Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Kalp krizi, Koroner Kalp Yetmezliği, aritmi, taşikardi, kalp damarı

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • #16
    edda Nickli öğeden Alıntı Mesajı göster
    sayın İ.Gökçek babam 3sene önce kalp krizi geçirdi..şuanda ilaçlarını düzenli kullanıyor..ben gökçek iksir kullnıyordum zaten..şimdi gökçek iksiri babamında kullanmasını istiyorum ama kullandığı ilaçlarla gökçek iksiri nasıl bir etkileşimi olur yada ne şekilde kullanmalı...
    Babanız Gökçek İksiri ile birlikte kalp çayıda kullansın,Alıç Forte, Kordisep Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Damar çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Barsak Mantar ve Bakterileri toksik maddeler üretir ve Karaciğer bu toksik maddeleri arıtmaz ise diğer organlara depolanır ve organlarda çeşitli rahatsızlıklar görülmeye başlar. Günümüzde Bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme mantarları çoğaltır ve vücudun asit-baz dengesini bozulur ve oluşan asitik ortamda mikroplar hızlı çoğalırlar. Artı her lokma en az 30 defa çiğnemeli, aksi halde çok yoğun cüruf oluşur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.

    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

    Yorum yap


    • #17
      Kalp Romatizması

      NEDEN OLUŞUR?

      Burada bahsedilen yaşlılıkta görülen romatizma değil daha çok genç yaşlarda karşılaşılan ve bir boğaz enfeksiyonu ile başlayan akut romatizmal ateş olarak isimlendirilen hastalıktır. Boğazda yerleşmiş olan mikroplar iyi tedavi edilemediğinde vücut bu mikroplar ile savaşırken kalbe ve böbreklere de zarar verebilmektedir. Özellikle de kalp kapakçıkları sıklıkla bu hastalıktan etkilenebilmektedir. Bu kapakçıklardan; en fazla mitral kapakçık etkilenir ve daralıp, sertleşir, büzülür. Daha çok kadınlarda görülen kalp romatizması sonucu ortaya çıkan hastalığa mitral darlığı veya mitral stenoz denir. Kalp kapakçıklarından en çok etkilenen ikinci kapak ise aort kapaktır. Bu kapakların birinde veya birden fazlasında darlık (stenoz) veya yetmezlik veya her ikisi bir arada bulunabilir.

      KALP ROMATİZMASININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

      Hastada nefes darlığı, kuru öksürük, sık sık soğuk alma, morarma, el ve ayaklarda üşüme ve yorgunluk görülür.

      KALP ROMATİZMASININ TEDAVİSİ NASILDIR?

      Tedavinin başarısını garantileyen ilk şart erken teşhistir. Kalp romatizmasının en önemli tedavisi istirahat ve vücudu yeni mikrobik enfeksiyonlardan korumaktır. Bu arada vücuttaki streptokokların neden olduğu enfeksiyonu iyileştirmek için antibiyotik tedavisi de uygulanmalıdır. Romatizma tiplerinin en korkulanı olan kalp romatizmasının tedavisi için yapılması gerekenler:

      Tedavide Aspirin ve kortizon dışı antiromatizmal ilaçların yanı sıra koruyucu olarak depo-penisilin enjeksiyon uygulamak gerekmektedir. Ancak ayda bir kez uygulanan penisilin tedavisine başlamadan önce, hastaya mutlaka test yapılmalıdır. Bunun dışında çok ender olarak kortizona da başvurulabilir.

      Eğer kalp romatizması akut bir şekilde seyrediyorsa, hekim kortizon tedavisine gerek görebilir. İlk yapılması gereken; dalında uzman bir hekime başvurmaktır. Kalp romatizması teşhisi konulan birçok hastanın tedaviden kaçması, sorunun daha da aşılmaz bir hale gelmesine neden olmaktadır. Bunun için erken teşhis konulan ve tedaviye başlanan kişilerin uzun yıllar yaşadığı göz önüne alınmalı, moral yüksek tutulmalıdır.

      Hastalığın akut dönemdeki tedavisi temel olarak ilaçlar ile yapılırken, uzun dönemde hastanın böyle bir rahatsızlık yaşamış olduğunun bilinmesi, özellikle bir kalp tutulumu tespit edilmiş ise ilerideki hayatında yakın takip altında olması önemlidir. Kapak tutulumu bilinen hastalara hastalığın şiddeti doğrultusunda ekokardiyografi yapılarak takip edilmelidirler. Birçok zaman sadece ilaç tedavisi yeterli olabilecekken, ilerleyen yaşlarda yaşlılıktaki doku bozulması da eklendiğinde kalbi zorlayacak seviyelere gelebilir ve kapaklara yönelik girişimsel (balon valvüloplasti) veya cerrahi (kapakların tamiri veya değiştirilmesi) tedavi yöntemleri gerekli hale gelebilir.

      Sonuçta önemli olan, romatizmal ateş hastalığı geçiren ve kalp tutulumu da olan hastaların her aşamada yakın takip altında tutulmaları gerekliliğidir.

      Yorum yap


      • #18
        Kalp Yetmezliği

        KALP YETMEZLİĞİ

        Vücudumuz için gerekli oksijeni ve besini taşıyan kan, kalp sayesinde vücuda dağılır ve dokulara ulaşır. Bunu da bir pompa vazifesi görerek yapar. Kalp yetmezliğinde ise kalp çalışmaya devam eder, ama yeterli miktarda kanı dokulara ulaştıramaz. Tedavi edilmesi gereken çok önemli bir hastalıktır. Kan akımının azalması sonucu kalbin kasılma yeteneği kaybolur. Kasılamayan kalp, kanı pompayalamaz. Kalbin, vücudun ihtiyacını karşılayacak düzeyde kanı pompalayamamasına kalp yetmezliği denir. Bu sorun başka ciddi hastalıklara yol açabilir. Dokulara yeterli kan ulaşmadığı için oksijen de ulaştırılamaz. Kan akımındaki yetersizlik sonucu kan damarlarda birikir. Kalp kası zayıflamaya başlar ve böbrek su ve tuz tutulumunu artırır. Kol, bacak ve akciğer gibi organlarda sıvı birikimi sonucu kalp yetmezliği ortaya çıkar.

        KALP YETMEZLİĞİNİN NEDENLERİ

        Kalp yetmezliği kalbi etkileyen çeşitli hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkar. Kalp kasında meydana gelen rahatsızlıklar, kalbin kanı pompalama güçlüğü, kalp damar hastalıkları, tansiyon yüksekliği (hipertansiyon), kalbin kapaklarında sorun olması, alkol kullanımı, kalp yetmezliğine neden olurlar.

        Damar sertleşmesi sonucu damarın esnekliği kaybolur. Sertleşmiş bir damara da kan pompalamak güçtür. Bu da kalbin yetersiz çalışması demektir. Damar sertliğinin bir başka etkisi de kalbe gelen kanın ve oksijenin azalmasına neden olmasıdır.

        Kalp kasında iltihap oluşması ve tiroid bezinde fazla miktarda hormon salgılanması(hipertiroidi) kalp yetmezliğine yol açabilir. Kalp kasında hasar çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar (kardiyomiyopati).

        Kalp krizinde kalp damarının tıkanıklığı söz konusudur. Sonuçta o damarın beslediği kas tabakası ölür. Kalp krizi sonucu hasta yaşayabilirse o yerde kasılmayan kas tabakası meydana gelir. Bu da kalp yetmezliğine yol açar.

        KALP YETMEZLİĞİ BELİRTİLERİ

        Hastalığın belirtilerini bilmek hastalığın ağırlaşmadan düzeltilmesi bakımından çok önemlidir. Bazı bulgular bize kalbin yetersiz kalmaya başladığını söyler. Bu bulgular:

        Göğüste ağrı,
        Kesik kesik nefes almak,
        Halsizlik, yorgunluk, çabuk yorulma,
        Basit hastalıklara (nezle, soğuk algınlığı gibi) direnç gösterememek,
        Ayak bileklerinin şişmesi,
        İştah azalması nedeni ile kilo kaybı,
        Sık sık idrara çıkmak,
        Kalbin ritminin bozulması ve hızlı kalp atışı,
        Akciğerlerde kan birikmesi
        Bu bulgular başta hiçbir belirti olmadan aniden şiddetli bir güç harcandıktan sonra ortaya çıkmaya başlar. Hasta (hasta olduğunun hala farkında değilken) yokuş ya da merdiven çıkarken zorlanır. Sağlıklı gibi görünse de sık sık dinlenmek zorunda hisseder. Çok yorulduğu bir günden sonra ayak bileklerinde şişlik(ödem) oluşur. Bu şişlik sabah saatlerinde iner, ve ilk başlarda hafif seyreder. Sonraları şiddetlenmeye başlar, ve hastanın el, ayak, ve yüzünde morarmalar meydana gelir. Çok basit hareketlerde bile nefes almada güçlük çeker. Kan dokulara yeterince ulaşmadığından morarma da gittikçe artar. Bununla beraber akciğerde kan birikimi oluşabilir. Kalp yetmezliği nefes darlığı ya da yatarken nefes almada güçlükle kendini belli eder. Gıcık tarzında öksürüğe yol açar. Ancak kalp yetmezliği muayene ve yapılan testler sonucu anlaşılabilir. Bazen kalp yetmezliği olduğu halde hiçbir belirti olmayabilir.

        KALP YETMEZLİĞİ TANISI NASIL KONUR?

        Öncelikle hastanın sigara, alkol, ilaç kullanıp kullanmadığı hakkında bilgi alınır ve daha sonra kalp yetmezliğini belirlemede bazı testler yapılır. Bu testler sonucunda kalbin bir kasılmada pompaladığı kan miktarı ve kalple akciğerin vücuda nasıl oksijen sağladığına bakılır. Ayrıca hastaların egzersiz sırasında sarfettiği oksijen miktarını öğrenmek için efor kapasitesine bakılır. Bu da kalp -akciger egzersiz testleri ile sağlanır.

        Kişinin günlük yaşam şartlarına göre kalp hastaları şu şekilde sınıflandırılır:

        Sınıf 1'deki kalp hastaları için hiç bir sınırlama yoktur. Fiziksel bir aktivite sonrasında herhangi bir kalp rahatsızlığı belirtisi (çarpıntı, nefes almada güçlük gibi) görülmez.
        Sınıf 2'dekiler için az miktarda kısıtlama vardır. Göğüste ağrı, çarpıntı, nefes darlığı görülebilir. Fakat hasta istirahat halinde hiç bir sorun yaşamaz,
        Sınıf 3 kalp hastalarında belirgin bir sınırlama vardır. Hafif bir fiziksel aktivite sırasında bile belirtiler ortaya çıkar,
        Sınıf 4 hareketi rahat bir şekilde yapamaz. Çok az bir fiziksel aktivite sırasında veya istirahat halinde de belirtiler görülür.

        Kalp Yetmezliği Tedavisi Nasıl Yapılır?

        Kalp hastalarında doğru beslenme çok önemlidir. Bunun için yemek miktarını azaltmak gerekir. Hastaya sulu besinler önerilir. Çünkü katı besinlerin sindirimi daha uzun sürer ve bu besinler kalbin yükünü artırır. Bu nedenle besinler iyi çiğnenmeli ve gerekenden fazla yemek yemekten kaçınılmalıdır. Yağ ve tuz alımını da önemli miktarda azaltmak gerekir. Tuz, vücutta su tutumunu arttırdığı için vücuttaki şişliğin azalmasını engeller. Eğer tuz az alınırsa idrarla su atımı artar ve böylece şişlik (ödem) azalır. Böylece kalbin yükü azalır.

        Tedavinin başarılı olması için hasta mutlaka sigarayı bırakmalıdır. Çünkü sigara kalp kasına oksijen gitmesini engeller ve kas dokusu beslenemez. Kalp yetmezliği olan hastalar dinlenmek zorundadır ve ağır güç gerektiren yorucu işlerden uzak durmaları gerekir. Ama nasıl ki hareketsiz yaşam süren bir insan güç ve kondisyon kaybı yaşıyorsa kalp kası da güç kaybeder. Bunu önlemek için doktor kontrolünde egzersiz programı uygulanmalıdır.

        Bir diğer tedavi de ilaçla yapılır. Genellikle digoxin, diüretikler ve ACE inhibitörleri kullanılır. Digoxin sayesinde kalbin kanı pompalama gücü arttırılır. Digoxin kalbin atım düzenine de katkı sağlar. Diüretikler su ve tuzun vücuttan idrar yoluyla atılmasını sağlar ve böylece şişlikler azalır. ACE inhibitörleri damarları gevşetir ve kan akımını sağlar. Böylece fazla kan etkili şekilde pompalanır.

        KALP YETMEZLİĞİ OLAN HASTALAR NELER YAPMALIDIR?

        Derhal sigara, alkol, madde kullanımını bırakın,
        İdeal kilonuzda olmaya çalışın fazla yemekten kaçının,
        Şekerinizi ve koleserolünüzü düzenli olarak ölçtürün ve kontrol altında tutmaya çalışın,
        Tuz alımını azaltın,
        Gerekirse çok yorulmayacak şekilde doktorunuz öneriyorsa spor yapın,
        İlaçlarınızı aksatmayın, düzenli olarak kontrole gidin,
        Ağrı kesicilerden uzak durun,
        Diyetinize dikkat edin,
        Kendinizi aşırı yormayın.
        Unutmayın ki yaptığınız ve yapacağınız herşey sizin ömrünüzü belirlemede önemlidir. Herşey sizi biraz daha fazla ve kaliteli yaşatabilmek için....

        Yorum yap


        • #19
          Mitral Kapak Darlığı

          Mitral kapağın yol açtığı lezyonlara bağlı kalp hastalığına mitral hastalığı denk. Mitral kapak, kanın sol kulakçık tan sol karıncığa akışını düzenleyen iki kanatlı bir kapaktır. Kapak açılınca kan sol kulakçıktan sol karıncığa akar; ka pandığı zaman kan akımı durur. Mitral kapağın darlık ve yetmezlik türünde iki farklı bozukluğu olabilir.
          Klinik uygulamada mitral bozuklu ğun saf yetmezlik ya da saf darlık bi çimlerine de rastlanır, ama olguların büyük çoğunluğunda iki bozukluk bir arada görülür. Genellikle bunların biri öbürüne ağır basar. Hastalarda iki bo zukluktan birinin zamanla etkisizleşe ceği düşünülerek bu olgular genelde mitral hastalığı olarak nitelenir.
          Mitral kapak darlığı en sık görülen edinilmiş kapak hastalığıdır. Romatiz-mal kalp hastalığı olanların yüzde 50′den fazlasında ortaya çıkar. Benzer biçimde herhangi bir kalp hastalığı olanlar arasın da da görülme oranı yüzde 10′dur. Ayn-ca mitral kapak hastalıklarının en sık rastlanan biçimidir. Saf ya da çok önem siz bir yetmezliğin eşlik ettiği darlık bü tün mitral kapak bozukluklarının yüzde 57'sini oluşturur. Buna karşılık ikili bo zuklukların (yetmezlik + darlık) toplam içindeki oranı yüzde 28, saf yetmezliğin-ki ise yüzde 15′tir. Saf darlık erkekler den çok kadınlarda görülür; beş mitral kapak darlığı hastasından dördü kadın dır. Yetmezlikte ise tam tersL-bir durum söz konusudur; saf mitral kapak yetmez liğinde beş hastadan üçü erkektir.
          NEDENLERİ
          Mitral kapak darlığının bir özelliği de genellikle tek nedene dayanmasıdır. Bu bozukluğun görüldüğü hastalarda roma-tizmal hastalık dışında bir neden bulun maz. Olguların önemli bir bölümünde hastanın geçmişinde romatizmal bir hastalığın bulunup bulunmadığını belir lemek olanaksızdır. Bunun nedeni ro matizmal kalp hastalığının görüldüğü dönemle mitral kapak darlığı belirtileri nin ortaya çıkması arasında sessiz bir dönemin bulunması ve bu sürenin ba zen 20 yıla kadar uzamasıdır.
          DOLAŞIMLA İLGİLİ SONUÇLARI
          Normal koşullarda diyastol (karıncıkla rın gevşemesi) sırasında sol kulakçıkla sol karıncık arasındaki mitral kapak tü müyle açık olur ve kan bu delikten geçe rek sol karıncığa dolar. Kanın geçişini sağlayan önce yerçekimi ve karıncıkla rın emme gücü, diyastolun sonunda ise kulakçıkların kasılmasıdır (kulakçık sis-tolü). Mitral kapak darlığı kanın sol ka rıncığa geçerken dirençle karşılaşmasına yol açar, çünkü geçeceği delik aşağıya doğru daralan bir koni biçimini almıştır; koninin aşağı ucunda dar bir halka kal mıştır. Kapak açıklığında önemli bir dar lık oluşması için yaklaşık 3/4 oranında bir daralma gerekir. Bu ölçüde daralma kanın kulakçıktan karıncığa geçişinde gerçek bir engel oluşturur ve çeşitli do laşım bozukluklanyla sonuçlanır.
          Daralmış mitral deliğinin yukarısın da yanı kanın kulakçıktan karıncığa ge çerken karşılaşacağı engelin öncesinde şu olaylar ortaya çıkar: • Sol kulakçıkta. Kalbin mitral kapak darlığından ilk etkilenen bölümü sol kulakçıktır. Önce sol kulakçık içindeki basınç artar. Bu durumda kan dolaşımı dengesini yeniden sağlamak amacıyla kulakçık duvarları işlevsel uyum sağla maya yönelik etkinlik göstermeye baş lar ve büyük bir enerjiyle kasılarak dar lığın yarattığı engeli yenmeye çalışu.
          Kulakçık duvarları aşın kasılmayla bü tün kanı sol karıncığa boşaltmayı başa-rabilirse, düzenlenmiş (kompanse) bir rahatsızlıktan söz edilir.
          Buna karşılık darlık artmışsa ve özellikle önceki romatizmal sürecin, ör neğin kulakçık kası iltihabının olumsuz etkisi de varsa sol kulakçık bu yüklen meyi uzun süre aynı düzeyde sürdüre*mez. İçindeki bütün kanı sol karıncığa boşaltamaz ve genişlemeye başlar. • Akciğer dolaşımında. Mitral kapak darlığına bağlı kan dolaşımı bozuklukları akciğerlerde erken dönemde ortaya çıkar. Sol kulakçıktaki basınç artışı ve kan faz lalığı, kulakçığa giden akciğer toplarda-marlanndaki kan akımının önünde bir en gel oluşturur. Bu durumda akciğer toplar damarlarında basınç artar ve bu damarlar da kapakçık bulunmadığın dan basmç artışı bütün akci ğer dolaşımını kulakçık boşluğundan akciğer atarda marına kadar küçük dolaşımda yüksek basmç gelişir ve sol kulakçık ile akci ğer atardamarı genişler. Bir süre sonra sağ karıncık da küçük dolaşımdaki yük sek kan basıncından etkilenir.
          Sağ karıncık bu durumda çok ağır bir yükle karşılaşır; akciğer atardamarı nın direncine karşı kanı bu damara pompalamak ve sol kulakçıktaki yük sek basıncı yenmek zorundadır. Özel likle sol kulakçıkta flbrilasyon gelişme si sağ karıncığın yükünü daha da artırır. Çünkü kulakçık kasılmalarının işlevsiz ve düzensiz seğirmelere dönüşmesi olan flbrilasyon durumunda sol kulak çık kasılma yeteneğini tümüyle yitirir ve kan akımını sürdüremez. Sol kulak çığın kanı daralmış mitral deliğinden pompalayamaz duruma gelmesi dolaşı mın daha gerisindeki sağ karıncığı
          da değişirken, mitral kapak darlığında bu miktar 40-30, hatta 20 cc'ye düşer. Aynca atardamar tansiyonunda (kan basmcı) bir düşme görülür. Böylece mitral kapak darlığı sonucunda artma eğilimi gösteren akciğer dolaşımı ba sıncıyla azalma eğilimi gösteren genel dolaşım basıncı arasında bir denge ku rulur. (Genel dolaşımdaki basıncın azalma eğilimi, bazı düzenleyici meka*nizmaların etkisi nedeniyle genellikle hafiftir.) Daralma sonucunda genel do laşıma birim zamanda gelen kan mikta rı azalır; kalp daha az kan pompaladı ğından dokulara da daha az kan gider.
          BELİRTİLERİ

