Duyuru

Collapse
No announcement yet.

İlaç Bağımlılığı: ilaçların bilinçsizce ve gereksiz yere alınması sakıncalıdır

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • İlaç Bağımlılığı: ilaçların bilinçsizce ve gereksiz yere alınması sakıncalıdır

    İlaç Bağımlılığı

    Alm. Rauschgiftsucht (f), Fr. Toxicomanie (f), l’habitude des drogues, İng. Drug abuse, Drug addiction. Bir ilâca veya maddeye bağımlı olma ve almayınca eksikliğini hissetme durumu. İptilâ. Hemen bütün insanlar belli durumlar karşısında ilâç kullanma yolunu seçer. Baş ağrıdığında bir aspirin almak, sıkıntılı durumlar yaşandığında bilinen bir sâkinleştirici almak, hattâ iş yaparken uyku kaçırması için kahve içmek bunların en sık görülenleridir. İptilâ (addiction)ların üç karakteri vardır:

    1. Her şart altında ilâca devâm etmede önüne geçilmez bir arzu ve ihtiyâcın duyulması (compulsion).

    2. Devamlı olarak dozun arttırılması lüzumu.

    3. İlâcın tesirlerine karşı psikolojik veya fizyolojik bir ihtiyacın duyulması:

    a) Psikolojik ihtiyaç hâlinde şahıs, ilâcın eksikliğinde şiddetli sıkıntı ve huzursuzluk duyar, alınması ile bu iki belirti kaybolur.

    b) Fizyolojik ihtiyaç hâlinde ise ilâcın kesilmesi ile berâber ortaya kesilme (abstinence) belirtileri ile hastalık tablosu çıkar.

    Günümüzde kullanılan bu gibi maddelerin en çok rastlanılanları eroin, LSD, amfetamin grubu uyarıcılar ve esrardır. Olayın tehlikeli ve o derece de üzücü olan yanı kullananların büyük kısmını gençlerin teşkil etmesidir. Bir deneme merakı, grup baskısı, erişkin olmanın problemlerinden kaçma, kültürel ve âilevî problemler, kişilik bozuklukları, kompleksler, çevresel etki ve etkileşimler, ilâç alışkanlığını kolayca başlatabilmektedir. Bununla birlikte ilâç kullanma itiyadına sâdece gençler değil, yaşlılar da yakalanabilmektedir. Bu kişilerin kullanma sebebi genellikle yüzyüze geldikleri günlük problemlerden kaçma olmaktadır. Yaşlılar ilâç kullanma husûsunda gençler kadar cesur davranamamakta, sâkinleştirciler, uyku hapları ve alkole başvurmaktadır. Yaşlı olsun, genç olsun çağımızın insanını bu tip alışkanlığa iten en büyük sebep mânevî boşluktur.

    Alışkanlık yapan birçok ilâç arasında bir sınıflama yapılırsa bunlar beş gruba ayrılabilir:

    Uyarıcılar: Kişilerin zekâ ve fizikî olarak kendilerini rahat ve aktif hissetmelerini sağlarlar. Kokain ve amfetamin türevi ilâçlar bunlardandır.

    Sâkinleştiriciler (Sedatifler): Sinirlilik, sıkıntı gibi hâllerde kullanılırlar. Uykuyu arttıran bu maddelerin yüksek dozları komaya sebeb olabilir. Alışkanlıkları kuvvetlidir. Bunların en önemlileri, morfin, eroin, barbiturat tipi uyku ilâçları ve kuvvetli müsekkinlerdir.

    Halusinojenler: Kişide ruh durumuna ve hislere etki ederek duyma ve görmeyle ilgili çeşitli halusinasyonlara sebeb olurlar. En çok bilineni ve kullanılanı LSD (Lisergic asid dietilamide)dir.

    Esrar: Genellikle müsekkin etkisi yapan esrar halusinasyon (hayâl) görmeyi de artırır. Duyguların açığa vurulmasını da kolaylaştırır. (Bkz. Esrar)

    Çözücüler: Tutkal, kuru temizleme ilâçları ve boya incelticiler, hallusinasyonig sâkinleştirici maddelerin etkisini arttırdıklarından bu amaçla kullanılırlar.

