Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Epifiz Bezesi; Ruh ve Beden Arasında Bir Köprü Epifiz

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Epifiz Bezesi; Ruh ve Beden Arasında Bir Köprü Epifiz

    Dmt ruh molekülü

    Arkadaşlar aşağıya alıntı olan çok uzun bir yazı ekliyorum.
    Baştan söyleyeyim böylesine uzun bir yazıyı okumak için konuya ilgili olmaklazım. Bence Öncelikle MEMORY adlı filmi izleyin. Eğer birazcık metafizikkonulara ilginiz varsa bunun da ilginiziçekeceğinden eminim.



    RUH MOLEKÜLÜ

    Yönetmen: Mitch Schultz

    Yazar: Rick Strassman (book), Mitch Schultz

    Oyuncular: Joe Rogan, Ralph Abraham and Joel Bakst

    Süre: 75 dk

    Spirit Molekül dimethyltryptamine (DMT), inceler, insan ve bitki ve hayvantürlerinin çok sayıda var olan bir endojen psikoaktif bileşik.

    Dr Rick Strassman’ın araştırma ve sıkıntılarıyla beraber insan DMT’si hakkındaakıl almaz birçok denemeleri hükümet tarafından onaylanmıştır.

    İki geleneksel olarak karşıt kavramları, bilim ve maneviyat objektifinden DMT’setkilerini daha yakından incelemesi, Spirit Molekül üstün sinirbilim, kuantumfiziği ve insan maneviyat arasındaki bağlantıları araştırıyor.

    Strassman araştırma ve öncesinde, sırasında insan denekler deneyimleri ve yoğunklinik çalışmalar sonrasında, birçok ilginç soruları akla getiriyor. Uzmanlarçeşitli kendi alanlarında DMT ile kendilerine özgü düşünce ve deneyimlerini sesgetirdi.

    TÜRKÇE ALT YAZlSl

    Bu şehri çok uzak mesafede gördüm, koyu yeşil renkteydi. Üstünde titreşenışıklar ve bulutlar vardı. Son derece hızlı hareket ettiği için, tanımlanmasıçok güç olan muhteşem geometrik şekillerin yavaşlamasının ardından uzaklardakibu şehri gördüm. Ben bu manzarayı izlerken bir ışık topu tam da gözleriminönünden “Bu da neydi” dedirtircesine, geçip gitti. Bu kadar yakın olmasıdışında korkmadım. Etrafıma bakınmaya başladım ve sanki bu yerin içindeydim.“Neden burdayım” derken hemen sağımda, kocaman bir burnu ve yeşil cildi olankadını gördüm. Bir düğme çeviriyordu, fark ettim ki uzaktaki şehrin ışıklarınıngücünü artırıp azaltıyordu. Ona baktığımı farkedince

    “Başka ne istiyorsun”dedi

    “Başka neyin var” dedim.

    RUH MOLEKÜLÜ

    İşte DMT’nin ya da dimethyltryptamine’nin hikâyesi.

    İnsan bilinci üzerinde çok etkili, doğada bulunan basit bir bileşik.

    Yaptığı şeylerin yanısıra DMT hakkında beni herzaman etkileyen şeylerden birisiçok basit bir molekül olmasıdır.

    DMT, N- N-Dimethyltryptamine’ni simgelemektedir. Eğer DMT’nin halka yapısınabakarsanız, bağlama yapabileceğiniz sadece pozisyon göreceksiniz. Bu sonaekleyebileceğiniz diethyl, dipropyl ve başka birkaç karbon değişimi var. Bunlarda size aktif bileşikleri verir ama DMT’den farklıdırlar. Biosentetik olaraktriptofandan aşama farklıdır. Triptofandan küçük enzimatik farklılık.Tryptophan bir amino asittir ve her yerde bulunmaktadır. Tüm organizmalardatryptophan bulunmaktadır ve bütün organizmalar DMT sentezine yol açan ikianahtar enzime sahiptirler. Ve bunlar çok eski enzimlerdir, her yerdedirler veesas metabolizmanın önemli bir parçasıdırlar. Yani teorik olarak, herhangi birşey DMT’yi sentezleyebilir. DMT, şaşırtıcı bir şekilde doğadaki bitki vehayvanlarda çokça görülmektedir. Fakat şu ana dek kimse bunun nedenini ya daişlevini bulamadı.

    64 milyar dolarlık bir soru bu.

    DMT’nin insan vücudundaki, bitkilerdeki ve tüm memelilerdeki işlevi nedir?

    İnsandaki rolü nedir?

    30-40 yıl önceki geleneksel akla göre DMT lerin gerçek bir işlevi yoktu vesadece fizyolojik gürültüydüler. Bu son derece naif bir anlayış. Bugün artıkbiliyoruz ki bu ikincil bileşimler bir anlamda bitkilerin dili gibiler. Bunlar“taşıyıcı” moleküller. Bitkiler doğadaki diğer organizmalarla olanbağlantılarını bunlarla sağlamaktadır. Peki insanın sinir siteminin bunudeneyimlemek için bununla donanmış olmasının işlevi nedir? Burada fark edilmesigereken çok önemli birşey olmalı. Bunun doğada kazara oluşan bir şey olduğunusanmıyorum. Gerçek bir işlevi var, bu bitkilerle birlikte evrimleştik. Bununbir amacı, anlamı olmalı. Bu amaç DMT’nin ortak moleküler dil olabileceğigörüşüne çok uygun.. Bu gezegendeki ve hatta diğer gezegenlerdeki canlılararasındaki rezonans dili.

    “Bilinç nedir?” sorusuna yanıt bulmak için bundan daha güçlü bir araç düşünemiyorum.Bunlar, yaşamın tüm noktalarındaki farkındalığı artırmak ve bu farkındalığıinsanların, toplulukların, ailelerin ve tüm toplumun ıslahı doğrultusundakullanmak için harika şeyler. İşin güzel yanı şu ki, bunun artık gizlitutulamayacak kadar ilginç olduğunu fark eden gittikçe artan sayıdaentellektüel, bilim adamı, sanatçı ve yapımcı var. Bu arada, engizisyon çokuzun zaman önceydi, rasyonalizmin doğuşu da uzun zaman önceydi. Bu noktada buengellere takılıp kalmak sadece kötü bir alışkanlık göstergesidir. Gelenekselolarak karşı çıkılan iki anlayış olan bilim ve ruhaniyet yardımıyla, kültüreldialog içindeki zihin açıcıları yeniden gün yüzüne çıkarıyoruz.

    DMT, yani sprit molekülü, bir bilmece, paradoks.

    SPİRİT-RUH İÇ DÜNYADlR, MOLEKÜL İSE DlŞ DÜNYA.

    Yani psikedelikler[1] bizi bilimden ruha taşıyan uyarıcılardır. Beyninortasında küçük bir organ olan pineal gland’in içindeydim. Bu bölge, pek çokezoterik fizyolojik otorite tarafından ilgi ve önem arzetmiştir. DMT’ninkaynağının pineal gland olması çok da çılgınca bir fikir gibi gelmemişti. Bu dapinealin, doğal olarak oluşan mistik durumlarla bağlantılı olduğu teorime çokuyuyordu. Bu hipotez şunu öngörmektedir:

    Bazı stres uyarımlarında, pineal gland çok önemli miktarda DMT hormonusalgılar. İŞTE RUHUN VÜCUDA GİRİP ÇlKMASlNl KOLAYLAŞTlRAN HORMON BUDUR.

    Yahudi alimlerinin yüzyıllardır şifreli bir dille tanımladıkları şey budur.Meditasyon, oruç, ilahi söylemek ya da başka herhangi bir teknik ile özdenkaynaklanan DMT seviyesinde bir patlama oluşabilir. Bu da mistik ve ölüme yakındeneyimle bağlantılıdır.

    Psikedelikler ve yoğun meditasyon sonucu yaşananlar arasında bir çok benzerlikolduğuna dair bir teorim vardı. Bu, benim ruh molekülü üzerinde araştırmayapmamın nedenlerinden biridir. Mistik deneyimlerin açığa çıkmasına neden olanbeyindeki bileşik. Bence tarih boyunca insanoğlunun deneyimlediğihalüsinasyonla ilgili tüm fenomenlerde DMT’nin rolü var.

    Yaratıcılık, hayal gücü, rüya, yalnız olmaktan kaynaklanan değişimler travma,açlık.. hepsi halusinasyona neden olur.

    Bu fenomenler, halüsinasyona yol açtığı bilinen bileşimlerle açıklanabilir.Bildiğimiz kadarıyla bunu yapabilecek bileşikler, halusinojen denilenbileşiklerdir. Ruhsal durumlarda, bence içten kaynaklanan, beynin potansiyelolarak açığa çıkarabileceği halusinojenik bileşikler ve moleküller konuyla çokalakalı. Çünkü bu deneyimlerin nöro-kimyasal mekanizmasının ne olduğunuanlamamıza ışık tutabilirler. Eğer iç kaynaklı, morfin benzeri kimyasallar, yada serotonin salınımının olduğunu varsayarsak, bu salınımı ölçebilir ve bufarklı moleküllerin beyinde nereye gittiğini, hangi resöpterleri aktive ediphangilerini etkisiz kıldığını görebilir, böylece de bu deneyimler hakkında dahafazla bilgi sahibi oluruz. Çünkü bu bizim, insanların yaşadığı deneyimlerlehalusinojenler arasında nasıl bir ilişki olduğunu ve beyindeki hangireseptörlerle bağlantılı olduklarını anlamamızı, beynin aktive olmayan diğerbölümlerini fark etmemizi sağlar.

    DMT farmokolojisiyle ilgili ilginç noktalardan bir diğeri de aktif olarak beynetaşınmasıdır. DMT’nin günlük algısal aktivite üzerindeki etkisini merakediyorsanız, çok fazla DMT psikedelik bir etki yaratırken, yetersiz DMT isedünyayı donuk, düz ve gri görmenize yol açar. Bu nokta da DMT benim için çokönemlidir. Siz buna “ruh molekülü” diyorsunuz. Benim içinse “gerçeklikmolekülü”.

    Felsefi olarak, gerçekliği algılama biçimimizin, yine o gerçekliğin kurallarınatabi olması gayet anlamlı görünüyor. Bunun farklı olduğunu, başka bir şeye vehatta diğer psikedeliklere de benzemediğini hissettim. O kadar yoğun vehızlıydı ki, neredeyse farklı bir tür tepki oluşturdu. Sanki psikedelik birbungee jumping yapıyor gibiydim. Çok hızlı değişen bu ortamın içine acemiceatlamış gibiydim. Daha ağır seyreden diğer psikedeliklerden çok farklıydı. DMTdumanını çekmek, psikedeliklerin ateşlenmesi gibidir.

    Bir yerdesiniz, sonra Bang,başka bir yerde.. sonra tekrar bang ve yine eskiyerinizde.. Yani “ben kimim?” “Burada ne yapıyorum, ne işim var?” “Neöğreniyorum?” gibi soruları sormaya pek fırsatınız olmuyor. Sanki tekrarnormale döndüğünüzde değerlendirebilmek üzere, çok kısa sürede çok fazlabilgiyi işlemeye çalışmak gibi…

    DMT verildiği anda çok kısa sürede aktive olur. Çünkü vücut tarafındantemizlenmek üzere çok hızlı parçalanır.

