Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Kanser, kanser resimleri, kanser belirtileri, kanser çeşitleri, meme kanseri, akciğer

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • #61
    Karaciğer Kanseri, Karaciğer Kanserinin Belirtileri, Karaciğer Kanserinin Tedavisi

    Karaciğer Kanseri

    Karaciğer kanseri, karaciğer hücrelerinin kontrolsüz çoğalması ve buna bağlı olarak karaciğer organına tümörlerin sıçraması olarak ifade edilir. Bir başka deyişle, karaciğerin kendi hücresinden kaynaklanan kötü huylu en sık görülen ve öldürücü tümörlere denir. Karaciğer kanserinde erken tanıya ilişkin bir bulgu genellikle elde edilemez. Tanı konulduğunda kanser ileri boyutlara erişmiş durumdadır. Çeşitli karaciğer kötü huylu tümörleri mevcuttur. Bu tümörlerin bir kısmı yıllarca süren bir kronik karaciğer hastalığından kaynaklanır. Bu tümörlere birincil (primer) olarak karaciğer tümörleri denir. Bunların en önemli türleri karaciğer kanseri ve safra yolu kanseridir. Ancak karaciğer genellikle başka tümörlerin sıçramasından etkilenir. Tamamen değişken bir kuluçka süresi vardır. Kronik bir karaciğer hastalığında, karaciğer kanserinin oluşması için uzun yılar sürebilir. Ancak bir kez oluştuktan sonra hızla büyüyecek ve birkaç ay ya da yıl içerisinde ölümle sonuçlanacaktır.

    Karaciğer kanserinin belirtileri

    Mide bulantısı, kusma, iştahsızlık, halsizlik, karında şişlik hissi ve ağrı, karında sıvı toplanması, ani kilo kayıpları, sarılık, koyu renkli idrara çıkma, kaşıntı, yüksek ateş, terleme, kendini hasta hissetme gibi akut şikayetler gözlemlenir.

    Karaciğer kanserinde risk faktörleri olarak, daha önce meydana gelmiş bir hasardan kaynaklanan yara, hepatit virüsü enfeksiyonu, ailede karaciğer kanseri öyküsü, sigara kullanımı, aşırı kilo, diyabet, zayıf bir bağışıklık yapısı, kronik karaciğer hastalığı olan insanlar, birtakım doğum kontrol haplarının kullanımı da örnek gösterilebilir. Özellikle kronik karaciğer hastalarının düzenli olarak ultrason muayenesi yaptırmaları gerekir. Kanlarındaki AFP değerlerini ölçtürmeleri önerilir. Böylece, dolaylı olarak tümör hastalıklarında belirteç olan bu ölçümle önlem alınması sağlanabilir.

    Karaciğer Kanseri Tedavisi

    Karaciğer kanserinde tedavi süreci, hastaya ve tümöre göre değişmektedir. Uygun şartlarda en etkili yöntem tümörün cerrahi yöntemle çıkartılmasıdır. Bunun için hastalığın evresi ve kanserin yayılıp yayılmadığına bakmak oldukça önemlidir. Eğer tümör karaciğerin tek bir lobunu tutmuşsa operasyon gerçekleştirilebilir. Bu hastaların ise %10" u en az 5 yıl yaşama şansına sahip olabilir. Karaciğer nakli ve kemoterapi uygulanabilmesi için ana damarlarda tutulumun olmaması gerekir. Zira karaciğer kanserinde radyoterapi ve kemoterapi tedavisinde başarılı sonuçlar almak mümkün değildir. Genel olarak karaciğer kanseri hastalığının sonuçları kötüdür. Etkili bir tedavi yöntemi yoktur. Tanının ardından hastanın yaşam süresi 6-9 ay kadar sürebilir.

    Yorum yap


    • #62
      Kolon Kanseri, Kolon Kanseri Belirtileri, Kolon Kanseri Tedavisi

      Kolon Kanseri

      Kolon kanseri, kalın bağırsakta meydana gelen poliplerle ortaya çıkar. Daha çok kalın bağırsak ve rektumda görülen kanserli büyümeyi kapsar. Sindirim sisteminin kalın bağırsak denen kısmını, kolon ve rektum oluşturur. Kolondan başlayan kansere kolon kanseri, rektumdan başlayan kansere ise rektal kanser denir. Genetik etmenlerle birlikte, ailevi kökenli bağırsak kanseri riski de genel olarak görülebilmektedir. Özellikle batı tipi yaşamla ilişkilendirilen toplumlarda A.B.D ve Kuzey Avrupa"da, görülme sıklığı giderek artmaktadır. Kadınlara oranla erkeklerde daha sık görülür. Ailesinde iki ya da üç kuşak boyunca bireylerin hastalığa yakalanma riski oldukça yüksektir. Bu tip durumlarda kalın bağırsağın, erken yaşlarda alınması önleyici bir müdahale olabilir. Ailede kolon kanseri varsa, 50 yaşını beklemeden kolonoskopi yaparak kolon kanserine zemin hazırlayacak polip ya da benzeri oluşumların olup olmadığı test edilmelidir. Ayrıca bazı iltihabi bağırsak hastalıklarının da kolon kanserine zemin hazırladığı bilinir. İlerlediğinde tehlikeli ve öldürücü bir hastalık olan kolon kanseri, erken teşhisi zor bir hastalıktır. Ancak tarama sistemleriyle tanı mümkün olabilir. Genellikle belirti verdiğinde orta derecede ilerlediği gözlenir. Ciddi bir hastalık olduğu için özellikle sık görüldüğü toplumlarda, hastalığın erken saptanması oldukça yararlı olacaktır. Bununla birlikte günlük yaşantıda spor ve hareketlerin az olduğu toplumlarda daha sık görülmektedir.

      Kolon kanserinin belirtileri

      Dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, ishal, kabızlık, bağırsakların tam boşalamadığı hissi, normalden daha ince dışkılama, karında kitle, gaz, kramp, şişkinlik, kilo kaybı, bulantı, kusma, makattan kan gelmesi, tümörün büyüdüğü dönemlerde ise kansızlık, halsizlik, çarpıntı, yorgunluk gibi belirtiler gözlemlenir. Kolon kanserini oluşturan faktörlerin dünyadaki yayılımına bakıldığında; hayvansal gıdaların yoğun tüketilmesi, yağlı ve yüksek kalorili yiyeceklerin fazla tüketimini söyleyebiliriz.
      Hastaya, tanı için yapılacak rektal muayenenin yanı sıra, laboratuvarda dışkıda gizli kan incelemesi, bilgisayarlı tomografi, rektoskopi ve kolonoskopi yapılmalıdır.

      Kolon kanseri tedavi

      Hastaya cerrahi yöntemler uygulanır. Kanseri oluşturan tümörün alınması gerekir. Hastalıktaki evre durumuna göre kemoterapi uygulanır. Ailesinde kolon kanseri bulunan kişilerin yaşam tarzlarını değiştirmesi ve düzenli egzersiz yapması önerilir. Yağlı hayvansal gıdalardan uzak durmak, normal kalorili ve lifli sebze ve meyveden oluşan beslenme modeli oluşturmak gerekir.

      Yorum yap


      • #63
        Bağırsak Kanseri, Bağırsak Kanseri Belirtileri, Gıda Türleri Ve Bağırsak Kanseri


        Bağırsak Kanseri


        Bağırsak, sindirim sisteminin bir parçasıdır. Sindirim sistemi tükettiğimiz tüm gıdaları bir süreçten geçirir. Vücudumuzda kullanmak üzere enerji ve besin öğelerine çevirmeye yardımcı olur.

