Duyuru

Collapse
No announcement yet.

itp, immün Trombositopenik purpura, idyopatik trombositopenik purpura hastalığı

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • itp, immün Trombositopenik purpura, idyopatik trombositopenik purpura hastalığı



    İmmün Trombositopenik Purpura

    “Deri içine kanamalar sonucu oluşan küçük kırmızı döküntüler ve kolay çürük oluşumu kanamaya yatkınlığın sık rastlanan belirtilerindendir. Kanamaya yatkınlık yaratan kan hastalıklarından biri de ITP’dir.”
    İmmün Trombositopenik Purpura (İTP)
    İTP NEDİR?
    İTP, immün/ idyopatik trombositopenik purpura hastalığının baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır.

    Bu hastalık
    1. İmmün bir hastalıktır. İmmün hastalıklar bağışıklık sisteminde oluşan bozukluklar nedeniyle vücudun kendi yapılarına saldırdığı hastalıklardır.
    2. İdyopatik, yani neden oluştuğu tam olarak bilinmeyen bir hastalıktır.
    3. Trombositopeni, yani trombosit sayısının düşüklüğü ile seyreder.
    4. Trombosit sayısının düşüklüğü vücutta purpura denen kırmızı-mor renkte döküntülere neden olur.

    TROMBOSİT NEDİR? NE İŞE YARAR? NORMAL DEĞERLERİ NEDİR?

    Şekil1: Trombositler (kan pulcukları) kanın en küçük hücresel elemanlarıdır.

    Şekil 2: Kemik iliğinde megakaryosit adı verilen dev hücreler tarafından yapılırlar.
    Trombositler, kanamanın durdurulmasında rol oynarlar. Kanama bölgelerinde birbirlerine yapışarak bir tıkaç oluştururlar. Normalde kanın 1 mm3’ünde 150.000-400.000 adet trombosit vardır. Trombosit sayısının 150.000/mm3’ün altında olmasına trombositopeni (trombosit düşüklüğü) denir. Trombosit sayısı azaldığında birbirlerine yapışmaları ve yeterli bir tıkaç oluşturmaları zorlaşır, buna bağlı olarak özellikle darbelerden sonra kanamalar uzun sürer.
    Trombosit sayısı 50.000/mm3 altına düşmedikçe genellikle bir belirti vermez, bu değerin altında olduğunda darbelerden sonra çabuk morarma meydana gelebilir. Trombosit sayısı 30.000/mm3 altına indiğinde diş eti, burun kanamaları ortaya çıkabilir. Kadın hastalarda uzamış adet kanamaları görülebilir. Trombosit 10.000/mm3 ve altında olduğunda kendiliğinden ciltte nokta şeklinde veya geniş morartılar şeklinde kanamalar görülebilir. Hayatı tehdit eden kanamalara bağlı risk nedeni ile bu durumda mutlaka doktorunuzla görüşmeniz gerekir.

    İTP’DE NEDEN TROMBOSİT SAYISI AZALIR?
    Bağışıklık sistemimiz yabancı organizmaları (bakteriler, virüsler, kanser hücreleri ve benzeri) tanır, antikor denen maddeler ile işaretler ve çöpçü hücreler tarafından işaretlenmiş hücreler yok edilir. İTP’de bilinmeyen bir nedenle bağışıklık sistemi trombositleri yabancı olarak işaretler ve bu da trombositlerin başta dalak olmak üzere savunmada görev alan organlarda parçalanmasına yol açar.

    İTP HASTALIĞI NEDEN ORTAYA ÇIKAR?
    Nedeni tam olarak bilinmemektedir. Trombositlere karşı bağışıklık sistemi tarafından antikor adı verilen işaretler yapılır. Antikorlar trombositlerin üzerine bağlanır ve trombositlerin parçalanmasına neden olur.
    Bu hastalık kadınlarda erkeklere kıyasla daha fazla görülür. Gebelikte İTP daha sıktır. İTP tanısı bilinen kadınlarda gebelik sırasında trombositler çok daha fazla azalabilir. Bu nedenle İTP hastalığı olan kadınlar gebelik boyunca yakından takip edilmelidir.
    Çocuklarda ve bebeklerde de İTP gelişebilir, ancak erişkinden daha farklı tedavi edilirler. Genellikle çocuklarda görülen İTP kısa sürelidir, oysa erişkin hastalarda kronik (süreğen, uzun süreli) olma eğilimindedir.
    Bazen İTP, başka hastalıkların seyrinde (sistemik lupus eritematozus-SLE, lenf bezesi kanserleri-lenfoma, hepatit ve HIV virüsü ile oluşan enfeksiyonlar gibi) ortaya çıkabilir.