          Hastalığın klinik belirtileri darlığın de recesine gerin kanla dolu kılcal damarları önemli Ölçüde genişler, şişer, kıvrılır ve akciğe rin hava keseciklerine (alveol) doğru çı kıntı yapar. Böylece hava keseciklerinin iç yüzeyleri daralır. Damarların duvarın dan bir miktar sıvı (serum) alveollerin içine sızar. Basınç artışı nedeniyle serum la birlikte çok sayıda alyuvar da damar dışma çıkar. Hava keseciği makrofajlan hava keseciklerinin boşluklarına dökül müş epitel hücrelerini ve alyuvarların parçalanmasıyla ortaya çıkan hemoglobi ni yutar. Bu makrofajlara “kalp yetmezli ği hücreleri” denir. Kan toplanması akci ğer toplardamarına dökülen bronşçuk kıl cal damarlarım ve toplardamarlarını da etkiler. Kanın akciğerlerde birikmesi so nucunda akciğer dokusunda esneklik kaybı ve sertleşme ortaya çıkar, hava ke seciklerinde hava hacmi azalır. • Sağ kalpte. Sol kulakçıktan geriye doğru yayılan basınç artışı sonucunda gücünü yitiren sağ karıncık içindeki kanın ancak bir bölümü nü sistol sırasında akciğer atardama rına pompalayabilir ve arta kalan kan nedeniyle zamanla genişler. Özellikle romatizmal kalp hastalığına ya da koro-ner damarların daralmasına bağlı bes lenme bozukluğunun da bulunduğu sağ karıncıkta genişleme daha belirgindir. • Genel Dolaşımda. Sağ karıncık ve sağ kulakçık çalışma gücünü yitirdiğin de genel dolaşımda (büyük dolaşım) kan birikir. Kanın en çok toplandığı or ganlar karaciğer ve böbreklerdir. Böy lece kan dolaşımının mitral kapak darlı ğının öncesinde kalan bölümünde son evreye gelinmiş, sağ karıncık yetmezli ği nedeniyle toplardamar sisteminde genel bir kan birikimi ortaya çıkmıştır. Daralmış mitral deliğinin aşağısın da, yani engelin sonrasında ise başka olaylar gelişir. Sol karıncığa gelen ka rım azalması sonucunda sistol sırasında sol kulakçıktan genel dolaşıma pompa lanan kan miktarı da azalır. Darlığın de recesi arttıkça pompalanan kan miktarı da göre değişir. Başlangıç evresinde ya da hafif darlıklarda hastanın fazla bir ya kınması yoktur. Bunu çok çeşitli olabi len ara evreler izler ve sonunda genel yakınmaların çok arttığı, hastaların yar dımsız iş göremedikleri son evreye va rılır. Her şeyden önce hastaların fiziksel etkinlikleri sınırlanmıştır. Bedensel iş yapabilme kapasitesindeki bu azalma bir yandan kas güçsüzlüğüne, bir yan dan da güç harcamayla birlikte kişiden kişiye değişebilen düzeyde nefes darlı ğına bağlıdır. Kas güçsüzlüğü genel do laşıma pompalanan kan miktarının azalmasından ileri gelir ve olguların ço ğunda öne çıkmaz. Hastanın fiziksel et kinliğinin kısıtlanması daha çok) nefes darlığına bağlıdır. Nefes darlığı kaslar da güç kaybından önce ortaya çıkar ve hastaya daha çok sıkıntı verir.
          Güç harcamayla ortaya çıkan nefes darlığının şiddetinden bağımsız olarak mitral kapak darlığı geceleri gelen ani nefes darlığı nöbetlerine ve akut. akci ğer ödemine yol açabilir. Mitral hastalı ğında rahatsız edici bronş spazmı nö betlerinin ani nefes darlığı nöbetleri “kalp astımı” olarak da nitelenir. Bronş spazmının bronşların savunma sistemlerini zayıf latmasından dolayı, mitral kapak darlığı olan hastalarda yineleyen bronşit sık görülür.
          Mitral darlığında “balgamla kan gel mesi (hemoptizi)” sık rastlanan bir be lirtidir. Balgam bazen bol miktarda, ama genellikle az miktarda kanla karı şıktır.
          Hemoptizi hastalığın ilk evrelerinde ortaya çıkar ve akciğer toplardamarın-daki basınç artışına bağlıdır. Akciğer dolaşımıyla aorttan beslenen bronşlar-daki kan dolaşımı arasında geçişler (anastomoz) olduğu için akciğer toplar damarlarında basınç artması bronş mu kozası altındaki damar ağında genişle melere yol açar. Fiziksel zorlamanın, damar içinde ani basınç yükselmesine yol açabilecek bir başka gelişmenin ya da bir bronşitin ardından bu genişlemiş damarlar yırtılabılir. Hastalığın geç ev relerinde ortaya çıkan akciğer enfark tüsleri de hemoptizi yapabilir. Ayrıca akut akciğer ödeminde görülen nefes darlığı nöbetleri sırasında balgamda çiz giler halinde kan görülebilir.
          Olguların küçük bir bölümünde göğ sün kalp bölgesinde ağrı nöbetleri orta ya çıkar. Ağrı bazen klasik argına pek-toris Özellikleri taşır. Bazen de göğüs kemiğinin orta bölgesinde sınırlı kalıp yayılmaması ve süresi açısından ondan ayrılır; çoğu olguda koroner kalp hasta lığı ağrısını andırır. Ağrılı nöbetler ak ciğer atardamarı başmandaki ani yük selmeler sonucunda sağ karıncığın yü künün artmasına bağlanır. Sağ karıncık ta aşırı büyüme nedeniyle göreli bir ok sijen eksikliğinin ortaya çıktığı, oysa kalbi besleyen koroner damarlardaki kan akımının bunu karşılayacak biçim de artmadığı dikkate alınacak olursa, küçük dolaşımdaki ani basmç yüksel melerinin tipik bir ağrı nöbeti yaratması kolayca anlaşılabilir. Ağrı nöbetini baş latan etkenler arasında fiziksel zorlan ma, heyecan, orgazm sayılabilir. Adet öncesi dönemde ve gebelikte nöbetin ortaya çıkması kolaylaşır.
          Ses tellerine giden rekürens sinir fel cine bağlı iki tonlu ses ve yutma güçlü ğü daha seyrek rastlanan belirtilerdir. Bu belirtiler çok büyüyen sol kulakçı ğın rekürens sinire ve yemek borusuna baskı yapması sonucunda ortaya çıkar. Göğüste çarpıntı duygusu çok Önemli bir belirtidir ve hemen her za man vardır. Ama bir zorlanma sonrası ortaya çıkan çarpıntıyı denetimsiz ku lakçık fibrilasyonundan ayırt etmek ge rekir. Kulakçık fibrilasyonu karıncık atım sayısının artması ve tam bir ritim bozulduğuyla birlikte görülür.
          Ağır olgularda “mitral yüzü” (facies mitralis) denen görünüm ortaya çıkabi lir. Mitral yüzünde dudaklar ve kulak kepçelerinde morarma, elmacık kemik lerinde ise kızarma vardır. Hekim kalbi dinlediğinde mitral hastalığına özgü üfurüm duyar; üfürüm özellikle kalp te pesinde belirgindir.
          İNCELEMELER
          Fonokardiyografi her şeyden önce kalp tepesinde^ duyulan üfürümün yerinin daha, iyi belirlenmesini sağlar. Ekokar-diyografi mitral kapak darlığı tanısının kesinleştirilmesi açısından temel bir önem taşır. Ayrıca elektrokardiyografi (EKG) kalp kaslarının işlevlerini ve hastalık derecelerini değerlendirmek, göğüs filmi de kalpteki biçim bozuk luklarını (aşırı büyüme ve genişleme) saptamak için kullanılan tam araçları dır.
          GİDİŞİ
          Mitral kapak darlığı aşamalı olarak ge lişir. Romatizmal hastalıktan sonra bir kapak hastalığının gelişmesi için en az iki yıl geçmesi gerekir. -Kapak bozuklu ğu bazen çok hafiftir ve yaşam boyunca ağırlaşmaz. Bu tür hastalarda herhangi bir yakınma olmaz. Hasta uzun yıllar yaşabilir ve başka bir nedenle ölür (ka pak bozukluğu otopside saptanabilir). Hafif olgularda önemli bir tehlike mit ral kapaktaki lezyonun kolaylaştırıcı et kisinden dolayı, bakteri kökenli yan akut kalp iç zarı iltihabı (subakut bakte-riyel endokardit) riskinin normalden fazla olmasıdır. Ama olguların çoğunda mitral kapak darlığı hafif değil, orta ya da ileri derecededir. Bu durumda hasta lığın gelişme evresine göre değişen be lirtiler ortaya çıkar. Hastalığın bütün gelişimi 10-20 yıl sürer. Ama daha uzun süren ya da çok kısa sürede (bir kaç ay, en çok bir-iki yıl içinde) ölümle sonuçlanan ağır olgular da vardır. • Sessiz evre. Tik romatizmal hastalık ile mitral darlığa ait kesin belirtilerin ortaya çıkması arasında yukarıda da sö zü edildiği gibi uzun ve klinik açıdan sessiz evre vardır. Çünkü kapak yavaş yavaş daralır ve darlığın kan akımında bir bozukluk yaratabilmesi için belli bir düzeye ulaşması gerekir.
          • Akciğer kılcal ve toplar damarların da yüksek basınca bağlı kan göllenmesi evresi. Fiziksel güç harcamaya bağlı ne fes darlığı ortaya çıkar; balgamda kan görülebilir. Solunum güçlüğü belirtileri gece gelen ani nefes darlığı nöbetlerin den akut akciğer Ödemine kadar varabi lir. Hasta yineleyıcı bronşite özellikle yatkındır. Akciğerlerde yapı bozukluğu ve kapak darlığının gittikçe ilerlemesi, güç harcamaya dayanıksızlığı artırır.
          • Sağ karıncığın aşın yüklenmesi evre si. Yüksek kan basıncının akciğer dola şımında atardamarları da etkilemesi sağ karıncığın dolaşımdaki yükünü artırır. Sağ karıncığın bu ayın yüklenmeye uyum sağlaması, her şeyden önce, ro-matizmal etkenin sağ karıncık kasmda yol açtığı yıkımın derecesine bağlıdır. Yıkımın derecesi bu evrenin uzunluğu nu belirler. Bu evrede fiziksel güç har*camaya dayanıksızlığın yanı sıra, göğse yansıyan kalp ağrıları da görülür. Akci ğerde hava kesecikleriyle kılcal damar lar arasındaki zarın zamanla kalınlaş ması ve lenf akışının, düzelmesiyle akci ğer ödemi nöbetleri hafifler.
          • Sağ karıncık yetmezliği evresi. Akci ğerlerde kan göllenmesinin azalmasına bağlı olarak ani nefes darlığı nöbetleri ve göğüsteki kalp ağnsı kaybolur. Yetmez lik nöbetleri gittikçe sıklaşır ve zor kont rol edilebilir hale gelir. Böylece geriye dönüşü olmayan bir yetmezlik gelişir.
          Çeşitli hızlandırıcı etkenlerin araya girmesiyle hastalığın gelişimi olgudan olguya değişiklik gösterebilir. Her türlü hastalık, bu arada enfeksiyon hastalık ları, travmalar, metabolik bozukluklar hızlandırıcı etken olabilir. Bununla bir likte mitral kapak darlığının gidişini ağırlaştıran başlıca iki etken, yeni bir romatizmal kalp hastalığı nöbeti ve ge beliktir.
          Romatizmal kalp hastalığının her yineleyişinde hem mitral kapaktaki dar lık artar, hem de kalp kası işlevi daha çok bozulur.
          KOMPLİKASYONLAR
          Mitral kapak darlığı ilerledikçe pek çok komplikasyona yol açabilir. Bunların bir bölümü ağır, hatta Ölümcül kompli-kasyonlardır. Başlıcalan şunlardır: • Embolî. Mitral darlığı embolilerin en sık ortaya çıktığı kapak hastalığıdır. Embolİ, kan pıhtısının yerinden kopa rak dolaşımla sürüklenmesi ve tıkanma lara yol açmasıdır. Bu emboliler iki grup altında toplanabilir:
          a) Kulakçık içindeki bir pıhtıdan kaynaklanan emboliler. Sol kulakçık boşluğu içindeki pıhtı kütlelerinden ko pan parçacıklar sol karıncığa, oradan da büyük dolaşıma geçer. Bunlar kan dola-şımıyla uzak organlara sürüklenir.
          b) Toplar damarlardaki pıhtılardan kaynaklanan emboliler. Genel dolaşım toplardamarlarında, özellikle bacak ve leğen bölgesi toplardamarlarında olu şan pıhtı kütlelerinden kopan parçalar kanla taşınarak tıkanmalara yol açar. Kalp hastalarında özellikle kan dolaşıminin yavaşlaması sonucunda toplarda mar endotelinde lezyonlar ve kanın bi leşiminde bozukluklar ortaya çıkar. Bunlar ve kalp hastalarının fazla hare ket edememeleri pıhtı oluşumunu ko laylaştırır. Pıhtı tıkaçları akciğere gide rek her zaman değilse bile çoğu kez ka namalı bir akciğer enfarktüsüne yol açar. Günümüzde akciğer embolisinîn, bazen enfarktüsle birlikte olmak üzere, çok sık ortaya çıkan bir komplikasyon olduğu ve emboli tanısının birçok olgu da gözden kaçtığı düşünülmektedir.
          Kalp hastalarında akciğer embolisi tanısı koymak güçtür, çünkü emboli bu hastalarda daha önceki yakınmaların ağırlaşmasına yol açmaz. Ama kalp hastasında nefes darlığının aniden art ması, kalp ritminin aniden hızlanması ve ateşin yükselmesi akciğer enfarktü sünden kuşkulanma nedeni olmalıdır. Bu belirtilerle birlikte balgamda kan ya da göğüs-karm ağnsı da varsa kuşku doğrulanır.
          • Anjina pektoris. Mitral kapak darlı-ğıyla birlikte oldukça sık görülen bir komplikasyon da anjina pektoristir. Gö ğüste şiddetli ağrı ve sıkıntıya yol açar. Olguların çoğunda mitral kapak darlı ğından başka koroner damarlarda da daralma ve bu daralmadan dolayı koro ner damar yetmezliği geliştiği düşünül mektedir. Bu da ağrı nöbetlerinin fizik sel zorlanmaların ardından ortaya çık masını (efor anjinası) açıklar. Koroner damar hastalığı lezyonları bir Ölçüde mitral kapak hastalığının koroner da*mar dolaşımı üzerindeki uzun süreli olumsuz etkisi sonucunda da ortaya çı kabilir; buna bağlı olarak özellikle bü yük çaplı koroner damarların esnek kasdokusunda bozukluklar görülebilir. Lezyonlar bir ölçüde de romatizmal hastalığın etkilerine bağlı olabilir.
          • Kulakçık fıbrilasyonu. Kulakçık fibrilasyonunun mitral kapak hastalığı nın en sık rastlanan komplikasyonların-dan biri olduğu uzun zamandır1 bilin mektedir. Hatta eski hekimler bu hasta lığa özgü düzensiz nabza “mitral nabzı” adını vermişlerdir. Mitral kapak hastalı ğı kalp kapakçığı hastalıkları arasında fibrilasyona (benzer biçimde emboliye ve hemoptiziye de) en sık yol açan has*talık olarak kabul edilir. Kulakçık fibri-lasyonu kulakçık kasnıdaki yapısal yı kıma bağlıdır. Bu yıkım, mitral kapak darlığında öbür kapak hastalıklarından çok daha ağırdır. Fibrilasyon genellikle hastalığın ilerlemiş evrelerinde, sol kulakçığın Önemli ölçüde büyümesiyle ortaya çı kar. Hastalığı ağırlaştırır ve genel bir yetmezliğin ilk belirtisi kabul edilir.
          BEKLENEN GİDİŞİ (PROGNOZ)
          Mitral kapak darlığı değişik hastalarda değişik biçimlerde sonuçlanır. Hastalı ğın beklenen gidişi açısından olgular iki gruba ayrılabilir.
          • Hafif olgular. Hafif geçirilmiş roma tizmal ateşe bağlıdır. Hastalık bir daha hiç tekrarlamamış ve kapaklarda çok az lezyon bırakmıştır. Hastanın etkin yaşa mı boyunca hiçbir kalp rahatsızlığı ya da yakınması olmaz ve hastalığı ilerle mez. Çoğu kez başka hastalıklardan ölen hastalarda bu tür bir kapak darlığı olduğu otopside ortaya çıkar.
          • Orta derecede ya da ağır olgular. Romatizmal hastalığın ve ona bağlı ola rak kapaktaki yapısal bozuklukların git tikçe ilerlediği olgulardır. Romatizmal hastalık yalnızca mitral kapağı değil, kalp kasım da etkiler. Romatizmal has talığı ortaya çıkaran enfeksiyon odağı kontrol altına alınamadığından bu has talığın akut alevlenme dönemleri dışın da bile iltihabı etkinlik devam eder. Bu gruba giren olguların bir bölümünde hasta kalp hastalığı belirtileriyle birkaç yıl yaşayabilir ve sonunda ölür. Bir bö lümü ise hızlı ilerler, şiddetlidir, kısa sürede tam bir kalp yetmezliği ve ölüm le sonuçlanır.
          Hastalığın başlangıcında nasıl so nuçlanacağım tahmin etmek zordur. Bu yüzden sürekli dikkatli olmak ve hasta yı denetim altında tutmak gerekir. Çok hafif olguların bile ilerleyip ilerlemeye ceği başından biünemeyebilir.
          Mitral kapak darlığının gidişini ya vaşlatan ve hafifleten bazı etkenler var dır. Fiziksel ya da ruhsal zorlanmaların olmadığı sakın bir yaşam sürmek, so ğuktan ve kalbe zarar verebilecek her türlü etkenden kaçınmak hastalığın gi dişini olumlu yönde etkiler. Çok genç yaşta ve erkek olmak da olumlu etken lerdir. Kadınlarda âdet çevrimi, gebelik, doğum, Iohusalık gibi etkenler hastalı ğın alevlenmesine yol açar. Âdet kana ması Öncesi ve âdet arası sendromunda akciğer Ödemi ya da ödem öncesi kriz lerine sık rastlanır. Bu durum kanda fo-likülin hormonunun aşırı yükselmesin den, buna bağlı olarak vücutta su ve tuz tutulmasından ve plazma hacminin çok artmasından ileri gelir. Bunlar mitral kapak darlığı olan kadınların yalmzca bir bölümünde görülür. Âdet öncesi be lirtiler ne kadar şiddetliyse, gebelikte ortaya çıkabilecek sorunlar da o ölçüde ağırdır.
          Mitral kapak darlığı olan hastalarda sık sık tiroit bezinin aşırı çalışmasına da (hipertiroidizm) rastlanmaktadır. Eğer tiroit bezinin aşırı çalışması uygun ilaçlarla zamanında engellenmezse tiro it hormonları da kalp kasında yıkıma yol açabilir.
          Mitral kapak darhğınm gidişini de ğerlendirirken önceden tahmin edile meyen ve bazen çok ağır olabilen komplikasyonlan da dikkate almak ge rekir. Emboliler, akciğer enfarktüsü, öksürük ve balgamla birlikte ağır ka namalar, akut akciğer ödemi, anjina pektoris ve kulakçık fibrilasyonu has*talığın tehlikeli komplikasyonlarıdır. Ayrıca yıkıma uğramış kalp kapakçı ğında subakut ya da yavaş ilerleyen bakteri kökenli kalp iç zan iltihabı ris ki yüksektir. Karaciğerde kan bırikmesi durumunda kalp kökenli bir siroz da
          gelişebilir.

