Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Homocystein,protoin parçalanmasında ortaya çıkan artık madde

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Homocystein,protoin parçalanmasında ortaya çıkan artık madde






    Homocystein:

    Homocysteinin kanda yükselmesine hiperhomocysteinanemi denir. Homocystein proteinların parçalanması sırasında veya metioninun proteine dönüşmesi sırasında ortaya çıkan artık maddedir. Homocystein kalp enfaktürüsü ve beyin kanamasında rol oynayan çok tehlikeli bir maddedir. Vücudumuzdaki metabolik değişimler sırasında böyle zehirli maddeler ortaya çıkar ve vücudun beli noktalarında yoğunlaşır.

    Homocystein hayati öneme sahip olan aminoasitlerden methionin oluşurken ortaya çıkar veya methionine dönüşür. Metionin aminoasitlerinden günde 2 gr. besinlerden alınır ve metabolik değişimler sırasında Homocystein ortaya çıkar. Ortaya çıkan bu artık maddeyi B6, B12-Vitaminleri ve Folikasit (B9-Vitamini) tekrar methionine dönüştürürler.

    Metabolik değişimlerin bozulması nedeniyle homocystein oranı yükselir. Bunun sebebi ise bağırsak florasının bozulması, bağırsak mukozasının tahrip olması, bağırsak pH?sının nötürleşmesi veya mide mukozasının tahrip olması nedeniyle yeterince intrinsic-faktörü salğılıyamamasını sayabiliriz. Bu nedenle intrinsic-faktör yetersizliği ortaya çıkar ve buda B6, B12-Vitamileri ve Folikasit yetersizliğine sebep olur. Böylece kanda homocystein oranı yükselir.

    Folikasit (B9-Vitamini) B-Viaminlerinden sayılır. Folium kelime olarak yeşil anlamına gelir. Folikasit genelikle koyu yeşil sebzeler, ıspanak, maydanoz, lahana, kepekli un, bira mayası, patates ve turuncugillerde bolca bulunur. Folikasit B12-Vitamini ile birlikte kan yapımı, hücre yenilenmesi ve hücre çoğalmasında vede sinir hücrelerinin yenilenmesinde çok önemli rol oynarlar. Folikasit yetersizliği özeliklede endüstri ülkelerinde oldukca yayğındır, çünkü bu ülkelerde hazır yiyecekerki (fast food) bunların başında çikolata, konserveli yiyecekler, soft içecekler: bunlara örenk olarak coka-cola, fanta vb. Ve alkol, sigara aşır kahve ve siyah çay içme gibi sebeplerden dolayı sindirim organları özeliklede mide mukozası tahrip olur. Böylece midenin salğıladığı intrinsic-faktörü düşmektedir.

    B6-Vitamini aminoasitlerin oluşumunda veya çözülmesinde önemli rol oynar. B6-Vitamini merkez sinir sistemini uyarıcı, savunma sistemini kuvvetlendirici ve harekette geçirici, kan hücrelerinin yapılmasında önemli rol oynar vede lesitin olşumunda önemli rol oynar. Bu lesitin (lecithin) aradokunun elastik olması ve damarların iç yüzeyinin temiz kalmasını sağlar. Yüksek orandaki lesitin kolesterolu kendine bağlıyarak zararsız hale getirir. Alkol ve aşırı oranda kahve ve siyah çay (türk tarzı ) içilmesi halinde B6-Vitamininin absorsiyonunu zorlaştır. B6-Vitamini en çok kepekli un, sebze, patates, ceviz ve balıkta bulunur.

    B12-V itamini homocysteini tekrar metionine (methionin) çevirir. Bu vitamin diğer vitaminlerden farklı olarak vücut tarafından depolanır. B12-Vitamini et, balık, süt ve bira mayasında bulunur. Şayet kişi alkol, sigara, aşırı kahve ve siyah çay içiyor vede vegitarian (bitkisel beslenme) olarak besleniyorsa o zaman B12-Vitamin yetersizliği ortaya çıkar. Mide-bağırsak rahatsızlıkları olanlarda B12-Vitamin yetersizliği görülür. Ayrıca doğum konturol hapları, kolesterol ve lipid düşürücü ilaçlar ve antibiyotik ilaçlar B12-Vitamin yetersizliğine sebep olur.

    Hiperhomocysteinanemi (homocystein oranını kanda yükselmesi) bu vitaminlerin yetersizliği nedeniyle ortaya çıkar. Bu nedenle kalp enfaktürüsü, kandolaşımı anormalikleri, beyin kanaması ve sinir hücrelerinde zafiyetler görülür. Bu nedenle intinsic-faktörünü salğılıyacak olan A-hücrelerini rejenerasyon (yenileme) yapıcı doğal ilaçlar kulanmak gerkir ve bunların başında gelir. Gökçek İksiri bağırsak florası, bağırsak mukozası ve bağırsak pH?sını en ideal duruma getirirler ve mide mukozasını rejenarsyonla (yeniliyerek) yeniden düzenli intrinsic-faktörünün salğılanmasını sağlarlar. Bazı uzmanlar B6, B12-Vitaminleri ve Folikasit hapının alınmasını tavsiye etselerde yantesirlerinin büyüklüğü nedeniyle faydadan çok zararları dokunmaktadır. (Ehk 11.03.750+ZOM 3.03.4)

    Homocytein bir yandan LDL-Kolesterolunu oksitliyerk onun yabancılaşması vede yabancılaşan bu oksitlenmiş LDL-Kolesterolu makrofaj tarafından antijen (bakteri, virüs, mantar veya parazit) olarak alğılanır. Makrofajlar antijen olarak kabul etiği bu oksitlenmiş LDL-Kolsterolunu yer ve sonunda patlıyarak ölür ve ortaya artık madde çıkar ve buna plaque denir. Plaklar damarların iç yüzeyine yapışarak damar sertliğine (arteryoskleroz) neden olur. Damarların iç yüzeyindeki bu plakları eritmek için salğılanan enzim aynı zamanda damarların duvarlarındaki (epitel) kolljanıda inceltir. Böylece zorlamalarda, özeliklede yüksek tansiyonlularda damarlar çatlayabilir ve buda beyin kanaması ve kalp enfaktürüsü gibi rahatsızlıklara sebep olur.

