Duyuru
Collapse
No announcement yet.
Alkolizm, Alkolikler, Alkol Psikozları, Biyokimyasal bozukluk
Collapse
X
-

Alkolizm:
Alkolizm insanların bağımlı olduğu en tehlikeli hastalıklardan biridir. Dünyada en yaygın olan bağımlılık rahatsızlığı alkoldür.Bunun sebebi ise yıllarca sürekli alkol alarak alkol bağımlılığına yakalanır.Kişinin kendini ruhen ve bedenen alkol almak zorunda hissediyor alınmayınca kontrolsüz davranışlara sebep oluyorsa o zaman bağımlılıktan bahsedilir.Kronik alkol bağımlılığı kalp, karaciğer, pankreas ve sinirleri tahrip eder.Alkol beyin ve sinir hücrelerinin ölmesine ve zamanla beynin küçülmesi ve de sinirlerin tahribine neden olur.Beyin ve sinir hücrelerinin tahrip olması hipofiz sayesinde tahribe neden olur ve iktidarsızlık ortaya çıkar.Karaciğerde yağlanma ve sertleşme nedeni ile bir çok enzimi salgılayamayarak çeşitli hastalıklara sebep olur.Midenin iç yüzeyi tahrip olarak gastrite neden olur.Damarların iç yüzeyi yağlanarak sertleşmesine neden olur olur.Psikolojik olarak saldırganlaşma, korku halleri, uyku rahatsızlıkları, kişilik kaybı, ellerin titremesi ve de hem ruhi hem de bedenen güçten düşme hasıl olur.
Alkolikler durumlarını yıllarca yakın çevresinden salkıyarak durumlarını devam ettirmek isterler.Başarılı bir tedavi için hastanın mutlaka kararlı ve istekli olması gerekir aksi halde eski durumuna hemen dönebilir.Ağır durumlarda hastanın mutlaka hastaneye yatması ve aynı zamanda zarar gören organların da tedavi edilmesi gerekir.Doğal ilaçlarla tedavi olmak mümkündür ve bunların başında yulaf gelir.Yulaftan elde edilen çayla alkole karşı bağımlılığın azaldığı tespit edilmiştir.Devedikeni tohumundan elde edilen özel ilaçlarla tedavi edilebilir Almanyada 2,5 milyon insan alkolik olup, yılda ortalama 40 bin kişi alkolden ölmektedir. Alkolün sebep olduğu hastalıkların haricinde alkolik insanların sebep olduğu trafik kazaları ve kavgalar sebebiyle ortaya çıkan ölümleride sayarsak o zaman alkolün ne kadar tehlikeli olduğu daha iyi anlaşılır. Ayrıca alkolik olan bir bayanın hamile kalması ve doğum yapmasıda bebeğin bedeben ve ruhen özürlü olmasına neden olur. Sigara ve yanlış beslenmeden sonra en yaygın ve tehlikeli bağımlılıktır.
Alkole genelikle günlük yaşamdaki problemleri aşmakta zorlanan insanlar başvurmakta ve alkolle problemlerini geçici bir süre içinde olsa unutmak için kullanılmaktadır. Oysa alkolle hiçbir problem çözülmediği gibi, bu zamanla alkol bağımlılığına sebep olur ve kişi günbe gün kötü duruma düşer. Alkol nedeniyle insanlar çalışamamakta ve işlerinden olmaktadırlar. Almanya’da işten çıkan insanların % 20’si alkol nedeniyledir. Alkol ailelerin boşanarak parçalanma, geçimsizlik, kavga, tecavüz vb, sosyal problemlerin yanında milyarlarca dolarlık iş kayıbı ve zararlara neden olmaktadır.
Alkolizmin belirtileri:
Şayet kişide aşağıdaki faktörlerden en az üçü görülürse, o zaman kişinin alkolik olduğu anlaşılır.
1-) Mecbur hissetme: Kişinin kendini alkol içmeye mecbur hissetmesi
2-) Konturolu kaybetme: Alkol içerken ölçüyü kaçırıp kendini konturol edememe
3-) Alkolü bırakınca rahatsızlanma: Alkol almayı azaltınca veya bırakınca bir takım rahatsızlıklar görülüyorsa
4-) Zamansız alkol içme: Çalışırken veya vasıta sürerken veya sürmeden önce alkol alma
5-) Rizikolarını bilmesine ragmen içme: Alkol içince işyeri veya ailevi problemlerin olacağını bilmesine ragemen içmeye devam etme
6-) Sağlığını tehtit ettiğini bildiği halde içme: Doktorunun yasaklamasına ragmen içmeye devam etme
7-) İhmalkar olma: Önceden yaptığı işleri (hobi) umursamama
8-) Alışkanlık yapma: Kişinin kendini sürekli daha önce içtiğinden daha fazlasını içmek zorunda hissetmesi
Alkolün dozajı kişiden kişiye göre değişir, arada bir içenlerde etkisi daha büyük olur,fakat sürekli içenlerde tahribat bütün organlarda yavaş yavaş olur.
1-) 0,5-1 promil
a-) Arada bir içenlerde: Haz duygusu, konturolsüz davranma, yönünü tayinde zorlanma,
b-) Alkoliklerde: Herhangi bir etki göstermez
2-) 1-2 promil
a-) Arada bi içenlerde: Bulantı, uyuşukluk, uyuklama, vücut hareketlerini konturol edememe (ataksi)
b-) Alkoliklerde: Haz verici, yön tayininde zorlanma
3-) 2-3 promil
a-) Arada bir içenlerde: Kusma, uyuklama, konuşma zorlukları
b-) Alkoliklerde: Duygusallaşma, hareket edemeyip uyuşma
4-) 3-4 promil
a-) Arada bir içenlerde: Koma
b-) Alkolikler: Uyuklama
5-) 4-5 promil
a-) Arada bir içenlerde: Ölüm
b-) Alkoliklerde: Koma, uyuşukluk
Alkole bağımlılığın Jellineck'e göre derecelendirilmesi:
Jellineck alkol kulanmayı 5 katagoriye ayırmıştır.
1-) Alfa-Alkolikler: Problem ve hafifleme alkolikleri: Bu gruptakiler alkol içerler, fakat konturolü kaybetmezler
2-) Beta-Alkolikler: Fırsat buldukca içen: Çevreye uyum sağlamak için içenler
3-) Gama-Alkolikler: Bu gruptaki alkolikler psikolijik ve bedenen alkole bağımlı olma ve alkol içerek konturolden çıkarlar.
4-) Delta-Alkolikler: Tam bağımlı alkolikler: Bu gruptakiler çok ağır psikolojik ve fiziki bağımlılıkları vardır. Bu gruptakiler hergün düzenli alkol içmek zorundadırlar ve bu gruptakilerin alkolü bırakmaları hemen hemen imkansızdır.
5-) Epsilon-Alkolikler: Dönem Alkolikleri: Bu gruptakiler, dönem dönem alkol içerler ve bu alkol içme haftalarca ve aylarca sürebilir ve kendini konturol edemez.
Alkolün etkileri
Alkol içerek alkol bağımlılığına yakalananlar, yani alkolikler bir çok psikolojik ve fiziki rahatsızlıklar ortaya çıkar ve bunların başında
1-) Hepatit, karaciğer yağlanması, sertleşmesi, siroz
2-) Polinöropati: Alkolün sebep olduğu sinirsel tahribat ve psikolojik rahqatsızlıklar
3-) Beyin ve sinir hücrelerini tahribatı nedeniyle, beyin zamanla küçülür, hipofiz gudesi görevini yapamıyarak kişide dolaylı olarak ikdidarsızlığa sebep olur.
4-) Damarların yağlanarak sertleşmesi (arterioskleroz)
5-) Mide-, pankreas-, yemek borusu-, karaciğer-, ve gırtlak kanserine sebep olur.
6-) Kalp kasları hastalıkları (kardiomiyopati), kalp ritim bozuklukları, (aritmi) ve yüksek tansiyon
7-) Psikolojik etkenleri nedeniyele alkolikler kendilerini konturol edemezler evde ve işyerinde huzursuzluklara sebep olur ve her şeyini de kaybedebilir.
Tedavi:
Doktor tarafından alkolün zararları hastaya iyice anlatılmalıdır. Tedavi ancak ve ancak hastanede gözetimde yapılabilir. Alkolikler alkolü çok yoğun çalışmalar sonucu bırakmış olsalarda heran yeniden alkole dönebilirler. Alkolü bırakan şahıs yıllar sonrada bir iki bardak alkol içsede hemen eski durumuna dönebilir. Bu nedenle en doğru olan alkole başlamamaktır. Hindistanda yulafala yapılan tedavi denemeleri ile başta alkolizim ve tiryakilik gibi çeşitli bağımlılık rahatsızlıkları tedavi edilmektadir. Öncelikle uzman bir doktora gidilmelidir, ayrıca doğal ilaçalardan kılıçotu preparatlarininda etkili olduğu yönünde kulananlarca iddialar var.
Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Yorum yap
-
Alkol ve madde bağımlılıkları hakkında
Uzmanlar, bağımlılık kavramının, insan-madde etkileşimini içeren kimyasal bağımlılıklar ve insan-insan ya da özellikle çağımızdaki hızlı ve yoğun teknolojik gelişmelere bağlı olarak insan-makine etkileşimini içeren davranışsal bağımlılıklar şeklinde yorumlanabileceğini söyledi.
Memory Center Nöropsikiyatri Merkezi ergen psikloglarından Orhan Gümüşel, hangi tür bağımlılık söz konusu olursa olsun, bireyin bir dış unsura aşırı derecede gereksinim duyduğunu belirterek, "Bağımlılığın esası bu noktaya dayanır. Bu yolla birey hem kendisine ait bir yetersizliğin, sıkıntının ya da kaygının üstünü örter hem de hoşnutsuz olduğu durumdan kısa süreli de olsa kaçma imkanına kavuşur. Buradan hareketle diyebiliriz ki insanın davranışsal veya kimyasal bir dış unsurla sürekli ve aşırı etkileşimi 'bağımlılık' olarak adlandırılabilir. Tıbbi anlamda ele alındığında ise 'bağımlılık'; biyolojik, sosyal ve davranışsal boyutları olan bir hastalıktır. Bağımlılık tedavisi olan yani düzelebilen ancak bağımlı olunan madde tekrar kullanıldığında hızlı ve şiddetli bir seyirde nükseden bir hastalıktır. Bir başka deyişle kişi bağımlı olduğu maddeyi bıraktığı yere kısa zamanda geri döner. Bağımlılığın gelişimi, maddenin kullanım süresine, kullananın kişilik özelliklerine, maddenin cinsine göre değişir ve her maddenin bağımlılık potansiyeli farklıdır" dedi.
Bağımlılığı besleyen en önemli etkenin keyif verici bir dış unsurun varlığı olduğunun altını çizen Gümüşel, "Yani bir durumu, kişiyi ya da kimyasalı çekici kılan neden, onun bireyi kaygıdan ve gerginlikten uzaklaştırabilme gücü ve keyif verici olmasıdır. Bu durum, bağımlılık geliştirme açısından en yüksek risk grubu olan gençlerin doğal davranış dinamiklerinde daha kolay gözlenebilir. Şöyle ki, genç bir insan doğal gelişim çatışmaları ve bu çatışmalarının neden-sonuç ilişkileriyle uğraşırken genellikle en kestirme ve en zahmetsiz yolu seçer. Çatışmadan doğan gerginlik sırasında gencin keyif aldığı en küçük anlar bile çok kıymetlidir. Psikofizyolojik gelişimde sorun yaşayan gençler ise bu bağlamda savaşmak yerine rahatlıkla hoşnut olmayan durumdan kaçışı seçebilmektedirler. Zaten asıl risk de kaçışın başlamasıyla yargılama gücü zayıflayan gencin ne yöne gideceğinin belirsizleşmesidir" diye konuştu.
Orhan Gümüşel, sözlerine şöyle devam etti:
"Bir ilginin bağımlılığa dönüşmesi daha çok davranışsal bağımlılıklar ile alkol ya da sigara bağımlılığı için söz konusudur. Madde kullanımında süreç ilginin süreklilik kazanmasından çok kaçış sonucu bağımlılığa itilmek şeklinde gerçekleşir. Soruyu özellikle teknolojik bağımlılık çerçevesinde ele alacak olursak süreç içinde yaşanabilecek durumlar şöyle özetlenebilir: Bağımlılık yaratan unsurun bireyin dikkatini çekmesi, etkileşimin giderek artması ve yaşama yayılması (yaşamın rutini haline gelmesi). Dolayısı ile yaşam kalitesinde düşme, tolerans geliştirme, geri çekilme belirtileri (Faaliyetten ve iletişimden uzaklaşma) ile çatışma ve nüksetme. Bu genel bileşenler bir ring hattı gibi işler. Birinin başlangıcı diğerinin bitişi olabileceği gibi birinin bitişi diğerinin başlangıcı olabilir".
Psikolog Gümüşel, madde bağımlılığında ise durumun biraz daha farklı gelişeceğini kaydederek, "Madde bağımlılığı o maddeye duyulan ihtiyaç sonucu ortaya çıkar ve kullanıcının kişiliği ile yakından ilgilidir. Bilinçli kullanıcılar kullandıkları maddenin yarattığı psikolojik ve fizyolojik etkiyi bildikleri için kullanırlar. Bilinçsiz kullanıcılar ya da madde hakkında daha az bilgiye sahip olanlar ise sorundan kaçmak ve yapay olarak sorunsuz bir yaşam alanı yaratmak amacıyla maddeye yönelirler. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki madde kullanan insanlar birbirlerinden direkt etkilenmekte, bunun temelinde de ortak sosyal problemler yatmaktadır" dedi.
Gümüşel, bir insanı madde kullanmaya iten başka nedenleri şöyle sıraladı:
"Örneğin maddenin eğlencenin eğlenebilmenin ayrılmaz bir enstrümanı olması, başlı başına bir eğlence paylaşımı olması, grup dinamiğine uyumluluğu göstermenin bir kriteri gibi algılanması, özenti, yasağa karşı gelebilmiş olmanın tatmini ve büyüme göstergesi olarak atıflanması. Ergenin ruh sağlığını tehdit eden bir etmen olarak bağımlılık kavramını incelerken genel olarak bağımlılık yapan maddelerin neler oldukları, nasıl sınıflandırıldıkları, yapıları ve etkilerinden bahsetmek bilgilendirme adına doğru bir adım olacaktır".
Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.Yorum yap
-
Dikkat! Sigara ve alkol bel ağrısı yapıyor
Sigara ve alkolün bilinen kanser hastalıklarının yanında bel ağrısına da neden olduğu belirtildi. Aydın Özel Fizik Tedavi Dal Merkezi FİZİREM kururcularından Uzman Dr. Cavidan Ay "Alkol, sigara, stres, uzun süre aynı konumda oturma gibi durumlar bel ağrısı riskini artırmaktadır" dedi.
Bel ağrısının en sık nedeni belin ve vücudun yanlış kullanımına ve kötü duruşa bağlı yumuşak doku zorlanması olduğunu belirten Fizik Tedavi Uzmanı Cavidan Ay, toplumun her kesimini ilgilendiren bir sorun olan bel ağrısının özellikle sanayileşmiş ülkelerde yaşayanların yaklaşık yüzde 80'inde görüldüğünü söyledi. Bel ağrısının her yaş ve meslekte görülebildiğini ve kesinlikle basite alınmaması gerektiğini kaydeden Ay açıklamasında "Hareketsiz, şişman, ağır spor yapan, yanlış oturma ve duruş alışkanlığı olan kişiler ile ağır işlerde çalışanlarda bel ağrısı daha çok görülür. Alkol, sigara, stres, uzun süre aynı konumda oturma gibi durumlar bel ağrısı riskini artırmaktadır Çocuklarınız oturarak ders çalışırlarken onları öne ve ya yana eğik durmamaları konusunda sık sık uyarınız. İşyerinde devamlı oturarak çalışıyorsanız, bunun beliniz için sakıncalı olduğunu biliniz. Bu nedenle ara sıra kalkıp dolaşınız. Çünkü oturur pozisyonda iken belinize binen yük, ayakta iken olduğundan belirgin şekilde daha fazladır. Hatta yapılan araştırmalarda günlük mesaisinin büyük bir kısmını oturarak geçirenlerde bel fıtığına yakalanma riskinin ayaktakilere oranla daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Oturarak çalışırken belinizi ince bir yastıkla desteklemenizde yarar vardır" dedi.
Kişilerin sandalye ve ya koltukta otururken dik pozisyonda olmaya gayret etmesini ve bunu alışkanlık haline getirmesini isteyen Uzman Dr. Cavidan Ay, Yumuşak, alçak ve derin makam koltuklarının da bel fıtığına davetiye çıkardığını ifade etti. Ay "Bilgisayar karşısında saatlerce hareketsiz veya uygun olmayan pozisyonlarda kalmak beli rahatsız eder. Bilgisayarda çalışırken başınız dik, beliniz ve kalçanızın arka kısmı destekli, köprücük kemikleriniz yere paralel durumda olmalı. Gözleriniz, ekranın üst hizasına yakın konumda ve ekranı tam karşıdan görebilecek pozisyonda bulunmalı. Kollarınız rahat, ön kol ve bilekleriniz aynı çizgi üzerinde yere paralel olmalı. Ayaklarınızı da bir destek üzerine koymanız daha iyi olur" sözleriyle büro çalışanlarını da bel ağrılarına karşı uyardı.Yorum yap
-
ALKOL VE MADDE KULLANIMI İLE İLİŞKİLİ BOZUKLUKLAR
Madde bağımlılığı, toplumun her katmanında ve her ülkede görülmektedir. İlk başta, çalışma ve eğer öğrenciyse okul performansında düşme, kazalara neden olma ve zehirlenmeye yol açar. İşe ya da okula gitmeme, suç işleme, hırsızlık yapma da sık görülen toplumsal sonuçlarıdır. Özellikle gençler, alışkanlık geliştirmeye daha yatkındır. Erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülür. Genellikle de, kullanıcıların durumlarını gizlemeleri yüzünden tanınması, başlangıçta özellikle zordur.
TANIMLAR
Entoksikasyon (Zehirlenme):
Alkol ve diğer uyuşturucular, toksik (zehirleyici) maddelerdir. Alınan maddenin çeşidine, miktarına, daha önce bu maddeyi kullanma süresine başka koşullara, kişilik yapısına göre tablo değişir. Bu bakımdan alkol veya diğer uyuşturucular alındıktan hemen sonra ortaya çıkan, alınan maddenin merkezi sinir sitemine etkisiyle ortaya çıkan durumdur. Bu dönemde kişi, uygunsuz davranışlar içine girer; ruhsal değişikler olur; kendisine ve çevresine zararlı olabilir. Alınan madde dozu yükseldikçe zehirlenme belirtileri ağırlık kazanır ve ölüme kadar uzayabilir. Bunun örneklerini medyada her zaman görüyoruz.
Tolerans: Kişi, maddeyi kullandığı sürece daha fazlasını almak ister, yoksa aldığı madde istediği etkiyi göstermeye yeterli olmaz. Yüksek dozlara dayanma gücü artar. Kişi, ağır bir kısır döngü içine girer
Çapraz Tolerans: Bir madde kullanımı ile oluşan toleransın benzer başka bir madde için de geçerli olması durumudur.
Madde Kötüye Kullanımı: Kişinin günlük hayatında, mesela, evde, işte, okulda, tehlikeli durumlar, yasal, toplumsal ve mesleki sorunlar gibi tekrarlayıcı ve kötü sonuçlar ortaya çıkarmasına rağmen, maddenin kullanılmaya devam edilmesidir. İçkili taşıt kullanma, bu nedenle kazaya yol açma, işe devam etmeme , kişilerarası sorunlara neden olma, karakollara, mahkemelere düşme vb. bu sorunlara örnek gösterilebilir.
Bağımlılık: Maddeyi almayı sürdürmeye karşı, psikolojik ve fiziksel olarak ihtiyaç duyulması durumudur. Madde, hastanın yaşamında önemli bir rol oynamaktadır. Kişi, bu maddenin alımına karşı kontrolunu kaybetmiştir. Bir maddeye karşı bağımlılık fiziksel, psikolojik ya da her ikisi birden olabilir. Psikolojik bağımlılık, alışkanlık (habitutation), maddeyi sürekli ya da zaman zaman özleyip aramakla karakterizedir. Fizyolojik ya da fiziksel bağımlılıkta ise tolerans gelişmiştir; zaman içinde daha yüksek dozda almak zorundadır. Almadığında, yoksunluk ya da kesilme belirtileri ortaya çıkar. Belirtilmelidir ki, kötüye kullanım ile bağımlılık arasındaki ayrım kesin değildir; çok önemli de değildir. Bu durumu, hastalarımızda sık sık görürüz:?ben esrar kullanıyorum ama istediğim zaman bırakabilirim; zaten sürekli değil, zaman zaman kullanıyorum.?
İptila: Psikolojik bağımlılık, madde arama davranışı, fiziksel bağımlılık ve toleransı kapsar. Bedensel, ruhsal ve toplumsal sağlıkta yıkım ile birliktedir.
Kesilme veya Yoksunluk: Uzun kullanım sonucu, tolerans ve bağımlılk geliştikten sonra, kişinin herhangi bir nedenle alkol veya başka bir uyuşturucuyu kullanmaması veya sağlayamaması durumunda ortaya çıkan fizyolojik rahatsızlık daha doğrusu kriz tablosudur. Kişi, yoksunluk belirtilerinden kurtulmak için tekrar kullanmak ister.
ALKOL KULLANIM BOZUKLUKLARI
Alkol, merkezi sinir sistemi bastırıcısıdır ve toksik bir maddedir. Ruhsal bozukluğu olanlarca ve olmayanlarca, en yaygın olarak kullanılan psikoaktif (ruhsal yönden etkileyici) maddedir. Amerikan vatandaşlarının üçte ikisinin alkol kullandığı bilinir. ABD ve batı Avrupada, insanların yarısı düzenli alkol kullanmaktıadır. Az miktarda alındığında keyif verici bir maddedir; kullanım miktarı arttıkça sarhoşluktan komaya hatta ölüme kadar varan; başka ağır bedensel ve ruhsal bozukluklara yol açar.
Üretiminin kolaylığı nedeniyle insanlık tarihinin başlangıcından bu yana var olan, tüketilen bir maddedir. Bazı dinlerce yasaklanması, yüzyılımızın başlarında ABD?de yasa ile yasaklanması dahil, kullanımı önlenememiştir ve önlenmesi mümkün görünmemektedir.
Eğlence amacıyla ya da sosyal içici olarak alkol tüketimi genellikle kabul görmekle birlikte bunun nerede bitttiği ve alkol kötüye kullanımının, alkolizmin nerede başladığı, hangi durumda alkolizn deneceği açık değildir. Ancak, her düzeyde alkol kullanımının, kullanan her kişi için bir üst basamağa çıkma riskini artırdığı bilinmelidir. Bugünün masum bira içicisi, yarın alkolik olmaya adaydır.
Alkollü içkilerin etken maddesi, etil alkol?dür. Endüstriyel alkollü madde üretimlerinde, etken maddenin etil alkol olduğu varsayılsa bile, niteliksiz üretimlerde, etil alkolle birlikte metil alkol de alkollü içkide bulunabilmektedir. Etil alkol de zararsız olmamakla birlikte, metil alkol özellikle zararlıdır; körlük dahil birçok rahatsızlığa neden olur. Benzer durum, içme amaçlı üretilmemiş alkollerde, örneğin ispirtoda bulunur. Bazı alkoliklerin alkollü içki bulamadığı ya da aradaki farkın -sarhoşluk nedeniyle- ayırdında bulunamadığı durumlarda, ispirto içmesi, ağır zararlara yol açmaktadır.
Bazılarımız, alkol kullanma konusunda, söz gelimi, ?ben sadece bira içiyorum, hafif bir içki? mantığıyla hareket etmektedirler. Halbuki, konuya birim alkol açısından bakıldığında, arada bir fark bulunmamaktadır. Bira büyük bardaklarla, diyelim viski küçük kadehlerle içilir. Bir şişe bira, yaklaşık bir kadeh rakı, viski gibi sert içkiye, bir bardak şaraba eşdeğerdir. Önemli olan alınan alkol miktarıdır. Aslında günlük dilde ?sarhoşluk? dediğimiz olay tıp diline ?akut alkol intoksikasyonu? daha açık deyişle zehirlenmesidir. Kontrolsuz hareket ve konuşmalardan, kusmaya, sallanarak yürümekten yerlerde sürünmeye, sızıp kalmaktan komaya girmeye hatta ölüme kadar uzanan sonuçları hepimizce bilinir. Bu tablo, toplumsal açıdan o kişi için saygınlık kaybıdır.
Alkol kötüye kullanımı, alkolizm ya da alkol bağımlığı düzeyi söz konusu olmadan bile, bir kez biraz aşırıca alkol kullanımının çok kötü sonuçlarını hepimiz biliriz. Trafik canavarının büyük oranda nedeni alkoldür ve birçoğu birkaç kadeh içmek sonucu oluşur. Her türlü yaralama (kendisini veya başkasını), aşka gelip hayava ateş ederken birini öldürme, her türlü saldırganlık örnek verilebilir.
Alkolün bedensel sağlık üzerine olumsuz etkileri ve tıbbi komplikasyonları sayılamayacak kadar çoktur.
Alkol tüketimi çeşitli biçimlerde olabilmektedir:
1/ Sosyal içiciler: Ciddi ve uzun süreli sağlık sorunu veya toplumsal sorun oluşmaz. Alkol alınmadığında kesilme belirtileri görülmez. Ancak, devam edildiğinde alkolik olmaya adaydırlar. Diğer önemli konu da, alkolle ilişkili kaza, suç vb. riski taşımalarıdır.
2/ Alkol kötüye kullananlar (bağımlı olmayan sosyal içiciler): Birinciye ek olarak, birçok bedensel, ruhsal ve toplumsal sorunlar yaşarlar. Alkol kullanımı ile ortaya çıkan yargı bozuklukları ve alkol kullanımının beden sağlığı üzerine olumsuz etkileri ile karşı karşıyadırlar.
3/ Alkolizm (alkol bağımlılığı): Birinci ve ikinciye ek olarak, içme davranışını kontrol etmede yetersizlik ile alkolün bedensel ve ruhsal bağımlılığını yaşarlar. İçme davranışı üzerindeki kontrol kaybı, alkol kötüye kullanımı ile alkol bağımlılığı arasındaki kritik sınırı oluşturmaktadır. Gene de bu sınırın kesin olmadığı belirtilmelidir. Çoğu alkol kullanan hastamın ?canım benimkisi alkolizm değil? dediklerini duyarım. Hodri meydan dendiğinde, ?istesem bırakırım ya, öyleyse mesele yok? diye kendilerini avuturlar.
A:B:?de yşamları boyunca kadınların % 10?u, erkeklerin % 20?si, ?alkol kötüye kullanımı? tanısı alabilmektedir. Alkol bağımlılığı oranı, kadınlarda % 3-5, erkeklerde % 10 civarındadır. Yaşam boyu yaygınlık (prevalans) oranı ABD?de % 14?dür. Alkol kullanımının en yaygın olduğu yaşlar, 20-30 yaşlarıdır.
Alkol kullanımı ile ilgili bozukluğu bulunan kişilerde başka psikiyatrik hastalık bulunması (komorbidite) çok görülür. Alkol kullanım bozukluğu tanısı alan hastaların %30-40?ının, yaşamlarının bir döneminde major depresyon tanısı aldıkları bilinmektedir. Ayrıca, alkol kullanım bozukluğu olan kişlerde, antisosyal kişilik bozukluğu ve diğer madde kullanım bozuklukları sıklıkla birlikte bulunmaktadır. Bunaltılı kişilerin, sosyal fobisi olan kişilerin, gerek bunaltılarını bastırmak, gerek sosyal fobilerini yenmek için alkole başvurdukları bilinir.
Alkol kullanımını etkileyen toplumsal ve kültürel etmenler de vardır. Bazı meslekler, iş adamlığı, turizmcilik gibi, kişiyi alkol kullanımına daha yatkın hale getirir. Bazı dinlerde alkol yasaklanmıştır. ABD?de alkol tüketimi bazı ülkelerden daha fazladır. Örnekleri artırılabilir. Alkol kullanımında kalıtımsal etmenler de rol oynamaktadır. Öz ailesinde alkol kullanma öyküsü bulunan evlat edinilmiş ve alkolden uzak büyütülmüş kişilerde, alkol kullanma riski fazla bulunmaktadır. Öz anne-babasında alkol kullanımı bulunmayan, fakat evlat edinildikleri ailede alkol öyküsü bulunan kişilerde ise alkol riski artmamaktadır. İkiz çalışmaları da bu bulguyu desteklemektedir. Birinci dereceden akrabalarında alkol öyküsü bulunan kişilerde alkol kullanım riski 3-4 kat artmaktadır. Evlat edinme çalışmalarında, çevresel etmenlerin etkisi önemli bulunmamıştır. Bu durumda, alkol kullanım bozuklukları için kalıtımsal yatkınlık söz konusudur. Bulgular, hastalığın sonraki kuşaklara geçişinin heterojenik olduğunu göstermekte; poligenik etiyolojiyi desteklemektedir.