          TEDAVİ
          Mitral kapak darlığı olan hastaların te davisinde izlenecek yol her şeyden ön ce hastalığın çok hafif ve durağan mı, yoksa orta derecede ya da ağır ve ilerle yici mi olduğuna bağlıdır; ayrıca komp-likasyonlar da göz önüne alınmalıda”. Tıbbi tedaviye duruma göre cerrahi gi rişim de eklenebilir. • Tıbbi tedavi. Çok hafif ya da hafif, durağan ve kapak bozukluğunun ilerle meyerek yıllarca bir yakınmaya yol aç madığı olgularda tedavi basittir. Hasta ların sakin bir yaşam sürmesi, aşın güç harcamaktan, ruhsal gerginliklerden, ağır işten, heyecandan, aşırı sıcak ve soğuktan kaçınması, dengeli beslenme si, toksik maddeler (alkol, tütün) kul lanmaması önerilir.
          Romatizmal enfeksiyonun etkin ol madığı bu hastalarda elektrokardiyogra fi, radyoloji ve sintigrafi yöntemleriyle kalp kası etkinliğinin sık sık kontrol edilmesi gerekir. Kapak hastalığının oluşturduğu kan akımı bozukluklarına ya da yukarıda sözü edilen etkenlerden birine bağlı olarak kalp kasında hasara ilişkin ilk belirtiler görülür görülmez, hastaya daha önce almış olduğu sağlık ve beslenme önlemlerini daha titiz bir biçimde uygulaması öğütlenir; bu arada kalbin çalışma koşullarını düzeltecek tedavi başlatılır. Hastaya kardİyotonik ve koroner damarları genişletici ilaçlar verilerek dolaşımın düzeltilmesine ve kalbin daha iyi beslenmesine çalışılır. • Cerrahi girişim. Mitral kapak darlı ğının cerrahi girişimle giderilmesi kapa ğın birleşme yerlerinden kesilmesine (komissürotomi) ya da çıkarılarak yeri ne yapay kapak (protez) konmasına da yanır. Eskiden heT mitral kapak darlığı olgusunda uygulanan komissürotomi, günümüzde yalnızca mitral deliği ve ka pağının ağır biçim bozukluğuna uğra madığı olgularda yapılmaktadır. Bu tip bir cerrahi girişim için en uygun anato mik koşul, kapak kanatlarının birleşme yerlerinin basitçe kaynamış olduğu du rumlardır. Buna karşılık ağır mitral dar-lığı-yetmezliğinin yanı sıra, ağır biçim bozuklukları ya da yaygın kireçlenme nedeniyle komissürotomi ameliyatında başarısızlık olasılığı bulunan olgularda protez kapak takılması gerekir. ;j*' Cerrahi girişimin amacı darlığa yol açan mekanik etkenleri ortadan kaldır mak olduğuna göre yapılabilmesi için de darlığın belirli bir düzeye erişmesi gerekir. Daralmış delik yüzeyinin belir gin küçüklüğü (1-1,5 cm2) ya da akci ğer dolaşımında kan basıncının yüksek liği (60-70 mmHg'den 100-120 mmHg' ye) durumunda cerrahi girişim karan verilebilir.
          Komissürotomi için en uygun dö nem mitral kapak darlığının akciğerdeki belirtilerinin ortaya çıktığı evresi ya da ödemin görüldüğü evredir. En iyi ame liyat sonuçlan bu evrede elde edilir.
          Zamanından önce cerrahi girişim doğru değildir, çünkü erken evrelerde hasta bu duruma dayanabilir; mitral ka pak kan akımında ve buna bağlı olarak başka organlarda bozukluklara yol aça*cak ölçüde daralmamıştır. Aynca hasta nın bu koşullara uzunca bir süre, belki de yıllar boyunca dayanabilme olasılığı vardır. Bütün bu nedenlerle erken cerra hi girişim yapılmamalıdır.
          Öte yandan cerrahi girişimde geç kalınması da sakıncalıdır, çünkü hasta lık çok ilerleyince kan akımındaki, kalp ve dolaşımdaki bozukluklar düzeltilemez duruma gelir. Bu aşamada yalnızca mekanik etkenleri ortadan kaldıracak bir girişim hastaya çok sınırlı yarar sağ layabilir.
          Akciğerde kan göllenmesi belirtileri şidetliyse, özellikle de akciğer anaatar-daman ve dallan çok genişlemişse, bu bozukluklar düzeltilemeyeceğinden hasta cerrahi girişimden fazla yarar gör mez. Aynca akciğer ödemi gelişme teh likesi de yüksek olduğundan cerrahi gi rişimden kaçınmak gerekir.
          Romatizmal sürecin etkinleşme ola sılığının ve bakteri kökenli kalp iç zan iltihabının bulunması durumunda cerrahi girişim kesinlikle yapılmamalıdır. Kan akımını büyük ölçüde etkileyen aort kapağı bozukluğunun mitral kapak darlığına eşlik etmesi, hastanın yaşlı olması, akciğer dokusu ve dolaşımıyla ilgili önemli İşlev kaybı bulunması ve ağır karaciğer hastalığının gelişmesi durumunda ise cerrahi girişim kararı görece zor verilir.
          Akciğer ödemi ya da genel dola şımda embolilerin ortaya çıkması cer rahi girişimi gerektirebilir. Ameliyat tan sonra görülen başlıca komplikas-yonlar komissürotomi sonrası sendro-mu ve yemden darlık gelişmesidir.