        İnce Bağırsak

        Bağırsakların kesin olarak en uzun olan bölümüdür. İnce olarak isimlendirilmesinin sebebi ise kalın bağırsağa oranla daha dar olmasıdır. İnce bağırsak kanseri çok nadir görülmektedir.

        Kalın Bağırsak

        Kolon ve rektumdan oluşur. Çeşitli tabakalardan oluşan duvarlara sahiptir. Kanserleri içteki tabakada, bağırsak zarında başlar. Tedavi edilmez ise onun altındaki kas tabakalarına daha sonra da bağırsak duvarına doğru büyür. Kanserlerin çoğunun gelişimi 5 ile 10 yıl devam etmektedir. Genelde polip ya da adenoma olarak adlandırılan bağırsak duvarındaki küçük bir gelişim şeklinde başlar.

        Bağırsak Kanseri Belirtileri

        · Normal bağırsak alışkanlıklarında diyare veya ishal gibi kalıcı bir değişiklik.

        · Rektumda veya dışkıda kanama.

        · Kilo kaybı.

        · Karın bölgesi veya rektumda yumru.

        · Rektumda gerilme hissi.

        · Tümör kanamasından kaynaklanan alyuvar hücre seviyesinin az olması. Bu durumda yorgunluk hatta bazen nefessizliğe neden olabilir.

        · Karın bölgesinde veya rektumda ağrı.

        Bağırsak kanseri bağırsak tıkanıklığına da neden olabilmektedir. Bu durumun belirtileri; karın bölgesinde sancı, kabızlık, şişkinlik hissi ve hasta hissetme halidir.

        Bağırsak Kanseri Açısından Yüksek Risk Grupları

        Bağırsak kanseri ne kadar yaygındır?

        Kalın bağırsak kanserlerinin çoğu kolonda ve arka pasajın yalnızca 1/3'ü kadar yukarısındadır. Çoğu kişide bağırsak kanserinin sebebi bilinmemektedir. Yüz bağırsak kanserinin seksen beşinden fazlası 50 yaş ya da daha üstü kişilerde görülmüştür.

        Aile öyküsü ve kalıtım

        Riski arttıran sağlık durumu

        Bağırsakta adenom ya da polip denilen oluşumlar uzun periyotta kanser gelişmesine neden olabilir.

        Diyet ve bağırsak kanseri hakkında bilinenler

        Her yüz kanserin 15 ve 35 arasındaki bir oranın beslenme alışkanlıklarımızı değiştirerek önlenebileceğini düşünmektedirler. Herkes çok farklı gıdalardan çok farklı miktarlarda tükettiğinden dolayı araştırmanın bu alanı oldukça zordur.

        Gıda türleri ve bağırsak kanseriLif ve bağırsak kanseri ââ‚ââ‚Å“ araştırmalar lifin bağırsak kanserine karşı koruyucu olduğu ileri sürülmektedir.


        Meyve ââ‚ââ‚Å“ sebze ve bağırsak kanseri ââ‚ââ‚Å“ bol miktarda meyve sebze tüketen kişileri bağırsak kanseri açısından daha düşük risk altında olduklarını göstermektedir.


        Et ve bağırsak kanseri

        özellikle işlenmiş et tüketmek bağırsak kanserine yakalanma riskini arttırmaktadır.

        Yorum yap


        • #64
          Mide kanseri belirtileri nelerdir,mide kanseri hakkinda genel bilgiler,mide kanseri risk faktorleri nelerdir,mide kanseri tedavisi

          MİDE KANSERİ

          Mide kanseri yaş ile ilişkilidir. Dünyada en yaygın kanserlerdendir. Mide kanseri, insanlardaki en saldırgan tümörlerden biridir. Erken evrede teşhis edildiği zaman izlenen 5 yıllık sağ kalım oranı % 90-100 iken, ileri evre tümörlerde bu oran %15-25'lere kadar gerilemektedir.

          RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

          Çevresel Faktörler

          İleri yaş,
          Cinsiyet,
          Diyet,
          Sigara kullanımı,
          Geçirilmiş mide rezeksiyonu,
          Sebze, meyve ve proteinden fakir; yağ, karbonhidrattan zengin beslenmelerde,
          Saklanmış gıdalar.
          Genetik Faktörler

          Ailevi, A kan grubu, pernisiyöz anemi, atrofik gastrit, aklorhidri, adenomatöz polipler,
          Aile hikâyesi varsa 3 katı yüksek risk söz konusudur.

          MİDE KANSERİNİN TANISI

          Erken Mide Kanserinin Tanısı

          Toplum taraması, sadece mide kanserinin prevalansının yüksek olduğu Japonya gibi ülkelerde önerilebilir. Japonya'da tarama için üst gastrointestinal radyografi kullanılmıştır, fakat endoskopi erken mide kanserini saptamak için en kullanışlı araçtır. Bu nedenle, her ne kadar etkinliği konusunda hala anlaşmazlıklar olsa da, erken mide kanseri insidansının düşük olduğu ülkelerde semptomatik hastaların seçici olarak taranması mide kanserinin erken saptanması ve tedavisini kolaylaştıran bir araç olarak kabul edilmelidir

          Endoskopik Ultrasonografi

          Erken mide kanserinin evrelenmesinde yararlı bir metot haline gelmiştir. Endoskopik ultrasonografi, mide duvarı ve katmanlarını gösterebildiği için, invazyon derinliği ve bölgesel lenf nodları, bilgisayarlı tomografiden daha iyi şekilde tanımlanabilir.

          Ülser Semptomları ve EMK

          Sıklıkla, birçok mide kanserli hastanın benign mide ülseri semptomları ile başvurduğu bildirilmiştir.

          MİDE KANSERİ TEDAVİSİ

          D2 lenfadenektomi erken mide kanseri dâhil mide kanserinin her evresi için tedavinin temeli olmuştur ancak konvansiyonel nodal disseksiyonun kullanımı, özellikle de mide kanseri için zordur. Mide kanserinin tedavisinde yeni trendler, Japon ve batı arasında farklılık göstermektedir. İngiltere ve İspanyada' ki D1/D2 çalışmalarının cesaret kırıcı sonuçlarına rağmen, Avrupalı cerrahlar kürabl mide kanserini tedavi etmek için daha saldırgan cerrahi yapmaktadırlar. Diğer taraftan, Japon cerrahlar mide kanseri için giderek daha çok endoskopik mukozal rezeksiyon veya fonksiyon koruyucu gastrektomiler gibi konservatif yöntemler uygulamaya başladılar. Bu farklı eğilimler, değişik tedavi deneyimleri ve değişik tanısal tekniklerin kullanımından kaynaklanmaktadır.

          Gastrektomi

          Dünya genelinde, gastrektomi mide kanserinin tedavisi için en yaygın kullanılan yaklaşım kalmaya devam etmektedir, fakat yüksek insidansa sahip ülkelerde endoskopik tedavi popülerlik kazanmaktadır.

          Endoskopik Mukozal Rezeksiyon

          Endoskopik mukozal rezeksiyon cerrahiye alternatif bir yöntemdir. Bu prosedürde lezyonu yükseltmek için genellikle intramukozal izotonik enjekte edilir ve rezeksiyon için elektrokoter uygulanır; multipl rezeksiyonlar gerekebilir.