    Çeşitli gruplara giren ilâçlar birarada kullanılabilir. Uyarıcılar LSD ile yapılan “gezinti”yi uzatmak veya sâkinleştiricilerin etkisini azaltmak için kullanılırlar. Müsekkinlerle alkolün birlikte alınması tehlikeli hatta öldürücü olabilmektedir.

    İlâç alma çeşitleri (yolları): Günümüzde özellikle batılı gençlerin çoğu, belli bir yaşa geldikten sonra kendilerini ilâç almaya itecek bir cemiyetin içinde bulmaktadır. O, moda olan, kolay bulunan ve harçlığının yeteceği bir ilâcı kullanmakta genellikle tereddüt etmez. İnanç bunalımı, grup baskısı, “piliç”, “bebek” veya “süt kuzusu” diye adlandırılma korkusu, âile baskısına karşı bir reaksiyon gösterme hissi onu ilâç almaya iter. Dînî eğitimden ve Allah korkusundan uzak yetişen günümüz gençleri bu boşluklarını doldurmak için bu tip alışkanlıkları bir “kaçış” yolu olarak seçmektedir. Dînimiz, alışkanlık yapan bütün uyuşturucu maddeleri kullanmayı yasaklamıştır. Bunlar ilâç olarak kullanılabilir.

    İlk denemeyi yapanda, hoş olmayan hisler ortaya çıkması mûtaddır. İlâcı alan hastalanabilir veya kullandıktan sonra uzun süre mahmurluğu üzerinden atamaz. Yaşlı olsun genç olsun çok kimse için ilâç, bir boşluk doldurma vâsıtasıdır. Esrar ve sâkinleştiriciler sıkıntıları hafifletmesi, uyarıcılar güven vermeleri, LSD can sıkıntısından uzak hayallere daldırması için tercih edilirler. İlk başta kullanılan maddelerin bu boşlukların doldurduğu, kişiye yeni bir sosyal hava kazandırdığı sanılır. Bu doğru değildir. Zaman ilerledikçe ilâç kullanma had safhalara varacak ve kişiyi sosyal izolasyona itecektir. Giderek dozlar artacak, kullanılan ilâç çeşidi çoğalacak ve fizikî bağımlılık (tutsaklık) gelişecektir. Fizikî bağımlılık, ilâcı almayınca kişinin normal vücut faâliyetlerini yapamaması ile görülen korkunç bir durumdur.

    İlâç alan kişi bir dozu kaçırınca veya ilâç bulamayıncaya kadar, ilâca bağlandığından (tutsak olduğundan) habersizdir. Beyin ve vücut fonksiyonları ilâç alınmayınca aksamaya başladıysa fizîkî tutsaklık başlamış demektir. Eroin, morfin, alkol tutsakları, bu maddeleri bulamayınca vücutları normal işleyişlerini yapamaz ve “abstinans” denilen eksiklik belirtileri ortaya çıkar. Eroin tutsakları gerekli dozu bulamayınca ölümle sonuçlanabilen ve “Cold Turkey” (soğuk hindi) denilen eksiklik belirtileri gelişir. Kişide sıkıntı, sinirlilik, gerginlik, huzursuzluk, sersemlik, uykusuzluk, ağır terleme, burun akıntısı, göz sulanması, pupillalarda (gözsiyahı) daralma, genel titreme, ishal, şiddetli karın ve kas ağrıları (kramplar), bulantı-kusma, iştahsızlık, üşüme, baş ağrısı, tüylerin dikenleşmesi, kalp-solunum hızlanması, tansiyon yükselmesi, şuur bozukluğu, hayal görmeler, intihar girişimleri, koma, ölüm görülebilir.

    İlâca karşı duyulan şiddetli arzu, boşlukta kalma korkusu ve hayâtın ilâcın verdiği duygular üzerine kurulması, müptelânın alışkanlıktan vazgeçilmesini son derece zorlaştırır. Müptelâlar bu hayâtını ancak hızla arttırılan ilâç dozlarıyla devâm ettirebilir. İlâç tutsakları yüksek fiyatla bu maddeleri satanlara muhtaçtır. Uyuşturucu maddeyi bulma arzu ve içgüdüsü kişiyi fuhşa, hırsızlığa hattâ soğukkanlılıkla adam öldürmeye iter. Son yıllarda ortaya çıkan en büyük tehlike müptelâların aynı zamanda satıcı olmalarıdır. Müptelâ, uyuşturucu maddeyi alabilmek için gereken parayı yine bu maddeyi satarak elde etmektedir. Satış için devamlı kendine kurbanlar seçen satıcılar, bu kurbanlarını daha çok, para temin etmesi kolay, zengin çocukları içinden seçmektedir.

