Duyuru
Collapse
No announcement yet.
Dunning Kruger Sendromu Nedir?, Cahil Cesareti, Kifayetsiz Muhteris
Collapse
X
-


Dunning Kruger Sendromu, son zamanlarda çoksık duyulmaya başlamıştır. Dunning Krugeretkisi olarak da adlandırılan sendrom, ismini araştırma yapan kişiler vasıtasıyla almıştır. Busendrom üzerine araştırma yapan Dunning veKruger adlı araştırmacılar, elde ettikleri bulgularve teoriler neticesinde 2000 yılında Nobel Ödülükazanarak tarihe geçmişlerdir.
Gündelik hayatta sıklıkla karşılaştığımız ve bir türlü anlam veremediğimiz kişileri anlatan olayları inceleme altına alan araştırmacılar, birçok teori ile olaylara açıklık getirmişlerdir. Halk dilinde cahil cesareti denilen kavramı mercek altına alan psikologlar, kişinin cesareti aslında bilgisizlikten geldiğini savunarak, bu türkişilere Dunning Kruger Sendromu yaşayanlar olarak nitelendirmiştir. Çok başarılı ve üstünbir kariyere sahip olan kişiler ile bilgisi az olan ve alanında uzman olmadığı halde başarılı birpozisyona gelen kişileri anlatmaktadır. Çoğumuz bazı insanların nasıl bu başarıya geldiklerini ya da alanı olmadığı halde ve bizden daha düşük bilgiye sahip oldukları halde neden daha üst mevkide olduğunu merak eder anlam veremeyiz. Hatta gündelik hayatta televizyonda iki lafı bir araya getiremeyen ya da oyunculuğu beceremeyen kişiler nasıl bu pozisyona geldi diye hayıflanırız. İşte bu düşüncelerin nedenleri bu iki psikolog tarafından anlamdırılmıştır. Ve birkaç teori ile netlik kazandırılmıştır.Cornell Üniversitesinde düzenlenen bir deneyde 45 öğrenci mercek altına alınmıştır. Bu öğrencilere çeşitli sorular sorularak bilgi dereceleri ölçülmüştür. Soruları daha az bilen kişiler, daha çok soru bildiklerini ve iyi bir günde olduklarında soruların tamamına yakın bileceklerini iddia etmişlerdir. Soruların büyük bir kısmını bilen kişiler ise daha az soru cevapladıklarını söylemişlerdir. Test sonuçları ortaya çıktığında az bildiklerini söyleyen kişiler testin %90’ını bilmiş, daha fazla soru yaptıklarını iddia edenler ise sadece %10 oranında doğru yanıtta bulunmuşlardır. Bu deneyin neticesinde psikologlar, bilgili olan kişilerin alçak gönüllük gösterdiğini gözler önüne sermiş ve az bilmesine rağmen doğru sayısı fazla olduğuna inanan kişiler ise cahil cesareti olarak nitelendirilmiştir.Çok bilgiye sahip olsalar da bunu dile getiremeyen ve alçak gönüllük yapan kişiler, kendi kendini değerlendirme becerisinden yoksun oldukları saptanmıştır. Ve bilgisi olmadığı halde kendini öven, her işte kendini ön plana atan, mesleki açıdan yeterli olduğunu düşünen kişiler eksikliklerini, bu metotlar ile artıya dönüştürüyor ve başarılı pozisyonlara gelebiliyorlar. Kişinin kendi bilgisini değerlendirememesi, daha geri planda kalmasına ve hak ettikleri yerde olmamasını sağlıyor. Ve bilgisi olmadığı halde kendinden üstün bir pozisyonda olan kişileri gördükçe tamamen kendini geri planda bırakıyor ve mesleki alanında verim gücünü kaybediyor. Cehaletin her zaman kişinin güvenin artıracağını savunan psikologlar, bu tür insanlar yetenekli ve bilgili insanların önüne geçtiklerini gözler önüne sermiştir. Ve mesleki hayatında başarılı olduklarını düşünen bu kişiler, hak ettikleri pozisyonda olduklarını düşünerek, kaliteli yaşamaya devam ederler.Teorinin ortaya çıkardığı sonuçları ünlü psikologlar birkaç madde ile açıklamışlardır:*Niteliksiz insanlar, nitelikleri abartma eğilimindedir.
*Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görmekten acizdirler.
*Niteliksiz insanlar, ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
*Eğer nitelikleri belli bir eğitim ile artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerini farkına varmaya başlarlar.
Kişi yeteneklerini farkında başladığı anda güzel işler başarmaya başlar. Eğer kendinizi ve yeteneklerinizi tanırsanız bu tür olumsuzluklar ile karşılaşmazsınız. Bilginiz olan alanlara yönelip, geri planda kalma yerine cesaret gösterip ön planda olmayı tercih ederseniz hak ettiğiniz yerde olabilirsiniz. Böyle bir durum için uzmanlar, psikologlardan destek alınması gerektiğini tavsiye etmektedirler. İyi olduğunuzu ve başarılı olduğunuzu düşündüğünüz iş ortamlarında, kendinizi gösteriniz ve birilerinin sizi keşfetmesini beklemeyiniz. -

Justin Kruger ve David Dunning isimli iki ABD’li psikiatri uzmanı yaptıkları bilimsel araştırmalara dayanarak bir teori geliştirirler. Bu teoriye göre de cahil ve niteliksiz insanların kendilerinden daha bilgili, kültürlü ve nitelikli insanlardan daha çok kendilerine güvendiklerini, kendilerini toplumsal yaşamda daha çok öne çıkardıklarını ileri sürülür. Geliştirdikleri teoriyi deneysel olarak doğrulamak amacıyla Cornell üniversitesi öğrencileri arasında bir deney yaparlar. Bir imtihan sonrasında bütün deneklere imtihanın nasıl geçtiğini sorarlar ve aldıkları cevaplar ile imtihan sonuçları arasındaki çelişki tam da iki psikiatri uzmanının tahmin ettikleri gibi çıkar.
İmtihan sorularının yüzde 10 una bile cevap veremeyen, başarısız öğrenciler soruların en az yüzde 60 ını doğru cevaplandırdıklarını hatta belki yüzde 70 lere varan oranlarda başarılı olmaları gerektiğini ileri sürerler. Buna karşılık sınıfın en başarılı ve yüzde 90 üzerinde doğru cevap veren öğrencilerde soruların yaklaşık yüzde 70 ini bildiklerini düşünürler. Kısacası en başarılılar sonuç tahmininde oldukça ihtiyatlı davranırken sınıfın en başarısızlarının kendilerine aşırı derecede güvendikleri doğrulanmış olur. Dunning, Kruger ikilisi yaptıkları bütün araştırmalara ve deneylere dayanarak kendi isimleri ilen anılan teorilerini yayınlarlar ve üniversite tarafından ödüllendirilen teorilerine göre;
· Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
· Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedirler.
· Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamakta da yetersiz kalırlar.
· Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar
sonuçlarına varırlar.
Aynı teori doğrultusunda da “İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!
Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.
‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür.
Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler.
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘fazla alçakgönüllü' davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler. Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler ve zaman zaman da üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar."
Gerçekten de toplumsal yaşamlarımıza baktığımızda Dunning ve Kruger’in tespitlerinin hiç de yabana atılacak cinsten olmadıklarını görürüz. Kaldı ki Hürriyet gazetesinde yayınlanan 11 Şubat 2010 talihli bir habere bakacak olursak siyasetçilerin de birbirlerini klinik vaka olarak gördüklerini tespit edebiliriz. Söz konusu habere göre Başbakan Erdoğan’ın, Bahçeli’ye yönelik, “Onu tıp dünyasına havale ediyorum” sözlerine MHP Genel Başkanvekili Vural’dan başbakan Erdoğan ile ilgili olarak “Ben teşhisimi koydum, Dunning-Kruger Sendromu. Nobel ödülü kazanmış bir tespittir” yanıtı gelmiş. Zaten geçmişte Adolf Hitler’lerin, Mussolini’lerin Almanya ve İtalya gibi ülkeleri yönetebildiklerini göz önüne alacak olursak toplumsal yaşamda kimlerin öne çıktıklarını ve kimlerin ülkelerini yönetebildiklerini çok daha iyi anlarız.