    İTP TANISI NASIL KONUR?
    Hastalığınızla ilgili öykü, fizik muayene bulguları, kan sayımı ve periferik yaymanın incelenmesi ile İTP ön tanısı konulabilir. Kesin tanı için diğer trombositopeni yapan hastalıkların (kemik iliğinin kanserleri, dalağı büyüten hastalıklar, hepatitler ve benzeri) olmadığının gösterilmesi gerekir. Bu amaçla bazı biyokimyasal testler, kemik iliği aspirasyonu ve batın ultrasonografisi yapılmaktadır. Şüphelenilen kişilerde viral enfeksiyonlar açısından gerekli kan testleri yapılabilir. Başka bir hastalık bulunamayan bir kişide kanda trombositler düşük iken, kemik iliğinde anormal hücreler görülmemesi ve megakaryositlerin bulunması ile İTP tanısı konur. Trombositlere yapışan antikorların araştırılması, test metotlarının çok güvenilir olmaması nedeniyle önerilmemektedir.

    İTP NASIL TEDAVİ EDİLİR?
    İTP’li hastaların çoğunda trombosit değeri normalin altında olmakla beraber, tedavi vermeyi gerekmez. Trombosit sayısı 30.000-50.000/mm3 altında olup kanama bulguları olan hastalarda tedavi gereklidir.
    Tedavinin hedefi, bağışıklık sisteminin baskılanarak trombositlere karşı antikor gelişiminin engellenmesi ve dalakta trombositlerin parçalanmasının durdurulmasıdır.
    Bu amaçla kortikosteroid ilaçlar (kortizon), intravenöz immünglobulin, Anti-D ve hayatı tehdit eden kanama durumunda trombosit süspansiyonları kullanılır. Bu tedavi ile erişkinlerin bir kısmında başarılı sonuçlar alınır.
    Eğer bu ilaçlarla kalıcı bir etki elde edilemezse, trombositlerin başlıca parçalandığı yer olan dalağın çıkartılması gerekebilir (splenektomi). Genellikle (% 50-80) bu ameliyattan sonra trombosit değerleri güvenli bir düzeye yükselir. Nadiren splenektomiye rağmen kanamaya yol açacak kadar düşük trombosit değerleri sebat edebilir. Bu durumda bağışıklık sistemini baskılayacak daha güçlü ilaçların kullanılması söz konusu olabilir.

    İTP TEDAVİSİNDE KULLANILAN İLAÇLARIN YAN ETKİLERİ/ ZARARLARI NELERDİR?
    Kortikosteroidler: İştahı arttırırlar ve vücutta su ve tuz tutulmasına neden olurlar. Kilo artışı, özellikle yüzde şişme, kızarma, gövdede yağ toplanması, kollarda ve bacaklarda incelme yapabilir. Bu nedenle kortikosteroid kullanırken, diyete dikkat etmeli, fazla şekerli ve tuzlu yememelidir. Özellikle daha önceden şeker hastalığı (diyabet) olan kişilerde çok dikkatli kullanılmalıdır. Bazen bilinen şeker hastalığı olmayan kişilerde kan şekerinde aşırı yükselmeye neden olabilir. Eğer çok su içme, çok idrara çıkma ve halsizlik yakınmaları başlarsa mutlaka doktorunuza başvurunuz. Kortikosteroidler su ve tuz tutucu etkileri nedeniyle kan basıncını yükseltebilirler (hipertansiyon), tansiyonu yüksek olan kişilerde ilaca rağmen dengesizlik olabilir. Kortikosteroid kullanırken mutlaka kan basıncınızı kontrol ettiriniz.
    Kortikosteroidler ayrıca deride incelme, kızarma, karında mor çatlaklar, sivilceler, kadınlarda kıllanma ve adet düzensizlikleri yapabilir. Enfeksiyonlara, özellikle mantar enfeksiyonlarına eğilim artar. Bazı hastalarda psikolojik problemler (depresyon veya mani) görülebilir.
    Kortikosteroidlerin yan etkileri dozu ve kullanma süresi ile ilişkilidir. Bu nedenle özellikle kronik İTP hastalarında uzun süre yüksek doz kullanılmamaya çalışılır. Kronik olgularda splenektomi önerilir.
    İntravenöz İmmünglobulin (IVIG): Genellikle kortikosteroid ile birlikte verilir. Damardan 2-6 saatte infüzyon şeklinde uygulanır, 1-5 gün arka arkaya tekrarlanabilir. Bunlar çok sayıda insanın plazmasından elde edilen antikorlardır. Bağışıklık sistemini şaşırtarak, işaretli trombositlerin parçalanmasını engeller. IVIG insanlardan elde edilirken, virüs bulaşmasını engellemek için çeşitli işlemlerden geçirilmektedir, bu nedenle güvenli oldukları kabul edilmektedir. Çok hızlı etki ederler, ancak etkileri geçicidir. Kırıklık, baş ağrısı, bulantı, ateş, titreme, nadir olarak ölümcül ilaç reaksiyonlarına (anafilaksi) neden olabilirler. Bu nedenle mutlaka hastanede, doktor kontrolünde uygulanırlar.
    Anti-D (Anti-Rh): Rh-pozitif eritrositlere bağlanan bir antikordur. Eritrositleri işaretleyerek bağışıklık sistemi şaşırtılır, trombositler yerine eritrositler parçalanır. Kullanım sırasında hafif kansızlık (anemi) ve hafif sarılık oluşabilir. Ateş, üşüme, titreme, anafilaksi görülebilir.

