Sodyum Karbonat (Na2CO3) kullanılmaz.

    Asidoza karşı etkili doğal ürünler

    Tedavisi: Enginar, Spirulina, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Mantar Çayı, Enfeksiyon Çayı ve İngiliz Karbonatı kullanmanız gerekir.

    Asidoz: Helicobacter pylori isimli bakteri asidoz nedeniyle zayıflayan mide ve onikiparmak bağırsağına daha kolay yerleşir. Candida albicans isimli maya mantaları ise bütün sindirim organlarının mukazasında bunsada daha çok bağırsaklarda, özeliklede kalın bağırsağa yerleşir. Her ikiside asitlenmeye sebep olur ve toksik maddeler özeliklede zehirli gazlar, zehirli alkoller ve biyojen aminler (örneğin allerjiye sebep olan histamin) üretirler.




    Asidoza karşı etkili doğal ürünler

    Tedavisi: Enginar Forte, KOLOREX Forte, Spirulina Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Mantar Çayı, Enfeksiyon Çayı ve Karbonatlı Su kullanmanız gerekir.

    Asidoz:Helicobacter pylori isimli bakteri asidoz nedeniyle zayıflayan mide ve onikiparmak bağırsağına daha kolay yerleşir. Candida albicans isimli maya mantaları ise bütün sindirim organlarının mukazasında bunsada daha çok bağırsaklarda, özeliklede kalın bağırsağa yerleşir. Her ikiside asitlenmeye sebep olur ve toksik maddeler özeliklede zehirli gazlar, zehirli alkoller ve biyojen aminler (örneğin allerjiye sebep olan histamin) üretirler.

    Bir çözeltide varlığı ile bir asit veya bir alkalinin eklenmesinden oluşan pH değişmelerini azaltan kimyevi maddelere tampon adı verilir. Vücudun kimyevi tamponları içinde 4 ana tampon sisteminden söz edilebilir: Eritrosit-Hemoglobin tampon sistemi, protein tampon sistemi, fosfat tampon sistemi ve bikarbonat-karbonik asit tampon sistemi. İnsan bünyesinde, kanın pH'sı bir ömür boyu belirli bir denğede tutulmakta olup ortalama pH:7,4'dır. İnsan ömrü boyunca, yaz ve kış, gece ve gündüz demeden kanın pH'sı sabit tutulmaya çalışılmaktadır. pH'da çok az bir oynamanın (asit veya baz (alkali) 02 oranında dahi kayma olunca hayati tehlike olur. Yani pH'sı 7,35'in altı veya 7,45'in üstü olursa hayati tehlike olur. pH'nın korunmasında vücudun tampon sistemleri ve bu arada akciğer ve böbreğin büyük rolü vardır. Akciğer ve böbreklerde asit iyonların dışarı atılır. Bikarbonat-karbonik asit tampon sistemi tampon sistemler içinde adından en fazla bahsedilen bir sistemdir. Bikarbonat-karbonik asit sistemi, zayıf bir asit ve bunun kuvvetli bir bazla meydana getirdiği tuzun karışımından ibaret bir sistem olup, diğer bütün tampon sistemlerin tabi olduğu kanunlar uyarınca çalışır.

    Vücudumuzda 100 trilyon hücredeki metabolik değişimler yani hücrede enerji oluşumu sırasında karbonikasit (H2CO3) çıkar ve ayrıca bazı besinler (et, peynir ve mamüleri) ve içecekler (siyah çay, kahve ve kola) vücudun asit oranını aşırı yükselir. Eritrosit-Hemoglobin tampon sistemi ve sodyumbikarbonat (NaHCO3) karbonikasidi tampon sistemi ile vücudun aist-baz denğesi korunur. Karbonikasit ve laktikasit (sütasidi) su ve karbondiokside dönüşür ve buda böbrekler ve akciğer tarafından dışarı atılır. Dışarı atılamayan asitler mineraller tarafından tuza (asidik tuzlar, bazik tuzlar veya halojenik tuzlar, yemek tuzu değil) dönüştürülür, sonra bağdokularına CURUF şekline yerleşir (depolanır) ileride atılmak için. Bu sürekli depolama hücre ve dokuların beslenmesini engeller. HCO3 + X (metal, ametal helogen, örneğin sodyum, klor, flor, kalsiyum, magnesiyum vb.)------>HCO2X oluşur. Ve bu CURUFTUR ve bu curufa ileride bakteri virüs ve mantarlar yerlaşerek zehirli gazlar, zehirli alkoller ve hormona benzer biyojen aminler üretirler. Vede sayısız hastalıkların merkezi oluşur.

    Kanda ve hücreler arası sıvıda karbonik asit, asetik asit, fosforik asit, sülfirik asit ve sütasidi (laktik asit) yoğunlaşması kalp kaslarına zarar verir ve kalp krizi ortaya çıkar. Ayrıca beyin kanaması, kandolaşımı anormalikleri ve müzmin iyileşmeyen yaralar görülür. Hemoglobin ve sodyumbikarbonat asidin bir kısmını tampon sistemi ile baza çevirir ve asitlenmeyi önler. Tabii vücutta yeterince mineral varsa, yoksa depoluyarak CURUF oluşturur. Bu nedenle derin nesfes alınca daha çok karbondioksit dışarı atılır ve buda vücuttaki asidin azalması demektir. Mide tarafından tuz ve karbonikasidin sodyumbikarbonat ve tuzasidine çevrilmesi ile ortaya çıkar. ( NaCl + H2CO3 ----> NaCO3 + HCl ) Mide derisi bir kaç tabakadan oluşur iç tabakalar bu görevi görür. Tuz asidi midenin içine verilirken sodyumbikarbonat Pankreasa gönderilir.

    Kanın pH-Değeri 7,4?dır, yani hafifi bazik olup bu değer 7,35-7,45 arasında hafif değişebilir. Vücüdumuzdaki bir çok metabolizma hareketleri sonucu (proteinler parçalanınca fosforik asit, sülfirik asit, yağlar ve karbonhidratlar parçalanınca asetik asit va karbonik asit oluşur.) asit oranı yükselir ve bunun beli bir zaman sonra yeniden normal seviyeye gelmesi gerekir. Bazik olan minereallerle (potasyum, sodyum, kalsiyum, magnesyum) gibi) kanın asit-baz denğesini sağlamada önemli rol oynar. Bilindiği gibi tuzun yapısı sodyum ve klorid isimli iki elementten oluşur. Şayet kişi aşırı et, peynir ve mamülleri, tatlılar yer ve siyah çay, sigara ve alhol içerse kandaki pH-değerinin asitlesmesine sebep olur, çünkü bu besinler asitleşmeye neden olurlar.

    Bağırsaklarda pH-Değeri 5-7 arası olması gerkir, yani hafif asidik bir ortam olması gerekir. Bağısakflorasının en önemli faydalı bakterisi olan laktikasitbakterileri (sütasidibakterileri) ancak bu ortamda yaşayabilirler. Bagirsakflorasini oluşturan bakteriler lifli besinleri parcaliyarak yağasitlerine dönüştürürler, bu insan sağliği için cok önemlidir. Bağirsakforasi ayni zamanda B12 ve K2-Vitamini gibi önemli vitaminleride yaparlar. Bu ne demek, bu kişi şayet lifli besinler (sebzeler, meyveler ve kepekli un mamüleri) yemezse avitaminoza (vitaminyetersizliği) ortaya cikar.

    Bağırsakalrdaki zehirli gaz dışarı atılmazsa sindirim salğılarına karışır ve zehirlenmeye neden olur.

    Kalp kaslarının pH'sı 6,9 yani çok hafif asitli ortamdadır, fakat 6,5'in altına düşerse kalp krizi olur.

    Asitleri lenf bezi asidik tuz çevirirken şişer.

    Asidoz nedeniyle mantarlar özeliklede bağırsak mantarları çoğalır.

    Asidozla birlikte amoniak, aflotoksin ve aldehidler çoğalır ve bunlaer başta karaçiğer ve beyine zarar verirler.

    Asidoz nedeniyle küçük kandolaşımı anormalikleri ortaya çıkar ve basur oluşur.

    Tatlı besinler metabolik değişimler sonucu aside dönüşür. Bu asidi atmaya çalışır aramazsa curufa dönüştürerek depolar.

    Fazla yağlar (et ve peynir) asetikaside buda asetik tuzuna dönüşür. Bu nedenle Et mamülerindeki protein ürük aside dönüşür, buda ürikasit tuzuna dönüşerek curuf şeklinde depolanır.

