Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Diyabet, Diabet, Şeker hastalığı, diyabet, diyabet belirtileri

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Diyabet, Diabet, Şeker hastalığı, diyabet, diyabet belirtileri





    Diabet, Şeker hastalığı
    Şeker hastalığ genelikle endüstri ülkelerinde görülen bir rahatsızlık olup, 1994 verilerine göre Almanyada 4 milyon diabet hastası bugün 7 milyona ulasmıştır. Bunun 6,5 milyonunu Tip 2 veya Yaşlılık diabeti olarak bilinen diabet olup, genelikle 40 yaşından sonra ortaya çıkan türdendir. Bununda % 20?si insulin iğnesi vurulmaktadır. Tip 1 ise diabeti ise çocukluk, gençlik veya ilk olğunluk devrelerinde ortaya çıkar ve ilerler. Diabet pankreas rahatsızlığı nedeniyle ortaya çıkan bir durumdur.

    Pankreasın insulin salğılayan langerhals hücrekümelerinin (langerhans istets) tahrip olarak görevinin yapamaz halle gelir. Başka hastalıklarda diabette sebep olabilir ve bunların başında uzun süre kortison alama, sürekli idrar söktürücü ilaçlar (diüretika) alma, gelişmek için hormon hapları alma gibi sebepleri sayabiliriz.

    Diabetin belirtileri: oldukce sık idrar yapma (poliuri), aşırı susuzluk çekme (polidipsi) iştahsızlık nedeniyle zayıflama, hastalığın başlanğıcında çok aşırı açlık hissetme, döğülmüş gibi dermansız-, yorğun- ve kuvvetsiz hissetme, ağız kuruması ve geçeleri baldır kramplarını sayabiliriz.

    Diabet hastalarında bazı hastalıklarda ortaya çıkabilir ve bunların başında: iyilesmesi çok uzun süren yaralar özeliklede ayak ve baldırlarda, görmebozuklukları, sinirlerin tahrip olması, nedeniyle ayaklarda karıncalanması, kalpenfaktürüsü ve cinsel ikdıdarsızlık ortaya çıkabilir. Sağlıklı bir insanın aç karnına kanındaki glukoz oranı 70-110 mg/dl iken , şeker hastalarında bu en az 126mg/dl?dir. Geniş bilgi için pankreasa bak.

    Bir tanıdığım diyabet hastasına doktoru istediğin kadar et yiyebilirsin am tatlı yiyemesin demişti. Oysa tatlı geçici olarak şekeri anlık yükseltir. Hücrelerin, dokuların ve organların yağlanması demk görevini yapamaması demektir. Aşırı hayvansal besinlerle beslenen bir kişin pankreası yağlanma nedeniyle insulin salğılıyabilir mi? Mümkün değildir.

    Gökçek İksiri pankreastaki yağlanamayı önler ve insulin salğılamsını dolaylı olarak sağlar. Tabiiki sağlıklı beslenmek şartıtır. Fakat asla peynir yememeli, çünkü iltihaplanmaya sebep olur, siyah çay içmemeli, çünkü bağırsakaları kurutur ve vitaminler, minerller ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler, et ve et mamülerine 5-6 ay alınmaması gerekir, çünkü asidoza sebep olur. Buda birçok hastalığın sebebidir. Gökçek İksiri vücudu curuflar dan artır ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Gökçek Tonik bağırsak, idrar yolları, solunum yolları ve ağız florasını düzenler patalojik bakteri, virüs ve mantarları yokeder vede bağışıklık sistemini güçlendirir.

    Gurmar Forte, Karanfil Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Diyabet çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Barsak Mantar ve Bakterileri toksik maddeler üretir ve Karaciğer bu toksik maddeleri arıtmaz ise diğer organlara depolanır ve organlarda çeşitli rahatsızlıklar görülmeye başlar. Günümüzde Bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme mantarları çoğaltır ve vücudun asit-baz dengesini bozulur ve oluşan asitik ortamda mikroplar hızlı çoğalırlar. Artı her lokma en az 30 defa çiğnemeli, aksi halde çok yoğun cüruf oluşur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

  • #2
    Diyabet, cinsel sağlığı

    Diyabet Rahatsızlığına Doğal Çözüm, Şeker Hastalığını Gurmar ile Tedavi, Alkol Karaciğer Yağlanmasına Sebep Olur, Alkol Diyabette Sebep Olur, Bağırsak Mantarı Metil Alkol Üretir, Şeker Hastalının Tedavisi Mümkündür, Pankreas Yağlanırsa İnsülin Üretemez, GDO'lu Buğday ile Zehirleniyoruz,







    Prof. Dr. Hotamışlıgil ve ekibi karaciğerin metabolik haritası çözdü!


    Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ve ekibi karaciğerin metabolik haritasını çözdü


    BOSTON - Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil ve ekibi, karaciğer dokusunda metabolizmayı bozarak diyabete yol açan mekanizmanın protein değil ‘yağlar tarafından kontrol edildiği sonucunu ortaya çıkararak’ bu alandaki yerleşik görüşü sarsan yeni bir tedavi yaklaşımına ön ayak olacak önemli bir buluşa imza attı.


    Şişmanlık ve diyabetin tedavisine yönelik çalışmalarıyla tanınan Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, şişmanlık ve diyabette karaciğerin rolüne ilişkin yağ ve kalsiyum metabolizması üzerinde şaşırtıcı buluşlar yaptı. Ortaya çıkarılan bu yeni mekanizmalara deneysel ortamda yapılan genetik müdahaleler sonucu insülin direnci ve şeker hastalığı geri döndürülebiliyor. Prof. Dr. Hotamışlıgil, bütün dünyada büyük bir hızla yayılan şişmanlık, diyabet ve karaciğer yağlanması probleminde böyle temel bir bozukluğun ortaya çıkarılmasının yepyeni tedavi olanakları sunabileceğini belirtti. Prof. Dr. Hotamışlıgil ve ekibi, bu heyecan verici çalışmalarını dünyanın en saygın bilim dergisi 'Nature' Mayıs sayısında yayınlayarak bilim camiasına duyurdu.

    Pek çok önemli çalışmaya imza attı
    Hotamışlıgil Laboratuvarı’nda daha önce yapılan çalışmalar, şişmanlık ve diyabet gibi metabolik hastalıklarda kronik iltihabi değişikliklerin anahtar bir mekanizma teşkil ettiğini ortaya çıkarmış ve bu hastalıklara yaklaşımda yeni bir alan açmıştı. Bunun akabinde Prof. Dr. Hotamışlıgil, hem deney hayvanlarında hem de şişman ve diyabeti bulunan insanlarda karaciğer ve yağ hücrelerinde “endoplazmik retikulum” (kısaca ER) adı verilen yapıda stres ortaya çıktığını keşfetmiş ve bu stresin giderilmesinde kullanılabilecek kimyasal maddeleri belirleyerek, hem deneysel ortamda hem de insanlarda çarpıcı tedavi edici etkilerini göstermişti.


    Çalışma ‘Nature’ dergisinde yayınlandı
    Prof. Dr. Hotamışlıgil’in bu buluşuna kadar endoplazmik retikulum sadece hücrede protein sentezini, sentezlenen proteinlerin kalitesini ve trafiğini kontrol eden, bir üretim tesisi gibi çalışan bir sistem olarak biliniyordu. Bu karmaşık sistemin ve ER’ın metabolizmanın kontrolündeki rolü bilinmiyordu. Dolayısıyla, bu önemli organelin şişmanlık ve diyabette neden hatalı çalışmaya başladığı sorusu da hem bilim camiası hem de Prof. Dr. Hotamışlıgil için gizemli bir konu idi. “Nature” dergisinde yayınlanan bu yeni çalışmayla, bilimadamları hem bu büyük sırrı çözmüş oldular, hem de karaciğerin metabolik haritasını gün ışığına çıkardılar.

    Hotamışlıgil ve öğrencisi Dr. Fu, bu sırrı çözebilmek için önce hastalıklı karaciğer dokularından endoplazmik retikulumu saflaştıracak bir yöntem geliştirdiler ve daha sonra bu yapının tüm protein ve yağ haritasını sistematik olarak ortaya çıkardılar. Hotamışlıgil Laboratuvarı, bu haritayı ortaya çıkarabilmek için binlerce protein ve yağ molekülünü sağlıklı ve hasta karaciğer dokusunda tarayarak birer birer inceledi. Elde ettikleri sonuçları “büyük bir sürpriz” olarak değerlendiren Prof. Dr. Hotamışlıgil, şişmanlığın herkesin tahmin ettiğinin tam tersi olarak karaciğer dokusunda protein üretiminden yağ üretimine dönüşü tetiklediğini ve bu organdaki endoplazmik retikulumun normal çalışmasının bu şekilde bozulduğunu gösterdiklerini belirtti.

    Yağların metabolizmadaki yeri
    Karaciğer dokusunda binlerce yağ ve protein molekülünü inceleyen ekip, yağların arasında iki molekülde şişmanlığa bağlı çarpıcı bir anormallik tespit etti. Posfatidil-kolin (PC) ve posfatidil-etanoamine (PE) isimli bu yağların ER cidarının mimarisi üzerinde çok önemli etkileri olduğunu belirten Prof. Dr. Hotamışlıgil, tespit ettikleri bu değişimlerin organel fonksiyonunu bozabilec
    eği hipotezine ulaştıklarını ve akabinde bunu ispat ettiklerini belirtti.

    Karmaşık yolaklar söz konusu
    Endoplazmik retikulumu hüc
    re içinde çok çetin ve karmaşık yollarda seyreden 12 silindirli bir yarış arabasının motoruna benzeten Prof. Dr. Hotamışlıgil, şu bilgileri Verdi: “Bu motorun performansı için sadece çok miktarda enerji değil aynı zamanda kalsiyum kullanımı gerekiyor ve hücrenin benzini olan enerji kaynaklarının yanı sıra organel içerisine yüksek miktarda kalsiyum aktarılması da gerekiyor. Kalsiyum hücre içindeki depolardan endoplazmik retikulumu oluşturan tüplere özel kanallar aracılığıyla aktif olarak taşınıyor ve bu fonksiyonun gerçekleşebilmesi için de bu tüplerin cidarındaki yağların belli bir oranda olması gerekiyor. Şişman karaciğer dokusunda meydana gelen değişiklikler, bu tüplerden kalsiyum kaçağına sebep veriyor ve neticede organ fonksiyonunu bozarak diyabet oluşmasına zemin hazırlıyor. Ekip olarak bu kaçağa sebep olan mekanizmanın yağlar içindeki değişiklikler nedeniyle oluştuğunu ve düzeltilebileceğini ortaya çıkararak büyük probleme önemli bir çözüm getirdik.”

    Yeni genetik modeller geliştiriliyor
    Bu mekanizmanın şeker hastalığı ve karaciğer yağlanmasındaki rolünü ortaya çıkarmak için Prof. Dr. Hotamışlıgil ve ekibi iki değişik strateji geliştiriyorlar. Bunlardan birincisinde şişmanlık sırasında yağlarda tespit ettikleri bozukluklardan sorumlu PEMT ismindeki enzimin aktivitesini karaciğer dokusunda ortadan kaldıracak bir genetik müdahale geliştiriyorlar ve bu müdahale sonucunda hem kalsiyum kaçaklarını önlüyor hem de diyabeti ortadan kaldırıyorlar. İkincisinde ise endoplazmik retikuluma kalsiyum aktaran en önemli kanal olan SERCA isimli bir molekülün karaciğerdeki miktarını bir gen tedavisi yöntemiyle yükselterek organele kalsiyum girişini düzeltiyorlar. Bu girişimde, deneysel ortamda, hem şişman dokudaki ER stresini ortadan kaldırdıklarını hem de diyabet ve karaciğer yağlanmasını düzelterek bu hastalıkları etkin bir şekilde tedavi ettiklerini gösteriyorlar.