    DMT, monoamin oksidas denen, karaciğerdeki bir enzim tarafından çözünür. Buyüzden de ağızdan alındığında aktif değildir. Bunun tam tersine psilosibiniağızdan aldığınızda monaamin oksidas bunu hemen çözümlemez ve doğrudankaraciğere geçer, oradan kana karışır ve beyne ulaşır.

    Ayahuska çok ilgimi çekiyor. (Halüsinojenik içki Ayahuasca kabuğundanhazırlanan; tropikal odunsu asma halüsinasyonlar (Amazon bölgesinde bulunan)neden olduğu özellikleri ile dikkat)

    1990′larda çalışmalarıma başladığımda, Ayahuska batıya daha yeni geliyordu. Son10 – 15 yılda daha da meşhur oldu.

    Ayahuskada bulunan görsel hayal içeriği DMT’dir. Amazon yerlileri, yazılı kimyabilgileri olmaksızın ya tesadüfen ya da bir karışım yaparak DMT içeren birbitki bir de ayrıca enzim inhibitörü içeren bir bitki buldular. Bunlarkarştırılıp DMT içilebilir. Yarım saat içinde etkinleşir, etkisi de 3-4 saatsürer. Ve bu yöntemle, dumanın çekilmesinden ya da damardan enjekteedilmesinden çok daha rahat hareket imkânı sağlanır. Ağız yoluyla alınanAyahuska, sizi göklere çıkartır, kucaklar, temizler ve tüm mistik görselleriönünüze serer, ve sonra tekrar sizi, tüy gibi hafifçe eski halinize döndürür.

    Benim için değerli olan DMT deneyimlerim gibi, bu kavmin, genişleyen ve hareketalanı sağlayan teknolojisinin de çok değerli olduğunu hissediyorum. Tüm batıyani Avrupa kaynaklı, alkol damıtma geleneğini düşünün, kimyasalları izoleetmek ve sertleştirmek ve bunları doğadan alıp koyabildiğimiz en büyük punchaboşaltmak… En kullanışlı yöntemin bu olduğunu sanmıyorum. Bence kültürlerindakikalık deneyimi saate dönüştürmesinin bir nedeni var. Öyle geliyor kiAyahuskanın bir planı vardı ve bu tüm dünyaya ulaştı ve DMT’yi binlerce insanınyaşamına soktu. Son bin yıldır ulaştığından çok daha büyük bir alana ulaşmıştır.Bu çok hızlı ve en uygun yapıda gerçekleşti. Ayahuska mevcut enerjiyapılarından küçüksenmeyecek derecede daha güçlü. Çünkü binlerce yıldırAmazon’da dini ve spiritüel çalışmalarının meşru parçası olmuştur. Bunu ilkelbir saçmalık ve batıl inanç olarak değerlendirip görmezden gelemeyiz. Kendikoşulları içinde, bu konunun üzerinde ciddi olarak durmalıyız. Bence güngeçtikçe daha çok insan, doğayla, bitkilerle, hayvanlarla iletişimde olmakistiyor ve biliyorlar ki, şamanik yöntemlerde bunu yapmanın bir yolu var.Aslında Ayahuska gibi bitkiler, psikoaktif araçlar bunu yapmanın direkt biryolu. Bu herkesin tercih edeceği bir şey olmayabilir ve sanırım pek çok insanbir sebepten ötürü bundan korkuyor… Benim neslimdeki pek çok kişi gibi ben deilk olarak DMT’yi Terence McKenna’dan duydum. Bu kadar güçlü, ilginç,antropolojik olarak zengin bir konu olan DMT bileşeni hakkında bilgi edinmeninçok eğlenceli bir yolu vardı DMT, insanlar için, kullanmak zorunda olduklarıbir maddeden ziyade artık bir kavram haline geldi.

    DMT etkisi, vücuttan ayrılmış bilincin mümkün olduğunu açıkça göstermektedir.Bence tarihteki ve yaşamdaki tüm gerginlikler bedenden kurtulma ile alakalı.Terence çok iyi bir girişimciydi. Aslında bir hap olmasa bile bunun, en üstdüzey metafizik gerçeklik hapı olduğunu söyledi. Kullandıktan sonra bunun iyibir tanımlama olduğunu düşündüm. LSD’den, meskalin ve diğerlerinden farklı birçeşit olarak görünüyordu. Gerçekten de DMT çok farklı bir deneyim seviyesisunuyordu. Bu bileşimlerle ilgili olumlu ya da olumsuz tüm fikirlerinizi askıyaalmanızı istiyorum. Siz bunlara ne değer biçerseniz biçin kullanıldıklarıyerlerde derin etkiler bırakmaya devam ediyorlar, ister çağdaş batı toplumundaolsun ister Amazon yağmur ormanlarında. 50′li yıllarda Ayahuska kiliselerihalka açılmaya başladı. Kızılderili yerlilerinden şehirdeki melezlere dönüşümvardı. ve bu kiliseler, önce Santo Daime sonra da UDV kiliseleri, Ayahuskanınsadece kızılderililere değil, bugün bizim şamanlara uzak olduğumuz kadar uzakolan büyük şehirlerdeki halka da ulaşmasını sağlayacak törenler düzenlediler.

    90’lı yılların başında, UDV kilisesi,Amerika da kendi şubesini açtı. 90′larınsonunda ABD gümrük bakanlığı ve uyuşturucuyla mücadele dairesi bir ayahuskasevkiyatına engel oldular. Kilise, devleti protesto etti, ve bunun dindeözgürlükçü yenilenme hareketini sekteye uğrattığını söylediler. Dava Amerikantemyiz mahkemesine gitti ve Şubat 2006′da UDV lehine oybirliğiyle kararverildiği duyuruldu.

    Binlerce yıldır, yüzlerce kültür tarafından bu kadar ilginç bulunan bu maddelerneden tüm batı dünyasında yasaktır?

    Nasıl olmuş da kendilerini aydınlanmış, demokratik ve bilimsel kabul edentoplumlar, bitkileri yasadışı olarak ilan etmişlerdir?

    Garip gelebilir ama bu toplumların yapısını çok net anlatan bir şey var.Toplumsal değerlerimiz problem çözme ve bilince önem verir ve bunun dışındakitüm bilinç hallerini değersiz kabul eder. Üretim ya da tüketimle ilgisi olmayanherhangi bir bilinç durumu bugün toplumda küçük görülmektedir. Tabii ki sarhoşluğukabul ediyoruz. İnsanların, maddiyat yüküne kısa bir ara vermesine nefesalmalarına izin veriyoruz. Bu modeli destekleyen bir topluluk, problem çözmeile hiç işi olmayan bilinçlilik hallerini kınayan bir topluluk olacaktır.Psikedeliklerin çok yaygın olarak araştırıldığı 60′lara geri giderseniz,karşılaşacağınız tepkiler aslında güce karşı verilen tepkilerdir. Eğeryeterince insan bu alanlara gidip, bunu deneyimleseler, bugünkü toplum yapısıparamparça olur ve en önemlisi de, bugün gücün zirvesinde oturanlar oradaoturuyor olmazlardı. Nedensiz bir iyimserlik vardı. Vietnam olayı vardı vedevam eden diğer bir sürü şey de vardı. psikedelik hareketi gerçek anlamdahedefine ulaşmamıştı. Timothy’nin bize sattığı sadece gereksiz yaygara vedalavere olmuştu.

    “Kabul edelim ya da etmeyelim, psikokimyasal bir dönemde yaşıyoruz. Gelecekte,bilincini açman ya da kapaman için ne okuduğun değil, hangi kimyasallarıkullandığın önemli olacaktır. Kimyasallar daha hızlı öğrenmemize,farkındalığımızı artırmamıza ya da azaltmamıza sebep olurlar. 60′lardakiatmosfer şöyleydi:

    “Araştırma yapıyoruz ve hayatlarımızı bu gezegende yapılabilecek her şeyiyapmaya adadık. “ Uğraştık, değerlendirmeler yaptık, kendimizi neredeysespritüel öncüler olarak kabul ettik. 60′lara baktığımda kitlesel, kültürelolarak başlatılan bir şeyin başarısızlığını görüyorum. İnsanlar başkagerçekliklere yönelebilir, ama bunun bir temeli yok. Yani bilge kişiler,gelenekler ya da şaman kökenli bağlantılar yok. İnsanlar gelişip büyüyorlar vesonra dağılıyorlar.

    Timothy Leary bu çalışmadaki bilimsel yaklaşımı ayaklar altına aldı. Çünküilginç bir araştırmaya başlamıştık, bir de baktık ki bunun kullanımını savunanson derece tehlikeli bir yola girmişiz. Bu araştırmayı yapmak politik olarak daimkânsız hale geldi. Kaynak sağlayan şirketler kaynakları ulaşılmaz kıldılar.Sağlık denetim kurumları, bu tür bir araştırmayı başlatma koşullarınıgüçleştirdiler. Ve sanırım bu tür araştırmalarla ilgilenen kişiler bu ilgileriyüzünden saygınlıklarını yitirdiler. Biraraya gelen sosyal, politik ve bilimselyayımlar bu uyuşturucuları bilimsel pazarın dışına ittiler. Toplumun genelfikri, psikedelik araştırmanın tehlikeli olduğu yönündeydi. Halkın çoğunluğu bubileşimlerin gerçek yapısı ve algılamanın, kendisini anlamadaki önemi konusundabilgilendirilmemişti. Bu maddelerin klinik araştırmasının yetmişli yıllardaoldukça yavaşlamış olması da bence çok acı bir durumdur. İnanıyorum ki, bumaddeler tüm dünyanın felsefe ve düşünce gelişiminde çok önemli bir roloynamışlardır. 50′li yıllara kadar bu alanda psikiyatri, nörokimyanın duygu vedavranışlar üzerinde önemli bir rol oynadığını fark etmemişti. Şimdi, bize çokgarip gelse de pek çok kişi de bunu anlamış değildi.

    LSD ve onun insan ruhu üzerindeki güçlü etkilerinin keşfedilmesiyle birlikteneredeyse eş zamanlı olarak beyindeki seratonin molekülü de bulundu. İnsanlarancak seratoninin yapısına bakıp, LSD ile karşılaştırdıktan sonra fark edipdüşünmeye başladılar ki “belki de nörokimya, Eğer LSD keşfedilmeseydi,depresyon ve benzeri rahatsızlıkları tedavi eden ilaçlarımız olur muydu?

    ya da bu kadar hızlı bulunurlar mıydı?”

    Bu ilaçlar bir kez kötülenip, karalandıktan sonra, psikiatri, psikedeliklerlebağlantılı bilimsel değeri olan her şeyden kendisini uzak tutmak zorunda kaldı.

    Bir psikiyatrist olarak, psikedelikler üzerinde çalışma yapmak istediğinizisöylediğinizde, bu çok iyi karşılanmaz. Bir keresinde bundan bahsettiğimde birdaha bir kaç yıl dile getiremeyecek kadar çok cesaretim kırılmıştı. Kültürelnedenlerden dolayı tüm bileşim grubu klinik masalarından kaldırıldı yıl hiç biraraştırma yapılmadı. Yani bilimsel olarak takip edilebilecek bundan dahaheyecanlı bir alan düşünemiyorum.

    Kişi, bu bitkiler ve bileşimleri incelemeyi nasıl yapabilir?

    Sıradışı deneyimlere neden olan ve insanoğlunun en büyük gizemlerine ışıktutabilecek bitki ve bileşimler.