    Asitler asidik tuza dönüşürken aşırı oranda sodyum, potasyum ve kalsiyum gibi mineraller harçanır. Asitleri nötürleştirmekte veya hücre yapımında kulanılması gereken mineraller azalır.

    Hücre asitlenmesi ve curuflanması nedeniyle hücreler sertleşir. Örneğin Eritrozitler sertleşince oksijeni ve besleyici maddeleri hücrelere kadar taşıyamaz çünkü esnekliğini kaybeder.

    Asidoz nedeniyle nefes darlığı ortaya çıkar çünkü eritrozitler oksijen taşımakta ve ve kılcal damarları çemkete zorlanır.

    Asidozla birlikte kanda proteinde varsa kanın akışı yavaşlar çünkü koyulaşır.

    Curuf için harçanan mineraller saç, kemik ve kemikten alındığından, kemiklerin yoğunluğu azalır, tırnaklar kırılır ve saçlar dökülür.

    Curufun sertleşmesi deride şişli,klere yani selülite sebep olur.

    Asidoz nedeniyle iğne şekilinde asit kristalleri oluşur ve bu kristaller kıkırtakları tahripeder ve neticede disklerde beslenemez ve disk fıtığı görülür ve eklemler deforme olur.

    Asit kristalleri sinir hücrelerine batar ve sinirsel ağrılar görülür.

    Asitlenme kolesterolada sebep olur. Asit kandaki kalsiyumu kendine bağlar, kanda kalsiyum bulamazsa damarların iç duvarındaki kalsiyumu alır ve buradada bulamazsa kemiklerden kalsiyum alır. Alınan kalsiyum yerine kolesterol görev alır. Şayet sürekli azalan kalsiyum yerine kolesterol eklenirse damarlar sertleşir. Bu sertleşen damarlar mesela tansiyonun yükselmesi ile birlikte damarın iç duvarında çentikler (küçük yırtılmalar) görülür. Bu yırtıklarda kolesterolla yamanır ve sürekli damarlar sertleşir. Kemiklerde bir miktar kalsiyumun eksilmesi büyük bir problem olmayabilir ama kanın çok hafif asitlenmesi ölüm demektir.

    Kemo terapi gören ağır hastalarda aşırı hücre ölümü görülür, hücre ölümleri kandaki ürikasidi artırır. Bu nedenle eksilen kalsiyumu açil olarak damardan takviyeetmek gerekir.

    Fosforasitli içecekler (limonata) kandaki ve kemikteki kalsiyumu dışlar ve onun yerine geçer. Böylece kemik erimesi görülür.

    Romatizma bir asidoz hastalığıdır. Et ve peynir yiyenlerde aşırı oranda ürikasit görülür. Bunu asidik tuza çevirmek için aşırı oranda X-Elementleri (sodyum, potasyum, kalsiyum, flor, klor, magnesiyum vb..) gerekir. Ürikasiti Ürikasit kristallerine dönüştürerek depolanır. Böbrekler beli miktarda ürükasiti dışarı atar. Şayet protein alımı devam ederse veya çürük diş varsa (buda sürekli protein parçalanmasına neden olur) böbrekler bu kristalleri dışarı atamazsa, ürikasit tuzuna çevirerek depolar ve bu kristallerde dokuya batarak ağrı verir.

    Midenin zayıflaması veya iltihaplanması nedeniyle kaliteli veya yeterince sodyumbikarbonat üretemez. Buda vücutta asitlenmeyi önleyen en önemli faktör olan sodyumbikarbon yetersizliğine vede neticede asidoza sebep olur. Asidoz sonucu: Kalp ve kandolaşımı rahatsızlıkları, kabızlık, romatizma, gut hastalığı, şeker, yağ hazımsızlığı, kanser ve diğer iltihaplı bir çok hastalık ortaya çıkar.

    Et-, peynir ve etmamüleri vücudumuzdaki H+ (hidrojen) ve C+ (karbon) iyonlarının yükselmesine neden olur. Bunu nötüleştirmek için O2- (oksijen) iyonları gerekir ve O2- iyonlari ile birlikte H2CO3 (karbonikasit) ortaya çıkar. Buda H2O (su) idraryoları ile CO2 (karbondioksit) nefesyolları ile dışarı atılır. Aşırı et-, peynir ve etmamülleri ise H2CO3?nin aşırı yükselmesine sebep, buda kanın asitlenmesi demekdir ve bu büyük tehlikedir. Asitlenmeyi durdurmak için küçük beyin akçiğere O2- alımını yavaşlatmayı emreder, O2-alımının yavaşlaması ile birlikte beslenemeyen hücreler nedeniyle kişi hemen yorulur. Uyumakla yorğunluk geçmez, bu nedenle en fazla haftada iki gun et yenmelidir ve asla peynir yenmemelidir.

    Pankreas zafiyeti: Bir diğer faktör ise bilindiği gibi mide asidi olup onu pankreasın salğıladığı sodyumhidrojenkarbonat?la nöturleştirir. Şayet pankreas zafiyeti söz konusu ise o zamanda kandaki asit ? baz dengesi bozulabilir. Asit-baz denğesinin bozulmasi bir çok hastalığın ortaya çıkmasına sebeb olabilir. Bu hastalıkların başında hertürlü allerji, hertü iltahaplı (enfeksiyon) rahatsızlıkları, kronik yorğunluk, belfıtığı, kas ve eklem rahatsızlıkları, mide-bağırsak rahatsızlıkları ve yüksek tansiyona sebeb olabilir. Bu nedenle bazik ağırlıklı besinlerle beslenmek gerekir ve bunlarin basında sebze ve kepekli ekmek gelir.

    Yanlış beslenme sonucu bağırsaklarda pH-7 civarına (nötür) veya hafif üstüne çikarsa, buda besinmaddelerinin sindirimi sırasında ortaya çıkan amonyumu (NH4+) amonyaka (NH3) dönüşmesi demektir. Amonyak nötür, yani positif veya negatif yüklü olmadığından kolaylıkla hücrelere sızar ve buradan kana karışır. Kandaki amonyak biyojen aminler ve mikropların salğıladığı zehirli gazlar ve zehirli alkoller'de karaçiğer tarafından arıtılır. Bu ise karaciğeri aşırı yorar vede asli görevini yapamaz, yanıi enzimler salğılıyamaz hale gelir. Bu durumun uzun sürmesi bağırsakflorasının bozulmasına vede daha çok artık madde ortaya çıkması demektir ve bu şeytan üçğeni bozulmaz ise bir çok hastalığa neden olur. Amonyak hücreler için tehlikeli bir zehirdir, amonyum ise bağırsakmukazasını temizleyici özeliklere sahiptir.

    Mide-Bağırsak zafiyeti: Bir diğer önemli faktör ise mide aşırı katkı maddesi içeren besinler (konserveler, çikolata, keks vb.), soft içecekler (kola, fanta vb.), özeliklede dikkatsizce kulanılan kimyasal ilaçlar ve bunlarında en tehlikelisi olan ve bağırsak florasını ve mide mukazasını tahrip eden antibiyotiklerdir. Böylece zamanla çok kolay gastrit (mide iltihaplanması, midemukazası iltihaplanması ve bağırsak florasının bozulması ve iltihaplanması tabi azalan faydalı bakterilerin yerine MANTARLARIN yerleşmesi. Bunedenle Mide yeterince intrinsic fakrorü (sialinasitli glukoprotein) salğılıyamaz ve bağırsakalrdaki mantarlarda sürekli mikotoksinler (mantar zehirleri) üretir. Intrinsic faktorü B12-Vitamini, Folikasit, Methionin ve minerallerin bağırsaklar tarafından absorbe (emilme) edilmesini sağlar. Yani nasılki diabet hastaları için insulin ne kadar önemli ise besinlerin sindirilmesi içinde İntrinsic faktorüde o kadar önemlidir. İntrinsic faktorünün yetersizliği vitamin ve mineral yetersizliğine sebep olur. Neticede bir çok hastalık ortaya çıkar ve bunlardan bazıları: Allerji, derihastalıkları, sindirim organlarindaki rahatsızlıklar, vb hastalıklar ortaya çıkar. (Nhp 12.03.1722)