    Bağırsak florası ve kılcal kan dolaşımı sağlıklı yaşayabilmek için çok önemlidir. Çünkü vitamin, mineral, aminoasit, enzim, glikoz, vb, besleyici maddenin hazırlanması, hücrelere ulaşması ve de mikroplarla mücadele eden makrofaj, T ve B- Hücreleri gibi savunma mekanizmalarının hücre aralarında dolaşması buna bağlıdır.Tabii doğru beslenirseniz tedavi sürecide o oranda kısalır. Asla peynir yememeli, çünkü asidoza ve iltihaplanmaya sebep olur.Siyah çay, kahve ve kola içilmemeli, çünkü bağırsakları kurutur ve vitamin, mineral ve aminoasitlerin alımını (absorbesini) önler.Alkol ve sigaranın zararları belli kanser, damarların yağlanması vb, artı uzun süre bira içilirse cinsel ikdidarsızlık ve hatta kısırlığa sebep olmaktadır.Sucuk salam sosis gibi et mamullerine 5-6 ay ara vermek gerekir (sade temiz et az yenilebilir) çünkü asidoza sebep olmaktadır.Bu da birçok hastalığın ana kaynağıdır.Akşam yemeği yerine yoğurt, meyve veya salata yenilebilir veya sebze çorbası içilebilir.Hayvansal besinler, patates, tahıl (beyaz pirinç), bakliyat ve hamurlu yiyecekler, özelikle de tatlılar akşam yenirse tam sindirilmez ve zamanla problemlere sebep olur.Ne kadar beyaz pirinç, patates, hamurlu yiyecekler, tatlı yiyecek ve içecekler, o kadar yağ oluşturur.Çünkü nişasta glikoza (şekere) dönüşür, şekerde yağa dönüşerek vücutta depolanır.Şeker ve antibiyotikler bağırsak mantarları çoğaltır, mantarlar ise her türlü hastalığı tetikler.Tatlı deyince akıla baklava, çikolata, dondurma vs gelir, kavun, karpuz ve üzümde tatlıdır ve bunlarda mantarı tetikler, çünkü aşırı şeker içeriler.
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

  • #2
    Homocystein ile ilgili formüller



    HOMOSİSTEİN NEDİR?
    Homosistein kanda ölçülen bir aminoasit ( protein yapan aminoasitler). . Bunun yüksek olması kalp hastalığı ve beyin hastalıkları, sinir hastalıkları riskini artırır. Bunama, demans ve Parkinson hastalarında homosistein yüksekliği sorumlu tutulmaktadır. Ayrıca tekrarlayan düşüklerde homosistein yüksekliği sorumlu olabilir. İdeali 10 ve altında olmasıdır.
    Homosistein yüksekliği Şu durumlarda olabilir:
    1. Genetik enzim yetersizliği
    2. Folik asit, B6 ve B12 vitamini yetrsizliği
    3. Çok alkol içimi
    4. Sigara ve fazla kahve içmek
    5. Böbrek yetmezliği
    6. Tiroid yetmezliği (hipotiroidi)
    7. Şeker hastalığı
    8. Lupus hastalığı denen romatizmal hastalık
    9. kan yağları-kolesterol yüksekliği
    Kalp damar hastalıklarının % 10-15'i homosistein yüksekliği nedeniyle oluşabilmektedir.

    HOMOSİSTEİN DÜZEYİ KİMLERDE ÖLÇÜLMELİ
    Kan yağları yüksek, diyabet yani şeker hastalığı olan, tiroid yetmezliği olan, hipertansiyonu olan, ailesinde kalp hastalığı olanlar homosistein düzeyi ölçtürmelidir. Bu kişilerde ayrıca HASSAS CRP ölçümü de yapılmalıdır.

    HOMOSİSTEİN YÜKSEKLİĞİNDE TEDAVİ:
    1 mg folik asit
    400 mikrogram B12 vitamini,
    10 mg pridoksin (B6 vitamini) homosisteini azaltır ve anjioplasti denen balon ameliyatı sonrası oluşan kalp koroner damarının tekrar tıkanmasını azaltır.
    Bu vitaminlerin hepsinin birarada olduğu vitamin ilaçları da vardır. Bunun için bir Endokrin uzmanına başvurunuz.
    Ayrıca homosistein yüksekliğinde
    S-Adenozil Metionin (SAMe) kullanılabilir.

    HOMOSİSTEİN YÜKSEKLİĞİNDE BESLENME
    Glisemik indeks diyeti yapınız. Şekerli gıdalardan uzak durun. kan şekeri kontrol ettirin. Açlık kan şekeri 95 ve altında olmalıdır. kan kolesterol ve trigliserid ölçtürün. LDL kolesterol 130'un altında olmalıdır. Trigliserid 150 nin altında olmalıdır. TSH düzeyi yüksekse (>3) tiroid az çalışıyor demektir. Bir Endokrin Uzmanına tedavi olun.
    Zeytin ve zeytin yağı yiyin. Zeytin yağı ile beslenenlerde homosistein azalır.
    B12 ve folik asit alımı için kırmızı et haftada en az bir kez yağsız olarak yiyin. farklı sebze ve meyveler yiyin. sigara içmeyin.
    Haftada 2 kez balık yiyin veya omega-3 desteği alınız.

    Düşük Glisemik İndeksli Beslenmenin Faydaları
    Yüksek glisemik indeksli (GI) yiyecekler, düşük GI yiyeceklere göre tokluk kan şekerinde ve yemek sonrası 2 saatlik kan şekeri cevabında daha çok artışa neden olurlar. Dünya Sağlık Örgütü sağlıklı yaşam için nişasta içermeyen polisakkaritlerden oluşan, düşük GI’li karbonhidrat ağırlıklı diyetin (Enerjinin %55’inden fazlası karbonhidrattan) tüketilmesini desteklemektedir.
    Besinlerin kısa süreli doyurucu etkileri incelendiğinde düşük GI’li besinlerin yüksek olanlara göre daha doyurucu olduğu bulunmuştur. Yüksek GI ‘li öğünler, düşük GI’li öğünlerle karşılaştırıldığında yemek sonrası dönemde, kan şekerinde daha fazla yükselme ve düşmeye ve insülin düzeylerinde daha fazla artışa sebeb olurlar. Sonuç olarak ileri saatlerde yağ asitlerinde ve kan şekerinde daha fazla düşüşe ve acıkmaya neden olurlar. Düşük GI li gıdalarla ise insülin fazla yükselmediğinden kan şekeri fazla düşmez ve açlık olmaz.Düşük GI’li besinlerin tüketilmesinin obez çocuklarda vücut kitle indekslerinde (kilolarında) daha fazla azalmaya neden olduğu bildirilmiştir. Düşük GI’li diyetin obezite, kolon kanseri ve meme kanseri gelişiminde de koruyucu olduğu gösterilmiştir Düşük GI’li ve yüksek lifli besinler diyabetli bireylerde tokluk kan şekeri ve kilo kontrolünde düzelmeye yol açtığı için Kanada Diyabet Derneği, Avustralya Diyetisyen Cemiyeti, Avrupa Diyabet Çalışma Cemiyeti tarafından önerilmektedirler.
    Glisemik indeksi düşük gıdalarla beslenince insülin hormonunda azalma ve enerji artması oluştuğu gibi yağ depolanması azalır ve mevcut yağlar yakılmaya başlar. Sonuçta da kilo kaybı oluşur. Düşük GI’li beslenme kilo kaybını 2 mekanizmayla yapar:
    1. Doygunluğu artırarak
    2. Yağların yakılmasını artırarak

