Duyuru
Collapse
No announcement yet.
Kanser, kanser resimleri, kanser belirtileri, kanser çeşitleri, meme kanseri, akciğer
Collapse
X
-

Kanser:
Kanser kötü huylu ura verilen isimdir ve kanser yerine kötü huylu ur diyede anılır. Ur kelime olarak sertleşen oluşum anlamına gelir. Ur kötü huylu sertlikler için kulanıldığı gibi, iyi huylu sertlikler içinde kulanılabilmektedir.
a-) İyi huylu urlar: Brada hücreler normal hücreler gibi olup herhangi bir tehlike oluşturmazlar, yani kötü huylu urda olduğu gibi vücuda yayılmazlar. Bunlar yağ bezeleri (lipom), damarlarda şişkinlikler (hemanjiyom) ve kasta şişkinlikler (miyom) gibi görülebilirler. İyi huylu deyince kanserojen (kanser yapıcı ) olmadığından böyle anılır, yoksa tehlikelide olabilir, çünkü büyürken çevresindeki organı sıkıştırabilir. Beyinde ise beyine zarar verebilir budurumda alınması gerekebilir.
b-) Kötü huylu urlar veya diğer ismi ile kanser: Hücreler vücuda yabancılaştığından hücreyapıları değişir, başkalaşır ve çok hızlı bölünerk (yani çoğalarak) çevresindeki hücre ve dokuları tahripeder. Kanserli hücreler kan veya lenfyolları ile başka bölgelere gider ve oralarda yavru hücreler (metastaz) oluştururlar.
B- Hücreleri (lenfosit, lymphocyte) lenf bezeleri tarafından salğılanır ve bunlar normal olarak plasma hücrelerine dönüşürler ve bunlar antikorlar salğılıyarak mikropları öldürür. T-Hücreleri ise dirkt olarak mikropları (bakteri, virüs ve mantarlar) zararsız hale getirir. Lenfom?da ise B-Hücreleri plasma hücresine değil Sternberg- Reed-Hücreleri denilen aşırı büyük ve anormal hücrelere (Dev-B-Hücreleri) dönüşür. Dev-B-Hücreleri diğer hücreler gibi zamanı gelince ölmezler ve sürekli Dev-B-Hücreleri üretirler. Dev-B-Hücrelerinin bu durma dönüşmesine Epstein-Barr-Virüsün sebep olduğu % 40-60 oranında tesbitedilmiştir.
Kötü huylu urlar iki gruba ayrılır.
a-) Karzinom (carcinoma): Bunlar yabancılaşan deri hücreleri, mukoza hücreleri ve beze hücrelerinde oluşur.
b-) Sarkom (sarcom): Bunlar yabancılaşan aradoku hücrelerinden fibrosarkom, kemik hücrelerinden osteosarkom, kas hücrelerinden miyosarkom ve yağ hücrelerinden liposarkomları oluştururlar. Lösemi yani kankanserinin oluşumu çok farklı olduğundan bu konuyu Lösemi?de elealacağız.
Sık görülen kanser türleri:
Sık görülen kanser türleri kadınlarda ve erkeklerde farklıdır. Almanyada Berlin Robert Koch Enstitüsüne göre 1198 yılında 350.000 kişinin kanser yakalandığı ve aynı yıl 210.000 kişinin kanserden öldüğü tesbitedilmiştir.
Erkek ve kadınlarda kanserli organlar ve %'deleri
Erkeklerde Prostat % 18.7 Kadınlarda Göğüs % 25.9
Erkeklerde Akciğer % 16.6 Kadınlarda Kalınbağırsak % 16.7
Erkeklerde Lösemi ve Lenf % 6.3 Kadınlarda Rahim % 5.7
Erkeklerde Mesane % 6.3 Kadınlarda Mide % 5.1
Erkeklerde Mide % 5.6 Kadınlarda Akciğer % 5.0
Erkeklerde Böbrek % 4.9 Kadınlarda Yumurtalık % 4.2
Erkeklerde Ağız ve yutak % 4.7 Kadınlarda Rahimağzı % 3.9
1998 Yılında Amanyada kanserden ölenlerin yüzdesi
Erkeklerde Akciğer % 26.4 Kadınlarda Göğüs % 17.9
Erkeklerde Kalın ve sonbağısak % 12.6 Kadınlarda Kalın ve sonbağısak % 15.4
Erkeklerde Prostat % 10.5 Kadınlarda Akciğer % 9
Erkeklerde Lösemi ve Lenf % 5.8 Kadınlarda Lösemi ve Lenf % 6.2
Erkeklerde Pankreas % 5 Kadınlarda Pancreas % 6
Erkeklerde Böbrekler % 4.3 Yumurtalık % 5.8
Erkeklerde Ağız ve yutak % 3.5 Safra % 3.1
Kanserin safhaları:
Kanserin safhalarını uluslararası anaşılır yapabilmek için ve tam olarak hangi durumda olduğunu anlıyabilmek için bir sistem bulunmuştur. Bu sistem kısaca TNM-Sistemi diye anılır. Bu sisteme lösemi ve beyinuru dahil değildir. T Tumör yani ur demek olup, T1 küçük ve T3 büyük vede T4 çok büyük anlamına gelir. N Lenf bevesi analmına gelir. N1 Lenf bezesine yakın kanserli lenf bezesi ve N4 en uzak kanserli lenf bezesi anlamına gelir. M Metastaz anlamına gelir ve M1 vücudun herhangi bir noktasında ortaya çıkan ilk metastaz anlamına gelir. Ayrıca G harfi de ne kadar tehlikeli olduğuna işarettir. G1 az tehlikeli ve G4 çok çok tehlikeli anlamına gelir.
Kanserin sebepleri yüzdesi kanserli organlar
1-) Sigara %30, Ağız, yemekborusu, boğaz, akciğer, mesane, rahim
2-) Sağlıksız beslenme %30, Pancreas-, mide-, bağırsak-, güğüs-, prostat
3-) Mesleki nedenler %6 Akciğer-, ve mesane
4-) Enfeksiyon %5 Karaciğer(hepatit B ve C-virüsları ), Rahimgirişi (papillon-virüsü), lenfom (Epstein-Barr-Virüsü), Bazı Lösemitürleri (HTL-Virüs-1), Midekanseri (halikobaker pilori)
5-) İrsi nedenlerle %5 Göz-, bağısaklar-, güğüs-, ve yumurtalıkkanseri
6-) Alkol %3 Ağız-, yutak-, yemekborusu-, gırtlak-, ve karaciğer
7-) Çevre kirliliği %2 Akciğerkamseri
8-) Kimyasalilaçlar %1 Mide-, bağırsak-, lenf-, beyin-,
9-) Işılar %1 Derikanseri
Nelere dikkat edilmeli?
1-) İmmün zafiyeti: Bazı hastalıklar nedeniyle immün sistemi zayıflar
2-) Beyaz tenlilerin Güneş ışınlarına karşı dikkat etmeleri gerekir.
3-) Besin maddeleri: Özelikle Avrupa ülkelerinde sucuk, salam ve balık ürünleri ateş isinde buğulanır (konservesi yapılır) buda kanserojen olan nitrosaminler içerir.
4-) Bazı besinlerin tam kavrulmaması nedeniyle küf mantarı oluşur, buda mantar zehiri olan aflotoksine sebep olur.
5-) Radiyoaktif ışınlar kanser, özeliklede lösemiye neden olur. Bu nedenle olur olmaz her durumda röntgen çekktirme iyi degildir. (Türkiyede çekilen röntgenlerin onda bir dahi Almanyada yapılmamaktadır.)
6-) Psikolojik rahassızlıklar nedeniyle immün sisteminin zafa uğraması
Kanaser ve kişinin psikolojisi:
Psikologlar ve heilpraktikerler (Alternatif-tıp uzmanları ):Kanserin ortaya çıkması ve iyileşmesinin psikolojik etkenlere çok bağlı olduğunu iddia edrlerken, onkologlar (kanser tedavi uzmanları ) psikolojik etkenlerin etkisinden şüphe etmektedirler. Kişinin psikolojik olarak kendini iyi hissetmesi ile kendini kötü hissetmesi arasında çok büyük bir fark vardır, çünkü psikolojik olark kendini iyi hisseden hastanın immmün sistemi oldukca güçlü olur. Tabiiki hastalığa karşıda başarısı o oranda büyük olur.
