Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Diyabet, Diabet, Şeker hastalığı, diyabet, diyabet belirtileri

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Diyabet, Diabet, Şeker hastalığı, diyabet, diyabet belirtileri

    diabet1.jpgdiabet30.jpgpancreatitis.jpgpankreas.jpgpankreas2.jpgpankreas3.jpg

    Diabet, Şeker hastalığı
    Şeker hastalığ genelikle endüstri ülkelerinde görülen bir rahatsızlık olup, 1994 verilerine göre Almanyada 4 milyon diabet hastası bugün 7 milyona ulasmıştır. Bunun 6,5 milyonunu Tip 2 veya Yaşlılık diabeti olarak bilinen diabet olup, genelikle 40 yaşından sonra ortaya çıkan türdendir. Bununda % 20?si insulin iğnesi vurulmaktadır. Tip 1 ise diabeti ise çocukluk, gençlik veya ilk olğunluk devrelerinde ortaya çıkar ve ilerler. Diabet pankreas rahatsızlığı nedeniyle ortaya çıkan bir durumdur.

    Pankreasın insulin salğılayan langerhals hücrekümelerinin (langerhans istets) tahrip olarak görevinin yapamaz halle gelir. Başka hastalıklarda diabette sebep olabilir ve bunların başında uzun süre kortison alama, sürekli idrar söktürücü ilaçlar (diüretika) alma, gelişmek için hormon hapları alma gibi sebepleri sayabiliriz.
    Diabetin belirtileri: oldukce sık idrar yapma (poliuri), aşırı susuzluk çekme (polidipsi) iştahsızlık nedeniyle zayıflama, hastalığın başlanğıcında çok aşırı açlık hissetme, döğülmüş gibi dermansız-, yorğun- ve kuvvetsiz hissetme, ağız kuruması ve geçeleri baldır kramplarını sayabiliriz.
    Diabet hastalarında bazı hastalıklarda ortaya çıkabilir ve bunların başında: iyilesmesi çok uzun süren yaralar özeliklede ayak ve baldırlarda, görmebozuklukları, sinirlerin tahrip olması, nedeniyle ayaklarda karıncalanması, kalpenfaktürüsü ve cinsel ikdıdarsızlık ortaya çıkabilir. Sağlıklı bir insanın aç karnına kanındaki glukoz oranı 70-110 mg/dl iken , şeker hastalarında bu en az 126mg/dl?dir. Geniş bilgi için pankreasa bak.

    Bir tanıdığım diyabet hastasına doktoru istediğin kadar et yiyebilirsin am tatlı yiyemesin demişti. Oysa tatlı geçici olarak şekeri anlık yükseltir. Hücrelerin, dokuların ve organların yağlanması demk görevini yapamaması demektir. Aşırı hayvansal besinlerle beslenen bir kişin pankreası yağlanma nedeniyle insulin salğılıyabilir mi? Mümkün değildir.

    Gökçek İksiri pankreastaki yağlanamayı önler ve insulin salğılamsını dolaylı olarak sağlar. Tabiiki sağlıklı beslenmek şartıtır. Fakat asla peynir yememeli, çünkü iltihaplanmaya sebep olur, siyah çay içmemeli, çünkü bağırsakaları kurutur ve vitaminler, minerller ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler, et ve et mamülerine 5-6 ay alınmaması gerekir, çünkü asidoza sebep olur. Buda birçok hastalığın sebebidir. Gökçek İksiri vücudu curuflar dan artır ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Gökçek Tonik bağırsak, idrar yolları, solunum yolları ve ağız florasını düzenler patalojik bakteri, virüs ve mantarları yokeder vede bağışıklık sistemini güçlendirir.

    Gurmar Forte, Karanfil Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Diyabet çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Barsak Mantar ve Bakterileri toksik maddeler üretir ve Karaciğer bu toksik maddeleri arıtmaz ise diğer organlara depolanır ve organlarda çeşitli rahatsızlıklar görülmeye başlar. Günümüzde Bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme mantarları çoğaltır ve vücudun asit-baz dengesini bozulur ve oluşan asitik ortamda mikroplar hızlı çoğalırlar. Artı her lokma en az 30 defa çiğnemeli, aksi halde çok yoğun cüruf oluşur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.

  • #2

    Yorum yap


    • #3

      Yorum yap


      • #4

        Yorum yap


        • #5
          Prof. Dr. Hotamışlıgil ve ekibi karaciğerin metabolik haritası çözdü!

          Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ve ekibi karaciğerin metabolik haritasını çözdü


          BOSTON - Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ve ekibi, karaciğer dokusunda metabolizmayı bozarak diyabete yol açan mekanizmanın protein değil ‘yağlar tarafından kontrol edildiği sonucunu ortaya çıkararak’ bu alandaki yerleşik görüşü sarsan yeni bir tedavi yaklaşımına ön ayak olacak önemli bir buluşa imza attı.

          Şişmanlık ve diyabetin tedavisine yönelik çalışmalarıyla tanınan Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, şişmanlık ve diyabette karaciğerin rolüne ilişkin yağ ve kalsiyum metabolizması üzerinde şaşırtıcı buluşlar yaptı. Ortaya çıkarılan bu yeni mekanizmalara deneysel ortamda yapılan genetik müdahaleler sonucu insülin direnci ve şeker hastalığı geri döndürülebiliyor. Prof. Dr. Hotamışlıgil, bütün dünyada büyük bir hızla yayılan şişmanlık, diyabet ve karaciğer yağlanması probleminde böyle temel bir bozukluğun ortaya çıkarılmasının yepyeni tedavi olanakları sunabileceğini belirtti. Prof. Dr. Hotamışlıgil ve ekibi, bu heyecan verici çalışmalarını dünyanın en saygın bilim dergisi 'Nature' Mayıs sayısında yayınlayarak bilim camiasına duyurdu.


          Pek çok önemli çalışmaya imza attı
          Hotamışlıgil Laboratuvarı’nda daha önce yapılan çalışmalar, şişmanlık ve diyabet gibi metabolik hastalıklarda kronik iltihabi değişikliklerin anahtar bir mekanizma teşkil ettiğini ortaya çıkarmış ve bu hastalıklara yaklaşımda yeni bir alan açmıştı. Bunun akabinde Prof. Dr. Hotamışlıgil, hem deney hayvanlarında hem de şişman ve diyabeti bulunan insanlarda karaciğer ve yağ hücrelerinde “endoplazmik retikulum” (kısaca ER) adı verilen yapıda stres ortaya çıktığını keşfetmiş ve bu stresin giderilmesinde kullanılabilecek kimyasal maddeleri belirleyerek, hem deneysel ortamda hem de insanlarda çarpıcı tedavi edici etkilerini göstermişti.


          Çalışma ‘Nature’ dergisinde yayınlandı

          Prof. Dr. Hotamışlıgil’in bu buluşuna kadar endoplazmik retikulum sadece hücrede protein sentezini, sentezlenen proteinlerin kalitesini ve trafiğini kontrol eden, bir üretim tesisi gibi çalışan bir sistem olarak biliniyordu.
          Bu karmaşık sistemin ve ER’ın metabolizmanın kontrolündeki rolü bilinmiyordu. Dolayısıyla, bu önemli organelin şişmanlık ve diyabette neden hatalı çalışmaya başladığı sorusu da hem bilim camiası hem de Prof. Dr. Hotamışlıgil için gizemli bir konu idi. “Nature” dergisinde yayınlanan bu yeni çalışmayla, bilimadamları hem bu büyük sırrı çözmüş oldular, hem de karaciğerin metabolik haritasını gün ışığına çıkardılar.