    Dr Strassman bu sorunun yanıtını bulabilmek için aynı jenerasyona ait, ilkinsan psikedelik araştırmasını gerçekleştirdi. İlk saptadığım şeylerden biri,bilimsel alanda kullanım ve eğlence için kullanım üzerine yapılan çalışmalararasındaki farkı görebilmek oldu. 80′lerde tüm bu çalışma sonuçlarını tekrargözden geçirdim ve fark ettim ki, eğer insanlar gerçekten iyi bir yansıtma vegözlem yapabilselerdi; olayları takip edip, LSD ve benzeri psikedelik ilaçlaraverilen aleyhte tepkilerin ne kadar az olduğunu takip etselerdi, psikedelikaraştırmalarda ABD cephesini tekrar açabilecek en iyi uyuşturucu, bileşim ya dakimyasalın DMT olduğunu görürlerdi. Bu benim için gerçekten çok heyecanvericiydi. Çünkü ilk çalışmalarda DMT güvenle kullanılmış olmasına ve beynindoğal bir bileşimi olmasına rağmen bu aynı jenerasyon üzerinde yapılan ilkçalışmaydı.

    DMT, bilinen en temel ve güçlü psikedelik.

    Dolayısıyla sadece bir klinik araştırma başlangıcı değildi. Son derece güçlübir uyuşturucuyla yeniden başlayan klinik bir araştırmaydı Bu çalışmalarınyapılabileceğinden çok emindim. Rick de bu fikrime katıldı ve birkaç görüşmedensonra şu noktaya vardık: “Dave, peki tüm bu kağıt işlerini halledip, üzerindebu kadar zaman harcadıktan ve incelemeye hazır olduktan sonra ya DMT yeulaşamazsam?

    Bu gerçekten olasıydı çünkü klinik gri DMT, raflarda bir yerlerde bulunupkullanılan birşey değildi. Rick’e dedim ki: “Eğer bu aşamaya gelirsen, kimsebaşaramazsa, ben yapacağım. ” Nihayet Rick bu noktaya ulaştığında, ben deyapmam gerekeni yaptım Çalışmanın taslağı oldukça basitti: İnsanlara DMT ver veolabildiğince çok değişken ölç. Bu tür araştırmaları denetleyen denetimorganları tarafından önüme konabilecek bir sürü engeli önceden tahminetmeliydim Bu noktada pek çok denetim organı değil, birleşmiş olanlarlauğraştığım yıllık bir süreç başladı. Protokolün bir tarafındaki çizgideUCLA’dan Daniel Freeman adında bir psikiatrist vardı. Amerikan psikiatrisininen bilge adamlarından biriydi. 50 ve 60 ‘lı yıllarda psikedelik araştırmalarlabu işe başlamış kişilerdendi. Daniel Freeman’ın bize söylediği en önemli şeyşuydu: “psikoterapiye yaklaşmayın bile. ” “Zihinsel hastalıkları, alkolizmi yada diğerlerini iyileştirmeyi unutun” Unutun gitsin. Bu, histeriyi ve korkularıuyandıracaktır. Sen bir bilim adamısın Rick ve bu konuya öyle yaklaş. Temel,basit ölçümler yap, kalp atışına, kardiovaskuler baskılayıcılara bak Bunuyapmakta sorun yaşamazsın, bunu kurabilirsin ve bu verilere dayalı gerçekbilimdir. Rick dediğini yaptı ve istediklerine, Danny’nin hiç bahsetmediği,çalışmalarda aslında hiç niyet edilmeyen, planlanmayan hesaplara ulaştı. Amabunlar işi gerçekten ilginç kılan ikincil etkilerdi. Rick Strassman, bir dergide,psikotropik bir çalışmada gönüllü olmak isteyen kişiler arandığını duyurdu. Ozamanlar STP’den gelen DMT hakkında bilgim yoktu Okuyup “Aman Allah’ım, bu hiçiyi değil Bu işe dâhil olup, kimseye zarar gelmediğinden emin olmalıyım. Enazından bu maddenin gerçekte ne olduğuna dair biraz duyarlılık oluşur. “dediğimi hatırlıyorum.

    Rick’in araştırma hemşiresiyle bir partide tanıştım. halusinayona sebep olanpeyote yi daha önce kullandığımı duyunca beni bir kenara çekip:

    “ilgini çekebilecek birşey var. Sıradışı bir araştırma için gönüllülerarıyoruz” dedi. Bazı katılımcıların berbat olacağı konusunda endişelerim vardıbelki bu hiç doğru bir kelime değil ama amaçları olabildiğince çok uyuşturucudenemek olan profesyonel insanlar var. Bunların her biri farklı seviyelerdehalusinojen kullanmışlar. Her türlü maddeyi denemeyi hayat misyonu halinegetirmiş insanlar var. Bunların dışında bir de sadece meraklarını tatmin etmekisteyenler var. Bir keresinde uçuşa geçmeye hazırlanırken Rick bana rollercoasterı sevip sevmediğimi sordu. Gökyüzüne kadar çıkıp sonra da dünyayaçakılmak hissini sevip sevmediğimi “Hayır, nefret ederim” dedim Bu hiç hoşdeğil. Sadece deneyip, olabildiğince çok şey öğrenmek, kavramak ve bundaalçakgönüllü olmak istedim. Yasal olarak deteklenen psikedelik fikri çok iknaediciydi. Ayrıca, hastanedesiniz ve olur da ölüm korkusuyla huzursuz olursanızen azından doktorlarla birlikte güvende olursunuz. Bu çok keskin bir bıçak. Çokriskli ve insanlar neyle karşı karşıya olduklarını biliyorlardı ve ekstragüvence istediler. Oda da bir acil arabası olması ve acil durumlarda yardımedebilecek bir ekibin olmasından memnundum. Hastane odasında, tıpkı öncekideneyimde olduğu gibi kokular ve sesler, tüm bu negatif şeyler geri dönmüştü buçevrenin üstesinden gelinmesi gerekiyordu. Çünkü nerede olduğumun önemiolmadığı konusunda bilgim yoktu. Bedenimin içinde değil, evrende bir yerlerdeolacaktım. Nereden izlediğinizin önemi yoktu, bir hastane odası, amazonda birorman, nerede olduğunuz önemli değildi; çünkü orada kalmayacaktınız Kişisel vesosyal ortam çok önemlidir, alınan maddeden bile daha önemli. Kişinin zihinyapısı ve sosyal ortam herşey demektir.

    Gözleriniz bağılıyken bu ortam ne ifade eder?

    Bu ortam ne gördüğünüz değildir, çünkü hiçbir şey görmezsiniz, sizinözbenliğinizdir bu ortam Öğrendiğiniz şeyler, edindiğiniz beceriler kendiruhunuzun ve psikolojinizin içinde bulunduğu durumdur.

    Bunlar sizin kişisel ve sosyal ortamınızdır. Kişisel ve sosyal ortamlaetkileşime geçen ilaç, güvenlik, huzur, beceri etkisi yaratarak daha büyükadımlar atmanıza daha büyük ödüller almanıza sebep olur, aksi takdirde dehşetekapılırsınz. Bu yüzden, ölecekler ya da felç geçirecekler diye fiziksel birkorku duymuyordum ama onların akıl sağlıklarıyla ilgili endişelerim vardı.özellikle de yüksek doz sonrası…

    Uyuşturucuyla çok geçmişi olan bir adama bir doz verdik, kendisine bu onu çoketkilemiş gibi gelmemiş. Biraz daha yüksek doz verdiğimizde, adam uçtu.Gerçekten uçtu, “şeytan” filmini hatırlattı bana. Kendinden geçti, yatağınüzerine çöktü, kocaman açılan gözleri kapkaraydı. Başını derece döndüreceksandım. Rick’le birbirimize bakıştık ve şöyle dedim kendi kendime, “sanırımadam gitti, umarım geri döner” ve döndü de… Geri sayım ölüme hazırlanmakgibiydi, teslimiyeti beklemek gibiydi. Damarlarınızın çekilmesiylehissettiğiniz soğukluğu tarif etmek imkansız. Sanki damarlarınızdan buzgeçiyormuş gibi… Ve daha sonra olan şey, kalp atışlarımın artması ve boynumunarkası da yanmaya başlamıştı… Bu gayet inanılırdı, saat gibi düzenli işliyordu,beni DMT ile şoka soktuğunuz her an bu oldu. Sonra gittikçe artan bir uğultuhissedersiniz. Her şeyin koptuğu zamana kadar olduğum ya da bildiğim tek şey busesti. Ses yükseldikçe yükseldi.. Ta ki sese teslim olana dek Ve işte oradasınız…orada.! Önce göğsümde, sonra da başımda sıcacık, fevkalade bir his vardı. , inççapında bir çubuk sanki omurga kanalından içeri girmeye başlamış gibiydi.Yavaşça girip, göğsümde bir ılıklık yaratıp, başıma ilerliyor, Yavaşlıyor,gözlerimin arkasında görüş açıma çok büyük bir basınç uyguluyor ve yavaşlıyor.Büyümeye başlıyor, alnım saçlarımın gerisine doğru derisi çekiliyor.