Kanserin etkenleri:
Bunların başında sigara gelir. 50?lili yıllarda Kanserin oluşmasında çok büyük rol oynadığı tesbitedilmiştir. Akciğer kanserinin % 40 oranında sigara nedeniyle olduğu görülmüştür. Ayrıca Gırtak-, Ağız-, Dil-, Mide-, Yemekborusu-, Mesane-, Pankreas-, Rahim-, Bağısak kanseri ve Löseminin olşmasıda sigaranın ve virüslerin rol oynadığı tesbit edilmiştir. Sigara içenlerin yanında sigara içmeyenlerinde (pasif içiciler, pasif tiryakiler) kansere yakalandığı ve hatta bunedenle ölenlerin olduğu tesbitedilmiştir.
Araştırmalar:
ABD'de kalın bağırsak kanseri olan 764 343 hasta üzerinde araştırma yapıyorlar ve kanserin sağlıksız beslenmeden olduğunu ispatlıyorlar. Dünyanın en ciddi ve büyük Üniversitelerinde yapılan arştırmalarda ise Aloe veranın faydası ispatlanıyor. Türkiyede ilim adamı olmak, konunun uzmanı olmak önemli değil, yeterki prof. olun artık her konuda konuşabilirsiniz.
1-) Alman Kanser Araştırmalar Merkezi (Deutsche Krebsforschungszentrum)
Sigara içilen evde büyüyen çocukların astım, bronşit, zattüre, ortakulak iltihaplanması ve hatta ileride akciğerkanseri olma ihtimalinin oldukca yüksek olduğunu beyan etmişlerdir. Dünya Sağlık Örgütü sigara içilen evde büyüyen çocukları tehdit ve tehlike altında büyüme olarak ifade etmektedir. Sigaradaki kanserojen (kanser yapıcı ) maddelerde bazıları: Katran, arsenik, kadmiyum, nikel, poaniyum 210 ve nitrosaminleri sayabiliriz. (Geniş bilgi için hamilelik ve digerleri/tehlikelimaddelere bak)
2-) Büyük çaplı 14 araştırma: 14 Üniniversite kliniğinde binlerce hasta üzerinde araştırmasında yapılmıştır. Bu araştırmalarda kalın bağırsak kanserinin müsil yapıcı ilaçların değil, başta kabızlık ve sağlıksız beslenme, özeliklerde aşırı et, peynir ve mamüleri yeme, aşırı alkol, kahve ve siyah çay içmenin yaptığı tahribat nedeniyle zamanla kaserin oluştuğudur. Ayrıca az sebze ve lifli besinle beslenmede çok önmeli bir faktordür. (HV.3.97.60) Bu yazı aşağıdaki almanca metinin çok az bir kısmının tercümesidir.
3-) 764 343 kalın bağırsak kanseri olan hasta üzerinde ABD?nin Milli Kanser Enstitüsün den (Natl. Cncer Institut USA, Comprehensive Cancer Information - National Cancer Institute ) onkologlar: M. J. Thun, E. E. Calle, M. M. Namboodiri, W. D. Flanders, R. J. Coates, T. Byers, P. Boffetta, L. Garfinkel ve ekiplerinin 1992 yılında yıllar süren araştırma yapmışlardır. E. Giovannucci, M. Stamper, G. Colditz ve ekibi kalın bağırsak kanserin oluşmasında yağlı besin, yani et, peynir ve mamülerinin aşırı yenmesi yenmesi ve çok az lifli besin ve sebze yenmesinin den kaynaklandığı tesbit edilmiştir. (ZP.6.94.326)
4-) İsviçrede: ''Sindirim sisteminde oluşan urun immün sistemine göre bakışaçısı (Immunologische Aspekte gastrointestinaler Neoplasien)'' adlı konferensta onkologlar: M. W. Hess, A. Zimermann, G. Brun del Re ve H. Cottier yaptıkları araştırmalarda kalın bağırsak kanserine aşırı et ve etmamüleri yemenin sebep oluğunu tesbitetmişlerdir. Çünkü et ve etmamüleri beta-Glukozidazlar, beta-Glukuronidazlar ve 7alfa-Dehidrokslaz enzimlerinin artığı bununda dışkının transit (dışarıatılma) süresini uzaltığı ve haliyle bağırsaklarda kokuşma ve tahribata sebep olduğu tesbit etmişlerdir. (ZP.6.94.327)
Ne zaman mutlaka doktora gidilmelidir!
1-) Vücudun herhangi bir yerinde sertlik hissedilirse
2-) Deride: Kaşıntı, panama, lekelerin oluşması ve pigment yapısının bozulması
3-) Nedeni bilinmeyen ağrıların ortaya çıkması
4-) Defi-hacette veya idrarda kan görünmesi
5-) Sürekli ve ağır öksürme vede kanlı balgam tükürüyorsa
6-) Sürekli yorğun, iştahsız vede zayıflıyorsa
7-) Kan kusma görülürse
8-) Açiklamasi zor kemik ağrıları görülürse
Ne yabılabilir?
1-) Rahimağzının 20 yaşından sonra yılda bir dafa konuturol edilmesi
2-) Kadınların 20 yaşından sonra her yıl güğüs konturolu yaptırmaları
3-) Erkeklerin 45 yaşından sonra her yıl prostat konturolu yaptırmaları
4-) Cinsel organların 40 yaşından sonra düzenli olarak her yıl konturol edilmesi
5-) 40 yaşından sonra erkek ve bayanların makattan muayene olmaları
6-) 40 yaşından sonra derideki değişimler cilt doktoruna bildirilmeli
7-) Sigara içilmemeli
8-) Fazla kilolardan uzak durulmalı
9-) Sağlıklı beslenmeli ve daha çok sebze ve meyve yenmelidir.
10-) Düzenli hafif sporlar yapılmalıdır.
Açıklama:
P53 Geni kanser vakalarında çok çok önemli;
P53 geni hücre çekirdeğinde ki DNAânın içindeki kromozomlardan 17. Kromozmda bulunur. P53 geni veya proteinının bir çok görevi vardır. Bu görevler; DAN yapısı ve dokusu bozulmuş ve hasara uğramışsa DNA yı tamir eder ve yeniler. Bir çok dış etkenden dolayı; serbest radikallerin saldırısı, florid zehirlenmesi, alüminyum zehirlenmesi, GDO lu besinler, bakteri, virüs ve mantarların ve bunların üretiği toksik maddelerin yapmış olduğu tahribatlar sonucu hücreler de kanser görülür. Günde ortalama her insanda 400-500 kanser hücresi oluşur ve hücre çekirdeğinde kromozom içinde 17. Kromozomdaki p53 geni hemen devreye geçer ve hahrip olan hücreyi tamir eder veya tamir edilmiyecek durumda ise o hücreyi öldürür. Bir çok faktörden dolayı p53 geni azalır ise kanseri durdurmak mümkün olamaz.
Nar kabuğu ekstraktı ve nar çekirdeği yağının birleşiminde ki punikik asit serbest radikalleri yok eder ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Fakat daha önemlisi narkabuğu ekstraktı ve çekirdeğinin yağında bulunan elajik asit p53 genini korur ve onu güçlendirir vede kanseri tetikleyen molekülleri kendine bağlıyarak zararsız hale getirir. Güney Caronina Tıp Üniversitesi Kanser Merkesinden Dr. Nixon elajik asit ile yaptığı çalışmalar sonucu elajik asitin kanserli hücrelere karşı etkili olduğunu belgelemiştir. Amerikan Kanser Derneğinin Tamamlayıcı Ve Alternatif Tıp ta Kanser Yöntemleri (The American Cancer Society's Guide to Complementary And Alternative Cancer Methods) 1968 yılında yaptığı bir araştımada Çilek teki elajik asitâin (Narâda daha yoğun orada bulunur) antikanserojen ve antimutajenik (hücre yapısının bozulmasını önleyici) olduğunu belgelemiştir.
