Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Obezite, Şişmanlık, Kilo Verme, Zayıflama, Diyet, Aşırı Kilolar

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • #46

    Yorum yap


    • #47

      Yorum yap


      • #48


        Endoplazmik Retikulum
        Endoplazmik retikulum, 1945 yılında Porter elektron mikroskobu ile yaptığı çalışmalarda,

        hücre sitoplazmasının dantel şeklinde bir ağ manzarası görünümünde olduğunu saptamıştır. Bu ağ yapı hücrenin ektoplazmasında görülmediği için Porter ve arkadaşları buna Endoplazmik retikulum (plazma içi ağı) adını vermişlerdir. Yapılan daha derin çalışmalar endoplazmik retikulum'un sitoplazmada bulunan bir vakuol sistemi olduğu ve bu sistemin bir zarla çevrilmiş bulunduğu saptanmıştır. Endoplazmik
        matriks ise vakuol sisteminin dışında yani vakuoller arasında kalan alanı doldurur.
        Endoplazmik retikulumun
        membranı 50-60 A° kadardır. Kalınlığı hücre zarından az olduğu halde aynı yapıyı gösterir. İki koyu ve arsında açık renk tabakadan yapılmıştır. Bu membran sistemin yüz genişliği bazı dokularda ölçülmüştür.

        1. Çekirdek zarı • 2. Por (gözenek) • 3. Granüllü endoplazmik retikulum • 4.Granülsüz endoplazmik retikulum • 5. Ribozom • 6. Makromoleküller • 7. Taşınım araçları • 8. Golgi aygıtı • 9. Golginin cis tarafı • 10. Golginin trans tarafı • 11. Golginin sisternası

        Hücre sitoplazması, sentez işlevlerinin yürütülmesinde çok büyük bir önemi olan ve endoplazmik retikulum (ER) denen kanalcıklar ve borucuklarla donatılmıştır (endo = Yunanca iç; retikulum = Latince küçük ağ demektir). Bu sisteme
        "Ergastoplazma" da denir. Kanalcıklar (sisternalar) ve borucuklar çekirdek zarının hücre zarına kadar çeşitli şekillerde uzamasıyla meydana gelmiştir. Bu ince borucukların çeperi 5-6 nm. kalınlığındaki zar biriminden yapılmıştır; lümenlerinin çapı en azından 50 nm.'dir. Kanallar (sisternalar) hücre içi madde dağıtımını ve taşınımını, hücrede asidik ve bazik tepkimelerin birbirini etkilemeden bir çeşit odacıklar içinde oluşmasını ve hücrenin mekanik etkilere karşı daha dayanıklı olmasını sağlar. Dolayısıyla borucukların lümeni, çekirdek porlarına doğrudan açılır. Bununla beraber ER'un iç ve dış zarı, çekirdeğin iç ve dış zarına bağlanmış, dolayısıyla ER ve çekirdek zar arası boşlukları ağızlaşmıştır. Bu nedenle çekirdekle yakından ilişkisi vardır. Her hücrenin endoplazmik retikuler sistemi kendine özgüdür. Kanalcıklar sistemi sabit değildir, gelişim ve işlev durumuna göre yapışı hızla değişebilir. Hücre bulunurken kaybolur, daha sonra yeniden oluşur. Hücre yaşlandıkça ER'un işlevleri ve kanalcıkların birbiriyle ilişkisi azalır, iki tip endoplazmik retikulum ayırt edilir.
        Granüllü (Tanecikli) endoplazmik retikulum
        Özellikle

        protein sentezi yapan hücrelerde iyi görülür. Çünkü protein sentezi, çoğunluk ER'un borucuk ve kanalcıklannın dış yüzüne bağlanmış ribozomlarda gerçekleştirilir. Bu nedenle protein sentezlenen kısımları tanecikli görülür. Fakat ribozomların ER'a bağlanma zorunluluğu yoktur. Bakterilerde ER bulunmamasına karşın, ribozomca zengindirler. ER diğer maddeleri de sentezlemektedir (örneğin, yağ).
        Granülsüz (Düz) endoplazmik retikulum
        Daha çok yağ sentezi yapan hücrelerde, özellikle steroyit hormonları sentezleyen endokrin bezlerde bulunur. Kural olarak ribozom içermezler. Fakat düz ER sistem ile granüllü ER sistem arasında belirgin yapısal bir fark yoktur. Bu sentezleri yapan enzimleri, ER sistemin zarlarından ayırmak mümkün olmamıştır.

        Yorum yap


        • #49

          Yorum yap


          • #50

            Yorum yap


            • #51

              Yorum yap


              • #52

                Yorum yap


                • #53

                  Yorum yap


                  • #54

                    Yorum yap


                    • #55

                      Yorum yap


                      • #56

                        Yorum yap


                        • #57

                          Yorum yap


                          • #58
                            Meral Günel, Uzman İlahiyatçı:
                            Soru: Peygamberimizin hayatında kendisini sürekli dinç ve kuvvetli tutan beslenme şeklini merak ediyorum. Beni bu konuda aydınlatırsanız sevinirim.

                            Cevap: Peygamberimiz'in şemaili ile ilgili kaynaklarda yeme içme âdeti başlığında işlenen pek çok konu bulunmaktadır. Bu rivayetleri incelerken o dönemin coğrafî ve kültürel şartlarını göz önünde bulundurmak sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.
                            Hz. Peygamberin yemekte aradığı başlıca özellik onun helal ve temiz oluşu ile vücuda yararlı olup olmadığıdır. Yemek seçme ve yemeğe kusur bulma âdeti kesinlikle yoktur. Hiç bir yemeğe karşı aşırı düşkünlüğü olmadığı gibi canı çekme denilen halleri de olmamıştır
                            Hz. Peygamber daima arpa unundan yapılmış ekmek yemişler, kepeği iyice ayıklamış has undan mamul ekmek yememişlerdir. Kepeği iyice ayıklamak için elek kullanılmamış, kepekler üflenerek veya savrularak giderilmiştir.