    Bâzı maddelere karşı fizikî bağımlılık gelişmez ancak psikolojik bağımlılık gelişir. Yatıştırıcılar ve uyku ilâçları bu tür bağımlılık yaparlar. Uzun müddet bunları almaya devâm eden kişi, bırakınca normal işlerini yapamayacağından korkar. Nikotin (tütün) de bu tür bağımlılık (iptilâ) yapan bir uyarıcı maddedir.

    Kişinin uyuşturucu maddeye müptelâ olduğu nasıl anlaşılır? İnsanların doğru yoldan uzaklaştığı, yaratıcının ve O’nun peygamberlerinin emirlerine riâyetinin azaldığı günümüzde çocuklar, târifi imkânsız bir tehlike içinde bulunmaktadır. Dînimizin emirleri doğrultusunda yetişmeyen gençlerin, rahatlıkla uyuşturucu tuzağına düşebileceği acı bir gerçektir. Bütün insanlığın veya kendi çocuklarımızın böyle bir duruma düşmesi karşısında yapılacak şeyler önemlidir. Bu bakımdan erken anlamak ve teşhis etmek o kişiyi cemiyete tekrar kazandırmak açısından çok önemlidir.

    İlâç alışkanlığının ilk belirtisi davranışlarındaki müphem değişikliklerdir. Arkadaşları değiştirme, giyiniş, ilgi alanları, mîzaç, okuldaki başarının değişmesi bunu takib eder.

    İpucu olarak unutulmuş ilâç kutuları, kapsüller, yeşilimsi renge dönmüş tütün önemlidir. Gençte âniden başlayan bir bitki yetiştirme ilgisi hemen dikkati çekmelidir, çünkü o büyük ihtimalle “Cannabis sativa” denilen kenevir bitkisini yetiştirmeye çalışıyordur. Esrar bitkisi kendine has bir kokuya sâhiptir. Bir defâ duyulunca unutulmayan bu koku havalandırması az bir odanın perdelerine ve diğer eşyâlara sinmiş olabilir.

    Sağlık ve görünüşteki değişiklikler de önemli belirti ve ipuçlarıdır. Kuru öksürük, dudakların etrafında soyulmalar ve çok su içme esrar kullanma göstergesi olabilir. Esrar müptelâları kendilerini uykulu ve miskin hissederler. Bâzan gözleri kan çanağına döner ve yine bâzı zamanlarda aşırı iştah periyodlarına girerler. Müsekkin müptelâları ilgisiz, uyuşuk ve miskindirler. Aşırı dozlar uzun süren uyku ve hatta koma ile kendini belli ederler. LSD müptelâları kendilerine âit bir dünyâda yaşarlar. Dış dünyâya kapılarını kapatmışlardır. Şüpheci bir göz hayal (halusinasyon) gören birini rahatça fark edebilir. Eroin ve morfin bağımlıları gözbebeklerinin toplu iğne başı kadar küçülmeleri ile tanınabilirler. Dirsek içinde mor iğne zerk yerleri eroin müptelâlarında görülen en önemli belirtidir.

    Tedâvi ve kişiyi cemiyete kazandırma: Müptelâyı alışkanlığından vazgeçirmekten çok, alışmasını önlemek en mühim hâdisedir. Çocuğun ahlâkî gelişimi, dînin esaslarının öğretilmesi bu hususta en faydalı konulardır. İlâca başlayanda en önemli husus ise erken teşhistir. Bu safhada arkadaş değiştirme, sıkı tâkib, iş ve çevre değişimi ve özellikle tecrübeli bir psikoloğun tavsiyeleri faydalıdır. Vakit ve ilâç kullanma süresi uzadıkça tedâvî de o derece zorlaşır. Tedâvî bu konuda uzmanlaşmış şahıslarca yapılmalıdır.