    Düşük GI’li gıdalar yüksek GI’li gıdalara göre daha uzun süre tok tutarlar ve bu nedenle sonraki öğünde daha az yemeyi sağlarlar. Bir yemekteki GI oranını % 50 artırdığınızda doygunluk hissinde % 50 azalma olmaktadır. Doygunluk hissindeki bu artış bağırsaktan salgılanan kolesistokinin hormonunun düşük GI li diyetle daha fazla artış göstermesine bağlıdır.
    Diğer diyetlere karşılık bu Gİ diyetinin faydalı olmasının nedeni insülin direncini kırmasıdır. 1200 kalorinin altında diyet yapmak insülin direncini arttırır ve kilo aldırır. Kilo vermek için acıkmanın ve tatlıya saldırmanın önlenmesi gerekir. Bunun yolu da düşük glisemik indeksli gıdalarla beslenmekten geçmektedir. Diyetteki yağı azaltmakla veya toplam kaloriyi çok azaltmakla veya karbonhidrat miktarını çok azaltmakla açlık hissi baskılanamaz ve tekrar kilo alırsınız. Düşük glisemik indeksli beslenmede aç kalma veya özel bir beslenme şekli, yani bir gıdaya dayalı beslenme, yoktur.
    Düşük glisemik indeksli beslenme ile
    1. Yemeklerden sonra oluşan uyku basması, öğleden sonraları oluşan enerji kaybı, halsizlik yok olur. Enerji kaybı veya halsizlik yemek sonrası oluşan insülin ve şekerdeki dalgalanmalardan kaynaklanmaktadır. Beyine yeterli glukoz geldiğinden konsantre olursunuz. ve yorgunluğunuz ortadan kalkar.
    2.Tip 2 diyabet, kalp hastalığı, tansiyon, depresyon ve bazı kanserler önlenir.
    3.İyi uyku uyursunuz.
    4. Acıkma nöbetleri azalır ve kalkar

    KAYNAKLAR:
    1. Prof Dr Metin Özata, Vitamin Mineral Bitkisel Ürün Rehberi, 2009 Gürer yayınları
    2. Prof Dr Metin Özata, Gİ Diyeti, Erko yayınları, 2008

    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

    Yorum yap


    • #3


      Spirulina: Aminoasitler, Omega-3,6,9, kompleks vitaminler, 94 mineral, 2000’den fazla enzim, antioksidanlar ve birçok biyoaktif maddenin doğal deposudur ...

      Ürün Bilgileri
      İnsanlık tarafından kullanımı Kanem İmparatorluğu’na (MÖ.500), Maya’lara (MS.300-900) ve Aztek’lere (MS. 1300-1500) dayanan, ayrıca günümüzde NASA ve Avrupa Uzay Ajansı tarafından astronot gıdası olarak kullanılan, sodalı sularda yetişen, spiral yapıda, mikroskobik, mavi yeşil alg türüdür. 1 kilo Spirulina, 1 ton çeşitli sebzelerin ve meyvelerin besin değerine eşdeğer olarak kabul edilmektedir. Doğada sadece anne sütünde ve Spirulina’da, tüm esansiyel aminoasitler, omega-3,6,9 yağ asitleri ve GLA (Gama Linolenik Asit) dengeli bir şekilde bulunmaktadır.

      Food Safety Research, UNIDO, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Amerikan Gıda ve İlaç Bakanlığı (FDA), Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Spirulina’yı her yaş grubu için ve ayrıca gebelikte herhangi bir yan etkisi ve/veya etkileşimi olmayan güvenli gıda olarak kabul etmiştir.
      • Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO): "Geleceğin en iyi gıdası”
      • ABD Gıda ve İlaç Bakanlığı (FDA): "En iyi besin takviyesi”
      • Uluslararası Gıda Konferansı (1993): "En iyi doğal besin”


      Spirulina’nın mucizevi bir besin maddesi olarak kabul edilmesi, yüksek kaliteli tam protein (esansiyel amino asitlerin tamamını içerir) içermesi (600 - 700 g/kg ham protein), demir, selenyum, magnezyum, kalsiyum gibi 94 kadar mikro ve makro mineral içermesi, vitamin kompleksleri, esansiyel besin maddeleri, antioksidanlar, omega-3,6,9 yağ asitleri, 2000’den fazla enzim ve diğer biyoaktif maddelerin doğal deposu olması gibi nedenlere dayanmaktadır. Yukarıda sayılanlara ilave olarak doğada GLA (Gama Linolenik Asit), DHA (Docosahexaenoicacid), ALA (Alfa Linolenik Asit), SOD (SuperOxide Dismutase), Phycocyanin (>%10), Zeaxanthin gibi ksantofiller, triterpenoidler, yeşil, mavi, turuncu pigmentler (klorofil, fikosiyanin, karotenler), DNA, RNA, fikosiyanobilin, polisakkaritler, sülfolipidler, fitosteroller, aynı anda doğal olarak içeren tek besin kaynağı Spirulina’dır.

      Kullanımı
      Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlıklı yaşam ve dengeli beslenme için günlük 5 porsiyon meyve ve sebze tüketilmesini önermektedir. Günlük 1 porsiyon Spirulina (6 tablet) tüketilmesi bu ihtiyacı yeterince karşılamaktadır. Ayrıca ağır işlerle uğraşanlar, sporcular, vejeteryanlar, yoğun strese maruz kalanlar, yaşlılar, rahatsızlık çekenler vb. günde 3-5 porsiyon güvenle kullanabilir. Sağlıklı her bireyin Spirulina kullanması, kişinin yaşam kalitesini ve enerjisini arttıracağı gibi, kişinin aynı zamanda hastalıklara yakalanma riskini de azaltacaktır. Spirulina, saflığı ve kalitesinden dolayı birçok dünya ve olimpiyat şampiyonu tarafından yüksek miktarlarda performans arttırmak amacıyla güvenle kullanılmaktadır.