Zerdeçalâın birleşiminde ki curcumin aynı p53 geni (protein) gibi etki ederek kanserli hücreleri öldürmektedir. Bu nedenele kanser hastalarının mutlaka kanserin ilk devrelerinde curcumin (zerdeçal ekstraktı) kullanıldığında kanserli hücreleri öldürdüğü ve bağışklık sistemini güçlendirdiği belgelenmiştir. Zerdeçalâın birleşiminde ki etken madde curcumin %3-4 oranında olduğundan zerdeçal tozu yeterli değildir, mutlak suretle ekstresinin kullanılması gerekir. COX 2 Enzimi (sikloolsijenaz enzimi) bütün iltihabi hastalıklarda artar ve ağrılara sebep olur. COX 2 araşidonik asidi prostaglandin ve eikosanoidlere dönüştürür. Curcumin COX 2 enzimini baskılar ve iltihaplı hastalıkları önler. Zerdeçal sadece kansere karşı değil aynı zamanda; alzheimer, felç, gastrit, romatizma, sedef, egzama, stres, depresyon, ms, kron, kolit ve çölyak gibi rahatsızlıklara karşı kullanılır.
Tedavisi:
Kanserli hasta ortadoks tıpla tedavilerin yanında alternatif-tıplada koruyucu tedavi olunabilir. Gökçek İksirinin birleşimindeki GK'nın kanseri önlediği tesbit edilmiştir. Bana göre kanser karşı Gökçek İksiri daha etkilidir, çünkü bir yıl noni meyve suyu ve bir yıl çörekotu yağı aldım ve faydalarını gördüm. Fakat Gökçek İksir ve aloe vera jeli kullandıktan sonra koltuk altındaki lenf bezeleri yumurta büyüklüğündeydi ve ayrıca 2 şer adet ceviz büyüklüğünde ve 5-6 adet fındık büyüklüğünde bezeler vardı bu şiş bezeler Gökçek İksiri ile normal duruma döndü hamd olsun. Ayrıca kafamda bağ bezi vardı kayıp oldu ve midemde şişlik (yağbezi gibi) vardı yok oldu. Daha önce kullandığım aloe vera, noni ve çörek otu yağının bu kadar etkili olduklarını görmedim.
Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.[COLOR=#000000]Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel iktidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler. -
Kanserden her yıl 5 milyon kişi ölüyor
Kanserin dünyada her yıl yüzde 2 oranında arttığını ve her yıl ortalama 5 milyon insanın bu nedenle hayatını kaybettiğini açıklayan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Rüçhan Uslu, bu artışın gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde çok daha hızlı olduğunu söyledi.
Dünya Sağlık Örgütü'nün 2021 yılında dünyada 15 milyon yeni kanser olgusunun var olacağını öngördüğünü açıklayan Doç. Dr. Uslu, "Kanser türleri arasında insidans oranlarındaki değişim de farklılık göstermektedir. Örneğin erkeklerde prostat kanserinin insidansı artarken, kadınlarda da 50-64 yaşları arasındaki meme kanserinin insidansında artış olduğu görülmektedir. 2050 yılında, daha uzun yaşam beklentisi ve artan nüfus nedeni ile kanserin 2 kat artacağı tahmin edilmektedir" dedi.
Akciğer, meme ve mide kanserinin tüm dünyada en sık görülen kanserler olduğunu açıklayan Doç. Dr. Uslu, "Kanserden ölüm nedenleri arasında akciğer, meme, prostat ve kolorektal kanserler ilk sıralarda yer almaktadır" diye konuştu.
Kanser tiplerinin dağılımının ülkeden ülkeye farklılık gösterdiğinin altını çizen Doç. Dr. Uslu, şöyle devam etti: "Ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin de kanser dağılımı üzerine etkisinin olduğu bilinmektedir. Örneğin gelişmiş ülkelerde, erkekler arasında prostat kanseri ve kolorektal kanser, 2 ve 3.en sık kanserler olmasına karşın, gelişmekte olan ülkelerde bu sıklık sıralarında mide ve karaciğer kanseri yer almaktadır. Kadınlarda meme kanseri, hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkelerde en sık görülen kanser olmsına karşın, gelişmekte olan ülkelerde 2. sıklıkta serviks kanseri yer almaktadır".
Kanserin günümüzde toplumsal bir sağlık sorunu olarak kabul edildiğini açıklayan Doç. Dr.
Uslu, "Erken teşhisle şifa oranlarında artış olmuştur. Ancak hala günümüzde geç dönemde saptanan ve sadece palyatif amaçla tedavi uygulayan, önemli miktarda kanser hastası bulunmaktadır. Bu hastalar için yeni tedavi yaklaşımları daa uzun yaşama olanağı sağlamıştır. Hastalara daha uzun ve konforlu yaşam olanağı veren gelişmeler arasında da destek tedavi yaklaşımları kendine önemli bir yer bulmuştur" dediYorum yap
-
Kalın bağırsak ve rektum kanserleri
Kolon ve rektum sindirim sisteminin son kısımlarını oluştururlar. Kolon yaklaşık 150 cm uzunluğundadır son 12-15 cm'lik kısmı da rektumu oluşturur. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Koç
Kolorektal kanserler,kadınlarda meme ve akciğer kanserlerinden sonra üçüncü sırada; erkeklerde ise prostat ve akciğer kanserlerinden sonra yine üçüncü sırada sıklıkla görülen kanserlerdir.
Her iki cinsde de en sık ölüme sebep olan ikinci sıradaki kanser cinsidir.
Ortalama her 15 kişiden birisinde kolorektal kanser gelişir.
50 yaşından sonra kolorektal kanser gelişme riski artmaktadır.
Günümüzde kolon kanser tedavisinde pek çok yöntem mevcuttur.
Tüm kanserlerde olduğu gibi kolon kanserinde de ne kadar erken tanı konursa o kadar başarı ile tedavi edilebilir.Erken evrelerde yakalanmış bir kolon kanseri % 90 oranında başarı ile tedavi edilebilir.
KOLOREKTAL KANSER RİSK FAKTÖRLERİ
Kolorektal Kanserlerin kesin oluş nedeni bilinmemektedir,ancak bu hastalık oluşum ihtimalini arttıran risk faktörleri belirlenmiştir. Bunlar :
-yaş
-polipler
-diyet
-kişinin sağlık geçmişi
-aile öyküsü
-inflamatuar barsak hastalıklarıdır
POLİPLER
Polipler kolon ve rektum iç kısmında gelişen benign yani iyi huylu oluşumlardır. 50 yaş sonrası oldukça sık görülürler.
Bu poliplerin bazı tipleri kişinin kolon kanseri gelişme riskini arttırır.
Poliplerin hepsi kansere dönüşmez,ancak hemen tüm kolon kanserleri ilk olarak poliplerden başlar.
DİYET
Diyet ile kolorektal kanser arasında ilişki olduğu gösterilmiştir. Bol lifli diyet alanlarda kanser görülme oranı düşüktür.
Diyette yağ fazlalığı,protein fazlalığı,kalori fazlalığı,alkol,et,kalsiyum elsikliği,folik asit eksikliği, Sigara, kanser riskini arttıran faktörlerdir.
-Sedanter yani hareketsiz yaşam ve bol yağlı gıdalar kolon kanseri riskini arttırır
KİŞİNİN SAĞLIK ÖZGEÇMİŞİ
-Over (yumurtalık)
-Uterus (rahim)
-Meme kanseri öyküsü olan kadınlarda kolorektal kanser gelişme riski artmıştır.
Kolon kanseri olup tedavi görmüş kişilerde de nüks riski vardır.
KİŞİNİN AİLE ÖYKÜSÜ
Anne ve babasında,kardeşlerinde veya çocuklarında kolorektal kanser görülen kişilerde aynı tip kanser görülme oranı yüksektir.Özellikle genç yaşta kanser oluşan kişilerin yakınlarında bu risk daha da yükselir.
Bir ailede birden çok kişide kolorektal kanser oluşması diğer kişilerin riskini de belirgin olarak arttırır.
İNFLAMATUAR BARSAK HASTALIKLARI
Kolon iç duvarında oluşan kronik bir iltihabi hastalık olan ülseratif kolitte kolon kanseri görülme ihtimali artmıştır.
Chron hastalığı gibi diğer bazı inflamatuar barsak hastalıklarında da kanser gelişme riski artar.
Tüm barsağı tutan hastalıkta 8 yıl,barsağın sol kısmını tutan hastalıkta ise 15 yıllık süre sonrası barsak kanseri görülme oranı çok artmıştır.
Belirtilen risk faktörlerinin olması,kişide mutlaka kolorektal kanser gelişeceği anlamını taşımaz; sadece oluşma riski diğer kişilere göre artmıştır.Bu nedenle daha dikkatli kontrol ve takiplerle oluşma riskini azaltmaya,eğer oluşur ise de erken tanı ve tedavi yapmaya önem vermelidir.
