Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Kanser, kanser resimleri, kanser belirtileri, kanser çeşitleri, meme kanseri, akciğer

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • #61
    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

    Yorum yap


    • #62
      Kansere Neden Olan Beslenme Alışkanlıklarımız (Prof. Dr. Kenan Demirkol)



      İstanbul Sultangazi’de “KANSERE NEDEN OLAN BESLENME ALIŞKANLIKLARIMIZ” konusunda düzenlediği toplantıda Prof. Dr. Kenan DEMİRKOL’UN konuşması.
      “YAĞ” ve “ŞEKER”
      Eğer hayvan merada %100 yeşillikle besleniyorsa, asla başka yabancı gıda almıyorsa, o tereyağı dünyanın en iyi yağıdır. Zeytinyağından da iyidir. Ama marketten satın aldığınız tereyağı ahırda beslenen, pancar küspesi, mısır silajı veya başka tahıllarla beslenen hayvanların yağıdır…Sizin sağlığınızı korumak için ne yediğinize bakmanız lazım. İşte temel hatalardan biri yağ seçimi.

      Biz ayçiçek yağı, mısırözü yağı, margarin
      veya endüstriyel tereyağı yediğimiz sürece
      hasta olmaya mahkumuz.



      Elimizde iki tane yağ var şu anda. Bir, zeytinyağı; iki, %100 mera sütünden yapılmış tereyağı. Peki fındık yağını nereye sokacağız? Bu liste içinde bakın fındık yağının yağ asit içeriği, yani temel yağ bileşimi zeytinyağına çok yakındır. Hasta edici bir yağ değildir. Ama zeytini sıkıyorsun, yağını elde ediyorsun. Fındığı eziyorsun, püre haline getiriyorsun, 80 dereceye ısıtıyorsun, eter katıyorsan, yağını öyle elde ediyorsun. Hangisi tercih edilir? Zeytinyağı tabii ki. Yani fındık yağını eve sokmanın bir alemi yok. Ha zeytinyağının tadına hiç tahammül edemiyorsan o zaman rafine zeytinyağı kullanabilirsin. O da işte fındık yağıyla aynı yöntemle elde edilir. Yani piyasa değeri olmayan, çok koyu, kokulu zeytin yağlar fabrikaya gönderilir. Onlar da 70-80 dereceye ısıtılır; sonra da eter katılır; yağ elde edilir. İlk etapta rafine zeytin yağı elde edilir. Hiç kokusu yoktur, hiç tadı yoktur. Eğer bu rafine zeytin yağına, %5 oranında sızma zeytin yağı katarsanız, o zaman riviera tipi zeytinyağı elde etmiş olursunuz. Hani marketlerde görüyorsunuz ya, o fabrika eseri bir yağdır; ayçiçekle filan karışmış değildir. Saf zeytinyağıdır. Ama neden yoksundur biliyor musunuz? Sızma Zeytinyağında var olan antioksidanlardan yoksundur. Çünkü oksitlenme, yani paslanma bütün bizim hastalıkların temelindeki ana unsurdur.


      Nasıl açık havada bırakırsan demiri yağmurda paslanır,
      ama biz ne yaparız, antipas diye bir boya süreriz paslanmasın diye.

      Vücudumuzun da antipasları vardır.
      Bunlara biz antioksidan diyoruz.

      Antioksidanları ağırlıklı olarak sebze-meyvelerden elde ediyoruz. Zeytinyağı antioksidanlardan çok zengindir ve kalp hastalıklarına karşı koruyuculuğu önemli oranda antioksidanlardan dolayı kaynaklanmaktadır. Ama biz onu ısıttığımız zaman, rafine zeytinyağı elde ettiğimiz zaman, bu unsurları geniş ölçüde kaybediyor. O yüzden mümkün mertebe sızma zeytinyağı kullanmalıyız ve çocuklarımıza da bu tadı alıştırmamız lazım.İkinci temel hatamıza geçmeden birincisi olan yağ seçimini özetlersek, daha Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinin Trabzon bölümünde, hamsinin zeytinyağı ile kızartıldığının tarifi vardır. Sen 500 sene önce bu topraklarda bunu biliyordun. Ama biz, dış etkilerle doğruyu unutturulduk ve yanlışlara sürüklendik. İşte o yanlışlıklar bizi hastalıklara sürüklüyor. Zaten dünyada bir tek Akdeniz yöresinde yetişiyor. Şimdi Arjantin’de, Çin’de zeytin ağacı yetiştirilmeye çalışılıyor. Biz toprağındayız. 5.000 yıldır bu topraklarda zeytinyağı kullanılıyor. Ne olur biraz özümüze geri dönelim.

      İkinci büyük hata şeker.
      Hayatımızda şeker, insanlık tarihi itibarıyla bakarsanız çok yeni bir olgu.


      Peki şeker bir besin maddesi midir?
      Değildir.

      Çünkü besin maddesini nasıl tanımlıyoruz? İnsanın bedensel ve ruhsal işlevlerini ve çoğalmak için, yani neslini sürdürmek için gerekli maddelere biz besin maddeleri diyoruz. Şeker, insanın herhangi bir işlevini yerine getirmek için gerekli mi?
      Evet. Beyin glikozla çalışıyor.
      Omurilik hücreleri glikozla çalışıyor.
      Eritrosit dediğimiz alyuvarlar glikozla çalışıyor.
      Enerji kaynağı olarak glikozu kullanıyor.
      Peki dışarıdan şeker alıp da daha akıllı olan bir insan gördünüz mü?

      Hani beyin glikozla çalışıyor ya, şeker yediği için daha akıllı olan bir insan gördünüz mü? Veya sperm, enerji kaynağı olarak früktozu kullanıyor. Meyve yiyip de daha müthiş erkek olanı gördünüz mü? Çünkü;
      insanın gereksinimi olan glikozu da früktozu da
      vücut kendisi üretiyor.
      Dışarıdan asla alınmasına gerek yok.
      Dolayısıyla biz şeker yediğimiz zaman
      tamamen sadece damak zevkimiz için yiyoruz.
      Asla hiçbir bedensel ihtiyacımız yok.

      O yüzden şekere boş kalori denir. Yani gereksiz yere aldığımız kalori. E bugün bakın şimdi son bir hafta içinde yediklerinize, ne kadar boş kalori aldınız? Çok… Niye?… Hasta olmak için, Sadece hasta olmanıza katkıda bulundu. Bir de son zamanlarda pancardan elde edilen şeker de bir yana bırakıldı; daha ucuz olsun diye mısırdan elde edilen şeker kullanılmaya başlandı. Fruktozdan zengin mısır şurubu. Ne yazık ki, bizim gıda tüzüğümüzde farklı şekerlerin farklı adlandırılması zorunluluğu yok. Şeker şekerdir mantığıyla ister nişasta bazlı şeker yani mısır nişastasından elde edilmiş şeker olsun ister pancar şekeri ister … şekeri olsun hepsinin üstünde şeker yazılması yeterli.

      Halbuki


      mısırdan elde edilen fruktozdan zengin mısır şurubu,
      aynı miktar kaloride bile olsa normal şekere göre
      % 46 daha şişmanlatıcı.

      Özellikle karın bölgesi yağlanmasına yol açıyor. Bu bilimsel olarak kanıtlandı.
      Dünyanın en saygın üniversitelerinden biri, Amerika’da bir teknik üniversitenin bir öğretim üyesinin sözünü ödünç alarak size söylemek istiyorum “Yaşadığımız çağ, akademik kapitalizm.” Yani sermaye sahiplerinin akademisyenleri satın alması sonucu, toplumla paylaşmak istediklerini akademisyenlere söylettirdikleri çağdayız.. Yani satılmış insanların çağı. Satılmış bilim insanlarının çağındayız.