      Spirulina doğası gereği havayı/suyu temizleme özelliğine sahiptir. Spirulina üretimi yapılan yerin havası, kullanılan suyun kalitesi, kültürün özellikleri ve uygulanan işlemler ürün kalitesi üzerindeki en etkili faktörlerdendir. Bu bakımdan çevre/hava kirliliği olan yerlerde üretim yapıldığı taktirde üretilen Spirulina’nın kalitesi önemli derecede düşer.
      Spirulina’nın içerdiği besin değerleri ve antioksidanlar en fazla kurutma ve tabletleme işlemleri sırasında uygulanan ısı ve oksitlenme nedeniyle zarar görmektedir..

      Besin Değerleri (1 porsiyon = 6 tablet = 3 g Spirulina):
      %99.5 saf Spirulina; hindiba inülini, bitkisel magnezyum stearat, doğal silika
      • Toplam Kalori: 10 cal
      • Yağ: 0.15 g
      • Kolesterol: 0 mg
      • Karbonhidrat: <1 g
      • Protein: 2 g


      Vitaminler
      • Vitamin A (Beta Karoten): 9000 IU
      • Vitamin K: 60 mcg
      • Tiyamin (B1): 75 mcg
      • Riboflavin (B2): 140 mcg
      • Niasin (B3): 450 mcg
      • Vitamin B6: 30 mcg
      • Folik asit (B9): 6 mcg
      • Vitamin B12: 9 mcg
      • Biotin (Vitamin H): 0.8 mcg
      • Pantothenik asit (B5): 4.5 mcg
      • İnositol (B8): 1.7 mcg
      • Vitamin E: 45 mcg


      Mineraller
      • Kalsiyum: 14 mg
      • Demir: 9 mg
      • Fosfor: 33 mg
      • İyot: 15 mcg
      • Magnezyum: 23 mg
      • Çinko: 0.09 mg
      • Selenyum: 1 mcg
      • Bakır: 21 mcg
      • Mangan: 0.4 mg
      • Krom: 40 mcg
      • Molibden: 12 mcg
      • Sodyum: 42 mg
      • Potasyum: 60 mg
      • Bor: 90 mcg


      Fitobesinler, Enzimler, Biyoaktif maddeler
      • Beta Karoten: 9 mg
      • Klorofil: 24 mg
      • Fikosiyanin: 360 mg
      • Zeaxantin: 9 mg
      • SuperOksitDismutaz (S.O.D): 2250 IU


      Diğer BiyoAktif Maddeler
      • Karbonhidratlar: Rhamnose, Phosphorylated cyclitols, Glucosamine, Muramic, Cyanophycean Glycogen, Sialic Acid
      • Fitobesinler: Polysaccharides, Glycolipid, Sulfolipids
      • Fitosteroller: β-sitosterols, Stigmasterol, vb.
      • Triterpenoidler: Lanosterol
      • Xanthophylller: Myxoxanthophylls, Zeaxanthin, Cryptoxanthin, Echinenone
      • Karotenler: α-Carotene, β-Carotene, Euglenanone, Lutein,
      • Pigment Fitobesinler: Chlorophyll (Yeşil), Phycocyanin (Mavi), Carotenoid Pigments (Turuncu)
      • Enzimler ve diğerleri: DNA, RNA, fikosiyanobilin, SOD


      Yağ Asitleri (Toplam 48mg/gram)
      Omega 6 Ailesi
      • GLA (Gama Linolenik Asit) : 30 mg
      • Esansiyel Linoleik Asit: 33 mg
      • Dihomogamma Linolenik Asit: 1.59 mg

      Omega 3 Ailesi
      • DHA (Docosahexaenoic): 0.0435 mg
      • ALA (Alfa Linolenik Asit): 0.0435 mg

      Omega 9 Ailesi
      • Palmitoleik Asit: 5.94 mg
      • Oleik Asit: 0.51 mg
      • Erüsik Asit: 72 mcg

      Diğer Yağ Asitleri
      • Palmitik Asit: 61 mg
      • Myristik Asit: 0.4 mg
      • Stearik Asit: 2.5 mg
      • Araşidonik Asit: 0.2 mg
      • Behemik Asit: 144 mcg
      • Lignoserik Asit: 72 mcg


      Aminoasitler
      Esansiyel Aminoasitler
      • İsoleusin: 97.8 mg
      • Leusin:.7 mg
      • Lizin: 78.6 mg
      • Metionin: 39.9 mg
      • Fenilalanin: 78.3 mg
      • Threonin: 84.3 mg
      • Triptofan: 25.5 mg
      • Valin: 112.2 mg

      Esansiyel Olmayan Aminoasitler
      • Alanin: 139.8 mg
      • Arjinin: 142.8 mg
      • Aspartik Asit: 218.4 mg
      • Sistin: 16.8 mg
      • Glutamik Asit: 253.2 mg
      • Glisin: 95.7 mg
      • Histidin: 45 mg
      • Prolin: 74.1 mg
      • Serin: 79.5 mg
      • Tirozin: 71.4 mg

      Yasal Uyarı: Yukarıda tanıtımı yapılan ürün ilaç değildir. Bitkisel gıda desteğidir. Yukarıda verilen bilgiler doktor tavsiyesi veya uygulayacağı tedavinin yerine geçmez.Ürünlerle ilgili her türlü sorumluluk üretici ve ithalatçı firmalara aittir.
      Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

      Yorum yap


      • #4
        Homosistein Nedir? Homosistein Yüksekliği ve Normal Değerleri

        Homosistein bir aminoasittir.Vücudumuzda sentezlenmekte yani üretilmektedir. Homosistein insan vücudunda yer alan bir çok maddenin yapımında görevlidir.
        Homosistein tahlili günümüzde giderek önemini arttırmıştır.Büyük ölçekli laboratuvarlarda yapılan ve yüksek maliyetli bir testtir.

        Homosistein Yüksekliği Nedir?

        Kanda homosistein seviyesi yükseldiğinde damar yapısını hasara uğratmakta ve damarı tıkayıcı mekanizmaları faaliyete geçirmektedir. Homosistein yüksekliği damarlarda endotel hasarı,bunu takip eden trombosit aktivasyonu ve trombus oluşumuna yol açmakta olup bu da beraberinde damarlarda tıkanıklık oluşturmaktadır.
        Homosistein değerlerinin yüksek olması, kanın normalden daha fazla pıhtılaşmasına neden olmaktadır.Kuşkusuz bu durum da damar tıkanıklığını davet eden bir gelişmedir. İnme, iskemik kalp hastalığı gibi damar tıkanıklığına bağlı gelişen sağlık problemleri görülebilir.
        Homosistein yüksekliği aynı zamanda kan kolesterolünü de etkiler.
        Kötü kolesterol olarak da bilinen LDL yi arttırır.
        Damar tıkanıklığı olan her dört kişiden birinde homosistein yüksekliği de çeşitli çalışmalar sonrası ortaya çıkarılan bilimsel bir veridir.Çeşitli damar hastalığı olanlarda, homosistein değerlerinde yükseklik de sıkça rastlanmaktadır.