    Bir maddenin âniden bırakılmasıyla birden çok şiddetli eksiklik belirtileri ortaya çıkar. Fizikî bağımlılık yapan alkol, eroin, morfin, kokain gibi maddelerde bu belirtiler tehlikeli hattâ öldürücü olabilir. Bir ilâcı hiçbir zaman doktor kontrolü olmaksızın bırakmaya çalışmamalıdır. Sâdece çok az hastada-ki bunlar çok kuvvetli irâdeye sâhiptir- bırakma teşebbüsü başarılı olur.

    Psikolojik iptilâ yapmış maddelerde kişi daha çok bir boşluğu doldurmak için ilâç kullanmaktadır. “Onsuz yapamam!” duygusu kişiyi tekrar ilâç kullanmaya döndürür. Sâdece kendine güven duygusu kazandırma, olaylara müsbet bakmasını sağlama çok hastada başarılı olmaktadır.

    Çocuk uyuşturucuya alıştıysa: İlk olarak çocuğun ilâç müptelâsı olduğu fark edildiği zaman yapılan fevri ve aceleci davranışlar faydadan çok zarar getirecektir. Hemen doktor ve polis çağırmak koma halleri dışında yararsız hatta daha zararlıdır.

    İlk yapılacak şey, çocuk (genç kız veya delikanlı) ile yakın ve sıcak bir dostluk ilişkisi kurmaya çalışmak olmalıdır. Samimî bir yakınlıktan sonra problemlerini, dostlarını, kendisini bunalıma iten sebepleri zaman geçtikçe tek tek anlatacaktır.

    Diğerlerine göre daha az zararlı bir ilâcı alan çocuğun üzerine gitmek onu kendince haklı çıkartır ve daha büyük iptilalara düşmesine sebeb olabilir.

    Daha sonra yapılacak şey bir doktora kendi isteğiyle gitmesini sağlamaktır. Bu konuda uzmanlaşmış bir kişinin fikirleri ve insanca yaklaşımı “genç hapçı”nın olaylara bakışını kolayca değiştirebilir. Daha ciddî vakâlarda ilk başta yapılacak hiçbirşey yokmuş gibi gözükür. Genç ilâç kullanmakta kararlı ve ısrarcıdır. Bu durumda bıkmadan, usanmadan dostça bir yaklaşımla gencin problemlerini anlamaya çalışmalıdır. İlâç bir hayat boşluğunu doldurmak için kullanılmaktadır. Gerçek dostlarla arkadaşlık yapmasını sağlama, iş, spor ve boş zamanı değerlendirme alışkanlıklarını değiştirme de faydalıdır.

  • #2


    İlaç Şirketleri Durmadan Yeni Hastalık Yaratıyor
    Psikolog Alexander Dröschel geçtiğimiz yıllarda bir milyon kadar çocuğun "Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite" (DEHA) çektiğini öne sürünce haber en çok da ilaç firmalarının işine yaradı.
    Dahası Novartis firması DEHA ile ilgili bir masal broşürü bastıracak kadar ileri gitti. Masalın kahramanı dikkatsiz ve çok hareketli olduğu için başı bir türlü dertten kurtulmayan Hippihopp adındaki bir kalamar.

    Ticari ya da rantçı tıbbı yerden yere vuran, aslı ünlü Alman Dergisi Der Spiegel'de (2003), Türkçe tercümesi ise Cumhuriyet Bilim-Teknik'te (2004) yayınlanan bir yazı:
    Sağlıklı insanlardan hasta yaratma fikri, aslında 20.yy'ın başlarında Fransa'nın küçük bir köyünde doğmuştu. Genç doktor Knock, Saint Maurice köyüne atanmıştı. Ne var ki son derece sağlıklı olan köy halkı doktora gitmiyordu.
    Üç perdelik 'Knock veya Tıbbın Zaferi" adlı oyunun prömiyeri 1923 yılında Paris'te görkemli bir kutlamayla gerçekleşti. Fransız yazar Jules Romams'in oyunu, daha sonraki yıllarda 1300 kez tekrarlandı ve birkaç kez de filme alındı. Dr. Knock'un tiyatro sahnesinde gelişen tıbbı, şimdi gerçek yaşamda sürüyor.