    Bu çalışmanın sonunda, Prof. Dr. Hotamışlıgil ve ekibi, karaciğer dokusunda metabolizmayı bozarak diyabete yol açan mekanizmanın protein değil “yağlar tarafından kontrol edildiği sonucunu ortaya çıkararak” bu sahada birçok yerleşik görüşü sarsan ve yepyeni tedavi yaklaşımına ön ayak olacak çok önemli bir buluşa imza attılar. Prof. Dr. Hotamışlıgil, çalışmalarının, geliştirdikleri yöntemlerle şimdi şişmanlıkta fonksiyonu bozulan diğer dokulara yöneldiğini, bu araştırmalar sonucunda vücut metabolizmasının en ayrıntılı haritasının ortaya çıkarılacağını ve en etkin tedavi yöntemlerine ışık tutulacağını belirtiyor.

    Prof. Dr. Hotamışlıgil, bu önemli çalışmada yer alan tüm çalışma arkadaşlarının, Dr. Alexander Ivanov ve Dr. Steve Watkins’in katkılarının takdir edilmesi gerektiğinin ve özellikle Dr. Fu’nun fedakarlıklarla gerçekleştirdiği çalışmaların bu buluştaki hayati yerinin altını çiziyor. Prof. Dr. Hotamışlıgil, halen Harvard Üniversitesi’nde, JS Simmons Genetik ve Metabolizma Profesörü ve Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı olarak görevini sürdürüyor. Şimdiye dek pek çok bilim insanı yetiştiren ve çok sayıda Türk öğrenciyi de laboratuvarına kabul ederek kariyerlerine hazırlayan Prof. Dr. Hotamışlıgil, metabolik hastalıklar konusunda dünyanın en önde gelen bilim insanlarından biri olarak görülüyor.


    Pek çok önemli çalışmaya imza attı
    Prof. Dr. Gökhan S. Hotamışlıgil, 1986 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olduktan sonra Harvard Üniversitesi'nde uzmanlık çalışmalarını tamamlamış ve öğretim üyesi olarak göreve başlamıştır. Genetik ve Metabolizma Profesörü Hotamışlıgil'in Harvard Üniversitesi'nde bir araştırma laboratuvarı bulunmaktadır. Hotamışlıgil, yine bu üniversitede Genetik ve Kompleks Hastalıklar bölümünün başkanlığını yürütmektedir. Vücudun metabolizmasını denetleyen mekanizmaların incelendiği laboratuvarında, genetik bir özelliğin bir hücreden diğerine nakline, ayrıca metabolik dengenin moleküler ve genetik kontrol mekanizmalarına odaklanan biyokimyasal, moleküler ve genetik çalışmalar yapılmakta; insanlardaki metabolik hastalıklarda görülen belli anormalliklerin neden ve çözümleri araştırılmaktadır. Hotamışlıgil'in çalışmaları, günümüzde diyabet, şişmanlık, kalp hastalıkları, karaciğer yağlanması ve astım hastalıklarına yeni yaklaşımların geliştirilmesine yol açmış ve bu hastalıklara karşı hem akademi, hem de endüstride birçok ilaç geliştirme programına temel teşkil etmiştir. Hotamışlıgil'in bu katkıları 2010 yılında Uluslararası Obezite Cemiyeti’nin Wertheimer ve Columbia Üniversitesi’nin Naomie Berrie ödüllerini getirmiştir.


    http://www.hsph.harvard.edu/research/gsh-lab

    Yorum yap


    • #3
      Şeker Hastalığı Kör Ediyor




      Şeker Hastalığı Kör Ediyor

      Şeker hastalığının süresi arttıkça gözde hasar yapma riski de artıyor. Şeker hastalığı iyi kontrol edilmemiş hastalar da bu risk daha da yükseliyor.Şeker hastalığının göz sağlığı üzerindeki Memorial Hastanesi Suadiye Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Bölümü?nden Op. Dr. Olcay Şahin anlattı.

      Diyabet, insulin eksikliğine veya etkinliğinin azalmasına bağlı kan şekerinin yükselmesiyle (hiperglisemi) karakterize bir hastalıktır. Göz de dahil olmak üzere birçok organda hasar yapabilir. 20 ile 65 yaş arasındaki insanlarda görülen en sık körlük nedenidir.

      Kaç çeşit diyabet vardır?
      İki çeşit:
      İnsuline bağlı diyabet, tip 1 olarak da bilinmektedir. Sıklıkla 10 ile 20 yaşları arasındaki insanlarda gelişmesine rağmen, daha yaşlı insanlarda da ortaya çıkabilir.
      İnsuline bağlı olmayan diyabet, tip 2 olarak da bilinmektedir ve sıklıkla 50 ile 70 yaş arasındaki insanlarda gelişir.

      Hangi hastalar göz açısından risk altındadır?
      Şeker hastalığının süresi arttıkça gözde hasar yapma riski artmaktadır. Şeker hastalığı iyi kontrol edilmemiş hastalar daha yüksek risk altındadır. Bununla birlikte, iyi bir metabolik kontrol gözde hasar yapma riskini ortadan kaldırmamaktadır. Ayrıca, hamilelik, hipertansiyon, böbrek hastalığı ve anemi varlığı şeker hastalarında göz tutulumunu kötü yönde etkileyebilmektedir.

      Gözde ne gibi hasar yapmaktadır?
      Katarakt, diyabeti olanlarda olmayanlara oranla daha sıklıkla ve daha genç yaşlarda oluşmaktadır. Ayrıca, görme sinirini etkileyebilir ve göz kaslarında felçlere yol açarak paralitik göz kaymasına (şaşılık) yol açabilmektedir.

      Diyabetin en önemli komplikasyonu retina tutulumudur. Retinada ödem (su tutulması ), kanama odakları ve yeni damarlanmaya yol açabilmektedir. Bu yeni oluşan hassas damarlar da kanayarak göz içi kanama ve retina dekolmanı oluşturabilmaktedir.

      Hastalığın daha ileri evrelerinde de glokom (göz içi basıncının artması ) oluşabilmektedir. Hastalık ve komplikasyonları tedavi edilmezse körlükle sonuçlanabilmektedir.

      Hastalar hangi şikayetlerle doktora başvurur?
      Hastalarda, genelde yavaşca ilerleyen görme azalması olabileceği gibi ani görme kayıpları da olabilir. Bununla birlikte, hastaların gözlerinde hasar başlamasına karşın görmeyle ilgili hiçbir şikayetleri olmayabilir. Bu da, şeker hastalarının muayenelerinin, diyabet uzmani ile birlikte göz doktoru tarafından yapılmasının önemini göstermektedir. Erken teşhis ve tedavi ve sık kontrollerle birçok diyabetli hastada ciddi görme kayıpları engellenebilmektedir.

      Teşhis için yapılan tetkikler nelerdir?
      Retinadaki hasarın belirlenmesi ve tedavinin planlanması için fluorescein anjiografisi yapılmaktadır.

      Burada, hastanın kolundaki bir damardan boyayıcı bir madde verilerek göz filmleri çekilmektedir. Bu tetkikin göze hiçbir zararı yoktur. Nadir durumlarda, hastalarda kusma, bulantı ve kaşıntı olabilmektedir. Yan etki olarak, deri ve idrar bir gün boyunca sarıya boyanır ve kendiliğinden geçer.

      Retina tutulumunda tedavi nedir?
      Tedavi, çoğunlukla lazerle yapılmakta ve ana hatlarıyla ikiye ayrılmaktadır. Birincisi, retinada yeni oluşan damarların gerilemesini sağlayacak şekilde lazer yapılarak göz içine kanama, retina dekolmanı ve glokom oluşması engellenir. Çoğu hastada istenilen sonuc elde edilmekle birlikte, bazen yapılan etkin lazer tedavisine rağmen bu komplikasyonlar oluşabilmektedir.

      İkincisi, maküla denilen görme merkezinde ödem (su toplanması ) olan hastalarda ödemi azaltmak veya yok etmek için yapılan lazer tedavisidir. Tedaviyi takiben ödem kaybolsa veya azalsa bile görme artmayabilmektedir. Bunun için, bu lezyonlar ne kadar erken tedavi edilirse, görme o kadar iyi düzeyde kalmaktadır. Bununla birlikte, tedavi sonrası görmenin daha iyileştiği veya daha kötüleştiği de olmaktadır.

      Lazer tedavisine rağmen göz içine kanama, retina dekolmanı ve glokom olan veya makula ödeminin devam ettiği durumlarda vitrektomi ameliyatı yapılmaktadır. Günümüzde vitrektomi ameliyatlarıyla başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

      Nelere dikkat edilmelidir?
      Diyabetik hastalar görmelerinde azalma olmasını beklemeden göz doktoruna muayane olmaları gerekmektedir. Erken evrede tespit edilen lezyonlar daha etkin ve güvenli bir sekilde tedavi edilebilmektedir.

      Kan şekeri düzeyi, hipertansiyon, kolesterol düzeyi ve diğer önemli tetkiklerin de şeker hastalığınızla ilgilenen doktor tarafından kontrol altında tutulması gerekmektedir.

      Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Gökçek İksir'i ile tedavi olmak mümkündür. Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır.Gökçek İksiri vücudu cüruflardan arıtır, iltihaplı hastalıkları iyileştirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir.Gökçek Tonik mide-bağırsak rahatsızlıkları, deri hastalıkları ve her türlü alerjiye karşı etkilidir.

      Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, fakat karpuz da tatlıdır ve bu da mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içer.Gökçek Diyet

      Geniş bilgi için Şifalı Bitkiler ve Alternatif Tıp ismli kitabımızda mevcuttur.
      Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

      Yorum yap


      • #4

        halil45 Nickli öğeden Alıntı Mesajı göster
        Ben ankara Keçiören den Halil şeker ve yüksek tansiyon nedeniyle ibrahim beyi aradım.Gökçek iksir ve diabet ve tansiyon çayı karşımı özel bir çay tavsiye etti.İksir ve çayı kullanmaya başladıktan 3 gün sonra kan şekerim normale döndü ve tansiyonum düştü.ibrahim beyi aradım bu iksir ve çayınız bu kadar güçlü ve etkilimi dedim.Evet o kadar etkili dedi ve kendisine teşekkür ettim sağolun beni ilaçlardan kurtardınız.
        Evet o kadar etkili ve genelikle kilolu alan kişilerin sadece görünen ense, boyun göbek ve kalca değil iç organlarıda yağlanır.Pankreas yağlanınca pankreas içindeki çok hassas beta hücreleri çok narin olduğundan yeterince insülin salğılıyamaz ve kan şekeri yükselir.Pankreastaki bu yağlanmayı Gökçek İksir eritir ve diabet çayıda pankreasın foksiyonlarını artırır. Yüksek tansiyonunda damarlardaki yağlanma nedeniyle damarların iç yüzeyi yağlanır ve damarlar daralır. Nasıl ki kireçli bir su borularının iç yüzeyinde birikir ve ve su geçmez hale gelirse damarlarda yağlanma nedeniyle daralı ve kan damarlara sığmadığından tansiyon yükselir.Gökçek İksir ve damarların iç yüzeyindeki yağları eritir ve böylece tansiyon normale döner.Peynir, sucuk, salam, sosis, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyeck ve içecekler vücutta yağlanmalara sebep olur.Doğru beslenmek çok önemlidir.