      Üçüncüsü ise karaciğer yağlanması. Ama ne tür bir yağlanma? Alkolizm dışı bir yağlanma.
      O yüzden biz buna alkol dışı karaciğer yağlanması deniyor. Ve alkol dışı karaciğer yağlanması, özel tipli bir siroza neden oluyor. Atatürk’ün öldüğü siroz hastalığı var ya. Özel bir tipte siroz hastalığı, kriptojenik siroz deniyor buna. Amerika’da son otuz yıl içinde üç kat artan karaciğer kanserinin de kriptojenik siroz sonucu olduğu belirtiliyor. Yani sonuçta Amerika’da son 30 yılda üç kattan fazla görülen karaciğer kanserinin sebebi mısır şurubudur. Bu, bu kadar açıkken bizim bakanlığımız dün yaptığı açıklamada hiçbir bilimsel kanıt sunulamamıştır diyor. Benim 110 tane bilimsel yayın kullanarak yazdığım, on yedi sayfalık raporu da çiğneyerek bunu yapmış. 17 sayfalık rapor gönderdim onlara. 110 tane de literatür ekledim. Ama neoliberalizmdeki iktidarlar sermayenin iktidarıdır; vatandaşın iktidarı değildir. Yurttaşın iktidarı değildir...


      Ne olur çocuklarınızı mısır şurubundan uzak tutun.
      Hem şekerden uzak tutun ama özellikle de yani gofret, bisküvi kek
      dışardan alacağına az şekerli bir keki evde kendin yap.



      Yani ambalajlı bir ürün sunmayın çocuklarınıza.
      Bugün gıda sanayisinde
      sadece ve sadece
      aksi belirtilmediği takdirde
      mısır şurubu kullanılıyor.
      Dondurmalarda o kullanılıyor,
      hazır aldığınız baklavanın şerbeti
      bile mısır şurubundan.


      Kartal’da onun fabrikası var Ülker’le Cargill firmalarının ortak kurdukları bir fabrika. Baklava şerbeti bile oradan geliyor. Çocuklarınıza illa tatlı bir şey yedirecekseniz, ne olur evde kendiniz yapın ve olabildiğince az şekerli yapın. Çünkü total olarak da şeker zararlı zaten, yani;
      insanın
      zarar görmeden günde tüketebileceği
      şeker miktarı 30 gram dolayındadır.
      30 gram, 8 kesme şekeri yapar.

      Ama bu şekerin içinde ne yazık ki meyve de var, bal da var, yani siz kahvaltıda bir tatlı kaşığı bal yediyseniz, hakkınız 7 ye düştü. Bu hakkınızı ağırlıklı olarak meyve olarak değerlendirin. Eğer bugün hiç şeker yememişseniz, bal dahi yememişseniz, çayınıza hiç şeker koymamışsanız, başka hiçbir şeker kaynağı da yoksa, 8 kesme şekerin karşılığı 300 gram portakal veya 300 gram elma veya 400 gram kiraz veya vişne veya 100 gram kadar muz, incir veya üzüm yiyebilirsiniz. Ama sadece 100 gram. Yani mandalina zamanı koy hanım önüme bir kilo mandalinayı ben bunu yiyeyim bu sağlıklı değil. Siz sınırsızca sebze yiyebilirsiniz ama meyve sınırlı yemeniz lazım. Meyvenin fazlası da şişmanlatır. Ve zararlıdır, karaciğer yağlanması yapar….. Yani meyve tek başına bile hem karaciğer yağlanması, hem karın tipi şişmanlık yapabilir. Karın tipi şişmanlığın çok özel bir yeri vardır. Bağırsak çevresindeki iç organların çevresindeki yağlar hormonal etkin yağlardır ve bu hormonal etkin yağlar ne yazık ki kanser oluşumunda da, kalp-damar hastalığı oluşumunda da etkindir.



      O yüzdeneşit bir şişmanlık, yani kollar bacaklar her taraf eşit ama karın büyümemiş. Bu şişmanlığa çok itirazımyok.


      karın tipi şişmanlık
      eşittir şeker hastalığı,
      eşittir kalp hastalığı,
      eşittir kanser.

      O yüzden göbekler inecek. Göbekler inmediği sürece sağlıklı olma şansımız yok. Göbekleri indirmek içinde şekerden uzak duracağız. Çünkü en çok karın tipi şişmanlık yapan früktozdur. Bizim yediğimiz pancar şekerinin de yarısı früktozdur. Yediğimiz meyvenin şekerinin de yarısı früktozdur. Biz früktozu azaltmak zorundayız. Karın tipi şişmanlığı, dolayısıyla kalp hastalığı, kanser, inme gibi hastalıklardan kurtulmak istiyorsak karnımız inecek.- Esmer şeker hakkında ne düşünüyorsunuz?
      - Bakın bütün şekerler esmerdir. Üretim aşamasında karamelize olur. O yüzden esmerdir ama yıkandıkça üzerindeki karamel atılır, rafine edildikçe beyazlaşır. Yani senin dediğin esmer şeker, yediğin beyaz şekerin üretimdeki bir önceki aşamasıdır. Sadece ticari bir tuzak. Daha yüksek fiyata satabilmek için ticari bir tuzak……
      Şimdi karaciğer yağlanmasının önemli bir bölümü selim seyredebilir. Yani her hangi bir sorun yaratmadan da insan ömrünü bununla sürdürebilir. Ama bir bölümü yine hatalı beslenmenin devam etmesi koşuluyla, yağlı karaciğer iltihabına dönüşebilir. Alkol dışı yağlı karaciğer iltihaplanmasıdır bu hastalığın adı. Ciddi karaciğer yetersizliği, siroz karaciğer kanseri aşamasıdır. Bazen yağlı karaciğer iltihabı olmadan da sadece yağlı karaciğer aşamasında da bazı hastalıklar çıkabilir ama yağlı karaciğeriniz varsa iki yol var sizin önünüzde; biri nispeten hayatınızı idame edeceğiniz bir yol öbürü de ölümdür. O yüzden ne yapıp yapıp karaciğer yağlanmasını tedavi ettirmelisiniz. Bunun da temelinde şekeri tümüyle sıfırlamanız geliyor. Ancak iki yıl gibi bir süre içinde toparlayabilirsiniz……
      Şeker kesmeyi dile getirdiğimiz zaman
      karaciğer yağlanması açısından,
      o zaman nişastayı da kesmemiz lazım.

      Çünkü nişasta, daha ağzımızda çiğnendiğinde tükürükle glikoza dönüşür. Şekerdir; yani nişasta da şekerdir.- Kolesterolün karaciğer yağlanmasıyla bir ilgisi var mı?
      - Kolesterol olmazsa hayat olmaz. Bütün hormonlarımızın ham maddesi kolesteroldür. O yüzden zaten anne sütünde kolesterol çok yüksektir. Çocuğun hormonlarının üretilmesi için başlangıçta anneden aldığı kolesterole ihtiyacı vardır.

      Kolesterol masum bir maddedir.
      Ama oksitlenirse oksikolesterole dönüşür
      ve damar sertliği yapar.
      Peki oksitleyen ne?
      Şeker.


      Yedikten sonra şeker trigliseride dönüşür. Yağdır o ve o trigliseritten kolesterolü oksitleyerek damar sertliği yapar bir. İki;


      ayçiçeği yağı,
      mısır özü yağı
      veya margarinden
      elde edilen trans yağ asitleri
      kolesterolü oksitler ve böylece
      damar sertliği oluşur.

      Üç, yapay yemle beslenen hayvanların sütünde de iç yağı vardır. Damar sertliği yapıcı doymuş yağ asitleri vardır, bunlar kolesterolü oksitler ve hasta eder bizleri. Şimdi hayvanın merada otlarsa ayçiçeği yağı mısırözü yağı margarin kullanmazsan şekeri de azaltırsan senin damar sertliği olma şansın kalmıyor. Kolesterolün ne olursa olsun. Ama bu bilgi kolesterol ilacı üreten Amerikan şirketlerinin işine gelmiyor.
      yılda sadece kolesterol ilacı satımından
      50 milyar dolar elde ediyorlar.