          Hotamışlıgil ve öğrencisi Dr. Fu, bu sırrı çözebilmek için önce hastalıklı karaciğer dokularından endoplazmik retikulumu saflaştıracak bir yöntem geliştirdiler ve daha sonra bu yapının tüm protein ve yağ haritasını sistematik olarak ortaya çıkardılar. Hotamışlıgil Laboratuvarı, bu haritayı ortaya çıkarabilmek için binlerce protein ve yağ molekülünü sağlıklı ve hasta karaciğer dokusunda tarayarak birer birer inceledi. Elde ettikleri sonuçları “büyük bir sürpriz” olarak değerlendiren
          Prof. Dr. Hotamışlıgil, şişmanlığın herkesin tahmin ettiğinin tam tersi olarak karaciğer dokusunda protein üretiminden yağ üretimine dönüşü tetiklediğini ve bu organdaki endoplazmik retikulumun normal çalışmasının bu şekilde bozulduğunu gösterdiklerini belirtti.


          Yağların metabolizmadaki yeri
          Karaciğer dokusunda binlerce yağ ve protein molekülünü inceleyen ekip, yağların arasında iki molekülde şişmanlığa bağlı çarpıcı bir anormallik tespit etti. Posfatidil-kolin (PC) ve posfatidil-etanoamine (PE) isimli bu yağların ER cidarının mimarisi üzerinde çok önemli etkileri olduğunu belirten Prof. Dr. Hotamışlıgil, tespit ettikleri bu değişimlerin organel fonksiyonunu bozabilec
          eği hipotezine ulaştıklarını ve akabinde bunu ispat ettiklerini belirtti.


          Karmaşık yolaklar söz konusu
          Endoplazmik retikulumu hüc
          re içinde çok çetin ve karmaşık yollarda seyreden 12 silindirli bir yarış arabasının motoruna benzeten Prof. Dr. Hotamışlıgil, şu bilgileri Verdi: “Bu motorun performansı için sadece çok miktarda enerji değil aynı zamanda kalsiyum kullanımı gerekiyor ve hücrenin benzini olan enerji kaynaklarının yanı sıra organel içerisine yüksek miktarda kalsiyum aktarılması da gerekiyor.
          Kalsiyum hücre içindeki depolardan endoplazmik retikulumu oluşturan tüplere özel kanallar aracılığıyla aktif olarak taşınıyor ve bu fonksiyonun gerçekleşebilmesi için de bu tüplerin cidarındaki yağların belli bir oranda olması gerekiyor. Şişman karaciğer dokusunda meydana gelen değişiklikler, bu tüplerden kalsiyum kaçağına sebep veriyor ve neticede organ fonksiyonunu bozarak diyabet oluşmasına zemin hazırlıyor.
          Ekip olarak bu kaçağa sebep olan mekanizmanın yağlar içindeki değişiklikler nedeniyle oluştuğunu ve düzeltilebileceğini ortaya çıkararak büyük probleme önemli bir çözüm getirdik.”


          Yeni genetik modeller geliştiriliyor
          Bu mekanizmanın şeker hastalığı ve karaciğer yağlanmasındaki rolünü ortaya çıkarmak için Prof. Dr. Hotamışlıgil ve ekibi iki değişik strateji geliştiriyorlar. Bunlardan birincisinde şişmanlık sırasında yağlarda tespit ettikleri bozukluklardan sorumlu PEMT ismindeki enzimin aktivitesini karaciğer dokusunda ortadan kaldıracak bir genetik müdahale geliştiriyorlar ve bu müdahale sonucunda hem kalsiyum kaçaklarını önlüyor hem de diyabeti ortadan kaldırıyorlar. İkincisinde ise endoplazmik retikuluma kalsiyum aktaran en önemli kanal olan SERCA isimli bir molekülün karaciğerdeki miktarını bir gen tedavisi yöntemiyle yükselterek organele kalsiyum girişini düzeltiyorlar. Bu girişimde, deneysel ortamda, hem şişman dokudaki ER stresini ortadan kaldırdıklarını hem de diyabet ve karaciğer yağlanmasını düzelterek bu hastalıkları etkin bir şekilde tedavi ettiklerini gösteriyorlar.


          Bu çalışmanın sonunda, Prof. Dr. Hotamışlıgil ve ekibi, karaciğer dokusunda metabolizmayı bozarak diyabete yol açan mekanizmanın protein değil “yağlar tarafından kontrol edildiği sonucunu ortaya çıkararak” bu sahada birçok yerleşik görüşü sarsan ve yepyeni tedavi yaklaşımına ön ayak olacak çok önemli bir buluşa imza attılar. Prof. Dr. Hotamışlıgil, çalışmalarının, geliştirdikleri yöntemlerle şimdi şişmanlıkta fonksiyonu bozulan diğer dokulara yöneldiğini, bu araştırmalar sonucunda vücut metabolizmasının en ayrıntılı haritasının ortaya çıkarılacağını ve en etkin tedavi yöntemlerine ışık tutulacağını belirtiyor.


          Prof. Dr. Hotamışlıgil, bu önemli çalışmada yer alan tüm çalışma arkadaşlarının, Dr. Alexander Ivanov ve Dr. Steve Watkins’in katkılarının takdir edilmesi gerektiğinin ve özellikle Dr. Fu’nun fedakarlıklarla gerçekleştirdiği çalışmaların bu buluştaki hayati yerinin altını çiziyor. Prof. Dr. Hotamışlıgil, halen Harvard Üniversitesi’nde, JS Simmons Genetik ve Metabolizma Profesörü ve Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı olarak görevini sürdürüyor. Şimdiye dek pek çok bilim insanı yetiştiren ve çok sayıda Türk öğrenciyi de laboratuvarına kabul ederek kariyerlerine hazırlayan Prof. Dr. Hotamışlıgil, metabolik hastalıklar konusunda dünyanın en önde gelen bilim insanlarından biri olarak görülüyor.


          Pek çok önemli çalışmaya imza attı
          Prof. Dr. Gökhan S. Hotamışlıgil, 1986 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Harvard Üniversitesi'nde uzmanlık çalışmalarını tamamlamış ve öğretim üyesi olarak göreve başlamıştır. Genetik ve Metabolizma Profesörü Hotamışlıgil'in Harvard Üniversitesi'nde bir araştırma laboratuvarı bulunmaktadır. Hotamışlıgil, yine bu üniversitede Genetik ve Kompleks Hastalıklar bölümünün başkanlığını yürütmektedir. Vücudun metabolizmasını denetleyen mekanizmaların incelendiği laboratuvarında, genetik bir özelliğin bir hücreden diğerine nakline, ayrıca metabolik dengenin moleküler ve genetik kontrol mekanizmalarına odaklanan biyokimyasal, moleküler ve genetik çalışmalar yapılmakta; insanlardaki metabolik hastalıklarda görülen belli anormalliklerin neden ve çözümleri araştırılmaktadır. Hotamışlıgil'in çalışmaları, günümüzde diyabet, şişmanlık, kalp hastalıkları, karaciğer yağlanması ve astım hastalıklarına yeni yaklaşımların geliştirilmesine yol açmış ve bu hastalıklara karşı hem akademi, hem de endüstride birçok ilaç geliştirme programına temel teşkil etmiştir. Hotamışlıgil'in bu katkıları 2010 yılında Uluslararası Obezite Cemiyeti’nin Wertheimer ve Columbia Üniversitesi’nin Naomie Berrie ödüllerini getirmiştir.


          http://www.hsph.harvard.edu/research/gsh-lab

          Yorum yap


          • #6

            Yorum yap


            • #7
              Şeker Hastalığı Kör Ediyor

              Şeker hastalığının süresi arttıkça gözde hasar yapma riski de artıyor. Şeker hastalığı iyi kontrol edilmemiş hastalar da bu risk daha da yükseliyor.Şeker hastalığının göz sağlığı üzerindeki Memorial Hastanesi Suadiye Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Bölümü?nden Op. Dr. Olcay Şahin anlattı.