    Konu sağlıklı insanların hastalara dönüştürülmesiyle ilgili.
    Ve kurnaz doktorun yerini insanların sağlıklarını çalan dev bir pazar aldı. Modern tıp, tıp dernekleri ve ilaç firmaları sağlıklı insan tanımayan yeni bir yüzyılın başlangıcını ilan ettiler.
    Evrensel platformda çalışan ilaç kuruluşları ve uluslararası tıp dernekleri sağlığı yeniden irdeliyorlar:

    Yaşamdaki doğal değişimler,
    normalden çok az bir farklılık gösteren özellikler ve davranış biçimleri hastalık olarak tanıtılıyor.

    Yeni keşfedilen hastalıklarla ilgili araştırmaların sponsorluklarını üstlenen ilaç firmaları bu sayede ürünleri için yeni pazarlar elde ediyorlar.
    Sisi- sendromu uydurması
    "Sisi- sendromu", örneğin ilk olarak 1998 yılında Smith Kline Beecham firmasının, tek sayfalık bir reklam ilanıyla ortaya çıktı.

    Kuruluşa göre, ruhsal çöküntü içinde olan sözde hastaların ilaçla tedavi edilmesi gerekiyordu. Ancak kuruluş, sendroma Avusturya İmparatoriçesi Elisabeth'in ('Sisi") adını vererek, adeta bir soylu hastalığı olarak göstermeyi de ihmal etmedi.
    Sisi sendromu o zamandan bu yana medyalarda eksik olmadığı gibi, psikiyatrlar tarafından da desteklendi. Ve tahminlere göre bugün sadece Almanya'da üç milyon kadar Sisi hastası var.
    Münster Üniversite Kliniği psikiyatrı Markus Burmer ve arkadaşları şimdi bu hastalığın gerçekten de endüstrinin bir uydurması olduğunu ortaya çıkardılar. Doktorların literatür değerlendirmesine göre, sözde hastalık 'bilimsel olarak kanıtlanmış' kabul edilemez.
    Sisi sendromunun medya tanıtımını ilaç kuruluşlarıyla anlaşmalı olan Wedopress adında bir basın kuruluşu üstlenmişti. Wedopress'in gelişmelerden çıkardığı sonuç şuydu:

    "Depresyonun özel bir türü olan Sisi sendromu, tıp ve hastalar tarafından kabul gördü."
    Erkekleri hasta göstermek
    Jenapharm ve Dr. Kade/Besins Pharma firmaları ise şimdi sözde milyonlarca erkeği en verimli yıllarında vuran bir hastalığı tanıtmaya çalışıyorlar:

    "Aging Male Syndrome" yani erkekte değişim yılları.
    Araştırma enstitüleri, basın kuruluşları, reklam şirketleri, tıp profesörleri ve gazetecilerle işbirliği yapan firma, erkeğin değişim yıllarını ciddi bir hastalık olarak kabul ettirmek istiyor.

    Basın konferanslarında erkekteki hormon üretiminin "sinsice gerilemesi" anlatıldı. Oysa kampanyanın asıl hedefi iki hormon ilacının tanıtımı idi.
    Endüstri ülkelerindeki yeni hastalıkların tanısında önemli bir patlama yaşanıyor.

    Bulaşıcı hastalık, sendrom, çeşitli bozukluklar vb gibi yaklaşık olarak 30.000 yeni hastalık keşfedildi. Artık her hastalığın bir ilacı olduğu gibi her ilacın da bir hastalığı var! Bu gelişme İngilizce'de "disease mongering" yani hastalık ticareti gibi bir isim bile aldı.
    Hastalık yaratıcıları sağlıklı insanların sırtından para kazanıyorlar. İster toplum fobisi olsun ya da internet bağımlığı, yüksek kolesterol seviyesi, ilerleyen depresyon, yumuşak doku romatizması veyahut da ereksiyon bozukluğu olsun, tıp birlikleri, hasta dernekleri ve ilaç firmaları sonu gelmeyen medya kampanyalarıyla kamuoyunu hızla yayılan fakat ender durumlarda tedavi edilebilen hastalıklar konusunda uyarmakla meşgul.
    Herkes hasta!
    Almanya'da yapılan bir araştırmaya göre sadece Ruhr bölgesinde 45 yaşını aşkın kişilerin üçte ikisinde enfarktüs riski bulunuyor. En az üç milyon Alman kronik yorgunluktan (Chronic Fatigue Syndrom) şikayetçi. Tüm Alman halkında ise vitamin eksikliği söz konusu.
    Normalde çocuklarıyla sabırlı bir şekilde ilgilenen babaların beşte biri zaman zaman "Kafes kaplanı sendromu"na yakalanmakta.