          Yorum yap


          • #20
            Kalp Ritmi Bozuklukları

            Kalp ritmi bozuklukları ya da tıpta yaygın kullanılan adıyla kalp aritmileri denince, kalp kasının kasılma düzeninde ortaya çıkan her çeşit sapma anlaşılır. Kalp ritmi bozukluklarının nedenlerini, Özelliklerini ve bunlara karşı uygulana cak tedavi yöntemlerini iyi değerlendir mek için kalbin yapısını ve işleyişini bilmek gerekir. Kalp kasım oluşturan son derece özelleşmiş lifler ritmik, yani düzenli aralıklarla kasılabilme yeteneği ne sahiptir. Kalbin sağ kulakçığındaki üst anatoplardamar girişinin kalbe açıl dığı bölgede yer alan sinüs-kulakçık dü ğümü bütün kalp kasına yayılan uyanla rın merkezidir. Başka bir deyişle, sİnüs-kulakçık düğümü kalp atımlarının tem posunu belirler. Kalp kasını oluşturan bütün kas liflerinin özelleşmiş yapılan ve aralarındaki bağlantılar sayesinde si nüs-kulakçık düğümünden düzenli ara lıklarla çıkan uyanlar sinir liflerine ge rek kalmadan kolayca yayılır.
            Kalp atım çevrimi, yani kalbin kası lıp gevşemesi aşağıda belirtilen süreci izler: Sinüs-kulakçık düğümünden kay naklanan uyan, yayıldığı her iki kulak çık kasının hemen kasılmasını sağlaya rak kulakçıklar ile kanncıklan ayıran lifli bölmeye ulaşır. Bu bölmede ikinci bir uyan merkezi olan kulakçık-karmcık düğümü bulunmaktadır. Bu düğümden kaynaklanan özel kas lifle rinden oluşmuş bir demet, karıncıkları ayıran bölmeyi izleyerek uyanyı kalbin tepesine, yani karıncık liflerinin kasıl*maya başlayacaklan bölgeye iletir. Ku-lakçık-kanncık düğümü normal olarak sinüs-kulakçık düğümünün denetimi al tındadır ve kulakçıklann her kasılması nı karıncıkların kasılması izler. Ama bazı bozukluklara bağlı olarak bu dene tim azalır ve kulakçık-karmcık düğümü kendi başına karıncıkların kasılma tem posunu belirlemeye başlar. Kalp kann-cıklannın kasılması (sistol) ve bu saye de kanın aort yoluyla büyük, akciğer atardamarı yoluyla küçük dolaşıma pompalanması 0,3 saniye sürer. Kann-cıklann gevşemesi (diyastol) ve bu sa yede dolaşımdan gelen kanm kanncık-lara dolması için geçen süre ise 0,5 sa niyedir. Böylece kalp atım çevrimi da kikada yaklaşık olarak 70 kez yinelenir. Kalp ritmi bozukluklan genellikle uyarının kaynaklandığı bölgeye (örne ğin kanncıküstü, karıncık vb) ya da be lirtilerin biçimine (örneğin erken atım, taşikardi, fibrilasyon vb) göre yapılır.
            Fizyolojik bakış açısından ise kalp rit mi bozukluklan kalp kasılmasını başla tan uyanların oluşması, yayılması ya da oluşma ve yayılma aşamalan sırasında ortaya çıkan bozukluklar temelinde gruplanabilir. Bunlardan bazılan, örne ğin son grup içine giren birinci derece de kulakçık-karıncık kalp bloku gerçek anlamda bir ritim bozukluğuna yol aç maz.
            TAŞÃŽKARDİ
            Taşikardi kalp ritminin dinlenme sıra sında normal olarak ulaşacağı üst sınırı aşan bir hız kazanmasıdır. Sinüs taşikardisi – Sinüs taşikardisi normal bir fizyolojik durumdur. Gün boyunca farkına bile varılmadan ortaya çıkabilir. Vücudun değişen koşulların yarattığı gereksinimlere, uyum gösterme yeteneği vardır. Taşikardi bu amaçla sık sık devreye girer. Örneğin, önemli ölçü de kas gücü gerektiren işler sırasında nabız atışının hızlandığını hemen her kes bilir. Kasları çalıştıran bir iş yapar ken enerji gereksinimi artar. Bu da an cak kaslara yeterli miktarda oksijen git mesiyle karşılanabilir. Daha çok oksi jen, daha çok kanı, daha çok kan da kan akımının hızlanmasını gerektirdiğine göre, dolaşımı sağlayan motorun, yani kalbin atımlarını sıklaştırarak çalışması nı hızlandırması gerekir. Aynı durum bir sure uzandıktan sonra ayağa kalkın ca da ortaya çıkar.
            Heyecan anında kalp atımlarının hız lanması ruhsal yapıdaki değişikliği çok doğru ve açık biçimde ortaya koyduğu için “kalp çarpması”, bütün “aşk” ro manlarında en sık kullanılan olgulardan biridir. Kalp atımlarında bu tür hızlan ma doğrudan sempatik sinir sisteminden kaynaklanır. Duyulan heyecanın beyin de yarattığı özel durum sempatik sinirle ri uyanr. Bu sinirler de kalp atımlarını hızlandırır. Kalp atımlarının hızlanması, hareket artışı durumunda vücudun ge reksineceği oksijeni de sağlar. Ama ister güç harcama, isterse heyecan duyma ol sun gelişen bu durumlar karşısında in*sanların verdiği tepki hep aym değildir. Özellikle fiziksel güç harcamaya alışkın bir kişinin kalp atımlanndaki artış, böy le bir enerji harcamaya alışık olmayan kişilerdekinden çok daha azdır.
            Kalp ritmi kahve ve alkol tüketimi ne ya da aşın sigara içmeye bağlı ola rak da hızlanabilir. Daha önceki durum larda kalp atım düzeninin hızlanmasın dan şikâyet edenler bu uyarıcı maddele re karşı da aşırı duyarlılık gösterirler.
            Taşikardi bazen gerçek bir hastalık belirtisi olarak da ortaya çıkar. Vücut sıcaklığı 37°C'yi aştığı durumlarda, her bir derecelik yükselme sonucu kalp rit minde ortalama 10 atımlık artış olur. Özellikle büyük kanamalardan sonra gelişen şoklarda taşikardi en tipik belir tilerdendir. Aynı belirti tiroit bezinin aşın çalışmasında da (hipertiroidizm) görülür. Ama ritim artışları aşamalı olarak ortaya çıkar. Önce dakikada 60-90 atım arasında değişen ritim, giderek da kikada 180 atıma kadar yükselir. Bu ar tış genellikle bir rahatsızlık yaratmama sına karşılık, bazen çarpıntı ve “yüreğin ağza gelmesi” biçiminde açıklanan du rumlara yol açabilir.
            Özetlemek gerekirse, sinüs taşikar disi enerji açığı bulunan organizmaya önemli bir destek, anlaşılması kolay bir belirti, bazen de kahve ve tütün gibi bir alışkanlığın yol açtığı uyarıya verilen aşın bir tepkidir. Uyancı maddelerin alımını azaltmak, ruhsal ve fiziksel zor lanmalardan uzak bir yaşam sürmek du yulan rahatsızlıklan kesin biçimde gi derir. Birçok insanın sandığının tersine “çok çalışan” kalp daha çok yıpranmaz. Ama taşikardi başka belirtilerle birlikte ortaya çıktığı zaman üzerinde önemle durulmalıdır. Örneğin, bir sindirim sis temi kanamasının ilk fark edilen bulgu su shıüs taşikardisi olabilir.
            Sinüs taşikardisinin en belirgin özelliği aşamalı olarak ortaya çıkması ve kaybolmasıdır. Öte yandan, geçici taşikardi ve kulakçık flateri birden orta ya çıkar ve kaybolur. Aynca bunlar fi ziksel zorlanmaya ve solunuma bağlı olarak ya da kendiliğinden değişiklik göstermez.
            Sinüs taşikardisinde gözyuvarlanna baskı yapılarak vagus siniri uyanldığı sürece kalp atım hızını yavaşlatmak mümkündür. Geçici taşikardide ise va gus etkisi hiçbir işe yaramayabileceği gibi, bazı durumlarda belirtileri bütü nüyle ortadan kaldırabilir. Geçici (paroksismal) taşikardi – Bir den ve nöbetler halinde gelen geçici ta şikardi anormal bir durumdur. Bazen kalbe ilişkin bir lezyondan kaynaklana bilir. Ama çoğu kez bütünüyle sağlıklı kişilerde de görülür. Belirli bir neden yokken kalp ritmi birden dakikada 160-180, bazen 200 atıma çıkar. Bundan sonra dinlenme ya da daha çok hareket lenme kalp ritmini değiştirmez ve daki kalar ya da saatlerce süren taşikardi başladığı gibi birden son bulur.
            Ritim hızlanmasının birden başlama sı, dinlenirken bile ortaya çıkabilmesi, fiziksel ya da ruhsal nedenlere bağlı ol ması, nöbetler sırasında kalp atım hızı nın hiç değişmemesi geçici taşikardiyi sinüs taşikardisinden ayıran başlıca özel liklerdir. Geçici taşikardi hiçbir yakın maya yol açmayabilir. Ama bazen belir gin biçimde rahatsızlık yaratır. Nöbet, tanımlanması oldukça güç olan “kalpte sıkışma” duygusuyla başlayabilir. Daha sonra kalp ritminin hızlandığı fark edilir. Atımlar çok sıksa ya da bu durum zaten sağlıksız bir kalpte ortaya çıkmışsa, di yastolun (dolum) çok kısa sürmesinden ötürü kalp az miktarda kanla dolar ve bunun sonucu olarak her sistolde büyük dolaşıma pompalanan kan miktarı azalır. Kalp ritminin hızlanması bile yeterli kan miktarım karşılayamaz. Dokulara gelen oksijenlenmiş kan azdır. Kalbin oksijen azlığına verdiği tepki ağrı ya da sol gö ğüs yansında algılanan bir sıkışma biçi minde ortaya çıkar. Baş dönmesi, ser semleme ve bulanık görme beynin; so ğuk ter atma, bulantı ve soluma güçlüğü vücudun öbür bölümlerinin tepkisinden kaynaklanır. Nöbetler sırasında idrar yapma miktarı azalır, nöbet sonunda ya pılan idrar ise bol ve berraktır.
            Geçici taşikardinin nedenine ilişkin açıklamalar henüz kuramsal düzeyde dir. Bu kuramlardan birine göre, kulak çıkta sinüs-kulakçık düğümünden daha hızlı ve birden elektrik uyarısı yayabi-len bir bölge vardır. Bu bölge sinüs-kulakçık düğümünün belirleyici etkisini ortadan kaldırıp onun yerine geçer.
            Kalp kasını oluşturan her lif kendili ğinden ve düzenli olarak belirli bir elektriksel düzeyde hem kendisini, hem de bütün kalp kasını uyarabilme özelliğine sahiptir. Bu sayede elektrik uyansı bü tün kalp kası lifleri boyunca yayılır. Si nüs-kulakçık düğümünün duyarlılığı öbür bölgelere göre daha baskın olduğu için, elektrik uyansına daha Önce tepki verir ve elde ettiği önceliğin sağladığı düzen sayesinde kalp ritmini belirler. Ama herhangi bir nedenle kalp kasının bir bölgesinden daha hızlı ritimde uyan lar çıkacak olursa, kalp bu yeni merke zin yönetimi altında daha hızlı çalışacak tır. Bu bölgenin elektrokardiyogramda yarattığı değişikliklerle saptanabilecek taşikardiler kanncıküstü taşikardisi ve karıncık taşikardisi olmak üzere iki grupta incelenir. Kanncıküstü taşikardisi gençlerde, karıncık taşikardisi yaşlılarda daha sık görülür. Buraya kadar açıklan dığı gibi, kalp ritmini belirleyen yeni bir merkezin ortaya çıkması, taşikardi me kanizmasını açıklayan kuramlar arasın da en yaygm kabul görenlerden biridir.
            Taşikardide kalp ritmini belirleyen yeni bir merkezia niçin ve nasıl meyda na geldiğine ilişkin olarak da farklı gö rüşler vardır. Bazılarına göre bu merkez damar sertliği ya da romatizmaya bağlı olarak ortaya çıkar. Bazılarına göre ise kalp kasındaki bir lezyondan kaynakla nan Örselenmiş bir bölge söz konusu dur. Ama özellikle gençlerde son dere ce ayrıntılı yapılan incelemelerde bile kalbin bütünüyle normal, organizmanın da son derece sağlıklı olduğu görülebi lir. Bu durumdaki kişilerde nöbet sıra sında bile çok az belirti ortaya çıkar.Olguların yüzde 60-70′inde, başla yan nöbeti durdurabilecek bazı Önlem ler alınabilir. Bu önlemler hekimin ol guya göre belirlediği öneriler doğrultu sunda ve gerektiği durumlarda uygula nır. Örneğin gözyuvalanna basınç uy gulanabilir. Bunun için hasta bir yere uzanır. Gözler aşağı bakar konumda ve kapalıyken gözkapaklanna kalp ritmi normale dönünceye değin giderek artan baskı uygulanır. Ama çok tehlikeli ol duğu için hekimlerin bile uygulamaktan kaçındığı bu yöntem ani kalp durmala rına yol açabilir.
            Kusma refleksi uyanlarak iyi sonuç lar alınmaktadır. Bu refleks parmağın boğaza sokulmasıyla uyarılır. Aynca karın kaslan dışkılama yapılıyormuşça-sına kasılır ya da küçük yudumlar ha linde su içilirken soluğun olabildiğince tutulmasına çalışılır. Şahdamanna uy gulanacak basınç da çok etkili sonuç verebilir. Nabız sayılarak yapılması ge reken bu uygulama ritmin normale dön mesiyle hemen kesilir. Basmç sürerse kalp gereğinden çok yavaşlayabilir ve sonunda görme bulanıklaşır ya da bi*linç yitirilir. Dolayısıyla hastanın kesin likle kendi başına bu tür yöntemleri de nememesi gerekir.
            KULAKÇIK FLATERİ VE FÃŽBRİLASYONU
            Flater ve fıbrilasyon kalp ritminin bo zulması sonucu ortaya çıkan kalp hastalıklarıdır. Bunlar kulakçık ya da karın cık kaynaklı olabilir. Kulakçıktan kay naklananlar çok daha sık görülürken, karıncıktan kaynaklananlar ender, ama çok tehlikelidir.
            Flater ve fibrilasyon herşeyden ön ce nabız düzensizliği yaratarak kendi lerini belli ederler. Bu düzensizlik ne soluk alıp verirken nabzın hızlanıp ya-vaşlamasıyla ortaya çıkan sinüs aritmi sine, ne de birkaç fazla kalp atımıyla sınırlı ek atımlara (ekstrasistol) benzer. Süreklilik gösteren bu düzensizlikler fibnlasyonda flatere göre çok daha be lirgindir.
            Hem flater, hem de fibrilasyon aynı mekanizmaya, kulakçıkta sıra dişi uya nların oluşmasına bağlıdır. Bu uyanlar bütün kalbe yayılarak kalp kasının ka sılmasına yol açar. Daha önce belirtildi ği gibi, uyanlar üst anatoplardamarın sağ kulakçığa açıldığı yerin hemen al tında bulunan ve uyarılma yeteneği çev resindeki dokulardan daha yüksek olan sinüs-kulakçık düğümünden kaynakla nır. Buradan çıkan uyan her iki kulakçı ğa; kulakçık-kanncık düğümü ve iletim demetleri aracılığıyla da kanncıklara yayılır. Hızla yayılan uyan kas lifi hüc relerinin kasılmasını sağlar. Böylece önce kulakçıklar, sonra da karıncıklar kasılır.
            Bu bozuklukların ortaya çıktığı du rumlarda ise tam olarak aydınlatılama-mış bazı karmaşık mekanizmalar yü zünden sinüs-kulakçık düğümünün dü zenleyici önceliği ortadan kalkar. Böy lece kulakçık kasından düzensiz ve hızlı bir ritimle yayılan uyanlar çıkmaya baş lar. Bu anormal uyanlann nedenlerine İlişkin açıklamalar hâlâ tartışma konu sudur. En son yapılan çalışmalara göre, kalp ritmini bozan bölge sinüs-kulakçık düğümünden ayn bir yerde bulunmakta ve gelişigüzel bir ritimle uyanlar gön dermektedir.
            Flater – Tıp diline İngilizce'den giren flater, “çırpınma, titreşme” anlamına gelen flutter sözcüğünden kaynaklanır. Normal kalp atımı dakikada 60-80 kez dolayında kalırken, flaterde yeni mer kezden çıkan uyanların sayısı dakika da 200-400 dolayında değişir. Belirli bir düzen içinde kulakçık kası boyunca yayılan bu uyanlar çok sık* oldukların dan basit bir titreşim ve dalgalanma yaratarak kulakçık-kanncık düğümüne ulaşır. Ama burada hastanın yaşamı için son derece değerli bir eşik oluşur. Gerçekten, kulakçıktan yayılan bütün uyanlar olduğu gibi kanncıklara geçse kulakçık flateri kanncık flaterine dönü şürdü. Bu durumda kalp aşm hızlı ça lıştığı için, çok kısa süren diyastol sıra*sında kanla dolma fırsatı bulamaz ve büyük dolaşıma yeterli kan pompalaya-mazdı. Yaşamsal organlanna yeterli kan ve dolayısıyla oksijen gitmeyen hasta ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalırdı. Ama kulakçık-kanncık düğü mü bir kez uyanlınca, bir süre kendine gelen öbür uyanlara karşı duyarsız ka lır. Böylece art arda gelen birçok uyan bu duyarsızlaşmış duvar karşısında sö nümlenir. Belli bir süre sonra kulak çık-kanncık düğümü uyanlabilme ye teneğini yeniden kazandığında yeni bir uyarı kanncıklara ulaşabilir. Başka bir deyişle, kulakçık-kanncık düğümü bir süzgeç görevi yerine getirerek çok sa yıda gelen uyanlann karıncığa geçme sine izin vermez. Böylece kanncık pompa işlevini korur.
            Kulakçık-kanncık düğümünün aym süreyle duyarsız kalması kulakçıklar dan kanncıklara geçemeyen, yani kasıl ma sağlamayan uyanlar ile kanncık ka sma ulaşarak kasılma sağlayan uyanlar arasında sabit bir oran yaratır. Bu da 4:1, 3:1, 2:1 tipinde flaterleri ortaya çı karır. Örneğin, kulakçıklardan kaynak lanan uyanlann dakikada 280 kez yine lendiği bir flater olgusunda oran 4:1 ise, kanncıklara dakikada 70 uyan ge-Çecek ve bunlar normal bir kasılma dü zeni gösterecektir. Kanncık kasılmasın-daki ritim düzensizliği nabız dinleyerek anlaşılamayabilir. Bu nedenle elektro-kardiyogram gerekebilir.
            Fibrilasyon – Bu durumda sinüs-kulakçık düğümü dışındaki bir merkez den çıkan uyanlar çok daha sıklaşarak dakikada 300-600 dolayma ulaşır. Bu düzensiz uyanlar karşısında etkin bi çimde kasılamayan kulakçıklar, yalnız seğirme biçiminde tepki verebilir. Bu durumda kulakçıklar içerdikleri kanı kanncıklara aktarmakta yetersiz kalır. Karıncıklar ise son derece düzensiz olarak kasılır. Çünkü kulakçıklardan gelen uyanlann bir bölümü kulakçık-kanncık düğümünün duyarsızlaştığı evreye denk düşer ve kanncıklara ge çemez. Bir bölümü ise bu düğümü uya-ramayacak ölçüde güçsüzdür. Böylece karıncıklar bazen tek bir uyanyla kası-labildiği gibi, bazen birçok zayıf kulakçık atımının bir araya gelerek kulak-çık-kanncık düğümü için yeterli bir uyan oluşturmasıyla kasılır. Bu durum karıncıkların bazen güçlü, bazen zayıf uyarılmasına, dolayısıyla kasılma düze ni ve şiddetinin değişiklik göstermesi ne yol açar.
            Ortaya çıkan bu bozukluk her za man ağır sonuçlar doğurmaz. Hastanın bütün yakınması kalp çarpıntısıyla sı nırlı kalabilir. Kalp hızlı çarpar ve hasta kasılmaların düzensizliğini hisseder. Bu belirti fibrilasyonlarda ve kalp atımları nın dakikada 100-150′ye çıktığı durum larda, flatere göre daha ağır biçimde du yulur. Öbür belirtiler arasında sinir sis temine gelen oksijenli kan miktarındaki yetersizliğe bağlı olarak baş dönmesi, başta ağırlık ya da boşluk hissi, görme ve işitme duyularında anormallikler sa yılabilir. Ayrıca kalp bölgesinde hafif ağrılar, sıkışma ya da baskı duyulabilir. Kalp kasına oksijenli kan taşıyan koro-ner atardamarlarındaki kan akımının azalmasına bağlı belirtiler de görülebi lir. Pek sık ortaya çıkmayan bütün bu belirtiler kalbin kanı yeterli biçimde pompalayamamasından kaynaklanır.
            KULAKÇIK-KARINCIK BLOKLARI
            Kalbin çalışmasına engel olan bozuk luklardan bir grup da doğrudan iletim sistemini ilgilendirir. Bunlar arasında kulakçık-kanncık blokları oldukça sık ortaya çıkmalarından Ölürü ayn bir önem taşır.
            Kulakçık-karıncık bloku denince kalbin bu iki bölgesi arasmdaki iletim ve eşgüdümün bozulduğu anlaşılır. Elektrokardiyografiyle saptanabilen bi rinci, ikinci ve Üçüncü derece kulakçık-kanncık blokları vardır.
            Birinci derece kulakçık-kanncık bloku yalnızca elektrokardiyogramda saptanabilir. Bu durumda uyarının ku lakçıklardan karıncıklara geçişinde kü çük bir gecikme ortaya çıkar. Sağlıklı bir kalpte görülme nedeni aşın yorulma ve oksijensiz kalma gibi birçok etkene bağlı olabilir. Bazı kişilerde ise bu bo zukluk doğumsaldır.
            İkinci derece ya da kısmi blokta ku lakçıktan gelen uyanlar belirli aralıklar la karıncıklara geçemez.
            Üçüncü derece ya da tam blokta ise kanncık ile kulaçık kasılmalan arasm daki ilişki bütünüyle kopmuştur.
            Her üç tip blok da geçici ya da sü rekli biçimde ortaya çıkabilir. Bazen de birinden öbürüne geçiş görülebilir. Blokların en korkulan sonuçlan Adams- Stokes Sendromu ve kronik kalp yetmezliğidir.
            Adams-Stokes Sendromu – Bu ad altmda toplanan belirtiler her tip blokta ortaya çıkabilir. Ayrıca nöbetler arasın da, kulakçık-karıncık ilişkisinin bütü nüyle normal olduğu kişilerde de gö rülmektedir. Bu olguda kulakçıklardan karıncıklara olan uyan akışı kesintiye uğramış ve kalp durmuştur. Karıncık kasılmasının çok kısa süreyle durması anlık bilinç kaybına ve hızlı bir solgun laşmaya yol açar. Ardından hemen kendine gelen hastanın rengi düzelir. Bu durumda karıncık kasının başka bölgelerindeki uyan merkezleri devre ye girmiş ve kalp kısa sürede daha ya vaş bir ritimle çalışmaya başlamıştır. Daha ağır olgularda ise, çok şiddetli bir baş dönmesi ve aşın bitkinliğin ar dından hasta bilincini kaybeder; 15-20
            dakika boyunca sara nöbetine benzer bir duruma girer; kol ve bacaklarda ka sılmalar görülür. Bilinç kaybı beyne gi den kan miktarındaki azalmadan kay naklanır. Karıncıklar kasılmaya başla dığında yüzdeki solgunluk kaybolur ve bilinç açılır. Ama bu tehlikeli dönemin uzunluğu belirli bir süreyi aşarsa hasta ölür.
            Kronik kalp yetmezliği – Burada yetmezliğin temel nedeni bradikardidir (kalp atım hızının yavaşlaması); karın cığın kendi basma yavaş bir ritimle ka sıldığı ikinci ve üçüncü derece bloklar da görülür.
            Kulakçık-karıncık blokları ölüm teh likesi yaratacağı için aşın fiziksel güç harcamayı engelleyerek hastanın yaşa ma düzenine bazı kısıtlamalar getirir. Başka bir deyişle, kulakçık-kanncık bloku olan hastalar Adams-Stokes Sendromu'na İlişkin nöbetlerin ve kalıcı bir kalp-dolaşım yetmezliğinin yarata cağı tehlikelere açıktırlar.
            Adams-Stokes Sendromu sırasında kan dolaşımı hemen hemen bütünüyle durmuştur ve merkez sinir sistemi hüc releri bu durumdan kaynaklanan oksi jensiz kalmaya ancak 3-4 dakika daya nabilir. Bu nöbetten ayrı olarak, kulak çık-karıncık blokuyla birlikte görülen bradikardi, düzeltilemeyen kalp-dolaşım yetmezliğine yol açmaktadır. Kulakçık ve karıncıkların birbirinden bağımsız çalışması kalp dinamiğini önemli ölçüde bozar. Normal koşullar da kulakçıkların kasılması karıncıkların dolmasını yüzde 35 oranında kolaylaş tırmaktadır.
            Kalpte ortaya çıkan bu bozuklukları ilaçla tedavi etme girişimleri oldukça umut kincidir. Doğrudan hastalığı orta dan kaldıracak bir tedavi bulunmadığın dan yalnız belirtilere yönelik tedaviler uygulanmaktadır. Yardımcı bir “uyan merkezi”, yani iletim sisteminin yerine geçecek bir mekanizma oluşturarak kalp kasınm gerekli kasılmalarını sağla yacak uyanlann üretilmesi amaçlan*maktadır. Bu amaca uygun olarak kal bin elektriksel uyanlanna ilişkin deney ler yapan fizyologlann çalışmalan ve biyomühendislik alanında gerçekleştiri len büyük ilerlemeler sayesinde “kalp pili” olarak bilinen aletler geliştirilmiş tir. Cerrahi girişimle vücuda yerleştiri len bu aletlerin düzenli aralıklarla üret tiği elektrik akımı ince bir telden geçe rek kalp kasını uyarır.
            SİNÜS BRADİKARDİSİ
            Kalbin dakikada 60′tan az atmasma si nüs bradikardisi denir. Bu durumun et kin spor yaşamı olan kişilerde görülme si doğal sayılır.
            Ama bazen vagus sinirinde artan gerilime bağlı olarak bulantı ve kus mayla birlikte ya da basit bir korku ya da duygusal şok nedeniyle görülür. Her koşulda kalp atımları çok azalma-mışsa, tansiyon normalse, bazı özel rahatsızlıklar ortaya çıkmamışsa bir tedaviye gerek yoktur. Tersi durum larda deri altına ya da damara atropin verili

