Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Nane Yağı

Collapse
X
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Nane Yağı


    NANE YAĞI


    Çok Yıllık | 0,3-0,9m | 6-8 Aylar | Ça,Na,Ho | Yaprak ve Yağı

    Nane, Pfferminze, Mentha x piperita
    Biberi Nane Syn: Mentha piperita(L) HUDS
    İngiliz Nanesi
    Bahçe Nanesi
    Çay Nanesi

    Familyası: Ballıbabagillerden, Lippenblütengewachse, Lamiaceae

    Drugları: Nane yaprağı: Menthae piperitae Lolium
    Nane yağı: Menthae piperitae aetheroleum
    Nanenin yaprakları ve çiçek açmaya başlamadan hemen önce ve de sonra Su buharı ile elde edilen Eter yağı ve ya kısaca yağı Çay, Tentür, Baharat, Aromaterapie ve Homeopatide kullanılır.

    Giriş: Nanenin M.Ö 1200-600 yılları arasında eski Mısırlılar tarfından kul-lanıdığı yapılan kazılarda anlaşılmıştır ve onlardan Yunanlılar ve Romalıların bu bitkiyi tanıdıkları ve kullandıkları bilinmektedir. Eski Mısırlılar medeniyeti Sümerler’den (Türkler’den) almışlardır. Sümerler ise ogünün bütün değerlerini Orta Asyadaki ANUA Türk medeniyetinden alıp Orta Doğuya taşımışlardır. Günümüzde bilinen 25 Nane türü mevcuttur. Bunlardan en önemlisi Biberi Nane ve ya İngiliz Nanesi olarak tanıdığımız Mentha piperitadır. Bu nane su nanesi ve Kıvırcık Nanesinin İngiliz John Ray tarafından melezlemesi ile elde edilmiştir. Bu nedenle Çiçekleri ile değil Kök ve ya sürgüleri ile çoğaltılır. İngiliz Nanesinin iki önemli alt türü mevcuttur ve bunlar Siyah Nane Mentha piperita var. Rubescens ve Beyaz Nane M.p. var. Pallescens olup Siyah Nane daha sert ve daha çok Eterik yağ içerir. Ayrıca Kıvırcık Nane; Mentha spicata, Su Nanesi; Mentha aquatica, Yarpuz; Mentha pulegium, Tüylü Nane: M. Longifolia, Limon Nanesi; Mentha citrata ve Yabani Nane ve ya Japon Nanesi ismi ile anılan Mentha arvensis’i sayabiliriz.

    Botanik: Nane çok yıllık 30-90 cm boyunda, hafifi tüylü oldukça sık çatal-laşan, gövde, esmerimsi kahverengimsi renktedir. Yaprakları yumurta şeklinde, uca doğru sivri, kenarları kertikli, hafif kahverengimsi yeşil renkte, karşılıklı bir sonraki ile çaprazdır. Çiçekleri başak şeklinde ve boğumları çember şeklinde bir demet şeklinde çiçekler dizilmiştir. Taç yapraklarının geri kısmı borucuk şeklinde uca doğru beşli bir lopu vardır ve Kupa yaprakları taç yaprakları sarmalamış şekildedir.

    Yetiştirilmesi: İstanbul’da yetişen Nanenin %3,25 İzmir’de %3,8 ve Maraş’ta %3,00 oranında Eterik yağ içerirken, Avrupa’da yetişen Na-nelerde %0,8-1,7 arasında Eterik yağ içermektedir. Bu Türkiye’de yetişen Nanenin çok fazla kaliteli olduğunu, fakat her nedense gerekli ilgiyi görmediğidir.

    Hasat Zamanı: Başta ABD ve Arjantin, Bulgaristan, Japonya gibi ülkeler-de hasatı makinelerle yapılır. Çiçek açmaya başlamadan önce toplanır, kurutularak kaldırılır ve ya Su buharı ile damıtılarak Eterik yağı elde edilir. Nane porselen ve ya ışık geçirmeyen özel kaplarda muhafaza edilmelidir. Naneyi kuruturken paslı gibi gözüken yapraklara Mantar (Puccinia menthae) düşmüş demektir. Bu nedenle paslı yapraklar kurutulurken ayıklanmalıdır.
    Malesef şifalı bitkiler toplama, kurutma, paketleme ve depolama işlemleri sırasında çok yanlışlar yapılmaktadır. Bitkinin şifalı kısmı yaprak veya çiçekleri ise asla Güneş altında kurutulmaz ve mutlaka gölgede kurutul-malıdır. Ayrıca örneğin bitki 5 günde kurudu ise, 2 gün daha kurumada bırakmak mahzurludur, çünkü birleşimindeki eterik yağları kaybettiğinden kalitesi düşer. Sadece bitki kökleri Güneş’te kurutulur ve kurur kurumaz hemen paketlenip depolanması gerekir. Şifalı bitkilerin Aktarlar’da açıkta satılması kalitesini kısa sürede düşürür ve etkisini oldukca azaltır.

    Birleşimi: Nanenin birleşimindeki maddeleri önemine göre şöyle sırala-yabiliriz.
    a) Eterik yağ % 0,8-4 arasında olup en önemli alt türevleri şunlardır. Mentol % 35-45, Menton %15-20, Sineol % 5-10 Mentofuran % 2-5, Mentilacetot % 3-5, Neomental % 2-4 Izoneomenton % 2-3 ve ayrıca Limonen, Pulegon, Piperitenon, α- ve β- Pinen, Sabinenhidrat ve Sesquiterpenlerden; β- Caryophyllen ve Cadinen içerir. Yan ürünlerden Neomentol, İzoneomentol ve Neoiomentolün hoş olmayan kokuları nedeni ile kristalleştirerek ayrılması gerekir. İyi bir Nane yağı ne Kıvırcık Nanede olduğu gibi Kervon (carvon) nede Yarpuzda olduğu gibi Pulegon içermemesi gerekir.
    b) Fenolkarbonikasitler % 3-5; p- Kumarinasit, Chlorogenasit, Kaffeasit, Rosmarinasit ve Ferulaasit.
    c) Flavonitler; Apigenin, Diosmetin, Luteolin, Rutin, Apigenin-7- rutinosit, Luteolin-7-0- rutinosit, Hesperetinve Diosmin.
    d) Triterpenler; Ursolasit, Oleanolasit, α- Amyrin, Sitosterol, β- Sitosterol ve Squalen
    e) Minarelerde; Potasyum, Kalsiyum, Magnezyum, Demir, Mangan, Çinko ve Bakır içerir.

    Tesir şekli: Kramp çözücü,gaz söktürücü,safra artırıcı, iltihapları önleyici, anti bakteriyel, dezenfekte edici, ağrı dindirici ve teskin edici.

    Araştırmalar: Nane yağı ile iki farklı rahatsızlığa karşı yoğun araştır-malar yapılmıştır. Bunlardan biri Kalın bağırsağın hassaslaşması (Colon irritable) ile ortaya çıkan Şişkinlik, İshal, Kabızlık, Karın ağrısı, Bulantı ve Hazımsızlık gibi rahatsızlıklar ve ikinci olarak sinirsel gerginlik nedeni ile Baş ağrısı ve Migren gibi rahatsızlıklardır.
    1) Kiel Üniversitesi Nevralaji Kliniğinden Doç. Dr. Med. H. Göbel ve ekibi Baş ağrısı ve Migrenden müzdarip olan 105 Hasta üzerinde Tedavi denemesi yapmışlardır. Denekler 4 gruba ayrılmış olup 1. gruba sa-dece Nane yağı,2. gruba Paracetemol, 3. gruba Palzebo (sahte ilaç deney için) ve 4. gruba Nane yağı ve Paracetemolla denemişler-dir.Grupta % 56 2.grupta %54 3.grupta %30 ve 4. grupta %67 iyileşme görülmüştür. Bundan da anlaşılacağı üzere Nane yağının Paracetemoldan az bir farkla da olsa önde olduğu ve yan tesir ininde olmaması nedeni ile ne kadar uygun olduğu anlaşılmıştır. (ZP 398.154 ve 1.99.17)
    2) Doç. Dr. H. Göbel ve ekibi Kiel Üniversitesi Nevralaji Kliniğinde 32 Denek üzerinde dört ayrı Eterik yağ terkibi ile deney yapmıştır. Günde 3-4 defa Alın ve şakaklara 2-3 damla Eterik yağ terkibinden sürülür. 1. Gruba 10 ml Nane yağı + 5 ml Okaliptus yağı + 85 ml Alkol %90 Etanol) 2. Gruba 10 ml Nane yağı + Zerece Okaliptus yağı 90 ml Alkol 3. Gruba Zerece Nane yağı + 5 ml okaliptus yağı + 95 ml Alkolve 4. Gruba Zerece Nane yağı + Zerece okaliptus yağı + 100 ml Alkol karışımlı terkiplerle tedavi etmişlerdir. Birinci terkiple tedavi olanların Baş ağrısı, Migren, Genel bir rahatlama ve güç kazandırdığı görülmüştür. Bu deney Alma şifalı bitkilerle araştırma birliğince 1993 R.F Weip 1993 ödülüne layık görülmüştür. (ZP. 1.95.23)
    3) Wildgrube ve ekibi 1998 Midede çözülmeyen içi Nane yağı dolu olan Kapsüllerle (M…….) Kalın bağırsak hassasiyeti (Collon irritable) 40 hasta üzerinde tedavi denemesi yapmışlardır. Kalın bağırsak has-sasiyeti (Kalın bağırsak tahrişi) ile kişide; Hazımsızlık, Şişkinlik, Bağır-sak gürültüsü, Karın ağrısı, İshal ve Kabızlık gibi haller görülebil-mektedir. Bu tedavi denemesi ile bu durumdaki hastalar iyileşmiştir. Buna benzer deneyleri Rees ve ekibi 1979 da ve Dew ve ekibi 1984 de aynı neticeleri elde etmişlerdi.
    4) Sigmund ve Mc Nally Yemek borusunda basınç rahatsızlığı olan hastalarına Günde 3-4 defa 15 damla Nane yağını 30 ml Su ile vererek tedavi etmişlerdir.

    Kullanılması:
    a) Araştırmalara göre; Nane yağı başta Baş ağrısı, Migren, Sinirsel gerginlik ile kalın bağırsakların hassalaşması nedeni ile ortaya çıkan; Hazımsızlık, Şişkinlik, Geğirme, Bulantı, Karın ağrısı, Kolikler, ishal ve Kabızlığa karşı kullanılır.
    b) Komisyon E Nane yağı ve yaprağı üzerine monografi bildirileri yayınlamıştır.
    1) Komisyon E 128 Nolu ve 14.07.93 tarihli Monografili bildirisinde Nane yağının kramplı yukarı sindirim sistemi (Mide ince bağırsaklar) ra-hatsızlıkları ve safra yolları, kalın bağırsağın hassalaşması, Yukarı nefes yollarını (Burun boşluğu, Alın boşluğu, Boğaz gırtlak, Yutak ve Ağız için) ve Ağız içi mukazasının iltihaplanmasına karşı kullanılır. Komisyon E 223 Nolu 30.11.85 tarihli, 50 Nolu 13.03.90 ve 164 Nolu 01.09.90 tarihli Monografi bildirisinde Nane yaprağının başta kramplı Mide-Bağırsak, Safra kesesi ve Safra yollar rahatsızlıklarına kullanıla-bileceği beyan edilmektedir.
    2) Aroma tedavide Migren, Baş ağrısı, Baş dönmesi, Şişkinlik, Kuru öksü-rük, Üşütme, Seyahat hastalıkları (Kinesiya) Bulantı, Diş eti, Ağız yutak iltihaplanması ve Sinüzite karşı kullanılır.
    3) Halk arasında; Bulantı, Kusma, Karaciğer safra mide ve bağırsak rahatsızlıkları, Uyuyamama, Sinirlilik, Kalp zafiyeti, Ağız içi ve Diş eti iltihapları ile seyahat esnasındaki Bulantı ve Baş dönmesi gibi hallere (Kinesia) karşı kullanılır.

    Çay: İki kahve kaşığı kurutulmuş, ince doğranmış Nane yaprağından demliğe konur ve üzerine 300-400 ml kaynar su ilave edilir, 5-10 dakika demlemeye bırakılır ve sonra süzülerek içilir.

    Çay Harmanları:

    Gökçek iştah açıcı çayı:
    >20g Nane yaprağı
    >20g Pelin otu
    >20g Rezene tohumu
    >20g Anis tohumu
    >20g Kimyon tohumu

    Gökçek iştah açıcı çayı:
    >20g Pelin otu
    >20g Kantaron otu
    >20g Nane yaprağı
    >20g Turunç Kabuğu
    >20g Çentiyan Kökü

    Gökçek Stres çayı (iç huzursuzluk ve sinirsel nedenle uyuyamamaya):
    >30gr Acıyonca yaprağı
    >30gr Nane yaprağı
    >20gr Kedi ot kökü
    >20gr Kılçotu

    Gökçek iştah ve sindirim çayı;
    >25 gr Nane yaprağı
    >25 gr Papatya çiçeği
    >25 gr Kimyon tohumu
    >25 gr Turunç kabuğu

    Gökçek Mide ve Bağırsak çayı;
    >35 gr Nane yaprağı
    >35 gr Papatya çiçeği
    >20 gr Meyan kökü
    >10 gr Mavi çiçek

    Gökçek göre Üşütme çayı
    >30g Ihlamur çiçeği
    >20g Papatya çiçeği
    >20g Keçi sakalı Çiçeği
    >20g Kuşburnu çiçeği
    >10g Nane yaprağı

    Gökçek Böbrek ve Mesane çayı
    >30g Hindiba otu ve Kökü
    >20g Isırgan otu
    >20g Altın başak otu
    >20g Huş yaprağı
    >5g Meyan kökü
    >5g Nane yaprağı

    Gökçek sancılı adet görmede çay:
    >20g Hayıt tohumu
    >20g Nane yaprağı
    >20g Oğulotu
    >20g Kılıç otu
    >10g Kedi ot kökü
    >10g Civanperçemi otu

    Gökçek Karaciğer ve Safra çayı
    >20g Devedikeni tohumu
    >20g Hindiba otu ve kökü
    >20g C. Zerdeçal kökü
    >10g Kantaron otu
    >10g Nane yaprağı
    >10g Kimyon tohumu

    Gökçek Mide ve Bağırsak çayı;
    >30 gr Papatya çiçeği
    >30 gr Nane yaprakları
    >20 gr Civanperçemi otu
    >10 gr Mavi çiçek
    >10 gr Sefa çiçeği

    Gökçek Teskin edici çay (Sinirsel Heyecanlanma ve Uyuyamamaya)
    >40g Kedi ot kökü
    >20g Nane yaprağı
    >15g Oğul ot yaprağı
    >15g Şerbetçi ot kozalağı
    >10g Lavanta Çiçeği

    Gökçek Şişkinlik çayı;
    >20 gr Kimyon tohumu
    >20 gr Papatya çiçeği
    >20 gr Nane yaprağı
    >20 gr Kediotu kökü
    >20 gr Nane yaprağı

    Gökçek Şişkinlik çayı:
    >20g Anason tohumu
    >20g Rezene tohumu
    >20g Kimyon tohumu
    >20g Kişniş tohumu
    >20g Melek ot kökü

    Gökçek Mide çayı;
    >30 gr Nane yaprağı
    >30 gr Eğri kökü
    >20 gr Kimyon tohumu
    >10 gr Papatya çiçeği
    >10 gr Pelin otu

    Gökçek Teskin edici çay (Sinirsel Heyecanlanma ve uyumama gibi)
    >40g Kedi ot kökü
    >20g Lavanta çiçeği
    >20g Oğul ot yaprağı
    >20g Nane yaprağı

    Gökçek Şişkinlik çayı (Hazım ve Şişkinliğe karşı)
    >30g Nane yaprağı
    >30g Kedi ot kökü
    >20g Papatya çiçeği
    >20g Kimyon tohumu

    Gökçek Karaciğer Safra çayı:
    >30g Hindiba otu ve kökü
    >30g C. Zerdeçal kökü
    >30g Devedikeni tohumu
    >10g Nane yaprağı

    Gökçek Bulantı, Kusma ve Bağırsakların hareketsizlik çayı:
    >50g Nane yaprağı
    >20g Oğul otu yaprağı
    >20g Civanperçemi otu
    >10g Turunç kabuğu

    Gökçek Mide çayı:
    >20g Papatya çiçeği
    >20g Nane yaprağı
    >20g Oğul otu yaprağı
    >20g Çörek tohumu
    >5g Turunç kabuğu
    >15g Kimyon tohumu

    Gökçek Romatizma çayı:
    >30g Şeytan pençesi kökü
    >20g Hindiba ot ve kökü
    >15g Huş yaprağı
    >15g Isırgan ot yaprağı
    >10g Nane yaprağı
    >10g Kuşburnu

    Gökçek Şişkinlik çayı;
    >30 gr Nane yaprağı
    >30 gr Papatya çiçeği
    >20 gr Kediotu kökü
    >20 gr Kimyon tohumu

    Gökçek iştah çayı
    >30g Eğri kökü
    >30g Nane yaprağı
    >20g Kedi ot kökü
    >20g Çentiyan kökü

    Gökçek Safra çayı;
    >40 gr Nane yaprağı
    >30 gr Cava Zerdeçal kökü
    >20 gr Kırlangıçotu
    >10 gr Şahtereotu

    Gökçek Romatizma çayı:
    >30g Şeytan pençesi kökü
    >20g Hindibaotu ve kökü
    >10g Isırgan yaprağı
    >10g Huş yaprağı
    >10g Civanperçemi otu
    >10g Atkuyruğu otu
    >10g Söğüt kabuğu

    Ar; Taze ve ya kurutulmuş Nane yaprakları ve çiçekleri su buharı ile damıtılarak Nane yağı (Nane Eterik yağı) elde edilir. Nane yağı Migren, Baş ağrısı, Baş dönmesi, Şişkinlik, Kuru öksürük, Üşütme, Seyahat es-nasındaki Bulantı, Baş dönmesi gibi rahatsızlıklar (Kinesia), Diş eti, Ağız içi, Yutak iltihaplanması ve Sinüzite karşı kullanılır. Baş ağrısı, Migren, Baş dönmesi gibi hallerde 2-3 damla Nane yağı Şakaklara ve alna sürülür. Diş eti, Ağız içi ve yutak iltihaplarında ise 3-5 damla bir miktar su ile Gargara yapılır ve ya 2-4 damla Dişetlerine sürülür. Diğer rahatsızlıklarda ise 2-4 damla bir parça ekmeğe ve ya kesme şekere damlatılarak ve ya bir Kahve kaşığı balla karıştırılarak alınır.
    Me: Üşütmeye karşı merhem 6g Nane yağı, 5g Kafur,3g Okaliptus yağı, 5g Çam yağı (Terpentin yağı), 1g Kekik yağı önceden hafif eritilmiş 40g Vazelin ve 40g Parafinle karıştırılarak Üşütmeye karşı yağ hazırlanır. Bu yağın 6 haftada kullanılması gerekir. Göğse sürülürse daha fazla Balgam üretir, bu nedenle göğse sürülmesi mahzurludur.

    Homeopatide: Taze Nane yapraklarından 100g bir şişeye konur ve üzerine %70lik 500ml Alkol (Etenol) doldurulur ve Güneş ışınlarından uzakta 4-6 hafta muhafaza edildikten sonra süzülerek Homoopathide ‘’Mentha Piperita’’ ismi ile anılan tentür elde edilir. Bu Tentürden günde 3-5 defa 10-19 damla 4-6 hafta süreyle alınır. Nane Tentürü başta kuru Öksürük, Ses kısılması ve Yutak iltihabına karşı kullanılır.

    Hastalığın belirtisi (Semtom);
    1) Boğazda yatay vaziyette bir iğne duruyormuş gibi hissi.
    2) Aşırı Şişkinlik
    3) Hasta aşırı derecede Elma ye-mek ister.
    4) Yüksek sesle konuşurken, Şarkı söylerken ve soğuk hava-larda ağrıları artar.
    5) Yatarken ve yemek yerken ağrıları azalır. Bu hal-lerde Nane Tentürü gerekir.

    Yan tesirleri: Nane yaprağının tarife uyularak çayının içilmesi halinde yan tesiri yoktur. Nane yağının da yan tesiri yoktur, fakat tarife uyulmaz uzun süre veya aşırı dozajda alınırsa bulantı, kusma, kanlı ishal, korku, titreme, iç huzursuzluğa neden olabilir. Nane yağı kişiden kişiye farklı şekilde etki eder. Bazıları 2mlde bazıları da ancak 9ml de zehirlenebilir. Birleşiminde Nane yağı ve Okaliptus yağı bulunan üşütme rahatsızlıklarına karşı kullanılan merhemler ciğerlerin daha çok balgam salgılamasına ve bu nedenle bronşitli ve astımların daha da kötüleşmelerine neden olur. Yakalandığım astım nedeniyle rahatsızlıklarımın azalması için fakat daha çok rahatsızlandım. (27/03/02)
    Bu nedenle nane ve Okaliptus yağı içeren merhemlerin göğse sürülmesi gerekir.

    B) Japon Nanesi, Japonishe Minze, Mentha arvensis
    Yabani nane
    Japon nanesi 30-60 cm boyunda, yaprakları geniş mızrak veya yumurta şeklinde, kenarları hafif kertikli ve hafif tüylüdür. Birleşiminde daha yüksek oranda menthol bulunur. Bu nanede İngiliz nanesi gibi kullanılır.

    C) Su nanesi, Bachminze, Menta aquatica
    Su nanesi 30-100 cm boyunda çok yıllık gövde esmerimsi kırmızı, yaprakları yumurta veya oval şekilde, çiçekleri 2-3 adet kümeden oluşur ve bitkinin tepesindedir. Su nanesi İngiliz nanesi gibi kullanılırsa da onagöre daha zayıftır.

    D) Tüylü nane, Roβminze, Menta longifolia
    Bu nane üzeri tüylü, grimsi yeşil renkli, yaprakları oval veya yumurta şeklinde, uca doğru sivrice, kenarları kertikli, çiçekleri leylaki renkte ba-şak şeklinde 40-120 cm boyunda ve çok yıllıktır. Eterik yağın birleşimin-deki ana madde Piperitonoxin’dir ve ayrıca β-Caryophyllel, Germacren ve Sineol içerir. Bu nane özellikle ağrılara başta baş ağrısına karşı iyi gelir.

    E) Limon nanesi, Zitronenminze, Menta citrata
    Lavanta gibi güzel kokulu, tüysüz, su nanesine benzer, fakat daha kü-çüktür. Eterik yağının birleşimindeki en önemli madde Minalool ve Linalylacetat’tır. Bu nane genellikle parfüm, kozmetik eşya ve sabun yapımında kullanılır.

    F) Aroma nanesi, Tropiche Minze, Mentha suaveolens L.
    Tropik nane
    Ev nanesi
    Bu nane sıcak ülkelerde veya evlerde süs bitkisi olarak yetiştirilebilir. Yaprakları grimsi yeşil, yer yer beyaz renkli ve kenarları kertiklidir. Çiçekleri beyaz renkli, başak şeklinde ve güzel kokuludur.

    G) Kıvırcık nane, Krauseminze, Mentha spicata
    Çok yıllık 50-100cm boyunda yaprakları mızrak şeklinde kenarları kertikli kıvırcık gibi olduğundan Kıvırcık nane diye de anılır ve üzerinde yer yer küçük benekler bulunur. Bu nanede aynı İngiliz nanesi gibi kullanılır.

    H) Yarpuz, Poleiminze, Mentha Pulegium
    Bu nane 10-40cm boyunda, yaprakları eliptik veya yumurta şeklinde kısa saplı, kenarları bütün, çiçekleri tepede, küre şeklinde ve açık leylaki renktedir. Birleşimindeki eterik yağın içindeki en önemli madde Pulegon olup ayrıca menthon ve izomenthon içerir. Bazı yörelerde adet rahatsızlıklarına karşı kullanılsa da zehirli olması nedeni ile çocuk düşürülmesine nende olabilir. Bu nedenle yarpuzun kullanılmaması daha iyi olur.


  • #2
    Uçucu Terpenler ve Beyin Fonksiyonu: Mentha × Piperita L. Esansiyel Yağının Merkezi Sinir Sistemi Fonksiyonuyla İlgili İn Vitro Özellikleriyle Bilişsel ve Duygudurum Etkilerinin Araştırılması

    https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/30087294/


    David Kennedy , 1, * Edward Okello , 2 Paul Chazot , 3 Melanie-Jayne Howes , 4 Samuel Ohiomokhare , 3 Philippa Jackson , 1 Crystal Haskell-Ramsay , 1 Julie Khan , 1 Joanne Forster , 1 ve Emma Wightman 1
    Yazar bilgileri Makale notları Telif Hakkı ve Lisans bilgileri PMC Yasal Uyarı
    1 Beyin, Performans ve Beslenme Araştırma Merkezi, Northumbria Üniversitesi, Newcastle upon Tyne NE1 8ST, Birleşik Krallık; ku.ca.airbmuhtron@noskcaj.appilihp (PJ); ku.ca.airbmuhtron@yasmar-lleksah.latsyrc (CH-R.); ku.ca.airbmuhtron@nahk.eiluj (JK); ku.ca.airbmuhtron@retsrof.oj (JF); ku.ca.airbmuhtron@namthgiw.l.amme (EW)
    2 İnsan Beslenmesi Araştırma Merkezi, Hücresel Tıp Enstitüsü, Tıp Fakültesi, Newcastle Üniversitesi, Newcastle upon Tyne NE2 4HH, Birleşik Krallık; ku.ca.lcn@olleko.drawde
    3 Biyolojik Bilimler Bölümü, Durham Üniversitesi, Durham DH1 3LE, Birleşik Krallık; ku.ca.mahrud@tozahc.luap (PC); ku.ca.mahrud@erahkomoiho.leumas (SO)
    4 Doğal Sermaye ve Bitki Sağlığı Departmanı, Kew Kraliyet Botanik Bahçeleri, Jodrell Laboratuvarı, Richmond TW9 3AB, Birleşik Krallık; gro.wek@sewoH.M
    * Yazışma: ku.ca.airbmuhtron@ydennek.divad ; Tel.: +44-0191-2437-720

    İlişkili Veriler
    Ek Malzemeler
    Şuraya git: Soyut
    Arka Plan: Salvia (adaçayı), Melissa ( Melisa otu ) ve Rosmarinus (biberiye) cinslerinden olanlar da dahil olmak üzere, monoterpen açısından zengin Lamiaceae alt familyası Nepetoideae'nin çeşitli üyelerinin ekstraktları, insanlarda potansiyel olarak ilişkili bilişsel ve ruh hali etkilerini ortaya koymaktadır. kolinerjik ve GABAerjik nörotransmisyon üzerindeki etkileri. Bugüne kadar umut verici in vitro özelliklerine rağmen, yakından ilişkili olan Mentha spicata (nane) ve Mentha piperita'nın (nane) bilişsel ve ruh hali üzerindeki etkileri henüz keşfedilmemiştir. Bu nedenle bu çalışma , M. spicata/piperita'nın insandaki bilişsel/ruhsal etkilerini değerlendirdi.Deneme öncesi in vitro taramaya göre en umut verici, beyinle ilgili in vitro özelliklere sahip uçucu yağ.

    Tasarım: Organik nane ve nane ( Mentha spicata/piperita)) uçucu yağlar, nörotransmitter reseptör bağlanması ve asetilkolinesteraz (AChE) inhibisyonu açısından önceden tarandı. Çift kör, plasebo kontrollü, dengeli bir çapraz çalışmada, 24 katılımcı (ortalama yaş 25,2 yıl) tek doz kapsüllenmiş plasebo ve 50 µL ve 100 µL en umut verici esansiyel yağı (nikotinik/GABAA reseptör bağlayıcı nane) tüketti ve CAD hücresi nöron modelinde kalsiyum akışını arttıran AChE inhibitör özellikleri). Psikolojik işlevsellik, doz öncesi ve dozdan 1, 3 ve 6 saat sonra ruh hali ölçekleri ve bir dizi standartlaştırılmış, bilişsel açıdan zorlu görevlerle değerlendirildi.

    Sonuçlar:Esansiyel yağın en yüksek (100 µL) dozu, dozdan 1 saat ve 3 saat sonra bilişsel açıdan zorlu Hızlı Görsel Bilgi İşleme görevinde (RVIP) performansı artırdı ve her iki doz da yorgunluğu azalttı ve 3 saatte Seri 3'ün çıkarma görevinin performansını artırdı. h doz sonrası.

    Sonuç: Nane ( Mentha piperita ) esansiyel yağı, yüksek düzeyde mentol/menton içerir ve karakteristik in vitro kolinerjik inhibitör, kalsiyum düzenleyici ve GABA A /nikotinik reseptör bağlama özelliklerine sahiptir, zorlu bilişsel görevlerde performansı faydalı şekilde modüle etmiş ve ilişkili zihinsel yorgunluk artışını hafifletmiştir. Sağlıklı yetişkinlerde genişletilmiş bilişsel görev performansı. Gelecekteki araştırmalarda daha yüksek dozların araştırılması dikkate alınmalıdır.

    Anahtar Kelimeler: nane, Mentha , terpenler, biliş
    Şuraya git: 1. Giriş
    Lamiaceae veya nane çiçekli bitki ailesi, 7000'den fazla bitki türünü içerir. En büyük alt ailesi olan Nepetoideae, Origanum (kekik), Ocimum (fesleğen), Thymus (kekik), Salvia (adaçayı), Lavandula (lavanta), Melissa ( Melisa otu ), Rosmarinus cinsleri de dahil olmak üzere çok sayıda türden oluşur. (biberiye) ve Mentha (nane; örneğin, nane ( M. spicata L.) ve nane ( M. piperita)L.)). Bu cinslerdeki bitkiler tipik olarak yüksek konsantrasyonlarda uçucu ve hoş kokulu mono-/seski-terpenler sentezler; bunlar arasında mentol, menton, mentofuran, izomenton, (E)-karyofillen, 1,8-sineol, linalool, limonen , karvon, pulegon ve a bulunur. -terpineol [ 1 ]. Sonuç olarak, bu bitki grubu özellikle zengin bir esansiyel yağ kaynağıdır (genellikle uçucu aroma bileşikleri içeren buharla damıtılmış bir sıvı). Kanıtlar, yukarıdaki bitkilerin psikotropik özelliklerinin bu uçucu bileşenlerde bulunduğunu ve sonuç olarak ürettikleri uçucu yağların da nörobilişsel etkiler gösterebileceğini göstermektedir.

    Örnek olarak, in vitro çalışmalar Melisa ( Melissa officinalis L.) esansiyel yağının, gama-aminobütirik asit A ​​(GABA A ) reseptörleri için bir afiniteye sahip olduğunu ve değerlendirildiği gibi nöronal aktivite üzerinde net bir depresan etki (anksiyolitik etkilerle orantılı) gösterdiğini göstermektedir. patch klemp elektrofizyolojisi ile [ 2 ] . Çeşitli randomize, çift-kör, plasebo kontrollü, dengeli çapraz denemeler, insanlarda tek doz etanolik ekstrakt veya limon balsamının kurutulmuş yaprak tozunun ardından anksiyolitik benzeri etkiler göstermiştir [ 3 , 4 , 5 ] ; adaçayının ( S. officinalis) kimyasal olarak karakterize edilmiş ve birleştirilmiş etanolik ekstraktlarıL.), biberiye ( Rosmarinus officinalis L.; kabul edilen adı: Salvia rosmarinus Schleid.) ve Limon balsamı randomize, çift kör, plasebo kontrollü bir pilot denemede hafızayı geliştirdi [ 6 ]. Benzer şekilde, tek doz kurutulmuş yaprak [ 7 ] ve adaçayının etanolik ekstraktı [ 8 ]; Geniş bir yelpazede fitokimyasallar içeren her ikisinin de ruh halini ve bilişsel işlevi önemli ölçüde iyileştirdiği gösterilmiştir. Bununla birlikte, bu çalışmaların en yenisi, adaçayının psikoaktif özelliklerinin, yalnızca monoterpenlerden oluşan bir esansiyel yağın ardından açıkça ortaya çıktığını doğruladı. Bu ve diğer esansiyel yağların yanı sıra çok çeşitli adaçayı ekstraktları da in vitro kolinesteraz önleyici özellikler sergilemiştir.7 , 9 , 10 , 11 , 12 , 13 , 14 , 15 , 16 ], bunlar potansiyel olarak monoterpen bileşenleri arasındaki sinerjiye dayanmaktadır [ 12 , 13 ].

    Bugüne kadar, adaçayı, melisa ve biberiyenin bilişsel/ruhsal etkilerine dair tutarlı kanıtlar dışında , geri kalan yenilebilir aromatik Lamiaceae türlerinin birçoğunun psikoaktif potansiyeli yeterince araştırılmamıştır. Bu açıdan en umut verici bitki gruplarından biri Mentha cinsi ve özellikle Mentha spicata (nane) ve Mentha x piperita'dır (nane); Gıda bileşenleri, tatlandırıcılar ve tıbbi özellikleri nedeniyle yaygın olarak kullanılmaktadır. İkincisi, antispazmodikler [ 17 ], anti-emetikler [ 18 ] ve irritabl bağırsak sendromu tedavileri ve topikal analjezikler [ 19 ] olarak kullanımları içerir.

    Cinsin üyeleri tipik olarak kendilerine "naneli" tat ve koku sağlayan çeşitli monoterpenleri ifade eder; ilgili cinsler tarafından ifade edilen daha tipik monoterpenlerin yanı sıra en önemlisi mentol, menton, limonen, piperiton, karvon ve bunların türevleridir [ 20 , 21 ]. Bu monoterpen bileşenleri, beyin fonksiyonuyla doğrudan ilgili bir dizi etki yaratabilir. Bunlar şunları içerir: uçucu yağların kolinesteraz inhibisyon aktivitesi [ 20 , 22 , 23 ]; tek başına mentol ve nane yağı ile allosterik serotonin 5-hidroksitriptamin-3 (5-HT3 ) reseptör modülasyonu [ 24 ]; GABA A reseptörlerinin karvon tarafından negatif allosterik modülasyonu [ 25]; ve GABA A reseptörlerinin mentol tarafından pozitif allosterik modülasyonu [ 26 , 27 , 28 ]. Mentol ayrıca merkezi sinir sisteminin (CNS) işleyişiyle yüzeysel olarak alakalı olabilecek başka benzersiz etkiler de gösterir; glisin reseptörlerinin allosterik aktivasyonunu [ 26 ] ve geçici reseptör potansiyeli katyon kanalı alt ailesi M üyesi 8 (TRPM8) “soğuk mentol” reseptörlerinin [ 29 ] ve kappa opioid reseptörlerinin [ 30 ] fonksiyonunun modülasyonunu içerir .