    SPLENEKTOMİ NEDİR? ZARARI VAR MIDIR?
    Dalağın ameliyatla çıkarılmasıdır. Splenektomi önemli bir cerrahi girişim olmakla beraber, güvenli bir biçimde yapılabilmektedir. Gebelerde zorunlu olmadıkça uygulanmaz. Genellikle başlangıç tedavisine cevap vermeyen, kronik (hastalığı 3-6 aydan uzun süren) kişilerde uygulanır.
    Dalak kapsüllü mikroplara karşı vücudumuzu koruduğu için, dalağın çıkarılması bazı mikroplara karşı savunmasız kalmamıza neden olabilir. Bu nedenle splenektomi ameliyatından önce mutlaka pnömokok ve temin edilebilir ise hemofilus influenza ve meningokok aşıları yapılır. Bu aşıların her 5 yılda bir tekrarlanması önerilir.
    Splenektomi ameliyatı yaklaşık 3-7 gün hastanede yatmayı gerektirir. Genellikle 1 ay sonunda kişi normal aktivitelerine geri döner.

    İTP HASTALIĞI BULAŞICI MIDIR?
    Hayır, kesinlikle eşinize veya yakınlarınıza bulaşmaz. Gebelikte İTP hastalığı olanlarda, bebeğe bir miktar antikor geçebilir, ancak yapılan çalışmalarda çocukta genellikle bir problem oluşmadığı gösterilmiştir. Geçici bir trombosit düşüklüğü olan bebekler kısa zamanda düzelmektedir. Bu hastalık tamamen kişiye özgü bir hastalıktır.

    İTP’LİLERDE BAŞKA HASTALIKLARA YAKALANMA SIKLIĞI ARTAR MI?
    İTP hastalığı başka hastalıklara yakalanmanızı kolaylaştırmaz. Vücut direncinizde bir sorun yoktur. Ancak hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçlar vücudun direncini etkileyebilir. Kullandığınız ilaçların yan etkileri konusunda doktorunuzdan bilgi isteyiniz.

    İTP KİŞİNİN ÖMRÜNÜ KISALTIR MI?
    İTP hastalığının kendisi hayatınızı kısaltmaz. Ancak kontrolsüz diyabet, hipertansiyon, ülser, kalp hastalığı gibi durumların bulunması ve splenektomi ameliyatı sırasında oluşabilecek sorunlar hayatı tehdit eden durumların ortaya çıkmasına neden olabilir. Splenektomi öncesi aşıları tam yapılan, gerekli korunma işlemleri tamamlanan ve diğer hastalıkları kontrol altında olan kişilerde genellikle güvenli bir şekilde splenektomi gerçekleştirilir.