            Yorum yap


            • #21
              Kalp Dış Zarı İltihabı

              (PERİKARDİT)Perikardit kalbi saran dış zarın (pe-nkart) iltihabıdır. Kalp dış zan iltihabı akut ya da kronik olabilir. so! köprucukaltı atardamarı

              AKUT KALP DIŞ ZARI İLTİHABI
              Akut kalp dış zarı iltihabı, kalbi saran ve çok mce iki katmandan oluşan kalp dış zarının akut iltihabıdır. İki katman arasında bir boşluk vardır. Buna kalp dış zan boşluğu denir. Birbirine yapışık gibi duran katmanlan, yüzeylerini nem li tutan çok az miktardaki bir sıvı ayırır. Bu sıvının varlığı kalbin kasılma ve gevşeme hareketleri sırasında katman-lann birbirleri üzerinde kolayca kaya-bilmelerini sağlar. Akut kalp dış zarı il tihabında, iki katman arasında belirgin miktarda sıvı birikmesi kalbin çalışma sını önemli ölçüde engeller. Bunun so nucunda eksüdalı kalp dış zan iltihabı tablosu gelişir. Bazı olgularda, kalp dış zan iltihabı katmanlar arasında sıvı artı şı oluşmadan ortaya çıkar. Buna kuru kalp dış zan iltihabı denir.
              Nedenleri

              Kalp dış zan iltihabı değişik hastalıkla rın gidişi sırasında ortaya çıkabilir. Ama en çok römatizmal ateş ve ikincil olarak verem sırasında görülür. Akut eklem romatizmasında kalpteki bozuk luk genellikle kalp dış zanyla sınırlı kalmaz; bütün kalbe yayılır. Beklenme dik bir biçimde başlar, birlikte akut ek lem romatizmasının başka belirtilen ve yaygın eklem ağnlan görülür.
              Vereme bağlı kalp dış zan iltihabı ise genellikle akciğer zan iltihabıyla birlikte görülür. Verem mikrobu (Koch basili) doğrudan kalbe yerleşmez, ama her zaman bir enfeksiyon odağından kana karışıp kalp yoluyla vücuda yayı lır. Söz konusu olgularda hastalık sin sice başlar ve yavaş ilerler. Bu durum da kalp yeni koşullara uyum sağlayabi lir. Böylece aniden gelişen olgularda hastanın ölümüne neden olabilecek akut kalp yetmezliği tablosu ortaya çıkmaz Kalp dış zan iltihabı virüs ya da bakteri kökenli başka enfeksiyon hastalıkla rının bir komplikasyonu olarak da gelişe bilir. Bunlar arasında, akciğer iltihabı, bronş-akciğer iltihabı, loğusalık humma sı, yılancık, osteomiyelit (kemik iltihabı), beyin zan iltihabı, bruselloz sayılabilir.
              Zehirleyici ve tahriş edici etkenler de enfeksiyon etkenleri gibi kalp dış zan iltihabına yol açabilir; enfeksiyon kö kenli olmadıkları için aseptik kalp dış zan iltihabı adı verilen bu hastalıkların başlıcalan şunlardır:
              • Üremik kalp dış zan iltihabı. Kandaki azot düzeyini belirgin biçimde yüksel ten böbrek hastalıklan sırasında ortaya çıkar (kronik böbrek iltihabı, nefroskle-roz[böbrek dokusunun sertleşmesi], po-Hkistik böbrek).
              • Epistenokardiyak kalp dış zan iltiha bı. Kalp dış zarına en yakın kalp kası katmanına yerleşen kalp enfarktüsü ol gularında görülür.
              • Lenfosarkom ya da lenfogranülom gibi mediyastin (göğsün merkezinde iki akci ğer arasındaki boşluk) tümörlerinin ya yılmasına bağlı kalp dış zan iltihabıdır.
              • Işın kalp dış zan iltihabı. Göğüs boşlu-ğundaki organlarda görülen hastalıklann (tiroit bezinin aşın çalışması, lenfogra nülom, meme ya da yemek borusu tü-moru vb) ışınla tedavisi sırasında gelişir. Virüse bağlı olduğu sanılan ama kö keni hâlâ tam olarak bilinemeyen iyi huylu akut kalp dış zan iltihabı ise daha çok gençlerde, özellikle erkeklerde gö rülür. Genellikle bir solunum yolu en*feksiyonu (farenjit [yutak iltihabı], tra-keit [soluk borusu iltihabı] vb) sonra sında ortaya çıkar.
              KURU KALP DIŞ ZARI İLTİHABI
              Kalp dış zan katmanlan arasında sıvı oluşmadan gelişen iltihaba “kuru kalp dış zan iltihabı” adı verilir.
              Belirtileri
              Kuru kalp dış zan iltihabı ani ve şiddet li bir yüksek ateş, genel kırıklık, kalp bölgesinde güçlü bir ağn ve solunum güçlüğü (dispne) ile ya da yavaş gelişen hafif belirtilerle ortaya çıkar; bazı olgu larda fark edilmediği de olur. Başlıca üç belirti gözlenir:
              • Ağn. Şiddeti ve tipi değişkendir; hafif ya da akciğer zan iltihabı (plörezi) ve anjina pektoristeki gibi batıcı ve şiddet li olabilir.
              • Ateş. Süreklidir, yalnız üremik kalp dış zan iltihabında görülmez, şiddeti değişirse de genellikle yüksektir (39°Cden fazla).
              • Kalp dış zarında sürtünme sesi. Bazen kalbin üzerine el konarak yapılan
              3e bile fark edilir; kalp dış zarının ilti-haplanmasıyla kaygan yüzeyini yitirerek pürtüklü bir yapı edinen katmanlar ara sındaki sürtünme sonucunda ortaya çıkar. Daha seyrek belirtiler ise, yüzeyel solunum biçiminde ortaya çıkan nefes darlığı, sıkıntı ve basmç duygusudur; ge nellikle göğüs kafesinin ağrıya karşı iç güdüsel olarak hareketsizleşmesine bağ lıdır. Daha seyrek olarak kalp kası ya da diyaframın birlikte bozulması ya da so lunum hareketlerini denetleyen vagus si nirinin zedelenmesi sonucunda gelişebi lir; ayrıca hırıltılı öksürük, hıçkırık, kus ma; yutma güçlüğü de görülebilir.
              EKSÜDALI KALP * DIŞ ZARI İLTİHABI
              Eksüdalı kalp dış zarı iltihabı, kalp dış zarı iltihaplarının en önemlisidir. Belir tilerin hepsi iltihaplı katmanlar arasın daki küçük damarlardan kan plazması na benzer bir sıvının (eksüda) sızarak kalp dı§ zan boşluğunda birikmesi so nucunda ortaya çıkar.
              Kalp Üzerindeki Etkileri
              İlk olarak kalp fizyolojisinin bir Özelli ğinden söz etmek gerekir. Kalbin hacmi kasılma evresinde küçülür, gevşeme ve yeniden dolma evresinde ise büyür. Kalbin işlevini düzenli yapabilmesi için zorunlu olan bu hacim değişiklikleri kalp dış zarının esnekliği sayesinde ger çekleşir. Kalp dış zarı katmanları ara sında sıvı birikmesi durumunda bütün bu süreç etkilenir. Gerilen katmanların esnekliği önemli ölçüde azalır. Böylece kalp esneyemez ve katı duvarlarla çev rilir. Kalbin gevşeme evresinde genişle mesi engellenir ve karıncıkların kulak çıklardan gelen kanla dolması sınırlanır. Kalp bu koşullarda hacmi değişmek-sizin kasılıp gevşer. Bu durumun en önemli sonucu her gevşemede kalbe gi ren kanın azalması, doğal olarak her ka sılmada da kalpten çıkan kan miktarının aynı oranda azalmasıdır. Öte yandan vü cut dokuları sınırlı miktarda kan gelme sine uyum sağlayamaz. Dokulara daha çcfe. kaça giteMai için Vslp utun “razı mUa. İşte kalp dış zan iltihabının belirtisi olan kalp atım hızı artışı (taşikardi) böyle oluşur. Kasılma sırasında vücuda pompala nan kan miktarının azalmasıyla birlikte büyük tansiyonun da düştüğü görülür.
              Hastalığın kalp-dolaşım sisteminde ki bir başka sonucu da toplardamarlar basıncının normalin çok altında olması dır; kalbin itici gücü karim atardamarlar boyunca ilerlemesi ve kılcal damar en gelini aşması sırasında tükenir. Kılcal damar düzeyinde kan ile dokular arasın da değişim gerçekleşir, burada damar boşluğu çok küçük, dolayısıyla direnç çok yüksektir. Kanın toplardamarlarda ilerlemesi için gerekli olan itici güç de çok sınırlıdır. Kan kalbe yaklaştıkça iti ci güç daha da azalarak, toplardamar sisteminin kalbe varış noktası olan sağ kulakçıkta basınç sıfıra yakın bir düzeye ve nefes alma sırasında sıfırın altına dü şer. Bu olay çok önemlidir; çünkü ku lakçık basıncının sıfırın altına düşmesi, toplardamarda bir çeşit girdap oluştura rak kanın kalbe girişini hızlandırır.
              Kulakçıklardaki kan basıncı kalp dış zarına kan dolması sırasında değişir. Bu değişim kas kitlesi az olan kulakçık duvarlarını dışardan baskıya uğratır. Böylece kulakçık basıncı artar. Kan ku lakçığa dolabilmek için bu engeli aş mak zorcıııûaûır ve itme gücünü artır ması gerekir. Bu gücün toplardamar sistemi dışından sağlanması olanaksızdır, damar sistemi içinde itici güç yarat mak için çevrel toplardamarların yete rince gelişmiş olan kas katmam kasıla rak duvar gerginliğini artırır ve kanı da ha büyük bir güçle kalbe doğru iter. Böylece toplardamar basıncı yükselir, ama kanın dolaşım hızı, toplardamar sistemi kulakçığın yüksek basıncını aşmcaya değin değişmez.
              Kanın dolaşım hızının azalması, çevrel toplardamarlarda belirgin bir kan göllenmesine yol açar; bunun sonucun da bacaklarda ödem (şişlik), karın boş luğunda sıvı birikimi (assit) ve kalp yetmezliği tablosu ortaya çıkar
              Bu acil tablonun en çok etkilediği organ karaciğerdir. Karaciğerdeki kan dolaşımı, çeşitli özellikleriyle öbür or-ganlannkinden farklıdır. En önemlisi vücudun öbür bütün organlarına atarda mar kanı girip toplardamar kam çıkar ken, karaciğere karaciğer atardamarı ile gelen atardamar kanından daha çok kapı toplardamarı ile toplardamar kanı gelir. Karaciğerden çıkan kanın ilerlemesinde, olağan koşullarda toplardamar kanının ilerlemesini sağlayan kalbin itici gücü nün önemi çok azdır, oysa daha önce sö zü edilen kalbin girdap etkisi bu açıdan ^belirleyici önem taşır. Kalp dış zan ilti*habı hastalarında, sağ kulakçıkta oluşan yüksek basınç nedeniyle bu etkinin azalmış olması karaciğerde kan gÖUenmesi-ne yol açar. Eksüdalı kalp dış zan iltiha bının en Önemli belirtilerinden biri olan büyümüş, ağnlı, kanla dolu ve göllenen kanın birikmesiyle gerilmiş bir karaciğer bu süreç sonucunda ortaya çıkar.
              Belirtileri
              Akut kalp dış zan iltihabının kuru evre sinin ardından hızla eksüdalı evre gelir. Bu aşamada kalp dış zarının iki yaprak-Çiğı arasında sıvı birikir, bu sıvının hac mi birkaç santimetre küpten iki litreye kadar değişebilir.
              Sıvı birikimi hızlı geliştiğinde, hasta lık belirtileri gürültülü bir biçimde orta ya çıkar; sıvı miktarı çok fazla olmasa da hasta çok acı çeker: Yüzü acı çeken, morarmış ya da soluk bir görünüm alır; soğuk soğuk terler, gözleri dışarı fırla mıştır, belirgin ve sıkıntılı nefes darlığı (dispne) ortaya çıkar. Hasta bu nedenle her zaman öne eğilerek oturur, nabız ha fiflemiştir, bazen duyulamaz; kalp böl*gelinde şiddetli ağrılar vardır, bayılma eğilimi görülür. İltihap etkenine (verem, romatizma vb) bağlı olarak ateşin şidde ti ve süresi değişir. Kalbin boşalmasının engellenmesi sonucunda biriken kan ne deniyle boyun toplardamarlarında hasta lığa özgü bir dolgunluk görülür.
              Yavaş gelişen sıvı birikimi olgula rında, kalp dış zarının yapısı iltihaplan malar sonucunda yavaş yavaş değişir; sıvı basıncının aylara yayılabilen bir sü re boyunca giderek artması zarın yapısı nı aşamalı olarak değiştirir. Kalp dış za rının aşamalı olarak genişlemesi nede niyle, akut ve gürültülü belirtilere ne den olmadan büyük oranlarda (iki litre ye kadar) sıvı birikebilir. Hastalığın başlangıcında ağrı ve nefes darlığı gibi belirtiler çok hafiftir; dikkat çekmeye başladıklarında kalp dış zarında biriken sıvı zaten büyük oranlara ulaşmıştır
              İncelemeler
              Kalp dış zan iltihabı tanısı göğüs filmi ve ekokardiyografi ile konur.
              Göğüs filmi ancak belli miktarda sı vı biriktikten sonra hastalığın belirlen mesine yardımcı olur; kuru kalp dış zarı iltihabı olgularında bu yöntemle sonuç
              alınamaz. Ekokardiyografi ise en kesin ve güvenilir yöntemdir; az miktarda bi le olsa, kalp dış zan sıvısının miktarı nın ve kalp hareketleri üzerindeki ola sı etkisinin değerlendirilmesini sağlar.
              Kalp dış zan iltihabı tanısında çok yararlı olmayan kan tahlillerinin hasta lık etkeninin ortaya konması açısından vazgeçilmez bir önemi vardır. Elektro kardiyografi, ekokardiyografi ile konan kalp dış zan iltihabı tanısını doğrular ve kalp kasındaki olası değişikliklerin de-netlenebilmesini sağlar.
              Tanı
              Akut olgularda bile kalp dış zarı iltiha bının klinik tablosu hastahğa özgü de ğildir ve kalp enfarktüsü, akciğer zan iltihabı ya da bronş-akciğer iltihabı ile kolayca kanştınlabilir. Göğüs filmi ve özellikle ekokardiyografi kesin tam konmasını sağlar.
              Kalp dış zan iltihabı bir başka has talık sürecinde ortaya çıkmazsa hastalık etkenini belirlemek çok daha zordur.
              Beklenen Gidişi (Prognoz)
              Akut evre geçtikten sonra en büyük teh like, iki kalp dış zan katmanının birbiri ne yapışması ve tek bir katman halinde kaynaşması (concretio cordis) ya da komşu dokularla aynşmaz bir kitle oluş*turmasıdır (accretio cordis). Bu olgular da kalp hareketleri çok sınırlanır ve an cak bir cerrahi girişim kalbi bu sınırlan madan kurtararak hastayı rahatiatabilir.
              Tedavi
              Kalp dış zan iltihabı romatizma ve ve rem gibi başka hastalıklar sonucunda geliştiğinden, tedavi özellikle birincil hastalığa yönelik olmalıdır. Yatak isti-rahati zorunludur, ağnlar genel ağn ke siciler ile hafifletilir. Bazı eksüdalı kalp dış zan iltihabı olgularında iğneyle kalp dış zan boşluğuna girip biriken sıvıyı almak gerekebilir.
              KRONİK KALP DIŞ ZARI İLTİHABI
              Kronik kalp dış zan iltihabı, kalp hare ketlerinde ağır bozukluklara yol açan sert bağdokusu yapısında bir kabuğun oluşmasına bağlı bir hastalıktır. Seyrek olarak eksüdalı kalp dış zan iltihabı so nucunda da oluşur. Genellikle verem ya da bir romatizmal hastalık sonucu geli şir. Kalbin çevresinde bağdokusundan bir kabuğun oluşması kanncıklann da ha az dolmasına neden olur, kalp atım hızı azalır, aynca toplardamar kanının kalbe dönüşü de engellenir.
              Bu değişiklikler sonucunda klinik olarak büyük ve küçük tansiyon değer leri arasındaki fark azahr ve kalp atım hızı artar.
              Kronik kalp dış zan iltihabı sonu cunda kanın kalbe dönmesinin engel lenmesi nedeniyle boyun toplardamar-lan şişer, karaciğer büyür, ayrıca mo rarma ile birlikte nefes darlığı gelişir. Bu olgularda yalnızca cerrahi tedavi uygulanır.