    Fiziksel olarak bunu o kadar hissediyordum ki, derim açılacak sandım.Kafatasımdan yaklaşık 1,5-2 inç yukarı doğru. İşte burda psikedelik sersemlemebaşladı. Öldüğümü sandım. Beyaz bulutları gördüm. Uyanış, bembeyaz pamuk gibibulutlar, tanrılar, melekler gördüm. Ölüyor olduğumu düşündüm. Ama Sindy veRick’e şöyle bir baktım da her ikisi de sakin sakin beni izliyorlardı. “İyihaber, bedenim gayet iyi görünüyor” diye düşündüm. Doğuyor muydum ya da henüzgerçekleşmemiş ölümü mü deneyimliyordum anlayamadım.. Çünkü biliyordum ki, bugibi durumlarda zaman unufak olur, zaman doğrusalının hiçbir anlamı kalmaz.Zamanın çöktüğü ilahi makamdır burası. İnsaniyetime ait tüm tabakalar gittikçesoyulup, dökülüyor. Nihayet, Sonunda, nerdeyse son tabakada, bu tabakanın neolduğunu tarif bile edemem ama sanki seni insan olarak tanımlayan bu sontabaka, ve puf… o da gitti. Artık bir insan değilsin, aslında artıktanımlayabileceğin hiçbir şey değilsin Zaman kavramı yok, kafam çok karışmıştı.Çok korktum, hayatım boyunca bu kadar korkmamıştım. Bedenimden kovulmuştum.Bedenimi geride bırakarak, sapma hızında giderken, geriye doğru DNA’larımıniçinden geçip diğer taraftan evrene açıldım. Bu beyaz ışığın tam altındangirdim. İçine girer girmez, ayrı olduğuma dair tüm hislerim yok oldu O an neyapıyor olduğum, geçmiş ve gelecek hissi de… O kadar keyifliydi ki, hissettiğimşey, bu ben değildim, ben her şeydim. lşığın ta kendisiydim, ne ayrılık, negölgeler, ne de farklılık geçmiş, gelecek hissi de yoktu.. Sadece şu an vebeyaz-sarı bir ışık. Sonra bu ışıktan aşağı düşüyor olduğumu hissettim. lşığındışındayken, ışığın tıpkı güneşten kopan alevler gibi olduğunu fark ettim.Düşerken, bu muhteşem ayrılmayı hissedebiliyordum Diğer tarafa vardığımda,birdenbire evrendeydim, bu kocaman boşluk ve varlıklar.. Benimle bu varlıklararasında uzanan pembe ışıklı gökkuşağına dokundum. Ve onu beyaz ışığa döndürmekistiyordum. Ama bu inanılmaz pembe ışık, aşk enerjisi ve sevgi kapasitesi,insanoğlu olarak bizim sahip olduğumuz bir şeydi ve ben onlara bunu yollamayaçalışıyordum. Öz bilincin sonsuz uzayında yapılan bu meteorit seyahatte birdenönümde resimli puzzle desenli bir kapı belirdi. Kapı beni kendine çekiyor veiçinden vızıldayarak hızlıca geçiyorum Ama artık resimli puzzle desenli kapınınne olduğunu biliyorum. Burası insani varlığınızın varabileceği en son nokta.Burası sizi insan olarak tanımlayan şeye geçiş kapısıdır. Buradan geçipgittiğinizde, insan olmanın ötesine geçmeye başlarsınız ne kadar çokilerlerseniz, insan olmaktan o kadar uzaklaşırsınız Bu noktada bu kapıherşeydir. Burası sizin insan olarak tanımlanmanıza neden olan her şeydir.Burası sizin… Bu kapı sizsiniz. Burası tüm gerçekliğin açığa çıktığı öz nokta.Anlamların oluştuğu, sembollerin aktığı, sarmaş dolaş olduğu nokta. Her birdildeki her bir sembol ya da harf bu noktadan çıkıyordu. Etrafıma bakındım veanlayabilmek için her şeyi içime çekmeye çalıştım. Ama her yerde daha öncegörmediğim makinalar ve yapılar vardı Ne olduklarını hiç bilmiyordum.Bilgisayar laboratuarındaki bir mağara adamı gibiydim Hiçbir fikrim yoktu, amaburanın çok ileri bir medeniyet olduğunun bilincindeydim. Ne tür bir yaşambiçimiyse; bizim dünyada bildiğimizden çok daha ileriydiler Benim “oyuncakatlar” adını verdiğim, birbirlerine kenetlenen, bağlı, titreşen oyuncak atlargibi görünüyorlar bana. Birbirlerine kenetleniyorlar ve sonsuz görünen birgörsel bir desen oluşturuyorlar. Ve sen içerde, dışarda, içinde, her yerdeoluyorsun. Artık kelimeler kifayetsiz Uzayın dokusu sanki Meksika döşemesi gibirenk cümbüşü kaplamış her yeri Ama aynı zamanda topraktan, balçıktan yapılmışgibi. Dünyadaki bir şeyi işaret ediyor ama dünya değil. Göz yoktu ama sadecetanık olma hissi vardı. Bu inanılmaz kubbeli uzayda, herşeydenuzaklaştırılmıştım, İçinde hayal edebilecek tüm renkleri barındıran, mozaikcamdan yapılmış bir katedral gibiydi. Son derece parlak ve canlı renkler, çokbüyük, muhteşem bir dom yapı, küçük bir gezegen büyüklüğündeydi. Birde şukanatlı yaratıklar vardı, tam olarak neye benzediklerini hatırlamıyorum.

    Melekler?

    Görkemli bir şekilde uzayda süzülen meleğe benzer şeyler Bu kadar güzel süzülenbir şey daha önce hiç görmemiştim Orada sanki başka bir âlem vardı O andahissettiğim şey buranın ilahi âlem olduğuydu, ilahi alem. Bu bir düşünce gibideğil, ama sanki içine doğan bir farkına varış gibiydi. Hiç kişisel değildi Taki ben tüm ruhların yeniden doğmayı beklediği yerde olduğumu anlayana kadar.Evet oradaydım Daha önce de defalarca gittiğimi hatırladım Hayatımda ilk defabu kadar huzurlu hissediyordum. Herşeyin örtüsü kalkmıştı, her umudun,korkunun, maddi dünyayla bağlantılı herşey sıyrılıp gitmişti. Özgürdüm, sadeceöz ruh… İlacın etkisi geçmeye başlayınca, bedene geri dönmeye başladığımıhissettim Evet bunu hatırlıyorum Duyumsal farkındalıkla bütünleşme hissi tüm budeneyimlerin bir parçasıydı. Bir bedene sahip olma ve biraz daha fizikselvarlığı hissetmek Ah evet işte burdayım, bir bedende yaşıyorum ve her şeyyolunda. Laura göz kapaklarını oynatır. Ben ise gözlerimi tamamen açmadansoruyorum:

    Ne kadar zamandır burada değilim?

    Bilmem gerekiyordu.

    Rick cevap verir: “Yaklaşık 15 dakika”. Bir an şok oldum. Zihin bunu algılamayaçalışıyor. Çünkü deneyimin bilişsel uyumsuzluğu da bu fikri yakalamayaçalışıyordu. 15 dakika gitmiştim. 15 dakika içinde yıllık deneyim. Çok yoğun,çok derin, çok şiddetliydi. Bir insanın hastane yatağında yaşayabileceği enmuhteşem şeydi. Tüm evreni deneyimleyebilirler, yaşam, ölüm, ikisi arasında nevarsa… Bunun eğlencelik olduğunu düşünmüyorum.

    Bu, herkesin ciddiyetsizce yapabileceği birşey olmamalı.

    Hayat dönüştürücü birşey bu. Belkide sizi, hiçbir şey bilmediğinizi farkettirecek kadar sarsacak Ve bu da bilmenin başlangıcı olacak. Burada gördüğümüzşey aslında gerçeğin çok minik bir parçası. Yaşadığım bu derin uzay deneyimini,evrendeki diğer varlıkları, yaşam birimlerini ispat etmenin hiç bir yolununolmaması beni sarsıyordu. Belki bir gün medeniyet gerçekten ilerleyecek ve birnokta gelecek ki tüm bunların imkânsız olduğu, var olanın sadece gördüğümüzkadarından ibaret olduğu saplantısından kurtulacağız. 95′de çalışmalarıtoparladım. Birkaç yıl ara vermek zorunda kaldım. Yaptığım şeyi açıklayamamanınverdiği, gittikçe artan bir huzursuzluk duyuyordum. Sadece insanları böyle birdeneyime sürüklemek yerine neler olduğunu ve ne yaptığımı açıklamalıydım.İnsanları böyle bir uçuruma sürüklemek benim sorumsuzluğumdu. Tam olarak neredeolduğumu bilmemek, bu modeli anlamak, kabullenmek ve bu konuda rahat olmakçalışma bittikten sonra beni depresyona sürükleyen şey spiritüel bir fenomenleuğraşıyor olmamdı. Tüm bu deneyler bize gerçeğin yapısı, zihinlerimizin yapısı,ya da beynimizin işlevi hakkında ne söylüyor ki, kolaylıkla başka gerçekliklerebu kadar hızlı geçebiliyoruz? Bir adım geri gidelim ve bu deneylerin bizekendimiz, bilincimiz ve ikisinin ortak yaşamı hakkında neler öğrettiğinebakalım. Bana öyle geliyor ki, paralel ve alternatif evrenlere, buralardaki varlıkalanlarına geçişle ilgili raporlara göre, DMT ile oluşan şey, aslında tümbunları kişinin kendi bilincinin yarattığını gösteriyor. Bilincin organı olanbeyin kimyaları DMT tarafından öyle değiştiriliyordu ki, normalde eldeedemeyecekleri bilgiye ulaşabiliyorlardı.

    DMT ve Ayahuska deneyimleri mevcut ve onların da kendi işlevleri var. Ama aynızamanda bizim neyi görmemizi sağladığına bakacak olursak, filtrelememekanizmasının bir kaç dakikalığına kaldırılmasıdır, ve bir kaç dakikalığınabir çeşit bilgi-data küresinden fırlayıp çıkmak, girdilerin, duyusalgirdilerin, hatıraların, akla getirmelerin bilgi küresinden fırlayıp çıkmak,sanki tüm bunların gerçekliğini beyin oluşturuyor, deneyimlemekte olduğunuzu veönceden deneyimlediklerinizi, şu ankileri, ve uzay zamanda nerede olduğumuzu,ve tüm bunları ilişkilendirilip sentezleyerek bize bir hikaye oluşturuyor.

    Tüm bu bilgiyi işleyen ve dünyamızdakilerle ilgili işitmeyi yaratanbeynimizdir. Fakat bu beynin içinde sıkışıp kaldık. Halbuki spiritüel deneylerdekendilerinin ötesine geçtiğini hissettiler. Belirli psikedelik deneyimlerde,inanılmaz algısal şeyler ve çeşitli olağanüstü şeyler yaşanmaktadır.

    İnsanlar gerçekten de beyinlerinin dışına çıkabileceklerini hissederler. Deneyanında bu insanların içinde neler olup bittiğini çok iyi incelemeliyiz bununfizyolojik olarak nasıl gerçekleştiğini anlamalı, subjektif ve objectif olarakdeğerlendirebilmeliyiz.

    “Sadece bilim temelli açıklayalım, olsun bitsin” diyeceğinizi sanmıyorum. Buraporları duyduğumda ilk yaptığım şey bunun bir çeşit psikolojik durum ya dabeyin kimyasındaki bir bozukluk olarak yorumladım. Beyinde yaratık görmeolgusundan sorumlu bir bölüm var. Bu yeni bir olgu değil.

    Bin yıldır farklı kültürlerde, farklı âlemlerdeki varlıklardan haberdar olunduğubilinmektedir. Yardımcılar, ruh, asistanlar, melekler, bunların hepsi, çeşitlivarlıklar, mitolojide ve insanın farklı âlem deneyimleri yaşaması esnasında çokkarşılaşılan varlıklar olmuşlardır. İnsanların bir şekilde bu üç boyutlufiziksel düzlem dışında bir yerlerde varolan varlıklarla iletişime geçtiklerineinanmıyorum. Ben bunu şöyle değerlendiriyorum:

    Peki, uyuşturucu sizi iyileştiriyor mu? Size yardımcı mı oluyor? veya elinebirşey mi veriyor? Sana kalan şey oralarda bir yerlerdeki varlıklardan dahafazlası olmalı.

    En iyi psikedelik araştırmacıları, bir uçuşta gördükleri “gerçeklikler”in bileaslında gerçek değil, sadece “yeni modeller”, yeni “farzedelimki”alternatifleri olduğunu bilenlerdir. Bir harita ve net bir metod olmadıkça,kişi farklı deneyimler yaşayacaktır. Rapor edilen tüm bu farklı deneyimlerNDE’ler, ölüme yakın deneyimler, uzaylılarla karşılaşmak ve onların adamkaçırması, seksüel ekstazi, bence bunların tamamı aslında birer fraktal (Kendikendini tekrar eden ama sonsuza kadar küçülen şekilleri, kendine benzer bircisimde cismi oluşturan parçalar ya da bileşenler cismin bütününü).

    Ne kadar küçük olursa olsun, fraktal geometrisi kavramını anlayabilirsekgörürüz ki, büyük resimdeki herşeyi içinde barındırmaktadır. Bu da tüm bu deneyimlerimeşru kılmaktadır. Bu fenomeni halusinasyon veya hayal olarak kabul etmekyerine bence olayın mekanizmasını incelemek daha faydalı olur. Eğer gerçekse, ozaman bu nasıl işlemektedir?

    Mistisizm, din ile ilgili deneyimler, diğer varlıklarla karşılaşmak, ve bunlargibi ileri sürülen konularla direk bağlantılı sıradışı DÜZENLİ bir fenomen var.

    İşte burdayız. Oraya gerçekten girip, kendi nörobilimsel çerçevenizdeki bumaddeye açıklık getiremezseniz, kocaman bir boşluk bırakıyorsunuz demektir.Tıpkı rüyalarınızı, tüm psikoaktif tepkilerinizi açıklayabildiğiniz gibi bumaddeyi de açıklayabilmelisiniz.