    Bu CNS etkileşimlerinin etkileri açısından, hayvan modellerini kullanan araştırmalar, artan ambulatuvar davranış [ 31 ], gelişmiş hafıza [ 32 ] ve potansiyel olarak serotonerjik veya dopaminerjik fonksiyonun modülasyonu tarafından yönlendirilen anksiyolitik etkileri gözlemlemiştir [ 33 ]. Şu anda sadece bir kontrollü çalışma Mentha türlerinin insanlarda beyin fonksiyonuna etkilerini araştırmıştır . Burada, 50-70 yaşlarındaki bir grupta, 600 mg ve 900 mg sulu ekstrakt ile 90 günlük takviyeyi takiben çalışma belleği ve mekansal çalışma belleğinin kalitesinin yanı sıra uykuya başlama ve dinçlik, uyanıklık ve genel ruh hali üzerinde umut verici etkiler gözlemlendi. Mentha spicata'nın(nane) bitki materyalinin fenolik bileşenlerini içeren ancak terpen bileşenlerini içermeyen [ 34 ]. Mevcut çalışma, bir Mentha bitkisinin uçucu terpen fitokimyasal bileşenlerinden oluşan nane esansiyel yağının sağlıklı, genç insanlarda oral yoldan uygulanmasının bilişsel ve ruh hali etkilerini araştırarak bu araştırmayı genişletmektedir . Bir dizi organik M. spicata ve M. piperita'nın asetilkolinesteraz (AChE) önleyici özelliklerini ve GABA A , glutamat N -Metil- d -aspartik asit (nmda) ve nikotinik reseptör bağlanma özelliklerini değerlendiren bir ön in vitro analizuçucu yağlar, bilişsel işlev ve ruh hali ile ilgili CNS etkilerini uygulayabilecek bir tedaviyi seçmek amacıyla yürütülmüştür.

    Şuraya git: 2. Esansiyel Yağların Vitro Tarama Öncesi Denemesi

    2.1. Yöntemler
    2.1.1. Reseptör Bağlanması
    Altı organik Mentha spicata ve M. piperita esansiyel yağı, GABA A , nöronal nikotinik ve NMDA glutamat reseptörlerini hedef alan bir dizi ligand kapılı iyon kanalı radyoligandları kullanılarak radyoligand rekabetli bağlanma analizlerinde araştırıldı . [ 3H ] flunitrazepam, [ 3H ] nikotin ve [ 3H ] MK801'e ([ 35 ] 'te açıklandığı gibi ) karşı her bir nane esansiyel yağı için 0,1 mg/mL'de bir başlangıç ​​taraması gerçekleştirildi . Daha sonra [ 3H ] flunitrazepam, [ 3H ] MK-801 kullanılarak en ilginç reseptör bağlanma modelini (test konsantrasyonları, 0,0001-1 mg/mL) sergileyen uçucu yağ ile bir dizi doz-cevap rekabeti bağlanma deneyi gerçekleştirildi. ve iyi yıkanmış yetişkin sıçan ön beyin zarları kullanılarak [ 3H ] nikotin [ 35 ]. Veriler, GraphPad Prism 4 kullanılarak belirlenen değişken eğimli ve görünen pIC50 değerlerine sahip doğrusal olmayan bir regresyon doz yanıt eğrisine yerleştirildi. Görünen pIC50 değerleri Vs [ 3H ] flunitrazepam ve [ 3H ] nikotin 1,79 ± 0,11 ve 1,88 ± idi Sırasıyla 0,24. 1 mg/mL'lik bir konsantrasyona kadar [3H] MK801 bağlanması üzerinde anlamlı bir etki görülmedi ( n = üç kopya halinde gerçekleştirilen 3 bağımsız deney)

    2.1.2. AChE İnhibisyonu
    Esansiyel yağların Electrophorus electricus kaynaklı asetilkolinesterazı (AChE) inhibe etme yeteneği, Okello ve ark. tarafından tarif edildiği gibi Ellman'ın [ 36 ] kolorimetrik yöntemi kullanılarak değerlendirildi. [ 37 ].

    2.1.3. GC-MS Analizi
    GC-MS analizleri, Agilent 5975C MS'ye bağlanan Agilent 7890A GC kullanılarak gerçekleştirildi. Yağlar daha önce açıklanan GC-MS yöntemi kullanılarak analiz edildi [ 35 ]. Özetle, kromatografi, 40-300 °C'lik bir sıcaklık programı kullanılarak 30 m x 0,25 mm ID x 0,25 μm DB-5 MS kolonu (J & W Scientific Inc., Rancho Cordova, CA, ABD) kullanılarak gerçekleştirildi. 3 °C/dak. Taşıyıcı gaz, 1 mL/dakika akış hızında helyumdu ve enjeksiyon hacmi, bir otomatik örnekleyici aracılığıyla 220 °C'de 1 μL'ydi (bölünmüş 1:10). Tespit, 180 °C kaynak sıcaklığına sahip, 70 eV'de çalıştırılan elektrosprey iyonizasyon kaynağıyla donatılmış MS ile yapıldı; kütle spektrumları m / z aralığında kaydedildi38–600. Bileşikler, tutma endeksleri ve/veya kütle spektrumları yayınlanmış verilerle karşılaştırılarak tanımlandı [ 38 , 39 ]. Yüzde bileşimler, toplam iyon kromatogramlarında tespit edilen yağ bileşenleri için tepe noktalarının entegre edilmesiyle hesaplandı.

    2.1.4. Nöronal Kalsiyum Mobilizasyonu
    M. piperita yağının ana bileşeni olan mentolün (bu test örneğinde %36), nöronlar da dahil olmak üzere çeşitli hücre tiplerinde kalsiyum mobilizasyonunu uyardığı daha önce gösterilmiştir [ 40 ]. Seçilen uçucu yağın fonksiyonel nöronal etkilerini belirlemek için farklılaşmış CAD hücrelerinde nöronal kalsiyum mobilizasyonu ölçüldü.

    Calcium Green™-1AM (ThermoFisher Scientific, Cramlington, UK) probunun 2 mM'lik bir stoğu DMSO'da (Sigma, Poole, UK) hazırlandı; bu, 2 aya kadar -20 °C'de saklandı. Görüntüleme deneylerinin yapıldığı gün, prob stoku oda sıcaklığına getirildi ve daha sonra HEPES fizyolojik tamponunda (150 mM NaCl, 1 mM MgCl2 , 10 mM HEPES, 2 mM CaCl2) seyreltildi., 5 mM KCl) 1 μM'lik bir çözeltiye. Hücreler düz tabanlı u-tabaklara (60 u-Dish, 35 mm, yüksek cam düz tabanlı, Ibidi GmbH) kaplandı. Hücreler 1 mL fizyolojik tamponla yıkandı ve 1 mL Kalsiyum-Yeşil solüsyonunda (1 μM) 40 dakika süreyle inkübe edildi. Kuluçka süresinden sonra hücreler tekrar HEPES fizyolojik tamponuyla yıkandı ve görüntüleme deneylerinden önce HEPES fizyolojik tamponunda tutuldu. Deneyler sırasında klonal hücrelere uygulanan tüm reaktifler HEPES fizyolojik tamponunda çözüldü.

    Her tedavi için kuluçka süresi, depolarizasyon tamponunun (50 mM KCl) uygulanmasından önce 250 döngülük (her biri 0,63 saniye) dönemlerdi ve daha sonra 250 döngülük ek bir süre boyunca görüntülendi. Numune hazırlama ve görüntüleme deneyi sırasında hücreler üzerinde herhangi bir stres oluşmasını önlemek için tüm çözümler 37 °C'de tutuldu. Görüntüleme için Airyscan mikroskobuna sahip Zeiss LSM 850 kullanıldı. Görüntüleme için kullanılan lazer 514 nm: %1,1 (Ch2GaAsp: 524–620) olarak ayarlandı. Spektrum penceresi 24.620 arasına ayarlandı ve 49 µm'lik bir iğne deliği kullanıldı. Her görüntüyü yakalamak için LA'sı 1,4 olan 63 boyutlu bir yağlı mercek kullanıldı ve her kare (zaman serisi) arasındaki süre sıfıra ayarlandı. Bir karenin süresi 633,02 ms idi. Rakamları ve floresans yoğunluklarını çıkarmak için Zeiss yazılımı kullanıldı.

    Hidrojen peroksite tabi tutulan CAD hücre kültürlerinde değerlendirilen seçilen uçucu yağın nöroprotektif özellikleri de araştırıldı (çevrimiçi Ek Malzemelerde yöntemler ve sonuçlar ).

    2.2. Sonuçlar
    İlk in vitro taramaya dahil edilen 6 organik esansiyel yağın GABA A , nikotinik ve NMDA reseptör bağlama özellikleri, asetilkolinesteraz (AChE) inhibisyonu ve ana terpen bileşenleri aşağıda gösterilmiştir.tablo 1. Esansiyel yağlara ilişkin tam GC-MS analiz sonuçları çevrimiçi ek materyallerde bulunabilir (Tablo S1) . tablo 1


    Esansiyel yağların (0,1 mg/mL konsantrasyonda reseptör bağlanması) ve her Mentha türünde GC-MS analizi ile tespit edilen ana bileşenlerin ilk taramasından elde edilen sonuçlar.
    Mentha spicata Mentha × piperita
    Esansiyel Yağ Numarası 1 2 3 4 5 6
    GABA A reseptörü
    % yer değiştirme ( 3 H) flunitrazepam
    35 ± 3 25 ± 2 42 ± 5 42 ± 3 25 ± 2 15 ±2
    Nikotinik reseptör
    % yer değiştirmesi ( 3H ) nikotin
    30 ± 3 25 ± 4 21 ± 8 52 ± 5 50 ± 5 49 ± 1
    NMDA reseptörü
    % yer değiştirme ( 3 H) MK801
    0 ± 3 0 ± 2 5±4 0 ± 2 10 ± 3 5 ± 1
    AChE İnhibisyonu % 79.45 66.21 70.78 70.09 73.97 73.74
    Her numunede GC-MS tarafından tespit edilen ana bileşenler
    % Limonen 20.8 20.8 18.4 2.3 2.4 2.0
    % Karvon 61.9 57.5 58.8 0,1 0,1 0,1
    % Menton 0,4 1.7 0,1 24.9 24.7 24.2
    % Mentol 0,5 2.8 0,80 36.7 32.5 34.7
    Ayrı bir pencerede aç
    Yüksek GABA A ve nikotinik reseptör bağlama ve AChE önleyici özelliklerine dayanarak , uçucu yağ 4 (bkz.tablo 1) doz-cevap deneylerine ve nöronal kalsiyum mobilizasyonu ve nöroprotektif özelliklerin araştırılmasına alındı.

    Doz-cevap rekabeti bağlanma araştırmasında, seçilen M. piperita esansiyel yağı, hem [ 3H ] nikotin hem de [ 3H ] flunitrazepam bağlanmasını konsantrasyona bağlı bir şekilde (ve benzer görünen IC50 değerleriyle ) inhibe etti ve [3H] üzerinde önemli bir etki yaratmadı. 3H ] MK801 bağlanması (bkz.Şekil 1.). Bu, M. piperita yağının ana bileşeni olan mentol üzerine odaklanan önceki çalışmalarla tutarlıydı [ 41 , 42 ].


    Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı besinler-10-01029-g001.jpg
    Şekil 1
    [ 3H ] flunitrazepam, [ 3H ] MK-801 ve [ 3H ] kullanılarak 0,000 ile 1 mg/mL arasındaki konsantrasyonlarda M. piperita esansiyel yağının (numune 4) yetişkin sıçan ön beyin zarlarında doza yanıt radyoligand bağlanma özellikleri nikotin.

    Kalsiyum mobilizasyon testinin sonuçları aşağıda sunulmaktadır.şekil 2.
    Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı besinler-10-01029-g002.jpg
    şekil 2
    M. piperita esansiyel yağının farklılaşmış CAD hücrelerinde Kalsiyum mobilizasyonu üzerindeki etkileri . M. piperita esansiyel yağı (0,1 mg/mL) uygulandı (kırmızı ok) ve 250 döngü boyunca kaydedildi. 3 ayrı deneyden elde edilen en az 5 hücrenin temsilcisi. ( A ) Kalsiyum hücre içi mobilizasyonunda pozitif modülasyon. Uygulamadan sonra yaklaşık 40. döngüde (yaklaşık 30 s) zirveye ulaşan ve daha sonra 250. döngüdeki orijinal başlangıç ​​konsantrasyonunun altındaki bir seviyeye istikrarlı bir şekilde düşen nöronal hücre gövdesinde kalsiyumda hızlı bir artış gözlendi. (B)

    Depolarizasyonun uzatılması— kalsiyum mobilizasyonunu tetikledi. M. piperita'nın varlığındayakl. 180 s'den sonra, 250 döngülük bir depolarizasyon darbesi, tek başına depolarizasyon darbesi ile karşılaştırıldığında hızlı bir kalsiyum artışı ve ardından gecikmeli bir düşüş ortaya çıkardı ve bu da önemli ölçüde daha hızlı duyarsızlaştı. ( C ) Temsili görüntüler. M. piperita esansiyel yağı (0,1 mg/mL), ön uygulama, kalsiyum zirvesi artışı ve kalsiyum seviyelerinde zirve sonrası azalma varlığında bireysel hücre gövdesi kalsiyum değişikliklerinin temsili görüntüleri .

    Şuraya git: 3. İnsan Müdahale Çalışması
    3.1. Yöntemler
    3.1.1. Katılımcılar
    24 katılımcı (9 Erkek/15 Kadın, Ortalama yaş 25,2 yıl, Aralık 21-35 yıl) kendilerinin sağlık durumlarının iyi olduğunu ve yasa dışı uyuşturucu, alkol, reçeteli ilaç (kadınlarda doğum kontrolü dışında) ve bitkisel ekstraktlardan uzak olduklarını bildirdi. /her değerlendirmede gıda takviyeleri. Katılımcılar, çalışma süresince bu dışlama kriterlerine de uyacaklarını ve ilaç veya sağlık durumlarında herhangi bir değişiklik meydana geldiğinde araştırmacıya bildireceklerini doğruladılar. Kafa travması geçiren, nörolojik bozukluğu olan veya nörogelişimsel bozukluğu olan katılımcılar katılımdan çıkarıldı,

    Çalışma, Northumbria Üniversitesi Psikoloji bölümü (Sağlık ve Yaşam Bilimleri Fakültesi bünyesinde) etik kurulundan (kod SUB058_Wightman_160216) etik onayı aldı ve Helsinki Bildirgesi'ne (1964) uygun olarak yürütüldü. Tüm katılımcılar çalışmaya dahil edilmeden önce yazılı bilgilendirilmiş onamlarını verdiler.

    3.1.2. Tedaviler
    Çalışmada uygulanan tedavi (4 numaralı esansiyel yağ), yukarıda açıklandığı gibi in vitro ön taramaya dayalı olarak altı organik esansiyel yağdan seçilmiştir. Her çalışma gününde katılımcılara aşağıdaki tedavilerden birini içeren iki adet 500 μL kapsül verildi:
    • 100 μL Mentha piperita esansiyel yağı (bitkisel yağda)
    • 50 μL Mentha piperita esansiyel yağı (bitkisel yağda)
    • Plasebo (bitkisel yağ)
    Bireysel katılımcıların tedavileri, katılımcının bir Latin karesi üzerinde rastgele tahsis edilen pozisyonuna göre, grup genelinde tedavilerin sırasını dengeleyecek şekilde, nane aromalı zarflar içinde çift-kör olarak uygulandı. Son çalışma ziyaretinin sonunda toplanan tedavi tahmin verileri, katılımcıların tedavileri belirleme becerilerinin şanstan farklı olmadığını gösterdi. Kapsüller, sürekli gözetim altında (yağda çözünen terpenlerin dağılımına ve emilmesine yardımcı olmak için) 200 mL tam yağlı sütle tüketildi.

    3.1.3. Bilişsel Görevler ve Ruh Hali Ölçümleri
    Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri haricinde, tüm bilişsel görevler ve ruh hali ölçümleri, klasik ve ısmarlama anksiyetenin sunumuna yönelik bir yazılım platformu olan Bilgisayarlı Zihinsel Performans Değerlendirme Sistemi (COMPASS; bkz.: www.cognitivetesting.co.uk ) aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. bilgisayarlı bilişsel görevler, her bir görevin tamamen rastgele paralel versiyonları, her bir birey için her değerlendirmede sunulur. Görevler bir dizüstü bilgisayarda, dört düğmeli yanıt kutusu, fare ve imleç veya klavyenin doğrusal sayısal tuş takımı aracılığıyla verilen yanıtlarla sunuldu. Her değerlendirmenin görevleri ve diğer bileşenleri tamamlanma sırasına göre aşağıda açıklanmıştır. Her değerlendirmenin zaman çizelgeleri şurada gösterilmiştir:şekil 2. Benzer görev seçimlerinin bir dizi beslenme müdahalesine duyarlı olduğu daha önce gösterilmiştir [ 11 , 43 , 44 ].

    3.1.4. Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (STAI) [ 45 ]
    Eğitim/tarama oturumu sırasında katılımcılar, genel durumluk ve sürekli kaygı düzeylerini belirtmek için kalem ve kağıt STAI'nin tamamını tamamladılar. Test oturumu sırasında katılımcılar yalnızca durum alt ölçeğini tamamladılar. STAI durumu alt ölçeği, dalgalanan kaygı düzeylerini ölçmek için yaygın olarak kullanılan bir araçtır. Alt ölçek, her biri 4'lü Likert ölçeğine sahip 20 ifadeden (örneğin, “Sakinim”) oluşmaktadır. Katılımcılar, yanıtı verirken her ifadeyi ne kadar hissettiklerini derecelendirirler. STAI'deki puanlar 20 ila 80 arasında değişmektedir; daha yüksek puanlar, daha yüksek kaygı düzeylerini temsil etmektedir.

    3.1.5. Bond-Lader Duygudurum Ölçekleri [ 46 ]
    Bu ruh hali ölçekleri çok sayıda farmakolojik, psikofarmakolojik ve tıbbi denemede kullanılmıştır. Bu ölçekler, her iki ucunda da zıt anlamlı sözcüklerle (örneğin, "uyanık-uykulu", "sakin-heyecanlı") sabitlenmiş toplam on altı adet 100 mm'lik çizgiden oluşur. Katılımcılar satırdaki zıt anlamlı kelimeler arasında mevcut öznel konumlarını belirtirler. Sonuçlar faktör analizinden elde edilen üç puandan oluşur: “Uyanıklık”, “Sakinlik” ve “Memnuniyet”.

    3.1.6. Resim Sunumu
    Nesnelerin ve iç ve dış mekan manzaralarının on beş siyah beyaz fotoğraf görüntüsü, bir saniyelik uyaran süresiyle her 3 saniyede 1 oranında katılımcının hatırlaması için sırayla ekranda sunuldu. On beş resimden oluşan aynı set her katılımcıya rastgele bir sırayla sunuldu.

    3.1.7. Yüz Sunumu
    İnsanların on iki adet vesikalık tarzı fotografik görüntüsü katılımcılara rastgele bir sırayla sunuldu. Her fotoğrafa bir ad ve soyadı verildi ve ekranda kişinin yüzünün altında gösterildi. Uyaran süresi bir saniyeydi ve uyaranlar arası 3 saniyelik bir süre vardı.

    3.1.8. Kelime Sunumu
    On beş kelimeden oluşan benzersiz bir set sunuldu. Kelimeler, MRC Psikodilbilimsel Veri Tabanından [ 47 ] türetilen geniş bir kelime bankasından rastgele seçildi ve kelime uzunluğu, sıklığı, aşinalık ve somutluk açısından eşleştirildi. Uyaran süresi, uyaranlar arası süre gibi bir saniyeydi.

    3.1.9. Anında Kelime Hatırlama
    Katılımcıya mümkün olduğu kadar çok kelimeyi yazması için 60 saniye süre tanındı. Görev, doğru sayı ve hatalara göre puanlandı.

    3.1.10. Sayısal Çalışma Belleği
    Katılımcının hafızasında tutması için 1'den 9'a kadar rastgele beş rakam sırayla sunuldu. Bunu 30 sonda basamağı (15 hedef ve 15 çeldirici) dizisi izledi. Katılımcı her biri için basit bir tuşa basarak orijinal seride olup olmadığını belirtti. Görev 3 ayrı denemeden oluşuyordu. Doğruluk (% doğru) ve ortalama reaksiyon süresi (ms) kaydedildi.

    3.1.11. Corsi Görevi Engeller
    Bu görevde, ekranda örtüşmeyen rastgele konumlarda dokuz özdeş mavi kare belirdi. Belirli sayıda blok, rastgele oluşturulmuş bir sırayla rengi maviden kırmızıya değiştirdi. Tüm sekans sunulana kadar imleç bu konumda kilitlendi; bu noktada katılımcılara fare ve imleci kullanarak bloklara tıklayarak diziyi tekrarlamaları söylendi. Görev her zorluk seviyesinde beş kez tekrarlandı. Sıra aralığı 4'ten yukarıya doğru, katılımcı artık sırayı doğru bir şekilde hatırlayamaz duruma gelene kadar arttı; bu, doğru şekilde tamamlanan son beş denemenin seviyesinin ortalaması alınarak hesaplanan sözel olmayan çalışma belleğinin bir yayılma ölçüsüyle sonuçlandı.

    3.1.12. Seçim Reaksiyon Süresi (CRT)
    CRT görevi, katılımcıların "sol" veya "sağ" yanıt kutusu düğmesine basarak bilgisayar ekranında gösterilen okun yönünü belirtmelerini gerektirir. Katılımcı reaksiyon süresine bağlı olarak tamamlanması ~2 dakika süren, değişen gecikmelerle elli uyaran (oklar) sunulur. Görev, doğru yanıtların yüzdesine ve tepki süresine (ms) göre puanlanır.

    3.1.13. RVIP (Ayrı Olarak ve CDB'nin Bir Parçası Olarak Tamamlanır)
    RVIP görevi, katılımcının ardışık üç tek veya çift sayıdan oluşan hedefler için sürekli bir tek rakam serisini izlemesini gerektirir. Beyaz rakamlar siyah bilgisayar ekranında dakikada 100 oranında gösteriliyor; her dakikada sekiz doğru hedef dizisinin sözde rastgele sırayla sunulması. Katılımcı, hedef dizenin tespitine mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde uygun yanıt düğmesine basarak yanıt verir. Görev sonuçları açısından RVIP, doğru tespit edilen hedef dizelerin sayısı ve doğru tespitler için ortalama reaksiyon süresi (ms) üzerinden puanlanır.

    3.1.14. Bilişsel Talep Pili (CDB)
    Bu 9 dakikalık görev dizisinin birden fazla kez tamamlanması, zihinsel yorgunluğun kendi derecelendirmesini güvenilir bir şekilde artırır ve birçok doğal müdahaleye karşı duyarlıdır [ 48 , 49 , 50 , 51 ]. İlk önce iki dakikalık Seri 3 ve 7 çıkarma işlemleri tamamlanır ve hemen ardından 5 dakikalık Hızlı Görsel Bilgi İşleme (RVIP - yukarıda açıklandığı gibi) gelir. Zihinsel yorgunluk, üç görevin her tamamlanmasından sonra otomatik olarak derecelendirilir.

    Seri 3 ve 7 çıkarmalar: 2 dakikalık görevin başlangıcında standart bir talimat ekranı, katılımcıya her yanıtı girmek için klavyenin doğrusal sayı tuşlarını kullanarak mümkün olduğu kadar hızlı ve doğru bir şekilde 3 saniye veya 7 saniye içinde geriye doğru saymasını bildirir. Katılımcılara başlangıçta sözlü olarak, eğer bir hata yaparlarsa, yeni yanlış sayıdan çıkarmaya devam etmeleri ve sonraki yanıtların yeni sayıya göre doğru olarak puanlanması gerektiği talimatı verilir. Başlangıç ​​olarak, bilgisayar ekranında 800 ile 999 arasında rastgele bir başlangıç ​​numarası gösterilir ve bu sayı, ilk yanıtın girilmesiyle silinir. Her üç basamaklı yanıt, ekranda yanıtın tamamlandığını belirtmek üzere enter tuşuna basıldıktan sonra kaybolan üç yıldız işaretiyle temsil edildi. Sonuçlar, toplam doğru çıkarma sayısı ve yanlış yanıtların sayısıdır.

    3.1.15. Mandal ve Top
    Tahta çivi (×3) ve top (×3; mavi, yeşil ve kırmızı) diyagramlarının iki konfigürasyonu ekranda görüntülenir ve üst diyagram, mandallardaki topların “hedef” konfigürasyonunu gösterir. Katılımcılar, bunun altındaki "başlangıç" konfigürasyonundaki topları "hedefe" uyacak şekilde yeniden düzenlemelidir. Bunu mümkün olan en az sayıda hamleyle yapmaları gerekiyor. Görev, ortalama düşünme süresi (ms), ortalama tamamlanma süresi (ms) ve hatalara (tüm denemeleri tamamlamak için gereken minimumun üzerindeki toplam hamle sayısı) göre puanlanır.

    3.1.16. Gecikmeli Kelime Hatırlama
    Katılımcıların görev bataryasının başında sunulan listedeki kelimelerden hatırlayabildikleri kadarını not etmeleri için 60 saniyeleri vardı. Görev, doğru sayı ve hatalara göre puanlandı.

    3.1.17. Gecikmeli Yüzden İsim Hatırlama
    Bataryanın başlangıcında sunulan hedef yüzler teker teker ekranda gösterildi. Her yüzün altında 4 ad ve 4 soyadından oluşan bir liste bulunur. Katılımcılar, oturumun başında her yüzle ilişkili olduğunu düşündükleri ad ve soyadını fareyi kullanarak seçerler. Görev sonuçları, genel olarak doğru adlar ve doğru soyadlar ve tepki süresi (ms) için yüzdelik doğruluğu içerir.

    3.1.18. Gecikmeli Resim ve Kelime Tanıma
    Kelime ve resim tanıma ayrı ayrı tamamlanmıştır. Her görevde katılımcılar, yanıt kutusundaki "evet" veya "hayır"a basarak test bataryasının başında sunulan 15 hedef kelime ve resim ile rastgele serpiştirilmiş 15 tuzak kelime ve resim arasında ayrım yaparlar. Görevlerin tamamlanması ~2 dakika sürer ve doğru tanınan kelimelerin/resimlerin yüzdesine ve tepki süresine (ms) göre puanlanır.

    GörmekFigür 375 dakikalık görev bataryasındaki bireysel bilişsel değerlendirmelerin çalışma sırası için.

    Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı besinler-10-01029-g003.jpg
    Figür 3
    Her değerlendirme sırasında uygulanan görevlerin sırası.

    3.2. Prosedür
    Katılımcıların laboratuvara 4 ayrı olayda gelmeleri gerekti ve bunların son üçünde 7 günlük bir arınma dönemi vardı. Ziyaretlerden ilki, katılımcıların onay verdiği ve yukarıda açıklanan bilişsel görevlerin birkaç tekrarını tamamlamadan önce, sonraki test oturumları sırasında görevleri tamamlayabilecek kapasiteye sahip olduklarından emin olmak için, katılımcıların onay verdiği ve hariç tutma kriterlerine göre bilgilendirildiği ve tarandığı bir eğitim/tarama oturumuydu. .

    Sonraki 3 ziyaret, katılımcıların test tesisine sabah 8:00'de vardıkları, 12 saat boyunca hiçbir yiyecek, 18 saat boyunca kafein, 24 saat boyunca alkol ve 48 saat boyunca nane içeren ürünler tükettikleri test oturumlarıydı. Varışta, katılımcılar hala dahil edilme kriterlerini karşıladıklarından emin olmak için tarandı ve hafif kahvaltılarının (sabah 7:30'dan önce tüketilmiş olması) not edildi. Daha sonra sabah 8:15'te temel bir bilişsel ve ruh hali ölçümüne tabi tutuldular. Burada ilk olarak STAI'nin "durum" alt ölçeği tamamlandı ve ardından 75 dakikalık bilişsel test dizisi tamamlandı (bkz.Figür 3). Tedavi kapsülleri daha sonra araştırmacının huzurunda hemen tüketildi. Bilişsel değerlendirme daha sonra dozdan 1 saat, 3 saat ve 6 saat sonra tekrarlandı ve dozdan 3 saat sonra yapılan değerlendirmenin ardından standart bir öğle yemeği verildi. Testler arasındaki molalarda katılımcılar rahat bir bekleme odasında beklediler. Test gününün zaman çizelgeleri şu şekilde temsil edilir:Şekil 4.
    Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı besinler-10-01029-g004.jpg
    Şekil 4
    Tüm ziyaretler için test oturumu zaman çizelgesi. 3.3. İstatistik


    İstatistiksel analizler, IBM SPSS istatistikleri 22 kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Analizden önce, üç doz sonrası değerlendirmeden (1 saat, 3 saat, 6 saat) elde edilen görev/ruh hali verileri, "doz öncesi taban çizgisine göre % değişim"e (Seri) dönüştürülmüştür. 3 sn/7 sn hatalar ve Kelime Hatırlama puanları, başlangıçta sıfır puan alma potansiyeli nedeniyle basit sayısal "taban çizgisinden değişiklik" olarak analiz edildi. Esansiyel yağların test günü boyunca herhangi bir etkisinin zaman sürecini incelemek için, tüm görev/ruh hali verilerinin birincil analizi, önceden planlanmış karşılaştırmalar ile gerçekleştirildi ve plasebodan elde edilen veriler (CDB görevleri için 4 tekrarın ortalaması alındı) karşılaştırıldı. t kullanılarak her doz sonrası zaman noktasında iki aktif tedavinin her birinden elde edilen duruma göredenekler içi ANOVA'daki ilk çok amaçlı veriden MSError kullanılarak hesaplanan testler. Tip II hata olasılığını azaltmak için, planlı karşılaştırmalar yalnızca ilk ANOVA veya ilgili çok değişkenli test üzerinde tedaviyle ilgili önemli bir etki ortaya koyan ölçümler için raporlanır. 3.4. Sonuçlar


    Tedavi kodunun kırılmasından ve bilişsel görev performansının analizinden önce, tutarsız performans nedeniyle iki katılımcı veri kümesinden çıkarıldı. 3.4.1. Bilişsel Talep Pili

    Mental yorgunluk


    Başlangıç ​​verilerinden elde edilen % değişimin planlı karşılaştırmalarına bakıldığında, 3 saatlik doz sonrası değerlendirme sırasında 100 μL esansiyel yağın daha yüksek dozunu takiben Zihinsel Yorgunluğun subjektif derecelendirmelerinin plaseboya kıyasla önemli ölçüde azaldığını gösterdi (T (264) = 2,92) , p <0.01). (Çok değişkenli tedavi x değerlendirme etkileşimi (F (4, 19) = 3,56, p < 0,05)).

    Hızlı Görsel Bilgi İşleme Görevi


    Temel verilerden elde edilen % değişimin planlanan karşılaştırmalarına bakıldığında, plaseboya kıyasla RVIP görevindeki doğruluğun, 1 saat boyunca daha yüksek dozda (100 μL) uçucu yağ uygulanmasının ardından önemli ölçüde arttığını gösterdi (T (252) = 2,88, p < 0,01) ve 3 saat (T (252) = 2,04, p < 0,05) doz sonrası değerlendirmeler. (Tedavinin çok değişkenli ana etkisi (F (2, 20) = 3,84, p < 0,05)).

    Seri 3 sn Çıkarmalar


    Başlangıç ​​verilerinden elde edilen değişim %'sinin planlanan karşılaştırmalarına bakıldığında, plaseboya kıyasla katılımcıların 3 saat boyunca daha yüksek dozda (100 μL) uçucu yağ verilmesini takiben Seri 3'leri daha doğru tamamladıkları görüldü (T (252) = 2,92, p ) < 0,01) doz sonrası değerlendirme. (ANOVA tedavisi x değerlendirme etkileşimi (F (4, 252) = 2,64, p < 0,05)).

    Seri 7'li Çıkarmalar


    Seri 7 hatalarıyla ilgili olarak tedavi x değerlendirme etkileşimi etkisi olmasına rağmen (ANOVA (F (4, 252) = 3,3, p < 0,05) bu yalnızca plaseboya göre daha yüksek dozun ardından hataların azalmasına yönelik bir eğilimle sonuçlandı. 3 saatlik değerlendirme (T (252) = 1,9, p < 0,1).

    Tedaviyle ilgili önemli iyileşmeleri ortaya koyan önlemler grafiksel olarak gösterilmiştir.Şekil 5. Bilişsel Talep Bataryası görevlerine ilişkin veriler şurada sunulmaktadır:Tablo 2.
    Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı besinler-10-01029-g005.jpg
    Şekil 5
    Nane ( Mentha × piperita ) esansiyel yağının 1 saatlik, 3 saatlik ve 6 saatlik değerlendirmeler sırasında Bilişsel Talep Bataryası görevlerinin performansı üzerindeki etkileri. Veriler, doz öncesi başlangıca göre ortalama (± SEM) % değişimdir. Yıldız işaretleri, önceden planlanmış karşılaştırmalara göre plaseboya göre önemli bir farkı temsil eder. *, p <0,05; **, p < 0,01. Tablo 2


    Bilişsel Talep Bataryası doz öncesi temel (ham) veriler ve 1 saatlik, 3 saatlik ve 6 saatlik değerlendirmeler için "başlangıca göre % değişim" verileri. Seri 3 s/7 s hataları doz sonrası puanlar "başlangıca göre değişikliktir" (potansiyel sıfır puanlar nedeniyle). Gösterilen tüm veriler, her değerlendirme sırasında her görevin 4 tekrarındaki ortalama puanlardır. Puanlar ortalamadır (+ SEM).
    Değerlendirme
    GÖREV Tedavi Temel 1 saat 3 saat 6 saat
    Zihinsel Yorgunluk
    (%VAS)
    100 μL 61.81 4.08 11.46 5.32 10.16 6.40 21.42 7.92
    50 μL 58.10 3.92 12.43 7.26 17.70 7.55 26.28 7.73
    plasebo 57.53 3.86 9.13 5.54 23.16 6.21 24.63 5.78
    RVIP (% doğru) 100 μL 51.05 4.55 2.78 4.01 −8,29 2.51 −9,77 2.91
    50 μL 57.19 4.01 −4,47 3.27 −13,07 3.37 −13,4 3.66
    plasebo 54.43 3.72 −11,96 4.30 −15,73 3.23 −18,2 3.32
    RVIP (hız—ms) 100 μL 477.11 9.68 −2,21 0,97 −2,97 1.13 −2,40 1.43
    50 μL 474,48 11.47 −0,13 0,66 −0,45 0,59 −1,04 0,99
    plasebo 484.23 11.67 −2,88 0,80 −1,95 0,95 −2,53 1.07
    Seri 7 s
    (numara doğru)
    100 μL 29.17 2.24 6.22 2.18 9.90 4.29 8.34 3.52
    50 μL 29.11 2.55 4.75 3.00 10.11 3.15 8.21 4.18
    plasebo 28.86 2.58 8.89 4.87 9.11 3.64 10.08 4.65
    Seri 7 s
    (hatalar)
    100 μL 2.24 0.33 0,05 0,26 0,51 0.32 −0,15 0,25
    50 μL 1.91 0.32 0,00 0.32 0,39 0.19 −0,10 0,38
    plasebo 2.08 0,36 −0,28 0,27 0.20 0.33 −0,40 0,27
    Seri 3 s
    (numara doğru)
    100 μL 46.83 3.48 5.14 2.28 11.59 3.83 7.50 3.09
    50 μL 46.93 3.77 4.17 2.44 5.64 4.14 2.59 3.55
    plasebo 46.61 3.50 3.96 2.26 1.83 2.27 5.14 2.61
    Seri 3 s
    (hatalar)
    100 μL 2.19 0,36 0,47 0.33 −0,33 0.41 0.13 0.22
    50 μL 2.44 0,43 −0,56 0,28 0,01 0,49 0.60 0,29
    plasebo 1.60 0,26 −0,27 0.30 −0,48 0,37 −0,34 0.19
    Ayrı bir pencerede aç 3.4.2. Bireysel Bilişsel Görevler


    Kelime Hatırlama hataları, anlamlı bir ANOVA sonucunu ortaya koyan tek bireysel bilişsel görev sonucuydu (F (4, 88) = 5,4, p < 0,001). Ancak planlanan karşılaştırmalara bakıldığında plasebo ile düşük ve yüksek dozda uçucu yağ arasında anlamlı bir fark olmadığı görüldü. Bireysel bilişsel görevlerden elde edilen veriler çevrimiçi Ek Tablo S2'de sunulmaktadır . 3.4.3. Mod


    Ruh hali ölçümlerinde (Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri - durum alt ölçeği ve Bond-Lader "uyanıklık", "içerik" ve "sakinlik") anlamlı bir fark yoktu.