              Yorum yap


              • #22
                Şok

                Kalbin pompaladığı kan miktarının, organ, doku ve hücrelerin gereksinimlerini karşılayamayacak düzeyde oluşu nedeniyle vücudun normal yaşam ' işlevlerini yerine getirememesi olayıdır. Başlıca üç çeşit şok vardır, bunlar sırası ile kanama şoku, endotoksik -septik şok ve kalp kaynaklı (kardiojenik) şoktur. Şokun çeşidi ne olursa olsun, kan damarlarında dolaşmakta olan kanın miktarında bir azalma vardır. Bu azalmaya “Hipovolemi” denilmektedir. Şokun sözünü ettiğimiz bu üç türünün oluşum biçimlerini ayrı ayrı incelemeyi uygun görmekteyiz.

                ŞOK BELİRTİLERİ: En önemli belirti hastanın halsizleşmesi, renginin sararması, terlemesi ve sıcaklığının düşmesidir. Dudaklarda ahnda, avuç içleri ve koltuk altlarında ter damlaları görülür. Hasta kusar ya da mide bulantısından yakınır. Tepkileri başta normal olmasına karşın sonraları ya aşırı hareketli olur ya da çevreye karşı ilgisini ve dikkatini yitirir. Genellikle susuzluk hisseder. Nabız artışı hızlı ancak duyulmayacak kadar hafif olabüir. Normalden çok daha hızlı ve bazen çok derin nefes alabilir. Ancak bu belirtilerin hepsi ilk anda görülmeyebilir. Özellikle ciddi kanama durumlarında bu belirtiler ancak bir saat ya da daha sonra ortaya çıkar.

                Yorum yap


                • #23
                  Çarpıntı

                  Çarpıntı çok rastlanan bir belirtidir. Bu belirti iki başlık altında incelenebilir: Kişide kalp atımlarının yolunda gitmediği duygusunun uyanması, yani öznel çarpıntı duygusu ve kalp atım düzeninde (ritminde) bozukluk, yani gerçek çarpıntı. Çarpıntı duygusu pek çok insanda görülen bir belirtidir; kalp atımlarının düzenli-düzensiz biçimde hızlanmasının ya da yavaşlamasının doğurduğu rahatsızlık verici bir duygudur, ama görece önemsiz kalp ritmi bozukluklarından kaynaklanır. Genellikle bir zorlanma, uyarılma ya da alkol, kahve, sigara içmeden sonra ortaya çıkar. Çoğu durumda kalple ilgili organik bozukluklara değil, ruhsal bozukluklara bağlıdır. Örneğin kalp nevrozunun en önemli belirtisidir. Çarpıntı duygusu “kalbin bilincine varmak” biçiminde tanımlanabilir; kalp atımları bütünüyle normal olsa bile kişinin bu atımları duyumsayarak aşırı önemsediğini gösterir. Bu duygu otonom sinir sisteminde sempatik sinirlerin düzensizlikleriyle ilişkilidir. Aşırı duyarlı, çabuk uyarılan kişilerin ruhsal durumu sürekli değişir; eleştiri, akıl yürütme ve karar verme yeteneklerini de etkileyen bu durum vücut-larıyla ilgili gözlemlerine çok belirgin olarak yansır. Aşırı zorlanmasa-lar bile kalp atımlarının hızlandığını ve düzensizleştiğini duyumsarlar. Zamanla bu durum yinelendikçe önemli kalp rahatsızlıkları olduğuna inanırlar. Kalbin ritmi ve çalışması bütünüyle normal olmasına karşın, bu organa karşı duyarlılıkları arttığından çarpıntıdan yakınırlar. Oysa gerçek kalp hastaları, kalp atım hızındaki değişikliklere normal kişilerden çok daha az duyarlıdırlar.
                  Kalpte Ritim Bozukluğu Nedir?
                  Ritim bozukluğu kalp atımlarının bir dakikada hep aynı sayıda ve düzenli olması gerekirken düzensizleşmesidir. Kalp atım sayısının artması ya da azalması biçiminde ortaya çıkabilir.
                  Ekstrasistol (ek atım) gibi çarpıntı duygusu veren bazı ritim bozuklukları pek önemli değildir. Ama ritim bozukluklarıÖnemli hastalıklann belirtisi de olabilir. Örneğin karıncık fibrilasyonu (titreşme), zamanmda önlem alınmazsa ölümle sonuçlanabilir..

                  Yorum yap


                  • #24
                    KALP KRİZİ VE FELÇ DE FAYDASI OLABİLECEK BİLGİLER
                    Bir iğne kalp krizi geçiren bir hastanın hayatını kurtarabilir

                    Bir Çinli Profesörden.

                    Bunu yapmak için evinizde bir şırınga veya iğne bulundurun... Bu çok şaşırtıcı ve bir kalp krizinden kurtarmanın alışılmamış, bilinmeyen bir yoludur. Sonuna kadar okuyun, bir gün birisine faydası olabilir.

                    İnanılmaz.

                    Lütfen bu bilgiyi elinizin altında bulundurun. Mükemmel ipuçları.

                    Bunu okumak için bir dakikanızı ayırın.

                    Hiç belli olmaz. Birisinin yaşaması size bağlı olabilir.

                    Babam felçliydi ve daha sonra kalp krizi sonucu öldü. Keşke bu ilk yardımı önce biliyor olsaydım.

                    Kalp krizi başlayınca, beyindeki kılcal damarlar patlamaya başlar. (Irene Liu)

                    Kalp krizi başladığında, sakin olun.

                    Hasta nerede olursa olsun, onu hareket ettirmeyin. Çünkü eğer hareket ettirilirse, kılcal damarlar patlayacaktır.

                    Hastayı, düşmesini engellemek için oturur konuma getirin ve ardından kan akıtmaya başlayabilirsiniz.

                    Eğer evinizde bir şırınga varsa, bu en iyisidir.

                    Aksi takdirde, bir dikiş iğnesi ya da düz bir iğne de olabilir.

                    1. Enjektör / iğneyi sterilize etmek için ateşe tutun ve daha sonra 10 parmağının da ucuna iğne batırın.

                    2. Hiçbir özel akupunktur noktası söz konusu değildir. Sadece tırnaktan yaklaşık bir mm kadar derine iğne batırın.

                    3. Kan çıkana kadar iğne batırın.

                    4. Kan damlamazsa, parmaklarınız ile sıkın.

                    5. Tüm 10 parmak da kanayınca, birkaç dakika bekleyin, sonra hastanın bilinci yerine gelecektir.

                    6. Eğer hastanın ağzı çarpılmışsa, kulakları kızarana kadar sıkın.

                    7. Sonra her bir kulak memesinden ikişer damla kan gelene kadar her kulak memesine iki kez iğne batırın.

                    Birkaç dakika sonra hastanın bilincinin yerine gelmesi gerekir.

                    Hasta herhangi bir anormal belirti olmaksızın normal haline dönünceye kadar bekleyin ve ardından hastaneye götürün.

                    Eğer hasta bunlar yapılmadan aceleyle bir ambulansa koyulup hastaneye götürülürse, sarsıntılı yolculuk beynindeki bütün kılcal damarların patlamasına neden olacaktır.

                    Eğer hayatı kurtulur ve zar zor yürümeyi becerebilirse, bu atalarının kerametindendir.

                    'Ben hayat kurtarmak için kan akıtmayı, bir geleneksel Çin doktordan öğrendim, Ha Bu Ting, Sun Juke'ta yaşıyor.

                    Ayrıca, bununla ilgili bir deneyimim de oldu. Bu nedenle, bu yöntemin % 100 etkili olduğunu söyleyebilirim.

                    1979 yılında, Tai Chung'daki Fung GAAP Kolejinde ders veriyordum.

                    Bir öğleden sonra, bir sınıfta ders anlatırken bir öğretmen benim sınıfıma koşarak geldi ve nefes nefese dedi ki,

                    'Bayan Liu, çabuk gelin, bizim yönetici kalp krizi geçiriyor!' Hemen 3. kata gittim.

                    Yöneticimiz Bay Chen Fu Tien'i gördüğümde rengi gitmiş, konuşması peltek, ağzı çarpılmıştı ve bir kalp krizinin tüm belirtileri mevcuttu.

                    Hemen Bay Chen'in 10 parmağının uçlarına batırmak için, bir uygulama öğrencisinin okulun dışındaki eczaneye şırınga almaya gitmesini istedim.

                    10 parmağı da kanamaya başlayınca (her bir parmaktan bir bezelye büyüklüğünde kan damlıyordu), birkaç dakika sonra, Bay Chen'in yüzüne renk geldi ve gözleri anlamlı bakmaya başladı.

                    Ama ağzı hala çarpıktı. Bu yüzden kulaklarını kan ile doldurmak için sıktım.

                    Kulakları kızarınca,

                    Sağ kulak memesine iki damla kan akması için iki kez iğne batırdım.

                    Her bir kulak memesinden ikişer damla kan gelince, bir mucize oldu.

                    3-5 dakika içinde ağzının şekli normale döndü ve konuşması netleşti.

                    Onu bir süre dinlendirdik ve sıcak bir fincan çay verdik, sonra onu merdivenlerden aşağı inmesine yardımcı olup Wei Wah Hastanesine götürdük. Bir gece dinlendi ve ertesi gün ders vermek için okula dönmek üzere taburcu edildi. Her şey normale döndü.

                    Sonrasında hiçbir hastalık etkisi kalmamıştı.

                    Öte yandan, normal bir kalp krizi hastası genellikle hastane yolunda beyindeki kılcal damarlarda onarılamaz patlamalar yaşıyor.

                    Sonuç olarak, bu hastalar hiçbir zaman iyileşmiyor.' (Irene Liu)

                    Kalp krizi ikinci ölüm nedenidir.

                    Şanslı olanlar hayatta kalır ama ömür boyu felç kalabilir.

                    Bu bir insanın hayatında olabilecek çok korkunç bir şeydir.

                    Eğer hepimiz bu kan akıtma yöntemini hatırlarsak ve hayat kurtarma işlemlerini kısa süre içinde başlatırsak, hasta canlanacak ve % 100 normale dönecektir.

                    MÜMKÜNSE OKUDUKTAN SONRA FORWARD edin lütfen. BELKİ KALP KRİZİ GEÇİREN BİRİSİNİN HAYATINI KURTARMAYA YARDIMCI OLUR.

                    Yorum yap


                    • #25
                      hocam gökçek iksir her türlü kalp rahatsızlığına ameleyatsiz çözüm olabilirmi? ve hangi kalp rahatsizliklarinin iyilesmesinde fayda sağlar?

                      Yorum yap


                      • #26
                        qm3rr Nickli öğeden Alıntı Mesajı göster
                        hocam gökçek iksir her türlü kalp rahatsızlığına ameleyatsiz çözüm olabilirmi? ve hangi kalp rahatsizliklarinin iyilesmesinde fayda sağlar?
                        Bağırsaklarınıza mantar yerleşmiş, mantarlar tedavi edilmeden tedavi olmazsınız, çünkü mantarların üretmiş olduğu toksik maddeleri karaciğer arıtamazsa diğer organlara depolar.Hangi organa veya dokuya toksik madde depolanırsa orda problem çıkar.Günümüzde bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahillerinden hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansızdır ve ancak belirtilerinden ve dilden anlaşılabilir.Antibiyotikler ve yanlış beslenme (tatlı, peynir türleri, siyah çay, kola vs) mantarları çoğaltır ve daha da kötüleşirsiniz.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme nedeniyle bozulan asit-baz dengesini kurmak gerekir, çünkü mikroplar asidik ortamda daha hizlı çoğalırlar.Alıç Forte, Kordisep Forte, Gökçek Aloe Vera Jel ve Gökçek İksir, Damar çayı ve Enfeksiyon Çayı kullanmanız gerekir.Barsak Mantar ve Bakterileri toksik maddeler üretir ve Karaciğer bu toksik maddeleri arıtmaz ise diğer organlara depolanır ve organlarda çeşitli rahatsızlıklar görülmeye başlar. Günümüzde Bakterilerin teşhisi kan, idrar ve gaita tahlilleri hemen yapılabilir, fakat mantarların teşhisi hemen hemen imkansız ve ancak belirtileri ve dilden anlaşılabilir.Kimyasal ilaçlar ve yanlış beslenme mantarları çoğaltır ve vücudun asit-baz dengesini bozulur ve oluşan asitik ortamda mikroplar hızlı çoğalırlar. Artı her lokma en az 30 defa çiğnemeli, aksi halde çok yoğun cüruf oluşur.Cüruflu ortamda ise bakteri, virüs ve mantarlar çok kolay çoğalır ve bağışıklık sistemi zayıflar, kişi önce halsiz, dermansız, yorgun olur ve aşırı uyur sonra ise birçok hastalığa yakalanır.

                        Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                        Yorum yap


                        • #27
                          BİLE BİLE ZEHİRLENİYORUZ BİZE DAYATILAN ŞEYLERDEN KURTULALIM.
                          “YAĞ” ve “ŞEKER”

                          Eğer hayvan merada %100 yeşillikle besleniyorsa, asla başka yabancı gıda almıyorsa, o tereyağı dünyanın en iyi yağıdır. Zeytinyağından da iyidir. Ama marketten satın aldığınız tereyağı ahırda beslenen, pancar küspesi, mısır silajı veya başka tahıllarla beslenen hayvanların yağıdır…
                          Sizin sağlığınızı korumak için ne yediğinize bakmanız lazım. İşte temel hatalardan biri yağ seçimi.


                          Biz ayçiçek yağı, mısırözü yağı, margarin veya endüstriyel tereyağı yediğimiz sürece hasta olmaya mahkumuz.

                          Elimizde iki tane yağ var şu anda. Bir, zeytinyağı; iki, %100 mera sütünden yapılmış tereyağı. Peki fındık yağını nereye sokacağız? Bu liste içinde bakın fındık yağının yağ asit içeriği, yani temel yağ bileşimi zeytinyağına çok yakındır. Hasta edici bir yağ değildir. Ama zeytini sıkıyorsun, yağını elde ediyorsun. Fındığı eziyorsun, püre haline getiriyorsun, 80 dereceye ısıtıyorsun, eter katıyorsan, yağını öyle elde ediyorsun. Hangisi tercih edilir? Zeytinyağı tabii ki. Yani fındık yağını eve sokmanın bir alemi yok. Ha zeytinyağının tadına hiç tahammül edemiyorsan o zaman rafine zeytinyağı kullanabilirsin. O da işte fındık yağıyla aynı yöntemle elde edilir. Yani piyasa değeri olmayan, çok koyu, kokulu zeytin yağlar fabrikaya gönderilir. Onlar da 70-80 dereceye ısıtılır; sonra da eter katılır; yağ elde edilir. İlk etapta rafine zeytin yağı elde edilir. Hiç kokusu yoktur, hiç tadı yoktur. Eğer bu rafine zeytin yağına, %5 oranında sızma zeytin yağı katarsanız, o zaman riviera tipi zeytinyağı elde etmiş olursunuz. Hani marketlerde görüyorsunuz ya, o fabrika eseri bir yağdır; ayçiçekle filan karışmış değildir. Saf zeytinyağıdır. Ama neden yoksundur biliyor musunuz? Sızma Zeytinyağında var olan antioksidanlardan yoksundur. Çünkü oksitlenme, yani paslanma bütün bizim hastalıkların temelindeki ana unsurdur.