    "Şimdiye dek bilinmeyen özel bir durumdan dolayı babalar doğru kararlar almakta zorlanıp tıpkı kafese kapatılmış bir kaplan gibi saldırganlaşmakta" diyor Medical Consulting Group firması.
    Özel Köln Kliniği ise tam 822.595 hiperhidroz hastası saymış. Kliniğe göre sözde hastalar tedavi gerektirecek derecede terliyorlar.
    İş bu kadarıyla kalsa iyi, emekli olup Mayorka adasına yerleşenler bile hasta ilan edildi.

    ispanya'da çalışan psikoterapist Eckhard Neumann, dinlendirici ortama rağmen hatta belki de tam da bu yüzden insanların "Cennet depresyonu" yaşadıklarını fark etmiş.
    "Leisure Sickness" olarak adlandırı-lan boş zaman hastalığı da çok yaygın. Hollanda'daki Tilburg Üniversitesi doktorlarından Ad Vingerhoets toplumun %3′ünün boş zaman yüzünden hastalandığı kanısında.
    Semptomlar, yorgunluktan, baş ve eklem ağrısı, kusma ve depresyona kadar uzanmakta. Ayrıca tatil yerleri salgınların hızla yayıldığı bölgeler olmaları yüzünden riskli sayılmakta.
    Günümüzde sadece kadın olmak bile hasta ilan edilmek için yeterli.

    Özellikle de genç kızlar sorunlu olarak kabul ettirilmeye çalışılmakta. "Kadın Sağlığı" gibi broşürlerde

    "Jinekoloğunuz yaşamınızın tüm evrelerinde size hizmet edecektir"

    deniyor. Ve gerçekten de bu "hizmetten" yararlanan kadın sayısı hiç de az değil.
    Kadının bazı dönemlerinde yaşadığı doğal süreçler bile uzun süredir hastalık olarak görülüyor. Mesela hamileliklerin çoğu riskli kabul edildiğinden sezaryenle doğumda günden güne (kadınların kendi istekleri üzerine) önemli bir artış yaşanmakta. Uzmanlar en azından 60.000 ameliyatın gereksiz olduğunu söylemelerine rağmen, her yıl 160.000 rahim alınmakta (Almanya'daki araştırmalara göre).
    Regl öncesi dönemi (sendromu) ve değişim yılları da tabii ki artık ilaçla tedavi edilmekte. Yararı bilimsel açıdan bir, türlü kanıtlanamamasına rağmen 40 yaşını aşmış kadınların çoğu östrojen hapı kullanıyor.
    Parlak dönem ve pazarlama
    Bir hastalık kamuoyunda kabul gördükten sonra, hastalar ve sigorta kuruluşları yeni ilaç ve terapileri hiç şikayetçi olmadan ödüyor.
    Yeni hastalık türlerinin keşfinden sonra ilaç firmaları en parlak dönemlerini yaşamaya başladılar. Pazarlama için araştırmalardan daha fazla para harcanıyor.
    Örneğin Big Pharma firması gelirinin ve personelinin üçte birini ilaçlarını pazarlamak için kullanıyor.