    Ruh hali ölçümlerinden elde edilen veriler çevrimiçi Ek Tablo S3'te sunulmaktadır .

    Şuraya git: 4. Tartışma


    Bu çalışmada, insan davranış araştırması için seçilen nane ( Mentha × piperita ) esansiyel yağı, in vitro konsantrasyona bağlı GABA A sergilemiştir.ve nikotinik reseptör bağlama özellikleri ve asetilkolinesterazı inhibe etti. Yetişkin insanlara uygulandığında daha yüksek dozda esansiyel yağ (100 μL), üç Bilişsel Talep Bataryası (CDB) görevinden ikisinde performansta iyileşmelerle sonuçlandı ve üçüncü görevde performansın iyileşmesine yönelik bir eğilim oluştu. Bireysel görevler açısından, RVIP görevinin gerçekleştirilmesinin doğruluğu, dozdan 1 saat ve 3 saat sonra yapılan değerlendirmeler sırasında önemli ölçüde iyileştirilirken, dozdan 3 saat sonra doğru Seri 3 çıkarmalarının sayısı önemli ölçüde arttı. Bu son bulgu aynı zamanda Seri 7'ler görevinde daha iyi doğruluk eğilimi ve aynı zamanda plasebo grubunun deneyimlediği öznel zihinsel yorgunlukta önemli bir azalma eğilimi ile de örtüşmektedir. Bireysel bilişsel görevlerdeki performans (ör.

    Doğal olarak bu etki modeli, CDB performansının neden tercihen etkilendiği sorusunu gündeme getiriyor. Katılımcıların uzun bir süre zorlu görev performansına dahil oldukları bu test yaklaşımının altında yatan mantık, nöronal veya psikolojik taleplerdeki artışın, tedaviye bağlı etkileri ölçmek için daha hassas bir arka plan sağlamasıdır. Bunun nedeni, genişletilmiş görev performansı sırasında fizyolojik beyin kaynaklarının hız sınırlayıcı tükenmesi veya alternatif olarak katılımcıların ihtiyaç duyduğu artan katılım düzeyi olabilir. Elbette, bu yaklaşımın çok çeşitli beslenme müdahalelerinin bilişsel/zihinsel yorgunluk etkilerine karşı duyarlı olduğu kanıtlanmıştır [ 11 , 50 , 52] .] Alternatif bir açıklama, CDB'nin her görevin dört tekrarını içermesi (yani 4 kat daha fazla veri), dolayısıyla tedaviyle ilgili etkileri tespit etmek için bu önlemlerin istatistiksel gücünün arttırılması olabilir.

    İn vitro özellikler açısından, tüm nane/nane yağlarının beklenen terpen bileşenlerine sahip olduğu doğrulandı (İngiliz Farmakopesi'nde ( www.pharmacopoeia.co.uk ) tanımlandığı gibi) ve nanelerin yüksek düzeyde limonen ve karvon ile karakterize edildiği doğrulandı. nane yüksek düzeyde mentol ve menton içerirken (bkz.tablo 1). Davranışsal çalışma için seçilen esansiyel yağ, en yüksek mentol seviyesine (%36,7) sahipti ve hem konsantrasyona bağlı GABA A hem de nikotinik reseptör bağlama özellikleri sergiledi , bunun yanı sıra asetilkolinesterazın önemli ölçüde inhibisyonu (böylece asetilkolinin sinaptik kullanılabilirliğini potansiyel olarak arttırdı). GABAerjik ve kolinesteraz inhibitör etkileri, Mentha × piperita [ 42 ] ve Mentha cinsinin diğer üyelerine [ 53 ] ilişkin önceki araştırmalarla genel olarak uyumludur . Nikotinik reseptör bağlanmasıyla ilgili olarak M. piperita'nın etkilerini değerlendiren araştırma eksikliği bulunmaktadır.özütlerin kendi başına, mentolün nikotinik reseptör popülasyonlarını ve duyarlılığını modüle ettiği ve nikotinik reseptör aracılı aktiviteyi inhibe ettiği gösterilmiştir [ 41 , 54 ]. Lamiaceae familyasının başka bir üyesi olan Melissa officinalis'in uçucu yağında da benzer gözlemler kaydedilmiştir.(Chazot, yayınlanmamış). Mevcut çalışmada, bir CAD hücre nöron modelinde kalsiyum mobilizasyonunun post-hoc araştırması, uçucu yağın uygulanmasının ardından aktivitede bir artış olduğunu gösterdi. Buradaki etkilerin GABAerjik modülasyonun herhangi bir yönünden ziyade kolinerjik yukarı regülasyona dayandığı muhtemel görünüyor. Aslında, artan GABAerjik aktivitenin (ki bu inhibitördür) davranışsal sonuçlarının, ruh hali ve anksiyolitik özelliklerin modülasyonunu ve bilişsel işlevlerde potansiyel seçici bozulmaları içermesi beklenir. Burada Bilişsel Talep Pilindeki geliştirilmiş performans; Önemli miktarda dikkat kaynağı gerektiren bu durum, yukarı regüle edilmiş kolinerjik aktivite teorisine çok iyi uyuyor. Nikotinik reseptör aracılı aktivitenin mentol tarafından in vitro aşağı regülasyonunun gözlemleri arasındaki ayrım41 , 54 ] ve uçucu yağdan sonra bilişsel işlevlerde ve zihinsel yorgunlukta potansiyel kolinerjik iyileşmeler çeşitli faktörlerle açıklanabilir. Birincisi, buradaki etkiler terpen bileşenleri arasındaki sinerjistik etkilere dayandırılmış olabilir; mentol, uçucu yağın etkilerini artırmak yerine katkıda bulunur. Bu tür sinerjistik etkiler daha önce örneğin AChE inhibisyonu açısından görülmüştür [ 12 , 13] .] İkinci ve benzer şekilde, etkiler, mentol reseptörünün aracılık ettiği nikotinik aktivitenin aşağı regülasyonu ile esansiyel yağın AChE inhibisyonuna bağlı asetilkolin seviyelerinin yukarı regülasyonu arasındaki dengeyi temsil etmiş olabilir. Üçüncüsü, in vitro etkiler tipik olarak kısa bir uygulama süresi içinde ölçülür ve buradaki davranışsal etkiler, hücresel fonksiyon üzerindeki ani etkilerle tetiklenen potansiyel bir fizyolojik "geri tepme" de dahil olmak üzere, doğası gereği farklı olan daha sonraki etkilere dayandırılabilir. Dördüncüsü, mentolün kolinerjik etkileri sinir dokusunun doğasına bağlı olarak farklılık gösterebilir (örneğin, duyu nöronlarında aşağı regülasyon tipik olarak gösterilmiştir). Nane ( Mentha × piperita ) esansiyel yağı da [Ca 2+' da bir artışa neden olmuştur.] ve daha önce mentol için bildirildiği gibi depolarizasyon tepkisinin bir uzantısı; yağın önemli bir bileşenidir [ 55 ]. M. piperita'nın CAD hücrelerinde (çevrimiçi Ek Ek I ) sergilediği oksidatif stres karşısında nöroprotektif özellikler, ilgili hücre hattıyla yapılan önceki bir çalışmayla tutarlıdır [ 42 ]. Bu farmakolojik fonksiyonel etkiler aynı zamanda M. piperita'nın olumlu bilişsel etkilerine de kısmen katkıda bulunabilir . Elbette uçucu yağın net etkileri, bu faktörlerin bir kombinasyonunun veya aslında bu çalışmada ele alınmayan bir dizi başka etki mekanizmasının bir sonucu olabilir.

    İlginç bir şekilde, M. piperita ve M. piperita ile aynı alt ailede olan adaçayı uçucu yağının ( Salvia lavandulaefolia Vahl.; Salvia officinalis subsp. lavandulifolia (Vahl) Gams'ın eşanlamlısı ) 50 μL'sinin bilişsel etkilerini değerlendiren önceki bir çalışma birçok benzer monoterpen sentezlemiştir, aynı Bilişsel Talep Pilini kullanarak zihinsel yorgunluğun azaldığını ve Seri 3'ten çıkarma işlemlerinin iyileştirildiğini göstermiştir [ 11] Burada olduğu gibi, etkiler daha sonraki bir zaman noktasında (dozdan 4 saat sonra), dozdan 1 saat sonra olduğundan daha büyüktü. Önceki adaçayı araştırmasında bilişsel etkiler aynı zamanda diğer bireysel bilişsel görevlere de yayıldı ve gelişmiş uyanıklık ve hafızayı da içeriyordu. Mevcut çalışma için daha düşük doz, bu önceki çalışmaya dayanarak seçilmiştir ve burada uygulanan daha düşük dozun (50 μL) daha az etkili olduğu göz önüne alındığında, 100 μL M. piperita esansiyel yağının daha düşük seviyeleri temsil etmesi muhtemel görünmektedir. bu yağın doz-cevap profili. Durum böyleyse, bu yağın daha yüksek dozları, daha kapsamlı bir bilişsel/ruhsal etki modeliyle sonuçlanabilir. Bu olasılık, bu esansiyel yağların ana bileşenlerinin davranışsal etkilerini çözen araştırmaların yanı sıra, daha fazla araştırma ilgisini hak ediyor.

    Sonuç olarak, yüksek düzeyde mentol ve menton içeren ve in vitro AChE inhibitörü, kalsiyum düzenleyici, GABA A reseptörü ve nikotinik reseptör bağlama özelliklerine sahip bir nane ( M. piperita ) esansiyel yağı , zorlu bilişsel görevlerin performansını faydalı bir şekilde modüle etmiş ve beyindeki artışı hafifletmiştir. genişletilmiş bilişsel testlerle ilişkili zihinsel yorgunluk. Bu etkiler araştırılan iki dozun yalnızca yüksek olanı (100 μL) için belirgindi; Bu esansiyel yağın 100 μL'yi aşan dozlarının bilişsel/ruh hali iyileştirme açısından daha büyük etkiler yaratma olasılığını artırıyor.

    Şuraya git: Ek Malzemeler


    Aşağıdakiler http://www.mdpi.com/2072-6643/10/8/1029/s1 adresinde çevrimiçi olarak mevcuttur , Tablo S1: Mentha spicata ve Mentha x piperita esansiyel yağlarında tespit edilen bileşiklerin yüzde bileşimi, GC-MS toplam iyon kromatogramları, Tablo S2: Bireysel bilişsel görev performansı: 1 saatlik, 3 saatlik ve 6 saatlik değerlendirmeler için doz öncesi temel (ham) veriler ve 'başlangıca göre % değişim' verileri. Anında ve Gecikmeli Kelime Hatırlama doğru ve hatalı doz sonrası puanlar 'başlangıca göre değişikliktir' (potansiyel sıfır puanlar nedeniyle). Puanlar ortalamadır (+ SEM), Tablo S3: Ruh hali verileri: doz öncesi temel (ham) veriler ve 1 saatlik, 3 saatlik ve 6 saatlik değerlendirmeler için 'başlangıca göre % değişim' verileri. Ek I: in vitro nöroprotektif özellikler – yöntem ve sonuçlar.
    Ek veri dosyası için buraya tıklayın. (243K, pdf)
    Şuraya git: Yazar Katkıları


    EW, DK, PJ ve CH-R. burada açıklanan araştırmanın planlanmasında aktif olarak yer aldılar. EO, SO ve PC, in vitro analizler için yöntemler tasarladı ve gerçekleştirdi. M.-JH kimyasal analiz çalışmalarını gerçekleştirdi. JK ve JF verileri topladı ve tüm yazarlar nihai yayına katkıda bulundu ve onu inceledi.

    Şuraya git: Finansman


    Bu çalışma , tasarımın bazı yönleri üzerinde işbirliği yapan ancak çalışmaya daha fazla katılmayan Procter ve Gamble (P&G TM ) tarafından finanse edildi . PC ayrıca mali desteği için Alzheimer's Research UK'e de teşekkür eder.

    Şuraya git: Çıkar çatışmaları


    Yazarlar çıkar çatışması olmadığını beyan etmektedir.

    Şuraya git: Referanslar

    1. İşcan G., Kirimer N., Kürkcüoğlu M., Başer HC, DEMIrci F. Mentha piperita uçucu yağlarının antimikrobiyal taraması. J. Agric. Gıda Kimyası 2002; 50 :3943–3946. doi: 10.1021/jf011476k. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    2. Abuhamdah S., Huang L., Elliott MS, Howes MJR, Ballard C., Holmes C., Burns A., Perry EK, Francis PT, Lees G. Anti-melissa officinalis'ten türetilen bir esansiyel yağın farmakolojik profili ajitasyon özellikleri: Ligand kapılı kanallara odaklanın. J. Pharm. Farmakol. 2008; 60 :377–384. doi: 10.1211/jpp.60.3.0014. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    3. Kennedy D., Little W., Haskell CF, Scholey AB Laboratuvar kaynaklı stres sırasında melissa officinalis ve valeriana officinalis kombinasyonunun anksiyolitik etkileri. Fitother. Res. 2006; 20 :96–102. doi: 10.1002/ptr.1787. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    4. Kennedy DO, Little W., Scholey AB Melissa officinalis ( Limon melisa ) Psychosom'un akut uygulanmasından sonra insanlarda laboratuvar kaynaklı stresin azaltılması . Med. 2004; 66 :607–613. doi: 10.1097/01.psy.0000132877.72833.71. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    5. Kennedy DO, Scholey AB, Tildesley NTJ, Perry EK, Wesnes KA Melissa officinalis ( Limon melisa ) Pharmacol'un akut uygulamasını takiben ruh hali ve bilişsel performansın modülasyonu . Biyokimya. Davranış. 2002; 72 :953–964. doi: 10.1016/S0091-3057(02)00777-3. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    6. Perry N., Menzies R., Hodgson F., Wedgewood P., Howes M.-J., Brooker H., Wesnes K., Perry E. Kombine ekstraktın randomize, çift-kör, plasebo kontrollü pilot denemesi Geleneksel bitkisel ilaçlar olan adaçayı, biberiye ve melisanın, yaşın etkisi de dahil olmak üzere normal sağlıklı kişilerde hafızanın güçlendirilmesi üzerine etkisi. Bitki ilacı. 2018 doi: 10.1016/j.phymed.2017.08.015. Basında. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    7. Tildesley NTJ, Kennedy DO, Perry EK, Ballard CG, Wesnes KA, Scholey AB Sağlıklı genç gönüllülere Salvia lavandulaefolia esansiyel yağının akut dozlarının uygulanmasının ardından ruh hali ve bilişsel performansın pozitif modülasyonu. Fizyol. Davranış. 2005; 83 :699–709. doi: 10.1016/j.physbeh.2004.09.010. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    8. Scholey AB, Tildesley NTJ, Ballard CG, Wesnes KA, Tasker A., ​​Perry EK, Kennedy DO Antikolinesteraz özelliklerine sahip bir salvia (adaçayı) özü, sağlıklı yaşlı gönüllülerde hafızayı ve dikkati geliştirir. Psikofarmakoloji. 2008; 198 :127–139. doi: 10.1007/s00213-008-1101-3. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    9. Perry N., Court G., Bidet N., Court J., Perry E. Kolinerjik aktiviteye sahip Avrupa bitkileri: Demans tedavisinde potansiyel. Uluslararası J. Geriatr. Psikiyatri. 1996; 11 :1063–1069. doi: 10.1002/(SICI)1099-1166(199612)11:12<1063::AID-GPS532>3.0.CO;2-1. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    10. Perry N., Houghton P., Theobald A., Jenner P., Perry E. İnsan eritrosit asetilkolinesterazın Salvia lavandulaefolia esansiyel yağı ve bileşen terpenler tarafından in vitro inhibisyonu . J. Pharm. Farmakol. 2000; 52 :895–902. doi: 10.1211/0022357001774598. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    11. Kennedy DO, Dodd FL, Robertson BC, Okello EJ, Reay JL, Scholey AB, Haskell CF Kolinesteraz inhibe edici özelliklere sahip adaçayının monoterpenoid özü ( Salvia lavandulaefolia ), sağlıklı yetişkinlerde bilişsel performansı ve ruh halini iyileştirir. J. Psikofarmakol. 2011; 25 :1088–1100. doi: 10.1177/0269881110385594. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    12. Savelev S., Okello E., Perry NSL, Wilkins RM, Perry EK Salvia lavandulaefolia esansiyel yağındaki antikolinesteraz terpenoidlerin sinerjistik ve antagonistik etkileşimleri . Farmakol. Biyokimya. Davranış. 2003; 75 :661–668. doi: 10.1016/S0091-3057(03)00125-4. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    13. Savelev SU, Okello EJ, Perry EK Ada çayı türlerinin ve bunların bileşenlerinin uçucu yağlarında bütiril ve asetil-kolinesteraz inhibitör aktiviteleri. Fitother. Res. 2004; 18 :315–324. doi: 10.1002/ptr.1451. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    14. Moss L., Rouse M., Wesnes K., Moss M. Ada çayı türlerinin aromalarının hafıza ve ruh hali üzerindeki farklı etkileri. Hımm. Psikofarmakol. Klin. Tecrübe. 2010; 25 :388–396. doi: 10.1002/hup.1129. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    15. Diego MA, Jones NA, Field T., Hernandez-Reif M., Schanberg S., Kuhn C., Galamaga M., McAdam V., Galamaga R. Aromaterapi ruh halini, EEG uyanıklık düzenlerini ve matematik hesaplamalarını olumlu yönde etkiler. Uluslararası J. Neurosci. 1998; 96 :217–224. doi: 10.3109/00207459808986469. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    16. Moss M., Cook J., Wesnes K., Duckett P. Biberiye ve lavanta esansiyel yağlarının aromaları, sağlıklı yetişkinlerde bilişi ve ruh halini farklı şekilde etkiler. Uluslararası J. Neurosci. 2003; 113 :15–38. doi: 10.1080/00207450390161903. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    17. Asao T., Mochiki E., Suzuki H., Nakamura J.-I., Hirayama I., Morinaga N., Shoji H., Shitara Y., Kuwano H. Nane yağının intralüminal uygulaması için kolay bir yöntem kolonoskopi öncesi ve kolon spazmını azaltmadaki etkinliği. Mide testi. Endos. 2001; 53 :172–177. doi: 10.1067/mge.2000.108477. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    18. Tate S. Nane yağı: Ameliyat sonrası bulantı tedavisi. J. Av. Nur. 1997; 26 :543–549. doi: 10.1046/j.1365-2648.1997.t01-15-00999.x. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    19. McKay DL, Blumberg JB Nane çayının ( Mentha piperita L.) Phytother'in biyoaktivitesine ve potansiyel sağlık yararlarına ilişkin bir inceleme . Res. 2006; 20 :619–633. doi: 10.1002/ptr.1936. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    20. Ferreira A., Proença C., Serralheiro M., Araújo M. Portekiz'den şifalı bitkilerin asetilkolinesteraz inhibisyonu ve antioksidan aktivitesi için in vitro tarama. J. Etnofarmakol. 2006; 108 :31–37. doi: 10.1016/j.jep.2006.04.010. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    21. Heimes K., Hauk F., Verspohl EJ Nane yağı ve (-)-mentolün 5- HT3 reseptör alt tiplerine göre etki şekli : Bağlanma çalışmaları, reseptör kanalları tarafından katyon alımı ve izole edilmiş sıçan ileumunun kasılması. Fitother. Res. 2011; 25 :702–708. doi: 10.1002/ptr.3316. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    22. Sánchez-Borzone M., Delgado-Marin L., García DA Fare kortikal nöronlarının birincil kültürlerinde karvon izomerlerinin GABAA reseptörü üzerindeki inhibitör etkileri. Kiralite. 2014; 26 :368–372. doi: 10.1002/chir.22328. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    23. Hall AC, Turcotte CM, Betts BA, Yeung W.-Y., Agyeman AS, Burk LA İnsan GABAA'sının ve glisin reseptörü akımlarının mentol ve ilgili monoterpenoidlerle modülasyonu. Avro. J. Pharmacol. 2004; 506 :9–16. doi: 10.1016/j.ejphar.2004.10.026. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    24. Zhang X.-B., Jiang P., Gong N., Hu X.-L., Fei D., Xiong Z.-Q., Xu L., Xu T.-L. TRPM8 agonisti mentolün merkezi hedefi olarak A tipi GABA reseptörü. PLoS BİR. 2008; 3 :e3386. doi: 10.1371/journal.pone.0003386. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    25. Lau BK, Karim S., Goodchild AK, Vaughan CW, Drew GM Mentol, orta beyin periakuaduktal gri nöronlarında fazik ve tonik gabaa reseptörü aracılı akımları artırır. br. J. Pharmacol. 2014; 171 :2803–2813. doi: 10.1111/bph.12602. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    26. Journigan VB, Zaveri NT TRPM8 yeni terapötik uygulamalara yönelik iyon kanalı ligandları ve mentol farmakolojisini incelemek için problar olarak. Hayat Bilimi. 2013; 92 :425–437. doi: 10.1016/j.lfs.2012.10.032. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    27. Galeotti N., Mannelli LDC, Mazzanti G., Bartolini A., Ghelardini C. Mentol: Doğal bir analjezik bileşik. Nörobilim. Lett. 2002; 322 :145–148. doi: 10.1016/S0304-3940(01)02527-7. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    28. Umezu T., Sakata A., Ito H. Nane yağının ambulasyonu teşvik edici etkisi ve aktif bileşenlerinin tanımlanması. Farmakol. Biyokimya. Davranış. 2001; 69 :383–390. doi: 10.1016/S0091-3057(01)00543-3. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    29. Umezu T. Farelerde ayrık mekik tipi koşullu kaçınma tepkisi kullanılarak bitki kaynaklı esansiyel yağların merkezi sinir sistemi fonksiyonu üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi. Fitother. Res. 2012; 26 :884–891. doi: 10.1002/ptr.3665. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    30. Parveen T., Amin N., Saleem D., Razi F., Haider S., Haleem DJ Mentha piperita'nın sıçanlarda antistres etkisi ve beyin serotonin ve dopaminin rolü. Asya J. Pharm. Biyol. Res. 2012; 2 :73–78. [ Google Akademik ]
    31. Umezu T. Bitkisel kökenli esansiyel yağların farelerde ambulatuvar aktivite kullanılarak merkezi sinir sistemine etki eden etkilerinin değerlendirilmesi. Farmakol. Eczane. 2013; 4 :160. doi: 10.4236/pp.2013.42023. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    32. Jasira M., Sai-Sailesh K. Wistar albino farelerinde nanenin ağızdan uygulanması: Hafızanın güçlendirilmesi ve yeniden kazanılması. Endonezya. J. Biomed. Bilim. 2013; 7 :23–26. [ Google Akademik ]
    33. Wake G., Court J., Pickering A., Lewis R., Wilkins R., Perry E. Avrupa şifalı bitkilerinde geleneksel olarak zayıf hafızayı iyileştirmek için kullanılan Cns asetilkolin reseptör aktivitesi. J. Etnofarmakol. 2000; 69 :105–114. doi: 10.1016/S0378-8741(99)00113-0. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    34. Herrlinger KA, Nieman KM, Sanoshy KD, Fonseca BA, Lasrado JA, Schild AL, Maki KC, Wesnes KA, Ceddia MA Nane özü, yaşa bağlı hafıza bozukluğu olan erkek ve kadınlarda çalışma hafızasını geliştirir. J.Altern. Tamamlayıcı. Med. 2018; 24 :37–47. doi: 10.1089/acm.2016.0379. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    35. Abuhamdah S., Abuhamdah R., Howes MJR, Al-Olimat S., Ennaceur A., ​​Chazot PL Aloysia citrodora palau'nun yapraklarından elde edilen bir esansiyel yağın farmakolojik ve nöroprotektif profili. J. Pharm. Farmakol. 2015; 67 :1306–1315. doi: 10.1111/jphp.12424. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    36. Ellman G. Asetilkolinesteraz aktivitesinin yeni ve hızlı kolorimetrik tespiti. Biyokimya. Farmakol. 1961; 7:88 . doi: 10.1016/0006-2952(61)90145-9. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    37. Okello EJ, Dimaki C., Howes MJ, Houghton PJ, Perry EK Narcissus poeticus L. (amaryllidaceae) çiçeği mutlak tarafından insan asetil- ve butiril-kolinesterazın in vitro inhibisyonu . Uluslararası J. Essent. Petrol Ter. 2008; 2 :105–110. [ Google Akademik ]
    38. Adams RP Esansiyel Yağ Bileşenlerinin Gaz Kromatografisi/Kütle Spektroskopisi ile Tanımlanması. Allured Yayıncılık Şirketi; Carol Stream, IL, ABD: 2007. [ Google Akademik ]
    39. Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsü (NIST) NIST/EPA/NIH Kütle Spektral Veritabanı. NIST; Gaithersburg, MD, ABD: 2008. [ Google Akademik ]
    40. Farco J., Grundmann O. Önemli bir doğal tıbbi “havalı” Mini Rev. Med'in mentol farmakolojisi . Kimya 2013; 13 :124–131. doi: 10.2174/138955713804484686. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    41. Hans M., Wilhelm M., Swandulla D. Mentol, allosterik modülasyon yoluyla duyusal nöronlarda işlev gören nikotinik asetilkolin reseptörünü bastırır. Kimya Duyular. 2012; 37 :463–469. doi: 10.1093/chemse/bjr128.jpg [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    42. Lopez V., Martin S., Gomez-Serranillos MP, Carretero ME, Jager AK, Calvo MI Nane özlerinin nöroprotektif ve nörokimyasal özellikleri. Fitother. Res. 2010; 24 :869–874. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
    43. Stonehouse W., Conlon CA, Podd J., Hill SR, Minihane AM, Haskell C., Kennedy D. DHA takviyesi sağlıklı genç yetişkinlerde hem hafızayı hem de reaksiyon süresini geliştirdi: Randomize kontrollü bir çalışma. Am. J. Clin. Nutr. 2013; 97 :1134–1143. doi: 10.3945/ajcn.112.053371. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    44. Veasey RC, Gonzalez JT, Kennedy DO, Haskell CF, Stevenson EJ Kahvaltı tüketimi ve egzersiz, günün ilerleyen saatlerinde bilişsel performansı ve ruh halini etkileyecek şekilde etkileşime girer. Rasgele Kontrollü Bir Deneme. İştah. 2013; 68 :38–44. doi: 10.1016/j.appet.2013.04.011. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    45. Speilberger CD, Gorsuch RL, Lushene RE Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri El Kitabı. Danışman Psikologlar Basını; Palo Alto, CA, ABD: 1969. [ Google Akademik ]
    46. ​​Bond A., Lader M. Sübjektif duyguların derecelendirilmesinde analog ölçeklerin kullanılması. br. J. Med. Psikol. 1974; 47 :211–218. doi: 10.1111/j.2044-8341.1974.tb02285.x. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    47. Stirling'deki Psikolojik Görüntü Koleksiyonu (PICS) [(20 Şubat 2007'de erişildi)];Çevrimiçi olarak mevcuttur: http://pics.psych.stir.ac.uk/
    48. Kennedy D., Haskell C., Robertson B., Reay J., Brewster-Maund C., Luedemann J., Maggini S., Ruf M., Zangara A., Scholey A. Geliştirilmiş bilişsel performans ve aşağıdaki zihinsel yorgunluk guarana ( Paullinia cupana ) eklenmiş çoklu vitamin ve mineral takviyesi İştah. 2008; 50 :506–513. doi: 10.1016/j.appet.2007.10.007. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    49. Kennedy D., Scholey AB Bir glikoz-kafein 'enerji içeceği', uzun süreli bilişsel talep sırasında öznel ve performans eksikliklerini iyileştirir. İştah. 2004; 42 :331. doi: 10.1016/j.appet.2004.03.001. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    50. Reay JL, Kennedy DO, Scholey AB Panax ginseng'in (g115) tek dozları kan şekeri düzeylerini azaltır ve sürekli zihinsel aktivite sırasında bilişsel performansı artırır. J. Psikofarmakol. 2005; 19 :357–365. doi: 10.1177/0269881105053286. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    51. Reay JL, Kennedy DO, Scholey AB Glikozlu ve glikozsuz tüketilen panax ginseng'in, sürekli 'zihinsel açıdan zorlu' görevler sırasında kan şekeri seviyeleri ve bilişsel performans üzerindeki etkileri. J. Psikofarmakol. 2006; 20 :771. doi: 10.1177/0269881106061516. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    52. Scholey AB, French SJ, Morris PJ, Kennedy DO, Milne AL, Haskell CF Kakao flavanollerinin tüketimi, sürekli zihinsel çaba sırasında ruh halinde ve bilişsel performansta akut iyileşmelere neden olur. J. Psikofarmakol. 2010; 24 :1505–1514. doi: 10.1177/0269881109106923. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    53. Orhan İ., Kartal M., Kan Y., Şener B. Esansiyel yağların ve bireysel bileşenlerin asetil ve butirilkolinesteraza karşı aktivitesi. Z. Naturforsch. (C) 2008; 63 :547–553. doi: 10.1515/znc-2008-7-813. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    54. Ashoor A., ​​Nordman JC, Veltri D., Yang K.-HS, Al Kury L., Shuba Y., Mahgoub M., Howarth FC, Sadek B., Shehu A. Mentol bağlanması ve α7-nikotinik inhibisyonu asetilkolin reseptörleri. PLoS BİR. 2013; 8 :e67674. doi: 10.1371/journal.pone.0067674. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
    55. Teichert RW, Raghuraman S., Memon T., Cox JL, Foulkes T., Rivier JE, Olivera BM İki nöron alt sınıfının takımyıldız farmakolojisi yoluyla karakterizasyonu. Proc. Nat. Acad. Bilim. AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ. 2012; 109 :12758–12763. doi: 10.1073/pnas.1209759109. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]

    Yorum yap


    • #3
      Nikotinik reseptörler, nukleus accumbens ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu


      Koray Karabekiroğlu 1
      Yazar Bağlantı(lar)ı
      Psikiyatri ve Klinik Psikofarmakoloji 2008; 18:122-129
      Anahtar Kelimeler : Nikotinik reseptörler , nukleus accumbens , DEHB , gebelik , sigara içimi
      Okuma: 443 İndirilenler: 294 Yayınlanma: 03 Mart 2021

      PAYLAŞMAK
      Nöronal nikotinik reseptörler (nAch) insan beyninde yaygın olarak bulunmaktadır ve dikkat, öğrenme ve hafıza gibi bilişsel işlevler üzerinde kritik öneme sahiptirler. Beyindeki nAch'ın anatomik ve gelişimsel dağılımını, nAch'in akümbens çekirdeğindeki belirli fonksiyonlarını ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) patofizyolojisini gözden geçirmeyi amaçladık. Ayrıca, doğum öncesi ve erken çocukluk döneminde nikotine maruz kalmanın sonuçlarını ve nikotinik reseptörlerin agonistik ajanlarının dikkat ve öğrenme becerileri açısından etkilerini inceledik. Yöntem: Bu yazıda özellikle DEHB patofizyolojisi ile nikotinik reseptörler ve nükleus accumbens arasındaki ilişkiyi konu alan derleme makalelerini çoğunlukla “ScienceDirect” ve “Mdconsult” tıbbi arama motorlarını kullanarak inceledik. Sonuçlar: DEHB çocukluk çağında yaygın görülen bir psikiyatrik bozukluktur ve ciddi bilişsel, davranışsal, sosyal, psikolojik ve akademik sorunlar için önemli bir risk faktörü olduğu kabul edilmektedir. Ancak patofizyolojik kökenleri henüz aydınlatılamamıştır. Dopamin (DA), glutamat ve norepinefrin fonksiyon bozukluğunu içeren çeşitli modeller önerilmektedir. Son zamanlarda klinik DEHB olguları ve hayvan modelleri ile yapılan araştırmaların sayısı giderek artmaktadır. Bu çalışmalar çoğunlukla heterojenik patofizyolojiyi bir model üzerinde bütünleştiren yeni bir hipotez önermektedir. Bu model özellikle dopaminerjik sistemi doğrudan etkileyen nükleus accumbens'i, nikotinik reseptörleri ve bozulmuş ödül devresini içerir. Tartışma: “İkili yol hipotezi” öncelikle kronik tonik/fazik mezolimbik etkileşimi açıklayabilir. ve ikincisi, nükleus accumbens üzerindeki sinaptik geçiş modelinin eşlik ettiği psikiyatrik sorunlar. Doğuştan ya da sonradan edinilen bozukluğun farklı sonuçlarını, süre ve şiddetinin etkilerini ve gelişim aşamalarındaki farklılıkları araştırmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

      Nikotinik Reseptörler, Nükleus Akumbens ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu
      Nöronal nikotinik reseptörler (nAch) insan beyninde yaygın olarak bulunur ve özellikle dikkat, öğrenme ve bellek gibi işlevlerde kritik kullanıma sahiptir. Bu makale, beyin nAch'lerinin anatomik ve gelişimiyle ilgili ve özellikle nükleer akumbensteki ilerleyişi ile dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) patofizyolojisi arasındaki ilişkinin, nikotin erken dönemde yüksek düzeyde maruz kalmanın ve erişkin dönemde nikotinik gelişmelere etkili ajanların dikkat ve öğrenme etkilerinin olduğunu göstermektedir. gelecekte. Öncelikli olarak “derleme” niteliğindeki makalelere ve temel olarak DEHB patofizyolojisi ve nikotinik reseptörler ya da nükleer akumbens arasındaki ilişkilerin incelenmesi, özellikle “ScienceDirect” ve “Mdconsult” arama motorları kullanılarak ulaşılan ve elde edilen veriler bu şekilde toplanmasıyla özetlenmiştir. Özellikle evlilikte çok sık bulunan ve istatistiksel, davranışsal, sosyal, psikolojik ve akademik çok sayıda sorunu çözmek için önemli bir risk faktörü olan DEHB'nin oluflum parçaları henüz herhangi bir yerde aydınlatılamamıştır. İçlerinde yetersiz dopamin (DA), glutamat, norepinefrin de yer aldığı pek çok biyolojik model ileri sürülmüştür. Son yıllarda giderek artan hayvan modelleri ve klinik DEHB olgularıyla yapılan çalışmalar, heterojenik klinik görünümü tek model üzerinde bütüncül bir tedaviyla toplayan yeni öneriler gündeme geliyor. Bu tedavide özellikle nükleus akumbens, dopaminerjik sistem doğrudan etkili nikotinik reseptörler ve yetersiz çalışan sistem “ödül” ön plana çıkarılmaktadır. Birincil olarak uzun süreli tonik/fazik mezolimbik DA iletimii ve doğal olarak da akumbens üzerindeki sinaptik kapılama modeli ile, ikili yolak modeli DEHB'ye ayrılan bölümleri açıklayabilmektedir. Etkilenmenin edinilmiş ya da işleyişinin değişmesi, süre ve sıcaklığın ve farklı boyutlardaki klinik görünümlerin ortaya çıkacağı farklılıkların incelenmesi için daha ileri incelemea değişiklikleri vardır.