                          Nasıl açık havada bırakırsan demiri yağmurda paslanır, biz de antipas diye bir boya süreriz paslanmasın diye.
                          Vücudumuzun da antipasları vardır. Bunlara biz antioksidan diyoruz.

                          Antioksidanları ağırlıklı olarak sebze-meyvelerden elde ediyoruz. Zeytinyağı antioksidanlardan çok zengindir ve kalp hastalıklarına karşı koruyuculuğu önemli oranda antioksidanlardan dolayı kaynaklanmaktadır. Ama biz onu ısıttığımız zaman, rafine zeytinyağı elde ettiğimiz zaman, bu unsurları geniş ölçüde kaybediyor. O yüzden mümkün mertebe sızma zeytinyağı kullanmalıyız ve çocuklarımıza da bu tadı alıştırmamız lazım.

                          İkinci temel hatamıza geçmeden birincisi olan yağ seçimini özetlersek, daha Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinin Trabzon bölümünde, hamsinin zeytinyağı ile kızartıldığının tarifi vardır. Sen 500 sene önce bu topraklarda bunu biliyordun. Ama biz, dış etkilerle doğruyu unutturulduk ve yanlışlara sürüklendik. İşte o yanlışlıklar bizi hastalıklara sürüklüyor. Zaten dünyada bir tek Akdeniz yöresinde yetişiyor. Şimdi Arjantin’de, Çin’de zeytin ağacı yetiştirilmeye çalışılıyor. Biz toprağındayız. 5.000 yıldır bu topraklarda zeytinyağı kullanılıyor. Ne olur biraz özümüze geri dönelim.


                          İkinci büyük hata şeker. Hayatımızda şeker, insanlık tarihi itibarıyla bakarsanız çok yeni bir olgu.

                          Peki şeker bir besin maddesi midir?
                          Değildir.
                          Çünkü besin maddesini nasıl tanımlıyoruz? İnsanın bedensel ve ruhsal işlevlerini ve çoğalmak için, yani neslini sürdürmek için gerekli maddelere biz besin maddeleri diyoruz. Şeker, insanın herhangi bir işlevini yerine getirmek için gerekli mi?

                          Evet. Beyin glikozla çalışıyor.
                          Omurilik hücreleri glikozla çalışıyor.
                          Eritrosit dediğimiz alyuvarlar glikozla çalışıyor.
                          Enerji kaynağı olarak glikozu kullanıyor.
                          Peki dışarıdan şeker alıp da daha akıllı olan bir insan gördünüz mü?

                          Hani beyin glikozla çalışıyor ya, şeker yediği için daha akıllı olan bir insan gördünüz mü? Veya sperm, enerji kaynağı olarak früktozu kullanıyor. Meyve yiyip de daha müthiş erkek olanı gördünüz mü? Çünkü; insanın ihtiyacı olan glikozu da früktozu da vücut kendisi üretiyor.
                          Dışarıdan alınmasına asla lüzum yok.
                          Dolayısıyla biz şeker yediğimiz zaman tamamen sadece damak zevkimiz için yiyoruz.
                          Asla hiçbir bedeni ihtiyacımız yok.

                          O yüzden şekere boş kalori denir. Yani lüzumsuz yere aldığımız kalori. E bugün bakın şimdi son bir hafta içinde yediklerinize, ne kadar boş kalori aldınız? Çok… Niye?… Hasta olmak için, Sadece hasta olmanıza katkıda bulundu. Bir de son zamanlarda pancardan elde edilen şeker de bir yana bırakıldı; daha ucuz olsun diye mısırdan elde edilen şeker kullanılmaya başlandı. Fruktozdan zengin mısır şurubu. Ne yazık ki, bizim gıda tüzüğümüzde farklı şekerlerin farklı adlandırılması zorunluluğu yok. Şeker şekerdir mantığıyla ister nişasta bazlı şeker yani mısır nişastasından elde edilmiş şeker olsun ister pancar şekeri ister … şekeri olsun hepsinin üstünde şeker yazılması yeterli.

                          Halbuki mısırdan elde edilen fruktozdan zengin mısır şurubu, aynı miktar kaloride bile olsa normal şekere göre % 46 daha şişmanlatıcı.


                          Özellikle karın bölgesi yağlanmasına yol açıyor. Bu bilimsel olarak ispatlandı.
                          Dünyanın en saygın üniversitelerinden biri, Amerika’da bir teknik üniversitenin bir öğretim üyesinin sözünü ödünç alarak size söylemek istiyorum “Yaşadığımız çağ, akademik kapitalizm.” Yani sermaye sahiplerinin akademisyenleri satın alması sonucu, topluma aşılamak istediklerini akademisyenlere söylettirdikleri çağdayız.. Yani satılmış insanların çağı. Satılmış bilim insanlarının çağındayız.

                          Üçüncüsü ise karaciğer yağlanması. Ama ne tür bir yağlanma? Alkolizm dışı bir yağlanma. O yüzden biz buna alkol dışı karaciğer yağlanması deniyor. Ve alkol dışı karaciğer yağlanması, özel tipli bir siroza neden oluyor. Atatürk’ün öldüğü siroz hastalığı var ya. Özel bir tipte siroz hastalığı, kriptojenik siroz deniyor buna. Amerika’da son otuz yıl içinde üç kat artan karaciğer kanserinin de kriptojenik siroz sonucu olduğu belirtiliyor. Yani sonuçta Amerika’da son 30 yılda üç kattan fazla görülen karaciğer kanserinin sebebi mısır şurubudur. Bu, bu kadar açıkken bizim bakanlığımız dün yaptığı açıklamada hiçbir ilmi delil sunulamamıştır diyor. Benim 110 tane ilmi yayın kullanarak yazdığım, on yedi sayfalık raporu da çiğneyerek bunu yapmış. 17 sayfalık rapor gönderdim onlara. 110 tane de literatür ekledim. Ama neoliberalizmdeki iktidarlar sermayenin iktidarıdır; vatandaşın iktidarı değildir.

                          Ne olur çocuklarınızı mısır şurubundan uzak tutun.
                          Hem şekerden uzak tutun ama özellikle de yani gofret, bisküvi kek dışardan alacağına az şekerli bir keki evde kendin yap.
                          Yani ambalajlı bir ürün sunmayın çocuklarınıza.

                          Bugün gıda sanayisinde sadece ve sadece aksi belirtilmediği takdirde mısır şurubu kullanılıyor. Dondurmalarda o kullanılıyor, hazır aldığınız baklavanın şerbeti bile mısır şurubundan.

                          Çocuklarınıza illa tatlı bir şey yedirecekseniz, ne olur evde kendiniz yapın ve olabildiğince az şekerli yapın. Çünkü total olarak da şeker zararlı zaten, yani insanın zarar görmeden günde yiyebileceği şeker miktarı 30 gram dolayındadır. 30 gram, 8 kesme şekeri yapar.

                          Ama bu şeker ne yazık ki meyvede de var, balda da var, yani siz kahvaltıda bir tatlı kaşığı bal yediyseniz, hakkınız 7 ye düştü. Bu hakkınızı ağırlıklı olarak meyve olarak değerlendirin. Eğer bugün hiç şeker yememişseniz, bal dahi yememişseniz, çayınıza hiç şeker koymamışsanız, başka hiçbir şeker kaynağı da yoksa, 8 kesme şekerin karşılığı 300 gram portakal veya 300 gram elma veya 400 gram kiraz veya vişne veya 100 gram kadar muz, incir veya üzüm yiyebilirsiniz. Ama sadece 100 gram. Yani mandalina zamanı koy hanım önüme bir kilo mandalinayı ben bunu yiyeyim bu sağlıklı değil. Siz sınırsızca sebze yiyebilirsiniz ama meyve sınırlı yemeniz lazım. Meyvenin fazlası da şişmanlatır ve zararlıdır, karaciğer yağlanması yapar. Yani meyve tek başına bile hem karaciğer yağlanması, hem karın tipi şişmanlık yapabilir. Karın tipi şişmanlığın çok özel bir yeri vardır. Bağırsak çevresindeki iç organların çevresindeki yağlar hormonal etkin yağlardır ve bu hormonal etkin yağlar ne yazık ki kanser oluşumunda da, kalp-damar hastalığı oluşumunda da etkindir. O yüzden eşit bir şişmanlık, yani kollar bacaklar her taraf eşit ama karın büyümemiş. Bu şişmanlığa çok itirazım yok.

                          Karın tipi şişmanlık = şeker hastalığı = kâlp hastalığı = kanser

                          O yüzden göbekler inecek. Göbekler inmediği sürece sağlıklı olma şansımız yok. Göbekleri indirmek içinde şekerden uzak duracağız. Çünkü en çok karın tipi şişmanlık yapan früktozdur. Bizim yediğimiz pancar şekerinin de yarısı früktozdur. Yediğimiz meyvenin şekerinin de yarısı früktozdur. Biz früktozu azaltmak zorundayız. Karın tipi şişmanlığı, dolayısıyla kalp hastalığı, kanser, inme gibi hastalıklardan kurtulmak istiyorsak karnımız inecek.

                          - Esmer şeker hakkında ne düşünüyorsunuz?

                          - Bakın bütün şekerler esmerdir. Üretim aşamasında karamelize olur. O yüzden esmerdir ama yıkandıkça üzerindeki karamel atılır, rafine edildikçe beyazlaşır. Yani senin dediğin esmer şeker, yediğin beyaz şekerin üretimdeki bir önceki aşamasıdır. Sadece ticari bir tuzak. Daha yüksek fiyata satabilmek için ticari bir tuzak.

                          Şimdi karaciğer yağlanmasının önemli bir bölümü selim seyredebilir. Yani her hangi bir sorun yaratmadan da insan ömrünü bununla sürdürebilir. Ama bir bölümü yine hatalı beslenmenin devam etmesi şartıyla, yağlı karaciğer iltihabına dönüşebilir. Alkol dışı yağlı karaciğer iltihaplanmasıdır bu hastalığın adı. Ciddi karaciğer yetersizliği, siroz karaciğer kanseri aşamasıdır. Bazen yağlı karaciğer iltihabı olmadan da sadece yağlı karaciğer aşamasında da bazı hastalıklar çıkabilir ama yağlı karaciğeriniz varsa iki yol var sizin önünüzde; biri nispeten hayatınızı idame edeceğiniz bir yol öbürü de ölümdür. O yüzden ne yapıp yapıp karaciğer yağlanmasını tedavi ettirmelisiniz. Bunun da temelinde şekeri tümüyle sıfırlamanız geliyor. Ancak iki yıl gibi bir süre içinde toparlayabilirsiniz……

                          Şeker kesmeyi dile getirdiğimiz zaman -karaciğer yağlanması açısından- nişastayı da kesmemiz lazım.

                          Çünkü nişasta, daha ağzımızda çiğnendiğinde tükürükle glikoza dönüşür. Yani nişasta da şekerdir.
                          - Kolesterolün karaciğer yağlanmasıyla bir ilgisi var mı?
                          - Kolesterol olmazsa hayat olmaz. Bütün hormonlarımızın ham maddesi kolesteroldür. O yüzden zaten anne sütünde kolesterol çok yüksektir. Çocuğun hormonlarının üretilmesi için başlangıçta anneden aldığı kolesterole ihtiyacı vardır.
                          Kolesterol masum bir maddedir.
                          Ama oksitlenirse oksikolesterole dönüşür ve damar sertliği yapar.
                          Peki oksitleyen ne?
                          Şeker.


                          Yedikten sonra şeker trigliseride dönüşür. Yağdır o ve o trigliseritten kolesterolü oksitleyerek damar sertliği yapar bir. İki;
                          ayçiçeği yağı,
                          mısır özü yağı
                          veya margarinden
                          elde edilen trans yağ asitleri
                          kolesterolü oksitler ve böylece damar sertliği oluşur.

                          Üç, sun'i yemle beslenen hayvanların sütünde de iç yağı vardır. Damar sertliği yapıcı doymuş yağ asitleri vardır, bunlar kolesterolü oksitler ve hasta eder bizleri. Şimdi hayvanın merada otlarsa ayçiçeği yağı mısırözü yağı margarin kullanmazsan şekeri de azaltırsan sende damar sertliği olma ihtimali kalmıyor. Kolesterolün ne olursa olsun.
                          Ama bu bilgi kolesterol ilacı üreten Amerikan şirketlerinin işine gelmiyor. Yılda sadece kolesterol ilacı satımından 50 milyar dolar elde ediyorlar.

                          O yüzden de Amerikan tıbbı bize ne emrediyor? Kolesterol ilacı ver diyor. Bakın gazetelere yansıyan bir gerçek var. Nasıl bizim Sağlık Bakanlığımız bir bilimsel kurul kurdu, Amerika’da da böyle bir bilimsel kurul kuruldu ve “Normal kolesterol düzeyi kaçtır?” sorusuna bilim kurulu cevap versin istendi. Ve de normalin çok altı bir değer, 200 mü kabul ediliyor normal,150 gibi bir değer ileri sürdüler.
                          Sonradan ortaya çıktı ki bilim kurulunda yer alan 9 öğretim üyesinin dokuzu da ilaç şirketlerinden rüşvet almışlar.


                          - Hocam kızartmalarda ne tip yağ kullanmak gerekir?

                          - Kesinlikle zeytinyağı, kesinlikle.
                          - Peki, zeytinyağının yanma derecesi ayçiçeği yağından yüksek midir?
                          - 240 derece, ayçiçeği yağından çok daha yüksektir. Tava ısısı normal şartlarda 180 dereceyi çok az aşar. O yüzden rahatlıkla zeytinyağını kullanabilirsiniz ama dumanlaşma derecesi diye teknik jargonda adlandırılır sızma zeytinyağını kullandığınız zaman çok daha düşük derecelerde dumanlanma görürsünüz. O su buharıdır. Su buharıdır ve içindeki bazı organik maddeler yanar, koku maddeleri tat maddeleri yanar. O yüzden o, yağın yandığı anlamında değildir. Ne olur yanılmayın. Yağ yanmıyor. İçindeki bazı koku, renk maddeleri yanıyor. 240 dereceye kadar dayanan bir yağdır.

                          Bir dinleyicinin elindeki pet şişeden su içtiğini gören hoca


                          - Şimdi içtiğiniz su ile neler elde ettiğinizi de gözden geçirelim ve bu günkü toplantıyı kapatalım.
                          O polietilen tereftalat maddesinden üretilmiş
                          yani pet şişenin içindeki stalatlar suyun içine karışmış bulunuyor.
                          Ayrıca o plastiği yumuşatmak için antimon denen bir ağır metal kullanılmıştır. O da suyun içine karışıyor.
                          Dolayısıyla siz hem stalat, hem de antimon içmiş oldunuz şu anda
                          .

                          Peki, ne yapar bunlar size? Bunlar hormon bozucular diye geçer. Sizin vücudunuzda bir takım hormonal bozukluklar yaratır. Bu hormonal bozuklukların bir bölümü, örnek, östrojen etkisini göstererek 5 yaşında çocukların adet görmesine sebep olur. İki buçuk yaşında bir çocuk getirdiler Lüleburgaz’dan adet görüyor. İki buçuk yaşında. Hamile bir kadın östrojen etki gösteren bir hormonal bozucuyu aldığı zaman, o madde özellikle bu 19 litrelik su bidonlarında onlar polikarbon denen bir plastiktir ve ham madde olarak Bisfenol-A denen bir maddeden üretilir. Bisfenol-A’nın meme kanseri yaptığı 1930 yılından beri bilindiği halde ve 130 tane bilimsel yayın olduğu halde bunun hakkında hala biz o bidonlardan su içmeye mahkum bırakılıyoruz. Bisfenol-A hamile bir kadının karnındaki çocuğun beynindeki cinsiyet ayrım merkezine gittiğinde çocuğun homoseksüel olma olasılığı çok yükseliyor. Meme kanseri riski çok yükseliyor erkekse prostat kanseri riski normal bunla temas etmemiş insana göre 3 kat artıyor.
                          Yani musluk suyu için Allah aşkına.
                          - Arıtıcılar hocam?
                          - Paranız varsa arıtıcı kullanın. Ama paranız yok arıtıcı alamıyorsunuz, musluk suyu için.
                          Musluk suyu, kullandığınız plastik şişedeki su hangisi olursa olsun, ondan 100 kat iyidir.

                          İSKİ’nın her ay İstanbul’daki bütün su havzalarının sağlık raporları internette yayınlanıyor. Yıldız Teknik Üniversitesi piyasadan topladığı suları bakteriyolojik incelemeye gönderdi. Hepsinde mikrop çıktı. Hepsinde istisnasız. Yani siz sağlıklı olsun, temiz olsun çocuğum mikropsuz su içsin diye mikroplu suyu paranızla içiyorsunuz. Bıraktım vazgeçtim mikroptan, kanser yapıyor.