      O yüzden de Amerikan tıbbı bize ne emrediyor? Kolesterol ilacı ver diyor. Bakın gazetelere yansıyan bir gerçek var. Nasıl bizim Sağlık Bakanlığımız bir bilimsel kurul kurdu, Amerika’da da böyle bir bilimsel kurul kuruldu ve “Normal kolesterol düzeyi kaçtır?” sorusuna bilim kurulu yanıt versin istendi. Ve de normalin çok altı bir değer, 200 mü kabul ediliyor normal,150 gibi bir değer ileri sürdüler. Sonradan ortaya çıktı ki bilim kurulunda yer alan 9 öğretim üyesinin dokuzu da ilaç şirketlerinden rüşvet almışlar.
      - Hocam kızartmalarda ne tip yağ kullanmak gerekir?
      - Kesinlikle zeytinyağı, kesinlikle.
      - Peki, zeytinyağının yanma derecesi ayçiçeği yağından yüksek midir?
      - 240 derece, ayçiçeği yağından çok daha yüksektir. Tava ısısı normal şartlarda 180 dereceyi çok az aşar. O yüzden rahatlıkla zeytinyağını kullanabilirsiniz ama dumanlaşma derecesi diye teknik jargonda adlandırılır sızma zeytinyağını kullandığınız zaman çok daha düşük derecelerde dumanlanma görürsünüz. O su buharıdır. Su buharıdır ve içindeki bazı organik maddeler yanar, koku maddeleri tat maddeleri yanar. O yüzden o, yağın yandığı anlamında değildir. Ne olur yanılmayın. Yağ yanmıyor. İçindeki bazı koku, renk maddeleri yanıyor. 240 dereceye kadar dayanan bir yağdır……

      - Bir dinleyicinin elindeki pet şişeden su içtiğini gören hoca,

      - Şimdi içtiğiniz su ile neler elde ettiğinizi de gözden geçirelim ve bu günkü toplantıyı kapatalım.


      O polietilen tereftalat maddesinden üretilmiş
      yani pet şişenin içindeki stalatlar
      suyun içine karışmış bulunuyor.
      Ayrıca o plastiği yumuşatmak için
      antimon denen bir ağır metal kullanılmıştır
      o da suyun içine karışıyor
      dolayısıyla siz hem stalat,
      hem de antimon içmiş oldunuz şu anda.

      Peki, ne yapar bunlar size? Bunlar hormon bozucular diye geçer. Sizin vücudunuzda bir takım hormonal bozukluklar yaratır. Bu hormonal bozuklukların bir bölümü, örnek, östrojen etkisini göstererek 5 yaşında çocukların adet görmesine sebep olur. İki buçuk yaşında bir çocuk getirdiler Lüleburgaz’dan adet görüyor. İki buçuk yaşında. Hamile bir kadın östrojen etki gösteren bir hormonal bozucuyu aldığı zaman, o madde özellikle bu 19 litrelik su bidonlarında onlar polikarbon denen bir plastiktir ve ham madde olarak Bisfenol-A denen bir maddeden üretilir. Bisfenol-A’nın meme kanseri yaptığı 1930 yılından beri bilindiği halde ve 130 tane bilimsel yayın olduğu halde bunun hakkında hala biz o bidonlardan su içmeye mahkum bırakılıyoruz. Bisfenol-A hamile bir kadının karnındaki çocuğun beynindeki cinsiyet ayrım merkezine gittiğinde çocuğun homoseksüel olma olasılığı çok yükseliyor. Meme kanseri riski çok yükseliyor erkekse prostat kanseri riski normal bunla temas etmemiş insana göre 3 kat artıyor.
      Yani musluk suyu için Allah aşkına.
      - Arıtıcılar hocam?
      - Paranız varsa arıtıcı kullanın. Ama paranız yok arıtıcı alamıyorsunuz, musluk suyu için.

      Musluk suyu
      İstanbul’da kullandığınız
      plastik şişedeki su hangisi olursa olsun
      100 kat iyidir.



      İSKİ’nın her ay İstanbul’daki bütün su havzalarının sağlık raporları internette yayınlanıyor. Biz geçen sene NTV’de bir su programı yapmıştık ve NTV Yıldız Teknik Üniversitesinde piyasadan topladığı suları bakteriyolojik incelemeye gönderdi. Hepsinde mikrop çıktı. Hepsinde istisnasız. Yani siz sağlıklı olsun, temiz olsun çocuğum mikropsuz su içsin diye mikroplu suyu paranızla içiyorsunuz. Bıraktım vazgeçtim mikroptan, kanser yapıyor. Almanya’da geçen sene ocak ayında Avrupa birliğinin gıda güvenliği merkezi vardır EFSA ocak 2010a kadar Bisfenol_A’nın sağlık sakıncası olmadığını iddia ediyordu. Ama toplum baskısıyla mayıs ayında biz bu işi araştıracağız dediler ve ekim ayında biberonlarda Bisfenol-A’nın kullanımını yasakladılar. Tamam, da biberonda yasakladın e çocuğuna Bisfenol-A’lı su bidonundan su katmıyor musun mamasını hazırlarken? Isı ve zaman etkisiyle plastiğin defalarca kullanılmasıyla Bisfenol-A’nın suya geçiş oranı çok artıyor. Şimdi su ısınmaz ki diyeceksiniz. Arizona’da yapılan bir çalışmaya göre şehirlerarası su nakli sırasında kamyon içerisindeki su 80 dereceye kadar ısındığı saptanmıştır. 80 dereceye ısınan su o plastikten ne kadar madde çözüyor biliyor musunuz? Sizi de sülalenizi de kanser etmeye yeter. Antalya’da yazın açık havada duran suyun derecesi kaç acaba? Banyo bile yapamazsın o kadar sıcak suyla. Ne olur musluk suyu kullanın. Bırakın şu plastikleri.
      - Hocam bazı yiyecekleri plastik poşetlere koyup buzluğa atıyoruz . bu da sakıncalı mı?
      - Şimdi bakın naylon folyo polietilen denen bir maddedir ve polietilenin bu güne kadar bir sağlık sakıncası saptanmamıştır. Daha büyük sorun yoğurt kapları. Mesela bazen çay içiyoruz köpük gibi bardaklardan veya uçağa bindiğimizde şeffaf cam gibi çıt diye kırılan plastik bardaklar var hem o polystryne hem köpük gibi olan bardaklar da polystryne onlardan stryne çayımıza geçiyor o da kanser yapıyor.


      Şimdi plastik yoğurt kaplarında, ben anlata anlata zannediyorum bazı firmalar artık polipropilen kullanmaya başladı. Kabın altına baktığımız zaman veya yanına baktınız zaman bir üçgen göreceksiniz. Üç oktan oluşan bir üçgen. Bu geri dönüşüm işaretidir. O üçgenin içinde bir sayı yazar. 5 numara polipropilendir altında da zaten PP yazar. Yoğurt alırken artık markaya göre değil kullandığı plastiğe göre tercihinizi yapın. Ben her yoğurt almaya gittiğimde maalesef aynı firma farklı marketlere farklı plastik gönderebiliyor. Daha ucuz marketlere adi plastiklerde, lüks semtlerdeki marketlere daha kaliteli plastikte gönderiyor. Ne acı. Yani ayırım yapıyor.