      Yorum yap


      • #4
        Nane esansiyel yağı: fitokimyası, biyolojik aktivitesi, farmakolojik etkisi ve uygulaması

        Yazar bağlantıları yer paylaşımı panelini açarHui Zhao a b 1,Shan Ren bir 1,Han Yang bir,Shun Tang a,Çenyang Guo b,Maolun Liu a,Qiu Tao bir,Tianqi Ming a,Haibo Xu bir A Güneybatı Çin Tıbbı Kaynakları Devlet Anahtar Laboratuvarı, Farmakoloji Bölümü, Chengdu Geleneksel Çin Tıbbı Üniversitesi, Chengdu 611137, Çin B Farmakoloji Anabilim Dalı, Eczacılık Fakültesi, Henan Çin Tıbbı Üniversitesi, Zhengzhou 450000, Çin
        20 Haziran 2022'de alındı, 11 Ağustos 2022'de revize edildi, 14 Ağustos 2022'de kabul edildi, 19 Ağustos 2022'de çevrimiçi olarak mevcut, Kayıt Versiyonu 19 Ağustos 2022 .
        https://doi.org/10.1016/j.biopha.2022.113559Haklara ve içeriğe sahip olun

        Anahtar Kelimeler
        1 . giriiş
        Mentha ( naneolarak da bilinir ), Lamiaceae (nane ailesi) taksonomik familyasındaki bitkilerin bir cinsidirve dünyanın ılıman bölgelerinde yaygın olarak dağıtılır. Halk hekimliğinde şifalı bir bitki olan aromatikMenthagrip, baş ağrısı, göz kızarıklığı, ateş ve boğaz ağrısı tedavisinde yaygın olarak kullanılır [1] ve ayrıca tatlandırıcı madde ve fonksiyonel çayolarak da kullanılırİran Menthaekstraktlarının güçlü antioksidan ve skolisidal aktiviteler gösterdiği bildirilmektedirMentha'dan anti-parazitik ilaçların geliştirilebileceğini düşündürmektedir [2] .

        Mentha, nane esansiyel yağı (PEO) olarak sınıflandırılan çeşitli bileşenler ve steroidler, flavonoidler , triterpenoidler , fenolik asitler vb. gibi esansiyel olmayan bileşenler içerir. Esas olarak mentol, mentol , neomentol ve izo-mentondan oluşan PEO , antiinflamatuar, antibakteriyel, antiviral, skolisidal, immünomodülatör, antitümör, nöroprotektif , antifatigue ve antioksidan aktivitelere sahip biyolojik olarak aktif sekonder metabolitlerin bir karışımı . Kümülatif kanıtlar, PEO'nun gastrointestinal, karaciğer, böbrek, cilt, solunum, beyin ve sinir sistemlerini farmakolojik olarak koruyabildiğini ve hipoglisemik vehipolipidemik etkiler. Klinik olarak PEO, diğer postoperatif adjuvan tedavilerin yanı sıra gastrointestinal ve dermatolojik hastalıklarda da kullanılmaktadır [3] . Yağın fitokimyasal özelliği nedeniyle PEO'nun ekstraksiyonu ve izolasyonu oldukça zordur ancak PEO'nun araştırılması ve geliştirilmesi açısından önemlidir. PEO'nun topikal uygulamasını takiben transdermal emilim kritiktir ve bu durum, özellikle yanık yaraları ve sedef hastalığı gibi dermatolojik hastalıklarda olmak üzere klinik ortamlarda PEO uygulamalarının etkinliğini etkiler .

        Burada, PEO'nun yanık yaraları ve sedef hastalığı üzerindeki etkinliğine odaklanarak PEO'nun ekstraksiyonu ve izolasyonu, biyolojik aktiviteleri , farmakolojik etkileri, toksisitesi ve uygulaması hakkındaki güncel bilgileri sistematik olarak gözden geçirmeye çalıştık. PEO'nun gelecekte derinlemesine araştırılması, yoğun geliştirilmesi ve geniş çapta uygulanması.

        2 . Ekstraksiyon ve izolasyon
        PEO, mentol, menton , neomentol, izo-menton ve benzeri gibi biyolojik olarak aktif ikincil metabolitlerin karmaşık bir karışımıdır . PEO'nun fitokimyasal özelliği oldukça spesifik olduğundan ve biyolojik aktivitelerle ilişkili olduğundan , PEO'nun farmakolojik etkileri ve uygulamaları, Şekil 1'de gösterilen Mentha'nın ekstraksiyonu ve PEO'nun izolasyonu açısından önemlidir .

        1. İndir : Yüksek çözünürlüklü görseli indirin (409KB)
        2. İndir : Tam boyutlu resmi indirin

        Şekil 1 . Nane esansiyel yağının (PEO) ana bileşenlerinin ekstraksiyonu ve izolasyon işlemi .

        2.1 . Mentha'nın Çıkarılması
        Mentha , rizomlardan yetiştirilir ve maksimum yüksek kaliteli esansiyel yağ verimi için çiçeklenme başlangıcında hasat edilir. Biyoaktif bileşenlerin bitkilerden ekstraksiyonu her zaman zorlu bir iştir; bitki materyallerinden aktif bileşiklerin belirli niteliklerine sahip uçucu yağları ekstrakte etmek için birkaç farklı yöntem kullanılabilir. Esansiyel yağdan aktif bileşiklerin ekstraksiyonuna yönelik tekniklerden bazıları buhar damıtma, hidrojenasyon damıtma, mikrodalga destekli ekstraksiyon, süperkritik sıvı ekstraksiyonu, ultrasonik destekli ekstraksiyon ve karşı akım ekstraksiyonudur [4] .

        Bitkilerdeki, özellikle şifalı bitkilerdeki uçucu yağ bileşenlerinin geri kazanım oranı ve kimyasal bileşimi , orijinal bitki hammaddelerine ve kullanılan ekstraksiyon teknolojisine bağlıdır [5] . Mentha hasat edildikten sonra güneşte kurutulur ve ardından bir blenderde öğütülür. Eleme sonrasında ortalama parçacık boyutu ve parçacık boyutu aralığı belirlendi ve bitki materyalindeki nem içeriği, sabit ağırlığa ulaşılıncaya kadar 105 ° C'de kurutularak gravimetrik olarak belirlendi. Mentha'nın ortalama parçacık boyutunun 0,224 mm'ye ayarlanması ve nem içeriğinin %8,77'ye ayarlanması kütle aktarımı sınırlamalarını azaltabilir ve ekstraksiyonu iyileştirebilir [6]. Elde edilen ürünler daha sonra buhar damıtma işlemine hazırlık amacıyla fıçılarda toplanır. Hidrodistilasyon ve etanol katı-sıvı ekstraksiyonu genellikle esansiyel yağ bileşenlerini çıkarmak için kullanılır ve fraksiyonel damıtma teknolojisiyle daha fazla rektifikasyon, yağın aromatik kokusunu iyileştirebilir [7] .

        Mentha'nın ana kimyasal bileşenleri mentol, menton, neomentol, izo-menton olarak tanımlanmaktadır. Esansiyel yağ bileşenleri için hidrodistilasyon, buhar distilasyonu ve mikrodalga distilasyonu dahil olmak üzere üç yaygın ekstraksiyon yöntemi vardır [8] . Standart Soxhlet ve süperkritik sıvı ekstraksiyonu, mikrodalga destekli ekstraksiyon ve ultrasonik destekli ekstraksiyon, Mentha'dan uçucu yağların ekstraksiyonuna yönelik daha klasik yöntemlerdir . Farklı güç ayarlarının ayarlanması daha yüksek PEO verimi sağlayabilir. Mentha'nın uçucu yağ bileşenlerini ayırdığı kanıtlanmış geleneksel bir yöntem olan geleneksel hidrodistilasyon, olası bir alternatif yöntemdir. Ayrıca PEO'yu ayırmak için mikrodalga destekli hidrodistilasyon kullanılabilir.[9] . Hidrodistilasyon ve buhar damıtma, ekstraksiyon verimi ve ana bileşiklerin miktarının belirlenmesi açısından daha iyidir, ancak mikrodalga destekli damıtma, ekstraksiyon süresini 180 dakikadan 30 dakikaya kısaltabilir.

        2.2 . PEO bileşenlerinin izolasyonu
        PEO'da yirmi altı bileşik tanımlanmıştır. Bunların arasında mentol, mentol, neomentol ve izo-menton şu anda PEO'da önemli ve etkili olduğu düşünülen kimyasal bileşenlerdir. Bu kimyasal bileşenlerin saflaştırılması farmakolojik çalışma için çok önemlidir. Gaz kromatografisinde (GC), farklı sabit fazların aralığı, farklı filmin kalınlığı ve kolonun uzunluğu, bileşen izolasyonunu etkileyen faktörlerdir. Kütle spektrometrisi (MS), bileşikleri ayırmak için ayırt edici gücü artırır ve üst üste binen bileşenler, MS karakterizasyonuna yardımcı olmak için spektroskopi gerektirebilir. Her durumda, bileşenlerin tamamen ayrılmasının, sonraki tanımlama sürecini basitleştirdiği açıktır. Gelişmiş ayırma kabiliyetine sahip teknoloji arayışı devam ediyor,[10] .

        2.2.1 . Mentolün izolasyonu
        Mentol (mentol kafur olarak da bilinir), Mentha'nın önemli bir bileşeni olan siklik bir monoterpen alkoldür . Mentol, menton, izo-menton ve diğer bileşiklerle birlikte çalışarak bitkilere serin bir nane kokusu verir. Mentol, bitkilerde 8 aşamalı ikincil metabolizma yoluyla biyosentezlenir. PEO yüksek konsantrasyonlarda mentol ve menton içerir ve ilki genellikle Mentha'nın buharla damıtılmasıyla elde edilir [ 11] . Araştırmacılar, esansiyel yağ bileşenlerini bir silika jel kolonu üzerinde gradyan elüsyon yoluyla ayırdıetan ile ve ardından etan/AcOEt kromatografisi ile mentol bileşenleri yüksek performanslı ince tabaka kromatografisi ile tanımlandı ve mentol nükleer manyetik rezonans (NMR) analizi ile ayrıldı [12] . Mentol ayrıca esterifikasyon reaksiyonundan sonra bir mikro damıtma aparatı kullanılarak vakumlu damıtma yoluyla da izole edilebilir [13] .

        2.2.2 . Menton izolasyonu
        PEO'nun precap-GC sistemine enjeksiyonu yoluyla menton içeren bir karışım elde edilebilir. Yukarıdaki işlemin tekrarlanması ve kloroformla ayrıştırılmasıyla menton izole edilebilir. Ek olarak, PEO'nun Varian 3300 Gaz Kromatografisi ile ayrılması ve saflaştırılmasının ardından menton, bir GC-MS sisteminde HP-InnoWax kılcal kolonu veya HP-5 kılcal kolonu kullanılarak daha da izole edilebilir [14 ] .

        2.2.3 . Neomenthol izolasyonu
        Mentolün bir stereoizomeri olan neomentol, siklik bir monoterpendir. Menton, izo-mentol ve neomentol gibi epimer alkollere indirgenebilir. Çiçekli Mentha'nın yaprak disklerinde mentolün bir kısmı mentil asetata dönüştürülürken, mentol ve neomentolün çoğu neomentil β- D - glikozite dönüştürüldü . Çiçekli Mentha'da ana monoterpen bileşeni olan 1-menton, izo-mentole dönüştürülür. Mentha yaprak disklerindeki menton metabolizması üzerine yapılan bir çalışma, mentonun mentol ve mentil asetata dönüştürüldüğünü ve 1-mentolün önemli bir kısmının d-neomentil-β- D - glukoside dönüştürülebildiğini doğrulamaktadır [15 ] .

        2.2.4 . İzo-mentonun izolasyonu
        Menton ve izo-menton, Mentha yapraklarındaki ana bileşiklerdir ve hızla büyüyen genç Mentha'da epidermal yağ bezlerinin dolması sırasında yüksek oranda sentezlenirler . Eş zamanlı olarak az miktarda neomentil asetat ve mentol glikozitler üretilir ve bu da PEO'daki epimerik indirgeme ürünlerinin spesifik metabolik profiliyle sonuçlanır. Buharla mikro damıtma ve 2 saat boyunca eşzamanlı sikloheksan ekstraksiyonundan sonra izo-menton bileşeni, susuz magnezyum sülfat üzerinde kurutularak ve konsantre edilerek elde edilebilir [16] . Bildirildiğine göre izo-menton doğrudan su damıtma yoluyla elde edilebilmektedir [17] .

        3 . PEO'nun biyolojik aktiviteleri
        PEO esas olarak vücutta glukuronik asit ile reaksiyonu yoluyla metabolize edilir ve daha sonra idrar veya dışkıyla elimine edilir. Giderek artan sayıda kanıt, PEO'nun Şekil 2'de gösterilen antiinflamatuar, antibakteriyel, antiviral, skolisidal, immünomodülatör, antitümör, nöroprotektif , antiyorgunluk ve antioksidan etkilere sahip olduğunu ortaya koymaktadır .

        1. İndir : Yüksek çözünürlüklü görseli indirin (768KB)
        2. İndir : Tam boyutlu resmi indirin

        Şekil 2 . Nane esansiyel yağının (PEO) biyolojik aktiviteleri .

        3.1 . Antiinflamatuar aktivite
        Mentol, geçici reseptör potansiyeli melastatin 8 (TRPM8) kanalının bir agonistidir . İrritabl bağırsak sendromunda ( IBS), mentol, nosiseptif TRP kanallarının kimyasal ve mekanik-duyusal tepkilerini inhibe etmek ve sinir uçlarından pro-inflamatuar aracıların salınımını azaltmak için TRPM8 kanalını aktive edebilir [18] . PEO, pro-inflamatuar sitokinlerin ekspresyonunu inhibe ederek ve anti-inflamatuar sitokinlerin seviyelerini yukarı doğru düzenleyerek IBS'yi düzenleyebilir. PEO'nun ağız yoluyla uygulanması, farelerde ksilen kaynaklı bağırsak iltihabını ve sıçanlarda asetik asit kaynaklı koliti önleyebilir .. Mentolün antiinflamatuar aktivite yoluyla gastroprotektif etkisi temel olarak prostaglandin E2 (PGE2) üretimi ve K + -ATP kanalı aktivasyonu ve antisekretuar etkisi ile ilişkili olan mukus sekresyonuna atfedilebilir [20] .

        PEO'nun, ERK-NF-κB yolunu inhibe ederek aşırı inflamasyonu ve ardından gelen atopik dermatit benzeri lezyonları etkili bir şekilde hafifletebileceği belgelenmiştir [21] . Ayrıca mentol inflamasyonu azaltabilir ve oksidatif stresi azaltabilir [21] , [22] . PEO, otonom gangliyonları içeren karbakol kaynaklı kas kasılmasını inhibe eder ve özellikle solunum yolu hastalıklarında antiinflamatuar ve analjezik etkilere sahiptir [23] . Ayrıca PEO'nun gut karşıtı ve analjezik etkilere sahip olduğu [24] ve NO ve PGE2 üretiminin inhibisyonu yoluyla kroton yağı kaynaklı fare kulak ödeminde güçlü antiinflamatuar aktivite gösterdiği bulunmuştur.[25] .

        3.2 . Antibakteriyel aktivite
        Artan kanıtlar PEO'nun güçlü antibakteriyel aktiviteye sahip olduğunu göstermektedir [26] . Staphylococcus aureus, Staphylococcus cinsinin süper bakterilerinden birine aittir ve çağdaş invaziv tıpta sorunlu bir bakteri türü haline gelmektedir [27] . PEO, insan patojenik bakterileri Staphylococcus aureus , Streptococcus faecalis , Bacillus subtilis , Escherichia coli , Neisseria gonorrhoeae ve Pseudomonas aeruginosa üzerinde inhibitör etkiler sergiler [28] , [29]. Besiyeri mikrodilüsyonu ve disk difüzyon yöntemi ile yapılan analizler, PEO'nun Staphylococcus aureus , Listeria monocytogenes , Bacillus cereus ve Escherichia coli üzerinde güçlü bir antibakteriyel etkiye sahip olduğunu göstermektedir [30] .

        Biriken kanıtlar, PEO'nun Streptococcus pneumonia, Salmonella enteritidis ve Salmonella typhi'yi , özellikle farklı deri küflerine ve Candida albicans'a karşı baskılayabildiğini ortaya koymuştur [31] . PEO ayrıca Aspergillus niger [32] ve Vibrio [33] gibi mantar türlerinin büyümesini de engelleyebilir . Üstelik PEO solucanların hareketini azaltabilir ve yetişkin Salmonella mansoni ve şistozomları öldürebilir [34] . PEO'daki mentolün Gram-negatif patojenlerin çoğunluk algılama aktivitesini zayıflattığı gösterilmiştir [35] .

        PEO, Chlamydia trachomatis'e karşı çeşitli şekillerde etkili olabilir . İlk olarak PEO, Chlamydia trachomatis'i inhibe eder ve bunun konakçı hücrelere girişini engeller. İkinci olarak PEO, Chlamydia trachomatis'in replikasyonunu inhibe ederek enfektiviteyi ve dolayısıyla enfeksiyonun ilerlemesini azaltır. PEO ve eritromisinin kombinasyonu Chlamydia trachomatis'in replikasyonunu azaltabilir ve antibiyotik dozunu azaltabilir [36] . PEO, Clostridium nucleatum , plankton ve biyofilm gömülü hücrelerin sayısını azaltabilir , bu da ağız hastalıkları için etkili bir terapötik ajanın göstergesidir [37]. Ek olarak PEO, mantar biyotasını modüle ederek IBS benzeri sıçanlarda karın ağrısını hafifletebilir [38] .

        Çalışmalar, PEO'nun Gram-pozitif ve Gram-negatif mikroorganizmalara karşı sinerjistik antibakteriyel etkiler üretmek için diğer ajanlarla sinerji oluşturabildiğini göstermiştir [39] . PEO gentamisin ile kombinasyon halinde kullanıldığında , bakteri suşlarını öldürmek için gereken gentamisin dozajı önemli ölçüde azalır [40] .

        PEO'nun Escherichia coli üzerinde güçlü bir bakterisidal etkiye sahip olduğu ve bakteriyel hücre zarının bütünlüğünü tahrip edebildiği belgelenmiştir [41] . Ayrıca PEO bakteriyel biyofilm oluşumunu engelleyebilir ve biyofilm aktivitesini ve bakteriyel yapışmayı azaltabilir [42] .

        3.3 . Antiviral ve skolisidal aktivite
        Virüs partikül füzyon deneyleri, partiküllerin PEO ile işlenmesinden sonra HIV-1'in hücrelere girişinin ciddi şekilde bastırıldığını ve virüsün replikasyon etkinliğinin, virüs enfeksiyonunun erken aşamasında inhibe edilebildiğini gösterdi. Çalışmalar, PEO'nun, konakçıya sitotoksik olmayan bir konsantrasyonda HIV-1 viryonlarının enfektivitesini hızla azaltabildiğini ortaya çıkarmıştır. İnsan solunum sinsityal virüsü (RSV), solunum yolu enfeksiyonuna neden olan sinsityal bir virüstür . PEO'nun RSV'ye karşı güçlü aktivite gösterdiği gösterilmiştir [43] .

        Ücretsiz virüs PEO'ya karşı çok hassastır. Herpes simpleks virüsünün (HSV) PEO tarafından inhibisyonunun, virüsün konakçı hücrelere girişi öncesinde veya sırasında meydana geldiği görülmektedir. PEO , muhtemelen viral zarf ve glikoprotein ile doğrudan etkileşimler yoluyla viral enfektiviteyi azaltır . Ek olarak PEO, HSV-1 yaşam döngüsünün sonraki aşamasına müdahale ederek viral replikasyonun baskılanmasına neden olabilir [44] .

        İran Mentha türlerinin hidatik kistlerin protoskolekslerine karşı güçlü skolisidal aktiviteye sahip olduğu bildirilmektedir . Özellikle, Mentha Aquatica'nın 200 mg/ml metanol ekstraktı, 30 dakikalık maruz kalma süresinden sonra en yüksek skolisidal aktiviteyi (%99.54) sergiler, bu da Mentha'dan anti-parazitik ajanların geliştirilebileceğini düşündürür [2] .

        3.4 . İmmünomodülatör aktivite
        Fagositler , özellikle makrofajlar, konakçıyı istila eden patojenik mikroorganizmaları ortadan kaldırarak doğuştan gelen bağışıklık sisteminin ilk basamak efektörleridir. Makrofajların aktivasyonu, patojenle ilişkili moleküler modelin (PAMP) tanınmasıyla ilişkilidir. İn vitro bir çalışmada PEO'nun fagositoz yoluyla immün aktiviteyi modüle ettiği bulunmuştur [45] .

        Ayrıca PEO, Janus kinaz 2'nin (JAK2) ve sinyal transdüseri ve transkripsiyon 3 aktivatörünün (STAT3) fosforilasyonunun düzenlenmesi yoluyla IL-6 seviyesini azaltarak, astımlı farelerde hava yolu epitelyal hiperplazisini , kollajen birikimini ve goblet hücresi aktivasyonunu inhibe edebilir [46] .

        3.5 . Antitümör aktivitesi
        Sağlıklı koşullar altında hücre yenilenmesi ve çoğalması, hücre ölümü (örneğin apoptoz) ile dengelenir . Bu denge, kanser hücresi çoğalmasını teşvik etmek için tümör gelişimi sırasında bozulur . PEO, zayıf ila orta dereceli antiproliferatif özellikler sergiler ve epidermal büyüme faktörü reseptörü de dahil olmak üzere bazı onkogenlerin ekspresyonlarının aşağı regülasyonu yoluyla nöroblastomun büyümesini engelleyebilir [47] .

        PEO'nun, apoptozu indükleyerek ve G1/G0 ve G2/M fazlarında hücre döngüsünü durdurarak kolorektal kanser hücreleri SW480'in proliferasyonunu önemli ölçüde inhibe ettiği kanıtlanmıştır. Adaçayı (Salvia officinalis L.) ile kombinasyon halinde PEO'nun kanser hücreleri üzerindeki önleyici etkisi büyük ölçüde arttı [48] . Başka bir rapor, PEO'nun , kanser hücrelerinde gen ekspresyonunu inhibe eden Topoizomeraz I aktivitesini baskılayabildiğini göstermektedir [49] .

        3.6 . Nöroprotektif etki
        PEO'daki mentol, periakuaduktal grinin ( PAG) tüm alt bölgelerinde bulunan nöronlarda fazik ve tonik γ-aminobutirik asit (GABA) A reseptör aracılı akımları arttırır. Mentolün tonik akım üzerindeki etkisine delta alt birimi olmayan ekstrasinaptik GABAA reseptörleri aracılık ediyor gibi görünmektedir. PAG içindeki GABAerjik inhibisyonun mentol kaynaklı artışı, bu beyin bölgesinin analjezik ve anksiyolitik fonksiyonlarını modüle etme potansiyeline sahiptir. Mentol, PAG nöronlarındaki spontan inhibitör postsinaptik akımların (IPSC) bozulma süresini uzatır, ancak hipokampal CA1 piramidal nöronlardaki IPSC dinamiklerini etkilemez [50] . Ek olarak mentol, konsantrasyona bağlı GABAA ve nikotinik reseptör bağlama özellikleri sergiler ve önemli ölçüde baskılanır.asetilkolinesteraz , böylece asetilkolinin sinaptik kullanılabilirliğini potansiyel olarak arttırır . PEO, CAD hücrelerinde+konsantrasyonunun artmasına ve depolarizasyon yanıtının uzamasınaneden olabilir , oksidatif stres altında nöroprotektif özellik gösterebilir [51]. Ayrıca mentolün duyusal ganglion nöronlarının alt popülasyonları üzerinde önemli bir etkisi vardır. Mentol soğuma hissini uyarır ve izole duyu nöronlarının soğuk sıcaklığa tepkisini artırır. Bulgular, mentolün soğuğu algılayan trigeminal nöronları baskılayabildiğini ve oral trigeminal termal sensörler üzerinde çok az etki yarattığını göstermektedir [52] .

        PEO , gastrointestinal nöromotor fonksiyona müdahale edecek şekilde enterik sinir sistemini etkileyebilir , çünkü PEO , kalsiyum kanal blokajı yoluyla asetilkolinin neden olduğu kasılmayı tersine çeviren ve kasılmayı doğrudan inhibe ederek serotoninin neden olduğu kasılmayı antagonize eden bir düz kas gevşetici görevi görür , böylece dairesel düz kas gevşemesini indükler . kolon [53] . İnflamatuar miyaljili bir sıçan modelinde , iltihaplı kasın üzerindeki cilde uygulanabilen PEO'nun topikal uyarılması, derideki nosiseptif nöronları inhibe eder ve cilt nosiseptörlerini aktive ederek kas ağrısını hafifletir .. Nazal-beyin yolu, kan-beyin bariyerini aştığı için ilaç dağıtımı için potansiyel bir yoldur ve PEO'nun nazal uygulanması , nörodejeneratif hastalığın tedavisi için biyoyararlanımı artırabilir [55] . Ayrıca PEO, nitrik oksit üretimini uyararak ve K +kanalınınaçılmasını düzenleyerek bronkospazmı hafifletebilir [23] .

        3.7 . Yorgunluğu giderici aktivite
        Fiziksel yorgunluk, gönüllü aktiviteleri sürdürememe olarak tanımlanır ve fiziksel düşüşle ilişkilidir. Egzersiz, kanda aşırı laktat ve kan üre nitrojeni birikmesine neden olur , bu da metabolik rahatsızlığa ve sonuçta yorgunluğa yol açabilir . PEO'nun periferik enjeksiyonu farenin yürüme davranışını destekler. Mentol, merkezi sinir sistemini uyararak hücresel enerji metabolizmasını artırabilir , çünkü mentol adrenal korteksi enerjiyi artırmak için uyarabilir ve kan laktat seviyesini düşürebilir [56] . Ayrıca PEO, beyne daha fazla oksijen sağlamak ve yorgunluğu etkili bir şekilde ortadan kaldırmak için sağlıklı deneklerde akciğer kapasitesini artırabilir [57] .

        Ayrıca PEO vücut uyanıklığını arttırır ve zihinsel tazelenmeyi geliştirir [58] . PEO beynin koku yolunu modüle edebilir, anksiyeteyi hafifletebilir, ağrıyı ve dürtüyü azaltabilir ve uyku kalitesini arttırarak yorgunluk önleyici aktivitesine katkıda bulunabilir [59] .

        3.8 . Antioksidan aktivite
        Süperoksit, hidroksil ve peroksi radikalleri gibi reaktif oksijen türleri (ROS), nörodejeneratif hastalık, kanser , kardiyovasküler hastalık, inflamatuar rahatsızlıklar vb. dahil olmak üzere çeşitli hastalıkların patogenezinde hayati bir rol oynar . Menthatürleri ve PEO serbest radikal temizleme aktivitesine ve antioksidan fonksiyona sahiptir [2] . Nötrofil infiltrasyonu , serbest radikal oluşumu ve artan oksidatif stres, inflamatuar bağırsak hastalığında (IBD) kanıtlanmış patojenik faktörlerdir . PEO'daki mentol kolon dokusundaki oksidatif stresi azaltır vemalondialdehit seviyesi ve lipid peroksidasyonunun son ürünü [62] , [63] .

        Ayrıca PEO, antioksidan aktivitesine atfedilebilen mikroftalmi ile ilişkili transkripsiyon faktörü (MITF), tirozinazla ilişkili protein (TRP)-1, TRP-2 ve tirozinazın ekspresyonunu hafifleterek B16-F10 hücrelerinde melanin sentezini azaltır [ 64 ] .

        4 . PEO'nun farmakolojik etkileri
        PEO'nun gastrointestinal, karaciğer, böbrek, cilt, solunum, beyin ve sinir sistemlerinin korunması , hipoglisemik ve hipolipidemik etkiler gibi birçok farmakolojik etkiyi barındırdığı yaygın olarak kabul gören bir görüş haline geldi . Bu farmakolojik etkilerin mekanik olarak anlaşılması PEO'nun klinik ortamlarda uygulanması açısından faydalıdır.

        4.1 . Gastrointestinal koruma
        Mentha öncelikle kramplar, hazımsızlık [65] ve çoğu hastada mide bulantısı gibi üst sindirim sistemi bozukluklarında kullanılır [66] . Çok sayıda kanıt, PEO'nun mide ve bağırsak hareketlerini iyileştirdiğinden [67] ve tokluk ve fonksiyonel dispepsiyi hafiflettiğinden [68], PEO'nun gastrointestinal bozukluklara karşı etkili eylemler gösterdiğini göstermektedir .

        PEO'nun mide-bağırsak spazmlarını ve karın ağrısını hafiflettiği bildirilmektedir. Mekanik olarak, düz kas kalsiyum kanalı antagonizatörü olarak görev yapan PEO, endomizyal L tipi kalsiyum kanalı yoluyla kalsiyum akışını bloke ederek gastrointestinal düz kasın kontraktilitesini zayıflatabilir [69] . Öte yandan PEO'daki mentol, kolonik primer afferent nöronlar üzerinde ifade edilen geçici reseptör potansiyeli TRPM8 kanalının bir agonistidir . TRPM8 kanalının PEO tarafından aktivasyonu, pro-nosiseptif TRP kanalının kemo ve mekanosensör yanıtını inhibe eder [18], PEO tarafından TRP kanalının aktivasyonunun fonksiyonel gastrointestinal hastalıktaki etkinliği ile ilişkili olduğunu öne sürmektedir [70] .

        Üstelik PEO mide boşalmasını güçlendirir, IBS'yi azaltır [71] ve özofageal diskineziye bağlı disfaji ve göğüs ağrısını hafifletir [72] . Mekanik olarak PEO, 5-HT3 bağlanma bölgesi boyunca [ 3H ]GR65630'un [ 14C ]guanidin tarafından yer değiştirmesini engelleyebilir ve 5-HT3 reseptör iyon kanalının akışına ve serotoninin indüklediği ileum daralmasına etki edebilir [73] . Başka bir çalışma, mentolün , alfa-adrenerjik reseptörü içeren nöral mekanizmada asetilkolin salınımında sürekli bir azalmaya neden olabileceğini ima etmektedir [74] .

        4.2 . Karaciğer ve böbrek koruması
        Karaciğer, sistemik lipid homeostazisinin korunmasında merkezi bir rol oynar ve özellikle ROS hasarına karşı hassastır . Tetraklorometan çözeltisinin intraperitoneal enjeksiyonunun neden olduğu bir sıçan karaciğer hasarı modelinde PEO, anti-oksidatif stres yoluyla plazma membranının bütünlüğünü artırarak ve hepatik hücrelerin onarım ve rejenerasyon kapasitesini artırarak karaciğerin korunmasını gösterir [75 ] .

        PEO koleretiktir ve intrahepatik kolestazı azaltır . PEO , safra asidi sentezinde yer alan bazı genlerin ekspresyonunu potansiyel olarak düzenleyerek safra sekresyonunu teşvik edebilir , toplam kolesterolü azaltabilir ve safra asidi konsantrasyonunu artırabilir [76] . Özellikle PEO'daki mentol ve menton safra akışını artırabilir, kolesterol sekresyonunun safra tuzu sekresyonuna bağlanmasını azaltabilir , inflamatuar süreçleri modüle edebilir ve karaciğer fibrozisini baskılayabilir [77] .

        Ürolitiyazis üriner sistemde taş oluşumudur . İdrar kristalleri ve yüksek kalsiyum oksalat konsantrasyonu , ürolitiyazis için ana risk faktörleri olan tübüler epitelyal inflamasyonu indükler. PEO kristal engelleyici, antioksidan, antiinflamatuar, antispazmodik ve diüretik etkilerle ürolitiazisi önleyebilir ve tedavi edebilir [78] . Ek olarak PEO, gentamisinin antibakteriyel etkinliğine müdahale etmeden gentamisine bağlı böbrek hasarını önemli ölçüde önleyebilir [79] .

        4.3 . Cilt koruması
        PEO, yaralar, cilt enfeksiyonu, iltihaplanma, egzama , kurdeşen , sedef hastalığı , uyuz ve böcek ısırıkları dahil olmak üzere çeşitli dermatik bozuklukların tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır [80] . PEO'daki terpenler, epikütikül bariyeri boyunca çözündürücüler olarak görev yapabilir ve stratum korneumdaki ilaç dağılımını artırabilir . PEO'nun saçın dermal papillasındaki damar oluşumunu artırarak cilt geçirgenliğini değiştirdiği ve saç büyümesini teşvik ettiği iyi bilinmektedir; bu, saç büyümesinin erken evresine yardımcı olabilir, bu da PEO ile saç dökülmesinin tedavisi için umut verici bir yaklaşımın göstergesidir.[81] . PEO'nun cilt üzerinde eşit ve uzun süreli bir güneş koruyucu oluşturabildiği, cildin güneş ve rüzgarla kurumasını önleyebildiği için PEO'nun çok yüksek bir güneş koruma faktörü (SPF) değerine sahip olduğu bildirilmektedir .

        Kronik kaşıntı, 6 haftadan uzun süren ve yaşam tarzını etkileyecek kadar şiddetli olan kaşıntı olarak tanımlanmaktadır. Kaşıntı, birçok cilt durumunun yanı sıra diğer dermatolojik olmayan durumların da belirtisi olabilir. Topikal PEO, kronik kaşıntı tedavisinde etkilidir, çünkü PEO'nun A-delta liflerini ve k-opioid reseptörlerini aktive ederek kaşıntı hissini hafiflettiği gösterilmiştir [83] . Ek olarak PEO, hormonal değişimin neden olduğu gebelik kaşıntısını (PG) zayıflatabilir [84] .

        PEO'daki neomentolün , G2/M fazında hücre döngüsünü durdurarak, hiyalüronidaz aktivitesini inhibe ederek ve tübülin polimerizasyonunu etkileyerek tümör büyümesinin, metastazın ve anjiyogenezin baskılanmasına yol açarak insan epidermoid kanser hücreleri üzerinde inhibitör etkiler gösterdiği belgelenmiştir [85] . PEO'nun B16-F10 hücrelerinde melanin sentezini azalttığı gösterilmiştir . Özellikle PEO'daki beta-karyofilenin, MITF , TRP-1, TRP-2 ve tirozinaz ekspresyonunu aşağı doğru düzenleyerek melanin oluşumunu zayıflattığı rapor edilmiştir [64] .

        PEO'nun topikal uygulamasının , esas olarak soğuk reseptör kalsiyum kanalındaki uzaysal değişikliklere ve alına kutanöz kan akışına yol açan perikraniyal kasın gevşemesine bağlı olarak fasiyal nevraljiye karşı cilt üzerinde kalıcı bir soğutma etkisi ürettiği iyi bilinmektedir . .