    Roche firmasının Avustralya'daki ayağı, doksanlı yıllarda çekingenliğin hastalık derecesine ulaşmış hali olan toplum fobisini iyileştirecek antidepresan ilacı Aurorix'i piyasaya çıkarmadan önce, Roche tarafından finanse edilen bir basın kuruluşu bir milyonu aşkın Avustralyalıda görülen sözde sendromun ilaç ve davranış terapisiyle iyileştirilebileceğini öne sürmüştü.
    Ne var ki bu abartılı kampanya başarılı olmamış ve firma beklediği kazancı elde edememişti. Ama bu strateji özellikle de uzman doktorlar ve ilaç firmaları için kaçınılmaz hale geldi. Uzman doktorlar tıpta yeni bir alan keşfettiklerinde kısa yoldan yükselme şansını elde ediyor. Ve tabii ki hastalıklar olmazsa ilaç firmaları kazanç sağlayamıyor.
    Hiperaktivite olayı
    Bilimin acizliği, doktorların ilaç firmalarına hizmet için uzmanlıklarını satmaya hazır olmalarına dayanıyor. Sonuçta araştırmaları finanse edenler büyük ilaç firmaları. Ve birçok bilim adamı araştırmalarını ancak bu şekilde sürdürebilmekte.
    Özel kuruluşlar ve klinikler tarafından elde edilen sonuçlar kısıtlı deneylere dayansa da, hesaplar toplumun tümüne göre yapılıyor ve bir hastalığın ortaya çıkma sıklığı genelde gelişigüzel tahminlere dayanmakta.
    Psikolog Alexander Dröschel geçtiğimiz yıllarda bir milyon kadar çocuğun "Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite" (DEHA) çektiğini öne sürünce haber en çok da ilaç firmalarının işine yaradı.
    Dahası Novartis firması DEHA ile ilgili bir masal broşürü bastıracak kadar ileri gitti. Masalın kahramanı dikkatsiz ve çok hareketli olduğu için başı bir türlü dertten kurtulmayan Hippihopp adındaki bir kalamar.
    Doktor kaplumbağa, bir şans eseri kalamarın DEHA sendromuna yakalandığını fark eder. Hatta onun "küçük beyaz bir hapla" iyileşeceğini de bilir.
    Estetik vajina
    Kendi pazarını yaratan firmalardan biri de Biolitec.

    Firma, bir yıl önce estetik cerrahide yaşanan bir gelişmeyi açıklamıştı:

    "Biolitec lazerle vajina gençleştirme operasyonu."

    Firmaya göre Almanya ve Avusturya'daki bazı klinikler vajinanın biçimini değiştirerek "gençleştiriyordu" ve kadınlar bu girişim sayesinde cinsellikten daha fazla zevk alıyordu.
    Ne var ki ortada vajina estetiğiyle ilgili hiçbir kanıt bulunamadı, ayrıca basın kuruluşunun açıklamış olduğu kliniklerdeki doktorlar da bu tür bir girişimden haberdar değildi. Fakat söylediklerinin altında kalmak istemeyen basın kuruluşu, birkaç gün sonra bir cerrah buldu. Viyanalı doktor sonunda estetik vajina girişimini doğrulayacaktı.
    Hastalık ticaretinde 5 kural
    Avustralyalı eleştirmen Ray Moynihan ve iki doktorun değerlendirmesine göre hastalık ticaretinde başlıca beş kural geçerli:

    1) Yaşamın doğal süreçleri tıbbi sorun olarak satılmakta.

    Mesela Merck&Co firması saç dökülmesine karşı bir ilaç keşfettiğinde, evrensel basın ajansı Edelman bir kampanya başlatarak gazetecilere araştırma sonuçlarını dağıttı:

    "Erkeklerin üçte biri saçlarının dökülmesinden şikayetçi. Ayrıca son araştırmalar saç dökülmesinin paniğe ve duygusal bozukluklara yol açtığını ve saçları dökülen kişilerin iş bulmakta zorlandıklarını göstermiştir."

    Gazetecilere ulaşmayan bilgi ise araştırmanın Merck&Co tarafından finanse edildiği ve açıklamada bulunan doktorların da Edelman tarafından seçildiği idi.

    2) Ender görülen semptomlar, yaygınlaşan hastalıklar olarak tanıtılmakta.

    İktidar hapı Viagra'nın piyasaya sürülmesinden sonra nedense iktidarsızlık sorununda önemli bir artış yaşandı.

    Pfizer'e göre ereksiyon bozukluğu günden güne artış gösteren ciddi bir hastalık. Yaşları 40 ila 70 arasında değişen erkeklerin %50'sinde ereksiyon bozukluğu yaşanmakta. Fakat dünyanın önde gelen ereksiyon uzmanı Harmut Porst, bu verinin kesinlikle abartılı olduğunu söylüyor.

    3) Kişisel ve sosyal problemler, tıbbi sorunlara dönüştürülmekte.