KOLOREKTAL KANSERLERDE SEMPTOM VE BULGULAR
-Barsak alışkanlığında değişiklikler
-Devamlı ishal veya kabızlık oluşması
-Defekasyon sonrası tam boşalamama hissinin olması
-Gaitada kan görülmesi
-Gaitanın ince çıkması
-Karında gaz,karın ağrısı,şişkinlik,kramplar gibi genel karın yakınmalarının olması
-Kilo kaybı
-Devamlı halsizlik ve yorgunluk
-Kusma
Tüm bu semptomlar birçok hastalıkta da oluşabilecek semptomlardır,bu nedenle bir veya birkaç tanesi oluşur ise mutlaka doktor kontrolü ile nedeni ortaya konmalıdır.
Erken evrede barsak kanseri ağrı yapmaz, o nedenle ağrı olmasını beklemeden doktora başvurmalıdır.
Kolon kanseri poliplerin erken evrede çıkartılması ile önlenebilecek bir hastalıktır.
Erken tanı konmuş bir kolorektal kanser % 90 tedavi edilebilir bir hastalıktır.
KOLOREKTAL KANSERDE TANI
Özellikle 50 yaş sonrası yapılacak düzenli kontroller erken tanıyı sağlayacaktır. 50 yaştan önce ise aile öyküsüne göre davranmak çok önemlidir.
Tanıda:
-Kan testleri-Tam kan,sedimentasyon,CEA
-Gaitada gizli kan
-Parmakla rektum muayenesi
-Sigmoidoskopi
-Kolonoskopi
-Biyopsi
-Çift kontrast kolon grafisi
-Virtual kolonoskopi
-Abdominal BT ? MR ? PET yapılır.
KOLOREKTAL KANSERDE TEDAVİ
Erken tanı ve tedavi hayat kurtarıcıdır.
Tedavi bir ekip işidir. Cerrah,onkolog ve radyasyon onkoloğu birlikte tedaviyi yapmalıdırlar.
Kanser tedavisinde evreleme yani tümörün yaygınlık durumunun belirlenmesi önemlidir.
EVRELEME
Evre 0 - Kanser henüz barsak duvarının en iç kısmında lokalizedir
Evre 1 - Kanser hücreleri barsak duvarının diğer kısımlarına doğru ilerlemiştir
Evre 2 - Kanser hücreleri barsağın dışına taşmıştır ama henüz lenf bezlerine sıçramamıştır
Evre 3 - Kanser barsak yakınındaki lenf bezlerine geçmiştir, ancak vücudun diğer kısımlarına
sıçramamıştır.
Evre 4 - Kanser vücuttaki diğer organlara yayılmıştır
Evre 0-1-2 ve 3 hastalar kür tediğimiz tam tedavi şansına sahiptirler. Kolorektal kanserin tedavi sonrası 5 yıldan sonra tekrarlama olasılığı çok düşüktür, bu nedenle 5 yıl nüks olmadan geçirmiş hastalarda kürden bahsedilebilmektedir.
Evre 4 kanserlerde ise kür sağlanamamaktadır, ancak yapılan tedavilerle yaşam süresi uzatılabilmektedir.
Kolorektal kanserde tedavi tümörün yeri,büyüklüğü, evresine ve hastanın genel sağlık durumuna göre değişmektedir.Değişik tedavi kombinasyonları uygulanabilir.Üç standart tedavi yöntemi vardır: Cerrahi ( Klasik cerrahi ve minimal invazif cerrahi)
Kemoterapi
Radyoterapi
Kanser çok erken evrede saptanırsa ameliyatsız, karın duvarı kesilmeden çıkartılabilir.
Kolonoskopi yapar şekilde girişilerek tümörlü kısım çıkartılabilir,buna lokal eksizyondenmektedir. Eğer kanser bir polipte saptanıp çıkartılırsa buna polipektomi denir.
Eğer tümör daha büyükse etrafındaki sağlam bir kısım barsakla birlikte çıkartılır,geriye kalan barsak uçları karşılıklı dikilerek devamlılık sağlanır,buna kolektomi ameliyatı denir.Bu esnada barsağın yanındaki lenf bezleri de temizlenerek kanser metastazı açısından mikroskobik incelemeye gönderilir.
Eğer tümör çıkartıldıktan sonra iki barsak ucu karşılıklı dikilemez ise bunlar karın duvarına ağızlaştırılır,buna kolostomi denmektedir.Bazı hastalarda ise dikiş emniyeti sağlamak için barsağın dikişlerden daha öndeki bir kısmından karna ağızlaştırma yapılır,bu sayede geçici olarak dikiş hattından gaita geçişi engellenmiş olur.Buna geçici kolostomi denir.Daha sonra burası kapatılır.
Kolostomi açılan hastalarda dışkı, bu bölgeye yapıştırılan özel yapılmış torbalarda toplanarak atılır.
Anüse çok yakın tümörlerde kalıcı kolostomi açılması gerekebilir.
Ameliyat sonrası geride kalmış olabilecek kanser hücrelerini de öldürmek amacı ile kemoterapi uygulanır.Kür şansını arttırmak için yapılan kemoterapiye adjuvan tedavi denmektedir.
Radyoterapi ise daha sıklıkla rektum bölgesi kanserlerinde uygulanır.Büyük tümörlerde de operasyon öncesi uygulanıp tümörü küçülterek ameliyat edilmesisağlanabilir. Kemik metastazları da radyoterapi ile tedavi edilir.
KOLOREKTAL KANSERİ ÖNLEMEK İÇİN
-Diyet ve yaşam şekli
Bol lifli gıdalar,meyva ve sebzeler
Kalsiyum
Vitamin D
Vitamin E
Folik asit almak
Fizik aktiviteyi arttırmak
Obesite (menapoz öncesi devrede)'yi önlemek
Sigara ve alkol kullanmamak
-Poliplerin alınması
KONTROL VE TARAMA PROGRAMI
Orta veya yüksek risk grubunda olmayan 50 yaş ve üzerindeki herkes 50 yaşında başlayıp her yıl gaitada gizli kan ve her beş yılda bir sigmoidoskopi veya kolonoskopi yaptırmalıdır.
Adenomatöz polip tesbit edilenlerde 3 yıl sonra kontrol kolonoskopisi yapılmalı, normal ise 5 yıllık kontrollere dönülmelidir.
Ailesinde 50 yaş öncesi kolon kanseri görülmüş olan kişiler,bu görülme yaşından 10 yaş öncesine geldiklerinde kolonoskopik kontrollere başlamalı.
Ailede birden çok kolon kanseri olduğunda da en genç yaştaki hastadan yine 10 yaş öncesi kontrollere başlanmalıdır.Yorum yap
-
Kemoterapi hafıza kaybına yol açıyor
WASHINGTON - Kemoterapinin beyin hücrelerine zarar vererek hafıza kaybına yol açtığı bildirildi.
Kemoterapinin beyin üzerindeki olumsuz etkisiyle ilgili yayınlanan araştırmada, hafıza kaybı ve problemleri çözme yeteneğinde azalma gibi etkilerin, yetişkinlerde birkaç yılda geçebildiği ancak, çocuklar üzerindeki etkisinin çok daha uzun olabileceği belirtildi.
Japonya'daki Meme Kanserlilerin Beyin MRI'ı Veritabanı Grubu'ndan Dr. Masatoşi İnagaki'nin yaptığı araştırmaya göre, kemoterapiden bir yıl sonra 51 hastanın beyninin öğrenme, hafıza ve yaşanılan dünyayı idrak yeteneğiyle ilgili bazı bölümlerinin küçüldüğü tespit edildi.
''Cancer'' dergisinde yayınlanan araştırmada, kemoterapiden 3 yıl sonra beyinleri incelenen 73 hastanın beyinlerindeyse böyle bir küçülmenin görülmediği belirtildi.Yorum yap
-
KEMOTERAPİNİN OLASI YANETKİLERİ
Kanser hücrelerinin normal hücrelere göre hızlı büyümesi ve çoğalması nedeniyle çoğu antikanser ilaç bu tür özellik taşıyan hücrelerin tahrip edilmesi için geliştirilmiştir. Ancak bazı normal hücrelerde de benzer özellikler bulunmakta, bu hücreler de kanser tedavisinden doğrudan etkilenmektedir. Bu etkilenmeler yan etkileri de doğurmaktadır.