ALKOL KULLANIMININ YOL AÇTIĞI BOZUKLUKLAR
Alkol İntoksikasyonu:
Alkol alımı sırasında ya da hemen sonrasında ortaya çıkar. Uygunsuz davranışlar (saldırganlık, uygun düşmeyen cinsel davranışlar), psikolojik değişiklikler (mizaç değişikliği, yargılama bozukluğu, kahkahalar atma, ağlama) görülür. Toplumsal işlevler bozulmuştur. Peltek konuşma, denge bozukluğu, sendeleyerek yürüme, dikkat ve bellek bozukluğu görülür. Hasta durumunun farkında değildir. Sarhoş olmadığını kanıtlamak için, düz bir çizgide yürüme denemesine girer ve yürüdüğünü iddia eder. Bulantı, kusma, bilinç kaybı, stupor (çok derin uyku hali) ve koma gelişebilir.
Alkol Yoksunluğu:
Birkaç saatten bir kaç güne kadar uzayabilen, terleme, nabız hızının 100?ün üzerine çıkması, ellerde aşırı titreme, uykusuzluk, bulantı ya da kusma, bunaltı, ruhsal bedensel huzursuzluk, sanrılar, kısa süreli dokunsal ya da işitsel varsanılar ve yanılsamalar, sara nöbetleri görülür. Doğaldır ki bu tablo içindeki kişi, günlük yaşamını sürdüremez; toplumsal işlevleri bozulur.
Alkol Yoksunluğu Deliryumu:
Deliryum başlığı altında anlatılan rahatsızlığın aynıdır. Ölümle sonuçlanabilir. 30 yıl kadar önce uzmanlık eğitimine başladığım zaman ilk nöbetimde, bir ?alkol yoksunluğu deliryumu? vakasını deliryum tablosu, epilepsi(sara) nöbetleri sonucu kaybetmiştik.
Alkolik Demans:
Alkolün yol açtığı, kalıcı bunama durumudur. Bunama başlığı altında anlatılan tablo yaşanır.
Bunların dışında, alkol, başka psikotik bozukluklara, psikotik olmayan başka ruhsal bozukluklara da yol açmaktadır. İntihar davranışlarında, depresyondan sonra, ikinci sırayı alkol ile bağıntılı bozukluklar almaktadır.
Alkolle savaş
Tarihle yaşıt alkolle eradike edici (tümden ortadan kaldırıcı) savaş mümkün görünmemektedir. ABD yüzyılımızın başında bunu denemiş; sadece mafyanın daha da güçlenmesi sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, gerçekçi olmak gerekirse, alkolün tümden yasaklanmasının çok mantıklı olmayacağı da söylenmelidir.Öyleyse ne yapmalıdır?
Alkolün elde edilebilirliği, mümkün olduğunca kısıtlanmalıdır. Üretim denetim altında tutulmalı, vergi konusu gözden geçirilmelidir. ?Gözden geçirilmeli? ifadesinin nedeni, alkol satışının zaten vergiye tabi olduğunu vurgulamak içindir. Vergi artırılması yoluna gidilebilir. Bunun yanında, kalitesiz alkol üretimi engellenmelidir. Kalitesiz şarap ya da başka alkollü içkilerin daha ağır bedensel ve ruhsal bozukluklara yol açtığı bilinmektedir. Alkollü içkiler arasında fark olmadığı konusu işlenmelidir. Sözgelimi, birayı küçümsememelidir. On yıl kadar önce, bira?nın neredeyse alkollü içki olduğu inkar edilmiş, satımının ruhsata tabi olması koşulu kaldırılmıştı. Neyse ki bu büyük yanlış bir süre sonra düzeltilmiş, bira da doğru olarak alkollü içki sınıfına alınmış, satımı ve kullanımı diğer alkollü içkilerle eşitlenmiştir. Yasalarımızca, 18 yaşın altındaki çocuklara alkol satımı (mesela marketlerde) ve servis yapılması (mesela birahanelerde) yasaktır. Ancak, bu kuralın ne derece uygulandığı belirsizdir. Gecenin belli saatlerinden sonra alkol satışı ve alkol alınan yerlerde servis yapılması yasaklanabilir. Çünkü, aşırı alkol kullanımının gece geç saatlerde arttığı bilinmektedir.
İnsanlarımız, alkol bağıntılı suç işlediklerinde, bunu bir savunma gibi kullanabileceklerini sanmaktadır. ?o sırada alkol almıştım, ne yaptığımı bilmiyordum, zaten hatırlamıyorum.? Halbuki, işlenen suçun alkol bağıntılı olduğu durumlarda ceza azalmak bir yana artmaktadır. Bu konudaki en yaygın suç, çoğu ölümlü trafik kazalarına yol açmak, öldürme ve yaralama fiilleridir. Alkollü sürücülerin marifetleri, ?trafik canavarı? adıyla her gün medyadadır ve çok dramatik bazen trajikomiktir. Alkollü iken aşka gelip silaha sarılma, havaya ateş ediyorum diye adam öldürme, alkollü ?boğaz köprüsü intihar davranışları? vb.
Alkol satım ve kullanımı konusundaki reklamlar gözden geçirilmelidir. Aksine, alkolün bedensel ve ruhsal zararları konusunda bilgilendirme zaten yapılmakta fakat bunun yeterli olmadığı görülmektedir. Bu bir bilinç meselesidir ve bu sağlanmaya çalışılmalıdır. Doğaldır ki bu konunun bir yanı, bazı risk grupları için yaşama koşullarının düzeltilmesine varmaktadır.
Halkın alkol ve sonuçları konusunda, özellikle birinci basamak hekimlerinin bilgilerinin artırılması, güncelleştirilmesi gerekir. Tabii ki tıp fakültelerinde hekim adaylarına yani tıp öğrencilerine psikiyatri bilgisi verilmektedir. Ancak psikiyatriye ayrılan eğitim zamanı tartışılabilir. Bu tartışma açıldığında da, psikiyatrinin bugün ulaştığı boyut; psikiyatrik hastaların topluma maddi ve manevi maliyeti dikkate alındığında, en azından ?küçük staj? olmaktan çıkarılıp ?büyük staj? grubuna alınması sonucuna varılabilir.
Alkol bağıntılı ruhsal bozuklukların en fazla birinci basamak hekimlerine başvurduğu bilinir. Başka deyişle, alkol sorunlu kişi, psikiyatriye ulaştığında çoğu zaman erken teşhis ve tedavi şansı kaçmış olmaktadır. Bu amaçla, birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de birinci basamak hekimlerine yönelik alkollle bağıntılı ruhsal bozukluklar konusunda programlar geliştirilmekte ve uygulanmaktadır. Alkolle savaş konusundaki uygulamalara, bölüm sonunda, diğer uyuşturularla savaş bölümünde değinilecektir.
ADSIZ ALKOLİKLER (A.A.)
A.A. (adsız alkolikler), 1935?de ABD?de örgütlenmeye başlamış, hızla bütün dünyada benimsenmiş, ülkemize 1980?lı yıllarda ulaşmıştır. Adsız (anonim) olması, üyeleri deşifre etmeme ve grup içinde eşit olmayı amaçlamaktadır. ?Adsız alkolikler, ortak sorunlarının çözümlerinde birbirlerine yardımcı olmak üzere, deneyimlerini, güçlerini ve ümitlerini paylaşan, başka alkoliklerin sorunlarından kurtulmalarında yardımcı olmak için bir araya gelmiş erkek ve kadın topluluğudur.? A.A. programlarına katılan alkol bağımlısı hastalarımdan dinlediklerim, bu örgütlenmenin son derece iyi niyetli, özgeci, üyelerine eşit davranan bir örgütlenme olduğudur.Söz gelimi, alkol kullanmaktan her tarafı titreyen hastam bu kuruma başvurduğunu anlattı. Alkolü bırakmış, bu nedenle hastamın gözünde yücelmiş kişiler, hastama beklediğinin aksine tepeden bakmayıp son derece yakın davranmışlar; alkolü bırakmış olmayı bir üstünlük gibi görmemişler. Sonra hastam, A.A. programına tabi tutulmıuş, gerek bire bir ilişkilerle ve gerek grup toplantılarına katılarak A.A:?dan nasıl yardım aldığını, kendi ifadesiyle ?kardeşçe? ilişkilerden ne derece yararlandığını anlatmıştı. Şimdiye kadar ülkemizin sadece büyük kentlerinde örgütlenmiş olan A.A., biz profesyonellerin teşviki ile ülke çapında yaygınlaştırılmalı ve güçlendirilmelidir.
MADDE KULLANIM BOZUKLUKLARI
1/ Birincil koruyucu çalışma: Alkol ve madde kulllanmamış kişilerin bu maddeleri kullanmasını engellemek,
2/ İkincil koruyucu çalışma: Alkol veya madde kullanan, ancak bağımlı hale gelmemiş kişileri erken tanımak, erken tedavi ile bağımlı olmasını önlemek,
3/ Üçüncül koruyucu çalışma: Bağımlı kişilerin kendilerine ve çevrelerine verdikleri zararları azaltmak. (Siroz, AIDS vb gelişimini önlemek)
Bilgilendirme ve caydırma, kişisel becerileri artırma (kişinin kendine olan güvenini, hayır diyebilme ve sorunlarla başa çıkma yetisini artırma), sosyal becerileri artırma (Kişilerarası ilişkileri düzenleme, boş zamanları iyi değerlendirmeyi sağlama), bu çalışmaların özünü oluşturur.
AMATEM?in geliştirdiği ?Uyuşturucuya karşı Toplumsal Yaygın Mücadele, UTOPYA? projesi, Mart 1998 itibariyle uygulanmaya başlanmıştır. Programda, sadece hekimlere yönelik eğitimin yeterli olmayacağı düşünülerek üç hedef belirlenmiştir:
1/ Okullara yönelik eğitim programı (Uyuşturucu Maddeler ve Bağımlılık Eğitim Programı)
2/ Hekimler için alkol ve madde eğitim programı,
3/ Sivil toplum örgütleri eğitim programı. Görüldüğü gibi program yaygın bir kitle eğitimini amaçlamaktadır ve çağdaş bir uygulamadır. Bu ve benzeri programların kamu oyunca desteklenmesi gerekir.
Bu satırların yazıldığı günlerde, 1998 yılı mayıs sonlarında, gazetelerde küçük fakat önemli bir haber yer aldı. ?Kötü alışkanlıklara karşı yayın zorunluluğu? başlığını taşıyordu. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), yönetmeliğinde yapılan bir değişiklikle yayın kuruluşlarının, sigara, alkol, uyuşturucu madde, kumar ve benzeri kötü alışkanlıklara karşı haftalık yayın süresinin % 5?ten az olmamak üzere caydırıcı nitelikte programlar yayımlama zorunluluğu geliştirilmişti. Aynı zamanda, bu yayınların yasak savmak kabilinden, mesela sabah saat 6?da yapılmasını vb. önlemek için, bu caydırıcı, eğitici yayınların saat 09-21 arasında yapılması kurala bağlanmıştı. Gönül isterdi ki, değerli yayıncılarımız, tek amacın reyting olmadığını düşünsünler ve böyle bir yönetmelik olmadan yapmış olsunlardı. Eğer yönetmelik zoruyla olacaksa, gene gönül isterdi ki bu yönetmelik yıllar önce getirilmiş olsaydı. Ve de ümidedelim ki, yönetmelik zoruyla yapılacak bu programlar, iyi niyetle yapılsın, yasak savmak kabilinden ya da göstermelik olarak yapılmasın.
Prof Dr Ahmet Çelikkol
Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.Yorum yap
-
Alkol ve Madde Kötüye Kullanımı
Alkol kullanımı ne zaman problemdir?
Alkol kullanmanın problem haline dönüşmesi için kişinin sürekli alkol alıyor olması gerekmez. Kişi, zaman zaman kullansa da, alkol almaya bağlı olarak aşağıdaki problemlerden birisini dahi tekrar tekrar yaşıyorsa profesyonel yardımı gerektirecek düzeyde alkol kullanma problemi var demektir.
- İşte, okulda ya da evde üstüne düşen görevleri tekrarlayıcı bir biçimde aksatma: Kişi, alkol nedeniyle zaman zaman işe ya da okula gidemez ya da başarılı olamaz, okulu asabilir ya da bu yüzden ceza alabilir.
- Fiziksel olarak tehlikeli durumlarda yineleyici biçimde alkol kullanımı: örneğin alkol etkisinde iken araba ya da makine kullanmak.
- Alkol ile ilişkili ortaya çıkan yasal sorunlar: örneğin alkollü iken araba ya da makine kullanmak.
- Alkol ile ilişkili ortaya çıkan yasal sorunlar: örneğin alkollü iken kavgaya karışıp göz altına alınma.
- Alkolün neden olduğu ya da alevlendirdiği sürekli ya da tekrarlayıcı insanlar arası sorunlar: örneğin alkol kullanımı nedeniyle eşle tartışmalara girmek.
- Unutulmamalı ki, bu durumlar kişinin alkol aldığı zamanların hepsinde değil, bazılarında olabilir ama tekrar tekrar oluyorsa bu kişi içkinin zararlı sonuçlarını kontrol edemiyor ve alkolle başı dertte demektir. Bu duruma tıpta 'alkol kötüye kullanımı' adı verilir.
Alkolik kime denir?
Alkolizm deyince birçok insanın zihninde, parklarda ispirto şişesine sarılıp sızan ağır alkol bağımlıları canlanır ve kolayca kendilerinde 'alkol problemi olmadığını' söylerler.
Aşağıdakilerden en az üçü varsa alkol bağımlısı tanısı koyarız:
- Niyetlendiğinden daha fazla miktar ve sürede alkol almak. Örneğin kişi bir kadeh içmek niyetiyle başlar, ama şişe bitmeden bırakamaz.
- Kişi bırakmayı istediği ya da defalarca bırakmayı denediği halde yeniden içmeye başlar. Zaman zaman birkaç gün ya da ay içmeyebilir. Bunu Ôistediği zaman bırakabildiğinin' kanıtı olarak göstermeye çalışabilir.