        4.4 . Solunum koruma
        İnce partikül maddeye (PM) maruz kalma , astımda hava yolu inflamasyonunu ve akciğer tahribatını şiddetlendiren risk faktörlerinden biridir . PM10'un neden olduğu astımlı farelerde, PEO'nun nebülizasyon yoluyla solunması, astımlı farelerde solunum epitelyal hiperplazisini , kollajen birikimini ve goblet hücresi aktivasyonunu azaltır; IL-6 ve pro-inflamatuar T yardımcı 2'ye özgü sitokinlerin seviyeleri düşer ve aşağı regülasyon sağlanır. JAK2 ve STAT3'ün fosforilasyonu , PEO'nun IL-6/JAK2/STAT3 eksen aktivitesini inhibe ederek astımı hafiflettiğini düşündürmektedir [46] .

        Gevşetici PEO, antispazmodik bir ajan olarak görev yapabilir, çünkü PEO ve onun bileşeni olan pulegon , ganglionların ve NO'nun fonksiyonunu etkilemeden, sıçan trakeal düz kasının asetilkolin ve KCl ile tetiklenen kasılmasına karşı etkilidir . Ayrıca PEO, sıçan depolarize trakeasında CaCl2 ile uyarılmış kasılmayı baskılar, bu da hücre dışı kalsiyum girişinin engellendiğinin göstergesidir [ 87] .

        Mentolün, çeşitli sigara dumanı tahriş edici maddelere karşı solunum yolu duyusal tahriş tepkisini baskıladığı belgelenmiştir ; bu, soğuğa duyarlı duyu nöronlarındaki TRPM8 iyon kanalının bir agonisti olan mentolün, geçici reseptör potansiyeli ankirin 1 agonisti olan akroleine fare tahriş tepkisini ortadan kaldırabildiğiyle kanıtlanmıştır. Ayrıca mentol, asetik asit, sikloheksanon ve geçici reseptör potansiyeli katyon kanalı alt ailesi V üyesi 1'e (TRPV1) verilen tahriş tepkisini azaltabilir . Bu bulgular, mentolün solunum yolunda etkili bir şekilde emildiğini ve duyusal TRP kanallarını aktive etmek için yeterli bir lokal konsantrasyon ürettiğini göstermektedir [88] .

        4.5 . Hipoglisemik ve hipolipidemik etkiler
        Diabetes Mellitus, hiperglisemi , poliüri , polidipsi ve polifaji ile karakterize edilen ve retinopati , nefropati , nöropati , ketoasidoz ve benzeri potansiyel komplikasyonları olan bir metabolik hastalıktır . PEO'nun kan glukozunu düşürdüğü, insülin ve C-peptit seviyelerini arttırdığı ve pankreatik beta hücre yapısını iyileştirdiği gösterilmiştir [89] , bu da PEO'nun diyabet ve onun komplikasyonları için hipoglisemik bir ajan olarak görev yapabileceğini göstermektedir [90] .

        Ek olarak PEO, hiperlipidemik sıçanlarda yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol düzeyinde önemli bir artış ve ateroskleroz indeksinde bir azalma ile birlikte , serum toplam kolesterolünü, trigliseridini ve düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterolünü azaltarak, lipit metabolizmasını iyileştirerek hiperlipidemiye etkili bir şekilde direnebilir . Ayrıca PEO, hepatik glutatyon seviyesini yükseltebilir , karaciğer fonksiyonunu ve antioksidan aktiviteyi iyileştirebilir ve ardından kan şekeri alımını ve kullanımını artırabilir; bu da PEO'nun hipolipidemik ve hipoglisemik etkilerini destekleyebilir [91] .

        4.6 . Beyin ve sinir sisteminin korunması
        PEO'nun beyni ve sinir sistemini koruduğu bildirilmektedir. PEO'daki mentol ve menton nöroaktif maddelerdir . Bu bileşikler kolinesterazı inhibe edebilir ve nikotin ve GABAA reseptörlerine bağlanarak nöronların aktivitesinin artmasına neden olabilir. PEO'nun sürekli uygulanması zihinsel yorgunluğunortadan kaldırılmasını önemli ölçüde kolaylaştırır [91] .

        4.7 . Transdermal emilim (ozmotik emilim)
        Deri, organizma ile dış çevre arasında, patojenlerin istilasını önleyen , kimyasal ve fiziksel saldırılara karşı direnç gösteren büyük ve etkili bir bariyerdir. Aynı zamanda insan vücudunun en erişilebilir organıdır ve topikal uygulama için ideal bir yerdir. Bu nedenle transdermal ilaç dağıtım sistemi(TDDS), daha az advers reaksiyon ve ilk geçiş etkisinin atlanması gibi birçok avantaja sahiptir. Cildin en dıştaki stratum korneum (SC) TDDS'nin ana sınırlamasıdır. SC, alttaki dokuları enfeksiyondan, dehidrasyondan, kimyasallardan ve mekanik stresten koruyan bir bariyer olarak kabul edilmektedir. SC, çekirdek ve organel içermeyen 15-20 kat keratinize epidermal hücreden oluşur. SC bariyerinin geçirgenliği hücreler arası lipit matrisine atfedilir. Hücreler arası lipit alanının, çoğu ilaç molekülünün stratum korneum yoluyla penetrasyonu için birincil yol olduğu yaygın olarak kabul edilmektedir.

        PEO'nun perkütan uygulaması çeşitli hastalıkları tedavi edebilir , çünkü PEO öncelikle pasif difüzyon yoluyla insan derisine nüfuz eder ve lokal olarak tahriş edici olan diğer biyoaktif maddelerin cilt geçirgenliğini etkiler. PEO , deriden kan dolaşımına kolayca nüfuz edebilen, ancak aynı zamanda idrar ve dışkı yoluyla da kolayca atılabilen, düşük molekül ağırlıklı ve çeşitli kimyasal yapılara sahip aromatik bileşiklerin önemli bir karışımıdır [92] . PEO'nun aktif bileşikleri transdermal emilimi destekleyebilir ve etki mekanizması esas olarak stratum korneum bariyerinin yapısını değiştirmeye ve ozmotik emilimin yayılımını arttırmak için hücreler arası stratum korneum lipitleri ile etkileşime dayanmaktadır. PEO'daki mentol bileşeni bir madde olarak kullanılabilir.penetrasyon arttırıcıdır ve tercihen hücreler arası boşluğa ve stratum korneumun hücreler arası lipit yapısına dağıtılır . PEO'nun, stratum korneumdaki lipitleri kısmen ekstrakte ederek nikardipin hidroklorürün perkütanöz akışını arttırdığı rapor edilmiştir [93] .

        4.8 . Yara iyileşmesi ve sedef hastalığı için transdermal ilaç
        Yara iyileşmesi epidermal rejenerasyonu, fibroblast proliferasyonunu, neovaskülarizasyonu ve anjiyogenezi vb. içeren karmaşık bir süreçtir [94] , [95] . Ciddi yanık yaraları sıklıkla doğuştan gelen bağışıklık sisteminin lokal ve sistemik aktivasyonuna neden olur ve bu da belirgin inflamatuar yanıta, immünsüpresyona ve çoklu organ hasarına yol açar. Örneğin, yanık yarası IL-10 seviyesini yükseltebilir ve Th1 yanıtını baskılayabilir, bu da enfeksiyona duyarlılığın artmasına neden olur [96] . Dermal fibrozun bir savunucusu olan dönüştürücü büyüme faktörü beta (TGF-β)yanık yarasında farklı rol oynar. TGF-β, yara iyileşmesini teşvik eden bir faktör olarak işlev görebilir ve iyileşme sürecinin sonraki aşamasında hipertrofik skar ve keloid dahil olmak üzere aşırı iyileşme sonuçlarını güçlendirebilir [97] .

        PEO'nun topikal uygulanması, bağışıklık hücrelerinin yara bölgesine infiltrasyonunu sınırlayabilir ve PEO'nun antibakteriyel etkisine atfedilen doku inflamasyonunu önleyebilir [98] . Ayrıca transdermal PEO yara bölgesindeki fibroblast sayısını, kollajen rejenerasyonunu ve epitelizasyon sürecini arttırır [99] . PEO'nun farelerde TGF-β ve IL-10 genlerinin ekspresyon seviyelerini düzenleyerek bir fare modelinde yara iyileşmesini desteklediği gösterilmiştir. Bu araştırma PEO'nun enfekte yaraları tedavi etmek için kullanılabileceğini göstermektedir [100] . Ayrıca PEO, atopik dermatitli farelerde yara iyileşmesini destekler(AD). Hücre içi mekanizmalar için PEO, STAT1 ve STAT3'e bağımlı yollardaki moleküllerin ekspresyonunu inhibe ederek epidermal kalınlığı ve mast hücre infiltrasyonunu azaltır [101] . Ek olarak mentol, doza bağlı olarak lenfosit proliferasyonunu ve çatal uçlu kutu P3 ekspresyonunu inhibe eder. T-bahis aşağı regülasyonu ile birleşen zayıflatılmış IFN-y ekspresyonu, mentolün Th1 hücre farklılaşması üzerindeki inhibitör etkisini gösterir , dolayısıyla inflamatuar hastalıkta olası terapötik potansiyeline işaret eder [102] .

        Çalışmamızda 2 cm x 2 cm boyutlarında tüyleri alınmış deri üzerine önceden ısıtılmış 20 gram ağırlık uygulanarak fare yanık modeli oluşturuldu ve daha sonra transdermal ilaçlama ile PEO ile tedavi edildi. Sonuç, PEO'nun farelerde yanık indeksini önemli ölçüde azalttığını gösterdi; bu durum, hematoksilen ve eozin (H&E) boyamasının histopatolojik analiziyle daha da doğrulandı ; bu, PEO'nun farelerde yanığın histopatolojik özelliklerini iyileştirdiğini ortaya koydu ( Şekil 3 ).


        1. İndir : Yüksek çözünürlüklü görseli indirin (1MB)
        2. İndir : Tam boyutlu resmi indirin

        Şekil 3 . Nane esansiyel yağının farelerde transdermal ilaçla yanık yaraları üzerindeki inhibitör etkisi . 2 cm x 2 cm boyutunda tüyleri alınmış deri üzerinde önceden ısıtılmış 20 gram ağırlıkla yakıldıktan sonra fareler, 0,2 ml/ cm2 ve 0,4 ml/cm2 dozajlarında PEO ve ticari olarak temin edilebilen MEBO (nem yanık merhemi) ile topikal olarak tedavi edildi . ) pozitif kontrol olarak 0,5 mg/kg'da, ardından yanık indeksi ve yanmış derinin H&E boyaması değerlendirildi. (A) Topikal PEO, yanık yarası olan farelerde yanık indeksini önemli ölçüde azalttı. (B) H&E boyaması PEO'nun farelerde yanığın histopatolojik özelliklerini azalttığını gösterdi. *P < 0,05 ve * *P < 0,01, Model grubuna göre.
        Psoriasis, kontrolsüz keratinosit proliferasyonu, artan kutanöz T hücre infiltrasyonu ve proinflamatuar sitokinlerin salınımı ile karakterize, kronik, immün aracılı inflamatuar bir hastalıktır [103] . Dermiste inflamatuar hücrelerin birikmesi epidermal keratinositlerin hiperproliferasyonuna yol açar [104] . Bu senaryoda, Treg hücreleri, TCR (T hücresi reseptörü) veya IL-2'nin uyarılması altında efektör T hücreleri haline gelmek üzere etkinleştirilir ve IL-10 ve TGF-β gibi sitokinleri salgılar, böylece sedef hastalığına bağlı hastalıkların çoğalmasını etkiler. hücreler [105] .

        Çalışmamızda, PEO'nun transdermal ilacının farelerde kaşıntı ve eritem seviyesinin azalması, cilt elastikiyetinin ve melanin seviyesinin artması ve daha fazla vücut ağırlığı artışı gibi sedef hastalığının semptomlarını önemli ölçüde iyileştirdiğini ve buna serum IL-10 seviyelerinin azaldığını bulduk. ve sedef hastalığı olan farelerde TGF-β. Yukarıdaki PEO verileri, H&E boyaması ile histopatolojik analiz ile doğrulanmıştır; bu, PEO'nun farelerde sedef hastalığının histopatolojik özelliklerini azalttığını göstermektedir ( Şekil 4 ).


        1. İndir : Yüksek çözünürlüklü görseli indirin (1MB)
        2. İndir : Tam boyutlu resmi indirin

        Şekil 4 . Nane esansiyel yağının transdermal ilaçla farelerde sedef hastalığı üzerindeki önleyici etkisi . Farelerde imikimod kreminin 4 cm x 6 cm'lik tüy dökülmüş deriye uygulanmasıyla sedef hastalığının ortaya çıkmasından sonra , farelere deksametazon sodyum fosfat enjeksiyonu (DSPI) ile birlikte 0,2 ml/ cm2 ve 0,4 ml/cm2 dozlarında topikal olarak PEO uygulandı. pozitif kontrol olarak 50 mg/cm2'de . (A) PEO, psoriatik farelerin vücut ağırlığını arttırdı. (B) ELISA analizler PEO'nun psoriatik farelerde serum IL-10 ve TGF-β seviyelerini azalttığını gösterdi. (C) Cilt fonksiyonu analizi, PEO'nun cilt elastikiyetini uzattığını, eritem düzeyini azalttığını ve psoriatik ciltte melanin düzeyini artırdığını ortaya çıkardı. (D) H&E boyama ile yapılan histopatolojik analiz, PEO'nun farelerde sedef hastalığının histopatolojik özelliklerini azalttığını gösterdi. *P < 0,05 ve * *P < 0,01, Model grubuna göre.
        Toplu olarak, PEO transdermal ilaç, Şekil 5'te gösterildiği gibi karmaşık mekanizmalar, özellikle IL-10/TGF-p sinyal ekseninin düzenlenmesi yoluyla yara iyileşmesi ve sedef hastalığı için güçlü etkiler gösterir .

        1. İndir : Yüksek çözünürlüklü görseli indirin (299KB)
        2. İndir : Tam boyutlu resmi indirin

        Şekil 5 . Nane esansiyel yağının transdermal emilim yoluyla farmakolojik etkileri .

        4.9 . Toksisite
        PEO'nun sıçanlara 40 ve 100 mg/kg vücut ağırlığı dozajlarında oral olarak uygulandığı iyi bir şekilde belgelenmiştir . 28 gün boyunca her gün serebellumun beyaz maddesine dağılmış kist benzeri alanlar da dahil olmak üzere histopatolojik değişikliklere neden olabilir , ancak ensefalopati ile ilişkili klinik semptomlar gözlenmemiştir [106] . Sıçanlarda PEO'nun subkronik toksisite çalışmasında, PEO'nun 100 mg/kg vücut ağırlığı dozajında ​​oral uygulaması. 90 gün boyunca her gün, erkek ve dişi sıçanlarda serebellumun beyaz maddesinde dağılmış, başka ensefalopati belirtileri olmaksızın kist benzeri boşluklar ortaya çıkarır. Erkek sıçanlarda nefropati de kaydedilmiştir [107]. Mentonun sıçanlarda kısa süreli bir toksisite çalışmasında, 200 mg/kg canlı ağırlık/günden daha düşük dozajlarda herhangi bir olumsuz etki elde edilmemiştir. Bununla birlikte, 28 gün boyunca 400 ve 800 mg/kg vücut ağırlığı/gün oral PEO, kreatinin miktarını azaltabilir, sıçan plazmasındaki alkalin fosfataz aktivitesini ve bilirubini yükseltebilir ve karaciğer ve dalağın ağırlık indekslerini artırabilir. Ayrıca histopatolojik olarak serebellumun beyaz maddesinde kist benzeri boşluklar elde edilmiştir (108) . Genel olarak bu bulgular, PEO'nun insan hastalarda özellikle yüksek dozlarda dikkatli kullanılması gerektiğini göstermektedir.

        5 . PEO'nun klinik ve diğer uygulamaları
        Çok sayıda kanıt , PEO'nun çeşitli özelliklerinden dolayı PEO'nun birden fazla hastalığın ve gıda endüstrisi, kozmetik endüstrisi, tarım alanı gibi diğer alanların yönetimi için klinik uygulamaya uygulanabileceğini ortaya koymaktadır .

        5.1 . Klinik Uygulama
        5.1.1 . Gastrointestinal hastalıklarda uygulama
        IBS ve fonksiyonel dispepsi (FD), örtüşen semptomları olan yaygın fonksiyonel gastrointestinal bozukluklardır . PEO, gastroenterolojik fonksiyonu iyileştirerek, sindirimi iyileştirerek ve karın ağrısı ve şişkinliği gidererek FD hastalarında mevcut olabilecek IBS ile ilişkili semptomlar için etkilidir.

        PEO, pilor halkasının önemli ölçüde açılmasına neden olur ve enterositlerin glukoz alımını engelleyerek bağırsak lümenindeki taşıma aktivitesini etkiler . Ayrıca PEO, gastrointestinal sistemin düz kaslarının gevşetilmesinde de rol oynar ve bu da IBS tedavisinde faydalıdır. PEO'nun ana bileşenlerinden biri olan mentol, güçlü kalsiyum kanal blokeriyle karşılaştırılabilecek kalsiyum antagonistik özelliğe sahiptir , çünkü mentol kalsiyum akışını önemli ölçüde azaltır [109] , [110] .

        PEO , in vitro kas şeritlerine uygulandığında alt özofagus sfinkterini ve düz kasları gevşettiği için hazımsızlık semptomlarını hafifletebilir . PEO alımından sonra sağlıklı gönüllülerde T histerezisinin keskin bir şekilde azalması , PEO'nun gastrik boşalmayı artırabildiğini ve beta sabitinin de önemli ölçüde azaldığını, bu da erken gastrik boşalmanın hızlandığını düşündürmektedir [111] . Ayrıca PEO'nun antibakteriyel, antiinflamatuar, antioksidan, immünomodülatör ve anestetik aktiviteleri vardır ve bunların tümü IBS tedavisini güçlendirebilir [112] .

        Ek olarak PEO bağırsak duvarındaki spazmları hafifletebilir ve kolonoskopi ile bağırsağın daha iyi görüntülenmesini sağlar [113] . Son olarak, PEO'nun aromaterapi olarak topikal uygulanması ateşi ortadan kaldırabilir, bulantı ve kusmayı hafifletebilir ve sindirimi iyileştirebilir [114] .

        5.1.2 . Dermatolojik hastalıklarda uygulama
        Tedavi edilemeyen dermatozlardan biri , PUPPP (gebeliğin kaşıntılı ürtikeryal papülleri ve plakları), herpes gestasyonis ve gebeliğin kaşıntılı folikülitini içeren, en baskın semptom olarak kaşıntıyı içeren gebeliğe özgü cilt durumudur . PEO'daki mentolün, A-delta lifleri ve κ-opioid reseptörlerinin aktivasyonu yoluyla cildi soğutarak histaminin neden olduğu kaşıntıyı zayıflatabildiği iyi bilinmektedir [84] .

        5.1.3 . Ameliyat sonrası adjuvan tedavi
        Burun mukozası ve akciğer yoluyla solunan uçucu yağ, sistemik olarak emilebilir. İnhalasyon yoluyla uygulandıktan sonra PEO birkaç dakika içinde kan dolaşımına alınır [115] , çünkü lipofilik PEO beyin tarafından kolaylıkla emilerek etkisini hızlı bir şekilde gösterir [116] .

        Vagus veya sempatik sinir uyarımı , şiddetli ağrı, iç organ travması, ilaçlar ve anestezi medulladaki reseptörleri uyararak ameliyat sonrası rahatsızlıklara yol açabileceğinden ameliyat sonrası hastalar bulantı ve kusmaya eğilimlidir . Örneğin, sezaryen doğumundan (Sezaryen) sonra kadınlar sıklıkla mide bulantısı ve rahatsızlık hissederler. PEO aromaterapisi postoperatif bulantı ve kusma için adjuvan bir tedavi stratejisi olabilir [117] , çünkü PEO sezaryen kaynaklı bu bozuklukları sedasyona neden olmadan ortadan kaldırabilir [118] .

        Ameliyat sonrası idrar retansiyonu , anestezinin yaygın bir komplikasyonudur; aralıklı kateterizasyon nedeniyle hastaların ıstırabına ve memnuniyetsizliğine neden olur ve üretral travmaya ve potansiyel enfeksiyona yol açar. Yutulan veya topikal olarak inhale edilen PEO'nun aralıklı kateterizasyon ihtiyacını önemli ölçüde azalttığı ve idrar retansiyonuna hızlı müdahale sağladığı bildirilmektedir [119] .

        5.2 . Diğer uygulamalar
        Kapsamlı veriler, bir besin takviyesi veya nutrasötik olarak PEO'nun fonksiyonel gastrointestinal bozuklukların [120] ve IBS'nin [121] tedavisinde faydalı olduğunu göstermektedir . PEO içeren fonksiyonel çay ve topikal merhem aynı zamanda , PEO'nun iç organ kimyası ve mekanosensöriyel üzerindeki inhibitör etkisi nedeniyle IBS [123] dahil olmak üzere kronik fonksiyonel sindirim sistemi bozukluklarında [122] yaygın olarak kullanılmaktadır [124] .

        Gıda endüstrisinde PEO çeşni olarak kullanılabilir. TVFA ve SN nitrojen içeriğini arttırmak için peynire anti-oksidatif PEO eklenebilir, böylece arzu edilen çok işlevli sağlık etkilerine sahip daha kabul edilebilir nane aromalı bir peynir üretilir [125] . PEO'daki terpenler ve bunların oksitlenmiş türevleri mikotoksin oluşumunu inhibe eder . Bu nedenle PEO, Aspergillus flavus'un büyümesini ve gıdalardaki aflatoksin üretimini sınırlamak için bir baharat malzemesi olarak hizmet edebilir [126] .

        Kozmetik endüstrisinde PEO, güçlü antioksidan aktivitesi ve tirozinaz inhibitör aktivitesi nedeniyle [128] yaygın olarak kullanılmaktadır [127] . PEO , PEO'nun çok yüksek SPF (güneş koruma faktörü) değerine atfedilen güneş koruyucusunun gücünü etkili bir şekilde artırabilir [82] .

        Tarım alanında, besi hayvanlarında sütten kesim sonrası ishali yönetmek amacıyla, anti-mikrobiyal ve anti-inflamatuar etkiler sağlamak için artık hayvan diyetine PEO eklenmektedir [129] .

        6 . Sonuçlar ve perspektifler
        PEO, Mentha'daki uçucu ikincil metabolitlerin , güçlü bir nane aromasına ve serin, hafif acı bir tada sahip bir karışımıdır . PEO'nun esas olarak güçlü anti-inflamatuar, antibakteriyel, antiviral, skolisidal, immünomodülatör, antitümör, nöroprotektif, antifatigue ve antioksidan aktivitelere sahip mentol, menton, neomentol ve izo-mentolden oluştuğu iyi bilinmektedir. Ayrıca PEO, gastrointestinal, karaciğer, böbrek, deri, solunum, beyin ve sinir sistemlerinde farmakolojik koruma göstererek hipoglisemik ve hipolipidemik etkiler gösterir. Şu anda PEO, gastrointestinal ve dermatolojik hastalıklar, postoperatif adjuvan tedavi, nutrasötikler , kozmetik endüstrisi ve diğer alanlarda yaygın olarak kullanılmaktadır .

        Mentha'nın ekstraksiyonu ve PEO'nun izolasyonu zor ancak biyolojik aktivitelerin değerlendirilmesini, farmakolojik etkilerin belirlenmesini ve uygulamaların değerlendirilmesini içeren PEO'nun aşağı yönlü çalışması için çok önemlidir. Günümüzde PEO'dan mentol, mentol, neomentol ve izo-menton olmak üzere dört tip bileşen izole edilmiştir. Bununla birlikte, PEO ile ilgili aşağı yöndeki çalışmayı güçlendirmek için, PEO'daki diğer bazı yeni biyoaktif bileşenlerin süperkritik sıvı ekstraksiyonu [130] , membran ayırma teknolojisi [131] ve yarı biyonik ekstraksiyon teknolojisi [132] gibi son teknolojilerle tanımlanması gerekir. ] .

        Bugüne kadar PEO'nun biyolojik aktiviteleri ve farmakolojik etkileri kapsamlı bir şekilde araştırılmıştır. Ancak bu eylemlerin temelini oluşturan derinlemesine mekanizmalar karmaşıktı ve hâlâ anlaşılması zordu. Altta yatan mekanizmaların en gelişmiş tekniklerle yoğun bir şekilde araştırılmasına büyük ihtiyaç vardır. Özellikle, PEO'nun etki ettiği moleküler hedefler ve ilgili sinyal yollarının tümü açıklığa kavuşturulmayı hak etmektedir. Bu durumda PEO için bazı yeni hedefler ve bunların sıralı basamakları bulunabilir.

        PEO'nun topikal uygulamasını takiben transdermal emilim oldukça karakteristiktir, bu da PEO'nun kan dolaşımına emilmesinden sonra hem lokal hastalık hem de sistemik bozukluklar için uygun ilaç tedavisine yol açar. PEO'nun etkisinin başlangıcını ve sürecini profillemek ve altta yatan mekanizmaları araştırmak için, PEO'nun PK-PD (farmakokinetik ve farmakodinamik) çalışmasına acilen ihtiyaç duyulmaktadır [133] .

        Mentha ve PEO'nun az sayıda yan etkiyle birlikte yüksek terapötik indeksleri olmasına rağmen , PEO'nun belirli bir dozu aşan toksisitesi hala kamuoyunu önemli ölçüde ilgilendiren bir konudur. PEO'nun geniş bir alan yelpazesinde güvenli bir şekilde uygulanmasını sağlamak için, belirli bir koşullar altında toksik dozajı ve toksik mekanizmayı açıklığa kavuşturmak için çaba gösterilmelidir.

        Ek olarak, mevcut araştırmaların çoğu PEO karışımına odaklanıyor, birkaç çalışma da mentol üzerine. PEO çok sayıda bileşenin bir karışımı olduğundan, PEO'nun öngörülebilir gelecekte kapsamlı etki mekanizmalarının aydınlatılmasını kolaylaştıracak olan menton, neomentol ve izo-menton gibi PEO'daki diğer bileşenlere dikkat çekilmelidir.

        Yorum yap


        • #5
          Nane çayının (Mentha piperita L.) biyoaktivitesinin ve potansiyel sağlık yararlarının gözden geçirilmesi

          Diane L McKay 1, Jeffrey B Blumberg
          Bağlantılar yıkılmak Üyelik
          • 1USDA İnsan Beslenmesi Araştırma Merkezi, Tufts Üniversitesi'nde Yaşlanma, 711 Washington St., Boston, MA 02111, ABD. diane.mckay@tufts.edu
          Soyut

          Nane (Mentha piperita L.), en yaygın olarak tüketilen tek bileşenli bitki çaylarından veya tisanlardan biridir. Bitkinin yapraklarından demlenen nane çayı ve nane esansiyel yağı geleneksel tıpta kullanılmaktadır. Bu bitkinin biyoaktivitesine ilişkin kanıta dayalı araştırmalar gözden geçirilmektedir. Yaprakların fenolik bileşenleri arasında rosmarinik asit ve başta eriositrin, luteolin ve hesperidin olmak üzere çeşitli flavonoidler bulunur. Esansiyel yağın ana uçucu bileşenleri mentol ve mentondur. Laboratuvar ortamında nanenin önemli antimikrobiyal ve antiviral aktiviteleri, güçlü antioksidan ve antitümör etkileri ve bir miktar antialerjenik potansiyeli vardır. Hayvan modeli çalışmaları, gastrointestinal (GI) doku üzerinde rahatlatıcı bir etki, merkezi ve periferik sinir sisteminde analjezik ve anestezik etkiler göstermektedir. immünomodülatör eylemler ve kemopreventif potansiyel. Nane yağı ve bileşenlerinin GI, solunum yolu ve analjezik etkileri üzerine insan çalışmaları rapor edilmiştir. Nane yağının irritabl bağırsak sendromu (IBS) semptomları üzerindeki etkilerini inceleyen çeşitli klinik çalışmalar yapılmıştır. Bununla birlikte, nane yaprağıyla ilgili insan çalışmaları sınırlıdır ve nane çayıyla ilgili klinik çalışmalar mevcut değildir. Gastrointestinal reflü, mide fıtığı veya böbrek taşı olan hastalarda nane yağı tedavisinde dikkatli olunmasına rağmen, nane çayına karşı herhangi bir olumsuz reaksiyon bildirilmemiştir.
          İrritabl bağırsak sendromunun tedavisinde nane yağı (Mintoil): prospektif, çift kör, plasebo kontrollü, randomize bir çalışma

          G Cappello 1, M Spezzaferro , L Grossi , L Manzoli , L Marzio
          Bağlantılar yıkılmak Üyelik

          • 1Sindirim Bilimleri Bölümü, Tıp Bölümü, G d'Annunzio Üniversitesi, Chieti-Pescara, İtalya.
          Soyut

          Giriş: İrritabl bağırsak sendromunun tedavisinde nane yağının kullanımı, muhtemelen ince bağırsakta bakteriyel aşırı çoğalma, laktoz intoleransı veya çölyak hastalığından etkilenen ve irritabl bağırsak sendromuna benzer semptomlara sahip olabilen hastaların varlığından dolayı değişken sonuçlarla incelenmiştir.

          Amaç: Çalışmanın amacı, ince bağırsakta bakteriyel aşırı çoğalma, laktoz intoleransı ve çölyak hastalığının dışlandığı irritabl bağırsak sendromlu hastalarda enterik kaplı nane yağının etkinliğini test etmektir.

          Yöntemler: Roma II kriterlerine göre irritabl bağırsak sendromlu, laktoz ve laktuloz nefes testleri normal ve çölyak hastalığı için antikor taraması negatif olan 57 hasta, 4 hafta boyunca nane yağı (günde iki kez iki enterik kaplı kapsül veya plasebo) ile tedavi edildi. çift ​​kör bir çalışmada. Semptomlar tedaviden önce (T(0)), tedavinin ilk 4 haftasından sonra (T(4)) ve tedavinin bitiminden 4 hafta sonra (T(8)) değerlendirildi. Değerlendirilen semptomlar şunlardı: karında şişkinlik, karın ağrısı veya rahatsızlık, ishal, kabızlık, tam boşaltılamama hissi, dışkılamada ağrı, gaz veya mukus geçişi ve dışkılamada aciliyet. Her semptomun yoğunluğu ve sıklığı için 0'dan 4'e kadar puan verildi.

          Bulgular: T(4)'te, nane yağı grubundaki hastaların %75'i, bazal (T(0)) toplam irritabl barsak sendromu belirtileri skorunda >%50'lik bir azalma gösterdi; buna karşılık plasebo grubundaki %38'di (P<0.009) ). T(4) ve T(8)'deki nane yağı ile T(0) ile karşılaştırıldığında toplam irritabl bağırsak sendromu semptomları skorunda istatistiksel olarak anlamlı bir azalma bulundu (T(0): 2,19+/-0,13, T(4) : 1,07+/-0,10*, T(8): 1,60+/-0,10*, *P<0,01, T(0), ortalama+/-SEM ile karşılaştırıldığında, plaseboyla herhangi bir değişiklik bulunamadı.

          Sonuç: Nane yağı ile 4 haftalık tedavi, irritabl barsak sendromlu hastalarda karın semptomlarını iyileştirmektedir.

          Yorum yap


          • #6
            Nane Esansiyel Yağının APP/PS1 Transgenik Farelerde Öğrenme ve Hafıza Yeteneği Üzerindeki Etkileri

            Xiaofan Sv , 1 Yueyang Feng , 1 Rui Ma , 1 Yin Tang , 1 Ye Li , 1 Donghong Cui , 2 ve Yani Wu 1, *
            Lucian Hritcu, Akademik Editör ve Omayma A. Eldahshan, Akademik Editör
            Yazar bilgileri Makale notları Telif Hakkı ve Lisans bilgileri PMC Yasal Uyarı
            Şuraya git: Soyut

            Amaç: Nane esansiyel yağının APP/PS1 transgenik farelerin öğrenme ve hafıza yeteneği üzerindeki etkisini ve mekanizmasını araştırmak. Yöntemler: Morris su labirenti testi ve mekik kutusu testi, APP/PS1 transgenik farelerin uçucu yağı kokladıktan sonra öğrenme ve hafıza yeteneklerindeki değişiklikleri araştırmak için kullanıldı. Mekanizmasını araştırmak için sağ yarıkürenin hipokampal CA1 bölgesindeki nöronların hücresel durumu, Aβ birikimi, oksidatif stres düzeyi ve serum metabonomikleri tespit edildi. Sonuçlar: Nane esansiyel yağını koklamak, APP/PS1 transgenik farelerin öğrenme ve hafıza yeteneğini geliştirebilir. Model grubuyla karşılaştırıldığında, nane esansiyel yağı grubunun hipokampal CA1 bölgesindeki nöronların durumu normale döndü ve Aβ birikimi azaldı. Beyin dokusunun MDA'sı önemli ölçüde azaldı, ve SOD ve GSH-PX aktivitesi önemli ölçüde normal seviyeye yükseldi. Metabonomik sonuçlarına göre, nane esansiyel yağının, arginin ve prolin metabolizmasını, inositol fosfat metabolizmasını ve sistein ve metionin metabolizmasını düzenleyerek AD'de bilişsel işlevi iyileştirebileceği tahmin edilmektedir.

            Anahtar Kelimeler: nane esansiyel yağı, öğrenme ve hafıza, metabonomik, hipokampal
            Şuraya git: 1. Giriş

            Alzheimer hastalığı yaşlılarda sık görülen, geri dönüşü olmayan ve ölümcül olan nörodejeneratif bir hastalıktır [ 1 ]. Alzheimer hastalığının yaygın semptomları arasında bilişsel bozukluk ve öğrenme ve hafıza yeteneğinde azalma yer alır [ 2 ]. Dünyada her 3 saniyede bir yeni bir Alzheimer hastası ortaya çıkacak ve nüfusun yaşlanmasıyla birlikte Alzheimer hastalarının sayısı da artacak. 2050 yılına kadar dünyada 100 milyondan fazla AD hastasının olacağı tahmin edilmektedir [ 3 ]. Ancak günümüzde Alzheimer hastalığının sistematik bir tedavisi mevcut olmayıp, donepezil ve memantin gibi mevcut tedavi edici ilaçların yüksek fiyat, zayıf etkinlik ve birçok yan etki gibi dezavantajları bulunmaktadır .] Bu nedenle Alzheimer hastalığının erken önlenmesi özellikle önemlidir [ 5 ]. Alzheimer hastalığının önlenmesinde ve tedavisinde, saf bitki özleri ve aktif bileşenler kullanan bazı doğal tedavilere , örneğin yeşil çay aromasının koklanması gibi aromaterapinin uygulanması [ 6 , 7 ] giderek daha fazla önem verilmektedir [ 8 ] ], banyo tuzları vb. gibi aromatik esansiyel yağlar kullanılarak [ 9 , 10 ].

            Nane esansiyel yağı, Mentha × piperita L' den ekstrakte edilen ikincil bir metabolittir. Renksiz veya sarımsı yağlı bir sıvıdır. Ana uçucu bileşenleri mentol, menton, 1-8 sineol vb.'dir [ 11 ]. Nane esansiyel yağının güçlü bir canlandırıcı etkisi vardır ve geleneksel Çin tıbbı bunun "kokudan uzaklaşmaya, soğuktan berrak ısıya; lideri temizle” [ 12 ]. Kanıtlar, nane aromasının öğrenme ve hafıza bozukluklarını iyileştirebileceğini göstermektedir. Nane bileşiği esansiyel yağı koklama terapisinin, serum AchE içeriğini azaltarak hafif bilişsel bozukluğu olan hastaların bilişsel işlevlerini iyileştirebildiği kanıtlanmıştır [ 13] AchE, asetilkolinin bir hidrolazıdır ve beyindeki kolinerjik sistemin fonksiyonunu yansıtan önemli bir belirteç enzimidir. Öğrenme ve hafıza yeteneğindeki azalma, asetilkolinerjik nöronların aktivitesindeki azalmayla doğrudan ilişkilidir.