Bunun iyi bilinen bir örneği saçlardır, hızlı büyüyen ve çoğalan saçlar kanser tedavisi sürecinde geçici olarak zayıflayabilmektedir.
Önemli bir başka örnek de kemik iliği içinde gelişim gösteren kan hücreleridir.
Bir başka örnek sindirim sistemindedir: Ağız-yemek borusu-mide-barsak hattındaki hücreler kanser tedavisi sürecinden olumsuz yönde etkilenebilmektedir.
Bazı kanser ilaçları kalp, böbrekler, mesane, akciğerler ve sinir sistemi organları gibi hayati organlar üzerinde de olumsuz etkiler yaratabilmektedir.- Halsizlik-bitkinlik. En sık karşılaşılan yen etkiidr. Gündelik yaşamda karşılaşılandan daha farklı niteliktedir. Genellikle ani başlangıçlıdır. Bazı hastalar tarafından tükenmişlik-bitmişlik duygusu ile tarif edilmektedir.
- Bulantı-kusma. Kemoterapi alacak hastaların en çok endişe ettiği yan etkiler arasında olan bulantı-kusma, yeni kuşak ilaçlar sayesinde hafiflemiştir. Güçlü bulantı önleyici ilaçlar da sorunun giderilmesine katkıda bulunmaktadır.
- Ağrı. Sinir liflerini etkileyen kemoterapi ilaçlarının bazan ağrıya yol açtıkları bilinmektedir. Bazı durumlarda da kemoterapi sırasında ortaya çıkan ağız yaraları, kas ağrıları benzer yakınmaları yaratmaktadır.
- Saç kaybı (alopesi). Sık karşılaşılan bir yan etkidir. Ancak bütün ilaçlar saç kaybına yol açmaz.
- Kansızlık (anemi). Kemik iliğini baskılayan ilaçlar kansızlığa yol açabilmektedir. Kansızlık belirtileri şunlar olabilir:
- Yorgunluk-bitkinlik hissi
- Nefes darlığı
- Çarpıntı hissetmek
- Merkezi sinir sistemi (MSS) sorunları. Kemoterapi MSS'ni etkilemesi durumlarında bilinç bulanıklıkları ve depresyon gibi sorunlara yol açabilmektedir.
- Enfeksiyon. Kemoterapi süresince beden enfeksiyonlara daha açık hale gelebilmektedir. Bunun önemli bir nedeni de kemik iliğinin baskılanması sonucunda, enfeksiyonlara karşı savaşan akyuvarların sayısındaki azalmadır.
- Pıhtılaşma sorunları. Kanser ilaçlarının kemik iliği üzerindeki baskılayıcı özellik, kanın pıhtılaşmasında önemli bir işlevi olan trombosit hücrelerinin sayısının azalmasına, sonuç olarak da genel bir pıhtılaşma sorununun ortaya çıkmasına yol açabilmektedir. Bunun sonucunda, çok şiddetli durumlarda, herhangi bir yaralanma olmaksızın kendiliğinden kanamalar ortaya çıkabilmektedir. Aşağıdaki yakınmalar bu durumla ilgili olarak ortaya çıkabilir:
- umulmadık kanmalar
- cilt altında küçük kırmızı noktacıklar oluşması
- idrar renginde pembeleşme, kırmızılaşma
- dışkı renginin siyahlaşması ya da dışkı renginde kan görülmesi
- diş eti ya da burun kanamaları
- bir adet döneminden uzun süren vajinal kanamalar
- baş ağrıları ve görmedeki değişiklikler
- kol ve bacaklarda sıcaklık ve ağrı hissi
- Kabızlık.
- Kas ve sinir etkilenmeleri. Bazı durumlarda kanser ilaçları sinir lifleri üzerinde etki gösterebilmekte, periferik nöropati denen merkezi sinir sistemi dışındaki sinir yapılarından kaynaklanan sorunlara yol açabilmektedir. Bu durumdaki kişinin bedenin belli bölgelerinde, özellikle el ve/veya ayaklarında karıncalanma, titreme, uyuşukluk, güç kaybı, yanma, ağrı gibi yakınmalar, ayrıca çenede ağrı, mide ağrısı, kabızlık gibi sıkıntılar gözlenebilmektedir.
- Cilt ve tırnak sorunları. Kemoterapinin cildi etkilemesi sonucunda kızarıklık, döküntüler, soyulma, kuruluk, sivilcelenme, güneşe karşı hassasiyet artışı gibi belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Bazı ilaçlar ciltte koyulaşmalara yol açabilmektedir. İlaçlar tırnaklar üzerinde de kırılma ve renk değişiklikleri gibi sonuçlara yol açabilmektedir.
- Böbrekler ve mesane ile ilişkili sorunlar. Bazı antikanser ilaçlar mesanede irritasyon ve böbreklerde geçici ya da kalıcı hasar yaratabilmektedir. Bazı ilaçlar idrar renginin ve kokusunun değişmesine yol açmaktadır. Hasta kemoterapi süresince bol su içmelidir. Bu ortaya çıkabilecek bazı sorunları önleyebilir. Gereğinde kemoterapi sürecinde böbrek işlevlerinin izlenmesine karar verilebilmektedir.
- Nezle benzeri belirtiler. Bazı hastalarda kemopterapiyi takip eden günlerdenezle benzeri, zaman zaman ateşin de bulunduğu bir tablo sergileyebilir. Bu tablo gerçekten bir enfeksiyondan kaynaklanmış olabileceği gibi, kanserin kendisinin yarattığı bir durum da olabilir.
- Bedende sıvı hacminin artması. Kemoterapi süresince bedende su tutulumu artabilmektedir. Hasta, özellikle el ve ayaklarda öne çıkan bir şişlik hissedebilir.
- Cinsel organlar üzerindeki etkiler. Kemoterapi bazan (her zaman değil) cinsel organları etkileyebilir.
- Erkeklerde: Sperm sayısında ve hareketliliğinde azalma olabilir. Bu sorun geçici ya da kalıcı olabilir. Sertleşme ve bunu sürdürebilmede sorunlar yaşanabilir. Olası bir sorun da, kanser tedavisi döneminde spermin içinde, genetik bilgi saklayan kromozomlarda bir bozulma olmasıdır.
- Kadınlarda: Overlerin etkilenmesi durumunda, üretilen hormon miktarında değişiklikler olabilir. Bu da adet dönemlerini etkiler: Düzensizlikler olabileceği gibi, kemoterapi döneminde kesilebilir de. Bu değişiklikler geçici ya da kalıcı olabilmektedir. İnfertilite (doğurganlık kaybı ) ve menapoz görülebilir.
- roche'den
Yorum yap
-
Gece çalışanların kansere yakalanma riski fazla
Ankara (AA)- Gece çalışanların kansere yakalanma riskinin daha fazla olabileceği yönünde bilim çevrelerinde tartışmalar yıllardır süregelirken, Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) kanser kolu Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (UKAA), geceleri çalışmayı "muhtemel kanserojen etkisi bulunanlar" listesine dahil ediyor.
Dünya Sağlık Örgütüne bağlı kuruluş bu kararı, karanlık çöktükten sonra çalışmaya başlayan kadın ve erkeklerde meme ve prostat kanserine yakalanma oranının yüksek olduğunu ortaya çıkaran araştırmalar üzerine, geçen ay düzenlenen bir panel toplantısında aldı.
UKAA böylece, geceleri çalışmayı, kansere yol açan anabolik steroidler, morötesi radyasyon, kurşun içeren boya ve dizel motor egzozu gibi maddelerle aynı kategoriye koymuş oluyor.
Amerikan Kanser Vakfı da, UKAA'nın açıklamasının ardından geceleri çalışmayla ilgili benzer bir kararı alabileceğini, şimdiye dek çalışma ve kanser bağlantısının "hala kesin olmadığını ve ispatlanmadığını" düşündüklerini, çünkü gece çalışanlarda kanser riskini arttıran başka ortak faktörler olabileceğini tartıştıklarını açıkladı.
Geceleri çalışmanın kansere neden olduğu ispatlanırsa bundan milyonlarca çalışan etkilenecek.