    Asidoz, hastalıkları tetikleyen sebeplerin başında gelir.Asidozu tetikleyen sebepler:
    a)Alkol: Kişi alkol içiyorsa karaciğer alkolü aside dönüştürür ve fazladan ortaya çıkan Asit Asidoza sebep olur.
    b)Hayvansal Besinler: Yağ içerir ve yağlar yağ asidine dönüşür, Yağ asitleri ise aside dönüşür ve bu fazladan ortaya çıkan asit asidoza sebep olur.
    c)Barsak Mantarları: Mantarların üretmiş olduğu toksik maddeler, özelikle de zehirli alkolleri karaciğer Aside dönüştürür.Fazladan ortaya çıkan Asit Asidoza sebep olur.Asidoz son 50 yılda Dünyada hızla yayıldı. Çünkü insanlar aşırı Kimyasal ilaç kullanıyorlar veya işlenmiş Gıda (Cips, Kola vs.) tüketiyorlar. Kimyasal ilaçlar ve işlenmiş gıdalar bağırsak florasını bozuyor, faydalı bakterileri yok ediyor ve çok tehlikeli bağırsak mantarlarının çoğalmasına sebep oluyor ve bu mantarların üretmiş olduğu toksik maddeler Asidoza sebep oluyor. Mantarların sebep olduğu Asidoz diğer faktörlere göre hemen hemen % 90’ını teşkil eder.
    Bütün Hastalıkların % 95’ini Asidoz tetikler, Çünkü Asidi nötürleştirmek için ;
    1- Kandaki Kalsiyum asitle reaksiyona girerek asidik-tuz oluşur.
    2- Şayet kanda Kalsiyum bulunamazsa damarların iç yüzeyindeki Endotel tabakasındaki kalsiyum emilerek asitle reaksiyona girer.Damarların iç yüzeyindeki kalsiyumun azalması Duvarda ki Tuğlanın sökülmesi gibidir.Eksilen Kalsiyumun yerine Kolesterol yaması yapılır.Bu yamada eksilen Tuğlanın yerine kağıt yapıştırmak gibidir.
    3- Kanda ve Endotel tabakada Kalsiyum bulunmazsa Kemikteki Kalsiyum asitle reaksiyona girerek bileşir ve kemikler zamanla incelerek Cam Kemik oluşur.
    4- Kan, Damar ve Kemiğin haricinde Hücre içerisinde Endoplazmik Retikulum da depolu bulunan Kalsiyumu asit mıknatıs gibi kendine çeker ve birleşerek asidik-tuz oluşur.İşte böylece kişide Obezite, Cilt Hastalıkları, Alerji, Şeker Hastalığı, Tansiyon, Kolesterol, Karaciğer Yağlanması, Bronşit, Astım, Romatizma, Miyom, Lipom, Kalp-Damar Rahatsızlıkları vb. bir çok hastalık ortaya çıkar.Barsak Mantarlarını yok etmedikce, asidozu önleyemezsiniz.Asidozu önlemdikce hastalıklardan kurtulamazsınız.Kalsiyum kaçağının bütün bu hastalıkları tetiklediğini Harvard Üni. Tıp Fakültesi Genetik Bilimler ve Kompleks Hastalıklar anabilim dalı başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ve ekibi bunu belgeldi.

    Karatay Diyeti aslında Hollywood Diyetinin (Protein Diyeti) geliştirilmiş halidir.Daha öncede Protein Diyetini Dr. Atkins, Dr. Dukan ve bir çoğu denediler ve geliştirdiler.Kişi aşırı et, peynir ve yumurta yerse aşırı oranda arahidon asit ortaya çıkar ve bu da asidoza sebep olur.Asidoz damar sertliği, ödem, kalp krizi, beyin kanaması, romatizma, kısırlık ve organlarda yağlanmaya sebep olur.Asidozlu ortamda bakteri virüs ve mantarlar hızla yayılır.Protein Diyeti bir saçmalıktır.Sağlıklı olan Peygamber Diyetidir.Peygamber Diyetinde kişi günde 2 öğün yer, az yer ve çok çiğner çok basit ve en sağlıklı metot budur.Fakat kişinin ilk zamanlar buna alışması biraz zaman alır.

    Bazı diyetisyenlerde nedense sürekli şu kadar et ve şu kadar peynir yenmeli diyorlar. Et, peynir ve mamülleri kanda asitlenmeye neden olduğu bu asidi nötürleştirmek içinse aşırı oksijen ve kalsiyum harcanmasına sebep olduğu tesbit edilmiştir. Oksijen yetersizliği halsizlik, dermansızlık ve immün sisteminde (bağışıklık sistemi) zafiyete neden olur. İmmün zafiyeti ise birçok hastalığa davetiye çıkarır. Bu nedenle beli bir yaştan sonra bu 35 olabilir çok az et ve et mamülleri tüketilmeli ve asla peynir yenmemelidir.(Nhp 10.06.1416)

    Tavuk Yumurta: Tavuk Yemi hazırlanmasında kullanılan Premix (Ön Karışım) Avrupa Ülkelerinden ithal edilmektedir.Premixin içeriğinde Östrojen (dişilik hormonu), antibiyotik ve beta karoten gibi katkı maddeleri var.Tavuk yemi hazırlanırken bir ton yeme bir kilogram premix katılır.Bu suni yemle beslenen tavukların eti ve yumurtasını hamile anneler, emzikli anneler, bebekler ve küçük çocuklar yerse cinsel organı normal gelişmez.Yetişkinler hormonlu tavuk ve yumurta yerse iktidarsızlık, prostat büyümesi ve prostat kanseri rizikosu oluşur.Tavuk ve yumurtanın nereden geldiğini bilmiyorsanız asla yemeyin, aksi halde telafisi imkansız durumlar ortaya çıkar.

    ÇİĞNEME: Her Lokma en az 30 defa çiğnenmeli, doğru ÇİĞNEME den yutulan besinler mide başta olmak üzere diğer organlara zarar verir.Hücre merkezlerinde bulunan mitokondirininleri soba veya mini atomsentraline benzetebiliriz.Sobaya kalitesiz kömürü doldurursanız duman içinde kalırsınız ve aşırı artık madde (kül, duman, is) ortaya çıkar.Çiğnenmeyen besinlerde kalitesiz kömür gibi hücreler, hücre araları, bağ dokuları ve bütün organlarda artık madde (curuf) yoğunlaşmasına sebep olur.Curuflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.Az çiğneme sonuçu ortaya çıkan aşırı asidoz ve cürufu atmak için toplar damarlar, lenf kanaları, böbrekler ve akciğerler sürekli çok çalışmaktan artık arıtmaz hala gelirler.Belediyenin fen işleri gibi çalışan lenf sistemi mikropları yok edeceğine mikrop üretir hale gelir.Yıllar önce İstanbul Belediye Başkanı Nurettin Sözen'di ve onun zamanında İstanbul çöplüğe dönmüştü.Kapalı çarşı ve Emin önünde iş yeri sahipleri birbiri ile kavga yapıyorlardı benim iş yerimin önüne çöp atmayın diye ve Turistler ağızlarını tıkayarak ''Oh My God'' diye bağırarak kaçıyorlardı.Lenf sistemi de aynı Belediyenin Fen işleri gibi günde 3 litre ölü hücre, ölü bakteri, protein artıkları, yanmamış yağlar vb artık maddeler ile birlikte fazla kirli sıvıyı (yoğun olarak su) toplar.Lenf sistemine aşırı yükleme olursa mikropları yok edeceğine mikrop üreten merkez olur.Böbrekler sürekli kan temizlerken kan aşırı kirli olursa böbrekler yorulur ve yavaş yavaş kronik böbrek yetmezliği başlar, aşırı kirlenene kanı akçiğer arıtmazsa bronşit, astım ve nefes darlığını tetikler.Sürekli vücutta cüruf (artık madde, ölü hücreler, mikroplar vs) oranının yüksek olması kist, miyom, lipom, nodül, damarlarda yağlanma daralma sonucu beyin, kalp, pankreas, karaciğer vb., organlarda yağlanma sonucu bir mikroplar için ideal bir cüruf (bataklık) oluşur ve kişi çok kolay hastalanır ve kolay kolay iyileşemez.Gökçek İksir, Aloevera jel, damar çayı ve enfeksiyon çayı ile vücutta ki cürufu arıtmak mümkündür, fakat yeniden cüruf olşmaması için mutlaka çok çiğnemek gerekir.