- İçkiye fazla vakit ayırır. Bazıları gün içinde kimseye fark ettirmemeye çalışarak içebilir.
- İçki içmeye fırsat bulamadığı sosyal faaliyetleri, hobileri, başka zevk verici aktiviteleri azaltır ya da terk eder.
- Alkole bağlı ya da alkolle artan fiziksel (karaciğer hastalığı, yüksek tansiyon, gastrit vb) ya da psikolojik (depresyon, anksiyete, uyku bozukluğu vb) problemler yaşamasına rağmen içmeye devam eder.
- Aynı etkiyi almak için, içtiği miktarı artırır ya da başkaları için çok sayılacak miktarlarda içtiği halde etkilenmez (bunu, yanlış olarak iyi bir şeymiş gibi, alkole dayanıklı olduğunun kanıtı olarak öne sürebilir).
- Alkol almadığı zaman titreme, terleme, çarpıntı gibi şikayetler yaşar.
Alkolizmden kurtulmak mümkün mü?
Toplum, alkol kullanımını kontrol edemeyen kişilerin ruhen zayıf, hatta dengesiz olduğunu düşünür. Birçok alkolik de kendisini böyle görür. Ancak alkolizm bir hastalıktır, yani kişi, alkol karşısında iradesini ve seçim yapma gücünü kaybetmiştir. Alkol karşısında güçsüzlüğünü kabul etme ve bu konuda yardım arama, iyiye doğru değişimin ilk adımı ve mutlak şartıdır. Milyonlarca insan bu ilk adımla başlanan yolda alkolün hayatlarına verdiği zararların üstesinden gelmişlerdir. Tedaviden sonra uzun süreli takip gereklidir. Kişi uzun süre hastanede bile kalsa, daha sonra izlenmezse alkole dönmesi kolaydır. Düzenli aralıklarla görüşmelere ya da kendine yardım gruplarına katılmalıdır. Nüksler (tekrarlamalar) ilk 6 ayda en sıktır.
Alkolizm tedavisi
DETOKSİFİKASYON (yoksunluk belirtilerinin giderilmesi)
BAĞIMLILIĞIN TEDAVİSİ DEĞİLDİR.
Akolizm ya da diğer madde bağımlılıklarının asıl tedavisi detoksifikasyondan sonra başlar.
Adsız Alkolikler gibi kendine yardım grupları tedaviye entegre edilmelidir. Davranışçı-bilişsel tedaviler iyi sonuç verir. Eğitimsel faaliyetler tedavinin önemli bir parçasıdır. Hastanın içinde bulunduğu aile ele alınmalıdır, çünkü alkolizm bir 'Aile Hastalığı'dır.
Çeşitli depresyon ilaçları ve lityumun alkol alımını azalttığını gösteren çalışmalar vardır.
Disulfiram (Antabuse), alkol alındığında şiddetli bir reaksiyona neden olur. Kişi bu riski bildiği için ilacı alırken canı çok çekse de alkol almaz. İlacın etkisi, bırakıldıktan sonra 1-2 hafta daha devam ettiği için, kişi alkol almaya karar verip ilacı kesse de beklemesi gerekir. Bu sürede alkole yeniden başlama kararını gözden geçirecek uzun zamanı olur. Hasta bilmeden yiyeceklerine katılması son derece tehlikelidir.
Naltrexone (Nemexine) ve acomprasate, alkol alma isteğini azaltarak etki gösterirler. Araştırmalar, naltrexone alan eski alkoliklerin alkol almaya başlasalar bile bunu daha kolay durdurabildiklerini ve yoğun olarak içme risklerinin azaldığını göstermektedir. Ancak bu ilaçla dahi, sosyal içici olmaları mümkün değildir. İlacı kullanmanın amacı, az içebilmek değil, alkol alımını durdurmayı kolaylaştırmaktır.
Alkolizmde ailenin durumu ve aileye düşün görevler
Alkolizm, bütün aileyi etkileyen aynı zamanda aile tarafından etkilenen bir hastalıktır. Hatta alkolizm için 'aile hastalığı' diyen yazarlar vardır. Tedavide de aileye önemli roller düşer. Alkolikler genellikle 'dibe vurmadan' yani her şeylerini kaybetmeden, alkolik olduklarını kabule yanaşmazlar ya da sırf çevrelerindekileri susturmak için alkolik olduklarını söyler, ama bunu değiştirmek için hiçbir ciddi çaba harcamazlar. Bu nedenle tedaviye istekli değillerdir. Ailelerinin alkolik hastayı destekleyen tavrı, onun dibe vurmasını ya da dibe vurduğunu fark etmesini engeller. Yapılması gereken, alkolizminden ve sonuçlarından sadece kendisinin sorumlu olduğunu, alkolik kişiyle açık açık konuşmak ve onun bazı şeylere karşılaşmasını engellemektedir.
Aileler, özellikle eşler, alkolizmden kendileri sorumluymuşcasına bir suçluluk içinde, kendilerini paralama derecesinde, bir kurtarma çabasına girebilirler. Eşlerde, buna bağlı depresyon sık görülür.
Bağımlılıkla ilgili risk faktörleri
Aile ile ilgili risk faktörleri
- Anne ve baba desteğinin az olması
- Anne ya da babada alkol kullanımı
- Anne ve babanın, gencin alkol kullanımına izin verici, fazla toleranslı bir tutum içinde olması
- Anne ve babanın çocuk ile ilişkisinin kalitesi (ayrılan vaktin uzunluğundan çok, bu vaktin nasıl değerlendirildiği önemlidir)
- Tutarsız disiplin (anne ve babadan birinin yasakladığına farklı tutumlar sergilemesi)
- Anne ve babanın çoçuğun aktivitelerine ilgisizliği
- Başarının ödüllendirilmeyişi, suçluluk duygusu uyandırmanın eğitim metodu olarak kullanılması
- Çevrenin gerçekçi olmayan beklentileri (çok başarı beklenmesi ve bu nedenle mevcut başarının takdir edilmeyişi gibi)
- Çocuğun okuldan sonra kendine bakması
Sosyal risk faktörleri
- Yaşam stresleri (göç, işsizlik vs)
- Alkol kullanan arkadaş grupları içinde olmak
- Düşük okul başarısı
- Düşük sosyoekonomik düzey
- Göç yaşama
- Okul dönemi içinde çalışma
- Cinsel ya da fiziksel taciz yaşama
Kişiyle ilgili risk faktörleri
- Girişkenliğin az olması
- Kendine güvenin az olması
- Kendini kontrol etme yeteneğinin az olması
- Baş etme mekanizmalarının kötü olması
- Dışarıdan kolay etkilenme
- Agresif kişilik yapısı
- Heyecanlı, dürtüsel, asi, kötümser kişilik yapıları
- Sosyal değerlere yabancılık
- Davranış bozuklukları
Rol modelleri
Gencin kendisine örnek aldığı kişiler, bazı maddelere başlamasını kolaylaştırır. Örneğin ağzında sigarayla çekilmiş pozları ile ünlü olan James Dean'e hayran olan bir genç, O'nu taklit etmek, O'nun gibi çekici görünmek için sigaraya başlayabilir. Bu yönden de gerek medyaya gerekse anne ve babalara görev düşmektedir. Gençler, aile içinden ve çevresinden başlamak üzere iyi rol modelleri bulabilmelidirler.
Genetik faktörler
Araştırmalar göstermektedir ki, özellikle alkol bağımlılığı genetik yatkınlıkla yakından ilişkilidir. Hatta evlatlık verilmiş kişilerde alkolik olma sıklığının, kendilerini yetiştiren aileden daha fazla, biyolojik anne ve babalarındaki alkolizmle ilişkili olduğu bulunmuştur. Alkolizme yatkınlık, alkole dayanıklılık şeklinde nesilden nesile aktarılmaktadır. Alkole daha dayanıklı olanlar, çok içtikleri halde az etkilendikleri için daha çok içerler ve sonunda daha kolay alkolik olurlar ve bu özellik, yani alkolün etkilerine dayanıklı olma kalıtımsaldır. Özellikle babası ya da erkek kardeşinin alkol problemi olan erkekler sosyal içicilikten bile sakınmalı, alkolden tamamen uzak kalmalıdırlar.
Beklenti
Alkolün sosyal ilişkileri kolaylaştırdığına, amfetaminin performansını artıracağına, sigaranın kendisini olgun gösterdiğine vs. inanan kişiler, bu maddeleri kullanmaya daha kolay ve erken başlarlar.
Koruyucu faktörler
- Duygusal olarak destekleyici anne ve baba
- Anne ve baba ile iyi iletişim
- Organize okul aktivitelerine katılım
- Akademik başarıya önem verilmesi
- Dindar olma
Uyuşturucu kullanımının erken belirtileri (Aileler ve eğitimciler gençlerde nelere dikkat etmeli?)
- Fiziksel belirtiler: kilo kaybı, burunda iritasyon (tahriş), müzmin öksürük, iğne izleri (tipik olarak koldadır, bazıları saklamak için ayak parmak araları gibi kolay görülmeyecek yerlere dahi yaparlar)
- Kişisel alışkanlıklarında değişiklik: giyim tarzı, uyku düzeni, arkadaş çevresi değişebilir. Yeni arkadaş ve ilgiler edinir.
- Akademik performansında düşme: kötü notlar almaya başlama, sınıfta kalma, disiplin cezası alma vb.
- Psikolojik belirtiler: Duygulanımda dalgalanmalar, risk içeren davranışlar, çalma vb.
İ.Ü. Hasta Okulu Yayınları
Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.Yorum yap
-

Çeşitli .alkol psikozları vardır. Bunlardan bazıları alkolizm sırasında görülürler ve alkolün bırakılmasıyla birlikte gerilerler. Bazıları da alkolik kişinin alkol bulamadığı zamanlarda ortaya çıkarlar.Alkolik psikozların bazıları aşağıda verilmiştir. Alkol bunaması: Uzun süre alkol kullananlarda, alkolün beyin hücrelerini dejenere etmesine bağlı olarak, ilerleyici özellikte bir unutkanlık, bunama ve entellektüel çöküntü gelişir. Delirium tremans: Alkoliklerde bazen alkol alınırken, bazen de alkol kesildiğinde ortaya çıkan bir tablodur. En belirgin özellik görme ve işitme ile ilgili halüsinasyon ve illüzyonlardır. Aslında bir takım var olmayan sesler işitir, cisimler, varlıklar görür; bunlar halüsinas-yonlardır. Örneğin hasta, birinin kendisiyle
konuştuğunu zanneder, onun konuşmalarını işitir. Çevresinde birtakım hayvanlar, böcekler ve insanlar gördüğünü ileri sürer. Halüsinasyonları, genellikle kendisini tehlikeye sokacak özelhkfedir-ler. Örneğin hasta birinin kendisini tehdit eden sözlerini işitir ya da aslında o an orada var olmayan bir timsahın kendisine saldırmak üzere olduğunu görür. İllüzyonlar o an orada var olan varlıkları yanlış değerlendirme biçiminde kendini gösterirler. Örneğin hasta yerde durmakta olan bir elektrik kordonunu yılana benzetir ve kendisini onun saldırısından korumaya çalışır ya da herhangi bir sesi kendisine yönelik bir saldırganın tehdit edici sözleri olarak algılar. VVernicke halüsinozası (alkolik halüsinoz): Bu tablonun en belirgin özelliği hastada belirgin bir bilinç kaybı olmaksızın, işitme ile ilgili illüzyon ve halüsinasyonlarm bulunmasıdır. Var olmayan seslerin işitilmesi biçiminde olan halüsinasyonlar ve varolan sesleri değişik biçimde algılama biçiminde olan işitme illüzyonları daha çok hastayı tehdit edici özelliktedirler. Örneğin hastanın kulağına “Yarın seni öldüreceğim” gibi bir ses gelir ve hasta büyük bir panik ve korku içine yuvarlanır. Hastanın bilinci yerindedir ve işittiği sözleri anlatabilir.
Korsakof psikozu: Daha çok kadın alkoliklerde görülür, ileri dönemlerinde hastalık tam bir bunama biçiminde kendini gösterir. Korsakof psikozunda başlıca üç bozukluğa rastlanır. Bunlar bellek kaybı, orientasyon bozukluğu ve konfabülasyon denilen bozukluklardır. Bellek kaybı “Anterograd amnezi” denilen biçimdedir. Hasta çok yakın geçmişi anımsay ama maktadır. Örneğin birkaç saat öncesini, hatta birkaç dakika öncesini ammsayamaz, buna karşılık eskiyi anımsayabilir. Hasta birtakım öyküler uydurur. Bu öykülerde eski anılarına da yer vermiştir, bu duruma konfabülasyon denir. Orientasyon bozukluğu büyük ölçüde anterograd amneziye bağlıdır. Bu hastalarda çeşitli felçler de gelişebilir. Alkolik epilepsi (alkolik sarası): Uzun süre alkol kullananlarda ve alkolden ani olarak kesilen alkoliklerde sara (epilepsi) nöbetleri görülebilir. Saralı kişilerde alkolün, sara nöbetlerini sıklaştır-dığı görülür.
Tedavi: Hafif sarhoşluklar kahve, çay içmekle, temiz havada yürümek ya da başka kas hareketleriyle, kusmakla pratik olarak kısaltılabi-lirler. Ama ciddi sarhoşluklarda en yakın hastaneye başvurmak gerekir. Bu yapılamazsa ani alkol zehirlenmesine bağlı olarak kişi hayatım kaybedebilir.Burada önemle belirtmek istediğimiz nokta şudur; sarhoşluğun neden olduğu ölümlerin çoğu alkol zehirlenmesi değil, alkol almış olan kişinin neden olduğu çeşitli kazalara ve özellikle trafik kazalarına bağlıdır. Alkoliklerin tedavisi psikiyatri kliniklerinde zor ve uzun uğraşılar sonucu gerçekleştirilebilmektedir. Burada hastanın alkolden kurtulmayı gerçekten istiyor olması, iyileşme şansını yükseltmektedir.Yorum yap
-
Alkol ve sağlık18.12.2007 11:40:48
Alkol, mide ve ince bağırsakta emilerek kana karışır. Emilmenin hızı değişir – mide boşken emilme en hızlı gerçekleşir. Zirve noktasına
VÜCUT ALKOLÜ NASIL KARŞILAR?