    İTP’Lİ HASTALARIN DİKKAT ETMESİ GEREKEN DURUMLAR NELERDİR?
    Eğer trombosit sayınız normalden düşük ise aşağıdaki durumlarda dikkat etmelisiniz:
    1. Ağrı kesici ilaç kullanımı: Herhangi bir nedenle ağrı kesici kullanmanız gerektiğinde doktorunuza başvurunuz. Aspirin ve pek çok ağrı kesici ilaç trombositlerin fonksiyonlarını bozar ve tehlikeli kanamalara neden olabilir. Özellikle aspirin içeren ilaçların alınması çok zararlıdır. Asetaminofen veya parasetamol grubu ilaçlar (Minoset, Parol, Tylol ve benzeri) kullanılabilir.
    2. Diş tedavisi: Dolgu, diş çekimi, diş taşı temizliği gibi işlemlerde aşırı kanama olabilir, mutlaka doktorunuza danışınız.
    3. Enfeksiyonlardan korunma: Bulaşıcı hastalığı olan kişiler ile yakın temastan kaçınınız. Viral enfeksiyonlar trombosit değerlerinizde düşmeye yol açabilir.
    4. Cerrahi girişim: Herhangi bir cerrahi girişim yapılması gerekirse doktorunuza İTP hastası olduğunuzu mutlaka belirtiniz.
    5. Gebelik: Gebelikte trombosit sayısı normal kişilerde de azalabilir, ancak genellikle hafif trombositopeni şeklindedir. İTP hastalığı olanlarda ağır trombositopeni gelişebilir. Bu nedenle mutlaka düzenli aralıklarla kan sayımı yapılmalıdır. Eğer trombosit değeri çok düşerse, gebeliğin üçüncü ayından sonra kortikosteroid ilaçlar güvenli bir şekilde kullanılabilir. Kortikosteroidler etkili olmazsa doğum sırasında IVIG veya trombosit süspansiyonu ile destek yapılır.

  • #2
    yaseminaladag Nickli öğeden Alıntı Mesajı göster
    Hocam biliyorsunuz ben bundan 6 ay önce iksir, tonik, enfeksiyon ve romatizma çayı karışımı çayınızı kullanmaya başladım.Sizin ürünleri kullanmaya başlamadan önce yıllarca kimyasal ilaç kullandım ve hiçbirinin etkisi olmamıştı.Size de bu nedenle tam güvenemiyordum.Ama başkada bir çarem yoktu.Kanımda ki lökosit oranı 1500'e kadar düşmüştü ve halsizlikten dermansızlıktan, perişan, bitkin, yorğun, halsiz olduğumdan hiçbir ev işini yapamıyor ve evde uyuyor yatıyor ve uzanıyordum. Başkada bir şey yapamıyordum.Sizinle konuşunca bana güven verdiniz ve sizin ürünleri kullanmaya başladım.Ve aradan tam 6 ay geçti son 2 aydır artık ev işi yapabiliyorum hamd olsun ve hatta dün tam 6 saat ütü yapabildim. ibrahim bey çok mutluyum ve enerji doluyum, ölü gibi olan yasemin gitti artık hayat dolu yasemin geldi, çünkü kanımdaki lökosit oranı artık 5200'e çıktı son testlerde.Allah ne muradınız varsa versin, tutğunuz altın olsun. Abi iksir, tonik ve çayı ben daha uzun süre kullanmak istiyorum, ürünlerinize alıştım.Uzun süre kullanınca bir problem olurmu?Bunu bana açıklarsanız çok sevinirim.
    Yasemin hanım iyileştiğinize çok sevindim, Allah sağlık sıhhat versin.İksir, tonik ve çayı birlikte yıllarca kullanabilirsiniz benim mide ve bağırsakların ortasında yumruk büyüklüğünde yağ bezi (lipom) vardı ve bu nedenle korkum dan 3 yıl iksir kullandım.