    DMT kullanımı açıklayıcı bir model, bizim bilincimizle maddi olmayan birgerçekliğin bilinci arasında aracı görevinde. Üstelik kullanışlı. DMT ilebirlikte kelimeler yok. Deneyimin sonrasında matematiksel terimlere daha sonrabürünüyor. Özellikle titreşim metaforuyla ilgileniyorum.

    Titreşimler yaratıcı sureti nasıl etkiliyorlar?

    Manevi alem ile normal alem arasındaki ilişkinin anahtarı budur. Bu pencere DMTile açıldı. Psikedelik uyuşturucuları ya da diğer farmakolojik maddeçeşitlerini kullanmak, insanın daha derin bir gerçeklik hissine sahip olmasına,gerçeği daha temel bir düzeyden anlamasına sebep olabilir. Yaşamın nasılişlediğiyle ve bir insan olarak bu yaşam sisteminin neresinde olduklarınailişkin epey ilham sahibi olurlar. Benim deneyimimde DMT her nasılsa LSD’den,mantarlardan, peyote ve benzerlerinden daha büyük bir çığır açtı.

    Eğitici, ileriki değişimleri, geleceğin yaratılmasını daha destekleyici kendiiçinde daha gizemli. Bu küçücük şey nasıl oluyorda bu idrakı oluşturabiliyor?

    Bu aslında başka bir gerçekliğe geçiş kapısı. Peki gerçeğin doğası nedir?

    Ve bunu deneyimleyen biz insanların doğası ne?

    Daha iyi anlayabilir miyiz bunu?

    Gerçekliği daha temel seviyelerde anlamamız mümkün müdür?

    Buna hazırlanmak için neler yapmamız gerekir?

    Paralel evrenler var, ya da bu en azından modern fiziğin teorisi. Evrenin çokbüyük miktarını, belki % 95 yada daha fazlasını oluşturan karanlık madde var.Normalde görebildiğimizden daha fazlasını görmek için makina yerine beynimizikullanıyoruz. Şu ana kadar keşfedilen hiçbir bölgeyle alakası olmayan, henüzkeşfedilmemiş alanlar mevcut. Yerçekimi alanı 1604 yılına kadar bilinmiyordu.Elektromanyetik alan 1830 lardan önce bilinmiyordu. Matematiksel fiziğin temelalanları dediğimiz tüm bu örnekler henüz yeni keşifler. Karanlık enerji daha dayeni bir keşif ve bunun ötesinde belki daha keşfedilmeyi bekleyen şeyler vardırve de daha üst boyutlar. Hala tanrı kavramını çok kullanmıyorum. ama üstboyutların varlığına inanıyorum, üstün gerçeklik seviyelerine. artık inanmayabaşlıyorum ki beyin bilincin kaynağı değil. Gerçek biz değil. Sanki kendisindençok daha büyük bir şeyin frekans ayarlayıcısı gibi. Bunlar spiritüel deneyim miyoksa fizyolojik süreçle mi yaratılıyorlar ya da beyin halihazırda devametmekte olan birşeye mi tepki veriyor? Önemli olan şu ki, kişi beyninispiritüel deneyimlere açma yolu bulabilir. Bunun, deneyimlerin ne hakkındaolduğu gerçeğini değiştireceğini sanmıyorum. Eğer Farmakoloji ya dapsikofarmakolojinin psikedelik deneyimleri, dini ya da manevi deneyimlerle aynısonuçları vermeye başlarsa bu da bize bu deneyimlerin insan beyninde nerelerdeoluştuğunu anlamamıza yardımcı olcaktır. Ahlaki ve etik davranışların biyolojiktemelini araştırıyoruz ve o kadar eminim ki bence bu ilk dini deneyimler dünyadinlerinin temel bilgilerini oluşturuyor. Pineal yapı ve DMT üzerindearaştırmalar yapıp, bulguların üzerinde düşünmek aslında bireysel arınma vetoplumsal aydınlanma sürecini canlandırmak ve hızlandırmak için doğalevrimleşmeyi etkileyen tanrının elidir. Ayahuska deneyimlerim yüzünden kendimispiritüel bir insan olarak kabul ediyorum. Bu deneyimler olmasa aslabilemeyeceğim şeyler öğrendim. Pekçok insan için bu deneyimler çok tanıdık veçok kolay yaşanabiliyor çok az gayretle çok fazla bilgi ediniliyor. Bu da birmucize. Normal gerçekliğin ötesine geçmeyi ve belki de hayatta kalabilmek içingerekli bir bilgiyi elde etmeyi sağlayan mucizevi bir yol. Yeni tıbbi tedaviyöntemlerinden evreni daha iyi anlamaya, yaşam değiştiren ilhamlara kadaruzanan tüm bu doğal araçlar bize daha fazla bilgiyi araştırabilme yeteneğikazandırıyor. Gezegenimizdeki yaşamı olumlu etkileyebilen araçlar.

    Dr Strassman’ın sorusuna cevap verecek olursak;

    Eğer öyleyse… ne olacak?

    Bilincin çökmesi yüzünden, spiritüel ve bilimsel bilgi birbirinden ayrılır. Heriki bilme türü de bilim ve teknoloji için biraraya gelmekte. Geleneksel dinibakışa göre bu ekstra bir durum değil. İnsanlığın bir sonraki evresine geçişsürecinin bir parçası.

    Peki gelecekte psikedeliklerin en uygun modelini nasıl bulacağız?

    Psikedeliklerin gelecekte insanlığın bir parçası olacağını varsayarsak ki şu anengellenmiş ve yasadışılar, bu durum değişirse psikedelikler hakkında rasyonelve olgun araştırmalara izin veren nasıl bir sistem oluşturacağız?

    Bence asıl sorun, bilime bu acayip âlemin uygunluğunu ispat etmek olacaktır. Okadar da saçma değil. Mantıksız kabul edilip, ilgi gösterilmeyen birşeyolmamalı. Aslında yasak ilan edildiği için özelikle ele alınmalıdır. Ama kişipire için yorgan yakmak istemez. Bilime sadık kalmak çok önemlidir. Peki bu nedemektir?

    Neden beyinde “tanrı dedektörü”gibi görünen bir bölüm var?

    Peki beynimizde bu gibi transandantal deneyimleri tetikleyen bir bölümünolmasının evrimsel avantajları nelerdir?

    Kabala’ya göre pineal yapı, bizim daha düşük boyutumuzun içine nüfuz eden çokdaha ileri boyutun tam sınırıdır ve beynimizin tam orta kısmında yeralmaktadır. Descartes’i okuduğumdan hatırladığım kadarıyla O, bunun spiritüelboyut ve maddi boyut arasında bir arayüz olduğunu düşünüyordu. Eskiden bununaptalca bir fikir olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum. Şu anda ise çok ilginç birfikir gibi geliyor. Aradığımız şey aslında gerçekten de orada. Burası geçişnoktası, giriş kapısı. Dolayısıyla psikedeliklerin dönüştürücü etkisi üzerindeyoğunlaştık. ama aynı zamanda bunun terside doğru. psikedeliklerin etkinolabilmesi için dönüşüm de gerekli. Postmodernizm deki en ince paradokslardanbiridir bu. Psikedelikler dönüşüm etkisine hem ihtiyaç duyarlar hem dekendileri bu etkiyi yaratırlar.

    Ruh ile bağlantımız koptu.

    TOPLUM BİZİ YlLLARCA MADDİ ALEMİN TEK ALEM OLDUĞU KONUSUNDA İKNA ETMEYEÇALlŞMlŞTl. BU SAPLANTlDAN KURTULMANlN TEK YOLU RUH İLE TEKRAR İLETİŞMEGEÇMEKTİ.

    Bunu yapabilmek için otların yardımına ihtiyacımız olduğuna gerçekteninanıyorum. İşimizin bir kısmı da toplumu değiştirebilmek için bunlara, builaçlara saygı duymak. Bu ilaçları üretenlere saygı duyulabilir,iyileştirilebilir. Herkesin bunu yapmaya ihtiyacı yok. Herkes bunu yapmakistemez ve buna gerek de yok. ama bunun bir kenara itilmemesi, üzerindearaştırma yapılması gerek çünkü yeni şeyler, içinde bulunduğumuz indirgecitoplumda ancak bu şekilde kabul görür. Yıllar geçtikçe, daha derin düşündükçe,bu bileşimler üzerine yapılan çalışmalardan elde edilebilecek bir şeylerolduğuna inananların sayısı da artmakta. Öğrenebileceğimiz çok şey var veözellikle geleneksel tedavi yöntemlerinin işe yaramadığı, psikedelik modelin enuygun şekilde kullanıldığı hasta kişilerde çok faydalı olabilir. Sanırım şuanda yapılacak en önemli şey, son derece açık sözlü biçimde Ayahuska’nınuyuşturucu ve alkol bağımlılığı olan insanlara yardımcı olup olamayacağınısorgulamak ve cevaplamak. Biliyoruz ki, DMT ve benzer alkoloidler depresyondanda sorumlu reseptör alanları üzerinde çok güçlü etkiye sahipler. Benimdeneyimde, alkol ve uyuşturucu kullanan insanların çoğunluğu derin birdepresyonu veya anksiyeteyi kendi kendilerine tedavi etmektedirler. Birkaç yıldırpsilosibin kullanma iznim var. Psilosibin, ileri seviyede kanser hastası olduğuiçin anksiyete sorunu yaşayan hastaların anksiyetesini tedavide kullanılanhalusinejik mantarlardaki aktif bir alkaliddir.

    Psilosibinin kimyasal yapısı 4- phosphorylixy-N,N-dimethyltryptamine dir.

    Bu kimyasal yapı DMTninkine çok benzemektedir. Sonuç olarak, bu maddelerintıpkı geleneksel tedavi yöntemlerinde kullanıldığı gibi, yine insanlarıiyileştirmek için kullanılmalarını istiyorum. Şimdi ise insanlara yardımetmenin yolu ölümle yüzleşmelerini sağlamak. Bu, yaklaşan ölümünüze olanbakışınızı tamamen değiştirir. İster inanın ister inanmayın, öleceksiniz. Bumaddelerle madde ötesi âleme geçiş yapacağınız için daha sonrayaşayabileceğiniz korkuları üstünüzden atmış olacaksınız. Şimdi şunu düşünmeyebaşladım:

    Acaba bilinç biyolojik ölümden kurtulabilir mi?

    Belki de psikiatri ve davranışsal farmakolojide üzerinde çalıştığımız modelyanlıştır. Belki tam tersidir. Bilinç esasen evrendedir, madde de bunun birsonucudur. DMT veya 5-methoxy-DMT gibi maddeleri kullanmak ölüm ötesideneyimlerine hazırlanmamıza yardımcı olabilir. Gözlemlediğimiz kadarıyla,oturum esnasında deneyimin doğası üzerinde çok olumlu etkileri olmuştur.Sonrasında da ruh halinin düzelmesinde, anksiyete (endişe) kontrolünde, acıalgılamasında ve kanser hastalarının yaşam kaliteleri üzerinde de olumluetkileri olmuştur. Deneklerimizin çoğu geri kalan zamanlarında çok iyi idareetmişlerdir. Bununla gerçekten yüzleşenler için, ki bu yüzleşmenin bir kısmıpsikedelikler yardımıyla daha önce varlığından haberdar olmadıkları bir uzayaaçılmalarını sağladı. Ve bir şekilde onlara ölüm ötesine geçmenin, hayattayaptıklarına daha farklı açıdan bakmalarının, yaptıklarından memnun olmanın nedemek olduğunu gözleri önüne serdi. Psikedelik seyahat, meditasyon ve benzerişeyler yapanlar hemen hemen aynı aleme giriyorlar ve aynı bilgiyi eldeediyorlar. Eğer bunu, bilimsel metodla yaklaşabileceğimiz normal bilim şeklinedönüştürebilirsek, o zaman Dünya gezegeninde hayatta kalma yeteneğimizi vezekâmızı geliştirmiş oluruz.