Alkol, mide ve ince bağırsakta emilerek kana karışır. Emilmenin hızı değişir – mide boşken emilme en hızlı gerçekleşir. Zirve noktasına çabuk ulaşılır ve kişi kolayca sarhoş olur. Midede yiyeceklerin bulunması emilmeyi yüzde 50’ye varan bir oranda azaltır ve böylece alkolün kanda kapsadığı alanı düşürür. Bu aynı zamanda belli bir miktardaki alkolün boş midede, dolu midede olduğundan daha uzun süre kaldığı anlamına gelir.
Kırmızı ve beyaz şaraptaki alkol daha yoğun olduğu için biradaki alkole göre kana daha çabuk karışır. Tatlı içkilerdeki şeker, emilmeyi geciktirirken şampanya veya cin tonikteki karbon dioksit kabarcıkları emilmeyi hızlandırır.
Alkol vücutta dağıldığı için pek çok dokuda – kalp, beyin ve kaslar –kanda mevcut olan yoğunlukta bulunur. Karaciğerde yoğunluk biraz daha fazladır. Yağ dokulara alkol çok az girer çünkü yağa kan az gitmektedir. Kadınların vücut ağırlığı kas ve kan yerine daha çok yağdan oluşmaktadır. Bu durum kendisiyle aynı kilodaki bir erkekle aynı miktarda alkol alan bir kadının, kanında alkol seviyesinin daha yüksek çıkmasını açıklamaktadır. Ayrıca kadınlar erkeklere göre midede daha az alkol parçalayabilmektedirler. Bu bakımdan kadınlar erkeklere göre alkole daha dayanıksızdırlar. Hamile kadınlarda alkol, rahimdeki cenine geçer.
Alkol karaciğerde ilk olarak asetalaldehit adı verilen ve çok zehirli olan bir maddeye dönüştürülür. Alkolün yol açtığı fiziksel hasarların bazılarından asetalaldehitin sorumlu olduğu düşünülmektedir. Asetalaldehit hızla asetat adı verilen zehirli olmayan bir maddeye dönüşür. Karaciğerde yer alan karmaşık kimyasal süreçler pek çok enzimin yardımını gerektirir. Karaciğerin alkolü parçalamak için kullandığı enzimleri etkileyen ilaçlar yardımıyla bu süreç uzayabilir veya kısalabilir. Bu süreç ayrıca içilen alkolün miktarına, normalde içilen alkol miktarına (enzimlerin ne kadar alkolü parçalamaya çalıştığına) ve karaciğerin sağlıklı olup olmadığına göre değişir. Çok fazla alkol, karaciğer üzerinde zehirli bir etki yapar ve siroz gibi uzun vadede alkol kullanmaktan kaynaklanan karaciğer hastalıklarında alkolü parçalama süreci yavaşlayabilir.
Alkolün yalnızca yüzde iki ila beşi bir işleme tabi olmadan idrar veya nefesle atılır. Nefeste alkol yoğunluğu düşük olmakla beraber kandaki alkol seviyesini çok doğru bir şekilde yansıtır ve alkol muayenesinin temelini de bu oluşturur.
Bazı insanlar içtiklerini nasıl tolere eder?
İnsanların dayanabileceği alkol miktarı arasında yemek yenip yenmediği de dahil olmak üzere pek çok etmene dayanır. Daha önce açıklandığı gibi aynı miktarda içki içen kadınlarda erkeklere göre kana daha çok alkol karışmaktadır. Kişi ne kadar iriyse sarhoş görünmeden o kadar çok içki içebilir. Düzenli içki içme alışkanlığı olan kişilerin karaciğerinin salgıladığı enzimler, alkolü daha etkili bir şekilde parçalamaya alışır ve alkole alışkın kimseler ilk defa içen kişilerden biraz daha hızlı yakar. Bu yüzden çocuklar, hem yetişkinlere göre daha küçük ölçüde olduğundan, hem de içki içmek konusunda daha tecrübesiz olduğundan daha hassastırlar. Düzenli olarak içki içenlerin başlangıçta fazla etkilenmiş görünmemesinin nedeni beyin hücrelerinin uyum sağlamasıdır. Beyin hücrelerinin dayanıklı hale gelmesi alkol bağımlılığının da ilk adımıdır.
Dayanıklılık zayıflar: Bir-iki hafta içki içmeyen kişiler eski ağır içki içme düzenlerine dönerse çok hızlı sarhoş olurlar.
Alkolün vücut üzerindeki etkileri nelerdir?ALKOLÜN VÜCUT ÜZERİNDE İLK GOSTERDİĞİ ETKİLER NELERDİR? Aynı miktarda içki içen kadınların kanında alkol miktarı daha yüksek olur ve genelde kişi ne kadar iriyse aynı miktardaki alkolün etkisi o kadar düşük olur. Aşağıda alkolün ilk yaptığı etkilere yer verilmiştir: • Nabız artar. • Ciltteki kan damarları genişler. • Mide enzimlerinin salgılanmasını hızlandırır. • Yüksek dozda içilmesi mide duvarını tahriş eder. • İdrar söktürür. • Konuşma ağırlaşır. • Hafıza zayıflar. • Gözler zorlukla odaklanır. • Hareket ve koordinasyon zorlaşır. • Duyguları kontrol etmek ve karar vermek güçleşir. • Yüksek dozda içilmesi, bilinç kaybına yol açar ve bu da insanları tıkanma tehlikesine maruz bırakır. • Yüksek dozda içilmesi, beyindeki soluk alma merkezini bloke edebilir.
Alkol nabzı hızlandırır ve ciltteki kan damarlarını genişleterek yüzün kızarmasına yol açar. Bu kırmızılık Çin veya Japon asıllı kişilerde çok aşırı olabilir. Vücut ısısı düşmesine rağmen kişi ısındığını hissedebilir. Sizi karda kurtaran bir Sen Bernard köpeğinin boynundaki minik fıçıdan brendi içmek hipotermiye (vücut ısısı düşmesi) yol açabilir! Alkol mide asitlerinin salınmasını hızlandırır ve mide duvarının iltihaplanmasına neden olabilir. Alkolün aynı zamanda idrar söktürücü bir etkisi de vardır.
Ancak çoğu insan alkolün beyin üzerinde yaptığı etkiler yüzünden içki içer. Alkol kanda %50 mg seviyesine ulaştığında çoğu insan rahatlar ve umarsızlaşır. Daha yüksek yoğunlukta, daha çok beyin işlevi etkilenir. Konuşma ağırlaşır, hafıza zayıflar ve gözler güçlükle odaklar. %100 mg seviyesinde hareketler dikkatsizleşir, sakarlaşır ve duyguları kontrol etmek ve karar vermek zorlaşır. %200-300 mg seviyelerinde çoğu insan iyice sarhoş olur ve bilincini yitirebilir. Alkolün öldürücü etki göstermeye başladığı seviye değişir – çok içki içen bir erkeğin dayanabileceği miktar ilk defa içki
içen genç bir kızı öldürebilir. Kandaki alkol miktarı zirveye çıktıktan sonra kişinin kendini yorgun, morali bozuk ve sinirli hissettiği bir dönem başlar.
Akşamdan kalmaya ne neden olur?
İçkilerde ortak olarak bulunan maddeler, akşamdan kalmalık olarak adlandırdığımız mide bulantısı, baş ağrısı, gerginlik ve yorgunluğa neden olur. Susuzluk da devam ettiği için alkolün yanında yeteri kadar su içmek bazı belirtileri önleyebilir. Ancak gece boyunca kandaki alkol seviyesi düştüğünden uykusuzluğun, hassaslığın ve huzursuzluğun arttığı görülür. Halk arasında yaygın olan görüşün aksine, içkileri karıştırmak akşamdan kalmanıza neden olmaz ve karıştırmamak da akşamdan kalmanıza engel olmaz! Ancak içkileri karıştırıyorsanız çok miktarda alkol aldığınız ve ertesi gün daha büyük bir baş ağrısıyla uyanacağınız kesindir!
İÇKİNİN VERDİĞİ DİĞER ZARARLAR: KISA VADELİ SORUNLAR
Yeterince çok alkol almak beyindeki solunum merkezini bloke ederek ölümlere neden olabilir. İçilen miktar doğrudan ölümcül olmasa da yol açtığı derin bilinçsizlik hali kişiyi korunmasız kaldığından veya tıkanarak ya da kendi kusmuğunda boğularak ölüm tehlikesinde bırakabilir. Kısa vadeli diğer sorunlar arasında susuzluk
ve kan şekerinin düşmesi gelir. Bunlar da çok küçük veya yaşlı insanlarla, diyabet tedavisi gören insanlar için tehlikeli olabilir.
KazalarALKOLÜN VERDİĞİ ZARARLAR • Yangın sonucu ölümlerin %80’inde • Ciddi kafa travmalarının %65’inde • Cinayetlerin %50’sinde • Yollarda gerçekleşen trafik kazalarının %40’ında • Ev kazalarının %30’unda Alkol tüketiminin etkisi olduğu görülür.
Alkol alan kişilerin doktora gitmesinin ardında yatan en büyük neden, sarhoşluğun bir zarar görmelerine neden olmasıdır. İnsanlar sarhoş olduğunda hem kendisi, hem de başkalarına tehlike yaratır. Alkolün tabloda yer verilen kazalarla büyük ilgisi vardır.
Alkol kara yolu, demir yolu, deniz yolu ve uçak kazalarında önemli bir etmendir. Uçak kazalarında ölen sivil pilotların üçte birinin kanında alkole rastlanmıştır. Çok içki içen kişilerin işyerinde kaza geçirme riski normalin üç mislidir. İş yerlerinde meydana gelen ve ölümle sonuçlanan kazaların yaklaşık yüzde 60’ı alkolle bağlantılıdır (Alkol ve araba kullanmak hakkında daha ayrıntılı bilgi için sayfa 71’e bakınız). Alkol ayrıca daha fazla riske girilmesine yol açar ve bir kişinin fiziksel ve cinsel suça ve saldırılara karşı açık hale gelmesine neden olur.
İÇKİNİN VERDİĞİ DİĞER ZARARLAR: UZUN VADELİ SORUNLAR
Çok içmek kadınlarda günde beş birimden fazla veya erkeklerde günde yedi birimden fazla içmek anlamına gelmektedir. Güvenli sınırlar kadınlarda günde en fazla üç birim ve erkeklerde günde en fazla dört birim olarak tanımlanmaktadır. Yine de günde bir veya iki birim içki içmenin risk almadan sağlığa yararlı sonuçlar vereceği ve düzenli olarak güvenli sınırlara kadar içki içmenin sorun açabileceği söylenmektedir. Güvenli sınır ne kadar çok geçilirse hastalığa yakalanma riski o kadar yüksektir.
Kalp ve dolaşım sistemi
Günde bir ila üç birim içki içmek kalp krizini ve anjini engellemeye yardımcı olsa da günde 10 birimden fazla içen insanlarda başka tür bir kalp rahatsızlığı görülebilir. Bunun nedeni kalp kaslarının hasar görmesidir ve nefesin kesilmesine, çarpıntıya, bileklerin şişmesine ve akciğerlerde sıvı toplanmasına yol açar.
Alkol kalp krizine de neden olur. Bunun nedeni kısmen tansiyonun yükselmesidir. Bu yüzden tansiyonu yüksek olan kişiler içkiyi azaltmalıdırlar.
Sindirim sistemi
Alkolün mide duvarınızı tahriş etmesi, iştahınızın kaybolmasına yol açabilir. Bu tahriş çok şiddetliyse ağrıya, kusmaya ve kanamaya da neden olabilir.
Midenizin hemen gerisinde bulunan pankreas da alkole karşı duyarlıdır. Pankreas hücreleri iltihaplanırsa dayanılmaz bir ağrı yapar. Kalıcı olarak hasar görürse pankreas yeterince insülin üretemez ve peşinden diyabet gelir. Alkolü parçalayan enzimler tam olarak salgılanamaz ve kişi ishal olur.
Karaciğer
Karaciğerdeki sorunlar yanıltıcı olabilir. Basit bir kan testiyle alkolün karaciğerinize zarar verdiğini görebilirsiniz ama yıllarca hiçbir rahatsızlık hissetmeyebilirsiniz. O zamana kadar da iş işten geçmiş olabilir.
Alkol karaciğerde pek çok soruna yol açabilir. Hafif durumlarda karaciğerde yağ birikmeye başlar ve hücreler şişer. Karaciğer büyür ve midede rahatsızlığa ve bulantıya yol açar.
Daha ciddi durumlarda alkolik hepatiti görülmeye başlar. Burada, karaciğer hücreleri iltihaplanır ve hasar görür. Kişi kendisini ara sıra iyi hissedebilir ama çoğunlukla hasta ve yorgun hisseder ve sarılık da başlayabilir. Sarılık, kanda bilirubin adı verilen bir maddenin birikmesi ve ardından ciltte toplanması sonucu cildin sararmasıdır. Karaciğerin görevlerinden biri, bilirubin maddesini işleyerek belli bir seviyede tutmaktır ama karaciğer rahatsızlandığında bu süreç de bozulur ve bilirubin seviyesi artmaya başlar.
Alkolün verdiği hasar en üst seviyeye ulaştığında siroz görülür. Bu durumda, alkol kalıcı hasar bırakmıştır. Karaciğer hücreleri harap olmuştur ve yaralar ortaya çıkmaktadır.
Siroz olan kişide karaciğerin işlevini yerine getirme becerisi azalır ve karaciğer uyuşturucu ve alkolü parçalayamamaya başlar. Siroz hastası kişi genelde sarılık da olur, dalağı büyür, karnı sıvıyla şişer (“asit”) ve ellerle ayaklarında (“ödem”) su birikir.
Yaralar ve işlev bozukluğu kanın karaciğere gitmesini engeller. Bunun neden olduğu basınç, mide ve yemek borusunda varisli damarların şişmesine yol açabilir – ve bu damarlar kanar.
Ölümcül siroz hastalığının tek tedavi yöntemi karaciğer naklidir. Ancak organ bağışının az olması nedeniyle doktorlar, alkol kullandığı için siroz olan bir kişiye alkolü bırakmak için çaba göstermiyorsa karaciğer nakletmek için istekli davranmayabilir. Siroz hayati tehlike doğurur aşamaya gelmemişse alkolü bırakmak daha fazla hasar görülmesini önler ve hayat kalitesini yükseltir. Hepatit C virüsü taşıyan insanlara da siroz riskini azaltmak için alkolü bırakması önerilmektedir.
Kanser
Alkol kansere yol açabilir. Çok içki içen insanların ağızda, boğazda ve yemek borusunda kanser olma riski daha yüksektir. Sigara içmek de bu riski artırır. Günde iki birimden fazla içki içen kadınlarda göğüs kanseri daha yaygın olarak görülmektedir.