        Gurmar Forte, Karanfil Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Diyabet çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Barsak Mantar ve Bakterileri toksik maddeler üretir ve Karaciğer bu toksik maddeleri arıtmaz ise diğer organlara depolanır ve organlarda çeşitli rahatsızlıklar görülmeye başlar. Günümüzde Bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme mantarları çoğaltır ve vücudun asit-baz dengesini bozulur ve oluşan asitik ortamda mikroplar hızlı çoğalırlar. Artı her lokma en az 30 defa çiğnemeli, aksi halde çok yoğun cüruf oluşur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.

        Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

        Yorum yap


        • #5
          Stres şeker hastalığı riskini arttırıyor

          Stres şeker hastalığı riskini arttırıyor
          ANKARA (İHA) - ABD'de siyahi kadınlar üzerinde yürütülen bir araştırmada, stresin tip 2 şeker hastalığı gelişiminde anahtar rol oynayabileceği sonucuna ulaşıldı.

          Çalışmanın bulguları Amerikan Psikosomatik Topluluğu'nun yıllık toplantısında tartışmaya sunuldu. Çalışma şeker hastalığı olmayan 62 sağlıklı siyahi kadının, kendileri için stres nedeni olan bazı olayları hatırlaması sağlanarak gerçekleştirildi. Bu sırada kadınların kanlarındaki şeker düzeyi ile stresle başa çıkma hormonu olan epinefrin düzeyi ölçümü yapıldı.

          Stres nedeni olan olayı hatırladığında kan epinefrin düzeyi 25 pikogram/ml'nin üzeri olan ve bel çevresi kalınlığı yüksek olan kadınlarda, açlık kan şekeri düzeyinin daha yüksek olduğu bulgusuna ulaşıldı. Kan epinefrin düzeyi yüksek olan ve bel çevresi kalınlığı fazla olan kadınların, yapılan stres testi sonuçlarında da daha yüksek kan şeker düzeyine sahip oldukları gözlendi. Şeker hastalığının tanısı açlık kan şekeri düzeyinin 125 mg/dl'nin üzerinde olması ile konuluyor.

          Yorum yap


          • #6
            İbrahim bey, Kayın validem her gün insülin kullanıyor.Bazı günler halsizlik had safhada.1 sene önce yüzü ve vücüdu dikkat çekecek şekilde şişti.Karın bölgesinde şişlik ve geğirmeleri mevcut .Özel hastahanede tetkiklerini yaptırdım böbrek vs. rahatsızlığı beklerken sadece şeker ve guatr problemi çıktı.Tatlı ve et vs. ilgili perhizlere pek uymuyor ve iştahıda ister istemez yerinde ş.hastalığı nedeniyle halsiz düşüyorum diyor,görmede de problemleri var ne tavsiye edersiniz.İyi çalışmalar.

            Yorum yap


            • #7
              m cetiner Nickli öğeden Alıntı Mesajı göster
              selam ibrahim bey verdiginiz gökcek iksir cilt doktorumunölünceye kadar seninle yasayacak dedigi sedef haslaligi benimle 7 yillik aradas ligini yüzde 95 bitirdi tesekkür ederim seker hastaligim tamamen yok oldu almanya frankfurt dan m cetiner
              Diabet ve sedef gibi çok ağır hastalıktan kurtulduğunuza çok sevindim, fakat sizin 3 ay daha Gurmar Forte, Karanfil Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Diyabet çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Barsak Mantar ve Bakterileri toksik maddeler üretir ve Karaciğer bu toksik maddeleri arıtmaz ise diğer organlara depolanır ve organlarda çeşitli rahatsızlıklar görülmeye başlar. Günümüzde Bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme mantarları çoğaltır ve vücudun asit-baz dengesini bozulur ve oluşan asitik ortamda mikroplar hızlı çoğalırlar. Artı her lokma en az 30 defa çiğnemeli, aksi halde çok yoğun cüruf oluşur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.


              Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

              Yorum yap


              • #8
                [SIZE=3]
                muderris Nickli öğeden Alıntı Mesajı göster
                Merhaba. Ben İbrahim Bey'i internetten hastalıklarıma bitkilerden tedavi ararken rastladım. Doğaltedavi.net'teki bütün videolarını seyrettim. Piyasada bir çok şarlatanın olduğu bitkilerle tedavi konusunda İbrahim bey'in bu konunun gerçek uzmanı olduğuna kanaat getirdim. Bende diyabet, kolesterol, trigliserid, fistül, aşırı yorgunluk, aşırı terleme ve şişmanlık gibi hastalıklar vardı. Bir buçuk ay önce gidip İksir, tonik, basur çayı ve diyabet çayı aldım. Bu ürünleri bitirince yine gidip aldım ve bir bıuçuk ay devam ettim. 9 senedir diyabet hastasıyım. Diyabet ilaçlarını kullandığımda çok kötü oluyordum, onun düzenli olarak bu ilaçları kullanmadım. Bu ürünleri kullandığımdan beri diyabetim oratalamada 40 puan aşağı indi. Devamlı ölçüm yapıyorum. Daha önce 210 civarında olan şekerim 178 civarında. Akşama doğru ise 145-150 sınırına iniyor. Tabii 2-3 ay İksir kullanınca bayağı bir düzelme olacağına inanıyorum. Aşırı yorgunluk halim tamamen değişti. Şİmdi sabahları çok dinç kalkıyorum. Genelde sabah 5 gibi kalkıyorum ve uyumuyorum. Akşam okuldan gelince de (Güngören'de bir okulda öğretmenim) kendimi zinde hissediyorum. Eskiden adeta dökülür gibi olurdum. Aşırı terlemem tamamen geçti, elhamdülillah. Eskiden kış mevsiminde bile ter boşanırdı benden. Bu arada ilk bir ayda 4 kilo verdim. Peyniri, siyah çayı, beyaz ekmeği ve tatlıyı kestim. Tabii biraz tatlı ve çok az hamur işi yediğim oldu. Kendimi pek zorlamadan bu 4 kiloyu verdim. İksir ve toniğin vücudumu adeta tamir ettiğini, yağları ve fazlalıkları (cürufu) erittiğini gün be gün hissettim. Fistül problemi yaklaşık 10 senedir beni rahatsız ediyor. Ameliyat olmayı düşünüyordum. Ancak ameliyat olanların internetteki görüşlerini okudum; bazılarının yeniden ameliyat olması gerekiyormuş. Problemleri geçmemiş. Benim problemim şu anda yüzde 98 geçti. İltihaplı ve kanlı akıntılar tamamen kesildi hamdolsun. Şimdi bir tahlil yaptırıp yağ değerlerini de alınca yine bu siteye yazacağım. Öğretmen arkadaşlarıma, tanıdıklarıma ve akrabalarıma bu Mucize İksir ve toniğin, bitkilerle tedavinin olağanüstü faydalarını anlatıyorum. Alıp kullananlar faydalarını görüyorlar. Mide, bağırsak, tümör problemi olanlar faydasını görmeye başladılar. İbrahim Bey'e çok çok teşekkür ediyor, bütün hastalara acil şifalar diliyorum.
                Allah sağlık sıhhat versin çok güzel gelişmeler 6 hafta da: yorğunluk, diabet, fistül, terleme, şişmanlık, kolesterol, lipid gibi bir çok problemde kısmen veya tamamen iyileşme olması mükemmel bir gelişme, fakat sizn 3 ay daha Gurmar Forte, Karanfil Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Diyabet çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Barsak Mantar ve Bakterileri toksik maddeler üretir ve Karaciğer bu toksik maddeleri arıtmaz ise diğer organlara depolanır ve organlarda çeşitli rahatsızlıklar görülmeye başlar. Günümüzde Bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme mantarları çoğaltır ve vücudun asit-baz dengesini bozulur ve oluşan asitik ortamda mikroplar hızlı çoğalırlar. Artı her lokma en az 30 defa çiğnemeli, aksi halde çok yoğun cüruf oluşur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.


                Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                Yorum yap


                • #9
                  ibrahim bey 7 yaşında yiğenime tip 1 diyabet teşhisi kondu, iksirinizden oda kullanabilirmi, insilüne başladılar, çok sıkıntılı bi dönemdeyizz bizee yardımcı olursanız seviniriz

                  Yorum yap


                  • #10
                    meldabayka Nickli öğeden Alıntı
                    ibrahim bey 7 yaşında yiğenime tip 1 diyabet teşhisi kondu, iksirinizden oda kullanabilirmi, insilüne başladılar, çok sıkıntılı bi dönemdeyizz bizee yardımcı olursanız seviniriz
                    Gurmar Forte, Karanfil Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Diyabet çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Barsak Mantar ve Bakterileri toksik maddeler üretir ve Karaciğer bu toksik maddeleri arıtmaz ise diğer organlara depolanır ve organlarda çeşitli rahatsızlıklar görülmeye başlar. Günümüzde Bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme mantarları çoğaltır ve vücudun asit-baz dengesini bozulur ve oluşan asitik ortamda mikroplar hızlı çoğalırlar. Artı her lokma en az 30 defa çiğnemeli, aksi halde çok yoğun cüruf oluşur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.
                    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                    Yorum yap