    Yorum yap


    • #3




      g.bozkaya Nickli öğeden Alıntı Mesajı göster
      Ben Gültekin annem lösemi nedeniyle hastanede kaldı ve 4 ay kemoterapi gördü kemo terapiden sonra eve çıkınca kan değerleri hemen çok ağır bir şekilde bozulduğu için tekrar hastaneye götürdük ve yeniden kan verildi.Annemin trombositi 14,4 e kadar düşmüştü, normal olarak 130-400 arasında olması gerekir, lökozitleri ise aşırı olarak fırlamış 18,8 'i bulmuştu.Sizin ürünleri 26.08.2011 de kullanmaya başladığımızda bütün kan değeri bozuktu ve 19.09.2011 de tekrar kan tahlili yaptırdığımızda bütün kan değerleri düzelmişti ve hastanedeki doktorları dahi duruma şaşırdılar.Hocam Allah sizden razı olsun iyi ki varsını annemin bitmek tükenmek bilmeye ağrıları çok çok hafifledi artık rahat rahat yatabiliyor.
      Evet Gültekin beyin annesinde ki gelişmeler mükemmel kan kanseri yani lösemide bu kadar kısa sürede bu kadar gelişme olması bir mucizedir.Lösemiyi tedavi edebilmek hamdolsun bize nasip oldu.Fakat Annenizin en az 3-4 ay daha Yoğurt Otu Forte, Kordisep Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Kanser çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Barsak Mantar ve Bakterileri toksik maddeler üretir ve Karaciğer bu toksik maddeleri arıtmaz ise diğer organlara depolanır ve organlarda çeşitli rahatsızlıklar görülmeye başlar. Günümüzde Bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme mantarları çoğaltır ve vücudun asit-baz dengesini bozulur ve oluşan asitik ortamda mikroplar hızlı çoğalırlar. Artı her lokma en az 30 defa çiğnemeli, aksi halde çok yoğun cüruf oluşur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.

      Yorum yap


      • #4

        Yorum yap


        • #5

          Yorum yap


          • #6




            Kansızlık, anemi:

            Kanın yapısı:
            Kanın yapısında üç önemli kan hücresi bulunur. Akyuvarlar (lökositler) savunma hücreleri olup vücudumuzu mikroplara karşı korur ve oldukca çok alt türevi vardır. Alyuvarlar (eritrositler) hücrelere oksijen taşır. Trombositler kanın pıhtılaşmasını sağlıyarak kanamaları önler.

            Lökositler:
            Akyuvarlar veya beyaz kan hücreleride denir. Akyuvarların hücre çekirdeği vardır ve bağışıklık sisteminin (immün sistemi) verdiği görevleri yapar. Lökozit sayısı normal olarak 4000-6000 mikrolitredir, yani mikrolitrede bu kadar bulunur. Bir insanın kanında 25 milyar lökosit bulunur, fakat asıl % 95?i içeren lökositler dokulardadır. Herhangi bir enfeksiyon halinde kemik ilikleride gerkli olan lökositleri üretir. Işın ve kemoterapi görenlerin kemik ilikleri yeterince lökozit üretemeyebilir. Bu nedenle bu hastaların hastalığa yakalanmaları halinde dikkat etmeleri gerekir. (geniş bilgi immün sisteminde)

            Trombositler:
            Kanda mikrolitrede 200-300.000 oranında bulunur. Trombositlerin hücre çekirdeği yoktur ve bunlar pıhtılaşma için önemlidir. Trombosit yetersizliği halinde kanama görülür. Bu kanamanın belirtisi morumsu lekelerdir. Bu rahatsızlığın mutlaka tedavisi gerekir aksi halde tehlikeli olabilir.

            Eritrositler (alyuvarlar):
            Bu hücrelerin hücre çekirdeği yoktur. Eritrositler oksijen taşıyıcıdır. İçerdiği hemoglobin 4 adet oksijen molekülü taşır. Bayanlarda en az 3,9 milyon /mikrolitrede ve erkeklerde 4,3 milyon/mikrolitrede olması gerekir. Bayanlarda 12 g/dl hemoglobin (Hb) ve erkeklerde 13,5 g/dl hemoglobin, yani desilitrede 13,5 g olması gerekir. Hb?nin 8 g/dl?nin altına düşmesi tehlikelidir. Bir kişide takriben 22 katrilyon eritrozit bulunur.

            Kansızlık, anemi:
            Kansızlık deyince akla kanın azlığı gelmemelidir, burada kansızlıktan maksat kandaki alyuvarların (eritrosit, erythrocyte) veya alyuvarlara renk veren boyayıcı madde hemoglobinin oranının azalmasıdır. Hemoglobin akciğerdeki oksijeni dokulara ve dokulardaki karbondioksiti akciğere taşıyan demir ve globinden oluşan maddedir. Kansızlığın en önemli faktörlerinden biri demir yetersizliğidir ve bunu adet sırasındaki aşırı kan kayıbı, kemik iliğinde yeterince alyuvar üretilememesi, alyuvarların zamansız çözülmesi, folik asit ve B12-Vitaminin yetersizliğini sayabiliriz.