                            Hz. Peygamber'in buğday ununa rağbet etmeyişini, buğdayın zararlı oluşundan veya buğday unu yemenin dinî sakıncasının bulunuşundan çok o dönemde Hicaz bölgesinde buğdayın ithal edilen pahalı bir yiyecek olmasına, Hz. Peygamber'in de lükse karşı kesin tavır koymasına bağlamak daha doğru olacaktır. Buna ilave olarak arpa unundan yapılan ekmeği tercih edişlerinde iktisadi sebepler yanında arpa ekmeğinin doyurucu ve besleyici oluşunun da bu tercihte payı vardır. Kepeğin iyice ayıklanmayışını sindirim sistemine faydası ile açıklamak mümkündür.

                            Hz. Peygamber, sofrasında iştah açıcı olarak kullanılan salata, turşu baharat vb için bir kap bulundurmazdı. Hiçbir zaman alıştığı miktardan daha fazla yemek yemezdi.

                            Kaynakların verdiği bilgiye göre Peygamber Efendimiz en fazla iki öğün yemek yemişlerdir. Bu iki öğünden birisi daima hafif yiyecekler şeklinde olmuştur. Onun hafif yiyeceği ise hurmadan oluşurdu. Akşam öğününün ihmal edilmemesini tavsiye eden Hz. Peygamber'in "akşam öğünü" olarak nitelediği yemek gün batımından veya akşam namazından hemen sonra yenen günün ikinci yemeğidir.
                            Alınan her gıdanın, insanın iyi ya da kötü davranmasına yol açan enerjiye dönüştüğünün farkında olan Hz. Peygamber ve ashabı, yedikleri yemeğin nasıl bir davranışa vesile olacağının endişesini taşımışlar, hayırlı işler yapmalarına vesile kılması için Allah'a şükür ve niyazda bulunmuşlardır
                            Yenilecek yemeğin miktarı olarak "midenin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe, üçte birini de nefes payına" ayırmanın tavsiye edildiği hadisten, iyice doymadan ve iştahı tam kesilmeden sofradan kalkmanın tavsiye edildiği anlaşılmalıdır.

                            Hz. Peygamber'in yemekte aradığı başlıca özellik onun helal ve temiz oluşu ile vücuda yararlı olup olmadığıdır. Yemek seçme ve yemeğe kusur bulma âdeti kesinlikle yoktur. Hiç bir yemeğe karşı aşırı düşkünlüğü olmadığı gibi canı çekme denilen halleri de olmamıştır.

                            Misafirlikte kendisine yapılan ikramları severek yiyen Hz. Peygamber "Sirke ne güzel katıktır, Ya Rabbi, sirkeyi mübarek kıl. Zira o benden önceki peygamberlerin de katığı idi. Sirke bulunan ev, muhtaç duruma düşmez" buyurmuş, kendisine et çorbası ve kabak yemeği ikram eden bir terzinin evinde kabağı iştahla yemiş bir başka davette et ikram edilince "et, dünya ve cennet yemeklerinin şahıdır" buyurmuştur. Bir başka münasebetle de hurma varsa başka katığa ihtiyaç yoktur anlamında "hurma bulunmayan ev, yemeksiz (katıksız) ev gibidir." Buyurmuştur.

                            Eldeki vesikalar özetlenirse, Hz. Peygamber'in katık olarak yediği yemeklerin bir kısmı şöylece sıralanabilir: Koyunun ön kolu ve sırt eti, pirzola, kebap, tavuk, toy kuşu,et çorbası, tirit, kabak, zeytin yağı, çökelek, kavun, helva, bal, hurma, pazı, anber balığı.

                            Yine kaynaklardan Peygamber Efendimiz'in meyvelerden kavun, karpuz, salatalık, üzüm ayva, acur ve misvak ağacının meyvesini yediğini öğreniyoruz. Aslında ashab-ı kiramdan bu konuda gelen rivayetlerin içeriği, Efendimizin yediği ve yemediği, hoşlandığı veya hoşlanmadığı meyveleri anlatmaktan çok O'nunla geçen beraberlikleri içinde "meyve"lerle ilgili bir hatıra varsa bu arada onu da dile getirmek şeklinde olmuştur.

                            Asr-ı Saadet döneminin içeceklerinin başında bal şerbeti, hurma ve kuru üzüm şırası ve süt gelmekteydi.

                            Alınan her gıdanın, insanın iyi ya da kötü davranmasına yol açan enerjiye dönüştüğünün farkında olan Hz. Peygamber ve ashabı, yedikleri yemeğin nasıl bir davranışa vesile olacağının endişesini taşımışlar, hayırlı işler yapmalarına vesile kılması için Allah'a şükür ve niyazda bulunmuşlardır.

                            Cevaplayan: Meral Günel, Uzman İlahiyatçı

                            Sorularla Peygamber

                            Sorularla Peygamber bölümü okuyucularımızın Allah Rasûlü hakkında merak ettikleri her konuda sorularının cevaplandırılması amacıyla uzun zamandır hizmet vermeye devam ediyor.

                            Hz. Peygamber hakkında merak ettiğiniz her şeyi siz de info@sonpeygamber.info adresine iletebilir, sorularınıza cevap bulabilirsiniz.

                            Sorularınız bir hafta içerisinde cevaplandırılacaktır.

                            Yorum yap


                            • #59

                              Yorum yap


                              • #60

                                Yorum yap

                                Hazırlanıyor...
                                X