Beyin ve sinirler
Çok içki içen bazı insanlar zihinsel melekelerini kaybetmeye başlar, özellikle de yeni şeyleri ve yakın zamanda yaşanan olayları hatırlamakta zorlanırlar. İlerleyen yaşla beraber görülen sorunlar abartılı bir şekilde ortaya çıkar. Bazı insanların denge mekanizması bozulur. Bazı insanların ellerinde ve ayaklarında iğne batıyormuş hissi uyanır ve alkolün neden olduğu kas erimesiyle beraber kişi yürümekte zorlanmaya başlar.
İçki içen insanlar dengeli beslenmiyorsa vitamin eksikliği ortaya çıkabilir. Alkol vücudun gıdalardan vitamin alma becerisini azaltır ve çok içki içen insanlarda sinirlerin ve beynin hasar görmesinin nedeni olarak B1 vitamini eksikliğine (tiyamin) işaret edilmektedir.
Kan
Alkol kan hücrelerinde değişikliklere yol açar. Başka bir nedenden dolayı kan verdiğinizde doktorunuz aniden alkolden kaynaklanan anormal bir sonuç görebilir. Düzenli olarak içki içen kişilerin alyuvarları genişler ama bu tek başına tehlikeli değildir. Ancak kanda trombosit oranı düşükse mide veya beyin kanaması görülebilir.
Karaciğerin nasıl işlediğini görmek için yapılan kan testleri karaciğerde rahatsızlığın başlamasından çok önce anormal sonuçlar verebilir. Sonucun ciddi bir hastalığa işaret edip etmediğine doktorunuz karar verecektir. Gama-glutamil transfer (GGT) alkole karşı en duyarlı sonuçları veren karaciğer testidir.
İçtiğiniz alkol miktarını azaltmak istiyorsanız doktorunuzdan test sonuçlarınızı izlemesini isteyebilirsiniz. Bu, size ve doktorunuza alkolü azaltmakta başarılı olup olmadığınızı ölçme fırsatı verir! Karbonhidrat-yetersiz-trans- ferin (CDT) adı verilen yeni bir kan testi aşırı içki içildiğini ve içki içme düzenindeki değişiklikleri eski testlere
göre daha isabetli olarak göstermektedir.
Zihinsel hastalıklar
Alkol akıl hastalılarına yol açabilir. Beynin kimyasını değiştirerek kişiyi keyifsizleştirebilir. Bu da kişinin ailesi ve arkadaşlarıyla kurduğu önemli ilişkilere zarar verebilir.
Kişi kıskançlıkla yanlış inançlara kapılabilir. Kişi eşinin bir ilişkisi olduğunu düşünebilir ve içki içmekde durumun tamamen kontrol dışına çıkmasını sağlayabilir.
Ender de olsa ortaya çıkabilen bir başka hastalıkta da beyin o kadar hasar görmüştür ki kişi haftalar veya aylarca sürebilen sanrılarla karşılaşabilir. “Sesler” kişiyi korkutan tehditkar veya aşağılayıcı şeyler söyleyebilir. Bu durum tıbbi müdahale alarak ve her tülü alkollü içkiden uzak durarak hemen tamamen tedavi edilebilir.
Görünümünüz
Düzenli olarak çok içki içen kişiler yüzlerinin kırmızı ve lekeli, gözlerinin kanlı olmasıyla ve elmacık kemiklerinin üstünde de kılcal damarların belirgin görülmesiyle hemen fark edilir. Şiş, kırmızı burun, yaklaşık 15 yıl boyunca içtikten sonra ortaya çıkar!
Bazı insanlarda sedef adı verilen bir hastalık vardır. Bu hastalıkta ciltte kırmızı lekeler oluşur ve cildin üst tabakası beyazlar ve kabuk kabuk kalkar. Bu, gelip geçici bir hastalıktır – ve çok içki içmek buna neden olabilir.
Kilonuz
Alkollü içkilerde vitamin yerine kalori vardır. Bir bardak şarap veya birada kalın bir dilim tereyağlı ekmekteki kadar kalori vardır. Bu yüzden içki içen kimseler kilo alabilirler.
Bira göbeği çok bildik bir olaydır – günde üç bardak veya haftada 21 bardak bira, kilonuzu dört haftada sekiz kilo artırır. Günde iki veya üç tane sek cin tonik de aynı etkiyi gösterir. Ve elbette bir sonraki dört haftada da aynısı olacaktır – ve ondan sonraki dört haftada da!
Bir bardak beyaz şarap iştahınızı açabilir ama yanında yemek yemeden düzenli olarak beş veya altı birim içmek, mide duvarınızı tahriş ederek mide bulantısına yol açabilir. İçki içen bazı kimselerin kilo vermesinin ve kendisini zayıf hissederek kolayca yorulmasının nedeni budur.
SAĞLIĞA YARARLARI
Alkol cephesinden yalnızca kötü haber gelmez. Ölçülü bir şekilde içilirse bazı insanların sağlığına iyi bile gelir.
Sosyal ilişkiler
Yaşlı insanların evlerinde düzenlenen “kokteyller” hareketliliği ve toplumsal etkileşimi artırır ve anıları canlandırır. Uyku ilacı kullanmaya duyulan gereksinim azalır. Az miktarda içilen alkol hayatı biraz daha renkli hale getirebilir.
Kalp hastalıkları
Yapılan tıbbi araştırmalarda ölçülü içen insanların – günde bir ila üç birim – kalp hastalıklarına yakalanma riskinin hiç içki içmeyen insanlara göre daha az olduğu görülmüştür. Bu durum muhtemelen kandaki risk yaratan yağ/kolesterol oranının yüksek olduğu durumlarda geçerlidir.
Kalp hastalıkları Batı toplumları nda önemli bir ölüm nedeni olduğu için hafif/ölçülü bir şekilde içki içen kişilerin hiç içki içmeyenlere veya çok içki içenlere göre daha uzun yaşadığı söylenebilir. Elbette kalp krizi geçirme riskini başka yollarla da azaltabiliriz – sigara içmeyi bırakarak, kilo vererek, hayvansal yağlar kullanmayı azaltarak, daha çok sebze ve meyve ağırlıklı beslenerek ve spor yaparak.
Kendimizi hakim hissettiğimiz ve bizi tatmin eden bir işte çalışmanın da etkisi olur. Genellikle günde bir ila üç birim içki içen kişiler bu sınıfta yer almaktadır ve genellikle makul bir beslenme düzenine sahiptirler– bu durum da neden sağlıklarının daha iyi olduğunu açıklayabilir.
Devletler vatandaşlarına sağlıklarını korumaları için içki içmelerini öğütlemez – eğer birisi bize bir iki kadeh içkinin sağlığımıza iyi geleceğini söyleseydi üç ya da dört kadehin daha da iyi geleceğini sanırdık!
Kemikler
Orta yaş ve sonrasında biraz içki içen kadınların hiç içki içmeyenlere göre kemiklerinin daha sağlam olduğu görülmüştür. Ancak çok içki içenlerin kemikleri incelebilir ve bu da kırılmalara neden olur. Kararında bırakmak her zaman olduğu gibi yine en güzel tavsiyedir.
Cinsellik
Alkol cinselliği geliştirir mi? Bazı insanlar için bir-iki kadeh içki, isteği artırır. Eğer çok gergin olduğu için kişi cinsellikten zevk alamıyorsa alkol rahatlamasını sağlayabilir.
Alkol çok miktarda alınırsa cinsel işlevler için gerekli olan sinirlerin çalışmasını önler ve bu erkeklerde iktidarsızlık korkusu doğurur. Bu durum bir veya iki seferden fazla
başına gelmişse, kişi cinsel becerisinden endişe duymaya başlar – ve kişinin anlayışlı bir eşi yoksa endişe duymak, cinselliği zayıflatmanın en emin yoludur.
GÜVENLİ BİR SINIR VAR MIDIR?BAZI İLAÇLARI KULLANIYORSANIZ ALKOL ALMAK TEHLİKELİ OLABİLİR Karaciğer hem alkolü, hem de ilacı parçalamak zorunda kalır. Bu rekabet ilacın parçalanmasının daha çok zaman almasına ve etkisinin daha uzun sürmesine yol açar. İlaç kullanılmaya devam edilirse doz aşımı etkisi yapar. • Benzodiazepinler, ör. Diazepam (Valium) • Diğer sakinleştiriciler, ör. Sulpiride, klorpromazin • Bazı antidepresanlar, ör. İmipramin (Tofranil), dothiepin (Prothiaden), amitripitlin (Tryptizol), mirtazapin (Zispin), trazodon, phenelzin (Nardil) • “Antibiyotik” metronidazol (Şagyl) • Uyku ilaçları • Pek çok antihistaminik • Epilepsi ilaçları, ör. Phenytoin (Epanutin), Phenobarbiton • Warfarin
Günde üç birim içki içmeye başlayan bir kadının karaciğer hastalığına veya göğüs kanserine yakalanma riski artış gösterir. Bazı kişilerin bünyesi diğerlerine göre daha dirençlidir ama kimin dirençli olduğunu önceden bilemeyiz. Erkeklerin karaciğeri kadınlara göre biraz daha dayanıklıdır ama günde beş birim içki (haftada 35) içmenin bazı erkekler için sorun doğurmaya başladığı görülmüştür. Kadınlarda güvenli sınır
günde iki birimken, erkeklerde bu sınır üç birimdir.
ÖZEL DURUMLARALKOL BAZI İLAÇLARIN ETKİSİNİ AZALTABİLİR Kişi içkiyi çok miktarda ve uzun süredir içiyorsa karaciğer fazladan alınan alkolü işlemek için daha çok çalışmaya alışır. Alınan ilaçlar da daha hızlı işlenir ve o yüzden etkisi azalır. • Epilepsi ilaçları • Bazı antibiyotikler • Tansiyonu düşürmek için alınan bazı ilaçlar • Bazı antidepresanlar
Hamilelik
Alkol genlere hasar vererek ceninin normal gelişmesine engel olur. Ceninin normal gelişmediği pek çok hamilelik düşükle sonuçlanır – ve çok içki içen hamile kadınların içki içmeyenlere kıyasla düşük yapma riski iki kat fazladır.
Bir kadın hamileliği sırasında içki içerse “alkolik cenin sendromu” taşıyan bir bebek doğurma riski taşır. Bu sendromu taşıyan bebekler zihinsel özürlüdür, yüz ifadeleri anormaldir ve sinir sistemlerinde, kalplerinde, kemiklerinde ve böbreklerinde pek çok
bozukluk görülebilir.
Pek çok uzman hamile, kadınların alkolden uzak durmasını ya da özellikle hamileliğin başlangıcında en aza indirmesini tavsiye etmektedir.
Alkol, emziren annelerin sütünde de görülür ama anne çocuğunu emzirmeye başlamadan önce ara sıra içki içmişse bu, zarar vermez.
Alkol ve reçeteli ilaçlar
Alkolün reçeteyle alınan ilaçlar üzerindeki etkisi, ilacına ve alkolün yalnızca ara sıra mı alındığına, yoksa kronik bir sorun mu olduğuna bağlıdır.
İlk olarak, alkol ve ilaç karaciğerin salgıladığı enzimleri paylaşamaz. Bu yüzden, ilaç daha yavaş parçalanır, daha “güçlü” hale gelir ve etkisi daha uzun sürer. Bu durum
tehlikeli olabilir çünkü doz aşımı etkisi yapar. Bu sınıfa giren ilaçlara tabloda yer verilmiştir.
İlaç kullanırken alkol almanın yol açtığı en yaygın tehlike uyuşturucu etkisi yapmasıdır. Alkollü içkinin yatıştırıcı etkisi, ilacın yatıştırıcı etkisini ikiye katlar ve kazalara yol açar. Yatıştırıcı etki taşıyan ilaçlar arasında sakinleştiriciler, çoğu antidepresanlar, antihistaminikler ve uyku ilaçları sayılabilir.
Kişi içkiyi uzun süre ve çok miktarda içiyorsa bu, karaciğerin enzim salgılamasını hızlandırır (büyük miktarları parçalamaya alıştıkları için) ve böylece bazı ilaçlar normalden daha hızlı parçalandığı için normalden daha az etki yapar. İlacın dozajının doktorunuz tarafından artırılması gerekir. Bu sınıfa giren bazı ilaçlara yukarıdaki tablonun sağında yer verilmiştir. Bazı ilaçlar alkolle etkileşime girerek kişinin yüzünün kızarmasına neden olur. Bunlara örnek olarak diyabet tedavisinde kullanılan klorpropamid ve antibakteriyel metronidazol (Şagyl) sayılabilir.
ÖNEMLİ NOKTALAR - Boş mideyle içki içmek alkolün hiçbir engelle karşılaşmadan adeta patlayarak beyine ulaşacağı anlamına gelir.
- Günde bir ila üç birim içki içmek sağlığa zarar vermek yerine kalp hastalıklarına yakalanma riskini düşürür.
- Bir birim içkide kalın bir dilim yağlı ekmekteki kadar kalori vardır.
- Alkol bazı kanser türlerinin ortaya çıkmasında etkili olabilir.
Yorum yap
-
Alkol Bağımlılığı, Alkolizm Nedir
Psikiyatrinin Alkolizme Bakışı (Alkol Madde Bağımlılığı)
Günümüz psikiyatrisinde alkolizme bakış, birbirine zıt iki model*le belirgindir:
1) Hastalık modeline göre alkolizm, diğer hastalıklar gibi, hastalık yapıcı bir etkenin (alkol) bedensel sistemle etkileşimi sonucu ortaya çıkan bir durumdur ve kişinin bireysel seçiminden bağımsızdır.
2) Uyum modeline göre, kişi alkolik olmayı kişisel tercihleri ile hazırlamıştır, bir anlamda alkolik olmayı kendisi seçmiştir.