            Demir kemik iliklerinde ve dalakta alyuvarların yapımında kulanılır. Demir genelikle et, balık, ısırganotu ve maydanozda bulunur. Besinlerdeki demirin alınabilmesi için C-Vitamini ve çinkonun yeterince vücutta olması gerekir. C-Vitamini ve çinko yetersizliği demir eksikliğine, buda kansızlığa sebep olur. Vejeterianlarda (et yemeyen) B12-Vitamin yetersizliği görülür ve buda kansızlığa sebep olur. Bu nedenle vejiterianların süt, yumurta, balık ve mamülerini yemeleri gerekir. Bağırsaklar aşırı kahve ve siyah çayla tahrip olur, o zaman bağırsaklar demiri absorbe edemez.

            Demir yetersizliği-anemi:
            Kronik rahatsızlıklar nedeniyle kişi sürekli kan kaybederseki bunların başında burun-, mide-, rahim-, basur kanaması veya iç organlardaki yaraların kanamasını sayabiliriz. Bayanlarda uzun süren adet hali veya aşırı kanamada demir eksikliğine buda kansızlığa neden olur. C-Vitamini ve çinko yetersizliğide demir eksikliğine neden olur. Kahve ve siyah çayda bağırsak mukozasını tahrip eder ve böylece bağırsakların görevini yapmasını engeller. Bu nedenle kahve ve siyah çayın fazlası zararlıdır.

            Folikasit yetersizliği-anemi:
            Folikasit (B9-Vitamini) taze sebze ve meyvelerde yeterince bulunur. Hamile ve emzikli bayanlarda daha fazla folikasite ihtiyaç duyulur. Bu nedenle hamile ve emzikli bayanların folikasite ihtiyaçı olup olmadığının tesbiti gerekir. Böbrek rahatsızlıkları nedeniyle diyalize giren insanların kanı yıkandığından folikasit oranı düşebilir. Bu nedenle folikasit hapı almaları gerkebilir.

            Perniciös-anemi (öldürücü anemi):
            Midenin yeterince intrinsik faktörü salğılıyamaması nedeniyle bağırsaklar B12-Vitaminini absorbe edemez. Bu genelikle kronik gastrit veya mide ülseri olanlarda görülen durumdur. Mide mukozasının tahrip olması nedeniyle intrinsik faktörü salğılıyamaz. Bu nedenle öncelikle midenin tedavi edilmesi gerekir. Folikasit ve B12-Vitamin yetersizliğide alyuvarları anormal derecede büyümesine neden olur.

            Hemolizik anemi (eritrositerime anemisi):
            Alyuvarların zamanından önce yıpranması ve dalak tarafından ayıklanması nedeniyle kemik iliğinde tam oluşmamış alyuvarlar devreye girer. Tam olğunlaşmadan devreye giren alyuvarlar (eritrositler) yaşam sürelerini ve görevlerini tam olarak yapmadan tahrip olur ve tekrar dalak tarafından ayıklanırlar. Dalak işe yaramayan, tahrip olmuş ve yaşlanmış alyuvarları birleşimindeki demir ve globin alıdıktan sonra yokeder. Dalağın görevini yapmaması nedeniyle şişmesi, vücuttaki yabancı maddeler (sunni kalp kapakcığı gibi) veya vücudun kendi savunma güçlerinin alyuvarları tahrip etmesi nedeniyle kansızlık oluşur.

            Başka faktörler:
            Kansızlığa bu yukarıdaki faktörlerin haricinde kaza sonucu yaralanma, amaliyat, doğum, içkanama, gibi durumlarda kansızlığa sebep olur. Ayrıca zamanında müdahale olunmazsa sonuç ölümle dahi bittebilir. Kanamalarda tansiyon ve oksijen oranı düşerse beyin kanaması ve kalp krizi ve hatta ölüm olabilir. Sigara içme ve hergün et yemede damarları daraltır ve kansızlığa sebep olur.