      - Yani hocam üçgenin içinde 5 mi yazması lazım?
      - Evet polipropilen

      - 1,5 litrelik su şişelerinde 1 yazıyor.
      - Evet, işte o PET polietilen tereftalat, kötü, 1 numara kötü. Evde 19 litrelik bidonların altına bakın. Onda da 7 yazar. 7 diğer plastikler anlamına gelir. Diğer plastiklerin içinde 6-7 farklı plastik vardır bunlardan bir tanesi de polikarbondur onun için üçgenin altında PC kısaltması vardır.
      Bu günlük de bu kadar…..
      Prof. Dr. Kenan DEMİRKOL

      Yorum yap


      • #63
        Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

        Yorum yap


        • #64
          Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

          Yorum yap


          • #65

            Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

            Yorum yap


            • #66
              Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

              Yorum yap


              • #67
                Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                Yorum yap


                • #68

                  Kanser 'de Zerdeçal Mucizesi

                  Zerdeçal; Hindistan ve Asya'da baharat, tıbbi ilaç ve kozmetik sektöründe; iltihaplarda, cilt yara ve tümörlerinde, zihinsel fonksiyonları arttırmada kullanılan polifenolik bileşimi olan çok güçlü bir bitki olarak bilinmektedir. Polifenolik yapıdaki etken madde olan curcuminin içeriğindeki hidroksil grupları zerdeçala antioksidan özellik kazandırmaktadır. Curcuminin antioksidan, antitümöral, antiinflamatuar, antikarsinojenik, antialerjik, antidemans etkileri ve serbest radikal çöpçüsü olduğu yapılan birçok çalışmayla gösterilmiştir. Tabi etki mekanizmasının daha etkili olabilmesi ve hedefe daha kolay ulaşılabilmesi için bu bitkinin bitkisel sıvı ekstratları üretilmektedir. Bitkisel sıvı ekstratlar ile bitkileri doğal yollardan tüketip yarar sağlama mekanizmasını arttırmak amaçlanmıştır. Bitkinin tek bir etken maddesi yerine tamamını almak etkisini arttırmakla birlikte, sıvı şekliyle tüketmek en mükemmel faydaya ulaşmamızı sağlamaktadır.

                  Curcuminin antikanserojenik etkisi bilimsel kaynaklarla da desteklenmektedir…
                  Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Biyokimya Anabilim Dalının yapmış olduğu bir çalışmada curcuminin çok güçlü antikanserojenik etkisinin olduğu kanıtlanmıştır. Ayrıca meme bezi, ağız, özafagus, mide, bağırsak, kolon, akciğer, prostat ve karaciğerin tümör genesisini baskıladığını ortaya koymaktadırlar. Curcuminin farklı tümörler üzerinde de çok farklı mekanizmalarla etki gösterdiği ifade edilmektedir. İnflamasyonu baskılar, hücre poliferasyonunu inhibe eder ve belli onkogenleri baskılayarak, tümör implantasyonunu ve karsinojenlerin biyotransformasyonunu inhibe ettiği çeşitli çalışmalarla ortaya konulmuştur. Yani bu demek oluyor ki zerdeçal mükemmel bir anti-tümöral ajandır.Curcumin, GST adı verilen kanserojen maddelerin vücuttan atılmasında görev alan ve DNA zararına karşı dokuları koruduğu düşünülen enzimi faaliyete geçirir. Böylece ilaçlar, yiyecek bileşenleri veya gıda katkı maddeleri ile vücuda alınan toksik ve kanserojenik bileşiklere karşı dokuları korur. Çeşitli araştırmacılar tarafından tümör hücrelerinin ölümünü teşvik ettiği dolayısıyla kansere karşı ajan olduğu dile getirilmiştir.

                  Meme kanserli hayvanlarda uygulanan curcumin tedavisi kanser hücrelerinin ölümsüzlüğünü sağlayan telomeraz aktivitesini azaltarak kanser oluşumunu önleme yolunda çok etkili bir uygulama olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca denekler iki gruba ayrılıp birinci gruba kanserli hücreden önce curcumin, ikinci gruba kanserli hücreden sonra curcumin verilmiştir. Önce verilen curcuminin daha etkili olduğu saptanmıştır yani besinler ile günlük diyette almak kanser oluşumunu önlemede çok önemli bir faktör olarak değerlendirilmektedir. Yine Tayvan ve Hindistan da yapılan bir takım klinik çalışmalarda mesane, yumuşak damak, mide, serviks ve ciltte kansere dönüşen lezyonlarda iyileşmeler tespit edilmiştir. Hayvan deneylerinde ise meme kanserli vakaların akciğer metaztasını engellediği, kemoterapi ilaçlarının kanserli hücreleri öldürme etkisini de arttırdığı gözlenmiştir. Pankreas kanseri hücrelerinde de öldürücü etkisi olduğu gözlenmiştir. Bağırsak epiteli ve karaciğerde metabolize olmasından dolayı da kalın bağırsak kanserinin gelişimini engeller.

                  Radyasyona karşı zerdeçal ve C vitamin kompleksi…
                  Radyasyon, hücre içi moleküllerde ve daha önemlisi genetik materyal olan kromozomlarda (DNA), kimyasal bağların kopmasına neden olmaktadır. Mutasyon olarak adlandırılan bu genetik hasarlar hücre tarafından tamir edilemez ise hücreyi ölüme götüren metabolik süreci başlatan değişiklikler meydana gelir. Ancak sağlam doku hücrelerindeki genetik hasar hücrenin ölümüyle sonuçlanmaz ise yıllar sonra kansere neden olabilmektedir.Curcumin ise serbest radikalleri tutarak DNA'yı oksidatif hasardan korur. Radyasyona karşı koruyucu etkisi, antioksidan özelliğinden kaynaklanmaktadır. C vitamini ile birlikte radyasyon hasarında ortaya çıkan serbest radikalleri bağlar. Bu şekliyle kanseri önlerken sağlıklı nesiller yetiştirilmesine de olanak sağlar. Radyasyon kaynaklı hasarlar nedeni ile insan neslinin zarar görmesi çok büyük bir global sorundur, curcumin ile genetik hasarlara karşı önlem alınabilir.

                  Zencefil+zerdeçal ayrılmaz ikilisi…
                  Zencefil ve zerdeçal yüzyıllardır birlikte kullanılmışlardır. Özellikle mide ülserleri ve gastritte kombinasyon tedavisi çok mükemmel sonuç vermektedir. Bitki kombinasyonların da iki bitkinin faydasındansa iki bitkinin bir araya gelmesiyle elde edilen farklı faydaları da ortaya çıkar. Bitkilerde bir + bir, iki etmez kuralı geçerlidir. İki bitki birlikteyken ayrı, ayrı kullanılmalarından daha fazla yarar sağlarlar. Zencefil mide bulantısı ve kusmayı da engellemektedir. Ayrıca kemoterapi sonrasında da oluşan bulantı ve kusma yakınmalarını azalttığı bilinmektedir. Hamilelik, cerrahi girişim sonrası veya duygusal bozukluklara bağlı bulantı ve kusmada da faydalı olduğu klinik çalışmalarla gösterilmiştir.



                  Zencefil ekstratı (ZİNGİBER OFFİCİNALE) mide problemlerinde en etkili çözüm mü?
                  Zencefil yüzyıllar boyunca geleneksel tıpta kullanılmış, günümüzde de yapılan araştırmalar ve geliştirmeler neticesinde ilgi odağı olmuş bir bitkidir. 16.yy dan beri Ayurvedik tıpta ve geleneksel Çin tıbbında mide-bağırsak yakınmalarının tedavisi için kullanılmaktadır. En önemli kullanım sahası bulantı; Bulantı ve kusmanın tedavisi, ishal, mide ve bağırsak gazı, hazımsızlık, kasılma tarzı ağrıların giderilmesinde, iştah açıcı, idrar miktarını arttırıcı, romatroid, artrit ve kanser tedavisidir.