        Homosistein Yüksekliği Nedenleri Nelerdir?

        Homosistein yüksekliğinde B grubu vitamin eksikliği akla gelir. Homosistein yüksekliği olanlarda, ekseriyetle diyetle alınan folik asit, B6 vitamini veya B12 vitaminlerinden bir veya bir kaçında da eksiklik görülebilmektedir.
        Eksik olan vitaminlerin, ilaç tedavisiyle normale dönmesiyle birlikte homosistein değerleri normale inebilir. Ayrıca homosisteinin vücutta kullanılması sırasında fonksiyon gösteren enzimlerde bir eksiklik olduğunda da homosistein yüksekliği olabilir.
        Bu durum da çoğunlukla genetik nedenlerle görülebilmektedir.

        Homosistein yüksekliğine yol açabilen diğer nedenler ise aşağıda belirtilmiştir.
        Tiroid hormonlarında düşüklük,
        Böbrek hastalıkları,
        Sedef hastalığı,
        Bazı ilaçların kullanımı
        Sigara kullanımı

        Homosistein Tahlili Nasıl Yapılır, Nasıl Yorumlanır? Homosistein Normal Değerleri Nedir?

        Homosisitein tahlili HPLC (High Performance Liquid Chromatography) yöntemi ile yapılmaktadır. Homosistein normal değeri 5-15 Mmol/L`dir. Homosistein değerleri yaşla birlikte artış göstermektedir.
        Erkeklerde homosistein değeri kadınlara göre daha yüksektir. Kadınlarda menapoz sonrasında homosistein yüksekliği görülebilmektedir. Menapozda uygulanan östrojen tedavisi ise homosistein düzeylerini düşürmektedir.
        Homosistein yüksekliği 15 M mol ve üstü değerlerde söz konusudur. Homosistein yüksekliği hafif, orta ve ağır olmak üzere 3 bölümde incelenir.

        Hafif homosistein yüksekliği: 15-30 Mmol/L çıkan değerler
        Orta homosistein yüksekliği: 30-100 Mmol/L çıkan değerler
        Ağır homosistein yüksekliği: 100 Mmol ve üstü değerler

        Homosistein Yüksekliği Nasıl Düşürülebilir?

        Beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi homosistein değerlerini düşürmede etkilidir.
        Bol taze meyve ve özelikle de yeşil yapraklı sebzelerle beslenmek yüksek homosistein değerlerini düşürmede yararlıdır.
        Folik asit içeren gıdalar, tahıldan yapılmış kahvaltılıklar, mercimek, nohut,kuşkonmaz, ıspanak ve fasulye de önerilen gıdalar arasındadır.
        Tıbbi tedavide ise, folik asit, B vitamini, demir içeren ilaçlar da doktorlarca kullanılmaktadır.


        Homosistein

        Diğer Adları:Plazma Total Homosistein
        Resmi adı:Homosistein
        İlişkili testler:B12 Vitamini ve Folat, Kalp Riskinin Değerlendirilmesi
        Test

        1. Nasıl kullanılır?
        2. Ne zaman istenir?
        3. Test sonucu ne anlama gelir?
        4. Bilmem gereken başka bir şey var mı?
        Nasıl kullanılır?

        Doktor, hastasında B12 veya folat eksikliğiolup olmadığını belirlemek amacıyla bir homosistein testini isteyebilir. Homosistein konsantrasyonu, B12 ve folat testleri anormal olmadan önce hastalarda yükselebilir. Bazı doktorlar homosistein testini beslenme bozukluğu olan hastalarda, yaşlı kişilerde (beslenmelerinde daha az düzeyde vitamin B12 alanlar) ve ilaç veya alkol bağımlısı olanlarda önerebilir.
        Doktor kalıtsal bir hastalığı olduğundan şüphe ettiği bir çocukta homosistinüri tanısını koyabilmek için idrarda ve kanda homosistein testini isteyebilir. Bazı koşullarda, yenidoğan tarama testi kapsamında metiyonin fazlalığı için test edilirler. Bebeğin testi pozitif bulunduğu takdirde, bu bulguları doğrulamak amacıyla daha sonra idrar veya kandaki homosistein testleri yapılır.
        Homosistein yüksek kalp kriziveya inmeriski taşıyan kişilerin taranması amacıyla kullanılır. Ailesinde koroner arter hastalığı geçmişi olan, bununla birlikte diğer bilinen risk faktörleri taşımayan kişilerde faydalı olabilir. Ancak, bu amaçla kullanılması sorgulanmaya devam etmektedir, çünkü homosistein’in kardiovasküler hastalıkların (KVH) gelişmesinde rol oynadığı henüz kesinleşmemiştir. Total kolesterolgibi rutin olarak taranması henüz tavsiye edilmemektedir.
        ^ Başa dönün
        Ne zaman istenir?

        Hastada B12 ve/ya folat eksikliğiveya bir bebekte homosistinüri olabileceğini düşündüren bulgularveya belirtiler olduğu takdirde doktor bu testi isteyebilir.
        Homosistein hastanın yaşına ve diğer risk faktörlerine bağlı olarak bir kardiyak risk değerlendirmesikapsamında istenebilir. Ayrıca, tedaviye rehberlik etmesi bakımından bir kalp kriziveya inmeyitakibende istenebilir.
        ^ Başa dönün
        Test sonucu ne anlama gelir?