            Kansızlığın belirtileri:
            Kansızlık solukluk, yorgunluk, dermansızlık, hafif başdönmesi ve konsentrasyon zafiyetine neden olur. Hastalık bazen bayılma nöbetleri, baş dönmesi, susuzluk, aşırı terleme nöbetleri, nabzın hafif ve hızlı atması vede nefes darlığına sebep olabilir. Kronik anemi birçok rahatsızlık belirtisi ile birlikte kendini beli eder. Kansızlığın ağırlığına görede rahatsızlık belirtileride farklılık gösterir. Kan kayıbı günlerce ve hatta haftalarca sürebilir ve buda yorgunluk ve dermansızlık hissi ile kendini beli eder. Kandaki alyuvarların 2/3?si dahi kayıp olanadek kişi farkına vamayabilir. Kaza sonucu kanın 1/3?ünün kayıbı hayati tehlike azeder ve mutlaka müdahalesi gerekir.

            Teşhis:
            Anemi laboratuarlarda yapılacak kan muayenesi ile teşhis konabilir. Alyuvarların ve hemoglobinin oranı tesbit edilir. Kandaki yeni alyuvarların (retikulozit) oranı tesbit edilir. Bundanda kemik iliğinde hangi tempo ile alyuvar üretildiğinin tesbit edilmesi gerekir. Kansızlığa sebep olan folikasit-, demir-, veya B12-Vitamin eksikliğinin yanında kanın oluşmasında rol oynayan etkenlerde araştırılır. Hastalığın nedeninin anlaşılmaması halinde, çok nadiren biyopsi yapılır. Kemik iliğinden özel bir metotla bir noktadan alınan ilik incelenir ve neden alyuvarların normal gelişmediği teşhis edilir.

            Tedavi:
            Aniden aşırı kan kayıbı veya ağır anemide kan nakli zaruri olabilir. Kanama çok az ise vücut gerekli kanı kendi üretir. B12-Vitamini-, demir-, ve folikasit yetersizliği sözkonusu ise bu eksiklikler hapla veya iğneyle giderilir. Fakat midedeki büyük tahribat nedeniyle intrinsik faktörünü salğıyamazsa o zaman öncelikle mutlaka midenin tedavisi gerekmektedir. Şayet bağırsaklar tahrip olmuşsa ve fonsiyonlarını yitirmişse o zamanda kansızlık olur.

            Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek DiyetAkan kanın içinde ne kadar hücre olduğunu Haematokrit (Hk) ile anlarız. Hk değeri normal olarak 40-54 olması gerektiği söyleniyor. Amarikada yapılan araştırmalarda ise bunun 42?yi geçmemesi gerektiği yönündedir. Doktorunuz Hk değerinin 42?nin üzerinde olduğunu söylerse hemen mutlaka Kızılaya giderek kan vermek gerekir. Zira kanın yükselen Hk değeri kanın yoğunlaşaması ve kalınlaşması demektir.

            Kılcal damarlar
            Nasıl ki arabanın kirlenen ve koyulaşan yağı gibidir. Kırmızı kan hücresi alyuvarların çapı 8 mikrometredir. Oysa özelikle kalp, beyin, göz ve kulakların kılcal damarlarının çapı alyuvarların çapından daha küçüktür. O halde alyuvarlar bu kılcal damarlardan geçmesi gerekir, çünkü okijen, vitamin, mineral, enzimler, glukoz vb., maddeler taşır.

            Hücreler
            Beslenmeyen hücreler yavaş yavaş ölecek. O zaman kişi ben çok unutkanım, artık iyi görmüyorum, artık iyi duymuyorum ve kalbim sıkışıyor diye şikayetlerde bulunurlar ve bunu yaşlanmanın bir belirtisi sayarlar. Kanın koyulaşması, damarların sertleşmesi, alyuvarların esnekliğini kaybetmesi vb., kısaca sağlıksız beslenme vede az hareket etme nedeniyle olur.

            Alyuvarlar
            Kişi kan verdiğinde kanındaki Hk değeri düşer, alyuvarlar elastikleşir, damarlar gevşer, yumşar, başağrıları vede kalp sıkışmaları geçer. O halde kalp, beyin, göz ve kulak için yani kısaca sağlığımız için kan verelim.