                    • #11
                      Şeker Hastalığı Asidozu ve Koma

                      Şeker hastalığının özellikle bazı biçimlerinde ketoz (kanda keton cisimcikleri nin oluşması) eğilimi vardır. Keton cisimciklerinin yoğunluğu yükseldiğinde asidoz (kanda asittik düzeyinin yükselmesi) ve organik sıvıların asit-baz den*gesi ile su-mineral dengesinde değişiklikler ortaya çıkar, idrarda aseton çık ması ve kandaki keton cisimciklerinin düzeyinin yükselmesi şeker hastalığının tedaviye yanıt vermediğini gösterir; koma Öncesi evreye ilk adımı oluşturur ve şeker komasıyla sonlanabiîir.
                      Bu durum, insüline bağımlı olan ya da tedavi görmeyen bazı tablolarda kendi liğinden oluşabilirse de, yalnızca kan şekerinin yüksek olduğu ve idrarda şe ker bulunan şeker hastalığından asidoz tablosuna geçiş ateşli hastalıklar, cerra hi girişimler, travma gibi bazı özel durumlardan kaynaklanabilir. Bazı temel biyokimyasal veriler elde edilmiş olmasına karşın ketoasidozun (kanda keton cisimciklerinin ve asitliğin artması) kökeni tümüyle aydınlatılamıştir.
                      eker hastalığında metabolizmada İM patolojik süreç gerçekleşir: Keton cisim lerinin üretimi artar ve yeterince metabolize edilemez. Vücut asidoz geliştikten sonra ketoasitleri nötrleştirmeye ve bunları vücuttan idrar ve solunum yoluyla atmaya çalışır. Bu nedenle idrar ve soluk aseton ko kar. Asidoz şiddetlendiğinde vücut solunumla kandaki fazla asiti atmaya çalı şacağı için solunum sayısı artar.
                      Asidoz uzun süre rahatsızlık vermeyebilirse de, kanda keton cisimlerinin biri kimi arttığında nötrleştirme mekanizması yetersiz kalır; koma öncesi durum ve koma gelişir. Bu durumu hızlandıran etkenler kusmaya ve alman sıvının azalmasına bağlı sıvı kaybı, idrarla ketoasitleri atabilmek için ketoasitlere bağ lanan bazların (sodyum) kaybı, böbreğin işlevindeki değişikliklere bağlı ola rak tuz emiliminin azalması, idrar miktarının ileri derecede azalması ve kan azotunun artmasıdır. Bu durum tedavi edilmezse ölüme yol açar; tedavide has taya alkali (sodyum bikarbonat), bol sıvı ve şekerle birlikle uygun dozda insü-lin verilir.
                      Şeker hastalığı asidozunda belirtiler keton cisimlerinin doğrudan zehirleyici etkisi ile organ ve dokulann işlevlerindeki değişikliklere bağlı olarak ortaya Çıkan zehirlenmeden kaynaklanır. Başlangıçta görülen belirtiler halsizlik, kas larda ağn, iştahsızlık, bulantı ve zihinsel uyuşukluktur. Daha sonra uyuklama, baş ağrısı, hareketlerde huzursuzluk, oligüri (idrar miktarının azalması) ve Özellikle solukta duyulan güçlü aseton kokusu, dinlenirken bile hızlı ve derin solunum görülür.
                      Beslenme düzeni değişmese bile asidoz ve bununla birlikte çıkan ketonun (id rarda keton cisimciklerinin çıkması) biraz dalgalanabilir; kendiliğinden ya da hatalı beslenme, heyecan, aşırı yorgunluklar, enfeksiyon hastalıkları ve cerrahi girişimler sonucunda hızla ağıriaşabilir. Tedavi uygulanmazsa gebelikle belir tiler hızla ağırlaşır ve koma durumu görülür. Uyuşulduk uyuklamaya dönüşür, tansiyon ve vücut ısısının düşmesiyle kalp, dolaşım ve sinir sistemi daha az çalışmaya başlar; solunum derinleşir ve güçleşir, uzun soluk almayı kısa aralar ve kısa soluk vermeyi daha uzun bir ara izler (Kussmaul tipi solunum). Hasta soluk ve yorgundur, nabız hızlı, yumuşak ve sıklıkla düzensizdir. Giderek bi linç bulanır, solunumun yavaşlaması ve vücut ısısının azalması ölümle sonuç lanır. Ölümden önce kimi zaman vücut ısısı yükselir.
                      Bir zamanlar çok kötü gidişli olan ve ölümün yazgı olarak kabul edildiği şeker hastalığı komasının gidişi insülinin tedavide kullanılmasından sonra tümüyle değişmiştir. Zaman geçirmeden tedaviye başlanırsa, insülin komanın ortadan kalkmasını sağlayabilir.

                      GİDİŞİ VE KLİNİK BİÇİMLER

                      Şeker hastalığının gidişi hastalığın ağır lığı ve süresi açısından çok değişken dir; sinsi başlayan ve zamanında fark edilmeyen hastalığın kesin olarak sap tanması güçtür. Tedavide insülınin kul*lanılması metabolizmadaki bozuklukla rı belirgin ölçüde iyileştirmiş, asidoz (kanda asitlik düzeyinin yükselmesi) tehlikesini azaltmış, böylece yaşam süresini önemli ölçüde uzatmıştır.
                      Gidişin özellikleri farklı etkenlerle bağlantılıdır; bunların çoğu bilinme mektedir ve yapısal olduğu düşünül mektedir. Bilinen etkenler ya da hasta lığın ortaya çıkışına göre çeşitli tipler belirlenmiştir; genç tipi şeker, erişkin tipi şeksi, basit şeker, gizli şeker gibi. Bu sınıflandırma yalnız klinikte genç ti pi ve erişkin tipi arasıdaki farkın ve şe ker hastalığının düzeylerinin belirlen mesi açısından önem taşır.

                      • Genç tipi şeker hastalığı – Ani başlar ve hızla ilerler; halsizlik, polidipsi (aşın su içme), polifaji (aşın iştah) ve poliun (idrar miktarında artma), yüksek düzey de glikozüri (idrarda şeker), negatif azot dengesi, düşük tansiyon, gitgide zayıfla ma, cinsel güçte azalma, iş kapasitesinde düşme, ağızda aseton kokusu ve ketonüri (idrarda keton cisimciklerinin çıkma sı) görülür; hastada asidoz eğiliminin ya nı sıra seker koması tehlikesi de vardır.
                      Bu belirtiler süreklidir ve hastanın genel durumunun gün geçtikçe kötüleş mesine neden olur; bu gidişi yalnız in sülin tedavisi durdurabilir. Tabloya sık lıkla akciğer veremi eklenebilir ve ge nel durum daha da bozulur.
                      Bunlara karşın genç tipi şeker hasta lığı zaman zaman iyi gidişli de olabilir. Bu olgularda enerji ve kilo kaybı yok tur; hasta uygun perhiz ve başta insülin olmak üzere ilaç tedavisiyle iyileşebilir.

                      • Erişkin tipi şeker hastalığı – Başlan gıcı çok sinsidir; tipik belirtiler çok geç ortaya çıkabilir.
                      Poliüri ve polidipsi uzun süre hafif derecede olabilir; genellikle şişmanlarda kilo kaybı fark edilmeyebilir. Bunun gi bi, güç kaybı ve iş direncinde azalma da herhangi bir yalanmaya yol açmayabilir. Yaşlılarda cinsel güç ve libidonun azal ması, yaşlılık öncesindeki genel düşkün lüğün ilk belirtilerine benzeyebilir.
                      Bu tabloyla birlikte, ateroskleroz (”damar sertliği) ve yüksek tansiyon gibi damar hastalıkları ile ürisemi (kanda ürik asit artışı), gut ve eklem lezyonları gibi metabolizma bozuklukları da görü lebilir. Sıklıkla orta yaş ve üstünde gö rülen bu rahatsızlıklar genellikle şeker hastalığım maskeler. Pek çok hastada şeker hastalığı başka bir amaçla yapılan idrar tahlilinde glikozüri saptandığında ortaya çıkmıştır.
                      Hastalığın gidişi genellikle ılımlıdır; ketonüri (idrarda keton cisimciklerinin çıkması) hiç görülmez ya da ender ola rak çok geç evrede görülür. Kandaki şe ker düzeyi genç tipi şeker hastalığına oranla çok yükselebilir. Kilo kaybı çok yavaştır, hastalık zaman zaman durak lar. Erişkin tipte hastalığın gidişi, ender de olsa, bir anda değişebilir; kimi za man da ilk günden başlayarak asidoz hızla ilerleyerek komaya doğru gider. Sıklıkla başparmakta kangren görülebi lir. Ikİ tip şeker hastalığı arasındaki sa bit sınırlar yoktur, hastalığın birçok ara biçimi vardır.
                      Şeker hastalığıyla birlikte görülen hastalıklar ve komplikasyonlann çok çe şitli olması karmaşık klinik tabloların ortaya çıkmasına yol açar. Örneğin, şe ker hastalığının kendine özgü belirtileri ne kalp-damar (yüksek tansiyon), böb rek, karaciğer, mide-bağırsak ya da sinir sistemi hastalıklarının belirtileri eklene bilir. Şeker hastalarında ortaya çıkan en feksiyon hastalıkları da daha ağır gidişli olduğundan ve asidozun ortaya çıkması nı kolaylaştırdığından tehlikeli durumlar yaratabilir. Şeker hastalığının gidişi, uy gulanan tedaviden ve hastanın beslen mesinden büyük ölçüde etkilenir.

                      İNCELEMELER

                      Kandaki şeker düzeyinin saptanması şeker hastalığının olup olmadığının be lirlenmesi açısından en hızlı ve güveni lir yöntemdir.
                      Poliüri (idrar miktarında artma), po lidipsi (aşın su içme), halsizlik ve kilo kaybıyla ortaya çıkan bir klinik tablo karşısında yalnızca kandaki şeker düzeyinin saptanması hekimin tam koyması nı sağlar.
                      Yakınmaların, belirti ve bulguların belirsiz olduğu hatta bulunmadığı olgu larda ise, yalnızca kandaki şeker düze yinin saptanması yeterli değildir ve baş ka incelemeler gereklidir.
                      Günümüzde gerek şeker hastalığı nın tanısı, gerek insülinle ya da kan şe kerini düşürücü ilaçlarla tedavi gören şeker hastalarında kan şekeri dengesi nin değerlendirilebilmesi için çeşitli in celemeler yapılabilir.
                      Bu incelemeler iki ana gruba ayrılır.Statik Testler
                      • Kan şekeri – Kan şekerinin saptan ması için toplardamardan; parmak ucu ya da kulakmemesindeki kılcal damar lardan kan alınır. Kılcal damardan kan alma daha az miktarda kan kullanılma sını ve daha hızlı bir değerlendirme sağlar; kılcal damar kanındaki şeker dü zeyi, toplardamar kanındakine oranla biraz yüksek (bazal koşullarda yüzde 3-4 mg, şeker yükleme testinde yüzde 30-40 mg), plazmada saptanan kan şeke rinden biraz düşüktür.
                      Şeker hastalarında, sağlıklı bireyler den farklı olarak gün boyunca kan şeke rinde dalgalanmalar olabilir; en uygun tedaviyi saptamak için kan şeker düze yinin dikkatle kontrol edilmesi gerekir.
                      • Glikozüri (idrarda şeker) – Normal olarak böbrekteki kılcal damar yumak larında (glomerül) süzülen glikoz, boru-cuklardan hemen tümüyle geri emilir. 24 saatlik idrarda 30-40 mg kadar şeker bulunabilir.
                      Kan şekeri yüzde 180 mg'yi aştığın da idrarda şeker çıkar; bununla birlikte, bu değerin bireyden bireye değişebile ceği göz önüne alınmalıdır. Bu nedenle, kan şekeri yüzde 180 mg'nin altında ol*duğunda da idrarda şeker bulunabilir ya da yaşlılarda olduğu gibi, kan şekerinin yüksek olmasına karşın idrarda şeker bulunmayabilir.
                      • Ketonüri (idrarda keton cisimcikle rinin çıkması) – Normal olarak keton cisimleri (asetasetik asit, betahidroksi-bütirik asit ve aseton) idrarda bulunn-maz. Yağ yıkımının arttığı durumlarda (uzun süren açlık ya da insülin yetmez liği) idrarda görülür.
                      Piyasada, kan şekeri, glikozun ve ketonürinin hızla saptanması için, evde kolayca kullanılabilen şeritler satılmak tadır.
                      • İnsülinemi (kan insülin düzeyi) -Kimilerine göre, kandaki insülin düze yinin saptanması, şeker hastalığının ta nısı açısından bir önem taşımaz. Genç tipi şeker hastalığında kan insülin düze yi çok düşük, oysa erişkin tipinde nor mal hatta yüksektir. Sağlıklı bireylerde de gerek bazal koşullarda, gerek şeker yüklemesinden sonra, insülin düzeyinde şeker hastalarmdaki değişikliklere ben zeyen dalgalanmalar saptanmıştır. Gli koz dayanıklılığı azalan kişiler şeker hastalığına daha fazla eğilim gösterir.
                      • Peptit-C – İnsülin vücutta proinsülin olarak yapılır; bu molekül daha sonra insülin ve peptit-C'ye ayrılır. Her ikisi de aynı miktarda salınır, yarı ömürleri benzerdir (insülininki biraz daha uzun dur); buna karşılık, insülinin büyük bö lümü karaciğerde tutulurken, peptit-C idrarla tümüyle atılır. Bu nedenle bu molekülün saptanmasıyla pankreasın beta hücrelerinin salgı gücü kesin ola rak değerlendirilebilir. Yalnızca insülin miktarının belirlenmesi kanda insülin karşıtı antikorların bulunduğu durum larda yanlış değerler vereceğinden, pep-tit-C'nin de belirlenmesi daha Önce in sülin tedavisi görenlerde çok önemlidir.
                      • Glikoziti hemoglobinler – Glikozlu hemoglobin terimi normal insan he moglobininin glisit köklerine bağlanan fraksiyonlarını belirtir. Klinik açıdan bu fraksiyonların en önemlisi, sağlıklı bi reylerde hemoglobinin yaklaşık yüzde 4′ünü oluşturan ve şeker hastalarında 3-4 kat artabilen HbAlc'dır. Glikozlu he moglobin, kandaki şeker düzeyinin gös tergesi olarak kabul edilir; özellikle son araştırmalar bu bileşiğin, testten Önceki son 3-4 haftalık kan şekeri düzeyini yansıtabildiğim göstermektedir.
                      Kandaki glıKoz düzeyi ve glikozü-riyle (idrarda şeker) birlikte HbAlc dü zeyi, şeker hastalarının uzun süreli kontrolünde yararlıdır. Kan şeker düze yi normale düşürülemeyen şeker hasta larında yüksek glikozlu hemoglobin de ğeri, kan şekerini düşürücü tedaviden sonra azalmaktadır.
                      Şeker hastalığının erken tanısında ağızdan yapılan şeker yükleme testiyle birlikte glikozlu hemoglobinin de kulla nılması önerilmiştir. Bazı çevrelere gö re, bu yöntem yükleme testinin sahte pozitif çıktığı durumlarda (örneğin, hi-perürisemi (kanda ürik asit miktarının artması) alkolizm, kurşun zehirlenmesi, aspirin kullananlar ve patolojik hemog lobinlerin varlığında) yararlıdır.