Rahmetli Erdal İnönü uluslar arası düzeyde bir bilim adamıydı ve ülkemizin en saygın üniversitelerinden biri olan ODTÜ de rektörlük yapmıştı. Ama kendisi her ne hikmetse siyasete bir türlü ısınamamış ve büyük baskılar altında bir süre o da kerhen siyasete atılmıştı. Buna karşılık Osmanlı seçkini bir ailenin oğlu Bülent Ecevit babasının tüm imkânlarına rağmen ancak liseyi bitirebilmiş gerek Türkiye’de ve gerekse de İngiltere’de kayıt olduğu üniversitelerden bir türlü mezun olamamıştı. Ama aynı Bülent Ecevit yine babasının desteğiyle atıldığı siyaset dünyasında hızla yükselmiş, koskoca İsmet İnönü’yü devirebilmiş ve uzun yıllar boyunca ülkemiz siyasetinde önemli rol oynamıştı. Ancak ne var Bülent Ecevit’in her iki iktidarı da ekonomik krizlerle sonuçlanmış ve sonunda son derece sakin bir insan olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından kafasına anayasa kitapçığı bile fırlatılmıştı. Ecevit’in artık yürümekte bile zorlandığı son yıllarında katıldığı son seçimlerde yüzde bir buçuk gibi utanılacak derecede düşük oy almasına ve kayda değer bir mesleki eğitimi olmamasına rağmen hayatının sonuna kadar siyaset hayatından kopamadığını, ısrarla ve inatla ülkesini yönetmeye çalıştığını göz önüne alacak olursak ülkelerimizin neden bu kadar kötü yönetildiklerinin sebepleri de sanırım yeterince anlaşılır olur.
Kısacası genel olarak “Cahil cesareti” olarak da tanımlanan Dunning – Kruger sendromu benim bildiğim kadarıyla Nobel ödülü almamıştır ama bence toplumsal yaşamlarımızın itiş kalkışlarını ve de toplumlarımızın geri kalmışlıklarını çok iyi bir şekilde açıklaması nedeniyle bir değil, binlerce ödülü hak etmektedir. Aslında ben Dunning ve Kruger’in yerinde olsam yeni bir araştırma yapar ve neden demokrasilerde halkın ülkelerini iyi bir şekilde yönetemeyecekleri baştan belli olan liderleri seçtiğini ve en az kime güveniyorsunuz sorusuna da sanki kendileri seçmemiş gibi “siyasetçiler” cevabını verdiklerini açıklamaya çalışırdım. Bu da herhalde apayrı bir sendromdur.
11 Şubat tarihli Hürriyet gazetesi haberi:
Yorum yap
-
Dunning-Kruger Sendromu
Cornell University’de görevli psikologlar Justin Kruger ve David Dunning’in tarihe geçmelerine vesile olan bulguları, yani “Dunning-Kruger Etkisi” adıyla literatüre geçecek olan teorileri de, Türk sağduyusunun yüzyıllardır “cahil cesareti” dediği şeydir aslında. Dunning ve Kruger bu çalışmalarıyla 2000 yılında Nobel Ödülü kazandılar.
Journal of Personality and Social Psychology’nin Aralık-99 sayısında yayımlanan teorileri özetle, “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” der.
Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:
-Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
-Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
-Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
-Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
Değerlendirme Zaafı
İki uzman daha sonra, bu teorilerini test etme fırsatı da buldular. Cornell Üniversitesi’ nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli sorular sordular. Ardından öğrencilerden “testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini” istediler.
En başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin), testin yüzde 60′ına doğru cevap verdiklerine, ayrıca iyi günlerinde olsalar yüzde 70′e ulaşabileceklerine inandıkları ortaya çıktı.
En iyilerin (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü denekler olduğu (soruların yüzde 70′ine doğru cevap verdiklerini düşündükleri) görüldü.
İki uzman psikolog bu bilinçsizliği, “kronik kendi kendini değerlendirme (auto-evaluation) yeteneksizliği”ne bağlıyorlar. Çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir. Ama asıl vahim olan, bu “yetersizlik + haddini bilmeme” kokteylinin, mesleki açıdan, karşı koyulmaz bir itici güç oluşturması. Kariyer açısından bir eksiyken, artıya dönüşmesi.