    Bir araştırmaya gönüllü olarak katılan bir grup insana yemeleri için kek verildi ve 15 defa çiğnemeleri söylendi ve aynı kişilere tekrar kek verildi ve bu kez 40 defa çiğnemeleri söylendi.40 defa çiğnediklerinde % 12 daha az kalori aldıkları izlendi.Sakız çiğnemenin yemek çiğnemekle ilgisi ve faydası yoktur.Harbinli Doktorlar 16 orta kilolu ve 14 şişman üzerinde yaptıkları araştırmalarda obez olanlarla normal kiloda olanların aynı hızla lokmaları çiğnedikleri, fakat obezlerin lokmaları daha çabuk yuttukları tespit edilmiştir.İlim adamlarının yaptığı araştırmalarda çok çiğneyerek beslenenlerin beyinin de tokluk hissi uyandıran ghrelin hormonun erken salgıladığını ve hızlı yemek yiyenlerde tokluk hissi veren hormon yerine açlık hissi veren grelinin harmonu çok yavaş azaldığı gözlenmiştir.Bundan anlaşılması gerekende çok çiğneyince kişi bir tabak yemek yiyince doyuyorsa hızlı yemek yediğinde 4 tabak yemekte ancak doyabilir.Kişi fazla yemek yiyince sindirim organlar, böbrekler, damarlar, lenf sistemi yani kısaca bütün organlarda cüruf oranı çoğalır.Artan cürufu atmak zorlaştıkca hastalıklarda ağırlaşır.Basit bir örnek verecek olursak Muftakta bulaşık yıkamanız gerekiyor, bulaşıkları yıkamadan önce bulaşık artıklarını çöpe dökmeniz gerekir, aksi taktirde iri yiyecek artıkları gideri tıkar.Kişi hızlı yemek yerse proteinler küçük molekülü aminoasitlere dönüşeceğine küçük proteinlere dönüşür, metabolik değişimler sırasında çok artık madde ortaya çıkar.Bu da vücutta cürufun yoğunlaşması demektir.Eskiden köyde Taş değirmen vardı, değirmen takriben 800-1000 kg olup tepsi gibi yuvarlak ve ortasında 15-20 cm çapında bir deli var ve bu deliğe yukarıdaki hazneden bir oluk vasıtası ile yavaş yavaş az miktarda buğday akar ve buğday un haline gelir. Şayet, değirmene olması gerek den fazla buğday akarsa un yerine elinize küspe geçer.İşte doğru çiğnenmeyen besinde sindirim sisteminde büyük felaketlere sebep olur.Aynı şekilde kahve değirmeninde misk cevizi (Küçük Hindistan Cevizi) öğütmeye kalkarsanız, değirmeni kırarsınız.

    Doğalilaçlarla asidoz, yani kanın asitlenmesi tedavi edilebilir. Bunların başında
    1-) Gökçek İksiri
    2-) Gökçek Tonik
    3-) Bazik Tuz gelir, fakat bu kalıcı bir tedavi değildir, sadece geçici olarak asidi düşürür.
    Kalıcı tedavi sadece Gökçek İksiri ve Gökçek Tonik ile mümkündür. Su alırken asitli su veya içecek (cola, fanta, gasoz) vede özelikle siyah çay asla içilmemelidir. Özelikle içme sularına karbonikasit (gazlı içeceklerin hepisinde mevcuttur.) katılmaktadır, bu ise sağlıklı değildir. Bunedenle naturel su içilmeli vede birleşiminde hidrojenkarbonat olanlar tercihedilmelidir.

    2-) Asit-baz dengesini en iyi ZYE preparatları veya Gökçek İksiri dengelemede yardımcı olabilir. Bu asidoz?a doğru yönelen pH-değerini normala çevirir vede hertürlü mikrobu (bakteri, mantar, virus ve parazitler,) zararsız halle getirir. Ayrıca aradoku ve muhazadaki (sümüksü iç deri; mide mukazası, bağırsak mukazası gibi) artık maddelerin dışarı atılmasını sağlar ve lenf bezelerini çalıştırır (nezleye bak). Ayrıca stres, aşırı çalışma temposuda vücudun asitlenmesine neden olur ve bu nedenle psikolojik rahatlama (izin yaprak veya meditasyonla) gereklidir.

    3-) Pankreas zafiyeti nedeniyle Pankreasın yeterince bikarbont (H CO3-) salğılayaması sonucu ortaya çıkan asidoza karşı karbonat hapı (sodyumhidrojenkarbonat = Na HCO3) alınır, fakat bu kalıcı bir tedavi metodu değildir. Mutlak suretle mide ve bağırsakaların regenerasyonu gerekir. Buda anacak ve ancak Gökçek İksiri ile mümkündür.


    Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

  • #2
    AĞRILAR

    Kronik Ağrı nedir?
    Akut ağrı vücuttaki herhangi bir rahatsızlığı beyine iletirken, kronik ağrıda ise beynin konturolu dışında kendiliğinden oluşur. Sinir hücreleri ağrı olmayan yerden ağrı sinyalleri gönderebilir. Almanyada 10 milyon ağır ve sürekli ağrı çeken insanın olduğu Sağlık Bakanlığınca bildirilmektedir.

    Akut ve kronik ağrı olmak üzere ağrı ikiye ayrıldığı gibi
    Ağrı türlerine görede 3 ayrı grüpta ağrı vardır.
    1-) Çevre Ağrı: Sinir sisteminin verdiği ağrı (trigeminusneuralgie)
    2-) Merkez Ağrı: Sürekli ağrı, beyin kanamasından sonra öreneğin
    3-) Yankılı Ağrı: Burada içerideki herhangi bir organdaki problemin deri üzerinde yansıması olarak görülür.

    Kronik Ağrı nasıl oluşur?
    Sinir hücreleri beyine sürekli ağrı sinyalleri göndererek metabolizmayı değiştirir. Sinir hücresi sürekli uarı gönderirken beyinde gereki uyarıyı artık yapamaz. Bunedenlede hücre tepki alamadığından sinyal gönderme merkezi oluşturur. Bu hattalı sinyali göndermeyi durdurmak ve ağrı göndermeyi durdurmak gerekir.

    Kronik ağrı nasıl anlaşılır?
    Ağrının sürekliliği ve eğer ağrının şekli değişir kendi kendine bağımsız hareket etmeye başlarsa o zman kronik ağrıdan bahsedilir. Bu kronik ağrı 3-6 ay gibi bir zaman sürerse o zaman kronik ağrı oluşur. Ağrının temel ortaya çıkışı gibi olmaz veya sürekli devam eder.

    Kronik ağrı türleri:
    Belağrısı: Belfıtığı veya sinir köklerinin sıkışması gibi
    Başağrısı: Migren veya gerginlik başağarısı gibi
    Romatizmalı ağrılar: Artirit, fibromiyalji
    Nevralji: yüz felçi, zona hastalığı gibi
    Ur ağrıları: Beyin uru, kemik urları gibi
    Deformasyon ağrıları: Artroz, osteoporoz gibi
    Fantom ağrısı: Aputasyon gibi

    Kronik ağrı nasıl teşhisedilir?
    Kronik ağrısı olanların % 60?ı doktor tedavisi görmektedir. Kronik Ağrı kişiden kişiye ve ağrının türüne göre farklılıklar gösterir ve bazen teşhisi oldukca detaylı bir araştırma sonucu ancak anlaşılabilir. Kronik ağrının tedavisi çok zahmetli zaman alabir iştir.
    Ağrının teşhisi için
    Vücutdu muayene
    Sinirsel muayene
    Ortopedik araşırma
    Gerekli olursa beyin tomografisi ve kalp EEG?si gerkli olabilir.
    Aidozun teşhisi

    Kronik ağrılar nasıl tedavi edilebilir?
    Kronik ağrı rahatsızlıkları olan hastaların, çok yönlü olarak sebebi araştırılmalıdır ve hastalığa hangi faktörlerin etki yaptığı vede hangi tür bir kombinasyonlarla tedaviedilebileceği araştırılamalıdır. Kronik ağrının vücut üzerinde yaptığı fiziki ve psikolojik etkileri vede kişinin sosyal çevresi araştırılmalıdır. Kronik ağrılara karşı sürekli ilaçlar kulanılır ve bu ilaçlar rahatsızlığın ağırlığına karşı 4 katogoride elealınır.

    1. Devre: hafif ağrılarda antiromatikalar
    2. Derve: Orta derecedeki ve ağır ağrılara karşı Opiodlar
    3. Devre: Ağır ve çok ağrı ağrılara karşı Opiodlar kulanılır.
    4. Kalıcı tedavi doğru beslenme ve Gökçek İksiri ile mümkündür, diğer tedavi metotları ile tedavi mümkün değildir.
    Bazı ağrı tiplerinde ayrıca krampları çözücü ilaçlar. Antidepresanlar kulanılması gerekebilir, yani hastaya göre tedavi şeklide değişebilir.