          Endoskopik Submukozal Disseksiyon

          Endoskopistin daha büyük tümörleri rezeke etme yeteneğini arttırmak ve daha uygun patolojik örnekler alması amacıyla kullanılmaya başlanmıştır.

          Diğer Modaliteler

          Mide kanseri tedavisinde kullanılmış olan diğer modaliteler fotodinamik tedavidir.

          Anti-Helikobakter Tedavi

          Hp enfeksiyonu hem erken hem de invaziv mide kanseri için iyi tanımlanmış bir risk faktörüdür. Bu nedenle, mide kanserli ve Hp enfeksiyonlu hastalarda eradikasyon uygundur.

          Yorum yap


          • #65
            P53 Geni ve Kanser Tedavisindeki Rolü


            Yapılan kanser araştırmalarında insanlardaki tümörlerin %65 sinde P53 geninin mutasyona (gen değişimi) uğradığı ve görev yapamadığı saptanmış ve dolayısı ile P53 tahribatı ve kaybının kanser oluşumunda kritik bir öneme sahip olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle P53, 1979 yılında keşfedilip 1993 yılında "YILIN MOLEKÜLÜ" seçilmiştir. Bu gen, insanda 17.kromozomda bulunur. Hücre yaşam döngüsü (cellcycle) çok karışık ve kompleks olaylar zinciridir. Bu döngünün düzenlenmesindeki hatalar hücre bölünmesinin (çoğalmasının) kontrolünün bozulmasına sebep olur. Diğer bir deyişle hücre döngüsünün kontrol noktalarındaki başkalaşım ve değişimler kanser oluşumunu tetikleyebilir.


            P53 GEN AKTİVASYONU
            Kanser oluşumunun ilk adımı, DNA nın hasar görmesidir. DNA hasarları çeşitli şekillerde ve mekanizmalarla onarılır. Bu olaylar zincirini kısaca özetlersek, DNA hasarı olan hücre çekirdeğinde P53 geni aktive olur. Bu, tamir edici gendir. Hücrenin içinde bulunduğu faza göre P53 tarafından hasar tamiri amacı ile baskılayıcı bir gen olan P21 tarafından hasarlı hücre yaşam döngüsü durdurulur. Hasarlı gen, tamir edilir ve yaşam döngüsü tekrar başlatılır. Eğer gen tamiri mümkün olamıyorsa Bax isimli bir proapoptotik etkili protein P53 geni tarafından aktive edilerek hücreyi G1 adı verilen mitotik çoğalma fazında hapsederek hasarlı hücrenin ölümünü sağlar. Bu özetlenmiş açıklamalardan da anlaşılabileceği gibi P53 hücre döngüsüne çok yönlü olarak etkili olup, çok çeşitli mekanizmalarda hücreyi ve dolayısı ile organları ve vücudumuzu kanserden koruyan gendir. Bu nedenle bu genin de sağlıklı olması, korunması ve güçlendirilmesi gerekir.

            P53 GENİ â€“ CURCUMİN – KANSER İLİŞKİSİ
            Curcuma Longa (curcumin) çok yönlü özellikleri olan güçlü bir biyoaktif bileşendir. Antikanserojen, antiinflamatuar, antioksidan özellikleri yanında iltihap yapıcı sitotokinleri, kanserojen enzimleri ve kinazları, reseptörleri baskılayıcı rol oynadığı gibi, son araştırmalar da curcumin genom yapısını anlamlı ölçüde güçlendirdiği, böylece DNA nın ve onun parçacıkları olan genlerin yapısal ve fonksiyonel aktivitesinin korunmasını sağladığı anlaşılmıştır.

            CURCUMİN NEDİR?
            Curcumin; Zerdeçal, zerdeçöp, Hint safranı isimleri ile tanımlanan ve çoğunlukla Uzak doğu ülkelerinde yetişen egzotik bir baharattır. Kökleri ve rizomları kullanılır. Zerdeçal tozu baharat olarak da aktarlarda bulunmaktadır. Baharat olarak kullanımının iyileştirici özelliği bulunmamaktadır. Curcumin ise zerdeçal kökünün içerisinde %2,5 oranında bulunan önemli ve iyileştirici etken maddesidir. İnsan metabolizması bu etken maddeyi izole etme yeteneğine sahip değildir. Curcumin ancak çok özel yöntemler ile ekstre formunda üretilebilir.

            CURCUMİNİN ÖZELLİKLERİ:
            Curcumin kanserli hücreler ile savaşan P53 geninin aktive olmasında önemli bir uyarıcı ve destekleyicidir. Curcumin P53 geni üzerindeki bu etkisinin dışında kanser hücreleri üzerinde aynı P53 gibi etki göstererek kanserli hücreleri apoptozise (hücre ölümüne) zorlayabilmektedir.

            Dünya genelinde yapılmış binlerce klinik ve laboratuar çalışmalarına göre curcuminin kanser hücrelerini öldürücü etkisi doğrulanmıştır. Yine birçok çalışmada kemoterapi ve radyoterapi esnasında curcumin verilen hastalarda iyileşme çok daha hızlı izlenmiştir. Birçok bilimsel çalışma curcumini kemoterapik bir ajan olarak kabul etmiştir.

            Bu sebep ile araştırmalar P53-curcumin-kanser üçgeni üzerine yoğunlaşmaya başlamıştır. Curcumin etken maddesinin sadece kanserli hücrelerde değil, oto immün hastalıklar, hepatitler, Alzheimer, enfeksiyon, romatizma, romatoid artrid, crohn, çölyak, MS, oksidatif stres, felç, diyabet, kolesterol, helicobacter pylori, kolon polipleri, sedef gibi hastalıklar üzerine iyileştirici yönleri araştırılmış sağlık ve tıp dergilerinde yayınlanmıştır.

            KANSER- P53- CURCUMİN İLİŞKİSİ
            Kanserin çaresi varmı, kanserin ilacı bulundumu, aslında çözüm bulundu da bilerek mi açıklanmıyor. Neden kanser vakalarında artış var gibi gerek halk gerekse kamuoyunda birçok düşünce var. Cevabı verilmemiş bir çok sorunun aslında mutlak mantıklı cevapları vardır. Çözüm içerse de içermese de anlaşılabilir izahatlar yapılabilir. Ancak kanser ve tedavisinde kullanılan maddeler konusu gereğinden fazla sulandırıldığından ve istismar edildiğinden dolayı anlatanlarda, anlayanlar da sıkıntı içindedirler.

            Kanser araştırmalarına harcanan zaman ve finansal kaynaklar birçok araştırmanın önüne geçmektedir. Buna rağmen son 50 yıl içerisinde net bir çözüm bulunamamıştır. Fakat bazı kanser türlerinin erken evrelerinde yenilenen kemoterapik ilaçlar ve tıbbi cihazlar konusunda mesafe alınmıştır. Son yıllarda nano teknoloji ve genler üzerine yapılan çalışmalar geleceğe umutla bakılabilmesine yol açmıştır. Bir şeylerin çözümünün hala bulunamayışı bugün itibarı ile hala her şeyin bilinmemesi ya da keşfedilemeyişi ile orantılıdır. Çözüm var ve çok yakınımızda duruyor olabilir. Ancak ya henüz göremedik ya da bazılarımız görmek istemiyoruz. Mevcut tıbbın kanser tedavi sürecine artık hastalarda katıldı ve kendi araştırmaları ile hastalıklarına alternatif çözüm arayışlarına girdiler. Dünya genelinde kanser hastalarının önemli bir çoğunluğu geleneksel yöntemler ile çözüm sürecini desteklemeye çalışıyorlar. Hatta bilerek ya da tesadüfi bazı kanser hastaları hayret verici sonuçlar elde edebiliyorlar. Demek ki bu alan yabana atılmamalı hatta daha ciddi çalışmalar ile genişletilmeli. Dünya araştırma sonuçlarına göre aslında keşif niteliğinde bazı sonuçlara ulaşıldı fakat şu veya bu sebepler bahane edilerek üzerine gidilmemiş ya da üstü kapatılmış olabilir. Bu çalışmaların birçoğu Faz I – faz II boyutunda bırakılmış olmasına rağmen yinede bir çok tıp dergilerinde makaleler ve araştırma sonuçları olarak yerini almıştır.