              Diyabet, insulin eksikliğine veya etkinliğinin azalmasına bağlı kan şekerinin yükselmesiyle (hiperglisemi) karakterize bir hastalıktır. Göz de dahil olmak üzere birçok organda hasar yapabilir. 20 ile 65 yaş arasındaki insanlarda görülen en sık körlük nedenidir.

              Kaç çeşit diyabet vardır?
              İki çeşit:
              İnsuline bağlı diyabet, tip 1 olarak da bilinmektedir. Sıklıkla 10 ile 20 yaşları arasındaki insanlarda gelişmesine rağmen, daha yaşlı insanlarda da ortaya çıkabilir.
              İnsuline bağlı olmayan diyabet, tip 2 olarak da bilinmektedir ve sıklıkla 50 ile 70 yaş arasındaki insanlarda gelişir.

              Hangi hastalar göz açısından risk altındadır?
              Şeker hastalığının süresi arttıkça gözde hasar yapma riski artmaktadır. Şeker hastalığı iyi kontrol edilmemiş hastalar daha yüksek risk altındadır. Bununla birlikte, iyi bir metabolik kontrol gözde hasar yapma riskini ortadan kaldırmamaktadır. Ayrıca, hamilelik, hipertansiyon, böbrek hastalığı ve anemi varlığı şeker hastalarında göz tutulumunu kötü yönde etkileyebilmektedir.

              Gözde ne gibi hasar yapmaktadır?
              Katarakt, diyabeti olanlarda olmayanlara oranla daha sıklıkla ve daha genç yaşlarda oluşmaktadır. Ayrıca, görme sinirini etkileyebilir ve göz kaslarında felçlere yol açarak paralitik göz kaymasına (şaşılık) yol açabilmektedir.

              Diyabetin en önemli komplikasyonu retina tutulumudur. Retinada ödem (su tutulması ), kanama odakları ve yeni damarlanmaya yol açabilmektedir. Bu yeni oluşan hassas damarlar da kanayarak göz içi kanama ve retina dekolmanı oluşturabilmaktedir.

              Hastalığın daha ileri evrelerinde de glokom (göz içi basıncının artması ) oluşabilmektedir. Hastalık ve komplikasyonları tedavi edilmezse körlükle sonuçlanabilmektedir.

              Hastalar hangi şikayetlerle doktora başvurur?
              Hastalarda, genelde yavaşca ilerleyen görme azalması olabileceği gibi ani görme kayıpları da olabilir. Bununla birlikte, hastaların gözlerinde hasar başlamasına karşın görmeyle ilgili hiçbir şikayetleri olmayabilir. Bu da, şeker hastalarının muayenelerinin, diyabet uzmani ile birlikte göz doktoru tarafından yapılmasının önemini göstermektedir. Erken teşhis ve tedavi ve sık kontrollerle birçok diyabetli hastada ciddi görme kayıpları engellenebilmektedir.

              Teşhis için yapılan tetkikler nelerdir?
              Retinadaki hasarın belirlenmesi ve tedavinin planlanması için fluorescein anjiografisi yapılmaktadır.

              Burada, hastanın kolundaki bir damardan boyayıcı bir madde verilerek göz filmleri çekilmektedir. Bu tetkikin göze hiçbir zararı yoktur. Nadir durumlarda, hastalarda kusma, bulantı ve kaşıntı olabilmektedir. Yan etki olarak, deri ve idrar bir gün boyunca sarıya boyanır ve kendiliğinden geçer.

              Retina tutulumunda tedavi nedir?
              Tedavi, çoğunlukla lazerle yapılmakta ve ana hatlarıyla ikiye ayrılmaktadır. Birincisi, retinada yeni oluşan damarların gerilemesini sağlayacak şekilde lazer yapılarak göz içine kanama, retina dekolmanı ve glokom oluşması engellenir. Çoğu hastada istenilen sonuc elde edilmekle birlikte, bazen yapılan etkin lazer tedavisine rağmen bu komplikasyonlar oluşabilmektedir.

              İkincisi, maküla denilen görme merkezinde ödem (su toplanması ) olan hastalarda ödemi azaltmak veya yok etmek için yapılan lazer tedavisidir. Tedaviyi takiben ödem kaybolsa veya azalsa bile görme artmayabilmektedir. Bunun için, bu lezyonlar ne kadar erken tedavi edilirse, görme o kadar iyi düzeyde kalmaktadır. Bununla birlikte, tedavi sonrası görmenin daha iyileştiği veya daha kötüleştiği de olmaktadır.

              Lazer tedavisine rağmen göz içine kanama, retina dekolmanı ve glokom olan veya makula ödeminin devam ettiği durumlarda vitrektomi ameliyatı yapılmaktadır. Günümüzde vitrektomi ameliyatlarıyla başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

              Nelere dikkat edilmelidir?
              Diyabetik hastalar görmelerinde azalma olmasını beklemeden göz doktoruna muayane olmaları gerekmektedir. Erken evrede tespit edilen lezyonlar daha etkin ve güvenli bir sekilde tedavi edilebilmektedir.

              Kan şekeri düzeyi, hipertansiyon, kolesterol düzeyi ve diğer önemli tetkiklerin de şeker hastalığınızla ilgilenen doktor tarafından kontrol altında tutulması gerekmektedir.

              Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

              Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, fakat karpuz da tatlıdır ve bu da mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içer.Gökçek Diyet
              Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.

              Yorum yap


              • #8


                halil45 Nickli öğeden Alıntı Mesajı göster
                Ben ankara Keçiören den Halil şeker ve yüksek tansiyon nedeniyle ibrahim beyi aradım.Gökçek iksir ve diabet ve tansiyon çayı karşımı özel bir çay tavsiye etti.İksir ve çayı kullanmaya başladıktan 3 gün sonra kan şekerim normale döndü ve tansiyonum düştü.ibrahim beyi aradım bu iksir ve çayınız bu kadar güçlü ve etkilimi dedim.Evet o kadar etkili dedi ve kendisine teşekkür ettim sağolun beni ilaçlardan kurtardınız.
                Evet o kadar etkili ve genelikle kilolu alan kişilerin sadece görünen ense, boyun göbek ve kalca değil iç organlarıda yağlanır.Pankreas yağlanınca pankreas içindeki çok hassas beta hücreleri çok narin olduğundan yeterince insülin salğılıyamaz ve kan şekeri yükselir.Pankreastaki bu yağlanmayı Gökçek İksir eritir ve diabet çayıda pankreasın foksiyonlarını artırır. Yüksek tansiyonunda damarlardaki yağlanma nedeniyle damarların iç yüzeyi yağlanır ve damarlar daralır. Nasıl ki kireçli bir su borularının iç yüzeyinde birikir ve ve su geçmez hale gelirse damarlarda yağlanma nedeniyle daralı ve kan damarlara sığmadığından tansiyon yükselir.Gökçek İksir ve damarların iç yüzeyindeki yağları eritir ve böylece tansiyon normale döner.Peynir, sucuk, salam, sosis, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyeck ve içecekler vücutta yağlanmalara sebep olur.Doğru beslenmek çok önemlidir.