                          Almanya’da geçen sene ocak ayında Avrupa birliğinin gıda güvenliği merkezi vardır EFSA ocak 2010a kadar Bisfenol_A’nın sağlık sakıncası olmadığını iddia ediyordu. Ama toplum baskısıyla mayıs ayında biz bu işi araştıracağız dediler ve ekim ayında biberonlarda Bisfenol-A’nın kullanımını yasakladılar. Tamam, da biberonda yasakladın e çocuğuna Bisfenol-A’lı su bidonundan su katmıyor musun mamasını hazırlarken?Isı ve zaman etkisiyle plastiğin defalarca kullanılmasıyla Bisfenol-A’nın suya geçiş oranı çok artıyor. Şimdi su ısınmaz ki diyeceksiniz. Arizona’da yapılan bir çalışmaya göre şehirlerarası su nakli sırasında kamyon içerisindeki su 80 dereceye kadar ısındığı saptanmıştır. 80 dereceye ısınan su o plastikten ne kadar madde çözüyor biliyor musunuz? Sizi de sülalenizi de kanser etmeye yeter. Antalya’da yazın açık havada duran suyun derecesi kaç acaba? Banyo bile yapamazsın o kadar sıcak suyla. Ne olur musluk suyu kullanın. Bırakın şu plastikleri.

                          - Hocam bazı yiyecekleri plastik poşetlere koyup buzluğa atıyoruz . bu da sakıncalı mı?

                          - Şimdi bakın naylon folyo polietilen denen bir maddedir ve polietilenin bu güne kadar bir sağlık sakıncası tesbit edilmemiştir. Daha büyük sorun yoğurt kapları. Mesela bazen çay içiyoruz köpük gibi bardaklardan veya uçağa bindiğimizde şeffaf cam gibi çıt diye kırılan plastik bardaklar var hem o polystryne hem köpük gibi olan bardaklar da polystryne onlardan stryne çayımıza geçiyor o da kanser yapıyor.


                          Şimdi plastik yoğurt kaplarında, ben anlata anlata zannediyorum bazı firmalar artık polipropilen kullanmaya başladı. Kabın altına baktığımız zaman veya yanına baktınız zaman bir üçgen göreceksiniz. Üç oktan oluşan bir üçgen. Bu geri dönüşüm işaretidir. O üçgenin içinde bir sayı yazar. 5 numara polipropilendir altında da zaten PP yazar. Yoğurt alırken artık markaya göre değil kullandığı plastiğe göre tercihinizi yapın. Ben her yoğurt almaya gittiğimde maalesef aynı firma farklı marketlere farklı plastik gönderebiliyor. Daha ucuz marketlere adi plastiklerde, lüks semtlerdeki marketlere daha kaliteli plastikte gönderiyor. Ne acı. Yani ayırım yapıyor.
                          - Yani hocam üçgenin içinde 5 mi yazması lazım?

                          - Evet polipropilen
                          - 1,5 litrelik su şişelerinde 1 yazıyor.
                          - Evet, işte o PET polietilen tereftalat, kötü, 1 numara kötü. Evde 19 litrelik bidonların altına bakın. Onda da 7 yazar. 7 diğer plastikler anlamına gelir. Diğer plastiklerin içinde 6-7 farklı plastik vardır bunlardan bir tanesi de polikarbondur onun için üçgenin altında PC kısaltması vardır.
                          Bu günlük de bu kadar…..

                          Prof. Dr. Kenan DEMİRKOL

                          Yorum yap


                          • #28
                            PROF. DR. KENAN DEMİRKOL, AKILLI BESLENMENİN MATEMATİĞİNİ ANLATT
                            “Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!”


                            Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün “kibrit kutusu kadar” reçetelerini çöpe atın! Prof.Dr. Kenan Demirkol, A’dan Z’ye akıllı beslenmenin matematiğini anlatıyor... Şeker, vücudumuzu, demir paslanır gibi paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında yaşlandırıyor. Şekeri, gıda sanayiinden söküp atmak zor ama, işe evlerimizin kapısından başlayabiliriz!

                            Prof. Dr. Kenan Demirkol genel cerrah. Muayenehanesinin kapısında “prof.” yazmıyor. “Ben üniversitede hocayım, burada hekim” diyor. Söz bir ara “kronometreli doktorlara” geldiğinde, yani 15 dakika muayene süresini aşınca ikinci vizite ücretini alanlara çok şaşırdı. Çünkü kendisi saat takmıyor, “dalgınlıkla saatime bakar da hastayı tedirgin ederim” diye. Uzmanlık alanı, beslenmeyle yakından ilgili olan sindirim sistemi organları. Ancak Demirkol bir “akıllı beslenme” uzmanı. Bunu bir insanın tüm bedenine ilişkin olduğu kadar, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla da ele alıyor. Peki beslenme nedir? İlk aklımıza gelen, şişmanlık-zayıflık. Özellikle kadınlarda modasına göre sıfır bedenle, 90-60-90 arasında değişen ölçülerde olmak ya da olmamak. Doğru mudur? “Kibrit kutusu kadar” reçetelerini bir yana bırakıp, Demirkol’a: “Neden düşmandır şu ünlü üç beyaz?” diye sorduk. O, şekerle başladı.
                            “ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ PARALEL”
                            DEMİRKOL- Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir. ABD’de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65’i ya şişman ya daha da ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır.
                            Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa’da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir örtüşüyor. Çünkü; şeker sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. “Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım” demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker almasına gereksinim yoktur.
                            “12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR”
                            - Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli miktarlarda yemeleri doğru değil mi?
                            - Asla doğru değil.
                            - Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?
                            - Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar. Şeker sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisi. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış. Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor. Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor. Şimdi 100’lerdeyiz, 120’de şeker hastalığı. Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir de edimsel tip 2 diabet. Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar. Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60’lı yaşlarda görülmesi beklenir. Ama şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var. Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığıdır.
                            “KANSER HÜCRESİ DE ŞEKERLE BESLENİYOR”
                            - Ama, beyin sadece glikozla beslenmiyor mu?
                            - Doğru. Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden vücut elde ediyor. Kanser hücresi de şekerle besleniyor. Özellikle kemoterapi gören asla şeker yememeli.
                            Şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker ‘sakaroz’, iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik bünye. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gramkadardır. Orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü. İnsülin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecek. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacak. İnsülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu salgılanır. Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş olur.
                            Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır. Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda metabolize edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor. Bu da 30 gram şekerdir. Günde bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserit kan yağıdır. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika’da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.
                            “MEYVE YİYORSAN, ŞEKER YEME”
                            - Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek.
                            - Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz bir takım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.
                            - Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi?
                            - İncir ve muz en çok şeker içerenler. Ama onun dışındaki meyveler aşağı yukarı aynı.
                            - Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi? Bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar bunu?
                            “HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ…”
                            - Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben böyle ve de çok keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün.
                            - Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.
                            - Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü; hayvanları biz besliyoruz. Tıkıyoruz ahırlara “şunu yiyeceksin” diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.
                            - Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yerdi. Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider yermiş ilaç niyetine.
                            - Evet bu tüm hayvan aleminde var. Kaliforniya Valisi bütün o rambo görüntüsüyle Amerika’da en aklı başında valilerden biri oldu. İki büyük atılımı oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı. İki; patates cipsinin üzerinde, “öldürücüdür” yazısı konuyor.
                            AMERİKA’NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE…
                            - Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz?
                            - Yok, bir konu daha var. Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde etmek. 1920’li yıllarda Amerikan başkanı “benim köylüm mısırdan kalkınacak” fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi. Göz alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır ekiminin yüzde 40’ı Amerika’dadır. Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince değerlendirme yolları arandı. Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti. Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine. Artık şeker endüstriyel. Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz.Ama her türlü dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp dökmüyor. Kartal’dan fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor.
                            KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI
                            - Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp çiziliyor.
                            - Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye ulaşmanın en zor olduğu çağdayız. Çünkü, ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine binmiş durumda. O kadar büyük bir rant var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz.
                            Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi hasta ediyor. Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı oksitlenmedir. Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır. Birtakım gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler alırız. Örneğin, üzüm çekirdeği. Gerçekten bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını belirleyen, hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör. Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor. Kolesterol anne sütünde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada bolca var. Demek ki insan hayatının gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var. Bakıyorsunuz kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı.
                            “KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ”
                            - Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor.Bunun modası olur mu?
                            - Bakıyorsunuz LDL 130’a kadar normalde. Üç sene sonra 100, şimdi de 60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masum. Bizler suçluyuz. Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor. Yağsız kuzu şiş yediğinizi varsayalım, yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi yeseniz bir zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız kolesterolü, meşrubattan aldığınız şeker trigliserite dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği oluşuyor. Biz insanlara “kardeşim kolesterol zararlı değil. Ama oksitlenmesine izin verme” diyeceğimize, ilaç firmaları kolesterolü düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt.
                            Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde yapay beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim ineğimiz merada otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak.
                            ANTEP YUVALAMASININ FAYDALARI
                            - Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, süt yapacak da kaç kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez mi tüm bunlar?
                            - Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep böyle aldatılıyoruz. “Dünya nüfusu aç. Dünyayı besleyebilmemiz için yapay gübreye, yapay yeme ihtiyacımız var.” Hayvansal proteini, tek kaynak olarak görürseniz haklısınız. Ama insan ekmek yerken bile protein almış oluyor. Hububat, baklagillerde bile protein var. Şimdi doktorlar bunu okur okumaz itiraz ederler. Derler ki “Esansiyel amino asitler vardır”. Yani hayvansal gıdada var olan, vücudun üretemediği mutlaka dışardan alınması gereken bazı protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin; mercimekli bulgur pilavı yaptığınızda bulgurda eksik olanı mercimekten, mercimekte eksik olanı bulgurdan alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni gördüm, bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla birlikte pişiriliyor.
                            - Antep yöresinin yuvalaması gibi..
                            - Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini tamamlıyorlar. Tam ete eşdeğer protein almış oluyorsunuz. Makro nutrientler yağ, protein ve karbonhidrattır. Mikro nutrientler ise vitaminler, mineraller, enzimlerdir. Bizim süte kalsiyum açısından ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir hayvanın sütüyse içinde bulunan omega-3’e ihtiyacımız var. Türkiye’de biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten. Ama yapay yem üreticileri “biz dünyayı nasıl doyuracağız” yalanıyla kandırarak hayvancılığı katlettiler. Hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. Hızla kan şekerini yükselten, hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker hastası olmasına yol açan bir beslenme şekli.
                            İNEK NE YEMELİ
                            Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine yol açar. Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur. Yine merada beslenen ineğin sütünde insüline benzer büyüme hormonu vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin kendisini yenilemesini sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama batıda ekolojik hayvancılığın sonucu elde edilen süt ile konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasındaki fark yüzde 10-15’i geçmiyor.
                            Ne Türkiye yasalarında ekolojik hayvancılıkla barışığım, ne de AB’dekiyle. Ekolojik hayvancılık denince akla “ekolojik tarım sonucu elde edilmiş ürünlerle hayvanın beslenmesi” geliyor. Affedersiniz ama 2000 yıl önce hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya da pancarı. İneğin normal beslenmesinde pancarın, mısırın ve patatesin yeri var mı? Yok.
                            - Demek Amerika’dakilerin varmış.
                            Orada da yok. İster ekolojik tarımla, ister normal tarımla elde edilmiş olsun hayvana pancar verilmesi yanlış. Zaten hayvanın sütünün kötü olmasının sebebi hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran tarzda, mısırla beslenmiş olması. O yüzden ekolojik hayvancılık dediğimizde yasalarımızın buna göre organize olması gerekiyor. Tanımlamamız gereken, türe özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada? Öyle beslersek ineğin sağlıklı olmasını sağlarız. Dolayısıyla verdiği ürünün de insanlara sağlıklı olmasını sağlarız. Bütün doğada kendiliğinden yetişen yeşillikler omega-3 ağırlıklı yağ içerir. İnsanların eliyle ekilenler omega-6 içerir.
                            HAMSİYİ HANGİ YAĞDA KIZARTACAĞIZ
                            - Ne fark var arasında?
                            -. İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır. Bu hücre zarı lipo protein katmanla sarılı. Yani bir yağ bir de protein. Bu hücre zarındaki yağ ana madde olarak omega-3’tür. Tek tük omega-6 da içerir. Biz yeşillikten uzaklaştıkça ve hayvanımızı da yeşillikten uzaklaştırdıkça elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insanın her gün 1 gram omega-3 alması gerekiyor. Omega-6 yağ asitleri ile omega-3 yağ asitleri vücudumuzda aynı enzimlerle metabolize edilir. Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip çok omega-6 aldığımız için artık omega-3’e enzim kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçeği yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.
                            Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar da 3’e ayrılır. Doymuş yağ asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri. Çoklu doymamış yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da omega-3 ve omega-6’dır. Bundan 40-45 yıl öncesi omega-6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma söyledik. Ayçiçeği ve mısırözü yağlarını tükettirdik. Fakat sonra anladık ki bu yağlar iyi kolesterolü de, kötü kolesterolü düşürdüğü oranda düşürüyor. Bizim kolesterol açısından sağlıklı olmamızdaki unsur iyi ve kötü arasındaki dengedir. İkisini birden düşürürse denge bozulmamış olduğundan herhangi bir iyilik elde etmiş olmuyoruz.
                            DEPRESYONUN ÇARESİ
                            - İkisi arasında denge mi, fark mı önemli?
                            - Oran önemli. Omega-6’yı o kadar fazla alıyoruz ki, almış olduğumuz azıcık omega-3’ü de değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega-3 olmayınca hücre duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı da omega-3’ten oluşuyor. Vücut da asıl malzemeyi bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne bulursa onla hücreyi onarıyor. Omega-3 yerine, omega-6 yağ asidi olan araşidonik asidi kullanıyor. Ama bu asit bütün stres komalarının hammaddesi. Gecekondunuzu el bombasıyla örmüş oldunuz. Dışardan biri taş atsa havaya uçacak.
                            - Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım.
                            - Tabii. Omega-3’ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az oranda görülüyor. Zihinsel performans artıyor. Beynimizdeki toplam yağ asidinin yarısı omega-3 olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz.
                            ÇAY VE ZEKA
                            - Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi?
                            - Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında Türkiye’nin yarısı aptaldır lafı çok tepki yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş olmadı, ama Türkiye’nin yarısında demir eksikliği, kansızlığı var. Demir eksikliği zihinsel eksiklik yaratır. Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz Nesin haklıydı.
                            Türkiye’de çay tüketiminin de buna katkısı var. Demirin emilimini olumsuz yönde etkiliyor. Ama diğer taraftan çay iyi bir anti oksidan.
                            - Yemekten hemen sonra çay içme adetimiz var. Doğru mu?
                            - Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok.Yemekten hemen sonra çay içilebilir.
                            - Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra içmek gerektiği söyleniyor.
                            “ÇAYI ŞEKERSİZ İÇİN!”
                            - Üç saat. Ben tekrar omega-3’e dönmek istiyorum. Çünkü hayati bir olay. Omega-3’ün eksikliği insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların sertleşmesine yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın artmasına, dolayısıyla kalp damarının veya beyin damarının pıhtıyla tıkanıp “inme” veya “enfarktüs” olmasına yol açıyor. Bir yandan omega-3 kaynaklarımız çok azaldı Toplum olarak zaten balığı çok az tüketiyoruz. Omega-6’yı çok tükettiğimiz için omega-3’ün yolunu kesiyoruz.Artık kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği ve soya yağı kansere sebep olabiliyor. Akciğer kanseri, meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, şeker hastalığının oluşumunu kolaylaştırıyor.
                            - Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal yapısından dolayı mı, üretim hatasından mı?
                            - Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega-6 yağ asidi içerdiği için. Mesela zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor. Biz bunlara trans yağ asitleri diyoruz. Bu yağ asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek damar sertliği yapıyor. Diğer taraftan trans yağ asidi beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki iletiyi bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep oluyor.
                            “ANNEMİN YEMEKLERİ BAŞKAYDI”
                            - Acaba “tadı güzel” dediklerimiz bize dışardan dayatılan bir kavram mı? Güzel nedir?
                            - Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman size itiraz etmedi mi, “benim annem böyle yapıyor” diye?
                            - Ben güzel yemek yaparım.
                            - Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan alıştığı damak tadını arıyor. Belki dünyanın en kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu arıyor.
                            - Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin kavramı bile ne kadar çok değişmiş. Biz ona böyle bir değer yüklediğimiz için güzel oluyor. Toplumda da dayatılan değerler var. Kola ya da hamburger için “bak bu güzeldir” deniyor çocuklara.
                            - Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih ediyorum. Çünkü; onlar yakın zamanda anne baba adaylarıdır.
                            SPOTLAR(ÖNEMLİ BİLGİLER)
                            “Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz birtakım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.”
                            “Türkiye’de gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten.”
                            “Yapay yem üreticileri ‘biz dünyayı nasıl doyuracağız’ yalanıyla, hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor.
                            Doğal beslenen ineğin sütünde omega-3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı donmuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün asitlenmesine yol açar.
                            Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur.
                            Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama aradaki fark yüzde 10-15’i geçmiyor.
                            Elimizde tek bir omega-3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Halbuki insan her gün 1gram omega-3 alması gerekiyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçek yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor.
                            Zeytinyağı omega-9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega-3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor.

                            Yorum yap


                            • #29
                              Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                              Yorum yap


                              • #30
                                Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                                Yorum yap

                                Hazırlanıyor...
                                X