Bilim çevrelerinin geceleri çalışma ve kanser arasında bağlantı olduğundan şüphelenmeleri, gece çalışanların biyolojik saatlerinin bozulmasından kaynaklanıyor. Tümör gelişimini baskılayan ve uyku veren "melatonin" hormonu, vücut tarafından normalde geceleri üretiliyor.
Işık melatonin üretimini durduruyor, geceleri yapay ışıkta çalışan insanların melatonin seviyesinin düşük olması, bilim insanlarının, gece çalışanlarda kanser olasılığının yüksek olduğuna inanmasına yol açıyor.
Uzmanlar, geceleri çalışmaktan daha kötüsününse hem gündüz, hem de gece vardiyalarında çalışmak olduğunu belirtiyorlar.
"Sorun vücut saatinizi yeniden başlatmakta" diyen Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsünden Aaron Blair de, düzenli bir şekilde geceleri çalışmanın, sürekli vardiya değiştirerek çalışmaktan daha az yıkıcı olduğunun altını çiziyor.
UKAA'nın panel toplantısında derlediği analizlerin sonuçları, saygın tıp dergisi Lancet'in Oncology ekinde gelecek ay yayınlanacak.
AAYorum yap
-
Allaha şükür böyle ağır bir vakada çok olumlu neticeler elde ettik.sehzadem Nickli öğeden Alıntı Mesajı göster#Lösemi,Bağırsak çürümesi perforasyon-Tifilitis#
Aml m2 tanısıyla tedavi protokolune alınan 5 yaşındaki kızım 2.kür kemoterapi sonrası bağırsaklarında ciddi enfeksiyonlar gelişti.Bu süreçte 21 gün arayla 2 kere opere edilen kızımın bağırsakları dışarıya ağızlaştırıldı ve kolostomiye bağlandı.
Bağırsaklarda kemoterapi sonrası gelişen sendrom tifilitis denilen ağır bir sendrom du.Lösemiyi unutmuş tali bir sorun olan bağırsak yapışıklığıyla uğraşmaya başladık.Bağırsak problemlerinden dolayı kullandıgımız Medikal ilaçlar hem yan etkili hemde kemik iliğini kötü anlamda etkileyen özellikteydi bu yüzden kullanırken de sürekli rahatsızlık hissediyordum.Kızıma Aylarca flagyl kullandıgımı bilirim.Kaldıki kullandıgım bu ilaçların hiç birisinde bir gelişme göremedim en fazla 1 hafta içinde benzer şikayetlerle acile kaldırıyorduk kızımı.
Bir çok kişiden bu konuda görüş ve yardım aldım.Kendim bir çok ürün denedim.Bu süreç boyunca sürekli ishal ve kabızlık/yapışıklık arasında gidip gelmeler buna bağlı kusma bulantı gibi şikayetler süregeldi.Fakat uzun vadeli bir çözüm olmadı kullandıgım ürünler.Taki ibrahim hocadan gökçek iksiri aldırıp kullanana kadar.Gökçek iksirle böylece tanışmış olduk.gökçek iksirle beraber hocanın ayrıca tavsiye ettiği gökçek tonik kürüne de başladık başladıgımız ilk gunden itibaren düzelmeyi gördük.gaz atımı kolaylaştı kolostomi çalışmaya gaita normal kıvama gelmeye bşladı.gökçek iksirden sonra uzun bir süre bağırsak sorunu hiç yaşamadık.yaklaşık 1 yıl öncede kolostomisi iptal edildi kızımın ve bağırsaklar içeriye alındı o süreçtede hocanın tavsiyesiyle ameliyattan hemen sonra sarımsaklı gazozunu ihmal etmedik kızımın.Yaklaşık 8 ay hiç ara vermeden iksiri kullandık ve bu süreçte allaha hamdolsun bağırsaklarla ilgili ciddi bir problem yaşamadık.Ayrıca genel anlamda kızıma çok ciddi artıları oldu bu ürünün.
Yakın zamanda havaların soğumasıyla birlikte benzer bağırsak problemleri yaşamaya başladık.Allaha şükür eskisi gibi bir sıkıntı yaşamadık.Kızımda varolan sorun çok ciddi bir bağırsak problemiydi.Bu anlamda havaların soğumasıyla birlikte olan çok ciddi olmayan bağırsak enfeksiyonları geçtiğimiz yıla oranla doğrusu şükrümüzü artırıyor.Şu anda bize her zaman karşılıksız yardımda bulunan bir dostumuzun kızıma gönderdiği bitkisel karışımları kullanıyoruz mevla nasip ederse bu kürden sonra nasipse tekrar gökçek iksirle bir kür yapmayı düşünüyorum.
Bizim öğretimizde iyilik teşekkür bile beklemeden yapılanıdır.Ayrıca yine inancımız mevlanın dilerse elmadan dilerse elmanın kurdundan kişiye şifa verebileceğidir kişiye düşen çaba sarfetmek ve mevlanın şifa dağıtan elini bulmaktır tabiri caizse.
Yorum yap
-
Mrbserkan sah Nickli öğeden Alıntı Mesajı gösterArkadaslar amcamin kanser oldugunu ogrendik bu hafta, en kotusude hastalik en son safhadaymis. doktorunun dedigine gore bobrek, ciger, kaninda ve beyinde kanser varmis. bu gokcek ilaclari bu durumdaki bir hastaya faydasi olurmu. bana bir akil verin lutfen
Amcanızın yemesi içemesi yerindese düzelebilir ama tabii çokta ümit vermek istemem Allah bilir iyileşip iyilemiyeceğini, fakat çok kötü durumdaki hastalrı iyileştiridk hamdolsun. Yoğurt Otu Forte, Üzüm Çekirdeği Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Kanser çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Bağırsaklarınıza mantar yerleşmiş, mantarlar tedavi edilmeden tedavi olmazsınız, çünkü mantarların üretmiş olduğu toksik maddeleri karaciğer arıtamazsa diğer organlara depolar.Hangi organa veya dokuya toksik madde depolanırsa orda problem çıkar.Günümüzde bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Antibiyotikler ve yanlış beslenme (Çin tuzu, mısır şurubu, abur cubur, tatlı, peynir türleri, siyah çay, kola vs) mantarları çoğaltır ve daha da kötüleşirsiniz.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme nedeniyle bozulan asit-baz dengesini kurmak gerekir, çünkü mikroplar asidik ortamda daha hızlı çoğalırlar.Her Lokma en az 30 defa çiğnenmeli, doğru ÇİĞNEME den yutulan besinler mide başta olmak üzere diğer organlara zarar verir.Hücre merkezlerinde bulunan mitokondrinleri soba veya mini atom sentraline benzetebiliriz.Sobaya kalitesiz kömürü doldurursanız duman içinde kalırsınız ve aşırı artık madde (kül, duman, is) ortaya çıkar.Çiğnenmeyen besinlerde kalitesiz kömür gibi hücreler, hücre araları, bağ dokuları ve bütün organlarda artık madde (cüruf) yoğunlaşmasına sebep olur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.
Yorum yap
-
merhaba ibrahim bey,benim dayim yaklasik bir senedir akciger kanseri...kameterapi ve isin tedavisi gördü ama bizim amacimiz dayimin tam olarak ilesmesi ve simdi okudugum mesajlarda cok guzel seyler yazilmis gökçek iksiri, kanser cayi ve cögrekotu hakkinda.Bizede yardimci olursaniz cok seviniriz..umarim kisa zamanda yazarsiniz,bizi sevindirsiniz.Yorum yap
-
tuncay38 Nickli öğeden Alıntı Mesajı gösterBabam kalınbağırsak kanserinden dolayı ameliyat oldu eşimin midesinde ise doktorlar plor tabir edilen bakteriden tespit edildi yediği çoğu temel gıdalar kendisine rahatsızlık veriyordu gökçek iksir tavsiye edildi şu an eşim daha önceden yemeğe cesaret edemediği gıdaları albiliyor babamda ameliyat sonrası gayet iyi emeği geçenlere teşekkür ediyorum
Tuncay bey babanızın bağışıklık sisteminin güçlenmesi zaman alır, sabırla tedaviye devam etmeniz gerek, ailenizde ki halikobakter pylori ise çok amansız bir bakteri olur tedavisi zaman alır.Babanızın 3-4 ay Yoğurt Otu Forte, Üzüm Çekirdeği Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Kanser çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Bağırsaklarınıza mantar yerleşmiş, mantarlar tedavi edilmeden tedavi olmazsınız, çünkü mantarların üretmiş olduğu toksik maddeleri karaciğer arıtamazsa diğer organlara depolar.Hangi organa veya dokuya toksik madde depolanırsa orda problem çıkar.Günümüzde bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Antibiyotikler ve yanlış beslenme (Çin tuzu, mısır şurubu, abur cubur, tatlı, peynir türleri, siyah çay, kola vs) mantarları çoğaltır ve daha da kötüleşirsiniz.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme nedeniyle bozulan asit-baz dengesini kurmak gerekir, çünkü mikroplar asidik ortamda daha hızlı çoğalırlar.Her Lokma en az 30 defa çiğnenmeli, doğru ÇİĞNEME den yutulan besinler mide başta olmak üzere diğer organlara zarar verir.Hücre merkezlerinde bulunan mitokondrinleri soba veya mini atom sentraline benzetebiliriz.Sobaya kalitesiz kömürü doldurursanız duman içinde kalırsınız ve aşırı artık madde (kül, duman, is) ortaya çıkar.Çiğnenmeyen besinlerde kalitesiz kömür gibi hücreler, hücre araları, bağ dokuları ve bütün organlarda artık madde (cüruf) yoğunlaşmasına sebep olur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.