                Gurmar Forte, Karanfil Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Diyabet çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Barsak Mantar ve Bakterileri toksik maddeler üretir ve Karaciğer bu toksik maddeleri arıtmaz ise diğer organlara depolanır ve organlarda çeşitli rahatsızlıklar görülmeye başlar. Günümüzde Bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme mantarları çoğaltır ve vücudun asit-baz dengesini bozulur ve oluşan asitik ortamda mikroplar hızlı çoğalırlar. Artı her lokma en az 30 defa çiğnemeli, aksi halde çok yoğun cüruf oluşur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.

                Yorum yap


                • #9
                  Stres şeker hastalığı riskini arttırıyor
                  ANKARA (İHA) - ABD'de siyahi kadınlar üzerinde yürütülen bir araştırmada, stresin tip 2 şeker hastalığı gelişiminde anahtar rol oynayabileceği sonucuna ulaşıldı.

                  Çalışmanın bulguları Amerikan Psikosomatik Topluluğu'nun yıllık toplantısında tartışmaya sunuldu. Çalışma şeker hastalığı olmayan 62 sağlıklı siyahi kadının, kendileri için stres nedeni olan bazı olayları hatırlaması sağlanarak gerçekleştirildi. Bu sırada kadınların kanlarındaki şeker düzeyi ile stresle başa çıkma hormonu olan epinefrin düzeyi ölçümü yapıldı.

                  Stres nedeni olan olayı hatırladığında kan epinefrin düzeyi 25 pikogram/ml'nin üzeri olan ve bel çevresi kalınlığı yüksek olan kadınlarda, açlık kan şekeri düzeyinin daha yüksek olduğu bulgusuna ulaşıldı. Kan epinefrin düzeyi yüksek olan ve bel çevresi kalınlığı fazla olan kadınların, yapılan stres testi sonuçlarında da daha yüksek kan şeker düzeyine sahip oldukları gözlendi. Şeker hastalığının tanısı açlık kan şekeri düzeyinin 125 mg/dl'nin üzerinde olması ile konuluyor.

                  Yorum yap


                  • #10
                    İbrahim bey, Kayın validem her gün insülin kullanıyor.Bazı günler halsizlik had safhada.1 sene önce yüzü ve vücüdu dikkat çekecek şekilde şişti.Karın bölgesinde şişlik ve geğirmeleri mevcut .Özel hastahanede tetkiklerini yaptırdım böbrek vs. rahatsızlığı beklerken sadece şeker ve guatr problemi çıktı.Tatlı ve et vs. ilgili perhizlere pek uymuyor ve iştahıda ister istemez yerinde ş.hastalığı nedeniyle halsiz düşüyorum diyor,görmede de problemleri var ne tavsiye edersiniz.İyi çalışmalar.

                    Yorum yap


                    • #11
                      m cetiner Nickli öğeden Alıntı Mesajı göster
                      selam ibrahim bey verdiginiz gökcek iksir cilt doktorumunölünceye kadar seninle yasayacak dedigi sedef haslaligi benimle 7 yillik aradas ligini yüzde 95 bitirdi tesekkür ederim seker hastaligim tamamen yok oldu almanya frankfurt dan m cetiner
                      Diabet ve sedef gibi çok ağır hastalıktan kurtulduğunuza çok sevindim, fakat sizin 3 ay daha Gurmar Forte, Karanfil Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Diyabet çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Barsak Mantar ve Bakterileri toksik maddeler üretir ve Karaciğer bu toksik maddeleri arıtmaz ise diğer organlara depolanır ve organlarda çeşitli rahatsızlıklar görülmeye başlar. Günümüzde Bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme mantarları çoğaltır ve vücudun asit-baz dengesini bozulur ve oluşan asitik ortamda mikroplar hızlı çoğalırlar. Artı her lokma en az 30 defa çiğnemeli, aksi halde çok yoğun cüruf oluşur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.


                      Yorum yap


                      • #12
                        [SIZE=3]
                        muderris Nickli öğeden Alıntı Mesajı göster
                        Merhaba. Ben İbrahim Bey'i internetten hastalıklarıma bitkilerden tedavi ararken rastladım. Doğaltedavi.net'teki bütün videolarını seyrettim. Piyasada bir çok şarlatanın olduğu bitkilerle tedavi konusunda İbrahim bey'in bu konunun gerçek uzmanı olduğuna kanaat getirdim. Bende diyabet, kolesterol, trigliserid, fistül, aşırı yorgunluk, aşırı terleme ve şişmanlık gibi hastalıklar vardı. Bir buçuk ay önce gidip İksir, tonik, basur çayı ve diyabet çayı aldım. Bu ürünleri bitirince yine gidip aldım ve bir bıuçuk ay devam ettim. 9 senedir diyabet hastasıyım. Diyabet ilaçlarını kullandığımda çok kötü oluyordum, onun düzenli olarak bu ilaçları kullanmadım. Bu ürünleri kullandığımdan beri diyabetim oratalamada 40 puan aşağı indi. Devamlı ölçüm yapıyorum. Daha önce 210 civarında olan şekerim 178 civarında. Akşama doğru ise 145-150 sınırına iniyor. Tabii 2-3 ay İksir kullanınca bayağı bir düzelme olacağına inanıyorum. Aşırı yorgunluk halim tamamen değişti. Şİmdi sabahları çok dinç kalkıyorum. Genelde sabah 5 gibi kalkıyorum ve uyumuyorum. Akşam okuldan gelince de (Güngören'de bir okulda öğretmenim) kendimi zinde hissediyorum. Eskiden adeta dökülür gibi olurdum. Aşırı terlemem tamamen geçti, elhamdülillah. Eskiden kış mevsiminde bile ter boşanırdı benden. Bu arada ilk bir ayda 4 kilo verdim. Peyniri, siyah çayı, beyaz ekmeği ve tatlıyı kestim. Tabii biraz tatlı ve çok az hamur işi yediğim oldu. Kendimi pek zorlamadan bu 4 kiloyu verdim. İksir ve toniğin vücudumu adeta tamir ettiğini, yağları ve fazlalıkları (cürufu) erittiğini gün be gün hissettim. Fistül problemi yaklaşık 10 senedir beni rahatsız ediyor. Ameliyat olmayı düşünüyordum. Ancak ameliyat olanların internetteki görüşlerini okudum; bazılarının yeniden ameliyat olması gerekiyormuş. Problemleri geçmemiş. Benim problemim şu anda yüzde 98 geçti. İltihaplı ve kanlı akıntılar tamamen kesildi hamdolsun. Şimdi bir tahlil yaptırıp yağ değerlerini de alınca yine bu siteye yazacağım. Öğretmen arkadaşlarıma, tanıdıklarıma ve akrabalarıma bu Mucize İksir ve toniğin, bitkilerle tedavinin olağanüstü faydalarını anlatıyorum. Alıp kullananlar faydalarını görüyorlar. Mide, bağırsak, tümör problemi olanlar faydasını görmeye başladılar. İbrahim Bey'e çok çok teşekkür ediyor, bütün hastalara acil şifalar diliyorum.
                        Allah sağlık sıhhat versin çok güzel gelişmeler 6 hafta da: yorğunluk, diabet, fistül, terleme, şişmanlık, kolesterol, lipid gibi bir çok problemde kısmen veya tamamen iyileşme olması mükemmel bir gelişme, fakat sizn 3 ay daha Gurmar Forte, Karanfil Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Diyabet çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Barsak Mantar ve Bakterileri toksik maddeler üretir ve Karaciğer bu toksik maddeleri arıtmaz ise diğer organlara depolanır ve organlarda çeşitli rahatsızlıklar görülmeye başlar. Günümüzde Bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme mantarları çoğaltır ve vücudun asit-baz dengesini bozulur ve oluşan asitik ortamda mikroplar hızlı çoğalırlar. Artı her lokma en az 30 defa çiğnemeli, aksi halde çok yoğun cüruf oluşur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.