    Diğer Tedavi Yöntemeleri:
    Akupunktur
    Jimnastik hareketleri yapılarak kaslarda raahtlaam sağlaanbilir.
    Otojenik Meditasyon
    Hareket Tedavisi gib
    Özel ilaçlarla sinirleri frenler

    Ağrının yaşam tarzını değiştirme, beslenme tarzını değiştirme, işyerini değiştirme gibi tetbirlerde ağrıyı azaltabilir. Bazı ağrılarda anacak ve ancak hastanede yapılacak müdahalelerle ağrılar azaltılabilir.

    Muayenede hangi hattalar yapılmaktadır?
    Almanyada hastaların % 40?ı yani 4 milyon kronik ağrı rahatsızlı olan hastaların rahatsızlıkları doğru teşhis edilmemekte ve uzman olmayan doktorlar tarafından yanlış tesşhisler konmakta ve tedavi olmamaktadır.

    ASİDOZ: Her türlü ağrının asıl oluş sebebi doğru araştırılmalıdır. Evet doğru teşhis herşeyden önce tedavi için en önmeli unsurdur. Ağıların sebebi ASİDOAZ?dur. Evet şimdiye kadar bu konuda okuduklarınız klasik bilgilerdir. Şimdi ise bu tür ağrıların tek bir sebebi vardır, oda ASİDOZ?dur diyorum. Neden ? Sürekli tartışılmaktadır, sırt, bel, omuz, baş, eklem ve yumşak doku ağrıları gibi ağrılara sebep olarak birçok neden sayılmaktdır? Asıl sebep asidozdur.

    ÖLÜMCÜL ASİDOZ: Ölümcül asidozun laboraturlarda teşhisi oldukca zordur. Bu nedenlede doku asidozu ile teşhis önemini kaybeder. Hücrelerin nefes alamsı ve eneji dönüşümü sonucu sürekli asit oluşur. Bu asit akçiğer?den karbondioksit (CO2) ve böbreklerden su olarak dışarı atılır. Fakat sürekli asit artırıcı besinlerle (et, peynir ve mamülleri) beslenmeden dolayı dokularda asit oranı yükselirken baz (alkali) oranı düşer.

    CURUF: Eklem araları ve bağ dokularına depolanan asit, kemik, diş ve kıkırdaklardaki minerallerle birleşerek nötürleşir ve ortaya asidik baz (asidik tuz, curuf), yani curuf oluşur. Çoğalan curufu temizlemek imkansızdır. Ve hatta asit oranı aşırı çoğalırsa bir kısmıda eklem araları ve bağ dokularında asit olarakta depolanır.

    ASİT-BAZ DENGESİ: Asit-baz dengesi hücreler arasındaki sıvıyı etkiler. Protein-Şeker ana molekülü (proleoglykan) su moleküllerini kendine bağlar. Şayet dokularda aşırı asitlenme olursa hücreler arasındaki su oranı azalır. Buda vücudun kuruması demektir. Dokulardaki kuruma bağ dokularının elastizitesini ve iskeletin hareketliliğini azaltır.

    AĞRILAR: Sırt-, bel-, omuz-, baş-, yumşak-, doku-, sinir-, ve eklem ağrısı vede iltihapalar bazik tuzla iyileştirilebilir. Fakat bu geçici bir iyileşmedir. Asıl iyileşme başta bağırsaklar, bağ dokuları, dokular ve eklemlerdeki curufun temizlenmesi ile mümkündür. Buda Gökçek İksiri ile ve doğru beslenme ile mükündür.

    Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

    Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

    Yorum yap


    • #3
      Asit baz dengesi, asit–baz denge bozuklukları ve tedavi yaklaşımları

      ASİT–BAZ DENGE BOZUKLUKLARI ve TEDAVİ YAKLAŞIMLARI

      Prof.Dr. Neval Duman


      Asit-baz dengesi ,vücut sıvılarının hidrojen iyonu(H+) konsantrasyonu dengesidir.Vücut sıvılarında çok az miktarda H+ iyonu bulunmasına rağmen;konsantrasyonundaki çok küçük değişiklikler bile enzimatik reaksiyonları ve fizyolojik olayları etkiler.Sağlıklı insanda kanda 36-40 nanomol/L hidrojen iyonu bulunur.

      Ph Kavramı
      Bir solüsyondaki hidrojen iyonu konsantrasyonunun negatif logaritmasıdır.pH 7.40 düzeyi hidrojen iyonu konsantrasyonunun yaklaşık 40 nmol/L olduğunu gösterir ve bu fizyolojik pH dır.Normal arter kanında pH 7.35 ile 7.45 arasında değişir.Venöz kanda ise pH 0.03-0.05 daha düşüktür.pH ile HCO3 ve pCO2 değerleri arasında matematiksel bir ilişki vardır. Asit Baz bozukluğu bunların bir veya ikisinin değişimi ile oluşur.
      (HCO3 -)
      pH = Sabit Değer ´
      pCO2

      Asit-Baz Dengesinin sağlanması
      Hücresel metabolik olaylar sonucunda, vücutta sürekli olarak asit özellikte maddeler oluşmaktadır.Bu asit maddeler 2 ana guruba ayrılır:
      1-Volatil(Uçucu) asitler:
      Karbondioksite dönüşebilen asitlerdir.Karbonhidrat ve yağların yanması sonucunda ortaya çıkan CO2 eritrositler tarafından tamponlanır ve akciğerlere taşınarak solunum ile atılır.
      2-Nonvolatil(Uçucu özelliği olmayan)asitler:
      Karbon dioksite dönüşemeyen asitlerdir Aminoasitler , fosfolipit ve fosfoproteinler , nükleoproteinlerin yıkılması,aminoasitler,karbonhidrat ve yağ asitlerinin inkomplet yanması ile oluşurlar.
      Metabolik işlevler sonucu sürekli H+ oluştuğu halde, vucut sıvılarında pH 7.35-7.45 gibi çok dar sınırlar arasında tutulur.Bunu sağlayan başlıca 3 mekanizma vardır.
      1-Kimyasal Tampon Sistemi
      2-Akciğerler yoluyla CO2 atılımının kontrolu
      3-Böbreklerden amonyak üretimi ile serbest H+ atılımının sağlanması;bikarbonatın reabsobsiyonu ve regenerasyonu
      Kimyasal tampon Sistemi:
      Tampon maddeler ,hidrojen iyonu vererek veya ortamdan hidroksil iyonu alarak pH değişikliklerini önler.Önemli olan fizyolojik tamponlar karbonik asit(H2CO3) ve bikarbonat(HCO3) ile monobazik sodyum fosfat(NaH2PO4) ve dibazik sodyum fosfat(Na2HPO4), proteinler ve alkali tuzlardır.
      Vücutta faaliyet gösteren tampon sistemler hücre dışı ve hücre içi alanlarda etkisini gösterir.
      Hücre dışı alanda etkisini gösteren tamponlar:
      1-Bikarbonat / Karbonik asit tampon sistemi
      2-Monobazik sodyum fosfat / Dibazik sodyum fosfat
      3-Protein H+/Proteinat
      4-Organik asitler / Organik asit tuzlar

      Hücre içi alanda etkisini gösteren tamponlar:
      1- Böbrek tubulus hücresi ve eritrosit içi NaH2PO4/ Na2HPO4 sistemi
      2- Dokulardaki protein tampon sistemi
      3-Eritrositlerdeki Hemoglobin H+/Hemoglobinat tampon sistemi

      Arteryal pH, temel tampon sistemini oluşturan HCO3 ve pCO2 arasındaki denge tarafından belirlenir.Bikarbonat miktarı böbrekler tarafından belirlenirken; Akciğerlerde , kanda erimiş şekilde bulunan karbodioksit miktarını düzenlerler.
      Plazma HCO3 düzeyinde azalma veya CO2 ‘de artma asidoz, HCO3- düzeyinde artma veya CO2 ‘de azalma alkaloz olarak ortaya çıkar.
      Primer olarak serum bikarbonat düzeyinde azalma varsa metabolik asidoz söz konusudur. Bu durumda, kompansatris olarak alveoler ventilasyonda artış olur ve plazma CO2 düzeyi düşer. Bu kompansasyon sayesinde kan pH’sı normal düzeye yaklaştırılır. Fakat hiçbir zaman normal düzeye getirilemez.
      Primer olarak serum bikarbonat düzeyinde artış varsa metabolik alkaloz söz konusudur. Bu durumda, kompansatris olarak alveoler ventilasyonda azalma olur ve plazma CO2 düzeyi artar. Bu kompansasyon sayesinde kan pH’sı normal düzeye yaklaştırılır. Fakat yine hiçbir zaman normal düzeye getirilemez.
      Primer olarak kan CO2 düzeyinde artış olursa respiratuar asidoz söz konusudur. Bu durum 48-72 saatten daha uzun sürerse (kronik respiratuar asidoz), kompansatris olarak böbreklerde bikarbonat sentezi artar ve kan pH’sı normal düzeye yaklaştırılır. Fakat normale getirilemez.
      Primer olarak kan CO2 düzeyinde azalma olursa respiratuar alkaloz söz konusudur. Bu durum 48-72 saatten daha uzun sürerse (kronik respiratuar alkaloz), kompansatris olarak böbreklerde bikarbonat sentezi azalır ve kan pH’sı normal düzeye yaklaştırılır. Bazen normal düzeye erişebilir.
      Basit asit-baz bozukluklarındaki özellikler aşağıda özetlenmiştir: (Tablo-I)