        Şüpheli beslenme bozukluğuveya B12 yada folat yetmezliği durumlarında hoosistein sevileri yükselebilir. Yeterli B vitaminleri ve/veya folat dietle yada diyete ekleyerek almıyorsanız vücudunuz, homosisteini kullananılabilen formlara dönüştürmeyebilir. Bu durumda kanda homosistein düzeyleri artabilir.
        İdrarda ve kanda homosistein konsantrasyonlarında büyük ölçüde artış görülmesi bir bebekte homosistinüri olduğunu ifade eder ve artış nedenini doğrulamak için ileri düzeyde testlerin yapılmasına gerek vardır.
        Daha eski çalışmalarda (1995-1999) homosistein düzeyleri yüksek olan kişilerde kalp kriziveya inmeriskinin ortalama düzeylere sahip olan kişilere göre çok daha yüksek olduğu gösterilmiştir. Günümüzde, kardiovasküler hastalığın (KVH), periferal damar hastalığının ve inmenin risk değerlendirilmesi için kullanılan homosistein düzeylerinin faydası verilen birkaç çalışmada değişken olup folik asid ve B vitamini eklenmesi ile KVH riskini düşürdüğü veya faydasını belirlemez. Amerikan Kalp Birliği tarafından homosistein düzeyleri ve kalp krizleri arasında doğrudan bir ilişki olduğu saptanmamıştır, ancak homosistein düzeyleri ve kalp krizi/inmeden sonra sağ kalım oranları arasında güçlü bir ilişki olduğuna dair kanıtlar elde edilmiştir. Kalp krizini başlatan bir faktör olan bir koroner arter tıkanıklığı, homosistein düzeyleri en düşük % 25 içinde olan grup ile karşılaştırıldığı zaman en yüksek % 25 içinde olan kişilerde ortalama görülme sıklığına göre iki katından daha fazla sıklıkta görülür.
        Bilmem gereken başka bir şey var mı?

        Test sonuçları homosistinüri olduğunu gösterdiği zaman, karaciğer veya deri biyopsiörnekleri alınarak Sistatiyonin Beta Sentaz enziminin olup olmadığı araştırılır. Homosistinürinin en sık görülen nedeni bu enzim eksikliğidir. Bir veya daha çok sayıda en sık görülen gen mutasyonlarınıaraştırmak amacıyla genetik testler istenebilir. Hastada, ailesinde erken dönemde gelişen bir ateroskleroz hikayesi var ise ve aile üyelerinden birine homosistinüri tanısı konmuş ise, bu hastada aile üyesinde bulunan gen mutasyonunu saptamak amacıyla test yapılmalıdır.
        Homosistein düzeyleri sigara içen kişilerde ve karbamazepin, metotreksat, fenitoin gibi ilaçları kullananlarda yaşlandıkça artış gösterir. Homosistein düzeyleri kadınlarda erkeklerden daha düşüktür. Kadınlarda homosistein konsantrasyonu muhtemelen östrojen üretimindeki azalmaya bağlı olarak menapozdan sonra artar.

        HOMOSİSTEİN NEDİR?
        Homosistein kanda ölçülen bir aminoasit ( protein yapan aminoasitler). . Bunun yüksek olması kalp hastalığı ve beyin hastalıkları, sinir hastalıkları riskini artırır. Bunama, demans ve Parkinson hastalarında homosistein yüksekliği sorumlu tutulmaktadır. Ayrıca tekrarlayan düşüklerde homosistein yüksekliği sorumlu olabilir. İdeali 10 ve altında olmasıdır.
        Homosistein yüksekliği Şu durumlarda olabilir:
        1. Genetik enzim yetersizliği
        2. Folik asit, B6 ve B12 vitamini yetrsizliği
        3. Çok alkol içimi
        4. Sigara ve fazla kahve içmek
        5. Böbrek yetmezliği
        6. Tiroid yetmezliği (hipotiroidi)
        7. Şeker hastalığı
        8. Lupus hastalığı denen romatizmal hastalık
        9. kan yağları-kolesterol yüksekliği
        Kalp damar hastalıklarının % 10-15'i homosistein yüksekliği nedeniyle oluşabilmektedir.
        HOMOSİSTEİN DÜZEYİ KİMLERDE ÖLÇÜLMELİ
        Kan yağları yüksek, diyabet yani şeker hastalığı olan, tiroid yetmezliği olan, hipertansiyonu olan, ailesinde kalp hastalığı olanlar homosistein düzeyi ölçtürmelidir. Bu kişilerde ayrıca HASSAS CRP ölçümü de yapılmalıdır.
        HOMOSİSTEİN YÜKSEKLİĞİNDE TEDAVİ:
        1 mg folik asit
        400 mikrogram B12 vitamini,
        10 mg pridoksin (B6 vitamini) homosisteini azaltır ve anjioplasti denen balon ameliyatı sonrası oluşan kalp koroner damarının tekrar tıkanmasını azaltır.
        Bu vitaminlerin hepsinin birarada olduğu vitamin ilaçları da vardır. Bunun için bir Endokrin uzmanına başvurunuz.
        Ayrıca homosistein yüksekliğinde
        S-Adenozil Metionin (SAMe) kullanılabilir.
        HOMOSİSTEİN YÜKSEKLİĞİNDE BESLENME
        Glisemik indeks diyeti yapınız. Şekerli gıdalardan uzak durun. kan şekeri kontrol ettirin. Açlık kan şekeri 95 ve altında olmalıdır. kan kolesterol ve trigliserid ölçtürün. LDL kolesterol 130'un altında olmalıdır. Trigliserid 150 nin altında olmalıdır. TSH düzeyi yüksekse (>3) tiroid az çalışıyor demektir. Bir Endokrin Uzmanına tedavi olun.
        Zeytin ve zeytin yağı yiyin. Zeytin yağı ile beslenenlerde homosistein azalır.
        B12 ve folik asit alımı için kırmızı et haftada en az bir kez yağsız olarak yiyin. farklı sebze ve meyveler yiyin. sigara içmeyin.
        Haftada 2 kez balık yiyin veya omega-3 desteği alınız.
        Düşük Glisemik İndeksli Beslenmenin Faydaları
        Yüksek glisemik indeksli (GI) yiyecekler, düşük GI yiyeceklere göre tokluk kan şekerinde ve yemek sonrası 2 saatlik kan şekeri cevabında daha çok artışa neden olurlar. Dünya Sağlık Örgütü sağlıklı yaşam için nişasta içermeyen polisakkaritlerden oluşan, düşük GI’li karbonhidrat ağırlıklı diyetin (Enerjinin %55’inden fazlası karbonhidrattan) tüketilmesini desteklemektedir.
        Besinlerin kısa süreli doyurucu etkileri incelendiğinde düşük GI’li besinlerin yüksek olanlara göre daha doyurucu olduğu bulunmuştur. Yüksek GI ‘li öğünler, düşük GI’li öğünlerle karşılaştırıldığında yemek sonrası dönemde, kan şekerinde daha fazla yükselme ve düşmeye ve insülin düzeylerinde daha fazla artışa sebeb olurlar. Sonuç olarak ileri saatlerde yağ asitlerinde ve kan şekerinde daha fazla düşüşe ve acıkmaya neden olurlar. Düşük GI li gıdalarla ise insülin fazla yükselmediğinden kan şekeri fazla düşmez ve açlık olmaz.
        Düşük GI’li besinlerin tüketilmesinin obez çocuklarda vücut kitle indekslerinde (kilolarında) daha fazla azalmaya neden olduğu bildirilmiştir.
        Düşük GI’li diyetin obezite, kolon kanseri ve meme kanseri gelişiminde de koruyucu olduğu gösterilmiştir Düşük GI’li ve yüksek lifli besinler diyabetli bireylerde tokluk kan şekeri ve kilo kontrolünde düzelmeye yol açtığı için Kanada Diyabet Derneği, Avustralya Diyetisyen Cemiyeti, Avrupa Diyabet Çalışma Cemiyeti tarafından önerilmektedirler.
        Glisemik indeksi düşük gıdalarla beslenince insülin hormonunda azalma ve enerji artması oluştuğu gibi yağ depolanması azalır ve mevcut yağlar yakılmaya başlar. Sonuçta da kilo kaybı oluşur. Düşük GI’li beslenme kilo kaybını 2 mekanizmayla yapar:
        1. Doygunluğu artırarak
        2. Yağların yakılmasını artırarak
        Düşük GI’li gıdalar yüksek GI’li gıdalara göre daha uzun süre tok tutarlar ve bu nedenle sonraki öğünde daha az yemeyi sağlarlar. Bir yemekteki GI oranını % 50 artırdığınızda doygunluk hissinde % 50 azalma olmaktadır. Doygunluk hissindeki bu artış bağırsaktan salgılanan kolesistokinin hormonunun düşük GI li diyetle daha fazla artış göstermesine bağlıdır.
        Diğer diyetlere karşılık bu Gİ diyetinin faydalı olmasının nedeni insülin direncini kırmasıdır. 1200 kalorinin altında diyet yapmak insülin direncini arttırır ve kilo aldırır. Kilo vermek için acıkmanın ve tatlıya saldırmanın önlenmesi gerekir. Bunun yolu da düşük glisemik indeksli gıdalarla beslenmekten geçmektedir.
        Diyetteki yağı azaltmakla veya toplam kaloriyi çok azaltmakla veya karbonhidrat miktarını çok azaltmakla açlık hissi baskılanamaz ve tekrar kilo alırsınız. Düşük glisemik indeksli beslenmede aç kalma veya özel bir beslenme şekli, yani bir gıdaya dayalı beslenme, yoktur.
        1. Yemeklerden sonra oluşan uyku basması, öğleden sonraları oluşan enerji kaybı, halsizlik yok olur. Enerji kaybı veya halsizlik yemek sonrası oluşan insülin ve şekerdeki dalgalanmalardan kaynaklanmaktadır. Beyine yeterli glukoz geldiğinden konsantre olursunuz. ve yorgunluğunuz ortadan kalkar.
        2.Tip 2 diyabet, kalp hastalığı, tansiyon, depresyon ve bazı kanserler önlenir.
        3.İyi uyku uyursunuz.
        4. Acıkma nöbetleri azalır ve kalkar