                        Yorum yap


                        • #13
                          ibrahim bey 7 yaşında yiğenime tip 1 diyabet teşhisi kondu, iksirinizden oda kullanabilirmi, insilüne başladılar, çok sıkıntılı bi dönemdeyizz bizee yardımcı olursanız seviniriz

                          Yorum yap


                          • #14
                            meldabayka Nickli öğeden Alıntı
                            ibrahim bey 7 yaşında yiğenime tip 1 diyabet teşhisi kondu, iksirinizden oda kullanabilirmi, insilüne başladılar, çok sıkıntılı bi dönemdeyizz bizee yardımcı olursanız seviniriz
                            Gurmar Forte, Karanfil Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Diyabet çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Barsak Mantar ve Bakterileri toksik maddeler üretir ve Karaciğer bu toksik maddeleri arıtmaz ise diğer organlara depolanır ve organlarda çeşitli rahatsızlıklar görülmeye başlar. Günümüzde Bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme mantarları çoğaltır ve vücudun asit-baz dengesini bozulur ve oluşan asitik ortamda mikroplar hızlı çoğalırlar. Artı her lokma en az 30 defa çiğnemeli, aksi halde çok yoğun cüruf oluşur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.



                            Yorum yap


                            • #15
                              Şeker hastalığının özellikle bazı biçimlerinde ketoz (kanda keton cisimcikleri nin oluşması) eğilimi vardır. Keton cisimciklerinin yoğunluğu yükseldiğinde asidoz (kanda asittik düzeyinin yükselmesi) ve organik sıvıların asit-baz den*gesi ile su-mineral dengesinde değişiklikler ortaya çıkar, idrarda aseton çık ması ve kandaki keton cisimciklerinin düzeyinin yükselmesi şeker hastalığının tedaviye yanıt vermediğini gösterir; koma Öncesi evreye ilk adımı oluşturur ve şeker komasıyla sonlanabiîir.
                              Bu durum, insüline bağımlı olan ya da tedavi görmeyen bazı tablolarda kendi liğinden oluşabilirse de, yalnızca kan şekerinin yüksek olduğu ve idrarda şe ker bulunan şeker hastalığından asidoz tablosuna geçiş ateşli hastalıklar, cerra hi girişimler, travma gibi bazı özel durumlardan kaynaklanabilir. Bazı temel biyokimyasal veriler elde edilmiş olmasına karşın ketoasidozun (kanda keton cisimciklerinin ve asitliğin artması) kökeni tümüyle aydınlatılamıştir.
                              eker hastalığında metabolizmada İM patolojik süreç gerçekleşir: Keton cisim lerinin üretimi artar ve yeterince metabolize edilemez. Vücut asidoz geliştikten sonra ketoasitleri nötrleştirmeye ve bunları vücuttan idrar ve solunum yoluyla atmaya çalışır. Bu nedenle idrar ve soluk aseton ko kar. Asidoz şiddetlendiğinde vücut solunumla kandaki fazla asiti atmaya çalı şacağı için solunum sayısı artar.
                              Asidoz uzun süre rahatsızlık vermeyebilirse de, kanda keton cisimlerinin biri kimi arttığında nötrleştirme mekanizması yetersiz kalır; koma öncesi durum ve koma gelişir. Bu durumu hızlandıran etkenler kusmaya ve alman sıvının azalmasına bağlı sıvı kaybı, idrarla ketoasitleri atabilmek için ketoasitlere bağ lanan bazların (sodyum) kaybı, böbreğin işlevindeki değişikliklere bağlı ola rak tuz emiliminin azalması, idrar miktarının ileri derecede azalması ve kan azotunun artmasıdır. Bu durum tedavi edilmezse ölüme yol açar; tedavide has taya alkali (sodyum bikarbonat), bol sıvı ve şekerle birlikle uygun dozda insü-lin verilir.
                              Şeker hastalığı asidozunda belirtiler keton cisimlerinin doğrudan zehirleyici etkisi ile organ ve dokulann işlevlerindeki değişikliklere bağlı olarak ortaya Çıkan zehirlenmeden kaynaklanır. Başlangıçta görülen belirtiler halsizlik, kas larda ağn, iştahsızlık, bulantı ve zihinsel uyuşukluktur. Daha sonra uyuklama, baş ağrısı, hareketlerde huzursuzluk, oligüri (idrar miktarının azalması) ve Özellikle solukta duyulan güçlü aseton kokusu, dinlenirken bile hızlı ve derin solunum görülür.
                              Beslenme düzeni değişmese bile asidoz ve bununla birlikte çıkan ketonun (id rarda keton cisimciklerinin çıkması) biraz dalgalanabilir; kendiliğinden ya da hatalı beslenme, heyecan, aşırı yorgunluklar, enfeksiyon hastalıkları ve cerrahi girişimler sonucunda hızla ağıriaşabilir. Tedavi uygulanmazsa gebelikle belir tiler hızla ağırlaşır ve koma durumu görülür. Uyuşulduk uyuklamaya dönüşür, tansiyon ve vücut ısısının düşmesiyle kalp, dolaşım ve sinir sistemi daha az çalışmaya başlar; solunum derinleşir ve güçleşir, uzun soluk almayı kısa aralar ve kısa soluk vermeyi daha uzun bir ara izler (Kussmaul tipi solunum). Hasta soluk ve yorgundur, nabız hızlı, yumuşak ve sıklıkla düzensizdir. Giderek bi linç bulanır, solunumun yavaşlaması ve vücut ısısının azalması ölümle sonuç lanır. Ölümden önce kimi zaman vücut ısısı yükselir.
                              Bir zamanlar çok kötü gidişli olan ve ölümün yazgı olarak kabul edildiği şeker hastalığı komasının gidişi insülinin tedavide kullanılmasından sonra tümüyle değişmiştir. Zaman geçirmeden tedaviye başlanırsa, insülin komanın ortadan kalkmasını sağlayabilir.

                              GİDİŞİ VE KLİNİK BİÇİMLER

                              Şeker hastalığının gidişi hastalığın ağır lığı ve süresi açısından çok değişken dir; sinsi başlayan ve zamanında fark edilmeyen hastalığın kesin olarak sap tanması güçtür. Tedavide insülınin kul*lanılması metabolizmadaki bozuklukla rı belirgin ölçüde iyileştirmiş, asidoz (kanda asitlik düzeyinin yükselmesi) tehlikesini azaltmış, böylece yaşam süresini önemli ölçüde uzatmıştır.
                              Gidişin özellikleri farklı etkenlerle bağlantılıdır; bunların çoğu bilinme mektedir ve yapısal olduğu düşünül mektedir. Bilinen etkenler ya da hasta lığın ortaya çıkışına göre çeşitli tipler belirlenmiştir; genç tipi şeker, erişkin tipi şeksi, basit şeker, gizli şeker gibi. Bu sınıflandırma yalnız klinikte genç ti pi ve erişkin tipi arasıdaki farkın ve şe ker hastalığının düzeylerinin belirlen mesi açısından önem taşır.