            Bu nedenle, bu çalışma, APP/PS1 transgenik farelerde (AD model fareler) in vivo olarak uzaysal hafıza, öğrenme ve hafıza yeteneği, sağ yarıkürenin hipokampal CA1 bölgesindeki nöronlar etrafındaki amiloid-β (Aβ) birikimi ve oksidasyon indekslerindeki değişiklikleri araştırdı. ) nane esansiyel yağını kokladıktan sonra. Metabonomik, nane esansiyel yağının APP/PS1 transgenik farelerin koklama yoluyla öğrenme ve hafıza yeteneği üzerindeki etkisini araştırmak ve aromaterapinin iyileştirilmesi ve önlenmesine yönelik daha ileri çalışmalar için bir referans değeri sağlamak amacıyla fare serumundaki diferansiyel metabolitleri tanımlamak için kullanıldı. Alzheimer hastalığı.

            Şuraya git: 2. Malzemeler ve Yöntemler

            2.1. Malzemeler

            2.1.1. Reaktifler ve Ekipman

            Ana reaktifler: Nane esansiyel yağı ve biberiye esansiyel yağı, Şangay Jiaotong Üniversitesi'nin (Şanghay, Çin) aromaterapi laboratuvarı tarafından sağlandı. DAB konsantre kiti ve geniş spektrumlu ikincil antikor, Shanghai Changdao Bioteknoloji Co., Ltd.'den (Şanghay, Çin) satın alındı. Toplam protein (BCA) test kutusu, MDA, SOD ve GSH-PX test kutusu Nanjing Jiancheng Biyoloji Mühendisliği Enstitüsü'nden (Nanjing, Çin) satın alındı. %1 trimetilklorosilan (TMCS) içeren metanol, metoksiamin hidroklorür, kloroform, piridin, L-2-klorofenil alanin ve n,o-bis-trimetilsilil-trifloroasetamid (BSTFA), Analiz ve Test Merkezi kromatografisi ve Pegasus 4D TOF- ile sağlandı. HANIM.

            Ana ekipman: Laboratuar Ekipmanları Şirketi; 7890B-5977B GC-MS, Agilent (Şanghay, Çin). TGL-16M yüksek hızlı dondurma santrifüjü, Hunan Xiangyi Laboratory Instrument Company Limited (Hunan, Çin). LNG-T88 vakumlu santrifüj yoğunlaştırıcı, Taicang Huamei Biyokimyasal Alet Fabrikası (Jiangsu, Çin). ECLIPSENi pozitif mikroskop, DS-Ri2 mikroskobik görüntü analiz sistemi, NIKON Instruments (Şangay, Çin).

            2.1.2. Hayvanlar ve Gruplar

            APP/PS1 transgeniği (model fareler) tarafından indüklenen öğrenme ve hafıza bozukluğu model fareleri ve aynı genetik arka plana sahip normal C57BL/6J fareleri (normal fareler), 6 aylık, lisans numarası SCXK (Su) 2016-0010 sağlanmıştır. Changzhou Cavens Laboratory Animal Co., Ltd. (Jiangsu, Çin) Normal grupta normal fareler kullanıldı; model grubu, nane esansiyel yağı grubu ve pozitif grup, her grupta 8 fare olmak üzere model fareleri kullandı. Nane esansiyel yağı grubundaki fareler nane esansiyel yağını koklarken, pozitif gruptaki fareler biberiye esansiyel yağını kokladı (etkililiği hayvan ve gönüllü deneyleri ile belirlendi [14]), günde 2 kez, 1 saat/saat, 21 yıl boyunca günler. 2.2. Yöntemler

            2.2.1. Morris Su Labirenti

            Tüm hayvan deneyleri Şangay Jiaotong Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne bağlı Ruh Sağlığı Merkezinde gerçekleştirildi. Koklamanın beşinci gününde toplam 32 fare Morris su labirentinde test edildi; ilk beş günde konumlandırma seyir testi, altıncı günde ise uzay araştırma testi gerçekleştirildi.

            Platform (çap, 80 mm), su labirentinin ikinci çeyreğine (yükseklik × çap, 1100 mm × 1500 mm) yatay düzlemin biraz altına yerleştirildi ve konumu değişmeden tutuldu. Konumlandırma seyir testinde fareler, sabit bir giriş noktasından havuz duvarına bakan suya yerleştirildi. 120 saniye içerisinde hedef platforma ulaşan fareler 30 saniye boyunca platformda bekletildi, platforma ulaşamayan fareler ise 30 saniye boyunca hatırlanacak şekilde platform üzerine yerleştirildi. Farelerin platformu bulma süresi kaçış gecikmesi olarak kaydedildi ve farelerin hareket yörüngesi kaydedildi. 6. günde uzay araştırma testi için su altı platformu kaldırıldı. Her farenin orijinal platform pozisyonunu geçme süreleri ve orijinal platform çeyreğinde 120 saniye içinde kalma süresi kaydedildi,

            2.2.2. Mekik Kutusu Testi

            Bu testte mekik kutusu (uzunluk × genişlik × yükseklik, 450 mm × 250 mm × 260 mm) kullanıldı ve iki güne bölündü. Fareler ilk gün eğitildi ve eğitilen fareler ikinci gün test edildi. Her fare bir taraftaki mekik kutusuna yerleştirildi ve 5 saniye boyunca sesli ve ışıklı uyarı verildi. Farenin bu süre içerisinde ortadaki delikten karşı tarafa kaçması aktif bir kaçış olarak değerlendirildi. Fare bu bölgede kaldıysa 5 s sonra alt demir ağ (0,3 mA) eklendi, böylece fare kutunun diğer tarafına kaçana kadar fareye ağrılı akım uyarımı (sesli ve ışıklı uyarı devam ederken) verildi. (elektrik yok), pasif bir kaçış olarak değerlendirildi. Her fare 20 kaçış testi gerçekleştirdi ve aktif kaçışların sayısı ve aktif kaçışın gecikmesi kaydedildi.

            2.2.3. Numune Toplama ve Ön İşlem

            Davranış deneylerinden sonra farelere, göz küresi kanını almak için eter ile anestezi uygulandı ve serum ayrıldı (4 °C, 3000 dev/dak, 15 dakika) ve metabonomik test için -80 °C'de saklandı. Kullanım sırasında serum oda sıcaklığında eritildi. 100 µL serum bir santrifüj tüpüne alındı, üzerine 300 µL metanol-kloroform (3:1, v/v) eklendi.) ve 10 uL L-2-klorofenil alanin (0,3 mg/mL) ilave edildi ve santrifüj tüpü 30 saniye boyunca çalkalandı ve serum, 20 dakika süreyle 20 °C'ye yerleştirildi. Numune 10 dakika süreyle (4°C, 12.000 dev/dak) santrifüje tabi tutuldu, 300 µL süpernatan 1,5 mL'lik bir otomatik numune alma cihazı şişesine alındı ​​ve numune bir vakumda konsantre edildi ve nitrojen ile kurutuldu. Metoksiamin hidroklorürün (15 mg/mL) 80 uL'lik piridin çözeltisi ilave edildi ve şişe kapatıldı ve oda sıcaklığında bir gece boyunca çalkalama yatağına yerleştirildi. Daha sonra şişe açıldı, 80 µL BSTFA (%1 TMCS dahil) ilave edildi ve şişe kapatıldı ve 70 °C'de 60 dakika boyunca termostatik bir kutuya yerleştirildi. Örnek GC-MS tespiti için kullanıldı. Farelerin sağ yarıküresindeki taze beyin dokusunun bir kısmı, 24 saat boyunca %10 formalinle sabitlendi ve HE boyama patolojik bölümlerine dönüştürüldü.

            2.2.4. GC-TOFMS'nin parametreleri

            1. Esansiyel yağ bileşiminin belirlenmesi.

            DB-5MS kılcal kolonu kullanıldı (uzunluk 30 m, çap 250 µm, kalınlık 0,25 µm). Kolonun başlangıç ​​sıcaklığı 4 dakika süreyle 60°C'ye ayarlandı ve 5 dakika süreyle 8°C/dakika hızla 240°C'ye çıkarıldı. Taşıyıcı gaz, 1 mL/dakika akış hızına sahip helyumdur. Arayüz ve iyon kaynağı sıcaklıkları sırasıyla 250 °C ve 230 °C idi. Kütle spektrometresinin iyonizasyon modu EI idi ve iyonizasyon voltajı 70 eV idi. Kütle tarama aralığı 15~550 amu idi.
            • 2.
              Serum örnekleri.

            Kolonun başlangıç ​​sıcaklığı 2 dakika süreyle 80 °C'ye ayarlandı, 10 °C/dk'da 180 °C'ye, 5 °C/dk'da 240 °C'ye ve 25 °C'de 290 °C'ye çıkarıldı. 9 dakika boyunca /dak. Arayüz ve iyon kaynağı sıcaklıkları sırasıyla 270 °C ve 220 °C idi. Tam tarama modunda tarama aralığı 30–550 m / z idi . ve serum numunesi çözücüsü 7,5 dakika geciktirildi.

            2.2.5. Veri İşleme ve Analiz

            Davranış testleri ve test indekslerinin sonuçları SPSS 26.0 ile analiz edilip işlendi ve veriler ortalama ± standart sapma () olarak ifade edildi.X¯±S). Çoklu gruplar arasındaki karşılaştırma, tek faktörlü varyans analizi ile işlendi ve iki örnek arasındaki karşılaştırma, LSD testi ile analiz edildi. Metabonomik verileri, orijinal veriler çok boyutlu istatistiksel analiz için LECO chroma TOF yazılımı tarafından işlendikten sonra SIMCA'ya aktarıldı. Potansiyel diferansiyel metabolitlerin spesifik standartları, projeksiyonda (VIP) > 1 ve p < 0,05 ( t -testine göre ) değişken öneme sahiptir. Madde, NIST veri tabanı ve Şanghay Jiaotong Üniversitesi Analiz ve Test Merkezi veri tabanı tarafından tanımlandı. İlgili metabolik yollar MetaboAnalyst platformu tarafından araştırıldı.

            Şuraya git: 3. Sonuçlar

            3.1. Davranış Deneyleri

            3.1.1. Morris Su Labirenti

            Konumlandırma seyir testinin sonuçları (tablo 1), farelerin kaçış gecikmesinin, ikinci günden itibaren kademeli olarak model grubu> nane esansiyel yağı grubu> pozitif kontrol grubu> normal grup eğilimini gösterdiğini gösterdi. Üçüncü ve dördüncü günlerde nane esansiyel yağı grubunun ve pozitif grubun kaçış gecikmesi, model gruba kıyasla önemli ölçüde kısaldı. tablo 1

            Konumlandırma seyir testi sonuçları (X¯±S, n = 8).
            Normal 94,92 ± 9,41 75,18 ± 7,86 79,48 ± 3,23 55,61 ± 9,27 43,33 ± 3,39
            Modeli 114,27 ± 2,70 104,82 ± 9,51 110,24 ± 4,27 * 95,68 ± 5,02 * 79,14 ± 5,88 *
            Pozitif 120,00 ± 0,00 82,12 ± 6,02 85,47 ± 3,65 # 60,32 ± 8,02 # 55,12 ± 2,56
            Nane 87,99 ± 6,19 84,50 ± 4,02 85,24 ± 5,08 # 64,10 ± 6,57 # 57,70 ± 0,65
            Ayrı bir pencerede aç
            Not: * p < 0,05, normal grupla karşılaştırıldığında. # p < 0,05, model grubuyla karşılaştırıldığında.

            Uzay araştırma testinin sonuçları (Tablo 2), normal grupla karşılaştırıldığında, farelerin orijinal platformun çeyreğinde kalma süresinin önemli ölçüde kısaldığını ve orijinal platformu geçme sayısının model grupta önemli ölçüde azaldığını gösterdi. Model grubuyla karşılaştırıldığında, nane esansiyel yağı grubunda ve pozitif grupta kalma süresi önemli ölçüde uzadı ve kalma sayısı önemli ölçüde arttı. Tablo 2

            Uzay araştırma testinin sonuçları (X¯±S, n = 8).
            Normal 32,87 ± 8,70 4,50 ± 0,45
            Modeli 24,64 ± 6,58 * 1,13 ± 0,13 *
            Pozitif 31,97 ± 5,13 # 3,13 ± 0,36 #
            Nane 31,28 ± 2,45 # 3,38 ± 0,60 #
            Ayrı bir pencerede aç
            Not: * p < 0,05, normal grupla karşılaştırıldığında. # p < 0,05, model grubuyla karşılaştırıldığında.

            Her gruptaki farelerin yüzme parkuru (Şekil 1), nane esansiyel yağı grubundaki farelerin, normal grup ve pozitif gruptakine benzer şekilde Ι çeyreğinde daha sık yüzdüğünü gösterdi. Bu arada, model grupta yüzme rastgeleliği daha güçlüydü ve yüzme parkuru Ι çeyreğinde en azdı.
            Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: moleküller-27-02051-g001.jpg
            Şekil 1
            Normal grup ( a ), model grubu ( b ), pozitif grup ( c ) ve nane esansiyel yağı grubunda ( d ) uzay araştırmalarının yüzme yörüngeleri . Orijinal platformun bulunduğu çeyrek daire Ⅰ olarak ayarlandı ve çeyrekler, her çeyreğin eşit alanı olacak şekilde saat yönünde sırasıyla Ⅱ, Ⅲ ve Ⅳ olarak tanımlandı.

            3.1.2. Mekik Kutusu Testi

            Mekik kutusu testinin sonuçları (Tablo 3), normal grupla karşılaştırıldığında aktif kaçış sayısının önemli ölçüde azaldığını ve model grupta aktif kaçış gecikmesinin önemli ölçüde uzadığını gösterdi. Model grubuyla karşılaştırıldığında, nane esansiyel yağı grubunda ve pozitif grupta sayı önemli ölçüde arttı ve gecikme süresi önemli ölçüde kısaldı. Tablo 3

            Mekik kutusu testinin sonuçları (X¯±S, n = 8).
            Normal 6,00 ± 1,93 2,62 ± 0,42
            Modeli 2,75 ± 0,28 * 3,40 ± 0,31 *
            Pozitif 5,13 ± 1,46 # 2,77 ± 0,67 #
            Nane 4,75 ± 1,75 # 2,80 ± 0,44 #
            Ayrı bir pencerede aç
            Not: * p < 0,05, normal grupla karşılaştırıldığında. # p < 0,05, model grubuyla karşılaştırıldığında.

            Morris su labirenti ve mekik kutusu testinin sonuçları, nane esansiyel yağını koklamanın farelerin öğrenme ve hafıza yeteneğini belirli bir dereceye kadar geliştirebileceğini göstermektedir. 3.2. Patolojik Özellikler Gözlem ve Tespit Sonuçları

            3.2.1. Patolojik Özelliklerin Gözlemlenmesi

            İmmünohistokimyasal boyama sonuçları, normal gruptaki nöronların birbirine yakın diziliş gösterdiğini ve belirgin bir Aβ çökelmesinin gözlemlenmediğini gösterdi.şekil 2A). Nöronlar düzensiz bir şekilde dizilmişti ve model grubundaki nöronların yakınında koyu kahverengi Aβ çökelmesi gözlendi (şekil 2B). Pozitif grubun bölümlerinde (şekil 2c) ve nane esansiyel yağı grubu (şekil 2d), nöronlar sırayla düzenlendi ve fare beyni nöronlarının yakınında Aβ çökelmesi önemli ölçüde azaldı; yalnızca az sayıda Aβ yağışı gözlendi ve yağış rengi nispeten açıktı.
            Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: moleküller-27-02051-g002.jpg
            şekil 2
            Normal grup ( a ), model grup ( b ), pozitif grup ( c ) ve nane esansiyel yağı grubundaki ( d ) farelerin beyin dokusundaki nöronların gözlemlenmesi . Ok Aβ yağışını işaret ediyor. (HE boyama, ×200).

            3.2.2. Oksidatif Stres İndeksi

            Buradan görülebileceği gibiTablo 4Normal grupla karşılaştırıldığında, model grubun beyin dokularındaki MDA içeriği önemli ölçüde artarken, SOD ve POD aktiviteleri önemli ölçüde azaldı. Model grubuyla karşılaştırıldığında, nane esansiyel yağı grubu ve pozitif grubun beyin dokularındaki MDA içeriği önemli ölçüde azalırken, SOD ve POD aktiviteleri önemli ölçüde arttı. Tablo 4

            Her bir fare grubunun beyin dokularındaki oksidatif stres faktörlerinin seviyeleri (X¯±S, n = 8).
            Normal 5,01 ± 1,44 146,07 ± 18,85 84,05 ± 14,10
            Modeli 17,71 ± 1,36 * 81,35 ± 10,49 * 36,91 ± 5,85 *
            Pozitif 8,11 ± 1,60 # 122,75 ± 15,98 # 70,32 ± 6,69 #
            Nane 8,21 ± 2,20 # 119,62 ± 12,78 # 68,00 ± 6,84 #
            Ayrı bir pencerede aç
            Not: * p < 0,05, normal grupla karşılaştırıldığında. # p < 0,05, model grubuyla karşılaştırıldığında. 3.3. Nane Esansiyel Yağının Koklanmasının Serum Metabolitleri Üzerindeki Etkileri

            3.3.1. PCA ve OPLS-DA Analizi

            Temel bileşen analizi (PCA) sonucu, normal grup, model grup, nane esansiyel yağı grubu ve pozitif grubun serumundaki metabolomik profillerin ayrıldığını göstermektedir (Figür 3). Tüm örnekler %95 güven aralığında yer almaktadır.
            Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: moleküller-27-02051-g003.jpg
            Figür 3
            Toplanan serum örneklerinin temel bileşen analizi puan grafiği (PCA), ( a ), ortogonal kısmi en küçük kareler-discriminant analizi (OPLS-DA) puan grafiği ( b – d ) ve permütasyon grafiği (200 permütasyon), ( e – g ) normal gruptan ( A ), model gruptan ( B ), pozitif gruptan ( C ) ve nane esansiyel yağı grubundan ( D ), ( n = 8).

            PCA modeli denetimsiz modu kullandığından, modeli yeniden oluşturmak için gizli yapılara ortogonal projeksiyonların denetimli yöntemi diskriminant analizi (OPLS-DA) kullanıldı ve modelin uygun olup olmadığını değerlendirmek için bir permütasyon testi ( n = 200) yapıldı . fazla donatılmıştı. Sonuçlar Bölüm 3.4'te gösterilmektedir ; burada iki grubun her birinin metabolitlerinin ayrıldığı tespit edilmiştir. Permütasyon testi sonuçları, modellerin nispeten kararlı olduğunu ve fazla takılmadığını göstermektedir.

            3.3.2. Potansiyel Biyobelirteçler

            Projeksiyon değerlerindeki (VIP) değişken önemi OPLS-DA'dan hesaplandı ve p < 0,05 olan değişkenleri daha fazla tanımlamak için gruplar arasında bağımsız bir örnek testi kullanıldı. Normal grupla karşılaştırıldığında model grupta 5'i yukarı, 31'i aşağı regüle edilmiş toplam 36 potansiyel biyobelirteç tanımlandı (Tablo 5). Bu biyobelirteçler, bilişsel bozukluğu olan farelerde metabolitlerdeki farklılıkları yansıtıyordu. Bu 36 metabolitle karşılaştırıldığında, nane esansiyel yağı grubunda 14'ü yukarı, 2'si aşağı doğru düzenlenmiş 16 potansiyel biyobelirteç belirlendi. Tablo 5

            Normal, model, nane esansiyel yağı grubu ve pozitif grup arasında serum örneklerinde metabolit seviyelerindeki değişiklikler (VIP> 1 ve p < 0.05).
            Glisin 3.64 9,68 × 10 −6 ↓ 2.61 1,52 × 10 −3 ↓ 2.81 2,75 × 10 −6 ↓
            Palmitik asit 1.98 3,28 × 10 −2 ↓ 3.05 4,45 × 10 −3 ↓
            Stearik asit 1.23 9,60 × 10 −3 ↓ 1.11 1,60 × 10 −2 ↓
            L-Allotreonin 1.06 5,94 × 10 −3 ↓
            6-(2-Aminopropil)benzofuran 1.11 1,29 × 10 −3 ↓
            2-hidroksibütanoik asit 1.16 1,51 × 10 −2 ↓
            Treonin 1.08 2,29 × 10 −3 ↓
            Prolin 5.24 1,06 × 10 −2 ↓ 5.41 1,52 × 10 −2 ↑
            2-Hidroksi-3-metilbütirik asit 1.16 4,70 × 10 −3 ↓
            Süksinik asit 1.12 1,65 × 10 −5 ↓
            Alanin 1.16 2,33 × 10 −3 ↓
            Siklopenten-4-karboksilik asit, 1-(trimetilsilil)oksi-,metil ester 1.25 1,41 × 10 −2 ↓
            oksoprolin 6.89 5,84 × 10 −4 ↓
            Lösin 5.06 8,63 × 10 −3 ↓ 5.05 2,22 × 10 −2 ↑
            İzolösin 3.97 6,17 × 10 −3 ↓ 3.92 2,84 × 10 −2 ↑
            N-(2-Asetamido)iminodiasetik asit 1.20 5,50 × 10 −5 ↑ 1.74 1,36 × 10 −3 ↑
            Sedoheptuloz 2.45 3,92 × 10 −2 ↓ 4.69 1,80 × 10 −2 ↑
            metiyonin 3.41 2,74 × 10 −2 ↓ 3.30 2,79 × 10 −2 ↑
            Fenilalanin 1.53 1,84 × 10 −2 ↓
            Miyo-inositol 1.52 6,67 × 10 −3 ↓ 2.47 2,17 × 10 −4 ↑
            Octanal 1.84 3.05 × 10−2 ↓
            Octanoic acid, di (tert-butyl)silyl ester 1.10 1.49 × 10−5 ↑ 1.17 2.76 × 10−4 ↑
            trans-4-Hydroxy-L-proline 1.31 7.02 × 10−4 ↓ 1.40 9.23 × 10−4 ↑
            O-Desmethylnaproxen 2.07 5.55 × 10−5 ↑ 3.29 6.88 × 10−7 ↑
            L-Aspartic acid 1.30 4.04 × 10−5 ↑ 1.99 4.09 × 10−5 ↑ 3.03 5.30 × 10−10 ↑
            L-Proline 1.62 8.09 × 10−3 ↓
            Phosphate 10.49 1.64 × 10−3 ↓ 11.99 4.93 × 10−3 ↑
            Methylmalonic acid 3.17 2.11 × 10−2 ↓ 7.89 3.42 × 10−5 ↑
            2-Imino-6-mercapto-4,4-Dimethyl-1,2,3,4-tetrahydro-pyridine-3,5-dicarbonitrile 1.26 1.98 × 10−2 ↓
            Pentasiloxane-dodecamethyl 1.05 4,96 × 10 −3 ↓ 1.91 1,94 × 10 −3 ↓
            4-Aminobütanoik asit 1.35 5,45 × 10 −5 ↓
            Adonitol 2.06 3,20 × 10 −2 ↓
            Maltoz Monohidrat 1.57 3,29 × 10 −2 ↓ 2.03 4,02 × 10 −3 ↑
            Monolaurin türevi 1.64 1,82 × 10 −6 ↑ 1.70 1,87 × 10 −2 ↑ 2.80 2,25 × 10 −5 ↑
            2-Buten-1,4-diol 2.41 4,29 × 10 −3 ↓
            4-Asetoksi-N, N-Metilizopropiltriptamin 1.23 6,56 × 10 −3 ↓ 1.27 1,70 × 10 −2 ↑
            Ayrı bir pencerede aç 3.4. Metabolik Yol Analizi

            Serum örneklerinden taranan diferansiyel metabolitler, öğrenme ve hafıza bozukluğuyla ilgili önemli metabolik yolları belirlemek için sırasıyla MetaboAnalyst 5.0 platformuna girildi. Sonuçlar, diferansiyel metabolitlerin esas olarak arginin ve prolin metabolizmasının metabolik yollarını, inositol fosfat metabolizmasını ve sistein ve metiyonin metabolizmasını etkilediğini göstermektedir (Yol Etkisi > 1).Şekil 4).
            Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: moleküller-27-02051-g004.jpg
            Şekil 4
            Serum örneklerinin metabolik yol analizi. Şekildeki her daire bir metabolik yolu temsil etmektedir. Dairenin rengi ve boyutu, farklı metabolik yolların p değerini ve etki değerini temsil eder. Renk ne kadar kırmızı olursa sonuç o kadar anlamlı olur ve daire ne kadar büyük olursa etki değeri de o kadar büyük olur. 3.5. Nane Esansiyel Yağının Bileşimi

            Deney koşulları altında deneyde kullanılan nane esansiyel yağının ana bileşenleri mentol (%45,56) ve menton (%20,9) olmuştur. İki ana bileşen, uçucu yağın toplam içeriğinin %66,46'sını oluşturuyordu. İkincil bileşenler şunlardı: mentol asetat (%6,64), 1 nane 8-sineol (%4,77), yeni mentol (%3,27), izo-menton (%3,08), mentofuran (%2,05), β-karyofilen (%1,79) , limonen (%1,48), pulegon (%1,31), germakren D (%1,17), vb.; Listelenen dokuz ikincil bileşen, uçucu yağın toplam içeriğinin %25,56'sını oluşturuyordu. 11 birincil ve ikincil bileşen, toplam uçucu yağ içeriğinin %92,02'sini oluşturuyordu (Tablo 6). Tablo 6

            Nane esansiyel yağının ana kimyasal bileşimi ve göreceli içeriği.
            1 5.556 İzopentil alkol 0,02
            2 12.647 α-Tüjen 0,03
            3 13.083 α-Pinen 0,5
            4 15.667 Sabinen 0,86
            5 16.265 Mirsen 0.11
            6 16.741 3-Oktanol 0,18
            7 17.396 α-Phellandrene 0,02
            8 18.065 α-Terpinen 0.22
            9 18.577 p-Kimen 0.11
            10 18.863 Limonen 1.48
            11 19.095 1,8-sineol 4.77
            12 19.237 cis-β-Ocimen 0,15
            13 19.943 trans-β-Ocimen 0,04
            14 20.776 γ-Terpinen 0,37
            15 21.622 cis-Sabinen hidrat 0,46
            16 22.612 Terpinolen 0,1
            17 23.596 Linalool 0.19
            18 23.749 trans-Sabinen hidrat 0,08
            19 24.188 2-Metil bütil izovalerat 0,06
            20 24.919 3-Oktil asetat 0,04
            21 25.383 cis-para-Menth-2-en-1-ol 0,03
            22 27.081 trans-Krizantem 0,07
            23 27.709 Menton 20.9
            24 28.127 Mentofuran 2.05
            25 28.272 izomenton 3.08
            26 28.591 Neomentol 3.27
            27 29.289 Mentol 45.56
            28 29.388 Terpinen-4-ol 0.82
            29 29.929 izomentol 0,59
            30 30.119 Neoizomentol 0,15
            31 30.369 α-Terpineol 0,24
            32 33.344 Pulegone 1.31
            33 33.763 Carvone 0,03
            34 34.429 Piperiton 0,5
            35 35.603 Neomentil asetat 0,28
            36 36.813 Mentil asetat 6.64
            37 37.855 İzomentil asetat 0,2
            38 42.504 α-Kopaen 0,04
            39 43.038 α-Bourbonen 0.33
            40 43.389 β-trans-Elemen 0,07
            41 45.367 β-Karyofililen 1.79
            42 46.004 β-Gurjunene 0,05
            43 47.390 trans-β-Farnesen 0.22
            44 47.641 α-Humulen 0,08
            45 49.235 Germacrene D 1.17
            46 50.124 Bisiklogermakren 0,2
            47 50.302 γ-Amorfen 0,04
            48 51.475 delta-Kadinen 0,07
            49 56.093 Viridiflorol 0.11
            Ayrı bir pencerede aç
            Şuraya git: 4. Tartışma

            4.1. Davranış Deneyi

            Bu çalışmada, bir AD modeli oluşturmak için APP/PS1 transgenik fareleri seçildi. Morris su labirenti ve mekik kutusu testinin sonuçları, nane esansiyel yağını koklamanın AD model farelerin öğrenme ve hafıza yeteneğini ve bilişsel bozukluklarını önemli ölçüde iyileştirebileceğini göstermektedir. 4.2. Farelerde Beyin Dokusunun Patolojik Özelliklerinin Gözlemlenmesi ve Tespiti

            Aβ, AD'nin patogeneziyle yakından ilişkilidir. Aβ'nın anormal toplanmasıyla oluşan senil plak nörotoksisiteye sahiptir. Aβ çökelmesi sıklıkla hipokampus ve serebral kortekste öğrenme ve hafıza ile ilgili beyin bölgelerine eşit şekilde dağıtılır, böylece hastaların öğrenme, hafıza ve bilişsel yetenekleri olumsuz etkilenir .] Bu çalışmada APP/PS1 transgenik farelerin sağ yarıküresinde serebral korteks ve hipokampusta meydana gelen patolojik değişiklikler immünohistokimyasal deneyle gözlemlendi. Sonuçlar, nane esansiyel yağı koklandıktan sonra Aβ çökelmesinin azaldığını ve nöronların sayısı ve morfolojisinin normal seviyeye döndüğünü göstermektedir. Oksidatif stres, AD'li hastalarda beyin dokusunun tipik bir patolojik özelliğidir. Beyin çoğunlukla lipitlerden oluşur ve yüksek oranda oksijen tüketimine sahiptir, dolayısıyla reaktif oksijen türlerine (ROS) karşı savunmasızdır [ 17 ]. Malondialdehit (MDA), in vivo lipid peroksidasyonunun son ürünüdür ve içeriği dolaylı olarak hücrelere ROS saldırısının derecesini yansıtabilir .] Süperoksit dismutaz ( SOD ) ve glutatyon peroksidaz ( GSH -PX), vücuttaki ROS'u ortadan kaldırabilir ve aktivitesi, vücudun antioksidan kapasitesini yansıtabilir.] Bu çalışmanın sonuçları, APP/PS1 transgenik farelerinin beyin dokusunda MDA içeriğinin önemli ölçüde arttığını, SOD ve GSH-PX aktivitelerinin ise önemli ölçüde azaldığını göstermektedir; bu, APP/ PS1 beyin dokusunda peroksidasyon hasarının olduğunu göstermektedir. PS1 transgenik fareler. Nane esansiyel yağını kokladıktan sonra farelerin beyin dokusundaki MDA içeriği önemli ölçüde azalırken, SOD ve GSH-PX aktiviteleri arttı. Yukarıdaki sonuçlar, nane esansiyel yağının koklanmasının, beyindeki Aβ çökelmesini azaltarak, nöronal hücreleri koruyarak ve onları normal duruma döndürerek, beyin dokusundaki peroksidasyon hasarını hafifleterek AD'yi belirli bir dereceye kadar tedavi edebildiğini göstermektedir. 4.3. APP/PS1 Transgenik Farelerin Serum Metabonomikleri

            Bu çalışmada, nane esansiyel yağı ile tedavi edilen AD model farelerin serum metabonomiğini incelemek için temel bileşen analizi ile birleştirilmiş GC-MS kullanıldı. Sonuçlar, normal grupla karşılaştırıldığında, model grubundaki serum prolin, lösin, izolösin ve metioninin önemli ölçüde aşağı regüle edildiğini göstermektedir; bu, AD model farelerin amino asit metabolizması ve enerji metabolizmasının bozuk olduğunu göstermektedir. Nane esansiyel yağının koklanması esas olarak üç metabolik yolu etkiledi: arginin ve prolin metabolizması, inositol fosfat metabolizması ve sistein ve metiyonin metabolizması.

            4.3.1. Amino Asit Metabolizması

            Amino asitler, birçok yaşam aktivitesinin sentezine katılan ve sinir iletimi, öğrenme, hafıza ve reseptör fonksiyonunda önemli rol oynayan temel protein birimleridir [21 ] . Amino asit metabolizmasındaki bozukluk, merkezi sinir sistemi üzerinde potansiyel bir etkiye sahip olabilir ve beyin bölgesinde nöronal hasara yol açarak hafıza ve öğrenme gibi bilişsel bozukluklara yol açabilir [22 ] . Nane esansiyel yağını kokladıktan sonra yukarıdaki amino asit metabolitleri yukarı doğru düzenlendi ve normal seviyeye yaklaştı. Bunların arasında lösinin, D vitamini ile kombine edildiğinde zayıf yaşlıların bilişsel fonksiyonlarını iyileştirdiği rapor edilmiştir [ 23 ].

            4.3.2. Arginin ve Prolin Metabolizması

            Arginin, insan vücudunda nitrik oksit sentaz (NOS) yoluyla NO sentezleyebilen esansiyel bir amino asittir [ 24 ]. Hücreler arası bir haberci ve nörotransmiter olarak nitrik oksit, kardiyovasküler sistemde, merkezi sinir sisteminde ve periferik iletimde önemli bir rol oynar [ 25 ]. Prolin sadece ideal bir ozmotik düzenleyici değil, aynı zamanda membranlar ve enzimler için koruyucu bir madde ve serbest radikal temizleyicidir. Arginin ve prolin, kardiyovasküler yapı ve fonksiyonla yakından ilişkilidir ve plazmadaki seviyeleri sıklıkla intimal lezyonlara bağlı olarak değişmektedir .] Nane esansiyel yağını koklamak, arginin ve prolinin metabolik yollarını düzenleyebilir ve kan damarlarının stres hasarını azaltabilir. Kan damarlarının yaralı bölgesinin yeniden şekillendirilmesine yardımcı olur.

            4.3.3. Sistein ve Metiyonin Metabolizması

            Metiyonin, protein sentezinde rol oynayan önemli bir amino asittir. Metiyonin eksikliği vücutta protein sentezini engelleyerek vücuda zarar verir. Aynı zamanda metiyonin, serbest oksijen radikallerinin neden olduğu membran lipit peroksidasyonuna karşı birçok yönden koruma sağlar ve membran lipit peroksidasyonu, hücre ve mitokondriyal membranlar gibi önemli organellere zarar verir [27 ] . Metiyonin ve kolinin ayrıca Pb2+ maruziyetinin neden olduğu bilişsel ve NR1 kusurlarını tersine çevirdiği de rapor edilmiştir [ 28 ].