İki model birbirine zıt içerikler taşıdığı gibi ortaya çıkışları da ta*mamen farklı bilimsel geleneklerden olmuştur. Hastalık modeli, diğe*rine göre daha yenidir. İlk kez 1960 yılında Jellinek tarafından ortaya konmuştur. Alkolizme yaklaşımı A.A. (1) öğretisiyle uyuştuğu gibi, hastalık modelinin kabul görmesi ve yaygınlaşması A.A.'nın alkoliz*min tedavisinde ortaya koyduğu başarıların psikiyatriye yansımasıyla olmuştur. Bir anlamda hekimler alkolizmin tedavi edilebilir bir hasta*lık olduğunu, A.A.'dan öğrenmişlerdir. 12 basamakta tanımlanan A.A. ilkelerinin ilki "alkole karşı güçsüz olduğumuzu ve hayalımızın kontrolü*müzden çıktığını kabul ettik" ilkesidir. Bu ilke, psikiyatrideki anlamını, alkolizmin ailesel geçişinin olduğunun farkedilmesiyle bulmuştur: Bi*reyler genetik geçişle aldıkları birtakım fiziksel özellikler nedeniyle al*kol alma davranışını kontrol edemezler. Hastalık yapıcı (hastalığı or*taya çıkarabilen) etmen olarak alkol, bazı insanlar tarafından alındığında, birsüre sonra o insanların fiziksel özellikleri nedeniyle al*kolizm hastalığının ortaya çıktığı görülür. Bu anlayış, hastalık yapıcı etmen (alkol) ve biyolojik yapı arasındaki etkileşimi esas alır. Hastalı*ğı ortaya çıkaran, tek başına hastalık etkeni değil ama onun biyolojik sistemle girdiği etkileşimdir. Genetik (ya da biyolojik) yatkınlık, hasta*lığın ortaya çıkışı sözkonusu olduğunda etmenden daha ön plândadır.
(1) A.A.: Alcoholics Anonymus/Adsız Alkolikler: 1935 yılında ABD'de ku*rulmuş, gönüllü kendine yardım grubu. Üyelerinin hemen tamamı alkolikler*den oluşan bu grup bugün dünyanın pekçok ülkesinde çalışmalarını yürüt*mektedir. Üyelerinin alkolizmden kurtulmasını amaçlar.
Hastalık olarak alkolizm anlayışı, modern hastalık kavramıyla da uyuşmaktadır. Biz bugün biliyoruz ki enfeksiyon hastalıkları olsun, metabolik hastalıklar olsun hastalığı ortaya çıkaran; biyolojik sistemle etmenin girdiği etkileşimdir. Örneğin bir grip salgını olduğunda mik*robu alan herkes hastalanmaz. Mikrobun yayıldığı grup içinde bazı insanlar hastalığa tutulur. Mikrop vücuda alındığında biyolojik sis*temle etkileşime girer (savunma sistemleri, mikrobun yerleşeceği böl*genin uygunluğu, genel vücut direnci vs.). Sonuçta mikrop hastalık ortaya çıkarmadan etkisiz hale getirilebileceği gibi, etkisiz hale getirilemeyerek hastalığa yakalanılabilir. Ya da örneğin katı yağların kalp damarlarını tıkayıcı etkisi olduğunu biliriz. Oysa ileri yaşlara kadar bol katı yağ yiyerek yaşayan ve kalp damarlarında sorun olmayan pekçok insan vardır. Önemli olan kalp rahatsızlığına karşı biyolojik bir yatkınlığın olup olmadığıdır. Bu durumlarda hastalığa yakalanmak kişinin tercihi sonucu olmamıştır. Olsa olsa kişi kendini hastalıktan korumamış olabilir. İnsanlar kalp hastası olmak istedikleri için katı yağ yemezler. Ya da az portakal yiyorlarsa bu grip olmak istedikleri
için değildir.
İşte alkolik de, hastalık modeline göre, alkol alırken alkolik olma*yı seçmemiştir. Olsa olsa kendini böyle bir sondan korumak konu*sunda ihmalkâr davranmıştır.
Uyum modeli, hastalık modeline göre, alkolizm için çok daha es*kiden beri devam eden bir anlayıştır. Temel yaklaşımı, kişinin bazı nedenlerden dolayı alkolizmi seçtiği şeklindedir. Burada seçim bilinç*li ya da bilinçsiz olabilir (daha eski ahlaki modellere göre bilinçli, ye*ni dinamik modellere göre bilinçsiz). Bu model içinde, alkolizmin bir seçim olarak ortaya çıktığını ileri süren kuram, baştan sona, neden sonuç ilişkilerine dayalı çizgisel bir düşünüş tarzı sergiler. Uyum mo*deli, hastalık modelinden, alkolizmin seçim olup olmadığı konusun*da ayrıldığı gibi bu düşünce biçimi farklılığıyla da ayrılır. Hastalık modelinde, iki etken arasındaki etkileşim vurgulanırken, uyum mo*delinde, alkolizm sonucunu ortaya çıkaran nedensel vurgular önem kazanır. Sonucu nedenler belirlediğine göre kişi, daha doğrusu nor*mal kişi, nedenlerden hareketle bu sonucu görerek alkolik olmamak için en azından önlem alır (mesela çok içmez). Bunu yapmıyorsa sonuçta alkolik olması kaçınılmazdır. İşte uyum kuramları bazı kişile*rin niye bunu yapmayarak alkolik olduklarını açıklayan kuramlardır. Bu yaklaşımın kökü dinsel / ahlaksal düşünce sistemlerine dayanır. Sonuçları belirleyen nedenler, sonuçlar üzerinde tam bir sorumluluk ve dinsel sistemlerde, ek olarak sonuca göre ceza ya da ödül. Ceza ödül sistemiyle değil ama nedenlerin sonuçlan ortaya çıkardığı temel fikrine dayanan nedensellik ilkesiyle bu düşünce biçimi bilim içinde de yüzyıllar boyunca belirleyici olmuştur. Bugün halen varolan pek çok kuram da nedensellik ilkesini kullanır. Aynı nedenler aynı sonuç*ları doğurur, insan mantığı bu ilişkileri keşfederek gerçekleri ortaya koyar.
Alkolizme dönersek, XIX. yy. ortalarında, alkolizmin psikiyatriyi ilgilendiren bir bozukluk olduğunun dile getirilmeye başlanmasıyla birlikte alkolizm hakkında kuramlar da ortaya konmaya başlandı. İlk olarak, bazı insanların alkolik olmaları, ahlaki zayıflıklarıyla açıklan*maya çalışıldı. Yani kişi alkolizme doğru ilerlerken bunu değiştiremiyordu çünkü manevi gücü buna yeterli değildi. Bu tipler kendi hazla*rını herşeyin önünde tutan, diğer insanların isteklerini önemsemeyi öğrenememiş (ahlakın temel ilkesi) bireylerdi. Bunun sonucu olarak da alkolik oluyorlardı. Bu kuram yalnızca nedensellik ilkesini kullanı*yor olmakla değil, içerik olarak da ahlaki dinsel sistemlerle yakın iliş*kisini korumaktadır. Ahlak olarak kötü olanların alkolik olduğu fikri*ni ortaya koyar. Bugün pekçok ruh sağlığı profesyoneli, bu yaklaşımı benimsemediklerini kolayca söyleyebilecekleri halde, alkolizm sorununa pratik yaklaşımlar, içerisinde kimi zaman bu kuramdan izler taşır. Alkolizmin belli kişilik yapılan üzerine geliştiği, "kötü" sosyal çevrenin alkolizme zemin hazırladığı, uygunsuz psikolojik gelişmenin alkolizmin nedeni olduğu savları hep bu yaklaşımdan izler taşımak*tadır aslında. Sonuç (alkolizm) kötü olduğuna göre, başlangıç da kötü olmalıdır.
Bugün çoğunlukla benimsenmekte olan, alkolizmi açıklayın ku*ramlar, bu tür ahlaksal yargılardan mümkün olduğunca uzak duran, yansız kuramlardır. Alkolizmi ortaya çıkaran birtakım nedenler var*dır (biyolojik, psikolojik, sosyal). Bu nedenler aslında kişinin "normal" dünyayla uyum halinde yaşamasını güçleştiren özelliklerdir. Kişi al*kolik olarak, varolan bu özelliklerini dış dünya ile nisbeten daha uyumlu hale getirir. Kişi alkolizmi seçerek, aslında altta yatan neden*leri örtecek bir belirti ortaya koymuştur. Hastalık, daha doğrusu, bo*zukluk ise alkolizm değil altta yatan şeydir.
Biyolojik yaklaşımla, biyolojik özellikleri ve beyin kimyası iyi ay*dınlatılmış bazı bozuklukların (özellikle depresyon ve anksiyete) al*kolizme yolaçtığı ileri sürülür. Yapılan araştırmalarla, alkolizmin belli bir sıklıkla, depresyon ve anksiyeteyle birlikte görüldüğünü ortaya koymuştur. Alkolün anksiyeteyi yatıştırıcı ve depresyonu düzelten et*kileri bilinmektedir. Bu yaklaşımla kişinin anksiyeteye ya da depres*yona yakalanmış olduğu, alkol kullanılarak asıl bozukluğun yatıştırıl-maya çalışıldığı vurgulanır.
Analitik yaklaşımla ise, çocuklukta yaşananlarla oluşturulmuş olan cezalandırıcı süperegoyu dengeleyemeyen egonun alkol ile yar*dım arayışıdır alkolizm.
Bu kuramlarla alkolizm artık ahlaksal yargılamadan kurtulmuştur. Kişinin en azından ahlaki birtakım eksiklikleri nedeniyle alkolik olmadığı kabullenilmiştir. Kişiyi alkolizme iten sosyal yapılanma da artık kuramsal düzeyde ahlak yargılarından uzaklaşarak daha çok iletişim ve eğitim özellikleri üzerinde durmaktadır. Ama uyum mo*deli içinde incelenen kuramların alkolizmi bir bütün olarak ele alma*dığı gerçeği değişmemiştir. Herbir kuram kendi çizgisel mantığı için*de nedenleri sonuca kadar eksiksiz izleyebiliyorken, araştırmalar habire, birsürü alkoliğin bu kuramların dışında kaldığını ortaya ko*yup durmaktadır. Bu aslında basitçe, birbirinden farklı nedenleri kul*lanan açıklamaların birbirleriyle bütünleştirilememeleri sorunu da değildir. Olgu (alkolizm) karmaşıktır ve birçok etmenin diyalektik etkileşiminden doğar (insanla ilgili tüm olgular gibi). Ama insan zihni diyalektik ilişkileri çizgisel hale getirerek anlamaya çalışır. Olanı ol*duğu gibi değil anlayabileceği gibi kabullenmeye çalışır. Bu çaba, bir taraftan tam da bilimi ortaya çıkaran çabadır, insan olanı anlamaya çalışır. "Olan " karmaşıktır ama insan yine ve yine anlamaya çalışır.
Alkolizm için kullanılan hastalık modeli, alkolizmin ne olduğuna dair bir açıklama getirirken, nasıl oluştuğuna dair kuramsal bir çerçe*ve vermez. Açıklayıcı kuramlar geliştirmek açısından, hastalık mode*li uygun bir model değildir. Alkoliklerin, önüne geçilmez bir alkol al*ma arzusuna sahip oldukları temel yargısına dayanır. Neden alkoliklerin böyle bir özelliğe sahip olduklarına dair açıklamalara ise girişmez. Alkolizmi başlı başına bir olgu olarak ele alır. Günümüz psi*kiyatrisi yalnız alkolizm konusunda değil, ilgilendiği tüm bozukluk*ları tanımlama sürecinde tam da bu noktadadır.
Psikiyatri, bozukluk olarak ele aldığı tüm olguları, görünüşünü esas alarak tanımlar (fenomenolojik yaklaşım). Bu tanımlama sırasın*da, öncelikle bozukluk nedeniyle bireyde meydana gelen değişiklik*ler incelenmektedir. Psikiyatrik bozukluklara/hastalıklara herhangi bir kuramsal açıklama getirmeden yalnızca görünüşleriyle tanımla*yan, yaygın olarak kullanılan iki tanı sistemi mevcuttur. Dünya sağ*lık örgütünün 1992 yılında yayımladığı ICD W Ruhsal ve Davranışsal Bozukluklar Sınıflandırması ve Amerikan Psikiyatri Birliği'nin 1994 yı*lında yayımladığı DSM IV Tanı Ölçütleri. Her iki sınıflandırma siste*mi de benzer ilkelere dayandığı gibi içerik olarak da tara ve tanı kri*terleri açısından oldukça benzer oluşturulmaya çalışılmışlardır. ICD 10 giriş bölümünde, "buradaki tanımlarda ve klavuzlards. bozukluklara ilişkin en son bilgileri verme ya da kuramları aktarma iddiası yoktur. Basit*çe ruhsal bozuklukların sınıflandırılmasında birçok ülkeden çok sayıda da*nışmanın üzerinde anlaştığı kategorilerin sınırlarının çizilmesine temel olacak belirti kümeleri ve açıklamalar bulunmaktadır" derken sınıflama sistemlerinin genel yaklaşımını çok güzel özetlemektedir. DSM IV ve ICD 10'da alkolizmi karşılayan bölüm "alkol bağımlılığı' adıyla anılır. Alkolizm tanımından, yargılayın bir ifade olduğu gerekçesiyle kaçınılmıştır. ICD 10 bağımlılık sendromunu şöyle tanımlar:
"Madde [alkol] kullanımı sırasında ortaya çıkan ve kişinin önceden de*ğer verdiği davranışlarına öncelik kazanan birçok fizyolojik, davranışsal ve bilişsel değişikliklerle belli bir durumdur. Bağımlılık sendromunun ana ta*nımlayıcı karakteri (tıbben önerilmiş olsun olmasın) psikoaktif madde, alkol, tütün almak için arzu (sıklıkla güçlü, bazen önüne geçilmez) duymadır. Bir yoksunluk döneminden sonra maddeye tekrar dönüldüğünde bağımlı olma*yan bireylere göre bağımlılık sendromu belirtilerinin daha çabuk çıktığı söylenir.''
DSM IV madde [alkol] kullanımı ile ilişkili bozuklukları ikiye ayı*rır: Kullanım bozuklukları ve kullanımın yolaçtığı bozukluklar (2).
DSM IV genel bir tanım yapmadan yedi tane tanı kriteri sıralar. Bu kriterlerden üç ya da daha fazlasının son 12 aylık dönem içinde var olmasıyla birlikte klinik olarak belirgin bir bozulmaya ya da sı*kıntıya yolaçan uygunsuz bir madde [alkol] kullanım örüntüsünü bağımlılık olarak tanımlar.
"1. Aşağıdakilerden biri ile tanımlandığı üzere tolerans gelişmiş olması.
a) Entoksikasyon ya da istenen etkiyi sağlamak için belirgin olarak art*mış miktarlarda madde kullanma gereksinmesi.
b) Sürekli olarak aynı miktarda madde kullanılması ile belirgin olarak azalmış etki sağlanması.