            Son yıllarda araştırmalar P53 gen aktivitasyonu ve curcumin ile ilişkisi üzerine yoğunlaşmıştır. P53 geni günümüz itibari ile oksidatif stres ve enfeksiyonel oluşumlar karşısında hücre bazında yeteri kadar koruma kalkanı oluşturamıyor. Mevcut P53 oranları birkaç yüz yıl önce dahi bu şekli ile yeterli olabilirken gelişen teknoloji, çevresel faktörler, kimyasallar ve mutasyona uğramış birçok virüs ve mikrop karşısında yetersiz kalmaktadır. Kısacası kanser oluşumuna sebebiyet verdiğini düşündüğümüz tüm faktörler buz dağının görünen kısmıdır. Temelde yatan gerçek ise P53 geninin günümüz şartları karşısında savunma gücünün yetersizliğidir.

            TEDAVİDE GEN FAKTÖRÜ : P53 GENİ NEDİR?
            • P53 yada diğer adıyla tümör protein 53 ( TP53) bir çok organizmada kanseri baskılamak için çok önemli bir proteindir.
            • Hücre döngüsünü düzenleyen bir transkripsiyon faktörüdür.
            • DNA zarar gördüğünde DNA tamir proteinlerini harekete geçirir. Sağlam hücreleri koruma altına alır. DNA tamir edilemeyecek kadar hasar gördüğünde (kanserleştiğinde) Apoptozu (programlaştırılmış hücre ölümünü) başlatır.
            • İnsan bedeninde hemen her yerin de bir şekilde mikro, yani hücresel bazda kanserleşme başlamış ise ilk silah p53 dür.
            • Kanser savaşçısı olan p53 proteini kanserli hücrenin agresif büyümesi ve çoklu metastazlarında yeterli olmadığı gibi inaktif duruma düşmektedir. Yani pasifleşmektedir.
            • İnsan bedeninde günde ortalama 300-400 kanser hücresi oluşabilmekte. Hatta yaşamları içerisinde farkında olmadan bir ya da birkaç kez kansere yakalanıp iyileşebilmektedirler. İşte bu sonucu sağlayan p53 genidir.
            • Çevresel faktör değişmeden önce hayatımızda kimyasallar Petro kimya ürünleri, radyasyon, GDO, zirai ilaçlar vb. bir çok kanserojen girmeden önce p53 geni kudretliyken bu kadar olumsuz ve kansere yatkınlık yaratan sebeplerden sonra kendisinden beklenen başarıyı tam olarak sağlayamamaktadır.

            P53 GENİNİN AVANTAJLARI:
            İnsan bedeninde birçok organ bulunduğundan her organda değişen kanser hücreleri gelişebilir. Bu da farklı organlar olmalarından ve farklı proteinler içermelerinden kaynaklanır. Bir organda işe yarayan kemoterapi ilaçları başka bir organda işe yaramayabilmektedir. Demek ki hiçbir kemoterapi ilacı tüm kanserler için kullanılmıyor.

            Oysa P 53 organizmada oluşabilen tüm kanserler üzerinde etki gösterebiliyor. Bunun sebebi programında DNA yı hasara karşı korumak olarak düşünebiliriz.

            Eğer tümör protein (TP53) adlı geni kopyalayıp insan bedenine verebilmenin yolu açılmış olsa idi hemen hemen tüm kanser türleri üzerinde muazzam bir sonuç alınabilirdi.

            Hatta Dünya da hiç kimsenin kansere yakalanmaması gibi bir sonuçla da karşılaşılabilirdi.
            Madem buraya kadar bu kadar bilgiye ulaşabilmişken araştırmalar hangi yöne doğru genişletilmelidir.

            P53 GENİ VE CURCUMİN İLİŞKİSİ:
            P53 proteinin sağlam hücreleri koruyarak kanserli hücreleri yok etmek gibi bir görevi var ve yeterli olamıyor ise insan bedeninde P53 gibi davranabilen ve onun amaçlarını yerine getirebilen bir maddeye ihtiyaç duyulmaktadır. Curcuma longa bitki kökü rizomunda bulunan curcumin etkin maddesi klinik ve laboratuar araştırma sonuçlarına göre tamda istenen sonuçları ortaya koymaktadır. Bitki kökünden elde edilen bu madde hemen hemen tüm kanser türlerinde (invivo ve invitro ortamlarda) işe yararlılık göstermiştir.

            Dünya genelinde 5000 araştırma sonucu bu gelişmeyi doğrulamaktadır.

            Curcuma longa ekstresi olarak sıvı ve içilebilir formda üretilebilmiştir. Faz3 - A2 adlı özel bir yöntem ile defa pik seviyede güçlü ve sonuç verici yönleri ile bazı onkologların reçetelerine girmiş ve sınırlı sayıda eczaneye verilebilmiştir.

            Bazı otoriteler bu maddenin hap, kapsül, vb formları üzerinde durmuşsa da başarı sağlanamamıştır. Avrupa da intravenöz yani damar içi uygulama için çalışmalar yapıldıysa da damar içerisine tortu birikimi ve tıkanmalar gerçekleştiğinden bu modelden uzaklaşılmıştır. Curcumin solüsyon olarak kullanımı en sağlıklı ve sonuç veren model olarak kabul edilmiştir. Yani kısacası bu madde bir gıda ürünü gibi bu formu ile kullanılmak durumundadır. Gerek ağız- boğaz kanserleri, Akciğer kanseri, mide kanseri, meme kanseri, beyin tümörleri, pankreas kanseri,prostat kanseri, larenks kanserleri, lösemi ve lenfomalar, özafagus kanseri, kolon kanseri ve diğer kanserler olmak üzere emilebilir özelliği ön planda olmalıdır. Ancak deri kanserleri ve malign melanomlar da harici tampon olarak da kullanılabilme özelliğine sahiptir.

            Curcumin solüsyon yalnızca P53 proteinin görevi olan kanserli hücrelerin öldürülmesinde rol oynamaktadır. Kronik iltihaplanmalarda, kanser hücrelerinin ortaya çıkarak gelişmesine neden olan COX2 enzimini baskılamaktadır. Bu özelliği ile tüm enfeksiyonel hastalıklarda ve ağrılarda son derece başarılıdır.