                      Dinamik Testler

                      • Ağızdan şeker yükleme – Ağızdan şeker yükleme testi kandaki şeker düze yi normal olmayan, buna karşılık klinik belirti vermeyen ya da çok az verenler-; de şeker hastalığı ya da glikoza da\; nıksızlık tanısı koymak için çok kullanı lır. Son zamanlarda, kısa zamanda yük sek miktarda şeker alımının normal bes lenmeyi yansıtmadığı için, bu testin fiz yolojik bir uyan sağlamadığı ileri sürülmüştür. Ağızdan verilen glikoz bağır saklarda hızla emilir; kullanılmayan gli koz kandaki şeker düzeyim artırır ve bu na bağlı olarak insülin salgısını uyarır.
                      Testin standart uygulama yöntemine göre erişkinlerde, 250-300 cc suda er-tilmiş 75 gr glikoz 5-10 dakikada verilir.
                      Çocuklarda doz vücut ağırlığının her kg'si için 1,75 mg'dir; gebelerde ise 100 mg ile yükleme önerilir.
                      Ağızdan şeker yükleme, sağlık: dinlenmiş bireylerde en az 10 saatlik açlık döneminden sonra uygulanmalı dır; bu süre 16 saati geçmemelidir ve kişi birgün önce en az 150 gr karbon hidrat almış olmalıdır. Değerlendirme için glikoz alımından hemen önce, he men sonra ve ardından iki saat içinde her yarım saatte bir toplardamardan kaz alınır.
                      Testten önce ve test sırasında sig£ içilmesi ve ilaç alınması sonuçlan belii gin ölçüde değiştirebilir; glikoz daya nıklıhğı azalır. Kandaki şeker düzej 50 yaşından sonra her 10 yılda yaklaşı 10 mg artar.
                      Testin gebelik sırasında uygulanma sı önem taşır; şeker hastalannda düşük, ölü doğum, dölütte yapı bozukluğu gibi tehlikelerin sağlıklı kadınlara oranla da ha yüksek olduğu bilinmektedir. İdrarında şeker çıkan ya da eski gebeliği sı rasında kendiliğinden düşük yapmış ya da dölütte yapı bozuklukları saptanmış gebelerde test yapılmalıdır.
                      Ağızdan şeker yükleme testi sırasın da, sağlıklı bireylerde ve şeker hastası olmayan şişmanlarda insülirı salgılan ması hızla yükselir. Genç tipi şeker haf talığı olanlarda yanıt yoktur; oysa eri) kin tipi şeker hastalığında insülin salgı lanmasında gecikme olur.

                      • Toplardamar yoluyla şeker yükle me – Toplardamar yoluyla şeker yükle meye, öncekine oranla daha ender baş vurulur. Ağızdan şeker yükleme testin de bulantı ya da kusma görülebilecek kişilerde, midesi alınmış ya da mide-bağırsak hastalığı olanlarda bu yöntem uygulanır.
                      Şeker damardan verildiğinde mide ve bağırsaklardaki emilimden, mide-bağırsak enzimlerinden ya da vagus si niriyle ilgili etkenlerden etkilenmez. Hasta ağızdan yükleme testinde ol duğu gibi hazırlanır. Test, üç dakika içinde, toplardamara enjeksiyonla yüz de 33′lük eriyikten kilo başına 0,5 gr verilmesine dayanır. Sağlıklı bireyde bunun ardından kan şekeri hemen yükselir, hızla insülin sal*gılanır. Şeker enjeksiyonundan sonra 3, 10, 20, 30,40,50 ve 60. dakikalarda damardan kan alınarak incelenir. Tolbutamit testi – Tolbutamit ilk keşfedilen sülfanilürelerdendir; pankre asın beta hücrelerindeki insülin salgı lanmasını uyarır ve buna bağlı olarak kan şekerinin azalmasını sağlar. Bu test, pankreastaki insülin deposunu değerlen dirmek amacıyla kullanılır. Testin uy gulanması İçin damar içine yaklaşık 3 dakikada 1 gr tolbutamit enjekte edilir. Kan şekeri ve insülininin saptanması için 3, 5, 20, 30 ve 60. dakikalarda kan alınır. Normal olarak kan şekeri 20. da kikada, 30. dakikadaki kan şekerinden bağımsız olarak bazal değere oranla yüzde 80 azalır; bazal kan şekerine oranla 20. dakikada yüzde 80′den, 30 dakikada yüzde 77′den fazla olursa şe ker hastalığı tanısı konabilir. Sağlıklı bireylerde, kandaki insülin düzeyi 3-5 dakikalar arasında en yüksek değerde dir; daha sonra 20 dakika içinde bazal değerlere kadar düşer.

                      KOMPLİKASYONLAR

                      Şeker hastalığının akut komplikasyonlarından en tehlikeli olanlar asidoz (kanda asitlik düzeyinin yükselmesi) ve şeker komasıdır. Şeker hastalığı sı rasında sıklıkla ortaya çıkan bir akut komplikasyon da, vücudun mikroplara karşı savunmasındaki zayıflamaya bağ lı enfeksiyonlardır. Çıbanlar, apseler, bronkopnömoni (bronş-akciğer iltiha bı), sepsis (mikrobun kana karışması) ya da verem görülebilir. Vücudun tepki verme yeteneği azalsa da, enfeksiyon uygun ilaçlarla kontrol altına alınabilir; enfeksiyon sırasında vücuttaki insüli-nin etkisine direnç oluştuğundan, o za mana değin tedaviyle çok iyi kontrol edilen şeker hastalığının gidişi bozulabilir ve daha farklı bir tedavi gerekebi*lir.
                      Kronik kmoplikasyonlann başmda kan damarlarının ilerleyici bozukluğu (diyabetik anjiyopati) gelir. Daha çok küçük damarlarda, yani arteriyol ve kıl cal damarlarda özellikle ağîabaka, böb rek, kalp, beyin ve bacaklarda ayrıca si nirlerde görülür. Şeker hastalığında be lirtilerin ciddiyetiyle damar lezyonlan arasında her zaman doğrudan bir ilişki olmadığından, anjiyopati günümüzde de önemli bir sorundur. Şeker hastalığında metabolizmada ortaya çıkan değişiklik ler ile şeker anjiyopatisi arasında bir ne den ve etki ilişkisi olduğu kesin olarak belirlenmemiştir. Bu iki tablodan birinin ötekinin ortaya çıkmasına neden olabi leceği ya da her iki tabloda da kalıtımın rol oynadığı ve bunların tek bir nedenin bir birinden bağımsız sonuçları olduğu nu ileri süren görüşler de vardır. Gözde ağtabakada (retina) ortaya çı kan retinopati bazı olgularda körlüğe varabilen ilerleyici görme bozuklukları na yol açabilen ciddi bir komplikasyondur. Şeker hastalığı retinopatisinin ta nınması ve gidişinin belirlenmesi için gözdibi muayenesi çok önemlidir. Böbrek damarlarının şeker hastalığı na bağlı olarak bozulması Kimmelstiel-Wilson sendromu olarak adlandırılır. Özellikle böbrekteki kılcal damar yu maklan (glomerül) uzun bir süreç bo yunca biçimini kaybederek hiyalin ya pısında küçük kitlelere dönüşür; bu kit leler kılcal damarların arasında birike rek, kılcal damarların ve böbreğin süz*me işlevini bozar. Kılcal damar yumak larının (glomerül) geçirgenliği aşın de recede arttığından bu madde damardan dışarı çıkar. Kimmelstiel-Wilson send-romunun ilk belirtisi idrarda albüminin çıkmasıdır. Hastalık ilerlerse böbrek yetmezliği ve vücutta ödem oluşmasına neden olan nefrotik sendrom ortaya çı kabilir.Koroner damarlar bozulursa damarlarının çapı azalır; bu da kalp kasının (rniyokart) yeterince beslenmemesine ne den olacağından şeker hastalarında miyokart enfarktüsü sık görülür.
                      Aynı durum beyin damarlan için de söz konusudur; bunun sonucunda trom-boz (pıhtıyla tıkanma) ve beyin kana maları görülebilir. Bacaklarda daha sık olmak üzere, kol ve bacakları besleyen damarlarda da aynı süreç geçerlidir. Bu durumda kol ya da bacakların uçlarında beslenme bozukluğu, ardından kangren gelişebilir; sinirleri besleyen damarlar da bozulursa miyelit (omurilik iltihabı), nevrit (sinir iltihabı) ya da beyinde be lirli bir bölgeyle sınırlı ya da yaygın bo zukluklar oluşabilir. Bu bozuklukların ortaya çıkmasında, doğrudan şeker hastalığındaki metabolizma değişiklikleri ne bağlı bir sinir dokusu hastalığı da rol oynayabilir.