        Yorum yap


        • #5

          Yorum yap


          • #6

            Yorum yap


            • #7
              Homosistein Nedir ve Neden Yükselir?

              Homosistein’in Koroner Kalp Hastalığına ve ateroskleroza yol açtığı düşüncesi 1969 yılında ilk kez doktor Kilmer Mc Cully tarafından dile getirilmiştir. Yüksek serum homosistein düzeylerinin sözkonusu hastalıklara neden olduğu tezini ileri süren doktor Mc Cully’nın düşünceleri o dönemde işini kaybetmesine yol açacak kadar tepki almıştır.

              Homosistein Nedir?
              Homosistein kükürt içeren nöro-vaskülo-toksik bir ara üründür. Özellikle et tüketimiyle birlikte kandaki seviyesi artar. Gerekli oranda B6 vitamini, folik asit ve B12 vitaminin mevcudiyetinde bu madde zararsız başka bir maddeye dönüştürülür. Homosisteini zararsız bir hale çeviremeyen kişilerde ise kan homosistein düzeyleri yüksek kalır. Bu seviyenin normalin üzerine çıkması, damar yapısını hasara uğratır ve tıkayıcı mekanizmaları aktive eder.

              1990’da doktor Mc Cully homosisteinin ateroskleroza sebep olduğu şeklindeki düşüncelerini ispatlamak için daha kapsamlı bir çalışma yapmış ve 194 otopsi incelemesinde hipertansiyon, yüksek kolesterol ve diabetes mellitus gibi ateroskleroza sebep olduğu bilinen risk faktörlerinin oranlarını araştırmıştır. Damar sertliğine bağlı ölen insanlar üzerinde yaptığı otopsiler sonucunda, çoğunun kanındaki kolesterol seviyesinin normalin altında olduğunu ve ölen insanlardaki damar sertliğinin yüksek tansiyon, diyabet ve sigara gibi bilinen faktörlerden kaynaklanmadığını görür. Bu çalışmanın önemli bir sonucu Koroner Kalp Hastalığının kolesterol, hipertansiyon ya da diyabet sözkonusu olmadan da oluşabileceği gerçeğidir. 194 vakalık otopsi incelemesinde dikkat çeken husus vakaların %74’ünde kolesterol seviyelerinin normal (200 mg/dl) değerin altında olmasıdır.

              Doktor Kilmer Mc Cully’nın çalışmaları ve diğer araştırmacıların elde ettiği bulgularla homosistein’in yüksek serum düzeylerinin ateroskleroz ve Koroner Kalp Hastalığı nedenlerinden birisi olduğu kesinlik kazanmıştır.

              Homosistein Neden İstenir?
              Homosistein seviyesinin artmasındaki en önemli sonuç, erken denebilecek yaşlarda gelişen ve hayati risk taşıyan damar tıkanıklarına neden olmasıdır. Homosistein fazlalaştığında, vücuda zarar veren yıkıcı serbest radikallerin üretimi artar ve pıhtılaşma sistemine yaptığı etkiden dolayı damar içinde pıhtı oluşmasına yol açar. Her iki faktör de damar sertliği oluşumunu hızlandırarak kalp krizi riskini artırır.

              Yükselmiş homosistein düzeyleri, LDL’nin damar çeperlerinde birikmesine neden olur. Daha sonra bağ dokusu ve kalsiyumun oturmasıyla damar sertliği plakları meydana gelir. Endotel ve düz kas hücre kültürlerinde gerçekleştirilen deneysel çalışmalarda homosisteinin hidrojen peroksit oluşumuna sebep olduğu ve Insulinlike growth factor, platelet-derived growth factor ve cyclin oluşumu üzerinden hücresel büyümeyi kontrol ettiği tespit edilmiştir.
              Beyin damarlarının tıkanması neticesinde ortaya çıkan felcin oluşumunda da yüksek homosistein rol oynar. Yine Alzheimer’lı hastalarda yapılan çalışmalarda da yüksek homosistein seviyeleri tespit edilmiştir.