                  Zencefil'in Roma, Çin, Yunan ve Osmanlı tıp tarihindeki kaynaklarda bile kullanıldığıyla ilgili bilgiler mevcuttur. Günümüzde de Avusturya, Çin, Mısır, Almanya, İngiltere, Japonya, İsviçre gibi sağlık sektöründe öncü ülkelerin farmakopelerinde kolit, ülser, gastrit ve midedeki gaz problemlerine çözüm olarak yer almaktadır. Ayrıca içeriğindeki olerezin, gingeroller, sabit yağlar, mumlar ile hazmı kolaylaştırır, bulantıya karşı birebirdir, nezle ve gripte harika bir takviyedir. Ayrıca United States Pharmakopeia'ya kilo kaybı, el ve ayaklardaki soğukluğa iyi geldiğiyle kayıtlıdır. Bunların dışında zencefilin pozitif inotropik etki (kalbin kasılabilirliğinin düzenlenmesi), antitrombotik etki(kanın pıhtılaşmasını önleyen), antioksidan, antimigren ve antilipidemik (kandaki lipid-yağ oranını düşürücü) etkileri olduğu saptanmıştır. Hindistan da farenjit, hazımsızlık ve iştahsızlıkta, Çin de bulantı, kusmanın yanında nefes darlığında ve osteroaritritli dizlerdeki ağrıyı önemli ölçüde azaltıcı olarak kullanılmaktadır. Yapılan klinik çalışmalar ve hayvan deneyleri de bunları desteklemektedir. Amerika'daki Ulusal Kanser Enstitüsü tarafından desteklenen bir çalışmada kemoterapiye bağlı bulantı ve kusmanın tedavisinde olumlu sonuç alındığı belirtilmiştir.


                  Ekstrakt kullanmanın avantajları nelerdir?
                  Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nün yürüttüğü bir çalışmada zencefilin doza bağımlı olarak(yüksek dozlarda)güçlü antibakteriyel etkisinin olduğu gözlenmiştir. Yani yüksek miktarda bitki kullanmayı gerektirmektedir ki bunu bitkisel sıvı ekstratlarla doğal yoldan sağlayabilmekteyiz. Bilimsel yolla yapılan bu denemeler bitkinin ekstratları ile yapılmaktadır çünkü bitki sudan ziyade farklı çözücüler de etken maddesini daha kolay verebilmektedir. Bu yolla bitki posası yerine bitkinin ihtiyacımız olan tarafını daha yüksek oranda elde edebilmekteyiz. Yine zencefilin bitkisel ekstraktıyla yapılan deneylerde antifungal, antiviral, antienflamatuar etkileri ve önemli derecede antimikrobiyal olduğu, bütün gram(+), gram (-) bakterilere karşı etkili olduğu gösterilmiştir. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Farmakoloji ve Toksikoloji ana bilim dalının yaptığı bir araştırma sonucu bu etkiyi siklooksijenaz ve 5-lipoksijenaz enzimlerinin inhibisyonu sonucu lökotrin ve prostaglandin sentezini azaltarak gösterdiği bildirilmektedir. Farelere oral yolla uygulanan zencefil ekstraktının ödemi azalttığı da gözlenmiştir.

                  Kansere damgasını vuran zencefil mucizesi…
                  Kanserli hastalıklarda zencefil ekstraktının kullanımı M.Ö. yıllara dayanmaktadır. Antitümör etki kansere karşı da koruyucu olduğunu göstermektedir. Amerika'da Michigan Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre Amerikalı bilim adamları, zencefilin yumurtalık kanserinin tedavisinde kullanılabileceğini duyurdu. Zencefil ekstresinin kanserli hücreye uyguladıklarını, mucize bitkinin kanser hücresini öldürdüğünü ve bu hücrelerin kemoterapiye karşı direnç kazanmasını önlediği görüldüğünü belirttiler. Yumurtalık kanserli hücrelerle yapılan çalışmalarda damarlanmayı azalttığı, tümörün çoğalmasını da baskıladığı gözlenmiştir. Ayrıca Chicago Üniversitesi kan kanseri uzmanlarından Dr.Richard Schilsky zencefilin kanser hastalarının acılarını da azalttığını ve antikanserojen olarak çok iyi sonuç verdiğini kaydetti. Yine başka bir klinik deney sonucunda akciğer, adenokanserler, meme, mide, karaciğer, pankreas, yumurtalık ve kalın bağırsak kanseri, melanom, lösemi ve lenfoma hücrelerini öldürdüğü saptanmıştır..

                  Yorum yap


                  • #69
                    P53 geninin kanser hücresinde nasıl inaktif olduğu saptandı!

                    P53 geni ve tümörlerin büyüme mekanizması
                    P53 geninin, insan genomunda en önemli genlerden biri olarak kabul edildiğini söyleyen Heritage Medical Research Centre araştırmacısı Dr. Roger Leng, p53 geninin kanser hücrelerinde nasıl inaktif olduğunu ve tümörün büyümesine nasıl yol açtığını saptadıklarını açıkladı. Dr. Leng ve ekibi, sorumlunun UBE4B geni olduğunu ve bu genin hem p53 genine hem de MDM2 proteinine bağlandığını, bu sayede proteinler arasındaki bu ilişkinin çözüldüğünü yayınladıkları çalışma ile açıkladılar.

                    Uzun yıllardır MDM2 proteininin vücuttaki p53 düzeyini düşürdüğü biliniyordu, fakat insan tümörlerinin %50’sinden fazlasında kanser hücrelerinde p53 geninin inaktif olmasına neyin yol açtığı bilinmiyordu. MDM2’nin tek başına tümörü baskılama özelliği olmaması, bilim adamlarının MDM2’ye kanser hücrelerinde p53 genini yok etmesine yardımcı olan moleküle ilişkin merakı artıyordu.

                    MDM2 ve insanlarda HDM2 adı verilen bu iki protein, laboratuvar ortamında p53 genini tamamen parçaladı. Buna hücrelerde tamamen yok olan spesifik bir protein olduğu anlamına gelen poliubikitinasyon süreci denir. Ayrıca Dr. Leng ve ekibi, kanserli insan beyni dokularında da bu deneyi gerçekleştirdi ve aynı sonuçları aldı. Artık göz önünde bulundurulan mekanizma, UBE4B genini hedef almak ve MDM2 proteininin çalışmasını engellemek. Dr. Leng, MDM2’nin nasıl düzenlendiğini ve DNA hasarı mevcut olursa UBE4B ve p53 genine ne olacağını bulmak istediklerini belirtti.

                    Nature Medicine’ın internet sitesinde yayımlanan çalışma, Alberta Heritage Foundation for Medical Research Scholar ve Canadian Institutes of Health Research, tarafından finansal olarak desteklendi.
                    KAYNAK: Hdm2-mediated degradation of the tumor suppressor p53. H. Wu, L. Pomeroy, M. Ferreira, Natalia Teider, Shigetsugu Hatakeyama, V. Tron, Linda Saltibus, Roger Leng. Nature Medicine, 2011; DOI: 10.1038/nm.228
                    Makalenin tam metnine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
                    http://www.nature.com/nm/journal/v17...l/nm.2283.html
                    Bitkisel Tedavi - İbrahim Gökçek Ürünleri Resmi Satış Sitesidir.

                    Yorum yap


                    • #70


                      Cilt Kanseri, Cilt Kanseri Nedir?, Cilt Kanseri Belirtileri, Cilt Kanseri Tedavisi

                      Cilt Kanseri

                      Cilt kanseri ya da deri kanseri, çeşitli nedenlerle ciltte oluşan tümörlerdir. Genel olarak derinin en üst tabakasında gelişir ve tümör gözlemlenebilir. Erken tanı için bu durum oldukça önemlidir. Cilt kanseri, diğer kanser türleri arasında en sık görülmektedir.