      Bozukluk pH H Primer Değişiklik Kompansatuvar Yanıt

      Metabolik Asidoz ↓ ↑ ↓ ( HCO3 ) ↓ pCO2

      Respiratuvar Asidoz ↓ ↑ ↑ pCO2 ↑ ( HCO3 )

      Metabolik Alkaloz ↑ ↓ ↑ ( HCO3 ) ↑ pCO2

      Respiratuvar Alkaloz ↑ ↓ ↓ pCO2 ↓ ( HCO3 )



      METABOLİK ASİDOZ
      Primer bozukluğun serum bikarbonat düzeyindeki azalmaya bağlı olduğu asidoz tipine Metabolik Asidoz adı verilir.

      Metabolik asidoz sebepleri:
      1- Egzojen ve endojen asid yük artışına yol açan nedenler:
      · Akut ve kronik böbrek yetmezliği
      · Ketoasidoz
      - Diyabetik ketoasidoz
      - Alkolik ketoasidoz
      - Açlık ketoasidozu
      · Laktik asidoz
      · İntoksikasyonlar
      - Etilen glikol
      - Metanol
      - Salisilat
      Bu grup asidozlarda anyon açıklığı (anyon gap) artmıştır.



      2- Bikarbonat kaybına yol açan nedenler:
      · Gastroentestinal bikarbonat kaybı
      - Diyare
      - Eksternal fistüller
      · Renal bikarbonat kaybı
      - Renal tübüler asidoz
      § Proksimal tip RTA (Tip 2)
      § Distal tip RTA (Tip 1)
      § Tip 4 RTA
      ● Ureterokolostomiler
      Bu grup asidozlarda anyon açıklığı normaldir.

      Metabolik asidozların ayırıcı tanısında ve tedavinin yönlendirilmesinde anyon açığı (anyon gap) kavramı önemli yer tutar.
      Plazmadaki protein, sülfat, fosfat, organik asit gibi anyonlar rutinde ölçülmezler. Normalde plazmadaki anyonların toplamı ile katyonların toplamı her zaman birbirlerine eşit oldukları halde; plazmada rutin olarak ölçülebilen katyonlar ile ölçülebilen anyonlar arsında bir fark vardır. Buna anyon açığı (anion gap) denir.
      Anyon Açığı=[Na+] – [Cl- + HCO3-]
      Normalde anyon açığı 8-16 nEq/L’dir.

      Metabolik asidozda klinik bulgular:

      Metabolik asidozun sistem üzerine 3 önemli etkisi vardır:
      1-Kardiyovasküler Sistem Etkileri:
      Asidoz periferik vazodilatasyona yol açar.Bu nedenle cilt sıcaktır. Aşırı vazodilatasyona bağlı bağlı hipotansiyon ve ciddi durumlarda şok tablosuna eğilim olur. Negatif inotrop etki nedeniyle kardiyak depresyon sonucu kalp yetmezliği riski artar.Paradoks olarak ,hastaların santral ve pulmoner venlerinde konstriksiyon vardır,bu nedenle sıvı replasmanı kolaylıkla akut akciğer ödemi tablosuna yol açabilir. Ciddi asidozda hiperpotasemiye bağlı EKG değişiklikleri ve ventriküler aritmiler gelişebilir.
      2-Solunum sistemi Etkileri:
      Metabolik asidozda sıklıkla karşılaşılan bulgu ; solunum derinliğinin ve sıklığının artmasıdır (kussmaul solunumu). Bunun nedeni kan pH’sındaki düşmenin ,solunum merkezini uyarması ve bu uyarı etkisiyle pCO2 azaltılarak pH’nın dengelenmeye çalışılmasıdır (akciğer kompansasyonu).
      3-Santral Sinir Sistemi Etkileri:
      Santral sinir sistemi etkilerinde, letarji ve hafif stupordan komaya kadar giden şuur bozuklukları olabilir. Ayrıca asidoz derinleştikçe bulantı ve kusma tabloya eklenir.

      Metabolik asidozlu hastaya yaklaşım:
      Öykü ve fizik muayene ile elde edilen bazı pozitif bulgular asid-baz denge bozukluğundan şüphelenmeyi sağlayabilir. Metabolik asidoza yol açabilecek diyabet, böbrek hastalığı, alkolizm veya eksternal asit yük oluşturabilecek toksik madde alımı gibi hastalıkların sorgulanması ve fizik muayenede bu patolojilere uygun bulguların saptanması önemlidir.
      Hastanın anemnezi ve fizik muayene bulgularına göre ne tür asit-baz bozukluğu olabileceği düşünülmeli ve daha sonra laboratuar bulguları ile tanı kesinleştirilmelidir.
      Anamnezi ve fizik muayene bulguları bilinmeyen bir hastada, sadece laboratuar bulgularına bakılarak asit-baz bozukluğu ile ilgili bir tanı konulmamalıdır. Bu davranış bizi yanlış tanılara yöneltebilir.
      Asit-baz dengesi ile ilgili değerlendirmeler klinik uygulamada radial, brakial veya femoral arterlerden alınan arteryal kan gazı örneklerinde pH, pCO2 ve HCO3 ölçümlerine göre yapılır.Normal koşullarda arteryal kan pH’sı 7.35- 7.45, parsiyel karbondioksit basıncı (pCO2) 36-44mm Hg, HCO3_ konsantrasyonu 22-26 mEq /L arasında değişir.
      Metabolik olaylarda respiratuar, respiratuar olaylarda ise metabolik kompansasyon ile pH değişiklerinin zararlı etkileri en aza indirilmeye çalışılır. Eğer bir asit-baz bozukluğunda bikarbonat, pCO2 değişkenlerinden birisinde değişiklik gelişiyor ve buna karşın gelişen kompansasyon derecesi normal sınırlarda kalıyorsa basit asit-baz bozukluğu; kompansasyon mekanizmaları normal işlemiyorsa mikst veya komplike asit-baz bozukluğu söz konusudur.

      Eğer herhangi şekilde (klinik ya da laboratuar) asit-baz bozukluğunda şüphenelinirse;

      1. Asit-baz denge bozukluğunun tipi tanımlanmalıdır: pH < 7.35 Asidoz, pH>7.45 Alkaloz,
      2. Denge bozukluğunun metabolik mi yoksa respiratuar mı olduğu saptanmalıdır (Tablo-I).
      3. Bozukluğun basit ya da komplike olup olmadığı ortaya konulmalıdır.
      4. Metabolik asidoz sözkonusu ise anyon açığı saptanmalıdır. Anyon açığı rutin kan biyokimyası ile ölçülebilen katyonlar ile anyonlar arasındaki farkı tanımlamak için kullanılmaktadır. Anyon açığı= Na – (HCO3 +Cl) Normalde anyon açığı 8-16 mEq arası olarak kabul edilir.
      5. Asit-baz dengesi bozukluğuna neden olan sebep araştırılmalıdır.
      6. Uygun tedavi planı çizilmelidir.

      İdrar analizi de böbrek hastalığı (hematüri, proteinüri , vb.) ve ketoasidoz (ketonüri,glokozüri) hakkında bilgi verebilir. Asidoz saptanan hastada BUN , Creatinin, glikoz, serum laktat, keton ve salisilat düzeylerinin ve ozmolaritenin belirlenmesi ayırıcı tanıda yardımcı olur.
      Asidozun kendisi hiperpotasemiye neden olur. Asidotik bir hastada eğer hipopotasemi var ise diyare ya da ozmotik diürez gibi hem hipopotasemi, hem de asidoz yapabilecek bir neden akla getirilmelidir.