                              • Genç tipi şeker hastalığı – Ani başlar ve hızla ilerler; halsizlik, polidipsi (aşın su içme), polifaji (aşın iştah) ve poliun (idrar miktarında artma), yüksek düzey de glikozüri (idrarda şeker), negatif azot dengesi, düşük tansiyon, gitgide zayıfla ma, cinsel güçte azalma, iş kapasitesinde düşme, ağızda aseton kokusu ve ketonüri (idrarda keton cisimciklerinin çıkma sı) görülür; hastada asidoz eğiliminin ya nı sıra seker koması tehlikesi de vardır.
                              Bu belirtiler süreklidir ve hastanın genel durumunun gün geçtikçe kötüleş mesine neden olur; bu gidişi yalnız in sülin tedavisi durdurabilir. Tabloya sık lıkla akciğer veremi eklenebilir ve ge nel durum daha da bozulur.
                              Bunlara karşın genç tipi şeker hasta lığı zaman zaman iyi gidişli de olabilir. Bu olgularda enerji ve kilo kaybı yok tur; hasta uygun perhiz ve başta insülin olmak üzere ilaç tedavisiyle iyileşebilir.

                              • Erişkin tipi şeker hastalığı – Başlan gıcı çok sinsidir; tipik belirtiler çok geç ortaya çıkabilir.
                              Poliüri ve polidipsi uzun süre hafif derecede olabilir; genellikle şişmanlarda kilo kaybı fark edilmeyebilir. Bunun gi bi, güç kaybı ve iş direncinde azalma da herhangi bir yalanmaya yol açmayabilir. Yaşlılarda cinsel güç ve libidonun azal ması, yaşlılık öncesindeki genel düşkün lüğün ilk belirtilerine benzeyebilir.
                              Bu tabloyla birlikte, ateroskleroz (”damar sertliği) ve yüksek tansiyon gibi damar hastalıkları ile ürisemi (kanda ürik asit artışı), gut ve eklem lezyonları gibi metabolizma bozuklukları da görü lebilir. Sıklıkla orta yaş ve üstünde gö rülen bu rahatsızlıklar genellikle şeker hastalığım maskeler. Pek çok hastada şeker hastalığı başka bir amaçla yapılan idrar tahlilinde glikozüri saptandığında ortaya çıkmıştır.
                              Hastalığın gidişi genellikle ılımlıdır; ketonüri (idrarda keton cisimciklerinin çıkması) hiç görülmez ya da ender ola rak çok geç evrede görülür. Kandaki şe ker düzeyi genç tipi şeker hastalığına oranla çok yükselebilir. Kilo kaybı çok yavaştır, hastalık zaman zaman durak lar. Erişkin tipte hastalığın gidişi, ender de olsa, bir anda değişebilir; kimi za man da ilk günden başlayarak asidoz hızla ilerleyerek komaya doğru gider. Sıklıkla başparmakta kangren görülebi lir. Ikİ tip şeker hastalığı arasındaki sa bit sınırlar yoktur, hastalığın birçok ara biçimi vardır.
                              Şeker hastalığıyla birlikte görülen hastalıklar ve komplikasyonlann çok çe şitli olması karmaşık klinik tabloların ortaya çıkmasına yol açar. Örneğin, şe ker hastalığının kendine özgü belirtileri ne kalp-damar (yüksek tansiyon), böb rek, karaciğer, mide-bağırsak ya da sinir sistemi hastalıklarının belirtileri eklene bilir. Şeker hastalarında ortaya çıkan en feksiyon hastalıkları da daha ağır gidişli olduğundan ve asidozun ortaya çıkması nı kolaylaştırdığından tehlikeli durumlar yaratabilir. Şeker hastalığının gidişi, uy gulanan tedaviden ve hastanın beslen mesinden büyük ölçüde etkilenir.

                              İNCELEMELER

                              Kandaki şeker düzeyinin saptanması şeker hastalığının olup olmadığının be lirlenmesi açısından en hızlı ve güveni lir yöntemdir.
                              Poliüri (idrar miktarında artma), po lidipsi (aşın su içme), halsizlik ve kilo kaybıyla ortaya çıkan bir klinik tablo karşısında yalnızca kandaki şeker düzeyinin saptanması hekimin tam koyması nı sağlar.
                              Yakınmaların, belirti ve bulguların belirsiz olduğu hatta bulunmadığı olgu larda ise, yalnızca kandaki şeker düze yinin saptanması yeterli değildir ve baş ka incelemeler gereklidir.
                              Günümüzde gerek şeker hastalığı nın tanısı, gerek insülinle ya da kan şe kerini düşürücü ilaçlarla tedavi gören şeker hastalarında kan şekeri dengesi nin değerlendirilebilmesi için çeşitli in celemeler yapılabilir.
                              Bu incelemeler iki ana gruba ayrılır.Statik Testler
                              • Kan şekeri – Kan şekerinin saptan ması için toplardamardan; parmak ucu ya da kulakmemesindeki kılcal damar lardan kan alınır. Kılcal damardan kan alma daha az miktarda kan kullanılma sını ve daha hızlı bir değerlendirme sağlar; kılcal damar kanındaki şeker dü zeyi, toplardamar kanındakine oranla biraz yüksek (bazal koşullarda yüzde 3-4 mg, şeker yükleme testinde yüzde 30-40 mg), plazmada saptanan kan şeke rinden biraz düşüktür.
                              Şeker hastalarında, sağlıklı bireyler den farklı olarak gün boyunca kan şeke rinde dalgalanmalar olabilir; en uygun tedaviyi saptamak için kan şeker düze yinin dikkatle kontrol edilmesi gerekir.
                              • Glikozüri (idrarda şeker) – Normal olarak böbrekteki kılcal damar yumak larında (glomerül) süzülen glikoz, boru-cuklardan hemen tümüyle geri emilir. 24 saatlik idrarda 30-40 mg kadar şeker bulunabilir.
                              Kan şekeri yüzde 180 mg’yi aştığın da idrarda şeker çıkar; bununla birlikte, bu değerin bireyden bireye değişebile ceği göz önüne alınmalıdır. Bu nedenle, kan şekeri yüzde 180 mg’nin altında ol*duğunda da idrarda şeker bulunabilir ya da yaşlılarda olduğu gibi, kan şekerinin yüksek olmasına karşın idrarda şeker bulunmayabilir.
                              • Ketonüri (idrarda keton cisimcikle rinin çıkması) – Normal olarak keton cisimleri (asetasetik asit, betahidroksi-bütirik asit ve aseton) idrarda bulunn-maz. Yağ yıkımının arttığı durumlarda (uzun süren açlık ya da insülin yetmez liği) idrarda görülür.
                              Piyasada, kan şekeri, glikozun ve ketonürinin hızla saptanması için, evde kolayca kullanılabilen şeritler satılmak tadır.
                              • İnsülinemi (kan insülin düzeyi) -Kimilerine göre, kandaki insülin düze yinin saptanması, şeker hastalığının ta nısı açısından bir önem taşımaz. Genç tipi şeker hastalığında kan insülin düze yi çok düşük, oysa erişkin tipinde nor mal hatta yüksektir. Sağlıklı bireylerde de gerek bazal koşullarda, gerek şeker yüklemesinden sonra, insülin düzeyinde şeker hastalarmdaki değişikliklere ben zeyen dalgalanmalar saptanmıştır. Gli koz dayanıklılığı azalan kişiler şeker hastalığına daha fazla eğilim gösterir.
                              • Peptit-C – İnsülin vücutta proinsülin olarak yapılır; bu molekül daha sonra insülin ve peptit-C’ye ayrılır. Her ikisi de aynı miktarda salınır, yarı ömürleri benzerdir (insülininki biraz daha uzun dur); buna karşılık, insülinin büyük bö lümü karaciğerde tutulurken, peptit-C idrarla tümüyle atılır. Bu nedenle bu molekülün saptanmasıyla pankreasın beta hücrelerinin salgı gücü kesin ola rak değerlendirilebilir. Yalnızca insülin miktarının belirlenmesi kanda insülin karşıtı antikorların bulunduğu durum larda yanlış değerler vereceğinden, pep-tit-C’nin de belirlenmesi daha Önce in sülin tedavisi görenlerde çok önemlidir.
                              • Glikoziti hemoglobinler – Glikozlu hemoglobin terimi normal insan he moglobininin glisit köklerine bağlanan fraksiyonlarını belirtir. Klinik açıdan bu fraksiyonların en önemlisi, sağlıklı bi reylerde hemoglobinin yaklaşık yüzde 4′ünü oluşturan ve şeker hastalarında 3-4 kat artabilen HbAlc’dır. Glikozlu he moglobin, kandaki şeker düzeyinin gös tergesi olarak kabul edilir; özellikle son araştırmalar bu bileşiğin, testten Önceki son 3-4 haftalık kan şekeri düzeyini yansıtabildiğim göstermektedir.
                              Kandaki glıKoz düzeyi ve glikozü-riyle (idrarda şeker) birlikte HbAlc dü zeyi, şeker hastalarının uzun süreli kontrolünde yararlıdır. Kan şeker düze yi normale düşürülemeyen şeker hasta larında yüksek glikozlu hemoglobin de ğeri, kan şekerini düşürücü tedaviden sonra azalmaktadır.
                              Şeker hastalığının erken tanısında ağızdan yapılan şeker yükleme testiyle birlikte glikozlu hemoglobinin de kulla nılması önerilmiştir. Bazı çevrelere gö re, bu yöntem yükleme testinin sahte pozitif çıktığı durumlarda (örneğin, hi-perürisemi (kanda ürik asit miktarının artması) alkolizm, kurşun zehirlenmesi, aspirin kullananlar ve patolojik hemog lobinlerin varlığında) yararlıdır.