                      Cilt kanserinin belirtileri

                      Kanserin tipine ya da deride bulunma bölgesine göre birkaç çeşit tümör görülebilir. Güneşe maruz kalan bölgelerde ortaya çıkabilir. Ancak güneş görmeyen yerlerde de görülebilmektedir. Bir anda ortaya çıkar ve zamanla oluşabilir. Ciltte değişiklik, yeni ben oluşumu, benlerde gözlenen şekil ve boyut değişiklikleri, ciltte pullanma, kaşınma, hassasiyet gibi oluşumlar cilt kanserinin en önemli belirtileri arasındadır.
                      En yaygın üç çeşit cilt kanseri türü vardır. Bunlar, bazal hücre karsinom, yassı hücreli karsinom ve malignant melonom türleridir.
                      Bazal hücreli karsinom : Genellikle deride etli kabarcık şeklinde gözlemlenir. Yüz, boyun, el ve sırtta ortaya çıkar. Açık tenli kişilerde görülen bu kanser türüne yakalan kişiler, renkli gözlü ve güneş yanığına eğilimli kişilerdir. Tümörler hızlı yayılmasa da, tedavi edilmediği takdirde diğer organlara sıçrayabilir.
                      Yassı hücreli karsinom : Oluşum şekillerine göre farklı belirtiler gösterebilir. Güneş ışınlarına maruz kalmak, birçok vakanın bu hastalığa yakalanmadaki en önemli nedenidir. Hastalık vücudun yüz, boyun, saçsız baş derisi, eller, omuzlar, kollar gibi güneş gören kısımlarında ortaya çıkar. Kulak kepçesi kenarı ve alt dudak, bu tür kanserlere karşı vücudun en savunmasız bölümleridir.
                      Malignant melonom : Diğer kanser türlerine göre daha az görülür. Erken teşhis edilmediği takdirde oldukça tehlikelidir. Cilt renginden sorumlu olan, melanin üreten ve koyu renkli bir pigment olan hücrelerdir. Deri kanserine bağlı ölümlerin büyük bir yoğunluğu melanom kaynaklıdır. Erkeklere oranla kadınlarda daha sık görülür. Genellikle deride bulunmalarına rağmen, bağırsaklar ya da göz gibi diğer organlarda da görülebilir.

                      Cilt Kanseri Tedavisi

                      Cilt kanseri tedavisinde, bazal ve yassı hücreli tümörlerde küretaj yöntemi uygulanarak, tümör kazınır. Elektrikli bir iğneyle, kanserli hücreler sağlıklı dokuya ulaşılana dek nazikçe yakılır. Dondurularak yapılan operasyon tedavisinde ise, kanserli hücre ya da tümör dondurulur. Böylece alttaki normal dokunun iyileşmesi sağlanır. Eksizyon yöntemiyle, ilk kez oluşan ve tekrarlayan tümörler alınır. Operasyonla gerçekleştirilen bu yöntemde, tümör altındaki sağlıklı doku kalana dek temizlenir.
                      Cilt kanserinden korunmak için yapılması gereken en önemli şey güneşten korunmaktır. Ayrıca, antioksidandan zengin beslenmek, sebze ağırlıklı beslenmekte cilt kanserinden korunmakta faydalı olacaktır. Ultraviyole (UV) ışını, radyasyona maruz kalmamak gerekir. Koruyucu kremler ve giysilerle UV ışınlarından korunmakta yarar vardır. Düzenli olarak yüksek faktörlü güneş koruyucu kullanmak ve D vitamini ihtiyacınızı karşılamakta iyi bir önlem olacaktır.
                      Bitkisel Ürünler
                      Gökçek Şifa
                      Şifalı Bitkiler

                      Yorum yap


                      • #71
                        Gırtlak Kanseri, Gırtlak Kanseri Sebepleri,Gırtlak Kanseri Tedavisi

                        Gırtlak Kanseri

                        Gırtlak kanseri, tıp dilinde Larenks kanseridir. Larenks kanseri tüm kanserlerin %2ââ‚â„¢ sini meydana getirmekle birlikte baş ââ‚ââ‚Ã…“ boyun bölgesi kanserleri içerisinde en sık görülenidir. Erkeklerde kadınlardan çok daha fazla görüldüğü bilinmektedir. Etiyolojik faktörler içerisinde ise sigaranın önemli bir yer tuttuğu görülmektedir.
                        Larenks kanserinin doğru değerlendirip tedavisine karar vermek, bu bölge anatomisinin çok iyi bilinmesi ile mümkündür.
                        Larenks embriyolojik gelişim, fonksiyon ve lenfovasküler yapısı dikkate alınarak üç bölgeye ayrılmaktadır:
                        ââ‚¢ Supraglottik bölge
                        ââ‚¢ Glottik bölge
                        ââ‚¢ Subglottik bölge

                        Larenks Kanserleri

                        Epidemiyoloji

                        Larenks kanseri tüm vücut malignitelerinin %2-5ââ‚â„¢ ini oluşturmaktadır. Erkeklerde daha fazla görülmesine rağmen, sigara içen ve erkeklerle aynı işlerde çalışan kadınların sayısının artmasıyla aradaki fark azalmakta ve son zamanlarda oranların 5-6/1 şeklinde değiştiği konusunda çalışmalar bulunmaktadır.

                        Etiyoloji

                        Hava kirliliği, hormonlar, tahta tozu, asbest, kömür, çeşitli metaller, diyet ve virüs enfeksiyonları da içeren birçok etken sorumlu tutulmakta. Karsinojen olduğu kesinlikle ispatlanan en mühim etmen sigaradır.

                        Patoloji

                        Larenks malign tümörlerinin yaklaşık %95-98ââ‚â„¢i yassı epitel kanser olup, spindle cell, verrüöz karsinoma gibi varyantlar içerir. Düşük insidanslı diğer larenks kanserleri;

                        ââ‚¢ Mukoepidermoid karsinom
                        ââ‚¢ Küçük hücreli karsinom
                        ââ‚¢ Adenokarsinom
                        ââ‚¢ Sarkomlar
                        ââ‚¢ Adenokarsinom

                        Differansiyasyon derecesine göre;

                        ââ‚¢ İyi diferansiye
                        ââ‚¢ Orta derecede diferansiye
                        ââ‚¢ Az diferansiye veya undifferansiye olarak sınıflandırılır.

                        Tanı

                        Uygulanacak tedavi yönteminin seçiminde ve tümör evrelenmesinde iyi bir öykü alınması, görüntüleme yöntemleri ve fiziki muayene yapılarak desteklenmesi gerekir. Larenks kanserli olguların erken dönemde tanınması fonksiyonel cerrahi tedavi şansını arttırmaktadır.

                        Semptomlar

                        ââ‚¢ Sigara, alkol ve iş öyküsü: yetişkin hastalarda iki haftayı geçen ses kısıklığı larenks muayenesini gerektirir.
                        ââ‚¢ Disfoni: En sık görülen belirtidir. Glottik tümörlerde erken çıkan bir bulgudur.
                        ââ‚¢ Yutma güçlüğü: Daha çok supraglottik, dil kökü, hipofarenks ve fossa piriformis yerleşimli kanserlerin belirtisi olarak çıkar. Gerçek ağrılı yutma ise dil kökünü tutan veya poskrikoid ve özofagusun üst kısımlarına yayılan ilerlemiş kanserlerde görülmektedir.
                        ââ‚¢ Dispne ve stridor: Larenksteki tümör kitlesi hava pasajını daralttığında ortaya çıkan bir semptomdur. Supraglottik bölgeye yerleşmiş bir tümörün hava yolunu daraltabilmesi için glottik veya subglottik tümörlere oranla daha büyük hacimlere ulaşması gerekmektedir.