      Metabolik Asidoz Tedavisi:

      Metabolik Asidoz tedavisinde temel yaklaşım:
      1-Asidoza yol açan nedenlerin kontrolü ve tedavisinin planlanması,
      2-Alkali Tedavisine ihtiyacın olup ,olmadığının araştırılması
      3-Gerekli ise uygun ve kontrollu alkali replasmanının yapılması
      Alkali tedavi (Bikarbonat tedavisi) kararını ; pH ve Serum HCO3 değerleri kadar hastanın hemodinamik durumu ve organ disfonksiyonlarıda belirler.
      Akut Metabolik Asidozda genellikle pH 7.10’un altında ise tabloya ciddi hemodinamik sorunlar eklendiğinden alkali tedavi gereklidir.pH 7.10- 7.20 arasında ise , bikarbonat tedavi kararı hastanın klinik durumu değerlendirilerek yapılır. pH 7.20 ‘nin üzerinde ise genellikle bikarbonat tedavisine ihtiyaç yoktur.Primer nedeni tedavi etmek yeterlidir.
      HCO3 açığı hesaplanırken,dağılım katsayısı olarak genellikle 0.5 kullanılır.

      HCO3 açığının hesaplanması:HCO3 Açığı = 0.5 × Vücut Ağırlığı × (İstenen HCO3 değeri – Ölçülen HCO3 değeri )

      Genellikle ilk 6-8 saatte ihtiyacın %50’sinden fazlası replase edilmez.Bikarbonat tedavisi sırasında 2-4 saatlik aralarla kan gazları analizi yapılarak hasta yakın izlenmelidir.


      Bikarbonat tedavisi sırasında hipernatremi,hipervolemi,hiperkapni,hipokalemi ve akut alkaloz gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir.

      METABOLİK ALKALOZ

      Primer bozukluğun serum bikarbonat düzeyindeki artma olduğu alkaloz tipine metabolik alkaloz adı verilir. Serum HCO3- düzeyinde artma olduğu zaman kompanzasyon amacıyla alveoler ventilasyon azalır ve pCO2 artar. Klinikte metabolik alkaloz en sık olarak mide sıvısı kayıpları, aşırı diüretik kullanımı ve çeşitli nedenlerle mineralokortikoid aktivitenin arttığı durumlarda görülür. Metabolik alkalozlarda her zaman alkalozu başlatan bir pataloji vardır ve bazı renal mekanizmalarda bu alkalozu sürdürür.
      Metabolik alkaloz nedenleri:
      Metabolik Alkalozun 3 temel patofizyolojik nedeni vardır:

      1. Aşırı Egzojen bikarbonat alımı
      § Akut alkali verilmesi: Bikarbonat, asetat, laktat, sitrat
      § Süt-alkali sendromu
      2. Hücre dışı volüm azlığı, potasyum eksikliği ve sekonder hiperreninemik hiperaldosteronizm
      § Gastrointestinal nedenler: Kusma, gastrik aspirasyon, villoz adenom
      § Renal nedenler: Diüretik kullanımı, posthiperkapni, Barttler sendromu, potasyum ve magnezyum eksikliği
      3. Hücre dışı volüm genişlemesi, potasyum eksikliği ve mineralokortikoyit aktivitede artma
      § Yüksek reninle birlikte olanlar: Renin salan tümörler, Renal arter darlığı, Malign hipertansiyon
      § Düşük reninle birlikte olanlar: Primer hiperaldosteronizm, Cushing sendromu, Adrenal enzim eksiklikleri, Meyan kökü, Liddle sendromu

      Metabolik Alkalozda Klinik Bulgular:

      Metabolik alkalozlu hastalar çoğu kez asemptomatiktir.Volüm eksikliğine bağlı bulgular ve hipopotasemiye bağlı kas güçsüzlüğü ve hiporefleksi bulantı,kusma ve iştahsızlık görülebilir.
      Alkalozda iyonize kalsiyumun proteinlere bağlanmasının artması nedeni ile parestezi, karpopedal spazm, kas krampları gelişebilir.
      Ciddi metabolik alkalozda, letarji, konfüzyon, konvülzyon ve koma gelişebilir. Kardiyak debi azalır,supraventriküler ve ventriküler aritmiler görülebilir.Ciddi metabolik alkaloz solunum merkezini baskılar hipoventilasyona sebeb olabilir.
      Alkaloza eşlik eden hipopotasemiye bağlı olarak GFR’de azalma ve idrarın konsantrasyon yeteneğinde bozulma gözlenir.

      Metabolik Alkalozda Klinik Tanı
      Öyküde gastrointestinal sistamden olası kayıblar,transfüzyon ve hiperalimantasyon yapılıp yapılmadığı ortaya konmalı; diüretik, meyankökü kullanımı sorgulanmalıdır.Hastanın volum durumu değerlendirilmelidir.
      Ayrıca tanı için arteryal kan gazları ve serum elektrolitleri ölçümü gerekir.
      Metabolik alkalozlar a- Volüm azlığı (klorüre cevaplı)
      b- Volüm fazlalığı (klorüre dirençli) olanlar olmak üzere iki gurubta değerlendirilir. İdrar Klorür konsantrasyonu tayin edilerek ne tür bir alkaloz olduğu saptanır.
      Klorüre cevaplı metabolik alkalozlarda idrar klorür düzeyi her zaman 20 mEq/L’nin altında iken,klorüre dirençli metabolik alkalozlarda 20 mEq/L ‘nin üzerindedir.

      Metabolik Alkaloz Tedavisi
      Metabolik alkalozun tedavisinde temel amaç Bikarbonat üretimini arttıran ve artmış bikarbonatın sürekliliğini sağlayan nedenlerin düzeltilmesidir.
      Hafif Alkaloz ( pH= 7.40-7.50) genellikle iyi tolere edilir ve tedavi gerektirmez.Ciddi Alkaloz (pH > 7.60) veya kardiak,pulmoner ve nöromuskuler sistem bulgularının varlığı acil tedavi gerektirir.
      Metabolik Alkaloz tedavisi serum fizyolojik tedavisine yanıta göre iki ayrı gurubta değerlendirilmelidir.
      Serum Fizyolojik Tedavisine duyarlı Metabolik Alkaloz:
      Tedavide ekstrasellüler volüm açığını yerine koymak amacı ile serum fizyolojik ve potasyum klorür replasmanı yapılır.Bu tedaviyle böbreklerde hızla bikarbonatürik yanıtın gelişmesi alkalozun düzelmesini sağlar.Ciddi volüm yükü bulunan kalb yetmezlikli veya yoğun bakımda izlenen hastalarda serum fizyolojik verilmesi sakıncalı ise Asetozolamid
      (3-4 ´ 250-500 mg/gün) veya HCl verilebilir. 0.1 mol/L lik HCl, santral venden izotonik içinde infüze edilir.
      Serum Fizyolojik Tedavisine dirençli Metabolik Alkaloz:
      Tedavide aldosteron salgısını arttıran primer neden ortadan kaldırılmaya çalışılır.Eğer bu sağlanamıyorsa renin-anjiotensin sistem aktivitesinin azaltılması (ACE inhibitörleri ,spironolakton ) denenebilir.

      RESPİRATUAR ASİDOZ
      Respiratuar asidoz ,alveolar hipoventilasyon durumunda ortaya çıkan bir tablodur. Hipoventilasyon ile kan pCO2 düzeyi hızla yükselir, çünkü normalde doku düzeyinde karbon dioksit üretimi çok hızlıdır.
      Akut olarak ortaya çıkan bir respiratuar bozuklukta renal kompansasyon hemen sağlanamayacağı için, serum HCO3- düzeyi değişmez(akut respiratuar asidoz). Respiratuar bozukluk 24-72 saati geçecek olursa kompansasyon amacıyla böbreklerde HCO3- sentezi artar ve serum HCO3- düzeyi yükselir(kronik respiratuar asidoz).
      pCO2 ve pH daki değişiklikler arasındaki ilişki, akut ve kronik solunum bozukluklarının ayırımında yardımcı olur.Akut Respiratuar Asidozda pCO2 de 40mmHg’nin üzerinde her 10 mmHg artış için pH 0.08, kronik Respiratuar Asidozda ise 0.03 azalır.