    Bizler ölümlüyüz.

    Ölmekte olan bir gezegende yaşıyoruz, gezegenimizi öldürüyoruz.

    yani hastalığımız çok ciddi.

    Bu yüzden de ümitsizce bizi diğer aleme taşıyacak yeni bilgiler, fikirlerbulmaya çalışıyoruz. Evrimleşmek zorundayız ve sanırım entellektüel evrimimizpsikedeliklerin öncülüğüne bırakılabilir. Psikedelik deneyimin güzeliğinintuzağına düşmezseniz eğer dünyayı değiştirmek kolaydır. Psikedeliklerleyaşadığınız da buna benzer bir şey zaten. Çünkü bu, gerçeklik avizesinin çokgüzel bir noktasından bakmak gibidir. Artık bu noktada kristaller arasındanyansıttığınız şey de güzel olacaktır. Ama… şimdi geri dönelim, geri. Eğerinsanlara DMT ve özellikle psikedelikler vermeye devam edersek sadece beyinkimyasını tamir etmeyebilir sadece ne olacağını görelim. Araştırmadanöğrendiğim şeylerden bir tanesi de ilaçları verip ne olduğunu görmekistemiyorsunuz. Calais doğru kelime midir bilmiyorum ama aklıma gelen ilkkelime. Eğer insanlara böylesi bir açılım yaşatacaksanız, bunu bir amaç uğrunayapmalısınız sadece bilimsel merakınızı tatmin etmek, daha akıllı olmak içindeğil, onlara yardımcı olabilmek için olmalı. Bana göre, iki tarafı keskinbıçak olarak, hem mesajlar, ruhlar ve varlıklar dünyasına açılmakta; hem de bumaddeyi nörolojinin, sosyolojinin ve yapılanmakta olan gerçekliğin asitbanyosuna atmaktadır. Tüm bunların getirdiği ilim tanrılar, mesajlar veilhamlarla karışık dinsel bir deneyime benziyor ve aklın olağanüstü yansıtıcısıgibi. Her iki alemde de yaşıyor olmamız meraktan ya da belki de eşsizolmamızdan kaynaklanmaktadır.

    SPİRİTÜEL VE FİZİKSEL DENEYİM YAŞAMA KABİLİYETİNE SAHİBİZ.

    Spiritüel dünyanın acendası varsa eğer, bize potansiyelimizin tamamınıkullanmayı, açığa çıkarmayı amaçlamaktadır. Belki de toplumun uygarlaşması içinşuan yaptığımız seçimler bizden çok ötelere yansıyacaktır.

    Bence DMT gerçeklik, evren, kendimiz, biosfer ile ilgili hayal ettiğimizden çokdaha fazlası olduğu hatırlatan çok güçlü bir hatırlatıcıdır. Öyle görünüyor kibizim gerçekliğimiz tek gerçeklik değil. Ara sıra çatlaklar açığa çıkabilirhatta keşfedilmek istiyor bile olabilirler. Biz insanlar bilgiye açız.Okullarda, kiliselerde, iş ve teknoloji alanında bunu araştırmak için zaman,para ve sonsuz bir enerji harcıyoruz. Bilgi güçtür, bu yüzden de bizim en büyükaraştırmamızdır.

    Dimethyltryptamine.

    Karmaşık bir adı olan ve başka bir boyuta kapı açabilen bir molekül.

    Kimbilir belki de gelecekteki evrimimizdir.

    Yorum: Düşünce dünyanızda birçok yeni fikir üretmenizi sağlayacak bir konuolduğunu düşünüyorum. İnsan beyni etkilerinden kopunca çok şeylerin farkınadaha iyi varıyor olabilir. Ancak birçok kişinin bundan zarar gördüğü kesin.Lakin kontrollü bir uygulamada çok önemli bilgilere kavuşulacağı da kesin gibi.

    [1] Psychedelic : Psychedelic müzik ya da psychedelic rock, özellikle LSD gibiruh halini değiştirici ve düşünme paternlerini çarpıtıcı maddelerin yarattığıetkiyi aktarmaya çalışan bir müzik türüdür. 1960lardaki yaygın maddekullanımından etkilenerek pop kültürüne de yansıyan müzik türü, bu yıllarda enyaygın dönemini yaşadı. the Beatles, Jimi Hendrix, Led Zeppelin, Pink Floyd,Rolling Stones ve the Who gibi birçok dönemin ünlü grubu, bu türde şarkılaryazmışlardır.

  • #2
    DMT, Dimethyltryptamine, Dimetiltiptamin; Üçüncü göz molekülü

    BEYİNDEKİ PİNEAL BEZ TARAFINDAN SALGILANAN ‘RUH MOLEKÜLÜ’ DMT, ŞİZOFRENİNİN VE PARANORMAL OLAYLARIN AÇIKLAMASI OLABİLİR Mİ?

    ÜRÜN DİRİER

    Acıbadem hastaneleri bünyesinde görev yapan Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Levent Ersan, “üçüncü göz vardır” diyor. Beyinde melatonin ve DMT salgısından sorumlu pineal bezin, paranormal olayların sebebi olduğunu söyleyen Ersan, DMT molekülünün diğer boyutlara açılan kapının anahtarı olabileceğini iddia ediyor.

    Üçüncü göz derken nasıl bir şeyden söz ediyorsunuz? Paranormal bir yapıyı mı kastediyorsunuz?

    -Beynin pineal bez dediğimiz bir bölümünden bahsediyorum. İlk kez 17. yüzyılda Descartes, beyindeki ikili yapılara göre bu bezin tek olduğunu görerek, ruh ile bedenin irtibat noktası olabileceğini söylemiş. Tıptaki son gelişmelere bakınca Descartes haklı çıkacak gibi görünüyor.

    Üçüncü gözün varlığından hangi bilimsel veri ya da deneye dayanarak söz ediyorsunuz?

    -Bu konudaki en ünlü bilimsel çalışma, ABD’de New Mexico Tıp Fakültesi’nde Prof. Rick Strasman tarafından, fakülte, hükümet ve FDA’den onay alınarak gerçekleştirildi. Bu çalışmada pineal bezden salgılanan ‘dimetiltriptamin’ (DMT) adlı maddenin gönüllü denekler üzerinde uygulanmasıyla, ölüm öncesi deneyimler, halüsinasyonlar ve beden dışı deneyimler gibi paranormal olaylar saptandı. Deneklerin çoğunda benzer deneyimlerin yaşanması, DMT’nin ‘ruhun molekülü’ olarak anılmasına sebep oldu.

    Pineal bezin tam olarak işlevi nedir batı tıbbına göre?

    -Pineal bez 100-150 gram ağırlığında bir yapıdır. Melatonin salgılanmasından sorumludur. Ama son çalışmalara göre DMT’nin de salgılanmasından sorumlu olabileceği ortaya çıktı.

    Ruh molekülü doğumda ve ölümde artıyor

    DMT nedir ve nasıl durumlarda ortaya çıkıyor?

    -Öncelikle bu madde her yerde bulunan bir maddedir. Vücudumuzda, bitkilerde ve hayvanlarda bulunur. Beyin bariyerinden aktif olarak taşınarak geçer. Glukoz gibi beynin ihtiyaç duyduğu bir madde olmasına rağmen hala bunun nedeni tam olarak bilinemiyor. Yapılan deneylere göre, doğumda annede ve yavruda bu molekülün bolca salgılandığı saptanmış. ABD’deki ekibe göre doğumda ve ölüme yakın zamanlarda bu molekül pineal bezden bolca salgılanmakta.

    Halüsinasyonlardan söz etmiştiniz… Şizofreninin bu molekülle bağlantısı var mı?

    -Şizofrenlerde metiltransferaz enziminin çok olduğu, DMT’yi yıkan enzimin de etkisiz olduğuna dair bulgular mevcut. Aklıma Akıl Oyunları filmi geldi. Film, 21 yaşında hazırladığı teori ile 1994’de Nobel ödülü kazanan matematik dehası John Nash’in hayatını anlatıyordu. Şizofren olduğunu bilen ve kontrol yöntemleriyle hastalığı ile baş edebilen Nash, bir konferansında kendisine yöneltilen “Sizin gibi büyük bir matematikçi nasıl olur da uzaylılardan mesaj aldığını söyler?” sorusuna “Çalışmalarımda faydaları oluyor, ciddiye almak durumundayım” diye cevap vermiştir. “Diğer boyutların kapısından geçebilenler var”

    Yani aslında şizofreni bir hastalık olmayabilir mi? Beynin başka algı kapılarına açılması gibi paranormal bir durum olabilir mi?

    Bugünkü uygarlığımızın temellerini atan, radyo frekansı ve alternatif akımı keşfeden, uzaktan kumandayı icat eden Tesla’nın yaşamını incelediğimizde, gençliğinde bazı hayaller gördüğünü, gerçek mi değil mi ayırt edemediğini ama bunların halüsinasyon olmadığını söylediğini görürüz. Yaşamının son zamanlarında, retinaya yansıyan bilgileri ekrana yansıtarak kişilerin düşüncelerini görebileceği bir cihaz üzerinde çalışmıştır. Bugün Japonya’da bir çalışmada kişi uyurken gördüğü rüyaları ekrana düşürme çalışmaları belli bir aşama kaydetmiştir. İleride belki de rüyalarımızı yorumlanması için e-mail ile gönderebileceğiz! Özetle paranormal algıları olan, yetenekleri olan birçok insan vardır, yaşamıştır. Diğer boyutların kapısından geçebilen insanlar vardır. “Birer hologram olabiliriz”

    Peki bu bilimsel olarak nasıl mümkün olabilir? Örneğin gelecekten haber verme gibi paranormal yeteneklerin bilimsel açıklaması ne olabilir?

    -Dünyanın en ünlü kahinlerinden Baba Vanga çok küçük yaşta bir kaza sonucu kör olmuş ve daha sonra algıları açılmış. Bunun, söz konusu kaza sırasında pineal bez salgılarının artmasıyla alakalı olabileceğini düşünenler var. Bilimsel olarak retinamız cisimlerden yayılan ışınların en küçük birimi olan tek bir fotonu bile algılayabilir. Foton dediğimiz zaman kuantum fiziğine adım atmış oluyoruz. Bir kişi kuantum fiziğini okuyup da şoka girmediyse onu anlamamış demektir demiştir bir fizikçi. Gerçekten fotonlar arasında henüz çözülemeyen bir telepati var. Aynı anda birçok yerde olabilme özellikleri bilim insanlarını çok şaşırtmıştır. Yapılan bilimsel çalışmalara göre 11 boyutluyuz ancak bizler 4 boyutu fark edebiliyoruz sadece. Kaynayan bir kaptaki baloncukların her birini bir evren kabul edersek, bizler bu baloncuğun zarında, giderek genişleyen, içerisindeki daha çok boyutlu ortamın zara yansımış gölgeleri ya da hologramları olabiliriz. Bir elmaya bir lazer ışını gönderelim; yansıyan ışınla yine aynı kaynaktan çıkan diğer bir lazer ışınını girişim yaptırarak bir levhaya düşürelim. Bu levhadaki en küçük alan bile elmanın bütününü yansıtabilecek bilgiye sahiptir. Levhayı ikiye, dörde, sekize ya da daha fazlasına bölsek de yine de elma görüntüsüne ulaşabiliriz. Demek ki maddenin de en küçük biriminden bütünün bilgisine ulaşma imkanı olabilir. Kehanetleri ya da duru görüleri bu şekilde açıklayabiliriz. Yani DMT denen ruh molekülü belki de diğer boyutlarla aramızdaki filtreyi kaldırmakta, farklı farkındalıklara ulaşmamızı sağlamakta.