            Yorum yap


            • #66

              Gebelikte Düşük Riski, Sinüzitin Tedavisi, Itır Bağışıklık Sistemini Güçlendirir, Zerdeçal ile Lenfoma Tedavisi, Lenf Kanseri Tedavisi, Lenf Rahatsızlıklarına Yoğurt Otu , Lenf Rahatsızlıklarına Yoğurt Otu , Lenfoma Yoğurt Otu, Türkrük Bezeleri, Zerdeçal ile Lenfoma Tedavisi


              Zerdeçal ile Lenfoma Tedavisi, Lenf Kanseri Tedavisi, Lenf Rahatsızlıklarına Yoğurt Otu , Lenf Rahatsızlıklarına Yoğurt Otu , Lenfoma Yoğurt Otu, Türkrük Bezeleri, Zerdeçal ile Lenfoma Tedavisi

              Yorum yap


              • #67
                Zerdeçal ile Lenfoma Tedavisi, Lenf Kanseri Tedavisi, Lenf Rahatsızlıklarına Yoğurt Otu , Lenf Rahatsızlıklarına Yoğurt Otu , Lenfoma Yoğurt Otu, Türkrük Bezeleri, Zerdeçal ile Lenfoma Tedavisi

                Yorum yap


                • #68
                  Nar Çekirdeği Yağı ile Kanser Tedavisi, Kansere Nar Çekirdeği Yağı, Kanser Tedavisi

                  Yorum yap


                  • #69

                    Yorum yap


                    • #70
                      Türkiye’de her yıl 100 bin kişi kanserden ölüyor



                      Kanser, kalp-damar hastalıklarından sonra ikinci ölüm nedeni ve Türkiye’de de sıklığı hızla artıyor, ABD’de her yıl bir milyondan fazla insan, Türkiye’de ise yaklaşık 100 bin kişi kanserden hayatını kaybediyor.

                      Kanser, kalp-damar hastalıklarından sonra ikinci ölüm nedeni ve Türkiye’de de sıklığı hızla artıyor, tüm dünyada olduğu gibi. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Ahmet Demirkazık ’ın verdiği rakamlar durumu özetliyor: Türkiye’de yılda 150- 200 bin, dünyada 10 milyon yeni kanser vakası görülüyor. ABD’de her yıl bir milyondan fazla insan, Türkiye’de ise yaklaşık 100 bin kişi kanserden hayatını kaybediyor.

                      Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı’nın verilerine göre, kanser teşhisi konan kişi sayısının 2030’da 26 milyonu aşacağı tahmin ediliyor.

                      İç Hastalıkları ve Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Güllü, hastalığın artışındaki nedenleri DSÖ verilerine dayandırdı ve “Temel sebepler; yaşlı nüfusun artması, tütün ve alkol kullanımı, radyasyon, asbest gibi çevresel faktörler ile obezite” şeklinde sıraladı.

                      Kanserdeki artışın genetik gibi iç, çevresel gibi dış faktörlerden kaynaklandığını söyleyen Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Gökhan Demir de “Dış faktörler tüm kanserlerin %25 ile 30’undan sorumlu. Her 4 kanserden biri çevresel faktörlere bağlı oluşuyor” diye konuştu.

                      DOĞAL YAPIDAN UZAKLAŞMANIN BEDELİ
                      Hava kirliliği, kimyasallar, doğal gıdalardan uzaklaşmak, sigara, katkı maddelerinin fazla kullanılması gibi çevresel faktörler hem bizi hem de dünyayı sağlıksızlaştırıyor. Doğal yaşamdan, doğal çevreden uzaklaştığımız her noktada bir bedel ödüyoruz. Sonuçta giderek daha fazla kirlettiğimiz çevre, karşımıza kanser olarak dikiliyor.

                      PROF. DEMİR: TEKNOLOJİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ DE TEMBELLEŞTİRİYOR
                      Kanser artışında Prof. Demir’in parmak bastığı en önemli etkenlerden biri stres, bir diğeri ise gelişen teknolojiyle ortaya çıkan alışkanlıklar. Yani hareketsizlik ve obezite. Demir’e göre, teknoloji sadece insanları değil, bağışıklık hücrelerini de tembelleştiriyor: “Özellikle kronik stres bu hastalıkta çok etkili. Kronik stresin bağışıklık sistemini en fazla baskılayan faktörlerden biri olduğunu biliyoruz. Teknolojinin ise hem direkt hem de endirekt etkileri var.

                      Endirekt etkileri; insanı hareketsizleştirmesi. Bilgisayar başında veya iPad karşısında saatlerce hareketsiz kalınıyor. Ancak biliyoruz ki doğal yaşam, hareketli yaşam ve egzersiz kanserden koruyor. İnsan hareketsiz durduğu zaman vücudundaki bağışıklık sistemi hücreleri damarların cidarına yapışıyor ve bekliyor. Ama insan hareket ettiği, koştuğu veya egzersiz yaptığı zaman damar cidarına yapışık olan, istirahat halindeki bağışıklık hücreleri kanda akmaya ve dolaşmaya başlıyor. Bağışıklık kanserde çok önemli bir sistem, egzersiz bağışıklık sistemini harekete geçiriyor. Kansere karşı koruyuculuğun bir mekanizması da bu."

                      PROF. DEMİRKAZIK: TEKNOLOJİNİN KANSERİ ARTIRDIĞINA DAİR KANIT YOKProf. Demirkazık, "GDO'lu gıdaların, cep telefonu veya diğer wireless ortamların kanseri artırdığına dair kanıt yok. Ayrıca Çernobil nükleer kazası Türkiye'de, özellikle Karadeniz'de kanser riskini artırmadı” derken, Prof. Demir’indeğerlendirmesi, “Teknoloji gerçekten sağlığı olumsuz etkiliyor. Her yanımızda cihazların getirdiği elektromanyetik akım var. Bu ne kadar etkili bilmiyoruz veya ‘bunlar şu oranda kanser yapıyor’ diyemeyiz ama prensip olarak doğal yaşamdan uzaklaşmanın mutlaka olumsuz bir sonucu olacaktır. Aynı şey; genetiği ile oynanmış gıdalar için de geçerli" şeklinde oldu.

                      GÖRÜLME SIKLIĞI ARTTI, ÖLÜM ORANI DÜŞTÜGörülme sıklığı ile kanserden ölümler arasında ters orantı var, çünkü kanser artık tedavi edilebilir kronik hastalıklar listesinde. Batı ülkelerinde özellikle meme, kalınbağırsak ve akciğer kanserlerinin ölüm sıklığında azalma var. Bu, hastalığın erken dönemde yakalanması ve etkin tedaviyle mümkün olan bir durum. Türkiye’de ise kanser sıklığının arttığına dair rakamlar var ama ölüm oranlarının azaldığını gösteren istatistikler henüz yok. Dünyadaki etkin tedavilerin hemen hepsinin Türkiye’de de uygulandığını belirten Prof. Demir, "Bu nedenle biz de istatistiki olarak ölüm sıklığındaki azalmayı göreceğimizi umuyoruz" diyor.

                      PROF. ABACIOĞLU: OLUMLU SONUÇLAR 30 YIL SONRA ALINACAK
                      Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, artan kanser tiplerinin ülkelerin coğrafi ve ekonomikdurumuna göre değişiklik gösterdiğini söyledi, "Az gelişmiş ülkelerde daha çok enfeksiyon etkenli ve bağışıklık sistemi ile ilişkili kanserler artarken, gelişmekte olan ülkelerde aşırı beslenme ve hareket azlığına bağlı kanserler artıyor" tespitinde bulundu.

                      Radyasyon Onkoloğu Prof. Dr. Ufuk Abacıoğlu ise gelişmekte olan ülkelerde en sık artış görülen türün akciğer kanseri olduğunu belirtti, "Tütün kontrolü üzerindeki olumlu politikaların neticesi en az 20-30 yıl sonra alınmaya başlayacak" dedi.