            Karbon monoksid
            Karbon monoksid (CO) alyuvarlardaki renk maddesi Haemoglobinle birleşme kuvvet katsayısı oksijene göre 1000 defa daha büyüktür. Yani CO haemoglobinle birleşirken oksijen dışlanır. Böylece kanda oksijen olduğu halde diğer kan hücreleri CO?den dolayı ona ulaşamazlar ve kann hücreleri arasında bir yariş başalar. Oksijen kapma yarışı buda ani bir hücum şeklinde olduğundan kılcal damarlar buna dayanamıyarak çatlarlar işte beyin kanaması böylece ortaya çıkar.

            Peygamber Efendimiz
            Peygamber Efendimiz heray sırtından kan aldırmıştır. Tabii buna ihtiyacı olduğundan değil Ümmetininde yani bizlerinde buna alışmamızı ve yapmamızı istediğindendir. Günümüzde bu daha modern usullerle kann verme şeklinde olmaktadır. Bende 5-6 defa kann verdim her seferinde kann vermeye gittiğimde Almanların Kızılayı olan ?? Blutspendedienst?? sürekli insanlar çağrılmış gibi gelip kan veriyorlardı.

            Almanlar
            Özel olarak mı çağrıldıklarını söyledim hayır dediler biz sürekli 3- ayda bir gelir kann veririz. Evet Almanlar sünnete uyarken bizim dindarlarımızın kızılaya gittiğini hiç zanetmem, çünkü onlar kendilerine müslümandırlar. Hepsi değilsede % 99,5?i, lafa varız, icratta yoğuz. Elhadülillah! Nereden mi biliyorum 22 sene dernek ve camilerde görev yaptım.

            Sağlıklı kalabilmenin ve sağlıklı yaşayabilmenin en önemli faktörü kılcal kandolaşımıdır, çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim vb., besleyici maddenin hücrelere ulaşması vede mikroplarla mücadele eden maktofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır. Gökçek İksiri ile tedavi olmak mümkündür, tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Gökçek İksiri vücudu curuflar'dan arıtır, itihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü allerjiyi iyileştir.

            Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

            Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Gökçek Diyet

            Yorum yap


            • #7




              Yorum yap


              • #8
                İTP Nedir, Trombosit Nedir ?, Ne İşe Yarar ?, İTP'ye Ne İyi Gelir ?

                Yorum yap


                • #9
                  Trombosit Düşüklüğü Nedir ?, Ne İyi Gelir ?, İTP Hastalığına Ne İyi Gelir ?, PLT Nedir ?

                  Yorum yap


                  • #10

                    Yorum yap


                    • #11

                      m-bingöl Nickli öğeden Alıntı
                      merhaba ibrahim bey;
                      bende demir ilaçı kullanmama rağmen feritin eksikliği iki bacağımda (diz altı) devamlı kaşınmadan dolayı yara ayrıca devamlı ishalim karın ve sırt ağrlarım oluyor. ne gibi bitkisel tedavi önerirsiniz iyi günler dilerim

                      Enginar Forte, Kolorex Forte, Spirulina Forte, Karbonat Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Damar çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Barsak Mantar ve Bakterileri toksik maddeler üretir ve Karaciğer bu toksik maddeleri arıtmaz ise diğer organlara depolanır ve organlarda çeşitli rahatsızlıklar görülmeye başlar. Günümüzde Bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme mantarları çoğaltır ve vücudun asit-baz dengesini bozulur ve oluşan asitik ortamda mikroplar hızlı çoğalırlar.Aksi halde çok yoğun cüruf oluşur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.

                      Yorum yap


                      • #12

                        Bitkisel ürünler |Bitkisel İlaçlar |Alternatif Tıp | Doğal Tedavi | Gökçek Şifa | Hastalıklarla İlgili Bilgiler
                        Youtube Kanalımızı Takip Edin | Facebok Sayfamızı Takip Edin

                        Yorum yap


                        • #13

                          Bitkisel ürünler |Bitkisel İlaçlar |Alternatif Tıp | Doğal Tedavi | Gökçek Şifa | Hastalıklarla İlgili Bilgiler
                          Youtube Kanalımızı Takip Edin | Facebok Sayfamızı Takip Edin

                          Yorum yap


                          • #14

                            Bitkisel ürünler |Bitkisel İlaçlar |Alternatif Tıp | Doğal Tedavi | Gökçek Şifa | Hastalıklarla İlgili Bilgiler
                            Youtube Kanalımızı Takip Edin | Facebok Sayfamızı Takip Edin

                            Yorum yap

                            Hazırlanıyor...
                            X