                              Dinamik Testler

                              • Ağızdan şeker yükleme – Ağızdan şeker yükleme testi kandaki şeker düze yi normal olmayan, buna karşılık klinik belirti vermeyen ya da çok az verenler-; de şeker hastalığı ya da glikoza da\; nıksızlık tanısı koymak için çok kullanı lır. Son zamanlarda, kısa zamanda yük sek miktarda şeker alımının normal bes lenmeyi yansıtmadığı için, bu testin fiz yolojik bir uyan sağlamadığı ileri sürülmüştür. Ağızdan verilen glikoz bağır saklarda hızla emilir; kullanılmayan gli koz kandaki şeker düzeyim artırır ve bu na bağlı olarak insülin salgısını uyarır.
                              Testin standart uygulama yöntemine göre erişkinlerde, 250-300 cc suda er-tilmiş 75 gr glikoz 5-10 dakikada verilir.
                              Çocuklarda doz vücut ağırlığının her kg’si için 1,75 mg’dir; gebelerde ise 100 mg ile yükleme önerilir.
                              Ağızdan şeker yükleme, sağlık: dinlenmiş bireylerde en az 10 saatlik açlık döneminden sonra uygulanmalı dır; bu süre 16 saati geçmemelidir ve kişi birgün önce en az 150 gr karbon hidrat almış olmalıdır. Değerlendirme için glikoz alımından hemen önce, he men sonra ve ardından iki saat içinde her yarım saatte bir toplardamardan kaz alınır.
                              Testten önce ve test sırasında sig£ içilmesi ve ilaç alınması sonuçlan belii gin ölçüde değiştirebilir; glikoz daya nıklıhğı azalır. Kandaki şeker düzej 50 yaşından sonra her 10 yılda yaklaşı 10 mg artar.
                              Testin gebelik sırasında uygulanma sı önem taşır; şeker hastalannda düşük, ölü doğum, dölütte yapı bozukluğu gibi tehlikelerin sağlıklı kadınlara oranla da ha yüksek olduğu bilinmektedir. İdrarında şeker çıkan ya da eski gebeliği sı rasında kendiliğinden düşük yapmış ya da dölütte yapı bozuklukları saptanmış gebelerde test yapılmalıdır.
                              Ağızdan şeker yükleme testi sırasın da, sağlıklı bireylerde ve şeker hastası olmayan şişmanlarda insülirı salgılan ması hızla yükselir. Genç tipi şeker haf talığı olanlarda yanıt yoktur; oysa eri) kin tipi şeker hastalığında insülin salgı lanmasında gecikme olur.

                              • Toplardamar yoluyla şeker yükle me – Toplardamar yoluyla şeker yükle meye, öncekine oranla daha ender baş vurulur. Ağızdan şeker yükleme testin de bulantı ya da kusma görülebilecek kişilerde, midesi alınmış ya da mide-bağırsak hastalığı olanlarda bu yöntem uygulanır.
                              Şeker damardan verildiğinde mide ve bağırsaklardaki emilimden, mide-bağırsak enzimlerinden ya da vagus si niriyle ilgili etkenlerden etkilenmez. Hasta ağızdan yükleme testinde ol duğu gibi hazırlanır. Test, üç dakika içinde, toplardamara enjeksiyonla yüz de 33′lük eriyikten kilo başına 0,5 gr verilmesine dayanır. Sağlıklı bireyde bunun ardından kan şekeri hemen yükselir, hızla insülin sal*gılanır. Şeker enjeksiyonundan sonra 3, 10, 20, 30,40,50 ve 60. dakikalarda damardan kan alınarak incelenir. Tolbutamit testi – Tolbutamit ilk keşfedilen sülfanilürelerdendir; pankre asın beta hücrelerindeki insülin salgı lanmasını uyarır ve buna bağlı olarak kan şekerinin azalmasını sağlar. Bu test, pankreastaki insülin deposunu değerlen dirmek amacıyla kullanılır. Testin uy gulanması İçin damar içine yaklaşık 3 dakikada 1 gr tolbutamit enjekte edilir. Kan şekeri ve insülininin saptanması için 3, 5, 20, 30 ve 60. dakikalarda kan alınır. Normal olarak kan şekeri 20. da kikada, 30. dakikadaki kan şekerinden bağımsız olarak bazal değere oranla yüzde 80 azalır; bazal kan şekerine oranla 20. dakikada yüzde 80′den, 30 dakikada yüzde 77′den fazla olursa şe ker hastalığı tanısı konabilir. Sağlıklı bireylerde, kandaki insülin düzeyi 3-5 dakikalar arasında en yüksek değerde dir; daha sonra 20 dakika içinde bazal değerlere kadar düşer.