Yorum yap
-
Soğan, Zwiebel, Allium cepa
Familyası: Pırasagillerden, Lauchgewaechse, Alliaceae
Drugları: Soğan: Alli cepae bulbus
Soğan kökü de soğan diye de anılır, yemek ve salatalara katılır, şurup, şerbet, şarap, tentür ve natürel ilaçları yapılır.
Giriş: Pırasagillerin takriben 800 türü mevcuttur ve bunlardan en önem*lisi de soğandır. Bilinen soğanın haricinde soğandan türeyen Çin soğanı: allium chinensis ve Türkistan soğanı: allium abliquum yöresel olarak kul*lanılan türlerdir. Türkistan soğanı Romanya ve Rusya’nın bazı yörele*rin*de soğan yerine kullanılmaktadır. Bizi asıl ilgilendiren soğanın asıl vatanı Türkistan, Afganistan’ın Türkistan bölgesi ve Horasan olup zamanla buradan dünyanın diğer ülkelerine yayılmıştır. Mısırlıların piramitleri ya*parken sadece bir piramidin yapımı sırasında orada çalışanlar bu günkü değeri ile 360.000 euro olan soğan sarımsak ve turp yemişlerdir. Tarihte ilk yazılı kitaplardan olan Ebers Papyrus’da MÖ: 1500 yıllarında bun*lardan bahsedilmektedir.
Botanik: Soğan 40-120cm boyunda iki yıllık bir bitki olup dikine yük*selen bir gövde ve onun iki yanında mavimsi yeşil içi boş uzun yaprak*lardan oluşur. Gövdenin tepesinde topuz gibi bir çiçek demeti bulunur ve bu çiçek demetinin etrafını sayısı 100’e yakın çiçeklerden meydana gelir. Çiçekleri 6 oval beyaz renkli ortasında yeşil bir çizgisi vardır ve göbek küre şeklinde beyaz renkli ve 6 adet sarımsı döllenme tozluğu bulunur. Köklerine soğan denir ve soğanları küre veya yumurta şeklinde dış ka*buğu sarımsı esmer veya kırmızımsı sarı renktedir.
Yetiştirilmesi: Soğan Türkiye’nin hemen her bölgesinde problemsiz ye*tişir ve yetiştirilir.
Hasat zamanı: Sonbaharda olgunlaşan soğanları sökülerek kurutulur, kurutulurken ya serilir veya saç örgüsü gibi bağlanarak asılır. Şayet birinci yılsonunda soğanları sökülmeyip bırakılırsa, ikinci yıl çiçek açar ve çiçekleri olduktan sonra tohuma dönüşür.
Birleşiminde: Birleşimindeki maddeleri önemine göre şöyle sıralayabiliriz;
1) Alkilcyteinsulfoksiller: Trans-S-(1-propenyl)-L-(+)-cysteinsulfoksid %0,1-0,2, cycloallin, allin (S-allyl-(+)-cysteinsulfulfoksid), metilalliin (S-metil-L-(+)-cysteinsulfoksid), propylalliin (S-propyl-L-(+)-cysteinsulfosksid) Bu yukarıdaki alkilcysteinsulfoksitler soğan kesilince parçalanarak oligosulfitler, thiosulfinatlar ve α-sulfinyldisulfitlere dönüşür ve bu eter yağları oluşur. Bunlardan en önemlisi trans –S-(1-propenyl)-L-(+)-cysteinsulfoksidin allinazenzimi ile parçalanması ile ağlatan thiopropanal-S-oksid ortaya çıkar.
2) Eter yağları % 0,005-0,046: 1-propenyldisulfid, propyldisulfid, propyltrisulfid, metilpropenyldisulfid, metilpropyltrisulfid, sulfid, trisulfid
3) Glutamilpeptitler:
a-) gama-glutamil-aminoasitler (kükürtsüz olanlar); γ-glutamilvalin, γ -glutamilleucin, γ -amiltyrosin, gamaglutamfenilalanin
b-) γ -glutamil-aminoasitler (kükürtlü olanlar); γ -glutamilmetionin, γ -glutamil-S-metilcystein, glutathion ve S-sulfoglutathion
4) Flavonitler: quercetin, kâmpferol, spiraeosit (quercetin-4’-O-beta-D-glikopyanosit
5) Minerallerden: Potasyum, fosfor, kükürt, kalsiyum, magnezyum, kobalt, nikel, flor, mangan ve demir
6) Vitaminler: B1, B2, C, E-Vitaminleri ve β-karotin
7) Karbonhidratlar: Mannan, pektin, pektin, pentosan, fruktan ve glikozlar
8) Ayrıca: Şeker, inulin ve karbonikasitlerden: protokateşuasit ve ferulasit
Araştırmalar: Yıllar süren gözlemlerde soğanla beslenenlerin kalplerinin güçlü olduğu ve mide kanserine soğan yemeyenlere göre daha az ya*kalandıkları vede damar sertliğini önlediği tespit edilmiştir.
1) Finlandiya’da 5000 kadın ve erkek üzerinde 25 yıl süren bir araştır*mada birleşiminde flavonitler bulunan elma ve soğan gibi besinlerin kalp krizini önlediğini belgelemişlerdir. (ZP.4.96.204).
2) Hollanda’da 120.000 kişi üzerinde yapılan gözlemde hergün yarım soğan yiyenlerin mide kanserine % 50 oranında daha az yakalan*dıkları tesbitedilmiştir. (NH.8.97.457)
3) 25.04.1994 tarihinde iş yerinin mola arasında kitap okurken pencere arlaığından esen rüzgardan boyunum tutulmuştu. Birçok tedavi me*todu denedimse de fayda etmedi. Bir akşam 4-5soğanı ince kıyarak bir tülbentte boynuma sardım. Sabah kalktığımda boynum*daki ağrı geçmişti fakat kötü bir koku kalmıştı.
4) 09.05.1994 sabah kalktığımda hem belim tutulmuş hem de ağrıyor*du. O gün büyük bir sıkıntı ile çalıştım fakat eve gelince belime he*men soğan sargısı sardım. Sağlığım hemen düzeldi. 03.05.2001 yine bel ve omuz ağrısına yakalandım. Çaresi yine soğan sargısıydı. Dok*torum ilaç yazdı ama almama gerek kalmadı.
5) Iş yerinde bir tanıdğımın (Hacı Mustafa) omuzuna dokunduğumda adam bir anda hopladı. Ne oluyor diye sorduğumda vücudunu gezen bir ağrı (yel romatizması) olduğundan bahsetti. Omuzuna soğan kı*ya*rak sardım ve birgün sonra sorduğumda ağrısının geçtiğini söyledi.
6) Sık sık gribe yakalanan çocuklar için oğan şurubu hazırladım ve 3-4gün süreyle günde 3-4defa bir yemek kaşığı verdim.çocukların gribe karşı direnci hemen arttı ve gribi hemen atlattılar. Gökçek İksir daha etkilidir.
Tesir şekli: Antibiyotik, iltihapları önleyici, kandolaşımını düzenleyici, safra artırıcı, kandaki şekeri düşürücü, idrar söktürücü, krampları önle*yici, göğüs yumşatıcı, balgam söktürücü, teskinedici ve kan yapıcı özel*iklere sahiptir.