    Bu maddeyi arttırmanın bir yolu var mı?

    -Şamanlar ayin öncesi ayahuasca denen bir bitkiyi kaynatıp içerler. Bu bitkinin içinde bu maddeden bolca bulunur. Ancak meditasyon ve ibadet ile de bu maddeyi arttırarak algılar geliştirilebilir. Ancak dikkatli olunmalıdır. Yapılan bazı meditasyonların dördüncü yıldan sonra felce sebebiyet verdiğine dair tıbbi raporlar mevcuttur. Yine rastgele bazı bitkilerin içilerek ya da tütsü yapılarak farkındalığı arttırma yoluna gidenlerin öldüğü, kalp kirizi geçirdiği ya da psikolojik bozukluklara uğradıkları bilinmekte.

    49 günün sırrı; DMT’nin doğarken ve ölürken yoğunlaştığını söylemiştiniz, bunun nedeni sizce ne olabilir.?

    -Prof. Strasman Tibet’in Ölüler Kitabı’nı okuduğunu ve kitapta, kişi öldükten sonraki 49 gün içinde ruhunun başka bir bedene geçtiğinden bahsettiğini söylüyor. Çalışmaları sırasında pineal bezin 7 haftada yani 49 günde anne karnında olgunlaştığını öğrendiğinde ise tüylerinin diken diken olduğundan bahsediyor. DMT’nin doğumda ve ölümde yoğunlaşması, ruhun bedene giriş ve terk ediş aşamalarına bir tür hazırlığı akla getirmekte.

    Yorum yap


    • #3
      Ruh ve Beden Arasında Bir Köprü Epifiz

      İnsandaki epifizden salınan moleküllerin bir benzerinin üzerlik otu ve akasyada da olması, bunların vücuda alınmasını takiben zihin açıcı, algı değiştirici ve diğer âlemlerle iletişim kurucu tesirlere yol açması, meditasyonun ve biyolojik tesir mekanizmasının da aynı moleküler sistem üzerinden gerçekleştiğinin ortaya konulması, birçok insanı şaşırtmaktadır. Materyalistler bu sahadaki ilmî gelişmeleri, madde ötesi tecrübelere ve gerçekliklere inanmanın veya inanmamanın biyolojik sistemdeki farklılıklardan kaynaklandığını belirterek, inanmamanın tabii ve normal bir şey olduğunu söyleyerek küfürlerinde ısrar edecek olsalar da, madde ile mânâ arasında kurulan tenteneli bir perde hükmündeki bu sırlı ve ince bağlantı, inananların imanını derinleştirmeye vesile olacaktır. İnananlar, Rablerinin kendilerini ahsen-i takvim suretinde, kâinatın bir meyvesi olarak yarattığı hakikatinin moleküler seviyede de açıkça gözlenebildiğini müşahede edeceklerdir. Ayrıca gece ibadetlerinin niçin önemli olduğunun hikmetini de bir nebze anlamış olmanın itminanını yaşayacaklardır.

      İnsan bedeni üzerine yerleştirilmiş üç kanal üzerinden, nefis ve ruh tesir altında bırakılabilmektedir. Efendimiz’in (sas) güzel koku hakkındaki teşviki, az uyuma ve az yeme hususlarındaki tavsiyeleri, beş duyumuzu haramdan koruma konusundaki hassasiyetleri, bu çerçevede tekrar gözden geçirildiğinde daha iyi anlaşılabilir. Bu üç kanaldan ikisi, insanın yediği gıdalarla, içtiği sıvılarla ve solunumla aldığı moleküllerle aktif tutulan sindirim ve solunum kanallarıdır. Üçüncüsü ise, beş duyumuz üzerinden beyne ulaşan mesaj kanalıdır. İnsanın yediği, içtiği, kokladığı ve nefes yoluyla aldığı şeyler, doğrudan doğruya, onun biyolojik, psikolojik, zihnî ve ruhî hayatına tesir etmektedir. Özellikle insanın psikolojisini, zihnî algılamasını, şuur seviyesini ve boyutunu değiştiren ilâçlar, bitkiler ve onlardan yapılan tütsüler, kokular ve içecekler, insanlara normal gıdalardan çok daha fazla tesir etmektedir. Kalbin zümrüt tepelerine seyahat ederken, nefsin beslendiği bu üç kanalın temiz tutulması çok önemli olduğundan, İslâm’da nefis terbiyesine hususî önem verilmiştir.

      * Evrimciler tarafından ‘sürüngen atalarımızdan kalan, körelmiş bir organ(!)’ olarak tarif edilen epifiz, rûh ile beden arasında bir irtibat noktası mıdır?
      * Mânâ âlemlerine açılma ile epifiz arasındaki münasebet...
      *İnsanların, geceleri ve yüksek yerlerde metafizik âlemlere açık olmaya daha yatkın olmalarının hikmeti...
      * İnsanın metafizik âlemlerle münasebete hazır hâle gelmesi, neden iki yanı keskin bir kılıç gibidir?
      * Gece ibadetlerinin önemli olmasının bazı hikmetleri...


      İnsanın maddî ile mânevî varlığı arasındaki bütünlüğün, tevhid hakikatine uygun bir çerçevede yorumlanması, zaman zaman ilmî ve felsefî yaklaşımlarca problemli bulunmuştur. Bazı bilim adamları, insanın materyalist ve pozitivist zeminde, biyolojik boyutuyla ele alınıp, ruhuna ait bütün görüntülerinin inkâr edilebileceği veya sadece madde ile açıklanabileceği düşüncesindedir. Bunların tam zıt ucunda yer alanlar ise; dini ve mânevîyatı koruma adına her şeyi mânâya ve ruha bağlarken, Allah’ın icraatına birer perde olarak yaratılmış maddeyi, sebepleri, eşyanın hakikatini ve mekanizmaları bütünüyle reddetme gibi bir duruma düşme tehlikesindedirler.

      Bu durumda birinci husus; ifrat ve tefrite düşmeden, insan bedeni ile ruhunun birbirine temas ve tesir noktalarının iyi tespit edilmesi, fizyolojik ve biyo-kimyevî mekanizmaların -sebep olsalar bile- birer hakikatlerinin olduğunun bilinmesidir. İkinci önemli husus ise; fizyolojik ve biyo-kimyevî süreçlerin, imtihan sırrı gereği Allah’ın ilim ve kudretine birer perde olduğunun aslâ unutulmamasıdır. “İnsan denen meçhul”ün; ruh, nefis ve beden üçlüsünün, karşılıklı münasebet içinde gerçekleşen bir sistem olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Ayrıca bilimlerdeki parçalanmışlık ve uzmanlığın parçacı bakışı sebebiyle, insanın ilâhî tecellilere mazhar aşkın boyutunun göz ardı edildiği bilinmelidir.

      Ruhun biyolojik mekanizmaları kullanmasında irtibat noktası olarak iş gören organların başında, beynimize yerleştirilmiş olan epifiz bezi gelir. Evrimciler tarafından “sürüngen atalarımızdan kalan körelmiş bir organ” olarak tarif edilen bu küçük organcığın ne kadar mükemmel vazifeler gördüğü son 30 yıl içinde anlaşılabilmiştir. Sürüngenlerde ve kuşlarda epifiz bezi, başın tam ortasında, derinin hemen altında bulunduğundan, güneş ışınlarının tesirine çok daha açıktır. Bu konumu araştırıldığında; epifiz bezinin güneş ışığının yoğunluğuna bağlı olarak sürüngenlerde gündüz ve gece biyo-ritimlerinin düzenlenmesinde rol oynadığı görülecektir. İki gözün arasında bulunduğu için epifize üçüncü göz de denmektedir. İnsan dışındaki memeli ve omurgalılarda ışık alıcısı olarak iş gören bu yapı, biyolojik saatin ana merkezi olarak hazırlanmıştır.

      İlk defa Descartes tarafından ruh ile bedenin irtibat noktası olarak tarif edilen epifizin, ruh-zihin-beden üçlüsünden oluşan insan alt sistemlerinin kavşak noktasını oluşturduğu, hormonların kontrol edilmesinde vazifelendirilmiş komutan mesabesinde bir salgı bezi olduğu hususundaki deliller giderek artmaktadır. Günümüzde kritik bir içsalgı bezi olarak kabul edilen epifizden salınan melatonin, pinolin ve dimetiltriptamin (DMT) gibi nöro-hormonlar üzerinde yoğun araştırmalar yapılmaktadır. DMT; insanda mistik zevk ve halleri, metafizikî âleme geçişi tetikler. Meselâ, çeşitli bitkilerin tohum ve meyvelerindeki DMT molekülü, yiyecek veya içecek olarak vücuda alındığında, epifizden salgılanan fıtrî DMT molekülüne benzer tesirlere yol açar. Pinolinin yapı bakımından benzeri, üzerlik bitkisinin (Peganum harmala) tohumlarında bulunan harmin ve harmalindir. Epifiz bezinden salgılanan DMT ve 5-MeO-DMT isimli moleküllerin aynısı başka bitkilerde de bulunur. Nispeten fazla DMT ihtiva eden bitkilere, Phalaris aruninacea, Psychotria spp., Phalaris spp., Acacia spp., Arundo donax, Desmanthus illinoiensis, örnek verilebilir. Bilhassa Phalaris aruninacea isimli otsu bitki, DMT ve türevleri bakımından çok zengindir.

      Memelilerde ve insanda, epifizden salgılatılan melatonin, uyku için gözlerin kapanmasını tetikleyen hâdiselerin düzenlenmesinde rol alır. Epifiz, geceleyin veya karanlıkta aktif hale geçer. Epifiz bezinin aktivasyonu, ışık vasıtasıyla düzenlenir. Gözün ışığa hassas olan retina tabakası ile hipotalamus arasında bir sinir bağlantısı vardır. Gözden giren ışık ve karanlık hakkındaki bilgiler, hipotalamusun suprakiazmatik çekirdek denen bölgesine taşınır. Buradan da, hususî bir sinir bağlantısıyla ışık ve karanlık seviyeleri hakkındaki elektrikî mesajlar epifize ulaşır. Bu mesajların değerlendirilmesinden sonra melatonin sentezi düzenlenir. Ayrıca retinada da melatonin ve pinolin üreten hücrelerin varlığına dair tespitler vardır.