2. Aşağıdakilerden biri ile tanımlandığı üzere yoksunluk gelişmiş ol*ması.
a) Sözkonusu maddeye özgü yoksunluk sendromu (3).
b) Yoksunluk semptomlarından kurtulmak için aynı madde [alkol] ya da benzerleri alınır.
3. Madde çoğu kez tasarlandığından daha yüksek miktarlarda yada daha uzun bir dönem süresince alınır.
4. Madde kullanımını bırakmak ya da denetim altına almak için sürekli bir istek ya da boşa çıkan çabalar vardır. .
5. Maddeyi sağlamak (örneğin uzun süreli araba kullanma), maddeyi kullanma (örneğin arka arkaya içki içmek) ya da maddenin etkilerinden kur*tulmak için çok fazla zaman harcama.
6. Madde kullanımı yüzünden önemli toplumsal, mesleki etkinlikler ya da boş zamanlan değerlendirme etkinlikleri bırakılır ya da azaltılır.
7. Maddenin neden olmuş ya da alevlendirmiş olabileceği, sürekli olarak varolan ya da yineleyici bir biçimde ortaya çıkan fizik ya da psikolojik bir
(2) Kullanımın yol açtığı bozukluklar için alkol kullanımına bağlı ruhsal ve bedensel bozukluklar bölümüne bakınız.
(3) Yoksunluk sendromu için alkol kullanımına bağlı ruhsal ve bedensel bozukluklar bölümüne bakınız.
sorunun olduğunu bilmesine karşın madde kullanımı sürdürülür (örneğin alkol kullanımı ile kötüleştiğini bildiği ülseri olmasına karşın içmeyi sür*dürme). "
ICD 10'un kriterleri, DSM IV ile benzerdir yalnız ICD 10'da "mad*deyi almak için çok güçlü bir istek ya da zorlaniı" ifadesi aynı bir madde olarak belirtilmiştir. İstek ya da zorlamanın objektif olarak tespitinin güçlüğünü gözönüne alarak olsa gerek DSM IV bu ifadeye yer ver*memiştir.
Hem ICD 10 hem DSM IV zararlı kullanım/kötüye kullanım ola*rak adlandırılan ikinci bir kullanım bozukluğunu daha tanımlamış*lardır. Bu alkolizmi karşılamayan, yoğun alkol kullanımı ile belirgin bir durumdur. ICD 10'da "maddeyi kullanan kişinin ruhsal ve bedensel sağlığı bu yüzden zarar gördüyse bu tanı konmalıdır. Zararlı kullanım çe*şitli sosyal sorunlara yolaçar ve başkaları tarafından eleştirilir" der.
DSM IV ise aşağıdaki dört kriterden birinin varlığını yeterli gö*rürken bağımlılık ölçütlerinin karşılanmıyor olmasını şart koşar.
"1. işte, okulda ya da evde alması gereken başlıca sorumlulukları alma*ma ile sonuçlanan yineleyici biçimde madde [alkol] kullanımı (örneğin alkol kullanımı nedeniyle okula gidememe, okulu asma).
2. Fiziksel olarak tehlikeli durumlarda yineleyici bir biçimde madde [al*kol] kullanımı (örneğin alkollüyken araba kullanma).
3. Madde [alkol] ile ilişkili yineleyici biçimde ortaya çıkan yasal sorun*lar (örneğin alkol alımı sonucunda davranış bozukluklarına bağlı tutuklan*malar).
4. Maddenin etkilerinin neden olduğu ya da alevlendirdiği sürekli ya da yineleyici toplumsal ya da kişiler arası sorunlara karşın sürekli madde kul*lanımı (örneğin sarhoşluğun sonuçları hakkında eşle olan tartışmalar, fi*ziksel kavgalar)."
Zararlı kullanım ya da kötüye kullanım biçiminde tanımlanan du*rum daha çok kişinin alkol kullanıyor olmaktan dolayı sağlık sorun*larıyla karşı karşıya kaldığı ve sosyal sürtüşmeler yaşadığı dönemi tarif eder. Bağımlılık sözkonusu olduğunda bu sorunlar yine yaşan*maktadır ancak bu sefer çok daha şiddetlidir. Kişinin tüm yaşamı al*kol kullanıyor olmaktan doğan sorunlar etrafında şekillenmiştir. Bağımlılığı belirleyen, kullanılan alkolün miktarı değil, kişinin alkol kullanıyor olmaktan dolayı ne durumda olduğudur. Hem alkolün kimyasal etkisi hem de alkolle ilgili zamanın çok artması nedeniyle diğer alanlarda ihmaller ortaya çıkmaya başlar. Sağlık ihmal edilmek*tedir. Alkolün kendisi pekçok sağlık sorununa yolaçtığı gibi, varolan sağlık sorunlarını halletmek için de zaman yoktur.
Temel hijyen gerekliliklerinin (diş fırçalamak gibi) dahi yerine ge*tirilmediği sıklıkla görülür. Alkol kullanıldığı süre içinde belki de ağrı kesici etkisiyle kişinin sağlığıyla ilgili bazı belirtileri hissetmesini de engelliyor olabilir ama tüm bunların altında, zaman olmamasın*dan ya da fark edilmemesinden daha çok sağlığın ihmali asıl neden gibi görünmektedir. Hissedilenler önemsenmemekte, sağlık için harcanacak vakit ve çaba gereksiz olarak algılanmaktadır.
Yakın çevreyle ilişkiler yine aynı biçimde ihmal edilmektedir. Ba*ğımlı, yerine getirmek zorunda olduğu birtakım sosyal ödevleri aksa*tır. Örneğin, katılmak zorunda olduğu toplantılara alkollü olduğu için katılmaktan çekinir, kendisinden beklenilen ziyaretleri aksatır, yakın çevresiyle ilişkilerini en alt düzeye indirir. Bundan başka kendi ailesine karşı yerine getirmek zorunda olduğu sorumluluklarda da aksama ortaya çıkmıştır. Evdeki diğer insanlar, onun yapmak zorun*da olduğu işleri üstlenmişlerdir.
İş yerinde ya da okulda da durum aynıdır. Alkol kullanımı iş ye*rinde de kişinin üzerine düşenleri aksatmasna yol açıyordur. Zaman zaman işe gidememek şeklinde olabileceği gibi, işyerinde iş yapama*yacak durumda olmakla da gerçekleşir. İş yerinde ya da okulda çev*resi, amirleri tarafından idare edilir konuma gelmiştir.
Her ne kadar, bağımlının genelde görülen ihmali, çevrenin bek*lentilerine göre belirleniyor gibi görünse de esas olarak değişen kişi*nin kendi yaşamıdır. Değişimden asıl etkilenen de bağımlının kendi*sidir. Vurgulanan genel ihmal hali, kişinin bilinçli olarak tercih ettiği bir yaşam tarzı değil bağımlılığın sonucu olarak ortaya çıkan ve tüm alkol bağımlılarında aşağı yukarı benzer olan bağımlılığa özgü bir tarzdır. Bağımlılığın nesnel olarak tanımlanması bağımlılığa özgü olan bu yaşam tarzının ortaya konmasıyla olur. Bağımlılığı belirleyen, ne miktarda ya da ne kadar süre alkol kullanıldığı değildir, alkol kul*lanımından kişinin nasıl etkilendiğidir. Bağımlılığın fiziksel belirtileri olarak adlandırılabilecek, tolerans gelişmesi ve yoksunluk bulguları da bağımlılığın olmazsa olmaz koşulu değildir, diğer yaşamsal deği*şiklikler gibi yalnızca birer kriterdir. Bağımlılık, biraz genelleyici bir ifadeyle, "yaşamın, bağımlı olunan maddenin etrafında yeniden şekillen*mesi" olarak tarif edilebilir.
Tanımlayıcı yaklaşım, ICD 10'un giriş bölümünde olduğu gibi, psikiyatrik bozukluklar, dolayısıyla da alkolizm konusunda kesin hatlı sınırlar çizmiştir. Bu, psikiyatriyle uğraşanlar arasında ortak bir dilin varlığı için gereklidir. Böylece alkolizmden, daha doğrusu alkol bağımlılığından söz edildiğinde neyin anlaşılması gerektiği ortaya konmuş olur. Anlaşılan, alkol bağımlılığının ne olduğu değil kimlere alkol bağımlısı denebileceğidir. Alkolizmin ne olduğu yine kuramsal yaklaşımlarla açıklanmak zorundadır.
Hastalık modeli de nedenleri başlangıca kadar izleyen kuramsal yaklaşım ortaya koymamakla birlikte alkolizmin oluşumunu birbiriy*le etkileşime giren faktörlerin bir sonucu olarak açıklar. Alkolizme, nedenlerin bir sonucu olarak değil, etkileşimden doğan dinamik bir olgu olarak bakar. Tanımlayıcı yaklaşımdan da farklı olarak alkoliz*min ne olduğunu da inceler. Benzerliği ise alkolizmi kendi başına bir olgu olarak kabul etmesidir. Tanımlayıcı yaklaşım içerisinde, olguyu görünüşle tanımlamak sırasında dinamik modelin de feda edildiğini görüyoruz. Bir görünüşün tanımlanması onun hastalık olarak sunulması için yeterli olmayacaktır. Olguların açıklanması da gereklidir. Nedensel açıklamalara dayanan kuramlar ise alkolizm olgusuna bü*tüncül bir yaklaşım ortaya koyamamaktadır. Hâlâ aynı bilim dalı içinde kuramsal yaklaşımların farklılıkları yüzünden derin görüş ay*rılıkları hatta farklı terminolojiler varlığını korumaktadır. Alkolizm ve diğer pek çok psikiyatrik olgu üzerinde, ortaya çıkaran nedenler, hastalığın seyri, tedavi yaklaşımları hatta hastalık olup olmadığı ko*nusunda çok farklı görüşler varlığını korumayı sürdürürken her fark*lı görüş kendi yöntemini bilimsel araştırmalarla sınayarak geçerli kanıtlarını bilim dünyasına sunmaktadır.
Kuramlar ve modellerden önce, gözlem ve deneylerle elde edilen sınanabilir bulgular ulaşılabilen en kesin hareket noktalandır. Ku*rumların bilgiyi kullanış biçimleri ise, bu bilginin, kurulan neden so*nuç ilişkisi içinde bir yere oturup oturmamasıyla sınırlıdır. Oluşturul*muş biçimleri nedeniyle, neden sonuç çizgisi dışındaki bir bilginin adapte edilebilmesi için gerekli esneklikten yoksundurlar. Örneğin, alkolizm için psikososyal etkileşimin özelliklerini ortaya koyan de*neysel bir sonucu, biyolojik model içine entegre etmek nerdeyse ola*naksızdır.
Oysa neden sonuç ilişkileri yerine dinamik oluşumları öngören yaklaşım bilim dünyasında kullanılmaya başlandığı XX. yy. başların*da psikiyatri içinde de yerini bularak o dönem için köklü anlayış değişikliklerine yolaçmıştır. Analitik çalışmalarla oluşturulan ruhsal sis*tem (id, ego, süperego) işleyişini kendini oluşturan parçaların dinamik etkileşimi ile gerçekleştirir. Ruhsal bozukluklar bu üç ruhsal gücün etkileşimi sonucunda ortaya çıkar. Hiçbir ruhsal bozukluk yal*nızca idin ya da süperegonun sorumluluğunda değildir. Yine aynı yaklaşımla bilinç, bilinç-öncesi ve bilinçdışı durağan olmayıp karşılık*lı etkileşimlerini sürdürürler.
Zaman içinde bu yaklaşım psikiyatrinin elde ettiği yenilikleri ör*neğin biyolojik bulguları yorumlamak için kullanılmadı. Yalnızca analitik psikolojiden kökünü alan kuramlara sanki bir patent hakkıymış gibi devredildi. Dinamik psikiyatri bu adla biyolojik ve davranış*çı psikiyatriden ayrı kaldı. Sanki öğrenilmiş davranışlar ve biyolojik özellikler insan bütününde dinamik etkileşime girmiyormuş gibi.
Alkolizm, oluşumu sırasında, insanın ruhsal yapısı içinde tanım*lanmış ne kadar etken varsa, hepsinin katılımı sonucunda ortaya çıkar (diğer ruhsal bozukluklar gibi). Bu katılım basitçe sırayla olaya dahil olma şeklinde bir katılım değildir. Bizim aklımız alsa da almasa da insan ruhunu oluşturan ne kadar değişken varsa hepsinin birden karşılıklı etkileşerek ve bu etkileşim sırasında birbirlerini de değiştire*rek ortaya koyduğu sistemin önceden kestirilmesi mümkün olmayan sonucudur alkolizm. Örneğin, alkol almam psikolojik durumumu de*ğiştirir, değişen psikolojik durumum, aldığım alkol hakkındaki fikir*lerimi ve bir sonraki alkol alışımı etkiler. Bu sırada alkol aldığım için beynimin kimyasal çalışma düzeninde de değişiklik olmuştur, bu da psikolojik durumumu değiştirir. Değişen psikolojik ve nörokimyasal durumumla çevreyi farklı algılarım bu arada tüm bunlardan belleğim de etkilenmiştir ve Bu hiçbir sonuca ulaşamadan sayfalar boyunca sürdürmek müm*kündür. Beni etkileyen bir değişken herşeyimi etkiler, benimle ilgili sonuç herşeyimle ilgilidir.
Hastalık modelinde tüm bu incelenemeyeceği varsayılan değiş*kenler kişisel genetik yatkınlığı anlatır. Aslında yatkınlığı belirleyen yalnızca genetik geçiş değil, genetik zemin üzerine yaşananlardır da. Psikodinamik psikiyatri, kuramında bunu vurgular. Hastalık modeli karşılıklı etkileşim üzerinde durduğundan, farklı bulguları sisteme katmak mümkündür. Hastalık modeli öncelikle genetik yatkınlığı vurgulamıştır ancak psikolojik gelişimin de yatkınlığı belirleyen et*kenlerden biri olduğu psikodinamik psikiyatri tarafından modele ek*lenmiştir.
Tüm bu karmaşa içinde alkolizm, birbirinden farklı pekçok (hatta ne kadar alkolik varsa o kadar) dinamik sürecin ortak sonuçlar küme*sidir. Alkolizmin nasıl bir şey olduğu aşağı yukarı bellidir. Onu orta*ya çıkaran ya da çıkarmayan süreç ise her birey için kendince farklı yollar izler. Alkolizmin nedenlerini ortaya koymak yerine, her alkolik için onun alkolik oluşunu belirleyen süreci incelemek bugün için ba*na elimizdeki tek gerçekçi yaklaşım gibi görünüyor.Yorum yap






Yorum yap