                      Yorum yap


                      • #71
                        Güneş Işığı Ve Deri Kanseri

                        Nur AYTEKİN / Sağlık - Kasım 1996



                        Her sabah yatağımızdan kalktığınızda dünyamızın düne nazaran daha kötü bir felaketle karşılaştığını duyuyor, görüyor ve hissediyoruz. Bu felaketlerin bir yönüyle “Dünya” denen makineyi kullanım kılavuzuna bakmadan çalıştırmaya çalışan ve günlük düşünen bilim adamlarının, bu makinenin yanlış düğmelerine bastıkları için meydana geldiği apaçık ortadadır. Yaratılış kanunlarının dışına çıkan uygulamalar birçok sağlık problemini de yanında getiriyor. İşte bu felaketlerden biri daha; ozon tabakasının iki paralık parfümler yüzünden delinmesi sonucu, binlerce faydası bulunan, hayat kaynağı güneşten zarar görmeye başladık. Fazla güneşte dolaşan insanlar deri kanserinin tehdidi altında, ama bu olayda ne güneşin suçu var ne de dünyanın. Kendi kendimize ortaya çıkarattığımız bu hastalık bizi epey uğraştıracağa benziyor.

                        Deri kanseri, çoğunlukla yaşlı insanlarda görülür, çünkü onlar çok uzun yıllardır güneşin zararlı ışınlarına maruz kalmaktaydılar. Basit gibi görünen bir deri hücresinin, güneş ışınlarına maruz kalarak gen anahtarının mutasyona uğramasıyla bölünme düzeni bozulmuşsa ve yanlış maddeler üretmeye başlamışsa, bu hücre kanserleşmiş demektir. 1775’te İngiliz doktor Percivall Pott Londra’da birçok baca temizleyicisinin yumurtalık derilerinde lime lime yaraların yaygın olduğunu rapor etmişti. Kömür katranlarına maruz kalan insanları gözlem altına aldı ve onların bu çeşit cilt kanserlerine sık yakalandıklarını gördü.

                        Araştırmacılar, çevre ve deri kanseri arasında bir ilişki olduğunu farkettiler ama böyle iken bu etki kömür katranı gibi belirli yerlerde değil her yerde görülebilen güneş ışınlarıydı. Birçok araştırmacının itinalı gayretleri neticesinde güneş ışınlarının etkisiyle her yıl deri kanserine yakalananların sayısının hayrete düşürücü büyük rakamlara ulaştığı gösterilmiştir.

                        Sadece Amerika’da her yıl bir milyon yeni yaka ortaya çıkıyor ve deri kanserinin oranı diğer bütün kanser çeşitlerinin toplamına eşit miktarda ilerliyor. Deri kanserinin hücre tiplerine göre üç çeşidi vardır. Melanositlerde (renk hücreleri) oluşan kanser çeşidine “malignant melanoma” adı verilir. Bu kanser çeşidi çok öldürücüdür.Araştırmacılar bu kanser çeşidinin nasıl başlayıp geliştiğini açıklamakta halen çok yetersiz kalıyorlar.

                        Eğer erken teşhis edilirse melanoma dışı deri kanserinin çoğu vakasında tedavi nisbeten kolaydır. Lokal anestezi altında bu kanserler basit teknikler ile tedavi edilebilir. Kazıma, yakma, dondurma veya cerrahi olarak hasta dokuyu kesip çıkarma bu basit tekniklerdendir. Melanoma kanseri bile eğer tümör hali küçük iken teşhis edildi ise (bir milimetreden küçük) genelde basit bir kesip çıkarma ile tedavi edilebilir. Deri kanseri bütün yaş gruplarındaki insanların organları için derttir. Çünkü çirkinleştirir, güzelliği bozar, ele alınmaz ise öldürücüdür. Araştırmacılar bu çalışmaya başlarken hastalık yapan mekanizmayı öğrenmek için çok büyük gayret içindeydiler. Bu mekanizmayı bulmaya tarihteki bazı olaylar da yardım etti.

                        MAHKÜMLAR ARAŞTIRMA MALZEMESİ

                        İngiltere’de şehir hapishanelerinin yükünü hafifletmek için 1780’de tutukluların ücra yerlere sevk edilmesi hakkında hükümetçe oy birliği ile karar verildi. Seçilen ücra bölge ise Güney Pasifik okyanusunun kıyılarıydı. 10 yıldan fazla bir zaman içinde Avustralya’nın doğu sahillerine İngiliz, İrlandalı kadın ve erkekler yerleşti.

                        Bu ilk sömürgeye yerleşen insanlar genelde açık tenli ve sarı saçlıydılar. Bugün bu insanların torunlarının sayısı kıtanın güney bölgesinde çok fazladır.

                        18. yy’da ceza reformu olarak başlayan bu olay, sonunda deri kanseri ve güneş ışınları arasındaki bağ hakkında bir deney olarak ortaya çıktı. Avustralya’da bu beyaz insanlar açık tenli derileriyle sürekli şiddetli güneş ışınlarına maruz kaldılar. Şimdi ise bu insanlar diğer insanlar ile karşılaştırıldığında deri kanserinin bütün çeşiterini büyük bir oranda taşıyorlar.

                        50 yıl önce Avustralya’daki tecrübelerden güçlü güneş ışığının ve açık tenli derinin, deri kanseri için önemli bir risk faktörü olduğu biliniyordu. Ama uzun yıllar bilim adamları güneşin gerçekten deri hücrelerinde ne yapıp da kansere sebebiyet verdiğini açıklayamadılar. Adeta güneş içinde bulunan bu kıtada bu esrarı açığa kavuşturmak için tesadüfi deneylerden daha çok gayret ve çalışma gerekmekteydi. Bu mekanizmanın detaylarını anlamak için dünyanın her tarafında çalışan moleküler biologların laboratuarlarda geçirmesi gereken çok yıllara ihtiyaçları vardı.

                        Güneşten gelen ve birbirine benzer gözüken iki tehlikeden birincisi, hücre içindeki özel gen mutasyonları yani genlerdeki değişikliklerdi. Eğer mutasyon normal bir gende aşırı gelişmeyi teşvik eden bir değişiklik yapar ise hücre ölçüsüz çoğalır. Kansere sebep olan bu tip genlere onkogen denir. Şayet hücrede üremeyi kontrol eden gen tahrip olursa hücre yine hızla çoğalmaya başlar. İkincisinde ise kansere sebep olan güneş ışığının özellikleri ve tesirleri düşünüldü. Bu sebepler etraftaki birçok değişik olayları da içine alarak güneşe maruz kalan hücrelere tesir etmektedir. Mesela güneşin radyasyonu derinin bağışıklık sistemini bastırarak derinin tümör hücrelerini yok etme kabiliyetini azaltır veya doğrudan hücre bölünmesini uyarır. Halbuki normalde hücre bölünmesi ayar mekanizması genlerde gizlidir.

                        Araştırmacılar Avustralyalı deri kanseri hastalarında güneş ışığının çok yüksek, tehlikeli dozunun tümörün ortaya çıkışından yıllar önce alındığını kabul etmektedirler. Radyasyona maruz iken bağışıklık sistemi çalışmaz ama radyasyonun sona ermesinden birkaç gün sonra tekrar çalışır. Fakat genetik değişme böyle değildir, hücrenin genetik sisteminde ortaya çıkan değişiklikler artık kalıcı hale gelmiş olduğundan nesilden nesile aktarılır ve eski haline dönmez.