            4.3.4. İnositol Fosfat Metabolizması

            Sonuçlar, farelerin serumundaki miyo-inositol içeriğinin, nane esansiyel yağını kokladıktan sonra normal seviyeye yükseldiğini göstermektedir. Miyo-inositol esas olarak kaslarda, kalpte, akciğerlerde ve karaciğerde bulunur. Kolesterolü düşürücü ve sedasyon etkisi vardır. Giderek artan kanıtlar Alzheimer hastalığında (AD) aşırı kolesterolün biriktiğini ve bunun AD ile ilişkili patolojik değişikliklere yol açabileceğini göstermektedir [ 29 ]. Miyo-inositol aynı zamanda beyin hücresi beslenmesinin sağlanmasında da önemli bir rol oynar [ 30 ]. 4.4. Nane Esansiyel Yağının Bileşimi, Etkinliği ve Güvenliği

            Bu çalışmada en yüksek nane esansiyel yağı içeriği, toplam içeriğin %45,56'sını oluşturan mentoldür. Mentol, nane esansiyel yağının çoğu çeşidinin ana bileşeni olan nane saplarından veya yapraklarından elde edilir. Mentol, duyusal sinir soğuk reseptörü TRPM8'i aktive edebildiğinden insanların üşümesine neden olabilir. Bu nedenle baharat veya aromatik maddelerde ve birçok ilaçta, günlük ihtiyaçlarda, içeceklerde vb. kullanılır [ 31 ]. Xiao-Bing Zhang ve ark. mentolün hipokampal nöronlar üzerinde etki ettiğini ve sıçanlarda hipokampal nöronların afinitesini seçici olarak arttırdığını buldu [ 31 ]. Nane esansiyel yağının yan etkilerinin genellikle hafif ve minimal düzeyde toksik olduğu iddia edilmektedir. Hepatorenal toksisite yalnızca yüksek dozda oral uygulamada ortaya çıkabilir .]; <%3 konsantrasyonda koklanarak kullanıldığında güvenlidir. 4.5. Olasılık

            Şu anda, esansiyel yağların öğrenme ve hafıza üzerindeki etkisi üzerine az sayıda çalışma bulunmaktadır ve çoğu çalışma iyileştirici etkinin keşfi üzerine kaldığından, mekanizması üzerine yapılan araştırmalar daha da nadirdir. Nanenin öğrenme ve hafıza üzerindeki etkilerinin mekanizması üzerine yapılan önceki çalışmalar çoğunlukla nörotransmiterlere veya mentol veya menton gibi tekli bileşiklerin etkilerine odaklanmıştır .] Mentolün farelerin öğrenme ve hafıza yeteneğini geliştirebileceği tahmin edilmektedir, ancak bunun tek bir bileşenin rolü mü yoksa birden fazla bileşenin birleşik etkisi mi olduğu ileri deneysel çalışmalarla doğrulanmayı beklemektedir. Bu çalışma, yeni bir girişim olan, doğal bir ürün olan nane esansiyel yağının öğrenme ve hafıza üzerindeki etkisinin mekanizmasını oksidatif stres ve metabolizma perspektifinden araştırmıştır. Bu araştırmada diferansiyel metabolitler ve metabolik yollar bulundu. Diferansiyel metabolitlerdeki spesifik değişiklikler ayrıntılı olarak daha fazla incelenebilir ve diferansiyel metabolitler, hedeflenen metabolomiklerle daha fazla analiz edilebilir.

            Şuraya git: 5. Sonuçlar

            Özetle, nane esansiyel yağını koklamak, APP/PS1 transgenik farelerin öğrenme ve hafıza yeteneğini geliştirebilir. Amino asit metabolizmasını ve enerji metabolizmasını iyileştirerek, beyindeki oksidatif hasarı azaltarak ve nöronları koruyarak beyin sinirlerini koruyabilir. Metabonomik çalışmaların sonuçlarına göre arginin ve prolin metabolizmasını, inositol fosfat metabolizmasını, sistein ve metionin metabolizmasını düzenleyerek AD'yi iyileştirebileceği tahmin edilmektedir. Nane esansiyel yağındaki mentolün önemli bir rol oynadığı tahmin edilmektedir. Bu nedenle, AD tedavisinde güvenli ve etkili yeni ilaçların geliştirilmesine yönelik yeni fikirler sağlamak amacıyla, AD tedavisinde nane esansiyel yağının nörobiyolojik mekanizması hakkında daha derinlemesine araştırmalar yapmaya devam edeceğiz.

            Şuraya git: Yazar Katkıları

            Veri iyileştirme, XL ve YF; soruşturma, RM; metodoloji, XL; YT ve YL; yazma—orijinal taslak, XL; yazma – inceleme ve düzenleme, DC ve YW Tüm yazarlar yazının yayınlanmış versiyonunu okudu ve kabul etti.

            Şuraya git: Finansman

            Bu araştırma hiçbir dış finansman almamıştır.

            Şuraya git: Kurumsal İnceleme Kurulu Beyanı

            Hayvan çalışma protokolü, Şangay Jiao Tong Üniversitesi Etik Komitesi tarafından onaylandı.

            Şuraya git: Çıkar çatışmaları

            Yazarlar çıkar çatışması olmadığını beyan etmektedir.

            Şuraya git: Numune Durumu

            Bileşiklerin örnekleri yazarlardan temin edilebilir.

            Şuraya git: Dipnotlar


            Yayıncının Notu: MDPI, yayınlanan haritalarda ve kurumsal bağlantılarda yer alan yetki iddiaları konusunda tarafsız kalır.



            Şuraya git: Referanslar

            1. Albert MS, DeKosky ST, Dickson D., Dubois B., Feldman HH, Fox NC, Gamst A., Holtzman DM, Jagust WJ, Petersen RC Alzheimer hastalığına bağlı hafif bilişsel bozukluk tanısı: Ulusal Enstitü'den öneriler Yaşlanma-Alzheimer Derneği'nin Alzheimer hastalığının teşhis kılavuzlarına ilişkin çalışma grupları. Alzheimer Demansı. 2011; 7 :270–279. doi: 10.1016/j.jalz.2011.03.008. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            2. Lane CA, Hardy J., Schott JM Alzheimer hastalığı. Avro. J. Neurol. 2018; 25 :59–70. doi: 10.1111/ene.13439. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            3. Winblad B. Alzheimer hastalığının en iyi tedavisi ne olacak? Nörobiyol. Yaşlanma. 2016; 39 :S19. doi: 10.1016/j.neurobiolaging.2016.01.089. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            4. Liang Y. Alzheimer hastalığının tanı ve tedavisinin durumu. Sağlık Zamanları. 2021:7. doi: 10.28434/n.cnki.njksb.2021.000167. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            5. Rios-Romenets S., Lopez H., Lopez L., Hincapie L., Saldarriaga A., Madrigal L., Piedrahita F., Navarro A., Acosta-Uribe J., Ramirez L. Kolombiya Alzheimer Önleme Girişimi (API) Kayıt Defteri. Alzheimer Demansı. 2017; 13 :602–605. doi: 10.1016/j.jalz.2016.09.010. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            6. Xiao J., Tundis R. Alzheimer hastalığının tedavisi için doğal ürünler: Temel ve uygulama. J. Pharm. Farmakol. 2013; 65 :1679–1680. doi: 10.1111/jphp.12186. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            7. Lye S., Aust CE, Griffiths LR, Fernandez F. Alzheimer hastalığının ilerleme seyrini değiştirmek için yeni yollar keşfetmek: Doğal tıbbın yükselişi. J. Neurol. Bilim. 2021; 422 :117332. doi: 10.1016/j.jns.2021.117332. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            8. Takahashi A., Watanabe T., Fujita T., Hasegawa T., Saito M., Suganuma M. Yeşil çay aroma fraksiyonu, insan β-amiloid minigeni ile transfekte edilmiş Caenorhabditis elegans'ta β-amiloid peptidinin neden olduğu toksisiteyi azaltır. Biosci. Biyoteknoloji. Biyokimya. 2014; 78 :1206–1211. doi: 10.1080/09168451.2014.921553. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            9. Kouzuki M., Kitao S., Kaju T., Urakami K. Banyo tuzu olarak aroma yağının bilişsel işlev üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi. Psikogeriatri. 2020; 20 :163–171. doi: 10.1111/psyg.12481. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            10. Tundis R., Loizzo MR, Bonesi M., Menichini F., Mastellone V., Colica C., Menichini F. Citrus aurantifolia Swingle, C. aurantium L. ve C'nin Antioksidan Kapasitesi ve Kolinesteraz İnhibitör Aktivitesi Üzerine Karşılaştırmalı Çalışma bergamia Risso ve Poit. Peeling Esansiyel Yağları. J. Gıda Bilimi. 2012; 77 :H40–H46. doi: 10.1111/j.1750-3841.2011.02511.x. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            11. McKay LD, Blumberg JB Nane çayının ( Mentha piperita L.) Phytother'in biyoaktivitesine ve potansiyel sağlık yararlarına ilişkin bir inceleme . Res. 2006; 20 :619–633. doi: 10.1002/ptr.1936. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            12. Yu YQ, Zhu BX Mentha haplocalyx Ekimi ve Nane Esansiyel Yağı Ekstraksiyonunda Araştırma Gelişmeleri. J. Anhui Agric. Bilim. 2012; 40 :7911–7913. [ Google Akademik ]
            13. Sun F., Shi M., Xu SS, Liang KK, Xiang WH Hafif bilişsel bozukluğu olan hastalarda nane bileşiği esansiyel yağı koklamanın asetilkolinesteraz üzerindeki etkisi üzerine çalışma. Çin Pratiği. Med. 2019; 14 :19–21. [ Google Akademik ]
            14. Filiptsova OV, Gazzavi-Rogozina LV, Timoshyna IA, Naboka OI, Dyomina YV, Ochkur AV Biberiye esansiyel yağı ve bunun insan imajı ve sayısal kısa süreli hafıza üzerindeki etkisi. Mısır. J. Temel Uygulama. Bilim. 2017; 4 :107–111. doi: 10.1016/j.ejbas.2017.04.002. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            15. Takahashi RH, Nagao T., Gouras GK Alzheimer hastalığında plak oluşumu ve β-amiloidin intranöronal birikimi. Pathol. Uluslararası 2017; 67 :185–193. doi: 10.1111/pin.12520. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            16. Roher AE, Kokjohn TA, Clarke SG, Sierks MR, Maarouf CL, Serrano GE, Sabbagh MS, Beach TG APP/Aβ yapısal çeşitliliği ve Alzheimer hastalığı patogenezi. Nörokimya. Uluslararası 2017; 110 :1–13. doi: 10.1016/j.neuint.2017.08.007. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            17. Naderi J., Lopez C., Pandey S. Alzheimer hastalarından alınan fibroblastlarda kronik olarak artan oksidatif stres, erken yaşlanmaya neden olur ve oksidatif stres yoluyla apoptoza karşı direnç sağlar. Mekanik Yaşlanma Dev. 2006; 127 :25–35. doi: 10.1016/j.mad.2005.08.006. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            18. Chen CZ, Zhong CJ Alzheimer hastalığında oksidatif stres. Nörobilim. Boğa. 2014; 30 :271–281. doi: 10.1007/s12264-013-1423-y. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            19. Jing S., Jiang WH, Sun W. Mide Ülserli Sıçanlarda Sigara İçmenin Serum SOD ve GSH-PX Aktiviteleri ve MDA İçerikleri Üzerindeki Etkileri; 2. Uluslararası Yenilenebilir Enerji ve Çevre Teknolojisi Konferansı (REET) Bildirileri; Dalian, Çin. 19–20 Ağustos 2014. [ Google Akademik ]
            20. Dusak A., Atasoy N., Demir H., Doğan E., Gürsoy T., Sarıkaya E. Kolon kanserlerinde oksidatif stres ve antioksidan enzim düzeylerinin araştırılması. J. Clin. Anal. Med. 2017; 8 :469–473. [ Google Akademik ]
            21. Xu XR, Zhang B., Gu XQ Konnitif Disfonksiyon Çalışmalarında Sistem Biyolojisinin Uygulanması. Curr. Biyoteknoloji. 2020; 10 :124–129. [ Google Akademik ]
            22. Wang Z., Li W., Li JY, Li L., Li NJ Alzheimer hastalığı olan model fareler için Valeriana amurensis ekstraktının etkisi üzerine metabonomik çalışma. Çin Med. O. 2016; 13 :4–7. [ Google Akademik ]
            23. Abe S., Ezaki O., Suzuki M. Lösin ve D Vitamini ile Kombinasyon halinde Orta Zincirli Trigliseritler, Kırılgan Yaşlı Yetişkinlerde Bilişe Fayda Sağlar: Randomize Kontrollü Bir Çalışma. J. Nutr. Bilim. Vitaminol. 2017; 63 :133–140. doi: 10.3177/jnsv.63.133. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            24. Hong CW, Kim YM, Pyo H., Lee JH, Kim S., Lee S., Noh JM Radyasyonun neden olduğu vasküler endotel hasarında indüklenebilir nitrik oksit sentazın katılımı. J. Radiat. Res. 2013; 54 :1036–1042. doi: 10.1093/jrr/rrt066. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            25. Raij L. Hipertansiyonda nitrik oksit: Böbrek hasarı ve sol ventriküler hipertrofi ile ilişki. Hipertansiyon. 1998; 31 :189–193. doi: 10.1161/01.HYP.31.1.189. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            26. Rodriguez-Gomez I., Moliz JN, Quesada A., Montoro-Molina S., Vargas-Tendero P., Osuna A., Wangensteen R., Vargas F. Hipertansiyondan kardiyovasküler ve böbrek dokusunda L-Arginin metabolizması ve hipotiroidi sıçanlar. Tecrübe. Biyol. Med. 2016; 241 :550–556. doi: 10.1177/1535370215619042. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            27. Peng LX, Xie T., Shan JJ Antitüberküloz İlaçların Neden Olduğu Böbrek Hasarının Metabolomik Çalışması ve Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometresine Dayalı Glutatyonun Terapötik Etkisi. Çene. J. Anal. Kimya 2019; 48 :1160–1168. doi: 10.1016/S1872-2040(20)60043-3. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            28. Fan G., Feng C., Wu F., Ye W., Lin F., Wang C., Yan J., Zhu G., Xiao Y., Bi Y. Metiyonin kolin, kurşun kaynaklı bilişsel ve N'yi tersine çevirir -metil-D-aspartat reseptörü alt birim 1 eksiklikleri. Toksikoloji. 2010; 272 :23–31. doi: 10.1016/j.tox.2010.03.018. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            29. Feringa FM, van der Kant R. Kolesterol ve Alzheimer Hastalığı; Risk Genlerinden Patolojik Etkilere. Ön. Yaşlanma Nörobilimi. 2021; 13 :690372. doi: 10.3389/fnagi.2021.690372. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            30. Zhou ST, Gu ZL, Wu FY, Li C., Dai R., Gong YJ, Liu YJ, Chen SJ İnositol Takviyesi Düzeyinin Büyüme Performansı, Kürk Kalitesi, Bağışıklık Organ İndeksleri ve 2 ila 4 Besin Bulunurluğu Üzerindeki Etkileri- Aylık Büyüyen Rex Tavşanları. Çene. J. Anim. Nutr. 2015; 28 :780–787. [ Google Akademik ]
            31. Aoken A., Wu T., Bai XH, Maitinuer M. Sincan'da Büyüyen Mentha L. Bitkilerinin Dört Türünden Elde Edilen Esansiyel Yağının Kimyasal Bileşimi ve Biyolojik Aktivitesinin GC-MS ile Karşılaştırmalı Çalışması . Gıda Arş. Dev. 2021; 42 :127–131. [ Google Akademik ]
            32. Nath SS, Pandey C., Roy D. Yüksek dozda nane yağı alımıyla neredeyse ölümcül bir vaka - Alınan dersler. Hintli J. Anaesth. 2012; 56 :582–584. doi: 10.4103/0019-5049.104585. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
            33. Kennedy D., Okello E., Chazot P., Howes M.-J., Ohiomokhare S., Jackson P., Haskell-Ramsay C., Khan J., Forster J., Wightman E. Uçucu Terpenler ve Beyin Fonksiyon: Mentha × Piperita L. Esansiyel Yağının Merkezi Sinir Sistemi Fonksiyonuyla İlgili İn Vitro Özellikleriyle Bilişsel ve Duygudurum Etkilerinin Araştırılması . Besinler. 2018; 10 :1029. doi: 10.3390/nu10081029. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]

            Yorum yap


            • #7
              Nefrotoksisitede Mentha piperita - gentamisin ile ilişkili böbrek bozukluklarını iyileştirmek için olası bir müdahale

              Naveed Ullah , Mir Azam Khan , 1 Taous Khan , 2 Afzal Haq Asif , 3 ve Waqar Ahmad 1
              Yazar bilgileri Makale notları Telif Hakkı ve Lisans bilgileri PMC Yasal Uyarı
              https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3987184/

              Şuraya git: Soyut

              Amaç:
              Gentamisin kullanımına bağlı böbrek hasarının patogenezinde serbest radikal üretiminin güçlü bir rolü vardır. Bu nedenle bu çalışma, Mentha piperita'nın gentamisin kaynaklı nefrotoksisiteye karşı böbrek koruyucu etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı .

              Malzemeler ve yöntemler:
              Toplam 24 erkek tavşan sırasıyla normal salin, gentamisin, M. piperita ekstraktı ve ekstrakt ve gentamisin ile birlikte tedavi uygulanan 4 gruba ayrıldı. Gentamisin 80 mg/kg/gün intramüsküler olarak, ekstrakt ise 200 mg/kg/gün oral olarak 21 gün süreyle verildi. Her grup için serum ve idrar biyokimyasal parametreleri ve histolojik değişiklikler incelendi. Ekstraktın gentamisinin antibakteriyel etkisi üzerindeki etkisi de değerlendirildi.

              Sonuçlar:
              Gentamisin ile tedavi edilen hayvanlarda serum ve idrar biyokimyasal parametrelerinde bozulmalar görüldü. Bu değişiklikler M. piperita ekstraktı ile muamele edilerek tersine çevrildi . Gentamisin grubunda gösterilen histolojik değişiklikler de ekstrakt tedavisiyle geri döndürüldü. Ayrıca bitki, antimikrobiyal özellikleri açısından gentamisinin etkinliğini etkilememiştir.

              Çözüm:
              M. piperita'nın gentamisin ile birlikte tedavisi, gentamisin ile ilişkili biyokimyasal böbrek fonksiyon bozukluklarını ve morfolojik değişiklikleri başarılı bir şekilde hafifletti.

              ANAHTAR KELİMELER: Aminoglikozitler, gentamisin, Mentha piperita , nefroprotektif, nane
              Şuraya git: giriiş
              Mentha piperita L., yaygın olarak nane, nane ve nane olarak bilinen Lamiaceae familyasına aittir. Bitki yaygın olarak spazm önleyici, karminatif, hareket hastalığını önleyici ve antelmintik olarak kullanılmaktadır.[ 1 ] Brezilyalılar bitkiyi bulantı, kusma, soğuk algınlığı, ateş, bronşit tedavisinde ve iştahı uyarmak için kullanmıştır.[ 2 ] Bitkinin ayrıca antimikrobiyal özelliklere sahip olduğu da rapor edilmiştir.[ 3 , 4 ] M. piperita yapraklarının kaynatılması, İran Geleneksel Tıbbında tonik, sindirim ve antiinflamatuar olarak kullanılmıştır.[ 5] Bitki ekstraktının , konsantrasyona bağlı serbest radikal temizleme özelliklerinden sorumlu olabilecek güçlü flavonoid ve fenolik bileşikler içerdiği gösterilmiştir.[ 6,7,8 ]

              Bir aminoglikozit olan gentamisin, nefrotoksisitesi ile bilinir ve öne sürülen olası mekanizmalardan biri de serbest radikal oluşumundan kaynaklanan hasardır.[ 9 ] Bitki ekstraktının farklı hastalıkların tedavisinde yaygın olarak kullanılması ve özellikle konsantrasyona bağlı olması nedeniyle. serbest radikal temizleme özellikleri nedeniyle M. piperita'nın gentamisinin neden olduğu böbrek hasarına karşı koruyucu etkisinin araştırılmasının değerli olduğu düşünüldü .

              Şuraya git: Malzemeler ve yöntemler
              Hayvanlar
              Projenin Üniversite Hayvan Etik Kurulu tarafından onaylanmasının ardından deneye başlamadan 15 gün önce Abbottabad Frontier Medical College hayvan evinde toplam 24 adet karışık cins (1-1.5 kg) erkek tavşan tutuldu. Hayvanların taşınması ve bakımı, üniversitenin (Malakand Üniversitesi) yönergelerinin yanı sıra uluslararası yasa ve politikalara (Ulusal Sağlık Enstitüleri Laboratuvar Hayvanlarının Bakımı ve Kullanımı Kılavuzu, NIH Yayını no. 85-23, 1985) uygun olarak gerçekleştirildi. . Tüm hayvanlara 12 saatlik aydınlık/karanlık döngüsünde aynı diyet uygulandı. Enjeksiyon gentamisin 80 mg/ml (Merck Private Ltd.), Pakistan'ın Abbottabad kentindeki yerel pazardan satın alındı.

              Bitki Materyali ve Ekstraksiyonu
              M. piperita'nın taze bitki yaprakları, GPG Koleji Abbottabad Botanik Bölümü'nden Profesör Umar Farooq tarafından teşhis edildikten sonra Abbottabad'dan toplandı ve kupon örneği (1028) aynı kolejin herbaryumuna gönderildi. Yapraklar gölgede kurutulduktan sonra etanol ile ekstraksiyon yapıldı. Etanol daha sonra döner buharlaştırıcı (r210, Almanya) ile buharlaştırıldı.

              Deneysel tasarım
              Hayvanlar her biri 6'şar kişilik dört gruba ayrıldı ve her grup bağımsız olarak aşağıdaki şekilde tedavi edildi:
              • Grup C, 21 gün boyunca sadece 2 ml/kg (im) %0,9 salin aldı
              • Grup G'ye 21 gün süreyle 80 mg/kg (im) gentamisin verildi.
              • Grup GM-pi, 21 gün boyunca gentamisin 80 mg/kg (im) + M. piperita 200 mg/kg (po) aldı.
              • Grup M-pi, 21 gün boyunca M. piperita 200 mg/kg (po) aldı.

              Kan üre nitrojeni , serum kreatinin, kreatinin klerensi, serum ürik asit, serum elektrolitleri, idrar hacmi, idrar kreatinin ölçümü için deney periyodunun 0, 11 ve 21. günlerinde kulak kepçesinin marjinal damarından kan ve idrar örnekleri toplandı. bitki ekstraktının gentamisinin neden olduğu nefrotoksisiteye karşı koruyucu rolünü bulmak için idrar proteinleri, idrar alkalin fosfataz ve idrar laktat dehidrojenazı. Kan üre nitrojeninin tahmini için Bertholot'un indofenol tahlili kullanıldı, serum ve idrar kreatinin ise Jaffe reaksiyon yöntemiyle ölçüldü. Serum ürik asit, kimya analizörü (Merck, Almanya) yardımıyla ticari olarak temin edilebilen reaktifler kullanılarak ölçüldü.[ 10 ] Serum sodyum ve serum potasyum tahmini için alev fotometrik yöntemi kullanıldı, serum kalsiyumu ise kresolftalein kompleksi bir yöntemi ile tahmin edildi.[ 11 ] Alkalen fosfataz ve laktat dehidrojenaz, Alman Klinik Kimya Derneği'ne uygun olarak ticari olarak temin edilebilen reaktifler (Randox laboratuvarları, Birleşik Krallık) kullanılarak ölçüldü.[ 12 ]

              Böbrek Histolojisi
              Her gruptan üç tavşan, çalışma periyodunun 21. gününde böbreklerin incelenmesi için sakrifiye edildi. Her böbrek izole edildi ve %10 formalinde sabitlendi. Etanol artan sırada uygulandı ve ardından iki dereceli mutlak alkol ve ksilen uygulandı. Mum yardımıyla dokular sabitlendi. Bloklar rotatif mikrotom (Micros, Almanya) kullanılarak kesildi. Slaytların boyanmasında Hematoksilen ve Eozin boyaları kullanılmış ve mikroskop altında incelenmiştir (Almanya).

              Bitki Ekstraktının Gentamisin Antibakteriyel Aktivitesine Etkisi
              Bitki ekstraktının gentamisinin antibakteriyel aktivitesi üzerindeki etkisi, Gram-negatif bakteriler, yani Salmonella typhi , Escherichia coli , Pseudomonas pickettii ve Proteus mirabilis ve Gram-pozitif bakteriler, yani Micrococcus luteus dahil olmak üzere beş bakteri suşuna karşı test edildi . Bakteri kültürleri Abbottabad'daki Ayub Tıp Fakültesi tarafından sağlandı. Agar kuyu difüzyon yöntemi takip edildi.[ 13] Plakalar otoklavda (Hirayama) sterilize edildi ve laminer akış başlığı altında aseptik durumda hazırlandı. Bakteriler kültürlendi ve 24 saat boyunca 37°C'de inkübe edildi. Bu kültürlerden az sayıda koloni Mueller-Hinton Broth'a aşılandı ve aşı plakalara yayıldı. Daha sonra tohumlanan plakaların inkübatörde (Mammert, Almanya) 20 dakika kurumasına izin verildi. Standart bir mantar delici yardımıyla Mueller-Hinton Agar'ın yüzeyinde eşit büyüklükte kuyucuklar açıldı. 500 mg/ml konsantrasyondaki bitki ekstraktı ve 40 mg/ml konsantrasyondaki gentamisin kombinasyon halinde kullanıldı. Aşılanan plakalar daha sonra 24 saat boyunca 37°C'de inkübe edildi ve inhibisyon bölgesi, koloni sayacı (Sunte ×570, Tayvan) yardımıyla en yakın milimetreye kadar ölçüldü.

              İstatistiksel analiz
              Tüm deney grupları tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve ardından Dunnett testi ile karşılaştırıldı ve sonuçlar ortalama ± ortalamanın standart hatası olarak ifade edildi. P < 0.05 olması durumunda gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu kabul edildi.

              Şuraya git: Sonuçlar

              Biyokimyasal Parametreler
              Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında Grup G'de 11. ve 21. günde kan üre nitrojeni, serum kreatinin ve serum ürik asit düzeylerinde anlamlı artış gözlendi ( P < 0.0001). Grup GM-pi ve M-pi , 11. ve 21. günde Grup G ile karşılaştırıldığında ( P < 0,0001) bu parametrelerde önemli bir düşüş gösterdi [tablo 1] Grup C ile karşılaştırıldığında Grup G'de 11. ve 21. günde kreatinin klirensinde anlamlı azalma gözlendi ( P < 0.001). Grup GM-pi ve M-pi, Grup G ile karşılaştırıldığında 11. ve 21. günlerde kreatinin klerensinde anlamlı bir artış gösterdi ( P < 0.0001) [tablo 1] tablo 1


              Gentamisin kaynaklı nefrotoksisitede M. piperita'nın etanolik ekstraktının serum biyokimyasal parametreleri üzerine etkisi


              Serum sodyumu tedavi edilen tüm gruplarda çalışma süresi boyunca değişmedi. Grup G'de serum potasyum ve kalsiyum değerlerinde Grup C'ye göre 11. ve 21. günlerde anlamlı azalma görüldü ( P < 0.0001). Grup G ile karşılaştırıldığında Grup GM-pi ve M-pi'de 21. günde serum potasyum düzeyinde anlamlı artış gözlenirken, hem 11. hem de 21. günde serum kalsiyum düzeylerinde anlamlı artış gözlendi ( P < 0.0001 )tablo 1]

              Tüm deney gruplarında 11. günde idrar hacminin istatistiksel olarak değişmediği gözlenirken , 21. günde Grup G'nin idrar hacminin Grup C'ye göre anlamlı derecede azaldığı görüldü ( P < 0.001). 21. günde Grup M-pi, Grup G ile karşılaştırıldığında önemli ölçüde daha yüksek bir idrar hacmine sahipti ( P < 0.0001). İdrarın mikroskobik incelemesi, Grup G hayvanlarda önemli miktarda kırmızı kan hücresi, lökosit ve renal silendirlerin varlığını ortaya çıkardı. Bu bulgular Grup C, GM-pi ve M-pi'de görülmedi.

              Protein ve laktat dehidrojenazın idrarla atılımı, Grup C'ye kıyasla Grup G'de 11. ve 21. günde önemli ölçüde arttı ( sırasıyla P < 0.05 ve 0.0001). Grup GM-pi ve M-pi'nin 21. günde Grup G'ye kıyasla idrar protein düzeylerinde önemli ölçüde azalma olduğu bulundu; ancak bu fark çalışmanın 11. gününde ölçüldüğünde anlamlı değildi .Tablo 2] Grup G'ye göre Grup GM-pi ve M-pi'de 11. günde idrar laktat dehidrojenaz düzeylerinde anlamlı azalma kaydedildi ( P < 0.0001) [Tablo 2] Çalışma süresi boyunca tüm deney gruplarında idrarla alkalin fosfataz atılımının değişmediği kaydedildi.

              Tablo 2
              Gentamisin kaynaklı nefrotoksisitede M. piperita'nın etanolik ekstraktının idrar biyokimyasal parametreleri üzerine etkisi

              Böbrek Histolojisi


              Grup G'nin böbreklerinin histolojik incelemesinde hücresel patern kaybıyla birlikte proksimal tübüler nekroz görüldü. Glomerüler atrofi ve hidropik değişikliklerle birlikte tübüllerin yırtılması da gözlendi.Şekil 1b] Grup C hayvanlarında nekroz belirtisi olmayan normal tübüller ve normal glomerüller veya hidropik değişiklikler gözlendi.Şekil 1a] GM-pi ve M-pi grupları da hiçbir ortak anormallik veya önemli toksisite olmaksızın normal histoloji gösterdi [Şekil​[Şekil1c1cVe​vedD]


              Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: IJPharm-46-166-g003.jpg
              Şekil 1
              Böbrek korteksinin histopatolojik incelemesini gösteren fotomikrograf (a) Grup C, yaygın bir anormallik göstermeyen (b) Grup G, hidropik değişikliklerle birlikte glomerüler atropi ve hücresel model kaybıyla birlikte proksimal tübüler hücre nekrozu gösteren (c) Grup GM-pi, normal glomerüller gösteren nekroz veya tübül rüptürü belirtisi yok (d) Grup M-pi, ayrıca normal yapılar da mevcut

              Bitki Ekstraktının Gentamisin Antibakteriyel Aktivitesine Etkisi
              S. typhi'ye karşı tek başına gentamisin ve bitki ekstraktı ile kombinasyon halinde ölçülen inhibisyon bölgesi 31 mm idi. Diğer Gram-negatif bakteri kültürlerinde, gentamisinin M. piperita ekstraktı ile kombinasyon halindeki inhibisyon bölgesi, tek başına gentamisin ile olandan daha büyüktü ( E. coli - 29 mm'ye karşı 20 mm, P. pickettii - 42 mm'ye karşı 34 mm) , P. mirabilis – 18 mm ve 15 mm). M. luteus'a karşı gentamisin için ölçülen inhibisyon bölgesi 34 mm iken kombinasyon için 42 mm idi.

              Şuraya git: Tartışma
              Bu çalışmanın amacı M. piperita'nın gentamisin kaynaklı böbrek hasarına karşı nefroprotektif etkilerini araştırmaktı . Gentamisin'in 40 ile 100 mg/kg/gün arasında değişen farklı dozları farklı araştırmacılar tarafından anlamlı nefrotoksisite oluşturmak için kullanılmış[ 14 ] ve gentamisinin nefrotoksik etkilerinin ancak ilacın belirli dozlarda kullanıldığında ortaya çıkabileceği rapor edilmiştir. Normal terapötik dozun 5-10 katı.[ 15 , 16 ] Bu nedenle mevcut çalışmada, güçlü nefrotoksik etki yaratmak için günlük 80 mg/kg gentamisin dozu seçildi.

              Gentamisin ile daha önce kan üre nitrojeninde artışla birlikte serum kreatinin düzeyinde artış ve kreatinin klerensinde anlamlı bir düşüş bildirilmişti.[ 15 , 17 , 18 ] Bu çalışmada serum kreatinin, kan üre nitrojeni ve serum ürik düzeylerinde anlamlı artış olduğu görüldü. Kontrolle karşılaştırıldığında Grup G hayvanlarında kreatinin klerensinde düşüş gözlendi; bu durum ekstraktla tedavi edilen hayvanlarda neredeyse kontrol değerlerine ters oldu. Bu durum M. piperita'nın gentamisinin böbrek üzerindeki toksik etkilerine karşı koruyucu rolünü ortaya koymuştur .

              İdrarda sodyum ve potasyum atılımında gentamisin ile ilişkili artış daha önce bildirilmişti[ 19 ] ve bu hipokalemi çoğunlukla ilacın kronik uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Benzer şekilde, mevcut çalışmada Grup C ve diğer tüm tedavi gruplarından farklı olarak Grup G hayvanlarda anlamlı hipokalemi gözlendi.[ 15 , 20 ] Kontrol grubu hayvanları gibi, tek başına bitki ekstraktı ve gentamisin ile kombinasyon halinde tedavi edilen hayvanlarda üreme görülmedi. serum potasyumunda düşüş.[ 21 ] Önceki raporlarla uyumlu olarak, Grup G hayvanlarda serum kalsiyumunda düşüş gözlendi; bu düşüş, Grup C, Grup GM-pi ve Grup M-pi'den önemli ölçüde farklıydı.[ 20 , 22] Ayrıca diğer çalışmalarda da yüksek doz gentamisin'in serum sodyum düzeyini değiştirdiği gözlenmiş ancak bu çalışmada serum sodyum düzeyinde anlamlı bir değişiklik gözlenmemiştir.[ 15 ]

              Serum kreatinin düzeyindeki artış , bu çalışmada böbrek histopatolojik kesitlerinde gözlendiği gibi, tübüllerin nekrotik artıklar tarafından bloke edilmesinden kaynaklanabilecek tübüler nekrozun[ 23 ] boyutuna bağlıdır . Proksimal tübüler nekrozlu Grup G hayvanlarda serum kreatinin düzeyinde anlamlı artış gözlendi. Ancak böbrek fonksiyon parametrelerindeki değişiklik ile proksimal tübüler nekrozun birbirinden bağımsız olduğu bildirilmektedir.[ 17 , 24 ]

              Kontrol grubu hayvanlarından önemli ölçüde farklı olarak Grup G hayvanlarda idrar protein atılımındaki artışla birlikte idrar hacmi azaldı. Bununla birlikte, gentamisin ve M. piperita ve tek başına M. piperita ile birlikte tedavi edilen hayvanlarda idrar hacmi ve idrar protein atılımı, 11. günde Grup G hayvanları ile benzerdi , bu durum çalışma periyodunun 21. gününde daha da değişti . Daha önce kullanıldığı gibi bitki ekstraktının nefro-koruyucu etkilerini araştırmak için idrar alkalin fosfataz ve laktat dehidrojenaz ölçüldü.[ 25] İdrar alkalin fosfataz atılımı çalışma dönemi boyunca değişmeden kalmıştır. Ancak Grup G hayvanlarda çalışma periyodunun 11. gününde idrar laktat dehidrojenazında anlamlı artış görüldü. Ayrıca, gentamisin ve M. piperita ve tek başına M. piperita ile birlikte tedavi edilen hayvanlar, çalışma periyodunun 11. gününde Grup G hayvanlarından önemli ölçüde farklıydı ancak 21. günde benzerdi, bunların nefrotoksisitenin erken tespitindeki önemini gösterdi.

              Böbreğin histolojik incelemesi, Grup G hayvanlarda önceki raporlarla uyumlu olan proksimal tübüler nekroz, yenilenen hücreler ve hidropik değişikliklerin varlığını ortaya çıkardı.[ 14 , 15 ] İdrarla protein atılımındaki önemli artış, hiyalin ve renal silindirlerin varlığına bağlı olabilir. tübüllerde hücresel dejenerasyona neden olabilir. Böbrek kalıpları tübülleri tıkayabilir ve böbrek hasarına neden olabilir.[ 14 , 23 ] Hücresel düzensizlikler, hidropik değişiklikler ve nekroz ve alçı hücrelerinin varlığı, kontrol grubu hayvanlarında, ekstraktla tedavi edilen ve M'nin birlikte terapisiyle tedavi edilen hayvanlarda anlamlı düzeyde tespit edilmedi . piperita ve gentamisin.