      Epifiz ve hipofiz bezi, böbreklerden sonra kan dolaşımının ve damarlaşmanın en yoğun olduğu organlardır. Böbrek üstü, hipofiz, tiroid ve paratiroid bezleri, aktif veya stres altında ise, epifizden melatonin salınarak, vücudu uykuya sevk eder. Sonuçta bu organların sakinleşmesi sağlanır. Araştırmalar göstermiştir ki, epifiz bezinin aktivasyonunu sağlayan faaliyetlere önem verilirse, yaşlanma, kanser, bunama, stres ve hipertansiyona karşı fıtrî bir korunma sağlanmaktadır. Melatonin ve pinolin, şuursuz birer molekül olmalarına rağmen, emr-i ilâhî ile immün ve sinir sisteminin düzenlenmesinde rol almaktadır. Antioksidan, antistres ve antikanser hususiyetlerle donatılan bu moleküller, kişinin kuvvet ve enerjisini yeniden toplamasına, tiroid hormonlarının salınması için uyarılmasına, yaşlanmanın geciktirilmesine, parkinson ve alzheimer hastalıklarından korunmaya vesile nörohormonlardır.

      Epifiz bezine, uyku düzenlenmesi ile ilgili mekanizmalarda rol verilmesinin yanında, insanın geceleyin metafizik dünyaya daha açık hâle gelmesinde de vazife verildiği gösterilmiştir. Gündüz veya ışıkta, epifiz bezi aktivitesi oldukça düşüktür. Dolayısıyla insan bedeni, mânevî âlemlere açıklık noktasından tam olması gereken seviyede değildir. İnsanın ışığa ve gün uzunluğuna bağlı biyolojik ritimlerini düzenlemede iş gören epifizden salınan nörohormonlar, insanın biyolojik sistemini ışık yokluğunda (geceleyin), mânevî âlemlerle irtibata açık hâle dönüştürür. Işıkta (gündüz) ise, maddî dünyaya daha çok açık hale getirir. Bu çerçevede “gündüzün çalışma, gecenin de istirahat için hazırlandığını” belirten âyet çok mânâlıdır.

      Epifizin, gece saat üç civarında maksimum aktiviteye ulaşmasıyla insanın mânâ âlemlerine açıklık ve yatkınlık kazanması arasında enteresan bir paralellik bulunmuştur. Bu açıdan geceler ve seher vakitleri, ruh-zihin-beden sisteminde, ruhun bedenin tesirinde daha az kaldığı ve seyahatinin daha kolay olduğu zaman dilimleridir.
      Gecenin sonuna doğru kişi uyandığında, epifiz, maksimum seviyede aktiftir. Burada enterasan olan husus, insanın mistik ve ruhanî tecrübelere hazırlanmasında sebep olarak epifizden salgılanan pinolin, DMT, 5-MeO-DMT gibi moleküllerin, imtihan sırrından dolayı insanın uykusunu getiren melatonin ile eş zamanlı salgılanmalarıdır. Bu yüzden bedenin ruhanî âlemlere açık hâle gelmesinde iş gören bu moleküller vasıtasıyla hazırlanan alt yapıyı kullanabilmek için kişinin uykusunu yenebilmesi gerekmektedir. İnsan erken yatarsa gecenin üçte birlik diliminden sonra kolayca kalkabilir ve bedeninin mânevîyâta açık olduğu bir saatte ibadet yapma şansı elde edebilir. Böylece maddî hayatın dar kalıplarından çıkıp, kalb ve ruhun hayat derecelerinde yaşaması da kolaylaşır. Peygamberimiz’in (sas), yatsı namazını vaktinde kılıp uykuya çekilmesi, gecenin ilerleyen vakitlerinde kalkıp ibadet etmesi ve ümmetine de bunu tavsiye etmesi durumu, bedende epifize gördürülen roller açısından incelendiğinde, O’nun (sas), emir ve tavsiyelerinin insan tabiatıyla tam bir âhenk içinde olduğu görülecektir.

      Madde ile mânâ arasında köprü görevi gören bu moleküller ve tesirleri arasında, sebep-netice münasebetinden ziyade, iktiran diyebileceğimiz iki şeyin bir arada gerçekleşmesi (eşzamanlılığı) söz konusudur. Açarsak, epifiz hormonları kişinin biyolojik sisteminin mânâ âlemlerinde seyahate veya oradan gelecek esintileri almaya hazır hâle gelmesinde, imtihan sırrı gereği, bir sebep olarak kullanılmaktadır. Diğer yandan kişinin metafizik âlemlerle münasebete hazır hâle gelmesi, iki yanı keskin bir kılıç gibidir. Kişi bu durumda tevbe, istiğfar, dua ve ibadetlerle, kendini meşgul etmezse, habis ruhların, şeytanların ve cinlerin müdahalesine açık hâle de gelebilir.

      DMT molekülünün, ruhanî âlemlerle irtibata ve metafizikî hâlleri bedende hissetmeye vesile olduğu dikkate alınırsa, cinlerin ve ruhanîlerin de insan bedeni üzerindeki tesirlerini ortaya koymada, Allah’ın icraatına bir perde olarak benzer nörohormonların sentezini veya salgılanmasını kullandıkları söylenebilir. Nitekim, Amazon yerlilerinin dinî âyinlerinde kullandıkları “Ayahuasca” isimli içecekte, üzerlik bitkisinin tohumlarındaki harmin ve harmalin ile insanda mistik zevkler ve halleri tetikleyen DMT molekülü bulunur. DMT, hem epifizden salgılanır, hem de çeşitli bitkilerin tohum ve meyveleri alındığında vücutta tesirlerini gösterir. Bunları içen kişiler, ruhanî âlemlerle iletişime geçmektedir. Başka birileri, insanın bu biyolojik yatkınlığını kullanarak, zihinleri kontrol edebilir, idrâk ve şuur seviyelerini değiştirebilir. Meselâ kişiye, 1 gram üzerlik (Peganum harmala) tohumu çiğnetilirse veya bunun tütsüsü o kişiye yapılırsa, serotonini parçalayan monoamin oksidaz enzimi engellenir. Böylelikle serotoninin parçalanması durdurulurken, DMT sentezi uyarılır. Kişi trans haline geçer.

      Epifizin işleyişine tesir eden faktörler, anormal gündüz-gece ritimleri (uçakla kıtalararası seyahatte olduğu gibi), ışık şiddeti ve süresi, radyasyon, manyetik alanlar, beslenme bozuklukları, günlük stres seviyeleri ve sıcaklıktır. Ayrıca deniz seviyesinden yüksekliğe bağlı olarak epifiz aktivite seviyesinde de dikkate değer farklılıklar tespit edilmiştir. Deniz seviyesinde en düşük, dağların zirvesinde en yüksek seviyeye çıkan epifizin bu özelliğini en çok bazı ibadethanelerin ve inziva yerlerinin seçilişinde görmekteyiz. Peygamber Efendimiz’in (sas) dağda bulunan Hira Mağarası’nda, yüksek dağlarda inzivaya çekilmesi, eski Hristiyan manastırlarının yüksek dağlarda yapılması ve birçok evliyanın dağlık bölgelerde yetişmesinin hikmetlerinden birisi epifizin bu durumu ile alâkalı gibi görünmektedir. Nitekim “ışık terörü” olarak isimlendirilen vakada, aşırı parlak ve bol ışıkla aydınlatmanın yapıldığı yerlerde epifizin sağlıklı işleyişi bozulmaktadır. Bu da başta uykusuzluğa ve bunun neticesinde kronik stres ve bağışıklık sistemi zâfiyetlerine sebep olmaktadır.

      Diğer beyin yapılarına benzer şekilde epifiz, ilâçlı veya ilâçsız uyarılabilmektedir. Son yıllarda kullanılmakta olan fiziko-kimyevî yapıdaki ilâçların tesirlerinin üçte birinin tamamen kişinin o ilâç vesilesiyle şifa bulacağına inanmasına, Allah’ın Şâfî ismine inanıp güvenmesine, ümit ve moralini yüksek tutmasına bağlı olduğu gösterilmiştir. Bu yüzden kişi, yaptığı dualar, ibadetler, yakarışlar, inzivaya çekilmeler, telkinler yoluyla da epifizdeki nörohormonların sentezinin artmasına yol açabilmektedir. Epifiz bezinden üretilen moleküller, uygun enzimlerin varlığında serotonine de dönüşebilmektedir. Nitekim, kişi zikir ve ibadetlerini düzenli olarak yaptığında, epifiz bezini daha çok serotonin üretecek şekilde de uyarabileceği belirtilmektedir. Günümüzde problemlerin yaklaşık % 75’lik kısmı, mânevî tatmin eksikliğine dayanan stres ve depresyonla alâkalıdır. Melatonin seviyelerinde ve sentezinde azalma olmadığı sürece, stresle ilgili problemler de çok az ortaya çıkmaktadır. İnanan ve ibadet eden kişilerde bunamaya pek rastlanmamaktadır. Kişinin sevgi üzerinde olması; ümit, aşk, şevk, inanma kuşağında yaşaması, epifiz faaliyetinde azalmayı önleyici bir sosyal hayat tarzıdır. Yapılan araştırmalar, mistik tecrübelerin ve zikirlerin, bir arada yapılan dinî sohbetlerin, bağışıklık sistemine olumlu tesir ettiğini göstermektedir.1

      Çocuklarda epifizin rolü
      Doğumda, annede ve bebekte DMT sentezinin yüksek seviyede sentezi ile gerçekleştirilen bir trans ve mutluluk hâli söz konusudur. Bu molekül seviyesine bağlı olarak anne hem doğum sancısına daha rahat katlanır, hem de bebek çok fazla uyur. Araştırmalar bebeğin dünyaya geldiğinde, beyin omurilik sıvısında çok fazla miktarda 5-MeO-DMT bulunduğunu göstermektedir. Bebeklik ve çocukluk döneminde beyin % 40 daha aktiftir. Buna bağlı olarak öğrenmeye ve diğer âlemlerle iletişime de daha açıktır. Epifiz bezi, başlangıçta çocuklarda büyük iken, büluğ çağına girildiğinde oldukça küçülür. Dolayısıyla melatonin hormonu, çocuklarda oldukça yüksektir ve onların büluğ çağına girmelerini baskılar. Büyük ölçüde onların masumiyetine katkıda bulunur. Epifiz bezinin çocuklarda büyük ve aktif olması, bu bezden salgılanan melatonin, pinolin, DMT ve 5-MeO-DMT gibi insan zihnini mânevî ve ruhanî âlemlere açık hale getiren moleküllerin de, erginlere nazaran onlarda daha fazla olduğunu gösterir. Belki de bu yüzden çocukların beyin-zihin sistemlerinin ruhanî ve metafizikî âlemlere açıklık oranı, bu moleküllerin sentez miktarına bağlı olarak yüksek olmaktadır. Eğer bu gerçekten böyle ise, o zaman çocukların, bazı mânevî varlıkları niçin kolayca görebilirken, erişkinlerin cinleri ve ruhanileri her zaman görememelerinin ilmi hikmeti de anlaşılabilir. Çünkü zihin-beyin sistemini ruhanî ve mânevî âlemlere açık hale getiren moleküllerin sentezi, çocuklarda oldukça yüksek iken, bu normal şartlarda erişkinlerde oldukça düşüktür. İnsanlar buluğ çağına girdiklerinde ve damarlarında şehvet dolaşmaya başladığında, epifiz bezi faaliyetini yavaşlatmaya ve küçülmeye başlar. Diğer âlemlerle olan iletişim açıklığı oldukça azalır. Zaten günümüzde alınan eğitim, yenen gıdalar ve hayat tarzı da, insanın mânevî hayatını köreltici fonksiyon görmektedir.

      Yorum yap


      • #4

        Yorum yap


        • #5

          Yorum yap

          Hazırlanıyor...
          X