                        MUTASYONUN TESİRİ

                        Güneş ışığındaki ultraviyole B radyasyonu, gen üzerindeki karakteristik imzası sebebiyle kanser yapan faktör olarak tahmin edildi.

                        İsviçre, Fransa, Kanada ve Amerika’dan araştırma grupları ultraviyole ışınlarının DNA zincirindeki temel nükleotidlerin mutasyonuna sebeb olduğunu gösterdiler. Nükleotid denilen ve dört harfli bir alfabe gibi iş gören bu moleküller evrensel olup bütün canlıların yaratılışındaki genetik şifrede kullanılmışlardır.

                        Bu nükleotidlerin adları Adenin (A), Guanin (G), Sitozin (0) ve Timin (T)’dir. Bu dört harfin sonsuz sayıda ve sırada tekrarlanabilme özelliği ile sonsuz sayıdaki biyolojik özellikler şifrelenebilir ve bu şifreler nesilden nesile aktarılır. Normalde A ile T ve C ile de G birbirine bağlanarak DNA’nın çift ipliğini oluşturdukları halde mutasyonlar ile bu bağlanmada yanlışlıklar meydana gelebilir. Mesela; “Pazardan balık aldım’ cümlesindeki balık kelimesinin son iki harfinin değişikliği ile “Pazardan balta aldım’ ,“Pazardan balon aldım” gibi çok farklı işler anlatılabilir, veya son iki harf tamamen düşerse ‘Pazardan bal aldım” şeklinde yine çok farklı bir nesne anlatılır. Tıpkı bunun gibi genetik şifredeki harflerin (A,T,C,G) değişikliği de biyolojik karakterlerde ve metabolizma reaksiyonlarında büyük değişikliklere ve dolayısıyla da yeni oluşumlara (tümör gibi) sebep olabilir. Bu mutasyonların 2/3’ü C’yi yok edip yerine T’yi getirir ve bunların da % l0 ‘u 2 komşu sitozinin (0,0) alanında olur ve her ikisinin değişmesiyle Timin bazına Dönüşür (T.T) Bu olayı sadece ultraviyole ışığı yaptığı için bu olaya bir çeşit ultraviole ışığının parmak izi denilebilir. Bu mutasyonu gördüğümüz zaman bunun ultraviyole ışınlarından kaynaklandığını anlarız. Böylece hangi tip mutasyonun güneş ışığının etkisi ile oluştuğu tesbit edildi ama hangi insan genlerinin mutasyonla kanserogen tesir yapacağı henüz tam olarak belirlenemedi.

                        Bununla beraber kanser yapan ve tümör önleyen genlerin birçoğu artık ayırdedilebiliyor. Bu konu için araştırmacılar tümör önleyen genleri incelemeyi uygun gördüler ki bu genlerden biri P53 genidir. İnsandaki kanserlerin yarısından çoğunda mutasyona uğrayan bu gendir. Bu yüzden araştırmacılara göre P53 deri kanserinin sebeplerinden biri olabilirdi.

                        Araştırmacılar delil bulmak için yassı hücreli deri kanseri üzerinde çalıştılar. Bu kanserde oluşan tümörler tartışılmaksızın güneş ışığı ile ilgiliydi. (Özellikle tropik bölgelerde yaşayan ve herhangi bir koruyucu örtü kullanmayan beyaz insanlar arasında, yüzlerde ve ellerde ortaya çıkıyor.) Uppsala Üniversitesi hastanesinden Jan Post ile birlikte yapılan çalışmalarda Amerika’da toplanan numunelerde yassı hücreli deri kanserinin, %90 mutasyonunun P53 geni (tümör önleyen gen) üzerinde olduğu görüldü. Bu mutasyonlar iki C ile iki T’nin yanyana olduğu yerlerde ortaya çıkıyordu. Bu numunelerin. mutasyonlarının Sitozinden Timine değişen özel birçok modelleri vardı ve bu tip değişimi ultraviyole ışınlarının yaptığı biliniyordu. Bu çalışma grubu ve diğer çalışma grupları daha sonra güneşin tesiriyle P53 geninde bulunan mutasyonun bazal hücreli (üst derinin en altında yer alan, bölünme kabiliyeti çok yüksek olup deriyi yenileyen tabaka) deri kanserinde de olduğunu gördü. Melanoma tipi kanserler şu anda sanki P53 mutasyonu ile birlikte değilmiş gibi görünmekteyse de araştırmacılar halen güneş ışığı ile etkilenen genlerin bu hususta tesirini anlamak için kansere uğramış melanositler (derinin rengini veren hücreler) üzerinde çalışıyorlar.

                        HÜCREDEKi TASHİH

                        P53 mutasyonlarını tanıdıktan sonra bile kanserin meydana geliş hikayesinde halen eksikler mevcuttur. Zira bütün bu bilgilerimizden çıkan neticeye göre, genler kanser olmamakta, hücreler kanser olmaktadır. Çok açık olarak görülmektedir ki P53 proteini, normal deri hücrelerinde kanserin önüne geçmekte. Ama nasıl? Araştırmacılar, X ışınlarına maruz kalan hücrede ortaya çıkan hatalı proteinlerin ve DNA molekülündeki hasarların tamir edilene kadar, P53 geninin şifrelediği bir protein tarafından hücrenin bölünüp çoğalmasının durdurulduğunu tesbit ettiler. Moshe Oren ve arkadaşları P53’ün diğer bir görevi olduğunu farkettiler. Şayet DNA tamir edilemeyecek kadar hasara uğramamışsa P53 proteini kanseri önleyebilir. Eğer hücrede sadece P53 proteini varsa apoptosis olmaktadır. Apoptosis hücrenin ölüm programıdır. Bir çok biyolojik olayın ölçülü bir şekilde yürütülmesi için bu şekilde hücre yok olması normaldir. Zira hücreler devamlı bölünür ve ürerse vücut ve organların büyüklüğüne bir sınır çizilemez ve her canlı gelişigüzel büyüyerek devleşirdi. Halbuki hücrelerin programlı bir şekilde ölmesi ve yerine genç hücrelerin gelmesiyle organ ve dokuların büyüklüğü sınırlandırıldığı gibi gençleşme de olmaktadır. Bu olayın önemli bir yönü de güneşin hasar verdiği hücreler intihar ederek üzerinde mutasyonla meydana gelmiş zararlı değişikliğin genetik sicile kaydedilmemesi için silinerek kanser gelişmesini önlemesidir. Bu apoptosis’e hücrenin tashih programı diyebiliriz. Çünkü derimiz normalde her gün yaşlanmış olan üst tabakadaki hücrelerini kir veya kepek şeklinde döker. Bu esnada mutasyona uğramış ve kanserleşme istidadındaki hücreler de yaşlanıp öldüklerinden derimiz yıkandıkça bu hücrelerden kurtulmaktadır. Özellikle günde birçok defa ellerini ve yüzlerini yıkayanların derilerinde kanserleşmiş hücrelerin gelişme fırsatı bulamadan atılmaları abdestin çok önemli bir hikmetini vurgulamaktadır. Deri hücrelerindeki P53’ün önemini kavrayan bilim adamları bu husustaki düşüncelerini test etmeden önce bile destekleyen bazı deliller ellerinde mevcuttu.