              Alzheimer en sık demans sebebidir, bunu sırasıyla vasküler ve karışık tipte demans izler. Artan homosistein seviyeşeri; serebral mikroanjiyopati ve mikrovasküler beyin lezyonları ile bağlantılı bulunmuştur. Vasküler yapılarda yol açtığı bozukluk dışında homosistein yüksekliğinin nörotoksik etkileri de sözkonusudur. Bu nörotoksik etkiler hücre kültürü ve hayvan-temelli deneylerde gösterilmiştir.

              Gebelikte Homosistein Yüksekliği

              Hollandalı araştırmacıların bulgularına göre homosistein’ın anne karnındaki bebeğe zarar vermekte ve düşüklere zemin hazırlamaktadır. Hamilelik, anne vücudunda bebeğe kan taşımakla görevli yeni damarların oluştuğu bir durum ve damarlara zarar verebilen her tür madde, gelişmekte olan bebeği olumsuz etkileyebilir. Homosistein düzeyi yüksek olan anne adaylarında düşük yapma, erken doğum, bebeğin omurga kanalında açıklık oluşması sebebiyle sakatlık yaşaması, bebeğin rahimde yeteri kadar kilo alamaması gibi riskler artar.

              Araştırmalar

              2009’da Vogel ve arkadaşlarının yayınladığı bir değerlendirme yazısına göre 6 çalışmada yüksek serum homosistein düzeyinin demans ve bilişsel kapasitede azalma için bir risk faktörü olduğu gösterilmiştir. Fioravanti ve ekibi düşük folat düzeyi ve bilişsel bozulma gösteren hastalarda 60 günlük folat tedavisi sonrasında “Randt Bellek Testi“’nde plaseboya göre anlamlı iyileşme tespit etmişlerdir.

              3 yıl süren randomize kontrollü FACIT (Folic Acid and Carotid Intima-Media Thickness) çalışmasında yüksek homosistein ve normal serum B12 düzeyi bulunan 818 hastaya folat tedavisi verilmiştir. plasebo grubuna nazaran folat verilen grupta bellek, bilgi işlemleme hızı ve duyusal-motor hız anlamlı düzeyde iyileşme göstermiştir.

              2010’da bildirilen bir gözden geçirme çalışmasında; B12 eksikliği ve pernisyöz anemisi olan demanslı hastaların B12 tedavisine özellikle erken dönemde iyi yanıt verebildiklerini; B12 eksikliği olup, pernisyöz anemisi olmayan demans hastalarda da B12 tedavisine yanıt almanın daha az olası olmakla birlikte hafif-orta evrede mümkün olabileceği belirtilmiştir.

              Homosistein Neden Yükselir?

              Enzim defektleri gibi metabolizmadaki genetik bozukluklar, çeşitli kronik hastalıklar, vitamin ve beslenme eksiklikleri, bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar, yaş ve cinsiyet gibi faktörler homosistein’in normal plazma düzeyini etkiler.

              Kanser tedavisinde kullanılan Methoreksat, parkinson hastalarının kullandığı levodopa, organ nakli yapılanlarda bağışıklık sistemini baskılamak için kullanılan siklosporin ve bazı epilepsi ilaçları kan homosistein seviyesinin artmasına neden olur.

              Böbrek yetmezliği olan hastalarda böbreklerden yeterince süzülememesi sebebiyle kan homosistein düzeyleri yükselir. İltihabi bağırsak hastalığı, tiroid bezinin yeterince çalışmaması, lösemi gibi bazı kanserlerde, sedef hastalığı ve alkolizmde de kan homosistein düzeyi yükselir.
              Yaşın ilerlemesiyle kan homosistein seviyeleri artar. Kan homosistein konsantrasyonu erkeklerde kadınlara göre daha fazladır. Sigara kullanımı da kan homosistein düzeyini artırıcı etki gösterir.

              Homosistein Normal Değerleri

              Erkeklerde 8-12 µmol/L, kadınlarda 6-10 µmol/Ldir. Folat, B12 vitamini ve homosistein açısından hastanın metabolik durumunun en iyi şekilde saptanması için kan örneklerinin sabah açken alınması gerekir.

              Vasküler hastalık riskinin artan homosistein düzeyleriyle orantılı olduğu ve 14 µmol/L’ nin üzerindeki değerlerde riskin çok arttığı tespit edilmiştir. Homosistein konsantrasyonundaki her 5 umol/L’lik kademeli artış koroner kalp hastalığı riskini %240 oranında artırır. Sigara kullananlarda homosistein düzeyleri yüksek olduğundan arter tıkanması riski 4 katına çıkar ve hipertansiyon eşik eden vakalarda da 11 kata varan risk artışı görülür. Kadınlarda serum homosistein düzeyleri 19umol/L ve üzerinde olan kadınlarda kronik kalp hastalıkları riskinin serum homosistein düzeyi 9umol/L ve daha az olan kadınlara göre 12.8 kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir.

              Homosistein Nasıl Düşürülür?

              Taze sebze ve meyve tüketimi ve ve pişirme sırasında bozulan B6, Folat ve B12 gibi vitamin desteğinin alınması öneriliyor. Günlük doz olarak 10 mg B6, 0.1 mg B12 ve 1.0 mg folat takviyesinin homosistein düzeylerinde azalma sağladığı tespit edilmiştir.

              İsviçre Zürih Üniversitesi Sosyal ve Koruyucu Tıp Enstitüsü araştırmacıları, meyve ve sebzelerle alınan folatın, plazma homosistein seviyesinin düşmesinde ve homosisteinin koroner arterler üzerine olan zararının önlenmesinde rol oynadığını belirtmişlerdir. Wageningen Ziraat Fakültesi Gıda Bölümü’nden Brouwer, 4 hafta boyunca folat yönünden zengin yeşil yapraklı sebzeler ve turunçgiller ile desteklenen bir beslenme uygulanan kişilerin, plazma homosistein düzeylerinin belirgin bir şekilde düştüğünü bildirmiştir.

              ---------

              Yukarıda yeralan metin haber ve bilgi amaçlı hazırlanmış olup, hekimin uygulayacağı teşhis ve tedavisinin yerine geçmez. Herhangi bir tedavi sürecine başlamadan önce mutlaka sağlık uzmanının görüş ve onayı alınmalıdır.

              Yorum yap


              • #8

                Yorum yap

                Hazırlanıyor...
                X