                        Tedavi Şekilleri

                        ââ‚¢ Cerrahi (kanserli dokunun ameliyat ile çıkarılması)
                        ââ‚¢ Kemoterapi (kanser hücrelerin öldüren ilaçlar ile tedavi)
                        ââ‚¢ Radyasyon tedavisi (kanser hücrelerinin öldürülmesi için radyasyon ışınlarının kullanılması)
                        Bitkisel Ürünler
                        Gökçek Şifa
                        Şifalı Bitkiler

                        Yorum yap


                        • #72
                          Karaciğer Kanseri, Karaciğer Kanserinin Belirtileri, Karaciğer Kanserinin Tedavisi

                          Karaciğer Kanseri

                          Karaciğer kanseri, karaciğer hücrelerinin kontrolsüz çoğalması ve buna bağlı olarak karaciğer organına tümörlerin sıçraması olarak ifade edilir. Bir başka deyişle, karaciğerin kendi hücresinden kaynaklanan kötü huylu en sık görülen ve öldürücü tümörlere denir. Karaciğer kanserinde erken tanıya ilişkin bir bulgu genellikle elde edilemez. Tanı konulduğunda kanser ileri boyutlara erişmiş durumdadır. Çeşitli karaciğer kötü huylu tümörleri mevcuttur. Bu tümörlerin bir kısmı yıllarca süren bir kronik karaciğer hastalığından kaynaklanır. Bu tümörlere birincil (primer) olarak karaciğer tümörleri denir. Bunların en önemli türleri karaciğer kanseri ve safra yolu kanseridir. Ancak karaciğer genellikle başka tümörlerin sıçramasından etkilenir. Tamamen değişken bir kuluçka süresi vardır. Kronik bir karaciğer hastalığında, karaciğer kanserinin oluşması için uzun yılar sürebilir. Ancak bir kez oluştuktan sonra hızla büyüyecek ve birkaç ay ya da yıl içerisinde ölümle sonuçlanacaktır.

                          Karaciğer kanserinin belirtileri

                          Mide bulantısı, kusma, iştahsızlık, halsizlik, karında şişlik hissi ve ağrı, karında sıvı toplanması, ani kilo kayıpları, sarılık, koyu renkli idrara çıkma, kaşıntı, yüksek ateş, terleme, kendini hasta hissetme gibi akut şikayetler gözlemlenir.

                          Karaciğer kanserinde risk faktörleri olarak, daha önce meydana gelmiş bir hasardan kaynaklanan yara, hepatit virüsü enfeksiyonu, ailede karaciğer kanseri öyküsü, sigara kullanımı, aşırı kilo, diyabet, zayıf bir bağışıklık yapısı, kronik karaciğer hastalığı olan insanlar, birtakım doğum kontrol haplarının kullanımı da örnek gösterilebilir. Özellikle kronik karaciğer hastalarının düzenli olarak ultrason muayenesi yaptırmaları gerekir. Kanlarındaki AFP değerlerini ölçtürmeleri önerilir. Böylece, dolaylı olarak tümör hastalıklarında belirteç olan bu ölçümle önlem alınması sağlanabilir.

                          Karaciğer Kanseri Tedavisi

                          Karaciğer kanserinde tedavi süreci, hastaya ve tümöre göre değişmektedir. Uygun şartlarda en etkili yöntem tümörün cerrahi yöntemle çıkartılmasıdır. Bunun için hastalığın evresi ve kanserin yayılıp yayılmadığına bakmak oldukça önemlidir. Eğer tümör karaciğerin tek bir lobunu tutmuşsa operasyon gerçekleştirilebilir. Bu hastaların ise %10" u en az 5 yıl yaşama şansına sahip olabilir. Karaciğer nakli ve kemoterapi uygulanabilmesi için ana damarlarda tutulumun olmaması gerekir. Zira karaciğer kanserinde radyoterapi ve kemoterapi tedavisinde başarılı sonuçlar almak mümkün değildir. Genel olarak karaciğer kanseri hastalığının sonuçları kötüdür. Etkili bir tedavi yöntemi yoktur. Tanının ardından hastanın yaşam süresi 6-9 ay kadar sürebilir.
                          Bitkisel Ürünler
                          Gökçek Şifa
                          Şifalı Bitkiler

                          Yorum yap


                          • #73
                            Kolon Kanseri, Kolon Kanseri Belirtileri, Kolon Kanseri Tedavisi

                            Kolon Kanseri

                            Kolon kanseri, kalın bağırsakta meydana gelen poliplerle ortaya çıkar. Daha çok kalın bağırsak ve rektumda görülen kanserli büyümeyi kapsar. Sindirim sisteminin kalın bağırsak denen kısmını, kolon ve rektum oluşturur. Kolondan başlayan kansere kolon kanseri, rektumdan başlayan kansere ise rektal kanser denir. Genetik etmenlerle birlikte, ailevi kökenli bağırsak kanseri riski de genel olarak görülebilmektedir. Özellikle batı tipi yaşamla ilişkilendirilen toplumlarda A.B.D ve Kuzey Avrupa"da, görülme sıklığı giderek artmaktadır. Kadınlara oranla erkeklerde daha sık görülür. Ailesinde iki ya da üç kuşak boyunca bireylerin hastalığa yakalanma riski oldukça yüksektir. Bu tip durumlarda kalın bağırsağın, erken yaşlarda alınması önleyici bir müdahale olabilir. Ailede kolon kanseri varsa, 50 yaşını beklemeden kolonoskopi yaparak kolon kanserine zemin hazırlayacak polip ya da benzeri oluşumların olup olmadığı test edilmelidir. Ayrıca bazı iltihabi bağırsak hastalıklarının da kolon kanserine zemin hazırladığı bilinir. İlerlediğinde tehlikeli ve öldürücü bir hastalık olan kolon kanseri, erken teşhisi zor bir hastalıktır. Ancak tarama sistemleriyle tanı mümkün olabilir. Genellikle belirti verdiğinde orta derecede ilerlediği gözlenir. Ciddi bir hastalık olduğu için özellikle sık görüldüğü toplumlarda, hastalığın erken saptanması oldukça yararlı olacaktır. Bununla birlikte günlük yaşantıda spor ve hareketlerin az olduğu toplumlarda daha sık görülmektedir.

                            Kolon kanserinin belirtileri

                            Dışkılama alışkanlıklarında değişiklik, ishal, kabızlık, bağırsakların tam boşalamadığı hissi, normalden daha ince dışkılama, karında kitle, gaz, kramp, şişkinlik, kilo kaybı, bulantı, kusma, makattan kan gelmesi, tümörün büyüdüğü dönemlerde ise kansızlık, halsizlik, çarpıntı, yorgunluk gibi belirtiler gözlemlenir. Kolon kanserini oluşturan faktörlerin dünyadaki yayılımına bakıldığında; hayvansal gıdaların yoğun tüketilmesi, yağlı ve yüksek kalorili yiyeceklerin fazla tüketimini söyleyebiliriz.
                            Hastaya, tanı için yapılacak rektal muayenenin yanı sıra, laboratuvarda dışkıda gizli kan incelemesi, bilgisayarlı tomografi, rektoskopi ve kolonoskopi yapılmalıdır.

                            Kolon kanseri tedavi

                            Hastaya cerrahi yöntemler uygulanır. Kanseri oluşturan tümörün alınması gerekir. Hastalıktaki evre durumuna göre kemoterapi uygulanır. Ailesinde kolon kanseri bulunan kişilerin yaşam tarzlarını değiştirmesi ve düzenli egzersiz yapması önerilir. Yağlı hayvansal gıdalardan uzak durmak, normal kalorili ve lifli sebze ve meyveden oluşan beslenme modeli oluşturmak gerekir.
                            Bitkisel Ürünler
                            Gökçek Şifa
                            Şifalı Bitkiler

                            Yorum yap


                            • #74
                              Bağırsak Kanseri, Bağırsak Kanseri Belirtileri, Gıda Türleri Ve Bağırsak Kanseri


                              Bağırsak Kanseri


                              Bağırsak, sindirim sisteminin bir parçasıdır. Sindirim sistemi tükettiğimiz tüm gıdaları bir süreçten geçirir. Vücudumuzda kullanmak üzere enerji ve besin öğelerine çevirmeye yardımcı olur.

                              İnce Bağırsak

                              Bağırsakların kesin olarak en uzun olan bölümüdür. İnce olarak isimlendirilmesinin sebebi ise kalın bağırsağa oranla daha dar olmasıdır. İnce bağırsak kanseri çok nadir görülmektedir.