                        Dermatologlar çok uzun zaman önce derinin güneşte yandığı zaman bazı hücrelerin apoptotik hücrelere (arızalı ve yaşlı olduğu için ölen) benzediğini biliyorlardı. Güneşte yanan hücreler DNA’larında diğer apoptotik hücrelere benzer kırıklar taşımaktaydılar ve hücreler sanki intihar ediyormuş gibi görünüyorlardı. Bu da bilim adamlarını P53’e sahip olmayan hücrelerin ne yapacağı hususunda araştırmaya sevk etti.

                        Tyler Jack ve arkadaşları P53’ü olmayan fareler ürettiler. Bu fareleri normal farelerle birlikte ultraviyole ışınlarına maruz bıraktıklarında P53’ü olmayan farelerin apoptik olmadıklarını yani hücrelerinin ölmediğini keşfettiler. P53’ü kısmen çalışan farelerde ise apoptosis pek fazla değildi. Bu sonuçlar apoptosis’in melanoma dışı deri kanserini önlemede önemli bir rolünün olduğunu gösteriyor.

                        GÜNEŞİN İKAZI

                        Artık hücredeki hataların düzeltilmesindeki yetersizliğinin (apoptosis yetersizliği) kanseri başlattığı anlaşılıyordu. Derimiz güneş ışığına maruz kalarak güneş tarafından ultraviyole B’nin sebep olduğu hasarları biriktirir. Eğer hücre, DNA’sını vaktinde tamir edemez ise apoptosis ile ölür. Ama eğer P53 geni güneş ışınlarına maruz kalarak mutasyona uğrayacak olursa bu sefer hücre çok kötü hasar almış olsa bile apoptosis’e uğramayıp kendini öldürmeyecek ve arızalı olarak yaşayıp çoğalmaya ve zararlı proteinler üretmeye devam ederek kanser oluşturacaktır.

                        Kanser olmaya başlayan bir hücrenin etrafında normal sağlıklı hücreler bulunur. Eğer bu sağlıklı hücreler hasara uğrarsa apoptosis ile ölürler. Ölen hücrelerin yerleri boş kalır. Bu boşlukta da P53 mutasyonuna uğrayan ve bir nevi ölümsüzlük kazanan hücre çoğalabilir. Çünkü biliyoruz ki P53 mutasyonu olan hücreler apoptosis’e uğramazlar ve intihar etmezler, hücrenin ölmemesi ise sistemin ölmesine sebep olacak olaylara yol açar. Tıpkı devlete baş kaldıran anarşistin öldürülmesi gibi vücudun mükemmel nizamını bozan hücrenin de öldürülmesi gerekmektedir. Şayet anarşist öldürülmezse çoğalır ve devletin ölümüne sebep olabilir. Anarşist hücrenin öldürülmesi için kurulmuş bulunan hücredeki apoptosis mekanizması sayesinde, güneş ışığı ile hasarlanarak anarşist olmaya başlayan hücreler vücudun selameti için kendilerini öldürür. Fakat P53 mutasyonuna uğramış hücrelerin kendilerini öldürme mekanizması bozulduğundan çoğalmaları hızlanır ve kanser gelişmeye başlar. Gerçekten de güneş ışınları kanser yapmak için iki yol kullanıyor. Birincisi P53 genini mutasyona uğratarak, ikincisi ise P53 geni mutasyona uğramış hücreler için uygun bir vasatın sınırsız büyümesini ve tümör oluşmasına sebep olarak. Bu iki olay birden kanseri meydana getirmektedir. Diğer mutasyon ve tümör sebebleri değişik maddelerden kaynaklandığı halde deri kanserinde ultraviyole radyasyonu hem mutasyonun hem de tümörün sebebini oluşturmaktadır.

                        Araştırmacıların daha henüz keşfetmediği kansere sebeb olan daha pek çok madde ve güneşin bilinmeyen başka tesirleri de vardır. Gelecekte daha ileri araştırmalarla kanser oluşumunun nasıl farklı mekanizmalarla ortaya çıktığını inşaallah daha iyi anlayacağız. Belki gelecekteki ilaçlar mutasyona uğramış P53 proteini yerine geçerek onun gibi çalışacaklar ve doktorlar artık bu ilacı reçetelere yazacak, belki bir deri kremi şeklinde olabilecek ve hasta hücreler bu kremi emerek iyileşebilecekler. Böyle bir ilacın 10-20 yıl içinde bulunacağına ümitte bakılmaktadır.

                        Yine de bu ilaçları beklemektense özellikle yaz aylarında güneşten korunmak herhalde daha akıllıca olacaktır. Plajlarda soyunarak saatlerce cildi ultraviyole radyasyonuna maruz bırakmanın zararını ise okuyucuların yorumuna bırakıyoruz.

                        Yorum yap


                        • #72
                          P53 geninin kanser hücresinde nasıl inaktif olduğu saptandı!


                          P53 geni ve tümörlerin büyüme mekanizması
                          P53 geninin, insan genomunda en önemli genlerden biri olarak kabul edildiğini söyleyen Heritage Medical Research Centre araştırmacısı Dr. Roger Leng,
                          p53 geninin kanser hücrelerinde nasıl inaktifolduğunu ve tümörün büyümesine nasıl yol açtığını saptadıklarını açıkladı. Dr. Leng ve ekibi, sorumlunun UBE4B geni olduğunu ve bu genin hem p53 genine hem de MDM2 proteinine bağlandığını, bu sayede proteinler arasındaki bu ilişkinin çözüldüğünü yayınladıkları çalışma ile açıkladılar.

                          Uzun yıllardır MDM2 proteininin vücuttaki p53 düzeyini düşürdüğü biliniyordu, fakat insan tümörlerinin %50’sinden fazlasında kanser hücrelerinde p53 geninin inaktif olmasına neyin yol açtığı bilinmiyordu. MDM2’nin tek başına tümörü baskılama özelliği olmaması, bilim adamlarının MDM2’ye kanser hücrelerinde p53 genini yok etmesine yardımcı olan moleküle ilişkin merakı artıyordu.MDM2 ve insanlarda HDM2 adı verilen bu iki protein, laboratuvar ortamında p53 genini tamamen parçaladı. Buna hücrelerde tamamen yok olan spesifik bir protein olduğu anlamına gelen poliubikitinasyon süreci denir. Ayrıca Dr. Leng ve ekibi, kanserli insan beyni dokularında da bu deneyi gerçekleştirdi ve aynı sonuçları aldı. Artık göz önünde bulundurulan mekanizma, UBE4B genini hedef almak ve MDM2 proteininin çalışmasını engellemek. Dr. Leng, MDM2’nin nasıl düzenlendiğini ve DNA hasarı mevcut olursa UBE4B ve p53 genine ne olacağını bulmak istediklerini belirtti.Nature Medicine’ın internet sitesinde yayımlanan çalışma, Alberta Heritage Foundation for Medical Research Scholar ve Canadian Institutes of Health Research, tarafından finansal olarak desteklendi.
                          KAYNAK: Hdm2-mediated degradation of the tumor suppressor p53. H. Wu, L. Pomeroy, M. Ferreira, Natalia Teider, Shigetsugu Hatakeyama, V. Tron, Linda Saltibus, Roger Leng. Nature Medicine, 2011; DOI: 10.1038/nm.228
                          Makalenin tam metnine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
                          http://www.nature.com/nm/journal/v17...l/nm.2283.html

                          Yorum yap


                          • #73

                            Yorum yap


                            • #74

                              Yorum yap


                              • #75

                                Yorum yap

                                Hazırlanıyor...
                                X