                              KOMPLİKASYONLAR

                              Şeker hastalığının akut komplikasyonlarından en tehlikeli olanlar asidoz (kanda asitlik düzeyinin yükselmesi) ve şeker komasıdır. Şeker hastalığı sı rasında sıklıkla ortaya çıkan bir akut komplikasyon da, vücudun mikroplara karşı savunmasındaki zayıflamaya bağ lı enfeksiyonlardır. Çıbanlar, apseler, bronkopnömoni (bronş-akciğer iltiha bı), sepsis (mikrobun kana karışması) ya da verem görülebilir. Vücudun tepki verme yeteneği azalsa da, enfeksiyon uygun ilaçlarla kontrol altına alınabilir; enfeksiyon sırasında vücuttaki insüli-nin etkisine direnç oluştuğundan, o za mana değin tedaviyle çok iyi kontrol edilen şeker hastalığının gidişi bozulabilir ve daha farklı bir tedavi gerekebi*lir.
                              Kronik kmoplikasyonlann başmda kan damarlarının ilerleyici bozukluğu (diyabetik anjiyopati) gelir. Daha çok küçük damarlarda, yani arteriyol ve kıl cal damarlarda özellikle ağîabaka, böb rek, kalp, beyin ve bacaklarda ayrıca si nirlerde görülür. Şeker hastalığında be lirtilerin ciddiyetiyle damar lezyonlan arasında her zaman doğrudan bir ilişki olmadığından, anjiyopati günümüzde de önemli bir sorundur. Şeker hastalığında metabolizmada ortaya çıkan değişiklik ler ile şeker anjiyopatisi arasında bir ne den ve etki ilişkisi olduğu kesin olarak belirlenmemiştir. Bu iki tablodan birinin ötekinin ortaya çıkmasına neden olabi leceği ya da her iki tabloda da kalıtımın rol oynadığı ve bunların tek bir nedenin bir birinden bağımsız sonuçları olduğu nu ileri süren görüşler de vardır. Gözde ağtabakada (retina) ortaya çı kan retinopati bazı olgularda körlüğe varabilen ilerleyici görme bozuklukları na yol açabilen ciddi bir komplikasyondur. Şeker hastalığı retinopatisinin ta nınması ve gidişinin belirlenmesi için gözdibi muayenesi çok önemlidir. Böbrek damarlarının şeker hastalığı na bağlı olarak bozulması Kimmelstiel-Wilson sendromu olarak adlandırılır. Özellikle böbrekteki kılcal damar yu maklan (glomerül) uzun bir süreç bo yunca biçimini kaybederek hiyalin ya pısında küçük kitlelere dönüşür; bu kit leler kılcal damarların arasında birike rek, kılcal damarların ve böbreğin süz*me işlevini bozar. Kılcal damar yumak larının (glomerül) geçirgenliği aşın de recede arttığından bu madde damardan dışarı çıkar. Kimmelstiel-Wilson send-romunun ilk belirtisi idrarda albüminin çıkmasıdır. Hastalık ilerlerse böbrek yetmezliği ve vücutta ödem oluşmasına neden olan nefrotik sendrom ortaya çı kabilir.Koroner damarlar bozulursa damarlarının çapı azalır; bu da kalp kasının (rniyokart) yeterince beslenmemesine ne den olacağından şeker hastalarında miyokart enfarktüsü sık görülür.
                              Aynı durum beyin damarlan için de söz konusudur; bunun sonucunda trom-boz (pıhtıyla tıkanma) ve beyin kana maları görülebilir. Bacaklarda daha sık olmak üzere, kol ve bacakları besleyen damarlarda da aynı süreç geçerlidir. Bu durumda kol ya da bacakların uçlarında beslenme bozukluğu, ardından kangren gelişebilir; sinirleri besleyen damarlar da bozulursa miyelit (omurilik iltihabı), nevrit (sinir iltihabı) ya da beyinde be lirli bir bölgeyle sınırlı ya da yaygın bo zukluklar oluşabilir. Bu bozuklukların ortaya çıkmasında, doğrudan şeker hastalığındaki metabolizma değişiklikleri ne bağlı bir sinir dokusu hastalığı da rol oynayabilir.

                              TEDAVİ

                              Tedavi, hastalığın tipine göre değişir; genç tipi şeker hastalığın da başlıca ilaç insülindir. Pankreas insülin yapmadığın dan vücudun gereksinimi olan insülin dışardan ilaç olarak verilir. Burada önemli bir noktayı aydınlatmak gerekir. Sağlıklı bir insan da pankreastan salgıla nan insülin, alınan şeker miktan ile orantılıdır. Dolayısıyla az ya da çok şe ker yemenin herhangi bir tehlikesi yok tur. Oysa şeker hastaları için durum böyle değildir. Şeker hastası her gün be lirli miktarda insülin alır; bu da ancak kesin olarak belirli bir miktardaki şekeri metabolize eder. Bu nedenle alınan be sin miktan ile dışardan verilen İnsülin arasında kesin bir orantı olmalıdır.
                              Genellikle, şeker hastalan çok ye memeli, tatlılardan ve zararlı olabilecek yiyeceklerden uzak durmalıdır. Öte yandan gerekenden daha az yemeleri de sakıncalıdır. İnsülin alan kişi az miktar da şeker yerse, insülin kandaki seke düzeyini tehlikeli olacak ölçüde düşüre-J rek hipoglisemi (kan şekerinde düşmen krizlerinin ortaya çıkmasına neden olur;} soğuk terleme, titreme ve bilinç bula-j nıklığıyla başlayan bu tablo hipoglıse-j mi komasıyla sonlanabiîir. Şeker hasta-J lan sağlıklarını korumak için, insülaj almanın yanı sıra beslenmelerine dikkat etmek zorundadır.
                              Erişkin tipi şeker hastalığı genelliklle insülinle tedavi edilmez ya da insülinin yanında başka ilaçlar da kullanılır. Erişkin tipi şeker hastalığının temelinde insülin eksikliği değil, insülinin etüj mekanizmasının engellenmesi yatar. Bu tip hastalarda tedavi perhize dayaıurJ Genellikle yalnızca beslenmeyi düzen leyerek, başka bir tedavi gerekmede*: hastalık belirtilerinin ortadan kalkması sağlanabilir. Bu önlem yeterli olmazsa, ağızdan alınan ve kan şekerini düşürü cü ilaçlar da kullanılır. Tedavinin genellikle yaşam boyu sürmesi gerekti-] ğinden bu ilaçların ağızdan alınmaaj önemli bir avantajdır. İnsülin ise protein plduğundan, sindirim sırasında! yapısı bozulur. Bu nedenle ağızdan alınmamalı, iğne ile verilmelidir. Kan şekerini düşürücü ilaçlar başlıca iki grupta toplanabilir: tolbutamit, klorpropamit, glibenklamit git* sülfamitler ve biguanitler. Bu iki gru bun etki mekanizmaları farklıdır.Kan şekerini dü şüren sülfamitlerle tedavinin ilk yılla rında, ilaçların pankreas üzerindeki uyarılarının pankreas dokusunun tüken mesine yol açacağından korkuluyordu; bilimsel araştırmalar böyle bir sonucun ortaya çıkmadığını gösterdi. Biguanitler ise pankreası değil, doğrudan dokular: etkileyerek şeker kullanımını artırır.
                              Erişkin tipi şeker hastalığında perhi zin yanı sıra ilaçların kullanılması ve gerekirse insülin verilmesi her zaman hastada belirtilerin ortadan kalkmasını sağlar.
                              Şeker hastalığı ilaçları ve perhize ilişkin daha ayrıntılı bilgi için, “Tedavi Önerileri” cildindeki “Şeker Hastalığı ilaçları” ve “Şeker Hastalığında Perhiz bölümlerine başvurulabilir

                              Yorum yap

                              Hazırlanıyor...
                              X