İşinde çok iyi olduğuna yürekten inanan “yetersiz”, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. Aksine bunu bir “hak” olarak görecektir. “Uyanıklık” bilecektir.
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında “fazla alçakgönüllü” davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar, kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler (ve bilinmeyince için için kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler) ve muhtemelen üstleri tarafından “ihtiras eksikliği” ile suçlanacaklardır. Üstleri de zaten, genelde “aynı yoldan geçmiş” insanlardır.
Buna, insan kaynaklarının, iki benzer CV arasından, “kendine güvenen ve iyi sonuç alma olasılığı yüksek” adayı tercih edeceği gerçeğini de eklerseniz, Dunning-Kruger Sendromu’nun Peter Prensibi’nin yatağını yaptığı da ortaya çıkar.
Sonuçta, “kifayetsiz muhterisler” her zaman ve her yerde daha hızlı yükselecekler ve daha yukarılara çıkacaklardır. Etrafınıza bir bakın, uzmanlara hak vereceksiniz.
Kifayetsiz muhterisi nasıl tanırsınız?- Gücünü delegasyon bahanesinden alır. Ekibinin orkestra şefi havalarına girer.
- Çok gürültü patırtı eder, çok şey yapıyormuş havası estirir.
- Koridorlarda hızlı hızlı, düşünceli edayla yürür.
- “Beşer şaşar” diye düşünür. Ama genellikle şaşan beşer başkası değil, kendisidir.
- Ne olursa olsun, hazırlıklıymış, olacakları önceden biliyormuş gibi davranır.
- Üstlerine karşı son derece kibardır; altındakilere (özellikle de en çok ihtiyaç duyduklarına) kötü muamele eder.
- İktidar ilişkileri ve göstergeleri onun için çok önemlidir. Astlarına kimin üst olduğunu hatırlatmayı sever.
- İlk denemede başarılı olamazsa, başarısızlığının belgelerini yok etmeyi unutmaz.
- Talimatlarını post-it ile, e-postayla verir böylece astlarıyla yüzleşmekten kaçar.
- Toplantılarda son sözü mutlaka o söyler, gerekirse başkasının sözünü tekrarlamak pahasına.
Kaynak: Dunning-Kruger Sendromu - MsXLabs
Yorum yap
-
Dunning-Kruger Sendromu
Son zamanlarda günlük konuşma dilinde de sık sık kullanılan “Dunning-Kruger Sendromu” nu en iyi açıklayan 2000 yılında Nobel Ödülü almış bir çalışma olan Kifayetsiz Muhteris …
New York Stern School of Business’te çalışan psikologlar Justin Kruger ve David Dunning’in tarihe geçmelerine neden olan bulguları, yani Dunning-Kruger Etkisi adıyla literatüre geçecek olan teorileri; Türk sağduyusunun yüzyıllardır cahil cesareti’indenbaşka bir şey değildir aslında. Aralık 1999 sayısında Journal of Personality and Social Psychology konuya değinmiş. Yayımlanan teorileri özetle, “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” der. Araç kullanma, tenis oynama ve metin çözme, gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmalar sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır: -Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
-Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
-Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
-Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar. Değerlendirme Zaafıİki uzman daha sonra, bu teorilerini test etme fırsatı da buldular. Cornell Üniversitesi’nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli sorular sordular. Ardından öğrencilerden “testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini” istediler. En başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru yanıt verenlerin), testin yüzde 60′ına doğru yanıt verdiklerine, ayrıca iyi günlerinde olsalar yüzde 70′e ulaşabileceklerine inandıkları ortaya çıktı. En iyilerin (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların)en alçakgönüllü denekler olduğu (soruların yüzde 70′ine doğru yanıt verdiklerini düşündükleri) görüldü. (Not: Dunning ve Kruger bu çalışmalarıyla 2000 yılında Nobel de kazandılar.) İki uzman psikolog bu bilinçsizliği, “kronik kendi kendini değerlendirme (auto-evaluation) yeteneksizliğine” bağlıyorlar.Çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir.
Ama asıl vahim olan, bu “yetersizlik + haddini bilmeme” kokteylinin, mesleki açıdan, karşı koyulmaz bir itici güç oluşturması.Yorum yap

Yorum yap