                      TEDAVİ

                      Tedavi, hastalığın tipine göre değişir; genç tipi şeker hastalığın da başlıca ilaç insülindir. Pankreas insülin yapmadığın dan vücudun gereksinimi olan insülin dışardan ilaç olarak verilir. Burada önemli bir noktayı aydınlatmak gerekir. Sağlıklı bir insan da pankreastan salgıla nan insülin, alınan şeker miktan ile orantılıdır. Dolayısıyla az ya da çok şe ker yemenin herhangi bir tehlikesi yok tur. Oysa şeker hastaları için durum böyle değildir. Şeker hastası her gün be lirli miktarda insülin alır; bu da ancak kesin olarak belirli bir miktardaki şekeri metabolize eder. Bu nedenle alınan be sin miktan ile dışardan verilen İnsülin arasında kesin bir orantı olmalıdır.
                      Genellikle, şeker hastalan çok ye memeli, tatlılardan ve zararlı olabilecek yiyeceklerden uzak durmalıdır. Öte yandan gerekenden daha az yemeleri de sakıncalıdır. İnsülin alan kişi az miktar da şeker yerse, insülin kandaki seke düzeyini tehlikeli olacak ölçüde düşüre-J rek hipoglisemi (kan şekerinde düşmen krizlerinin ortaya çıkmasına neden olur;} soğuk terleme, titreme ve bilinç bula-j nıklığıyla başlayan bu tablo hipoglıse-j mi komasıyla sonlanabiîir. Şeker hasta-J lan sağlıklarını korumak için, insülaj almanın yanı sıra beslenmelerine dikkat etmek zorundadır.
                      Erişkin tipi şeker hastalığı genelliklle insülinle tedavi edilmez ya da insülinin yanında başka ilaçlar da kullanılır. Erişkin tipi şeker hastalığının temelinde insülin eksikliği değil, insülinin etüj mekanizmasının engellenmesi yatar. Bu tip hastalarda tedavi perhize dayaıurJ Genellikle yalnızca beslenmeyi düzen leyerek, başka bir tedavi gerekmede*: hastalık belirtilerinin ortadan kalkması sağlanabilir. Bu önlem yeterli olmazsa, ağızdan alınan ve kan şekerini düşürü cü ilaçlar da kullanılır. Tedavinin genellikle yaşam boyu sürmesi gerekti-] ğinden bu ilaçların ağızdan alınmaaj önemli bir avantajdır. İnsülin ise protein plduğundan, sindirim sırasında! yapısı bozulur. Bu nedenle ağızdan alınmamalı, iğne ile verilmelidir. Kan şekerini düşürücü ilaçlar başlıca iki grupta toplanabilir: tolbutamit, klorpropamit, glibenklamit git* sülfamitler ve biguanitler. Bu iki gru bun etki mekanizmaları farklıdır.Kan şekerini dü şüren sülfamitlerle tedavinin ilk yılla rında, ilaçların pankreas üzerindeki uyarılarının pankreas dokusunun tüken mesine yol açacağından korkuluyordu; bilimsel araştırmalar böyle bir sonucun ortaya çıkmadığını gösterdi. Biguanitler ise pankreası değil, doğrudan dokular: etkileyerek şeker kullanımını artırır.
                      Erişkin tipi şeker hastalığında perhi zin yanı sıra ilaçların kullanılması ve gerekirse insülin verilmesi her zaman hastada belirtilerin ortadan kalkmasını sağlar.
                      Şeker hastalığı ilaçları ve perhize ilişkin daha ayrıntılı bilgi için, “Tedavi Önerileri” cildindeki “Şeker Hastalığı ilaçları” ve “Şeker Hastalığında Perhiz bölümlerine başvurulabilir

                      Yorum yap


                      • #12
                        genç tipi şekerde ne öneriyorsunuz

                        Yorum yap


                        • #13
                          Şeker Yiyen Çocuklar...
                          Tip 2 Diyabet pankreas organının bir tükenme hastalığıdır. Geçmişte bu hastalık yaşlılarda görülürdü. Ama artık aşırı şeker tüketimine bağlı olarak 12 yaşındaki çocuklarda bile şeker hastalığı oluşuyor. Oysa sağlıklı beslenmenin temel taşlarından biri şekere hiç yer vermemektir. Şeker tamamen bir damak alışkanlığıdır!

                          Hocam, çocuklar ne kadar meyve ve şeker tüketmeli? Biz yetişkinler için günde 8 kesme şekeri ya da 200 gram çok şekerli meyve sınırı getirmiştiniz. Onlar için de sınır var mı? Bir kere illa şeker yiyeceksek bunu olabildiğince meyve ve baldan almalıyız. Öncelikle bunu vurgulamakta yarar var. Onun dışında küçük bebekler hariç, 4-5 yaşından itibaren erişkinlerde uyguladığımız sınırı çocuklar için de uygulayabiliriz. Burada "Çocuk bedeni erişkinden 5 kat daha küçük olduğu halde nasıl oluyor bu?" diye bir soru gelebilir aklınıza. Çünkü çocuk çok hareketli olduğu için aldığı şekeri o anda enerji olarak daha fazla oranda tüketebilir.
                          Tam da bu yüzden çocukların enerjiye daha fazla ihtiyacı var diye, bol bol meyve ve hatta şeker yemeleri doğru gibi kabul ediliyor oysa... Bu asla doğru değil. Taş devri döneminde insanlar hayvan avlıyor ve bitki topluyor. Şeker sadece meyvede var. Meyve ise esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir besin maddesine, o oranda zararlı hale geliyor. O dönemlerde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış. Bu devirlere geldikçe insanoğlu şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor. Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor. Günümüzde kan şekeri ortalama 90 ve 100'lerde. 100 zaten şeker hastalığı sınırı. Yani biz tehlikeli bir şekilde sınırda dolaşıyoruz. Biliyorsunuz, iki türlü şeker hastalığı var. Bir doğumsal, genetik özelliklerle alâkalı Tip 1 Diyabet. Bir de sonradan edinilen Tip 2 Diyabet. Tip 2 Diyabet pankreas organının bir tükenme hastalığıdır. Geçmişte bu hastalık yaşlılarda görülürdü. Ama artık aşırı şeker tüketimine bağlı olarak 12 yaşındaki çocuklarda bile pankreas tükenebiliyor ve şeker hastalığı oluşuyor. Oysa sağlıklı beslenmenin temel taşlarından biri şekere hiç yer vermemektir. Şeker tamamen bir damak alışkanlığıdır...
                          Çocuk şeker yeme tercihini meyve ve bal lehine kullanmalı dediniz... Evet. Ama günde sekiz kesme şekeri kadar şeker dedik ya, kahvaltıda yediği bir tatlı kaşığı bal da bu hesaba dahil edilmeli... Biz kahvaltıda bir tatlı kaşık balı özellikle öneriyoruz. Çünkü çok iyi bir antioksidan. Bu yüzden kalkıp da çayımıza şeker koyacağımıza bir milyon kere balı tercih etmeliyiz. Baldaki bir tatlı kaşığı sınırı ise çok fruktoz içermesi yüzünden... Daha önce fruktozun zararlarını anlatmıştık. Damar sertliğine, kalp hastalığına yol açıyor. Balın ise şekerinin neredeyse tümü fruktozdur. Bal az miktarda da aynı faydalı etkiyi gösterdiği için bir tatlı kaşığından fazlası yedirilmemeli çocuğa. Tabii yetişkinler için de geçerli bu sınır.

                          YEREL ÜRET, YEREL TÜKET!
                          Peki sabah bir tatlı kaşığı bal yediyse çocuk, o günkü meyve ve şeker hakkından ne kadarını düşmeliyiz? Günlük meyve hakkından üçte bir oranında düşmemiz gerekiyor. Mesala elma, portakal, şeftali, armut gibi orta şekerli meyvelerden 300 gram yeme hakkı olduğuna göre, bunu üçte bir oranında düşürmemiz gerekiyor. Yani geriye 200 gram meyve hakkı kalıyor. Bu hak da iri bir şeftali, iki küçük elma kadardır. Çok şekerli meyvelerden ise orta boy bir muz ya da bir küçük salkım üzümdür. Bir tatlı kaşığı bal, yaklaşık 7-8 gramdır. Aşağı yukarı bir kesme şekeri 4 gram olduğuna göre, 2 kesme şekeri kadar ediyor. Ama bu miktar günlük 8 kesme şeker ölçüsünün 4'te biri olduğu halde, bal fruktoz ağırlıklı olduğu için günlük şeker miktarından 3'te 1 oranında düşüş yapmalıyız.
                          Peki hocam çocuklara özellikle hangi meyveyi önerirsiniz? Öyle tek bir meyve yok. Ama mutlaka yörenin meyvesi olmalı. Çünkü biyolojik bir ortamda yaşıyoruz. Şu anda İstanbul'da olduğumuza göre biz Marmara, Trakya insanıyız. Biyolojik çevremizde yetişen meyve ve sebze neyse bize en uygun gelen de odur. Yani mesela Bursa yöresinde yetişen şeftali Marmara Bölgesi insanı için bulunmaz bir mevyedir. Çünkü biz bu biyolojik ortamın insanıyız ve şeftali de bu biyolojik ortamın meyvesi. Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bürosu'nun Avrupa ülkelerinde uyguladığı CİNDY Projesi var. Bu projenin açılımı, Kronik Hastalıklara Karşı Korunma Projesi. Projenin temeli ise, "Yerel üret yerel tüket" cümlesiyle özetlenebilir. Burada birkaç tane üstünlük ortaya çıkıyor. Biri, aynı biyolojik ortamın üstünlüğü. İkincisi, nakil mesafeleri kısalacağı için meyvenin dalında olgunlaşmasına fırsat verilmiş olması. Halbuki Güney Amerika'dan ithal edilen muz, ham, yemyeşil bir şekilde toplanıyor ve gemi ambarlarında olgunlaşıyor. Güneş altında, dalında olgunlaşan bir meyve mi makbuldür yoksa gemi ambarında mı? Elbette dalında olgunlaşan. Çünkü ancak dalında olgunlaşmış bir meyve, o meyveden almak istediğimiz antioksidan, vitamin ve minerallere sahiptir. Üçüncü üstünlük de, bugün dünyada kullanılan tüm enerjinin yaklaşık yüzde 7'si gıda nakline harcanmaktadır. Bunun atmosferimize sağladığı karbondioksit ayak izini bir düşünün lütfen!
                          Bir çocuk ne kadar şeker ve meyve yemeli? Hocam, ilk günkü söyleşimizde yetişkinler için vermiştik ama madem çocuklar da aynı miktarda şeker veya meyve yiyebilir dediniz, kısaca bir kez daha tekrarlayabilir miyiz? Meyve ve şekerde sağlık sınırı nedir? Meyveleri, az şekerli, çok şekerli ve orta şekerli diye kabaca üçe bölmemiz mümkün. İlkbahar meyveleri, kiraz, vişne, erik ve bir dereceye kadar kayısı az şekerli meyveler arasına giriyor ve başka hiç şeker tüketmediğimiz takdirde, günde 400 gram bu meyvelerden yiyebiliriz. Elma, armut, şeftali, portakal ve mandalina orta şekerli meyveler sınıfına giriyor. Bunlardan da 300 gram yiyebiliriz. Ama yine çayımıza, kahvemize hiç şeker koymamış, sabah kahvaltıda bal ya da reçel yememiş olmak koşuluyla. Eğer yediysek onları da bu miktardan düşmek gerekir. İncir, muz ve üzüm gibi çok şekerli meyvelerden ise günde en fazla 200 gram yiyebiliriz. Yani yaklaşık olarak 3-4 incir, bir muz gibi...
                          Peki ya karpuz ve kavun? Karpuz az şekerli meyve sınıfına giriyor. Kavun da az şekerli ile orta şekerli arasında... Karpuz da kavun da bir dilim yenmelidir. Ama ben hiç bir dilim karpuz yiyen insan görmedim şimdiye kadar. Bir kilodan aşağı kimse yemiyor. Halbuki en fazla 400 gram yenmelidir. Bir dilim karpuz ise aşağı yukarı 400 gram. Bundan fazlası sağlığa zararlı! Çocuk için de erişkin için de...