Kullanılması:
1) Araştırmalara göre sürekli soğan yiyenlerin daha az mide kanserine yakalandıkları ve daha az kalp krizi geçirdikleri tespit edilmiştir.,
2) Halk arasında: Soğan şurubu, şerbeti, veya sirkesi başta: Grip, ök*sü*rük, bronşit, astım, ses kısılmsı, yüksek tansiyon, boyun ağrısı, kalp zafiyeti ve kandaki kolesterol, lipid ve şekeri düşürücü etkiye sa*hiptir. Bu etkisi sarımsak kadar değildir. Soğan suyunun kulağa dam*latılması ile kulak ağrısı, göze sürülürse gözdeki iltihaba iyi gelir.
3) Homeopati’de; Soğan tentürü başta nezle, üşütme, grip, burunda aşı**rı akıntı durumlarında, bahar nezlesi, göz kapaklarının iltihap*lan*ması, kulak ağrısı, yüz nevraljisi ve diş ağrısına karşı kullanılır.
Açıklama:
1) Bağırsaklarda salgıyı artırarak sindirimi kolaylaştırır, faydalı bakterileri artırır, zararlıları yok eder.
2) Birleşimindeki glukokinin kandaki şekeri düşürür yani İnsülin etkisi yapar.
3) Içerdiği mineraller ve vitaminler insan vücudunun günlük ihtiyacını karşılar.
4) Karaciğer ve pankreas salgılarını artırarak karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasını hızlandırır.
Şurubu: Soğan şurubu için 5-6adet soğan rendelendikten sonra suyu çıkarılır ve bu suya 8-10 yemek kaşığı bal (veya natürel şeker-turhal şekeri) ve 500ml kaynatılmış su ilave edilerek tekrar iyice kaynatılır. Soğuduktan sonra süzülerek buzdolabına konur. Bu şuruptan günde 3-4defa 1 yemek kaşığı alınır.
Şerbeti: Soğan şerbeti için 5-6 soğan rebdelendikten sonra sıkılarak suyuna 8-10yemek kaşığı bal veya şeker katılır. Bu şerbet buzdolabında muahafaza edilir ve 3-4gün sonra atılması gerekir. Bundan da günde 3-4defa 1 yemek kaşığı alınır.
Sirkesi: Soğan sirkesi hazırlamak için 5-6 iri soğan rendelendikten sonra sıkılarak suyu çıkarılır ve suyuna 8-10 yemek kaşığı bal veya şeker (turhal şekeri) ve 500ml sirke ilave edilir ve de aynı şekilde kullanılır.
Şarabı: Soğan şarabı hazırlamak için 5-6 iri soğan rendelnedikten sonra suyuna 8-10 yemek kaşığı bal veya şeker katılır ve üzerine 500ml beyaz şarap ilave edilir ve aynı şekilde kullanılır.
Kompresi: Soğan kompresi veya sargısı yapmak için 2-3 soğan ince kıyıldıktan sonra ağrıyan yere sarılır ve 3-4saat sonra banyo yapılır.
*Şurup, sirke ve şarap uzun süre (1-2ay) bozulmadan kalabilir fakat şerbeti 3-4günde tüketilmezse bozulur.
Homeopati’de: Tentür yapmak için taze soğanın baş kısmından 30gr temizlenerek ince kıyılır veya rendelenerek bir şişeye konur ve üzerine %70’lik alkolden (etanol) ilave edilirek güneşten uzakta muhafaza edilir. Şişe iki günde bir çalkalanır ve 4-6hafta sonra süzülerek Homeopati’de <<Allium cepa>> ismi ile anılan tentür elde edilir. Bu tentürden günde 3-4defa 15-20damla 4-6hafta süreyle alınır.
Hastalığın belirtileri (semptom):
1) Soğuk havada üşütme
2) Nezle ve öksürükte
3) Amputasyon (bir uzvun kesilmesi) sonucu ortaya çıkan sinirsel ağrıya
4) Sıcakta ve odada ağrılar artıyor, dışarıda azalıyorsa
5) Tıksırma (hapşırma) ile birlikte burnun sürekli akması
6) Eklemlerin, el veya ayakların soğuk havalardan dolayı ağrıması
7) Sinirsel ağrı iplik gibi uzanıyorsa
8) Sperm kordonunun ağrıması
Bu gibi hallerde Soğan tentürü kullanılır.
Yan tesirleri: Bilinen bir yantesiri yoktur, fakat nefes yolları rahatsız*lıklarına karşı kekik, sinirli ot, hatmi, ebegömeci ve A. Itırkök prepa*ratları veya Gökçek İksiri daha etkilidir. Kalp rahatsızlıklarına ise alıç, aslanotu, kedi ot kökü ve oğulotu preparatları veya Gökçek iksiri daha etkilidir.Mide ve bağırsak rahatszılıklarında ise Gökçek Tonik daha etkilidir.
H.Ş: Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Her kim soğan ve sarımsak yerse (kokusu geçinceye kadar evinde otursun), mescidimize yaklaşmasın! Eğer mutlaka yemek isterseniz pişirerek kokusunu gideriniz.” Buyurmuş*lardır.
Not: Soğan kanseri tedavi edici olmaktan çok önleyici özeliğe sahiptir, yani hergün soğan yenemesi gerekir, fakat kansereojen kist, nodül, ur vs., oluşmuşsa Gökçek İksir ve Gökçek Kanser çayı kullanmakta gerekir.Bir akılı soğan zarı mideye zarar verir demiş, birçok insanda buna inanmış, tabii ki bu bir saçmalıktır.Deli kuyuya bir taş atmış kırk akılı çıkaramamış hesabı.Mide asidi en baslı bir çiviyi 15-20 dakika da pırıl pırıl yapabilecek sertlikte hidroklorik asit salğılar.Yani soğan zarı nasıl zarar veriyormuş, bunu anlamak zor.Yorum yap
-
Hipofiz bezesinin yanındaki kanserojen urun küçülmesi çok mükemmel bir olay.Buna çok sevindim., fakat tedaviyi hemen bırakmamanız ve 3-4 ay Yoğurt Otu Forte, Üzüm Çekirdeği Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Kanser çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Bağırsaklarınıza mantar yerleşmiş, mantarlar tedavi edilmeden tedavi olmazsınız, çünkü mantarların üretmiş olduğu toksik maddeleri karaciğer arıtamazsa diğer organlara depolar.Hangi organa veya dokuya toksik madde depolanırsa orda problem çıkar.Günümüzde bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Antibiyotikler ve yanlış beslenme (Çin tuzu, mısır şurubu, abur cubur, tatlı, peynir türleri, siyah çay, kola vs) mantarları çoğaltır ve daha da kötüleşirsiniz.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme nedeniyle bozulan asit-baz dengesini kurmak gerekir, çünkü mikroplar asidik ortamda daha hızlı çoğalırlar.Her Lokma en az 30 defa çiğnenmeli, doğru ÇİĞNEME den yutulan besinler mide başta olmak üzere diğer organlara zarar verir.Hücre merkezlerinde bulunan mitokondrinleri soba veya mini atom sentraline benzetebiliriz.Sobaya kalitesiz kömürü doldurursanız duman içinde kalırsınız ve aşırı artık madde (kül, duman, is) ortaya çıkar.Çiğnenmeyen besinlerde kalitesiz kömür gibi hücreler, hücre araları, bağ dokuları ve bütün organlarda artık madde (cüruf) yoğunlaşmasına sebep olur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.ömer gezer Nickli öğeden Alıntı Mesajı gösteraşırı şişmanlıktan dolayı 6 ay önce doktora gittim. bana hipofiz bezimin yanında tümör çıktığını ve hormon dengesizliğini olduğunu ameliyatla düzelme ihtimali olduğunu fakat riskli bir ameliyat olduğunu söylediler. korktuğum için internetten ararken tesadüfen gökçek aktar sitesine girdim.sonra ibrahim bey bana bazı şifalı bitkiler yolladı.kullandıktan sonra tekrar tomografi çektirip doktora gösterdim.doktor tümörün gözle görülür derecede küçüldüğünü söyledi.çok sevindim ve iyileşinceye kadar ilaçları kullanmaya devam edeceğimi doktora söyledim. ibrahim beyden ALLAH razı olsun.
Yorum yap

Yorum yap