    Sağlıklı insanların hastalara dönüştürme çabası en çok da nörolojide hedefine ulaşıyor.

    Ruhsal bozuklukların ne kadar hızlı geliştiğini Amerika'daki Veteran's Administration araştırması gösterdi:

    İkinci dünya savaşından sonra sadece 26 tane ruhsal bozukluk türü bulunurken, Amerikan psikiyatr birliğinin son verilerine ("Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders"/DSM-IV) göre bugün 395 farklı nörolojik hastalık söz konusu.

    4) Riskler, örneğin kolesterol ve kemik yoğunluğuyla ilgili değerlerin düşürülmesiyle hastalığa dönüştürülmekte.

    Dahası insan genomunun çözülmesinden sonra risk faktörlerinin daha da artması beklenebilir. Neredeyse her hafta, yaşlılıkta, çeşitli hastalıkları doğurabilecek yeni bir "hastalık geni" keşfedilmekte.

    5) Hafif sendromlar önemli "hastalık belirtileri olarak sunulmakta.

    Ağrıya, ishale veya karnın şişmesine neden olan İrritabl Bağırsak Sendromu/ İBS (spastik kolon sendromu) şimdiye dek psikosomatik hastalık olarak kabul ediliyordu.

    Ancak yeni ilaçların ortaya çıkmasıyla ilaç endüstrisinin ilgisi de arttı.

    "British Medical Journal" dergisi geçtiğimiz yıl Viva Communications basın kuruluşunun gizli bir strateji önerisiyle ilgili bir yazı yayımladı. Birden üç yıla çıkartılan bir eğitim programıyla İBS ciddi bir hastalığa dönüştürülecekti.

    Vivo Communications kuşkuya yer vermemek için tıp dergilerinden makaleler ve röportajlara yer verdi. Sonuçta doktorlar kadar hastalar da İBS'nin ciddi bir hastalık olduğuna ikna olmalıydı. Eczacılar, hemşireler ve hastalar reklam malzemesi olarak kullanılmalıydı ve bir "Hasta Destek Programı" da üretici firmaların tüketiciler üzerinde güven kazanmasını garantileyecekti.
    En önemli rol psikiyatristlerde!
    Yeni hastalıkların keşfedilmesinde en önemli rolü üstlenenler psikiyatristlerdir.

    Günden güne ortaya atılan "saçmalıklar" yalnızca nörologları ve psikoterapistleri değil, ilaç firmalarını da zengin edecek türden. Endüstri daha çok geniş kitleye hitap edecek hafif ruhsal bozuklukların tanıtımıyla ilgileniyor.

    Böylece inatçı çocuklara örneğin "Oppositional Defiant Desorder" bozukluğu yakıştırılmakta.
    Regl öncesi dönem de psıkiyatristler ruhsal bozukluklar listesinin başında yer alıyor ve Eli Lilly firması bu amaçta eski bir ilacı "yeniledi".

    Prozac'ın patent süresi dolunca firma aynı maddeyi Sarafem adıyla regl öncesi sendromuna yönelik olarak pazara sundu.

    Oysa İngiliz psikiyatr David Healy'ın de dediği gibi, "yeni ruh hastalıkları" yaşamın doğal değişimlerinden başka bir şey değil. Ama ne var ki çekingenlik "asosyal kişilik" olarak kabul edilirken doğal üzüntü de psikiyatrda "uyum bozukluğu" olarak anılmaya başlandı.
    Sözde ruhsal bozukluklar için ilaç endüstrisi zengin bir ilaç seçeneği sunuyor.

    En başta Prozac olmak üzere serotonin seviyesini yükselten ilaçlar iç sıkıntısı, üzüntü ve korkuya karşı kullanılan moda ilaçlar haline geldi. Prozac hapları beyindeki serotonin seviyesini yükselterek hastanın kendisini daha iyi hissetmesini sağlıyor.

    Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

    Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet

    Yorum yap


    • #3

      Yorum yap


      • #4

        Yorum yap


        • #5

          Yorum yap


          • #6

            Yorum yap


            • #7

              Yorum yap


              • #8

                Yorum yap


                • #9

                  Yorum yap


                  • #10

                    Yorum yap

                    Hazırlanıyor...
                    X