                          Vatan Gazetesi 27.07.2010 Salı

                          Yorum yap


                          • #14
                            Şeker, mutlu değil agresif yapar
                            Hani şeker ya da tatlı mutlu yapar diye bir düşünce var ya, aksine agresif yapar! Bu bilimsel olarak kanıtlandı. Amerika’da yapılan yetimhane çalışmalarında, çocukların şeker yediklerinde daha agresif oldukları saptandı. Aynı çalışma hapishanelerde yetişkinler üzerinde yapıldığında da benzer sonuçlar görüldü...
                            * Hocam, şekerin ne kadar zararlı olduğunu konuştuk. Peki ya kolalı, gazlı içecekler? Bu tamamen ayrı bir konu. Gazlı içeceklerin içinde çoğunlukla tatlandırıcı olarak mısır şurubu kullanıldığından, mısır şurubu da daha fazla fruktoz içerdiğinden, daha fazla şişmanlatıyor. Bu yüzden bütün gazlı içecekler, bütün meyve suları fayda değil zarar verir.
                            *Sıkma portakal suyu da mı? Elbette! Bir bardak portakal suyu ne kadar portakaldan sıkılıyor? Yarım kilodan! Yarım kilo portakalda yaklaşık 60 gram şeker var. Oysa günde 30 gram şeker sınırını aşmamamız gerekiyordu hatırlarsanız. (Bu konuyu ilk günkü söyleşide ele almıştık.) Gazlı içeceklerin ikinci kusuruna değinmek istiyorum, bir kadının ileriki yaşlarda kemik erimesine maruz kalmaması, 24 yaşına kadar kemiklerine depoladığı kalsiyuma bağlıdır. Bu nedenle 24 yaşına kadar kalsiyumdan zengin beslenilmesi gerekir. Çocuklar, gençler az yağlı süt ve az yağlı yoğurttan yapılmış ayran içeceğine gazlı içecekler içtiğinde, gazlı içecekteki karbondioksit kemikten kalsiyumu söküp idrarla atıyor. Yani biz 24 yaşına kadar kemiklerimizde kalsiyum depolayacağımıza, kemiklerimizi süngerleştiriyoruz. Ayrıca bir kutu meşrubat 35 gram şeker içeriyor. Hani bizim sınırımız bir günde 30 gramdı? Yani bir çocuk bir kutu meşrubat içtiğinde o gün hiç meyve ve bal yeme hakkı kalmıyor. Hangisini tüketmesi daha akılcıl? İşte bu nedenle Kaliforniya’da okullarda meşrubat satışı yasaklandı. Hem obezite hem de kemik erimesi nedeniyle...
                            Kanser hücresi de şekerle besleniyor Bu arada şekerin ne kadar zararlı bir gıda olduğuna ilişkin bir noktanın daha altını çizmek istiyorum. Kanser hücresi bile şekerle besleniyor. Bu yüzden özellikle kemoterapi gören hastalar asla şeker yememeli.
                            * Peki ya çikolata? O da zararlı mı? Ben bile her gün yemeden duramıyorum neredeyse? Kakao çok önemli bir antioksidandır. Ama ne yazık ki, çikolotaya döndüğü anda kakaonun antioksidan özelliğinin, yani bize yararlı olan özelliğinin yok olmasının yanısıra şekerin zararlı etkisi de içine katılmış oluyor. Ben asla hiç yemeyin ya da çocuğunuza yedirmeyin demiyorum. Ama yediğiniz zaman az yiyin ve çikolatanın içindeki şeker miktarını günlük 30 gramlık şeker miktarından düşün. Bir de bu mantıktan bakıldığında kakao oranı yüksek bitter çikolota yenmesi çok daha uygun olur. Aslında dediğim gibi insanoğlunun 200 gram (çok şekerli)?meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik hesap yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz ama böyle yaptığımızda en azından vücudumuza zarar vermiş olmayız. Yani biraz kafa kullanmak lazım.
                            Bir de şöyle bir yanlış var; hani şeker ya da tatlı mutlu yapar diye bir düşünce var ya, aksine agresif yapar. Bu bilimsel olarak da kanıtlandı. Amerika’da yapılan yetimhane çalışmalarında, çocukların şeker yediklerinde daha agresif oldukları saptandı. Aynı çalışma hapishanelerde yetişkinler üzerinde yapıldığında da benzer sonuçlar görüldü. Mahkumlar arasında şeker yenmediğinde daha az kavga çıktığı anlaşıldı.
                            * Peki neden? Bunun tam olarak kimyasal izahı verilemedi. Ama sonuçlara bakıldığında, şeker yiyen ve yemeyenler arasında belirgin bir davranış farkı ortaya çıktığı bilimsel olarak gösterildi. Ayrıca şeker, diş çürüğünden eklem erimesine kadar kimyasal olarak birçok bulguya neden olabilmekte. Şişmanlatıcı etkisi herkes tarafından biliniyor. Ama ben şekerin bu yan etkilerinin ötesinde özellikle sınav öncesi çok sık yapılan bir hataya değinmek istiyorum. Sınavdan önce anneler çocuklarının sınavı daha başarılı geçsin diye reçel, bal, çikolata gibi tatlı yiyecekler veriyor. Halbuki şekerle karşılaşan vücut zarara uğramamak için hemen çok miktarda insülin salgılayarak şekeri yağa dönüştürüyor ve yağ deposuna atıyor. Fakat bu arada, korkudan vücut gerekli olandan daha fazla insülin salgıladığı için çocuğun tam sınav ortasında kan şekeri düşerek beynine daha az enerji kaynağı glikozun gitmesine neden oluyor. Bu da amaçlananın tam tersine çocuğun sınavda başarısız olmasına yol açıyor.
                            Sınavlardan önce tereyağ yenmeli!
                            * Öyleyse ne yapmalı? Buna karşın çocuğa kan şekerini oldukça yavaş yükselten bir kahvaltı yaptırılabilir. Tam buğday ekmeği, tereyağında pişmiş yumurta, domates, salatalık ve peynirden oluşan bir kahvaltı çocuğun sınav başarısı için çok daha elverişlidir. Burada istisnai olarak tereyağ yenmesine göz yumuyoruz.
                            * Hocam tam da benim ağzımdan aldınız. Önceki günkü söyleşimizde, “Terayağ en değerli yağ. Zeytinyağından bile değerli! Çünkü içinde Omega 3 var. Tabii eğer sütünden tereyağ yapılan hayvan merada otla besleniyorsa... Ama aynı zamanda en zehirli yağ. Eğer o hayvan endüstriyel olarak hiç gün ışığı, ot ve yeşillik görmeden besleniyorsa... Maalesef günümüzde uygulandığı gibi. Bugün marketlerden o değerli, sağlıklı yağı bulmak mümkün değil” demiştiniz. Buna rağmen mi? Evet. Normalde tereyağından uzak durmak gerekir. Ancak sınav öncesi tereyağ vermemizin sebebi şu; Avrupa’daki çoğu dilde tereyağına adını veren butiric asittir. Bu asit dört karbonlu bir doymuş yağ asididir. Ve vücuda en hızlı enerji sağlayan maddedir. Çiftçiler kışın üşümemek için dışarı çıkmadan önce tereyağ yer. Yani şeker değildir hızlı enerji kaynağı, butiric asit, yani tereyağdır. Çocuğun imtihan öncesi ihtiyacı olduğu için tereyağını öneriyoruz. Yoksa normalde marketlerden aldığımız tereyağını, önceki günlerde anlattığımız gibi başka sakıncaları içerdiği için asla kullanmamak gerekir.
                            Bir çocuğa yapılabilecek en büyük günah...
                            * Peki ya dondurma? Dondurma hem yağlı sütten üretildiği hem de çok şeker içerdiği için iddia edilenin aksine çocuklar için yararlı değildir. Diğer taraftan dondurma ve şekerleme sanayinde kullanılan bazı gıda boyalarının otizme yol açtığı saptandığından Avrupa Birliği’nde, bu tür gıdaların üzerine “Dikkat eksikliğine yol açabilir!” ibaresi yazılmak zorundadır.
                            * Ya açık, külahta satılan dondurmalar? Açık dondurmalarda ise bakteri bulaşma riski ayrı bir tehlike kaynağıdır.
                            * Peki sizin bir öneriniz var mı, nasıl vazgeçirebiliriz çocuğu dondurmadan?Alıştırmayarak!
                            * İyi ama nasıl? Evde verilmese bile arkadaşlarından etkileniyor...Arkadaşlarıyla temas etmeden önce, okul öncesi çağda ne yazık ki anne babalar hamburger dükkanlarına, dondurmaya ve gazlı içeceklere alıştırıyorlar çocuklarını. Çocuk, anne kucağında öğreniyor hataları. Ve ne yazık ki var olan yanlış bilgiler nedeniyle anne iyi bir şey yaptığını düşünerek alıyor dondurmayı. Çünkü, sürekli “Dondurma sağlıklıdır” deniyor. İçindeki süt nedeniyle... Bunlar bilgilenme eksikliği ya da iyi niyetle yapılan hatalar. Ama çocukların geleceğini karartan, onların hastalıklı yetişkinler olmalarına yol açan hatalar... Hataları anne kucağında öğreniyor çocuk dedik ya, bunu demişken, çocuk beslenmesinde yapılan en büyük hatalardan birini bana hatırlatmış oldunuz. Sabah okula gönderirken artık çok az anne kalkıp çocuğuna kahvaltı hazırlıyor. Uygulama genelde, “Al şu 5 lirayı, yolda kendine bir poğaca al” şeklinde. Halbuki sokaktan alınan bu besinle, ki buna besin bile dememek gerekir, çocuk sadece karbonhidrat ve margarin almış oluyor. Bir çocuğa yapılabilecek en büyük günah budur...
                            Vatan Gazetesi 29.07.2010 Perşembe
                            Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                            Yorum yap


                            • #15
                              Akıllı Beslenmenin Matematiği: “Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!”

                              Akıllı Beslenmenin Matematiği: “Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!”

                              Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün “kibrit kutusu kadar” reçetelerini çöpe atın! Prof.Dr. Kenan Demirkol, A'dan Z'ye akıllı beslenmenin matematiğini anlatıyor... Şeker, vücudumuzu, demir paslanır gibi paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında yaşlandırıyor. Şekeri, gıda sanayiinden söküp atmak zor ama, işe evlerimizin kapısından başlayabiliriz!