                              Kalın Bağırsak

                              Kolon ve rektumdan oluşur. Çeşitli tabakalardan oluşan duvarlara sahiptir. Kanserleri içteki tabakada, bağırsak zarında başlar. Tedavi edilmez ise onun altındaki kas tabakalarına daha sonra da bağırsak duvarına doğru büyür. Kanserlerin çoğunun gelişimi 5 ile 10 yıl devam etmektedir. Genelde polip ya da adenoma olarak adlandırılan bağırsak duvarındaki küçük bir gelişim şeklinde başlar.

                              Bağırsak Kanseri Belirtileri

                              · Normal bağırsak alışkanlıklarında diyare veya ishal gibi kalıcı bir değişiklik.

                              · Rektumda veya dışkıda kanama.

                              · Kilo kaybı.

                              · Karın bölgesi veya rektumda yumru.

                              · Rektumda gerilme hissi.

                              · Tümör kanamasından kaynaklanan alyuvar hücre seviyesinin az olması. Bu durumda yorgunluk hatta bazen nefessizliğe neden olabilir.

                              · Karın bölgesinde veya rektumda ağrı.

                              Bağırsak kanseri bağırsak tıkanıklığına da neden olabilmektedir. Bu durumun belirtileri; karın bölgesinde sancı, kabızlık, şişkinlik hissi ve hasta hissetme halidir.

                              Bağırsak Kanseri Açısından Yüksek Risk Grupları

                              Bağırsak kanseri ne kadar yaygındır?

                              Kalın bağırsak kanserlerinin çoğu kolonda ve arka pasajın yalnızca 1/3ââ‚â„¢ü kadar yukarısındadır. Çoğu kişide bağırsak kanserinin sebebi bilinmemektedir. Yüz bağırsak kanserinin seksen beşinden fazlası 50 yaş ya da daha üstü kişilerde görülmüştür.

                              Aile öyküsü ve kalıtım

                              Riski arttıran sağlık durumu

                              Bağırsakta adenom ya da polip denilen oluşumlar uzun periyotta kanser gelişmesine neden olabilir.

                              Diyet ve bağırsak kanseri hakkında bilinenler

                              Her yüz kanserin 15 ve 35 arasındaki bir oranın beslenme alışkanlıklarımızı değiştirerek önlenebileceğini düşünmektedirler. Herkes çok farklı gıdalardan çok farklı miktarlarda tükettiğinden dolayı araştırmanın bu alanı oldukça zordur.

                              Gıda türleri ve bağırsak kanseriLif ve bağırsak kanseri ââ‚ââ‚Ã…“ araştırmalar lifin bağırsak kanserine karşı koruyucu olduğu ileri sürülmektedir.


                              Meyve ââ‚ââ‚Ã…“ sebze ve bağırsak kanseri ââ‚ââ‚Ã…“ bol miktarda meyve sebze tüketen kişileri bağırsak kanseri açısından daha düşük risk altında olduklarını göstermektedir.


                              Et ve bağırsak kanseri

                              özellikle işlenmiş et tüketmek bağırsak kanserine yakalanma riskini arttırmaktadır.
                              Bitkisel Ürünler
                              Gökçek Şifa
                              Şifalı Bitkiler

                              Yorum yap


                              • #75
                                Mide kanseri belirtileri nelerdir,mide kanseri hakkinda genel bilgiler,mide kanseri risk faktorleri nelerdir,mide kanseri tedavisi

                                MİDE KANSERİ

                                Mide kanseri yaş ile ilişkilidir. Dünyada en yaygın kanserlerdendir. Mide kanseri, insanlardaki en saldırgan tümörlerden biridir. Erken evrede teşhis edildiği zaman izlenen 5 yıllık sağ kalım oranı % 90-100 iken, ileri evre tümörlerde bu oran %15-25'lere kadar gerilemektedir.

                                RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

                                Çevresel Faktörler

                                İleri yaş,
                                Cinsiyet,
                                Diyet,
                                Sigara kullanımı,
                                Geçirilmiş mide rezeksiyonu,
                                Sebze, meyve ve proteinden fakir; yağ, karbonhidrattan zengin beslenmelerde,
                                Saklanmış gıdalar.
                                Genetik Faktörler

                                Ailevi, A kan grubu, pernisiyöz anemi, atrofik gastrit, aklorhidri, adenomatöz polipler,
                                Aile hikâyesi varsa 3 katı yüksek risk söz konusudur.

                                MİDE KANSERİNİN TANISI

                                Erken Mide Kanserinin Tanısı

                                Toplum taraması, sadece mide kanserinin prevalansının yüksek olduğu Japonya gibi ülkelerde önerilebilir. Japonyaââ‚â„¢da tarama için üst gastrointestinal radyografi kullanılmıştır, fakat endoskopi erken mide kanserini saptamak için en kullanışlı araçtır. Bu nedenle, her ne kadar etkinliği konusunda hala anlaşmazlıklar olsa da, erken mide kanseri insidansının düşük olduğu ülkelerde semptomatik hastaların seçici olarak taranması mide kanserinin erken saptanması ve tedavisini kolaylaştıran bir araç olarak kabul edilmelidir

                                Endoskopik Ultrasonografi

                                Erken mide kanserinin evrelenmesinde yararlı bir metot haline gelmiştir. Endoskopik ultrasonografi, mide duvarı ve katmanlarını gösterebildiği için, invazyon derinliği ve bölgesel lenf nodları, bilgisayarlı tomografiden daha iyi şekilde tanımlanabilir.

                                Ülser Semptomları ve EMK

                                Sıklıkla, birçok mide kanserli hastanın benign mide ülseri semptomları ile başvurduğu bildirilmiştir.

                                MİDE KANSERİ TEDAVİSİ

                                D2 lenfadenektomi erken mide kanseri dâhil mide kanserinin her evresi için tedavinin temeli olmuştur ancak konvansiyonel nodal disseksiyonun kullanımı, özellikle de mide kanseri için zordur. Mide kanserinin tedavisinde yeni trendler, Japon ve batı arasında farklılık göstermektedir. İngiltere ve İspanyadaââ‚â„¢ ki D1/D2 çalışmalarının cesaret kırıcı sonuçlarına rağmen, Avrupalı cerrahlar kürabl mide kanserini tedavi etmek için daha saldırgan cerrahi yapmaktadırlar. Diğer taraftan, Japon cerrahlar mide kanseri için giderek daha çok endoskopik mukozal rezeksiyon veya fonksiyon koruyucu gastrektomiler gibi konservatif yöntemler uygulamaya başladılar. Bu farklı eğilimler, değişik tedavi deneyimleri ve değişik tanısal tekniklerin kullanımından kaynaklanmaktadır.

                                Gastrektomi

                                Dünya genelinde, gastrektomi mide kanserinin tedavisi için en yaygın kullanılan yaklaşım kalmaya devam etmektedir, fakat yüksek insidansa sahip ülkelerde endoskopik tedavi popülerlik kazanmaktadır.

                                Endoskopik Mukozal Rezeksiyon

                                Endoskopik mukozal rezeksiyon cerrahiye alternatif bir yöntemdir. Bu prosedürde lezyonu yükseltmek için genellikle intramukozal izotonik enjekte edilir ve rezeksiyon için elektrokoter uygulanır; multipl rezeksiyonlar gerekebilir.

                                Endoskopik Submukozal Disseksiyon

                                Endoskopistin daha büyük tümörleri rezeke etme yeteneğini arttırmak ve daha uygun patolojik örnekler alması amacıyla kullanılmaya başlanmıştır.

                                Diğer Modaliteler

                                Mide kanseri tedavisinde kullanılmış olan diğer modaliteler fotodinamik tedavidir.

                                Anti-Helikobakter Tedavi

                                Hp enfeksiyonu hem erken hem de invaziv mide kanseri için iyi tanımlanmış bir risk faktörüdür. Bu nedenle, mide kanserli ve Hp enfeksiyonlu hastalarda eradikasyon uygundur.
                                Bitkisel Ürünler
                                Gökçek Şifa
                                Şifalı Bitkiler

                                Yorum yap

                                Hazırlanıyor...
                                X