      A- Akut Respiratuar Asidoz Nedenleri
      1. Solunum merkezinin inhibisyonu
      İlaçlar: Barbitüratlar,hipnotikler, trankizilanlar, narkotikler
      Kronik hiperkapnide oksijen tedavisi
      Uyku-apne sendromu
      İntraknial basınç artışı: İnfeksiyon, kanama veya tümörler
      Kardiyak arrest
      2. Göğüs duvarının ve solunum kaslarını hastalıkları
      Nörolojik hastalıklar: Miyastenia gravis krizi, Gullian-Barre sendromu
      Kas ve iskelet bozuklukları: Travma, fraktürler
      İlaçlar ve toksinler: Aminoglikozidler, süksinilkolin, organik fosfor bileşikleri
      3. Havayolu ostrüksiyonu
      Laringospazm
      Astma/bronkospazm
      Aspirasyon/mekanik ostrüksiyon
      4. Alveolar gaz değişimini bozulması
      Akut akciğer ödemi
      Erişkinin sıkıntılı solunum sendromu (ARDS)
      Pnömotoraks/hemotoraks
      5-Yetersiz mekanik ventilasyon (respiratördaki hastalar için)


      B-Kronik Respiratuar Asidoz Nedenleri:
      1. Medulladaki solunum merkezinin inhibisyonu
      Pickwick sendromu - aşırı obezite
      Uyku-apne sendromu
      2. Göğüs duvarının ve solunum kaslarının hastalıkları
      Nörolojik hastalıklar: Multipl skleroz, poliomiyelit, amyotrofik lateral skleroz
      Kas ve iskelet bozuklukları: Kifoskolyoz
      3. Alveolar gaz değişiminin bozulması
      Kronik obstrüktif akciğer hastalığı - bronşit, amfizem

      Respiratuvar Asidoz Tedavisi:
      Tedavi altta yatan bozukluğun ve ventilasyonun düzeltilmesine yönelik olmalıdır.Tedavide amaç alveoler ventilasyonu CO2 üretimini dengeleyecek şekilde tutmaktır.
      Bunu sağlamak için alveoler ventilasyon arttırılır , CO2 üretimi azaltılır.İnspire edilen Oksijen konsantrasyonu arttırılır.Mekanik ventilasyon desteği verilir.NaHCO 3 uygulaması hiperkapniyi arttırabilir,pulmoner ödeme ve metabolik alkaloza yol açabilir.


      RESPİRATUVAR ALKALOZ
      Artmış alveolar ventilasyon nedeniyle ,geçici olarak oluşan fazla miktarda CO2 atılması sonucu gelişir.Yüksek pH ve düşük pCO2 tanıyı doğrular.
      Respiratuvar Alkaloz nedenleri:
      I : Santral stimülasyon
      Ağrı
      Anksiete
      Enfeksiyon
      Ateş
      İlaçlar
      II : Periferik stimülasyon
      Hipoksemi
      Yükseklik
      Pulmoner Hastalıklar
      Ciddi Anemi
      III : Bilinmeyen mekanizmalar
      Sepsis
      Ansefalopatiler
      IV : İatrojenik
      Ventilatör ile

      Tedavi:Altta yatan hastalığa yönelik olmalıdır.

      Yorum yap


      • #4
        Asidoz ve Alkaloz bozukluları

        Nedir?

        Asidoz ve alkaloz kanda aşırı miktarlarda asit veya alkalinin (baz) bulunduğu anormal durumlardır. Metabolik süreçlerin doğru biçimde çalışması ve dokulara uygun miktarda oksijen sevki için kan pH'sının 7.35 ila 7.45 gibi dar bir aralıkta tutulması gerekmektedir. Asidoz pH'nın 7.35 altına düşmesine neden olan kanda aşırı miktarda asit, alkaloz ise pH'nın 7.45 üstüne yükselmesine neden olan kanda aşırı miktarda alkali bulunmasını ifade etmektedir. Birçok rahatsızlık ve hastalık vücutta pH kontrolüne müdahale edebilmekte ve kişinin kan pH'sının sağlıklı limitlerin dışına çıkmasına neden olmaktadır
        Metabolizma pH dengesini sağlamak için nötralize edilmesi ve/veya elimine edilmesi gereken çok miktarda asit üretmektedir. Asidin çoğu karbonik asit olup karbon dioksit (CO2) ve sudan oluşmaktadır. Daha düşük miktarlarda laktik asit, ketoasitler ve başka organik asitler de oluşmaktadır.
        Akciğerler ve böbrekler kan pH'sını düzenleyen başlıca organlardır. Akciğerler asidi solukla CO2 şeklinde vücuttan atar. Solunum hızını artırmak veya düşürmek, solukla dışarı atılan CO2 miktarını değiştirerek saniyeler veya dakikalar içinde kan pH'sını etkileyebilir. Böbrekler idrarla asitleri atar ve kandaki bikarbonat (HCO3-, bir alkali) düzeyini düzenler. HCO3- konsantrasyonundaki azalmalar veya artışlara bağlı asit-baz değişikliklerinin oluşması CO2 deki değişimlere göre daha geç gerçekleşmekte olup bu süreçler saatler veya günler almaktadır. Bu süreçlerin her ikisi her zaman "iş başında "olup sağlıklı kişilerde kan pH'sını sıkıca kontrol altında tutmaktadırlar.
        pH'daki değişikliklere direnen tamponlama sistemleri de asit ve baz düzeylerinin düzenlenmesine katkıda bulunmaktadır. Kanda başlıca tamponlar hemoglobin (eritrositler içinde), plazma proteinleri, bikarbonat ve fosfatlardan ibarettir.
        Asitler ve alkalilerin mutlak miktarları ikisi arasındaki dengeden ve kan pH'sına etkisinden daha az önemlidir (bkz. Şekil 1). Kan pH'sı 7.35 altına düştüğünde asidoz oluşmaktadır.Vücutta yüksek miktarda asit üretimi asitlere metabolize olan maddelerin tüketilmesi, azalan asit atılımı veya artmış baz atılımına bağlı olabilmektedir. Kan pH'sı 7.45'in üstüne çıktığında alkalozoluşmaktadır. Örneğin, uzun süreli kusma veya vücudun şiddetli derecede susuz kalması (dehidratasyon), alkali verilmesi veya tüketimi, hiperventilasyonun (solukla CO2 şeklinde aşırı miktarda asit atılımı) neden olduğu elektrolit bozukluklarına bağlı olabilmektedir. Akciğerler, böbrekler, metabolizma veya solumayı olumsuz etkileyen herhangi bir hastalık veya rahatsızlık asidoz veya alkaloza neden olma potansiyeline sahiptir. Asit ve baz arasındaki normal denge Şekil 1'de görülebilir.



        Şekil 1: Dolum ve Boşaltım muslukları
        Önemli noktalar
        • Kanın pH'sı normalde 7.35 ila 7.45 arasındadır.
        • Vücudun hedefi gelen/üretilen asitler ve bazlar (dolum musluğu açık) ile atılan asit/bazlar (boşaltım musluğu açık) arasında sürekli bir denge durumunu sağlamaktır.
        • Dengesizlikler asidoz (asit kabı taşmış) veya alkaloza (baz kabı taşmış) yol açmaktadır.
        • Eliminasyon hızını artırıp (daha hızlı boşalma) ve/veya akışı yavaşlatarak (dolum musluğunu kısarak) denge sağlanabilir.

        Asit-baz bozuklukları iki geniş kategoriye ayrılır.
        • Solunumu etkileyenler ve CO2 konsantrasyonunda değişikliklere neden olanlara solunumsal (respiratuar) asidoz (düşük pH) ve solunumsal alkaloz (yüksek pH) denmektedir. Solunum hızındaki değişikliklere bağlı asit-baz bozuklukları genellikle normal solunumu olumsuz etkileyen akciğer hastalıkları veya rahatsızlıklarına bağlıdır.
        • HCO3-konsantrasyonunu etkileyen bozukluklara metabolik asidoz (düşük pH) ve metabolik alkaloz (yüksek pH) denmektedir. Metabolik asit-baz bozuklukları böbrek hastalığına , elektrolit bozukluklarına, ağır kusma veya diyareye, belli bazı ilaçlar ve toksinlerin alınmasına ve normal metabolizmayı olumsuz etkileyen hastalıklara (örn.,diyabet).bağlı olabilmektedir.

        Yorum yap


        • #5
          Asidoz Nedir ve Nasıl Tedavi Edilir, Bağırsak Mantarı Asidoza Sebep Olur

          Yorum yap


          • #6

            Yorum yap


            • #7
              Asidoz Nedir?, Asidoz Neden Tehlikelidir?, Karışık Beslenme Asidoza Sebep Olur

              Yorum yap


              • #8
                Alkali Mineral ile Asidoza Son, Ormus Beyin Hücrelerini Yeniler, Asidoza Alkali Mineral İle Son,

                Yorum yap


                • #9
                  Alkali Mineral Asidoza İle Son, Alkali Mineral ile Asidoza Son, Alkali Asidozu Önler

                  Yorum yap


                  • #10

                    Yorum yap


                    • #11

                      Yorum yap


                      • #12

                        Yorum yap

                        Hazırlanıyor...
                        X