                              Prof. Dr. Kenan Demirkol genel cerrah. Muayenehanesinin kapısında “prof.” yazmıyor. “Ben üniversitede hocayım, burada hekim” diyor. Söz bir ara “kronometreli doktorlara” geldiğinde, yani 15 dakika muayene süresini aşınca ikinci vizite ücretini alanlara çok şaşırdı. Çünkü kendisi saat takmıyor, “dalgınlıkla saatime bakar da hastayı tedirgin ederim” diye. Uzmanlık alanı, beslenmeyle yakından ilgili olan sindirim sistemi organları. Ancak Demirkol bir “akıllı beslenme” uzmanı. Bunu bir insanın tüm bedenine ilişkin olduğu kadar, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla da ele alıyor. Peki beslenme nedir? İlk aklımıza gelen, şişmanlık-zayıflık. Özellikle kadınlarda modasına göre sıfır bedenle, 90-60-90 arasında değişen ölçülerde olmak ya da olmamak. Doğru mudur? “Kibrit kutusu kadar” reçetelerini bir yana bırakıp, Demirkol'a: “Neden düşmandır şu ünlü üç beyaz?” diye sorduk. O, şekerle başladı.
                              “ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ PARALEL”
                              DEMİRKOL- Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir. ABD'de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65'i ya şişman ya daha da ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.
                              Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa'da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir örtüşüyor. Çünkü; şeker sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. “Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım” demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker almasına gereksinim yoktur.
                              “12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR”
                              - Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli miktarlarda yemeleri doğru değil mi?
                              - Asla doğru değil.
                              - Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?
                              - Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar. Şeker sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış. Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor. Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor. Şimdi 100'lerdeyiz, 120'de şeker hastalığı. Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir de edimsel tip 2 diabet. Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar. Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60'lı yaşlarda görülmesi beklenir. Ama şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var. Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığıdır.
                              “KANSER HÜCRESİ DE ŞEKERLE BESLENİYOR”
                              - Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu?
                              - Doğru. Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden vücut elde ediyor. Kanser hücresi de şekerle besleniyor. Özellikle kemoterapi gören asla şeker yememeli.
                              Şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker 'sakaroz', iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır. Orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü. İnsülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecek. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacak. İnsülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu salgılanır. Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş olur.
                              Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır. Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda metabolize edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor. Bu da 30 gram şekerdir. Günde bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika'da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.
                              “MEYVE YİYORSAN, ŞEKER YEME”
                              - Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek.
                              - Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz bir takım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.
                              - Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi?
                              - İncir ve muz en çok şeker içerenler. Ama onun dışındaki meyveler aşağı yukarı aynı.
                              - Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi? Bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar bunu?
                              “HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ…”
                              - Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben böyle ve de çok keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün.
                              - Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.
                              - Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz. Tıkıyoruz ahırlara “şunu yiyeceksin” diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.
                              - Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yerdi. Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider yermiş ilaç niyetine.
                              - Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi bütün o rambo görüntüsüyle Amerika'da en aklı başında valilerden biri oldu. İki büyük atılımı oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı. İki; patates cipsinin üzerinde, “öldürücüdür” yazısı konuyor.
                              AMERİKA'NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE…
                              - Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz?
                              - Yok, bir konu daha var. Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde etmek. 1920'li yıllarda Amerikan başkanı “benim köylüm mısırdan kalkınacak” fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi. Göz alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır ekiminin yüzde 40'ı Amerika'dadır. Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince değerlendirme yolları arandı. Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti. Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine. Artık şeker endüstriyel. Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz. Ama her türlü dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor.Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp dökmüyor. Kartal'dan fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor.
                              KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI
                              - Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp çiziliyor.
                              - Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye ulaşmanın en zor olduğu çağdayız. Çünkü, ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine binmiş durumda. O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.
                              Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi hasta ediyor. Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı oksitlenmedir. Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır. Birtakım gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler alırız. Örneğin, üzüm çekirdeği. Gerçekten bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını belirleyen, hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör. Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor. Kolesterol anne sütünde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada bolca var. Demek ki insan hayatının gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var. Bakıyorsunuz kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı.
                              “KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ”
                              - Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor. Bunun modası olur mu?
                              - Bakıyorsunuz LDL 130'a kadar normalde. Üç sene sonra 100, şimdi de 60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masum. Bizler suçluyuz. Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor. Yağsız kuzu şiş yediğinizi varsayalım, yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi yeseniz bir zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız kolesterolü, meşrubattan aldığınız şekertrigliserite dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği oluşuyor. Biz insanlara “kardeşim kolesterol zararlı değil. Ama oksitlenmesine izin verme” diyeceğimize, ilaç firmaları kolesterolü düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt.
                              Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde yapay beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim ineğimiz merada otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak.
                              ANTEP YUVALAMASININ FAYDALARI
                              - Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, süt yapacak da kaç kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez mi tüm bunlar?
                              - Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep böyle aldatılıyoruz. “Dünya nüfusu aç. Dünyayı besleyebilmemiz için yapay gübreye, yapay yeme ihtiyacımız var.” Hayvansal proteini, tek kaynak olarak görürseniz haklısınız. Ama insan ekmek yerken bile protein almış oluyor. Hububat, baklagillerde bile protein var. Şimdi doktorlar bunu okur okumaz itiraz ederler. Derler ki “Esansiyel amino asitler vardır”. Yani hayvansal gıdada var olan, vücudun üretemediği mutlaka dışardan alınması gereken bazı protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin; mercimekli bulgur pilavı yaptığınızda bulgurda eksik olanı mercimekten, mercimekte eksik olanı bulgurdan alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni gördüm, bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla birlikte pişiriliyor.
                              - Antep yöresinin yuvalaması gibi..
                              - Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini tamamlıyorlar. Tam ete eşdeğer protein almış oluyorsunuz. Makro nutrientler yağ, protein ve karbonhidrattır. Mikro nutrientler ise vitaminler, mineraller, enzimlerdir. Bizim süte kalsiyum açısından ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir hayvanın sütüyse içinde bulunan omega-3'e ihtiyacımız var. Türkiye'de biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten. Ama yapay yem üreticileri “biz dünyayı nasıl doyuracağız” yalanıyla kandırarak hayvancılığı katlettiler. Hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. Hızla kan şekerini yükselten, hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker hastası olmasına yol açan bir beslenme şekli.
                              İNEK NE YEMELİ
                              Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur.Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine yol açar. Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur. Yine merada beslenen ineğin sütünde insüline benzer büyüme hormonu vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin kendisini yenilemesini sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama batıda ekolojik hayvancılığın sonucu elde edilen süt ile konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasındaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor.
                              Ne Türkiye yasalarında ekolojik hayvancılıkla barışığım, ne de AB'dekiyle. Ekolojik hayvancılık denince akla “ekolojik tarım sonucu elde edilmiş ürünlerle hayvanın beslenmesi” geliyor. Affedersiniz ama 2000 yıl önce hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya da pancarı. İneğin normal beslenmesinde pancarın, mısırın ve patatesin yeri var mı? Yok.
                              - Demek Amerika'dakilerin varmış.
                              Orada da yok. İster ekolojik tarımla, ister normal tarımla elde edilmiş olsun hayvana pancar verilmesi yanlış. Zaten hayvanın sütünün kötü olmasının sebebi hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran tarzda, mısırla beslenmiş olması. O yüzden ekolojik hayvancılık dediğimizde yasalarımızın buna göre organize olması gerekiyor. Tanımlamamız gereken, türe özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada? Öyle beslersek ineğin sağlıklı olmasını sağlarız. Dolayısıyla verdiği ürünün de insanlara sağlıklı olmasını sağlarız. Bütün doğada kendiliğinden yetişen yeşillikler omega-3 ağırlıklı yağ içerir. İnsanların eliyle ekilenler omega-6 içerir.
                              HAMSİYİ HANGİ YAĞDA KIZARTACAĞIZ
                              - Ne fark var arasında?
                              -. İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır. Bu hücre zarı lipo protein katmanla sarılı. Yani bir yağ bir de protein. Bu hücre zarındaki yağ ana madde olarak omega-3'tür. Tek tük omega-6 da içerir. Biz yeşillikten uzaklaştıkça ve hayvanımızı da yeşillikten uzaklaştırdıkça elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insanın her gün 1 gram omega-3 alması gerekiyor. Omega-6 yağ asitleri ile omega-3 yağ asitleri vücudumuzda aynı enzimlerle metabolize edilir. Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip çok omega-6 aldığımız için artık omega-3'e enzim kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçeği yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.
                              Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar da 3'e ayrılır. Doymuş yağ asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri. Çoklu doymamış yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da omega-3 ve omega-6'dır. Bundan 40-45 yıl öncesi omega-6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma söyledik. Ayçiçeği ve mısırözü yağlarını tükettirdik. Fakat sonra anladık ki bu yağlar iyi kolesterolü de, kötü kolesterolü düşürdüğü oranda düşürüyor. Bizim kolesterol açısından sağlıklı olmamızdaki unsur iyi ve kötü arasındaki dengedir. İkisini birden düşürürse denge bozulmamış olduğundan herhangi bir iyilik elde etmiş olmuyoruz.
                              DEPRESYONUN ÇARESİ
                              - İkisi arasında denge mi, fark mı önemli?
                              - Oran önemli. Omega-6'yı o kadar fazla alıyoruz ki, almış olduğumuz azıcık omega-3'ü de değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega-3 olmayınca hücre duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı da omega-3'ten oluşuyor. Vücut da asıl malzemeyi bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne bulursa onla hücreyi onarıyor. Omega-3 yerine, omega-6 yağ asidi olan araşidonik asidi kullanıyor. Ama bu asit bütün stres komalarının hammaddesi. Gecekondunuzu el bombasıyla örmüş oldunuz. Dışardan biri taş atsa havaya uçacak.
                              - Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım.
                              - Tabii. Omega-3'ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az oranda görülüyor. Zihinsel performans artıyor. Beynimizdeki toplam yağ asidinin yarısı omega-3 olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz.
                              ÇAY VE ZEKA
                              - Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi?
                              - Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında Türkiye'nin yarısı aptaldır lafı çok tepki yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş olmadı, ama Türkiye'nin yarısında demir eksikliği, kansızlığı var. Demir eksikliği zihinsel eksiklik yaratır. Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz Nesin haklıydı.
                              Türkiye'de çay tüketiminin de buna katkısı var. Demirin emilimini olumsuz yönde etkiliyor. Ama diğer taraftan çay iyi bir anti oksidan.
                              - Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Doğru mu?
                              - Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok. Yemekten hemen sonra çay içilebilir.
                              - Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra içmek gerektiği söyleniyor.
                              “ÇAYI ŞEKERSİZ İÇİN!”
                              - Üç saat. Ben tekrar omega-3'e dönmek istiyorum. Çünkü hayati bir olay. Omega-3'ün eksikliği insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların sertleşmesine yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın artmasına, dolayısıyla kalp damarının veya beyin damarının pıhtıyla tıkanıp “inme” veya “enfarktüs” olmasına yol açıyor. Bir yandan omega-3 kaynaklarımız çok azaldı Toplum olarak zaten balığı çok az tüketiyoruz. Omega-6'yı çok tükettiğimiz için omega-3'ün yolunu kesiyoruz. Artık kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği ve soya yağı kansere sebep olabiliyor. Akciğer kanseri, meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, şeker hastalığının oluşumunu kolaylaştırıyor.
                              - Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal yapısından dolayı mı, üretim hatasından mı?
                              - Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega-6 yağ asidi içerdiği için. Mesela zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor. Biz bunlara trans yağ asitleri diyoruz. Bu yağ asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek damar sertliği yapıyor. Diğer taraftan trans yağ asidi beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki iletiyi bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep oluyor.
                              “ANNEMİN YEMEKLERİ BAŞKAYDI”
                              - Acaba “tadı güzel” dediklerimiz bize dışardan dayatılan bir kavram mı? Güzel nedir?
                              - Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman size itiraz etmedi mi, “benim annem böyle yapıyor” diye?
                              - Ben güzel yemek yaparım.
                              - Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan alıştığı damak tadını arıyor. Belki dünyanın en kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu arıyor.
                              - Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin kavramı bile ne kadar çok değişmiş. Biz ona böyle bir değer yüklediğimiz için güzel oluyor. Toplumda da dayatılan değerler var. Kola ya da hamburger için “bak bu güzeldir” deniyor çocuklara.
                              - Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih ediyorum. Çünkü; onlar yakın zamanda anne baba adaylarıdır.
                              SPOTLAR(ÖNEMLİ BİLGİLER)
                              “Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.”
                              “Türkiye'de gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten.”
                              “Yapay yem üreticileri 'biz dünyayı nasıl doyuracağız' yalanıyla, hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor.
                              Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı donmuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine yol açar.
                              Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur.
                              Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama aradaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor.
                              Elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insan her gün 1gram omega-3 alması gerekiyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçek yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.
                              Zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor.
                              Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                              Yorum yap

                              Hazırlanıyor...
                              X