              Bitki ekstraktı ayrıca gentamisinin antibakteriyel aktivitesi üzerindeki etkisi açısından da tarandı. M. piperita'nın güçlü antibakteriyel özelliklere sahip olduğu daha önce bildirilmişti.[ 3 ] Benzer şekilde, mevcut çalışmada bitki ekstraktı, gentamisin'in çeşitli bakterilere karşı inhibisyon bölgesini arttırdı.

              M. piperita'nın eş zamanlı uygulanmasının, çeşitli biyokimyasal ve histolojik incelemelerle ortaya konan gentamisin ile ilişkili böbrek hasarını başarılı bir şekilde önlediği sonucuna varılabilir . Ortalama vücut ağırlığındaki, kan üre nitrojeni, kreatinin, kreatinin klerensi, ürik asit, idrar proteini ve gentamisin ile ilişkili enzim atılımındaki değişiklikler, hayvanlara ham M. piperita ekstraktı ile eş zamanlı tedavi uygulanarak azaltıldı . Ayrıca çalışma, M. piperita'nın eş zamanlı kullanımının , antibakteriyel aktiviteleri açısından gentamisinin etkinliğini azaltmadığını da göstermektedir. Bu bulguları ve bunun insanlardaki çıkarımını doğrulamak için daha ileri çalışmaların yapılması gerekmektedir.

              Şuraya git: Teşekkür
              Bu çalışma, Pakistan Hükümeti HEC tarafından yerli doktora bursu aracılığıyla finansal olarak desteklenmiştir.

              Şuraya git: Dipnotlar
              Destek Kaynağı: Yüksek Öğrenim Komisyonu, Pakistan Hükümeti
              Çıkar Çatışması: Hayır
              Şuraya git: Referanslar

              1. Lorenzi H, Matos FJ. Nova Odessa: Instituto Plantarum; 2008. Plantas Medicinais no Brasil, Nativas e Exóticas. [ Google Akademik ]
              2. Akdoğan M, Kılınç İ, Öncü M, Karaöz E, Delibaş N. Mentha piperita L. ve Mentha spicata L.'nin sıçanlarda böbrek dokusu üzerine biyokimyasal ve histopatolojik etkilerinin araştırılması . Hum Exp Toksikol. 2003; 22 :213–9. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
              3. Romero-Jiménez M, Campos-Sánchez J, Analla M, Muñoz-Serrano A, Alonso-Moraga A. Bazı geleneksel şifalı bitkilerin genotoksisitesi ve anti-genotoksisitesi. Mutat Arş. 2005; 585 :147–55. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
              4. Mimica-Dukić N, Bozin B, Soković M, Mihajlović B, Matavulj M. Üç Mentha türü uçucu yağın antimikrobiyal ve antioksidan aktiviteleri. Planta Med. 2003; 69 :413–9. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
              5. Zargari A. Tahran: Tahran Üniversitesi Yayınları; 1990. Şifalı Bitkiler; s. 4–20. [ Google Akademik ]
              6. Pramila DM, Xavier RI, Marimuthu KI, Kathiresan SI, Khoo ML, Senthilkumar MS, ve diğerleri. Nane metanolik yaprak ekstraktının ( M. piperita : Lamiaceae) fitokimyasal analizi ve antimikrobiyal potansiyeli J Med Plant Res. 2012; 6 :331–5. [ Google Akademik ]
              7. Dorman HJ, Koşar M, Başer KH, Hiltunen R. Menthaxpiperita L. (nane) ekstraktlarının fenolik profili ve antioksidan değerlendirmesi . Nat Prod İletişimi. 2009; 4 :535–42. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
              8. Samarth RM, Samarth M. Mentha piperita (Linn.) Basic Clin Pharmacol Toxicol ile İsviçre albino farelerinde radyasyonun neden olduğu testis hasarına karşı koruma . 2009; 104 :329–34. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
              9. Ali BH, Mousa HM. Dimetil sülfoksitin sıçanlarda gentamisin kaynaklı nefrotoksisite üzerine etkisi. Hum Exp Toksikol. 2001; 20 :199–203. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
              10.Smith ST. Protein olmayan nitrojen. İçinde: Bishop ML, Duben-Von JH, Fody EP, editörler. Klinik Kimya, Prensipler, Prosedürler, Korelasyonlar. Philadelphia: JB Lippincott Şirketi; 1985. s. 411–23. [ Google Akademik ]
              11. Blosser N. Elektrolitler. İçinde: Bishop ML, Duben-VonLaufen JL, Fody EP, editörler. Klinik Kimya, Prensipler, prosedürler, korelasyonlar. Philadelphia: JB Lippincott Şirketi; 1985. s. 263–89. [ Google Akademik ]
              12. Johnson AM, Rohlfs EM, Silverman LM. Proteinler. İçinde: Burtis CA, Ashwood ER, editörler. Tietz Klinik Kimya Ders Kitabı. 3. baskı. Philadelphia: WB Saunders; 1999. s. 477–540. [ Google Akademik ]
              13. Tortora GJ, Funke BR, Case CL. 7. baskı. San Francisco: Benjamin Cummings; 2005. Mikrobiyoloji, Giriş; P. 533. [ Google Akademik ]
              14. Houghton DC, Lee D, Gilbert DN, Bennett WM. Kronik gentamisin nefrotoksisitesi. Korunmuş glomerüler filtrasyon fonksiyonu ile devam eden tübüler hasar. Ben J Pathol. 1986; 123 :183–94. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
              15. Bennett WM, Elzinger LW, Porter GA. Tubulointerstisyel hastalık ve toksik nefropati. İçinde: Brenner BM, Rektör JR, editörler. Böbrek. Philadelphia: WB Saunders Şirketi; 1991. s. 1451–95. [ Google Akademik ]
              16. Tulkens Başbakanı. Aminoglikosit antibiyotiklerin nefrotoksisitesi. Toksikol Lett. 1989; 46 :107–23. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
              17. Bennett WM, Plamp CE, 3., Parker RA, Gilbert DN, Houghton DC, Porter GA. Sıçanlarda gentamisin nefrotoksisitesinin neden olduğu organik iyon taşınmasındaki değişiklikler. J Lab Kliniği Med. 1980; 95 :32–9. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
              18. Moghaddam AH, Javaheri M, Nabavi SF, Mahdavi MR, Nabavi SM, Ebrahimzadeh MA. Farelerde gentamisin kaynaklı nefrotoksisiteye karşı Pleurotus porrigens'in (Melek kanatları) koruyucu rolü. Eur Rev Med Pharmacol Sci. 2010; 14 :1011–4. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
              19. Derakhshanfar A, Bidadkosh A, Kazeminia S. Sıçanlarda gentamisin kaynaklı nefrotoksisiteye karşı E vitamini koruması: biyokimyasal ve histopatolojik bir çalışma. İran J Vet Arş. 2007; 8 :231–8. [ Google Akademik ]
              20. Cronin RE, Bulger RE, Southern P, Henrich WL. Köpekte aminoglikozid nefrotoksisitesinin doğal öyküsü. J Lab Kliniği Med. 1980; 95 :463–74. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
              21. Asif AH, Rasool ST, Khan TM. Piridoksal fosfat, aminoglikozit kaynaklı elektrolit dengesizliğini önlemek için olası bir müdahale. J Clin Res Bioeth. 2012; 3 :124. [ Google Akademik ]
              22. Lambie AT. Su, elektrolit ve asit-baz dengesindeki bozukluklar. İçinde: Edward CR, Bouchieer IA, editörler. Tıp İlkeleri ve Uygulaması. 16. baskı. Edinburg: Churchill Livingstone; 1991. s. 203–28. [ Google Akademik ]
              23. Solez K. Deneysel Patolojinin Uluslararası İncelemesi. New York: Academic Press; 1983. Akut böbrek yetmezliğinin patogenezi; s. 321–6. [ Google Akademik ]
              24. Luft FC, Yum MN, Kleit SA. Sıçanlarda eş zamanlı cıva klorür ve gentamisinin böbrek fonksiyonu ve yapısı üzerine etkisi. J Lab Kliniği Med. 1977; 89 :622–31. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
              25. McCracken GH. Bebeklerde ve çocuklarda aminoglikozit toksisitesi. Ben J Med. 1986; 30 :171–8. [ PubMed ] [ Google Akademik ]

              Yorum yap


              • #8
                Mentha piperita Yaprağı Ekstraktlarının Oral Patojenlere Karşı Etkinliği: İn vitro Bir Çalışma

                Rekha Raghavan 1, Milletvekili Shyamala Devi 2, Megha Varghese 2, Ajesh Joseph 3, Sanupa S Madhavan 4, Pochappallil V Sreedevi 5
                Bağlantılar yıkılmak Bağlantılar

                • 1Periodontoloji Anabilim Dalı, Educare Diş Bilimleri Enstitüsü, Malappuram, Kerala, Hindistan, Telefon: +919349118552, e-posta: raghavan.rekha8@gmail.com.
                • 2Periodontoloji Anabilim Dalı, PSM Diş Bilimi ve Araştırma Koleji, Thrissur, Kerala, Hindistan.
                • 3Periodontoloji Anabilim Dalı, Educare Diş Bilimleri Enstitüsü, Malappuram, Kerala, Hindistan.
                • 4Periodontoloji Anabilim Dalı, Sree Anjaneya Diş Bilimleri Enstitüsü, Kozhikode, Kerala, Hindistan.
                • 5Konservatif Diş Hekimliği ve Endodonti Bölümü, PSM Diş Bilimi ve Araştırma Koleji, Thrissur, Kerala, Hindistan.
                • PMID: 30287701
                Soyut

                Amaç: Çalışma, Mentha piperita yaprağı ekstraktının oral patojenlere karşı etkinliğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

                Gereç ve yöntemler: M. piperita'nın yaprak ekstraktı soğuk su yöntemi kullanılarak hazırlandı. Mikrobiyolojik materyal olarak üç mikrobiyal suş, yani Streptococcus mutans, Aggregatibacter actinomycetem-comitans ve Candida albicans kullanıldı. Pozitif kontrol olarak klorheksidin %0,2 kullanıldı. 24 ve 48 saatteki antimikrobiyal aktiviteyi bilmek amacıyla inhibisyon bölgesini ölçmek için dijital kumpas kullanıldı. Farklı mikrobiyal suşların içindeki ve arasındaki aktiviteyi karşılaştırmak için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanıldı. Verilerin analizinde Sosyal Bilimler İstatistik Paketi (SPSS) yazılımının 21.0 versiyonu kullanılmıştır. P değerinin ≤0,05 olması istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.

                Bulgular: Maksimum inhibisyon zonu hem M. piperita ekstraktında hem de %0,2 klorheksidin ile S. mutans'ta 24 ve 48 saatte görüldü, bunu sırasıyla A. actinomycetemcomitans ve C. albi-cans izledi. İstatistiksel analiz ANOVA, M. piperita ekstraktlarının p değeri <0,001 ile istatistiksel olarak anlamlı ilişkisini ortaya koymaktadır. 24 saatte %0,2 klorheksidin ile karşılaştırma, <0,04 p-değeri gösterdi ve 48 saatte, istatistiksel olarak anlamlı olan <0,001 p-değeri gösterdi.

                Sonuç: Bu çalışma, M. piperita'nın daha az veya daha ciddi ağız hastalıklarına neden olan ağız mikroorganizmalarına karşı antimikrobiyal aktivite gösterdiği ve geleneksel tedaviye alternatif bir ilaç olarak uygulanabileceği sonucuna varmıştır.

                Klinik önemi: Çalışma sonuçları, diş hekimliği profesyonellerine M. piperita ekstraktlarının etkinliği hakkında bilgi seçiminde ve sağlanmasında bir rehber görevi görmektedir. Potansiyel bir bitkisel ilacın keşfi, antimikrobiyal tedaviler alanında büyük bir gelişme olacaktır.

                Anahtar Kelimeler: Antimikrobiyal aktivite; Mentha piperita; Oral patojen İnhibisyon bölgesi..

                Yorum yap


                • #9
                  Ozonun Antimikrobiyal Etkisinin Mentha piperita Esansiyel Yağı ile Artırılması

                  Alin-Daniel Floare , 1, 2 Ramona Dumitrescu , 1, 2 Vlad Tiberiu Alexa , 1, 2 Octavia Balean , 1, 2 Camelia Szuhanek , 2, 3 Diana Obistioiu , 4 Ileana Cocan , 5 Alina-Georgeta Neacsu , 6, * Iuliana Popescu , 6 Aurora Doris Fratila , 7 ve Atena Galuscan 1, 2
                  Antoni Szumny, Akademik Editör ve Monica Rosa Loizzo, Akademik Editör
                  Yazar bilgileri Makale notları Telif Hakkı ve Lisans bilgileri PMC Yasal Uyarı
                  1 Ağız Sağlığında Translasyonel ve Deneysel Klinik Araştırma Merkezi, Tıp ve Eczacılık Üniversitesi “Victor Babes”, Eftimie Murgu Sq. no 2, 300041 Timisoara, Romanya
                  2 Koruyucu, Toplum Diş Hekimliği ve Ağız Sağlığı Bölümü, Tıp ve Eczacılık Üniversitesi “Victor Babes”, Eftimie Murgu Sq. no 2, 300041 Timisoara, Romanya
                  3 Ortodonti Araştırma Merkezi (ORTHO-CENTER), Diş Hekimliği Fakültesi, “Victor Babes” Tıp ve Eczacılık Üniversitesi, Eftimie Murgu Sq. No 2, 300041 Timisoara, Romanya
                  4 Veterinerlik Fakültesi, Yaşam Bilimleri Üniversitesi “Kral Mihai I”, Timisoara, Calea Aradului No. 119, 300641 Timisoara, Romanya
                  5 Gıda Mühendisliği Fakültesi, Yaşam Bilimleri Üniversitesi “Kral Mihai I”, Timisoara, Calea Aradului No. 119, 300645 Timisoara, Romanya
                  6 Ziraat Fakültesi, Yaşam Bilimleri Üniversitesi “Kral Mihai I”, Timisoara, Calea Aradului No. 119, 300641 Timisoara, Romanya
                  7 Diş Hekimliği Fakültesi, Ludwig-Maximilian Üniversitesi Münih, Goethestr. 70, 80336 Münih, Almanya
                  * Yazışma: or.mt-basu@uscaenanila İlişkili Veriler

                  Ek Malzemeler Veri Kullanılabilirliği Beyanı
                  Şuraya git: Soyut


                  Bu çalışma, ozonun gram-pozitif ve gram-negatif bakteri ve mantarlara karşı antimikrobiyal potansiyelini arttırıcı bir madde olarak kullanılma olasılığı açısından Mentha piperita esansiyel yağının (MpEO) elde edilmesini ve analiz edilmesini amaçlamıştır . Araştırma farklı maruz kalma süreleri için yapıldı ve zaman-doz ilişkileri ve zaman-etki korelasyonları elde edildi. Mentha piperita(Mp) esansiyel yağı (MpEO), hidrodistilasyon yoluyla elde edildi ve GC-MS kullanılarak ayrıca analiz edildi. Et suyu mikrodilüsyon deneyi, spektrofotometrik optik yoğunluk okuması (OD) kullanılarak suş inhibisyonu/gerilim kütle büyümesini belirlemek için kullanıldı. ATTC suşları üzerinde MpEO varlığında ve yokluğunda ozon uygulamasından sonra bakteriyel/miselyum büyüme oranları (BGR/MGR) ve bakteri/miselyum inhibisyon oranları (BIR/MIR) hesaplandı; minimum inhibisyon konsantrasyonu (MIC) ve zaman-doz ilişkisinin istatistiksel yorumları ve spesifik t -test korelasyonları belirlendi. Ozonun aşağıdaki test edilen türler üzerindeki maksimum verimlilikteki etkisi, etki gücüne göre 55 saniyelik tek ozona maruz kalma sonrasında gözlemlendi: S. aureus > P. aeruginosa> E. coli > C. albicans > S. mutans . %2 MpEO (MIC) ilaveli ozon için, etki gücü sırasına göre bu suşlar için maksimum etkinlik 5 saniyede kaydedildi: C. albicans > E. coli > P. aeruginosa > S. aureus > S. mutans . Sonuçlar, test edilen farklı mikroorganizmaların hücre zarına ilişkin yeni bir gelişme ve yakınlığa işaret ediyor. Sonuç olarak, MPEO ile birlikte ozonun kullanımı plak biyofilminde alternatif bir tedavi olarak sürdürülmekte ve tıpta ağız hastalığına neden olan mikroorganizmaların kontrolünde yardımcı olduğu ileri sürülmektedir.

                  Anahtar Kelimeler: Mentha piperita , uçucu yağ, GC-MS, ozonlama, gram pozitif, gram negatif bakteriler
                  Şuraya git: 1. Giriş


                  Ozon, normal atmosferik oksijenden ( O2 ) daha büyük bir enerji formunda üç oksijen atomundan (O3, triatomik oksijen) oluşan kimyasal bir bileşiktir . Yüksek oksidasyon kapasitesine sahip [ 1 ] ve ayrıca bakterisidal, fungisidal ve virüsleri inaktive edici etkileri olan en güçlü oksidanlardan biridir . Ozon, su arıtma ve içme suyu arıtımında kullanımının yanı sıra yanıklar, diyabetik ayaklar ve ulcus cruris gibi ağır enfeksiyonlu yaralarda, MRSA (örn. , metisiline dirençli Staphylococcus aureus ) [ 2 ].

                  Ozon, mikrobiyal floranın asidojenik ve asidik mikroorganizmalardan normal oral kommensallere geçişine izin verir. Ek olarak ozon, organik bileşiklerle temas ettikten sonra klinik olarak düşük sitotoksisiteye neden olan bir süreç olan hızlı bozunmayla temsil edilen önemli bir çevresel avantaja sahiptir. Tüm bu özellikler ozonun yakında restoratif ve koruyucu diş hekimliğinde yaygın olarak kullanılabileceğini göstermektedir [ 1 , 2 , 3 , 4 , 5 ].

                  Yüksek oksidasyon gücü nedeniyle ozon bakteri hücre duvarını oksitleyerek parçalanmasına neden olabilir ve bakteriler tarafından üretilen piruvik asit daha sonra onu asetik asit ve karbondioksite dönüştürebilir.

                  Son yıllarda, yeni doğal terapötik çözümler arayışında, alternatif tıp ve diş hekimliğinde uçucu yağların (EO'lar) kullanımı, hasta üzerinde olumlu etkisi olan modern trendleri temsil etmektedir [ 6 , 7 ]. Mentha piperitha esansiyel yağının (MpEO) tıpta ve diş hekimliğinde birçok kullanımı vardır. Diş hekimliğinde gargara formülünün bir parçası olarak kullanılmış ve oral mukozit tedavisini olumlu yönde etkilemiştir. MpEO'nun kitosan polimerik nanojele yüklendiğinde, insanlarda diş çürüğünün önemli bir patojeni olan Streptococcus mutans'ın inhibe edilmesinde etkili olduğu gösterilmiştir. Ayrıca MpEO-nanojel diş yüzeyinde biyofilm oluşumunu da engelledi .] Özellikle MpEO'nun antimikrobiyal etkisi gram pozitif ve gram negatif bakterilere karşı incelenmiştir [ 9 , 10 ]. Geleneksel tedavinin EO'lar gibi doğal bileşiklerle kombinasyonu sinerjistik/antagonistik etkilere yol açar. MpEO'nun geleneksel bir antimikrobiyal ajan olarak amfoterisin B ile etkileşimi, Candida albicans'a karşı antagonistik bir etki ve Escherichia coli ve Candida albicans'a karşı sinerjistik bir etki ortaya çıkardı . Ancak Staphylococcus aureus'a karşı orta derecede etki gözlendi [ 11 ]. MpEO'nun Streptococcus pyogenes dahil olmak üzere çoklu ilaca dirençli klinik patojenik bakterilere karşı önleyici etkisi, Enterococcus faecalis ve metisiline dirençli Staphylococcus aureus da rapor edilmiştir [ 12 ].

                  EO'ların su dezenfeksiyonunda antimikrobiyal ajanlar olarak kullanımı yakın zamanda incelenmiştir. Zencefil, zerdeçal, lavanta ve lalenin EO'ları, yenilikçi bir hibrit hidrodinamik kavitasyon işlemi uygulandığında dezenfeksiyon oranını beş kata kadar arttırdı [ 13 ]. MpEO'nun iki farklı kavitasyon reaktörü ve hidrodinamik kavitasyon kullanılarak Pseudomonas aeruginosa ve Staphylococcus aureus'a karşı etkinliği %99'dan yüksekti. Bu prosedürlerin avantajı, yağ dozunun önemli ölçüde azaltılmasıyla eş zamanlı olarak dezenfeksiyon oranının arttırılması anlamına gelir [ 14 ].

                  Ozonlanmış bitkisel yağların kullanımı daha önce antibakteriyel ve antifungal aktiviteleri açısından cilt tedavilerinde [ 15 , 16 , 17 ] ve diş hekimliğinde [ 18 , 19 , 20 ] uygulanarak değerlendirilmişti. Oral tıpta, ayçiçeği, zeytin ve yer fıstığı gibi ozonlanmış yağlara dayalı oral mikroorganizmalarla periodontal ve bulaşıcı hastalıkların kontrolü rapor edilmiştir [ 20 , 21 ]. Ayrıca bileşiminde zeytinyağı bulunan ozon jeli gibi ticari formülasyonlar da diş plağı oluşumunu kontrol altına almak için patentlendi [ 22 , 23 ]. Gerçekten ozonlanmış ayçiçek yağı (Oleozon ®), S. aureus , Enterococcus faecalis , S. pyogenes , Escherichia coli , Pseudomonas aeruginosa ve farklı Mycobacterium T. türleri gibi patojenlere karşı test edildi ve sonuçlar, bu doğal formülasyonun antimikrobiyal potansiyelini doğruladı. MIC'ler mikobakteriler için 2,37 ila 9,95 mg/mL arasında ve diğer tüm bakteriler için 1,18 ila 9,5 mg/mL arasında değişiyordu [ 24 ].

                  Literatürdeki çalışmalar, ozonlanmış bitkisel yağların tıpta geniş bir şekilde kullanıldığını gösterse de, tıbbi bitkilerden elde edilen uçucu yağların ozonlanması veya iki elementin ilişkisi bizim bilgimize göre, özel literatürde sadece kısaca rapor edilmiştir. Ozonlamanın uçucu yağların kimyasal bileşimi üzerindeki etkisi üzerine, ozonun varlığının uçucu yağların kimyasal bileşimini değiştirmediğini vurgulayan bazı çalışmalar yapılmıştır [ 25 , 26 ]. Ayrıca bazı ticari ürünler, uçucu yağların eklendiği bitkisel yağlara dayanmaktadır, ancak antimikrobiyal etkilere ilişkin bilimsel destek sunmamaktadırlar [ 22 ].

                  Bu çalışma, tek başına ozonun ve MpEO ile güçlendirilmiş ozonun farklı maruz kalma zamanlarında aşağıdaki organizmalara karşı antimikrobiyal potansiyelini analiz etmeyi amaçlamaktadır: bakteriler Escherichia coli ( E. coli ), Staphylococcus aureus ( S. aureus ), Pseudomonas aeruginosa ( P. aeruginosa ) , Streptococcus mutans ( S. mutans ) ve Candida albicans mantarları ( C. albicans)). Bu bağlamda, bakteriyel/miselyum büyüme hızı (BGR/MGR) ve bakteri/miselyum inhibisyon oranı (BIR/MIR) olmak üzere iki gösterge, ATTC suşlarında MpEO varlığında ve yokluğunda ozon uygulamasından sonra hesaplandı ve Ozonun tekli ve kombine formlardaki minimum inhibisyon konsantrasyonları (MIC) belirlendi.

                  Bildiğimiz kadarıyla bu çalışma, patojen bakteri ve mantarlara karşı ozonun MpEO ile birleştirilmesiyle elde edilen antagonistik/sinerjistik etkiyi vurgulamayı amaçlayan ilk çalışmadır.

                  Şuraya git: 2. Sonuçlar

                  2.1. EO'ların Elde Edilmesi ve Karakterizasyonu


                  MpEO'nun kimyasal bileşimi şu şekilde sunulmuştur:tablo 1. tablo 1


                  MpEO'nun kimyasal bileşimi.
                  Linalool MO 1533 0,752
                  α-pinen MH 1021 1.476
                  β-pinen MH 1106 1.179
                  Sabinen MH 1135 0,508
                  Limonen MH 1196 3.137
                  β-trans-osimen MH 1199 0,233
                  γ-terpinen MH 1202 0,399
                  Okaliptol MO 1204 5.639
                  p -simen MH 1284 0,454
                  Mentofuran MO 1474 2.960
                  Linalol asetat MO 1541 0,558
                  Mentil-asetat izo MO 1546 0,375
                  Mentil asetaton rasemik MO 1548 10.322
                  p -menthan-3-bir MO 1552 23.643
                  Mentol, asetat, izo- MO 1562 1.882
                  izomenton MO 1582 4.046
                  Terpinen-4-ol MO 1593 1.191
                  Mentol MO 1634 32.648
                  Germacrene D SH 1708 5.410
                  γ-Elemen SH 1717 0,244
                  p -menth-1-tr-8-ol MO 1724 0,433
                  Pulegone MO 1730 1.636
                  Piperiton MO 1750 0,521
                  Karyofillen oksit BU YÜZDEN 1889 0,355
                  Bileşiklerin toplamı 100.000
                  Monoterpen hidrokarbonatlar MH 7.386
                  Monoterpen oksijenat MO 86.606
                  Seskiterpen hidrokarbonatlar SH 5.653
                  Seskiterpen oksijenatlar BU YÜZDEN 0,355
                  Ayrı bir pencerede aç
                  AT WAX 30 m × 0,32 mm × 1 μm sütunu için n-alkanlara (C8–C27) göre hesaplanan doğrusal tutma endeksleri (LRI) [ 24 ] .

                  Mentha piperita'nın önceden yükseltilen toprak üstü kısımlarından MpEO ekstraksiyon verimi küçüktü (%3,50). MpEO'da %1'in üzerindeki yüzdelerde %95,169 terpen bileşiği tanımlandı; bunların çoğunluğu oksijenli monoterpenler (%83,967), ardından monoterpen hidrokarbonatlar (%5,792) ve seskiterpen hidrokarbonatlar (%5,410) geldi. MpEO'da bulunan ana kimyasal bileşikler mentol (%32,658), mentil asetat (%23,643) ve mentondur (%10,322).
                  ,
                  2.2. MpEO Antimikrobiyal Aktivitesinin ve Ozon Potansiyelinin Tek ve MpEO Antimikrobiyal Ajan ile Geliştirilmiş Olarak Değerlendirilmesi
                  Şekil 1,şekil 2,Figür 3,Şekil 4,Şekil 5VeŞekil 6ozon uygulamasından sonra analiz edilen MpEO, ozon ve MpEO türlerine karşı Formül (3)'e göre hesaplanan bakteriyel inhibisyon oranlarını (%BIR)/misel inhibisyon oranını (%MIR) ve bakteriyel büyüme oranlarını Formül (2)'ye göre hesaplanan tedavi uygulama süresi.
                  Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: moleküller-28-02032-g001.jpg
                  Şekil 1
                  %BIR olarak ifade edilen farklı konsantrasyonlarda test edilen suşlar üzerindeki MpEO antimikrobiyal aktivitesi.

                  Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: moleküller-28-02032-g002.jpg
                  şekil 2
                  Farklı zaman maruziyetlerinde S. mutans üzerindeki ozon ve ozon+MpEO antimikrobiyal aktivitesi saniye (″) cinsinden ifade edilir. ( a ) %BIR olarak ifade edilen sonuçlar; ( b ) sonuçlar %BGR olarak ifade edilmiştir.

                  Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: moleküller-28-02032-g003.jpg
                  Figür 3
                  Farklı zaman maruziyetlerinde S. aureus üzerindeki ozon ve ozon+MpEO antimikrobiyal aktivitesi saniye (″) cinsinden ifade edilir. ( a ) %BIR olarak ifade edilen sonuçlar; ( b ) sonuçlar %BGR olarak ifade edilmiştir.

                  Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: moleküller-28-02032-g004.jpg
                  Şekil 4
                  P. aeruginosa üzerindeki ozon ve ozon+MpEO antimikrobiyal aktivitesi, saniye (″) cinsinden ifade edilen farklı zaman maruziyetlerinde. ( a ) %BIR olarak ifade edilen sonuçlar; ( b ) sonuçlar %BGR olarak ifade edilmiştir.

                  Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: moleküller-28-02032-g005.jpg
                  Şekil 5
                  Farklı maruz kalma sürelerinde E. coli üzerinde ozon ve ozon+MpEO antimikrobiyal aktivitesi saniye (″) cinsinden ifade edilir. ( a ) %BIR olarak ifade edilen sonuçlar; ( b ) sonuçlar %BGR olarak ifade edilmiştir.

                  Bir resim, çizim vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: moleküller-28-02032-g006.jpg
                  Şekil 6
                  Ozon ve ozon+MpEO antimikrobiyal aktivitesi, C. albicans üzerinde saniye (″) olarak ifade edilen farklı zaman maruziyetlerinde test edilmiştir. ( a ) Sonuçlar %MIR olarak ifade edilmiştir; ( b ) sonuçlar %BGR olarak ifade edilmiştir.

                  MpEO'nun test edilen suşlara karşı etkinliği ile ilgili olarak sonuçlar şu şekilde sunulmaktadır:Şekil 1. Sonuçlar, MpEO'nun etkinliğinin test edilen ilk konsantrasyonda başladığını, yani test edilen minimum konsantrasyonun %2 olduğunu göstermektedir. S. mutans ve S. aureus , test edilen ilk konsantrasyonda ortalama %30 BIR etkinliğine ulaştı ve maksimum etkinlikleri sırasıyla %50,13 ve %67,59 BIR'a ulaştı. P. aeruginosa ile ilgili olarak antibakteriyel aktivite, test edilen konsantrasyonla pozitif bir korelasyonla gelişti ve %BIR değerleri %48,32 ile %67,59 arasında değişti. E. coli'ye karşı antimikrobiyal aktivite de %62,08 ile %74,06 arasında değişen %BIR değerleriyle kaydedildi. C. albicansnegatif korelasyon gösteren test edilen tek suştu; Konsantrasyondaki artışla birlikte etkinlik azaldı. 2 µL için kaydedilen %BIR değeri %67,54 ve 32 µL için %BIR %51,07 oldu; bu değerde neredeyse %25'lik bir düşüş oldu. Ancak trend negatif olsa bile test edilen %2 konsantrasyonda MİK'e ulaşıldı.

                  S. mutans üzerindeki ozon etkisine ilişkin BIR yüzdeleri karşılaştırıldığında ilk etkili süre 50 saniye olup kontrole göre %7,77 değerindedir (şekil 2). Önceki testlerde elde edilen değerlerin tümü negatifti. Evrim eğilimi ozonlamanın süresiyle pozitif olarak ilişkiliydi. Test edilen maksimum süre olan 240 saniye, %0 olan negatif kontrole kıyasla %24,13'lük bir BIR'a ulaştı. Negatif BIR değerleri, test edilen S. mutans suşu ile ozonun sinerjik aktivitesini gösterdi; elde edilen değerler, 5 s ile 45 s arasındaki süre aralığında pozitif kontrole kıyasla %2'lik bakteriyel kütle büyümesiyle gösterilen bir suş artırıcı etkiyi kanıtladı; değerler -%16,24 ila -%0,18 arasında değişiyordu (şekil 2A).

                  Ozon aktivitesi MpEO ile artırıldığında ve en düşük MIC'de (%2) kullanıldığında tüm sonuçlar değişti. Sonuç olarak, ilk etkili süre, %8,33'lük BIR ile tek başına ozonun ihtiyaç duyduğu sürenin yarısı olan 25 saniye oldu. Başlangıç ​​noktası test edilen ilk süre içinde benzer olsa bile (%16,97'ye kıyasla %16,24), yalnızca ozonun neden olduğu inhibisyonla karşılaştırıldığında evrim iyileşti. Araştırmada kullanılan sonraki tüm süreler, herhangi bir başlangıç ​​süresinden daha yüksek BIR yüzdesi gösterdi; bu da ortalama %15'lik bir BIR yüzdesi artış oranı olduğunu kanıtladı. M. piperitha tedavileri ile geliştirilmiş ozon ve ozonun önleyici etkileri, bakteriyel büyüme hızı-zaman ilişkisinden de gösterildiği gibi ortaya çıkarılmıştır.şekil 2B. Ozon tedavisi süresiyle birlikte bakteri üremesi azalma eğilimi gösterdi. Zaman-inhibisyon ilişkisi , basit ozona kıyasla MpEO ile birlikte ozon uygulandığında S. mutans'a karşı inhibe edici etkiyi açıkça göstermektedir ve bu da bu terapötik yaklaşımı haklı çıkarmaktadır.

                  Figür 3a, ozonun S. aureus üzerindeki hem tek başına hem de MpEO ile güçlendirilmiş antimikrobiyal aktivitesini özetlemektedir. Ozon , test edilen tüm dönemlerden elde edilen -%14,75 ile %80,91 arasındaki BIR değerleri ile S. aureus'a karşı etkili olmuştur . Büyümeyi artırıcı etki ise tıpkı S. mutans'ta olduğu gibi 5 saniyeden 45 saniyeye kadar mevcuttu ve inhibitör değerler 50 saniye sonra elde edildi. Bu sonuçlar testte kaydedilenlerden üstün değildir. Pozitif BIR değerleri 50. saniyede %4,73 değeriyle başladı; MİK olarak kaydedilen değer %80,91'e kadar çıktı, 240 saniye sonra ulaşılan değer. 55 saniye sonraki BIR değerleri S. aureus ve S. mutans suşlarına karşı daha yüksekti.

                  S. mutans üzerindeki antimikrobiyal etkiye ilişkin olarak MİK'e 25 saniyede ulaşıldı; S. aureus ile ilgili olarak , inhibisyon test edilen ilk süre olan 5 saniyede, %37,61'lik bir %BIR değeriyle kanıtlanmıştır. Test edilen sonraki sürelerin tümü, ortalama %65'lik bir artış oranıyla, MpEO ile güçlendirilmiş ozon için daha yüksek inhibisyon etkinliği gösterdi.

                  Zaman-bakteriyel büyüme ilişkisi, S. aureus'a karşı önleyici etkiyi göstermektedir (Figür 3B). Hem sadece ozonla tedavide hem de ozon ve MpEO ile tedavide zamanla bakteri üremesinde bir azalma gözlemlenebilir, ancak ozonun MpEO ile kombine uygulanmasında daha yüksek bakteri inhibisyonu fark edilebilir.

                  P. aeruginosa'nın inhibisyonu ile ilgili olarak , tek başına test edilen ozonun, P. aeruginosa için MIC'nin %3,54'lük bir BIR değerinde kaydedildiği 120 saniye sonrasına kadar daha az etkili olduğu kanıtlandı . Tüm veriler 5-60 saniye arasında toplandı ve bu da pozitif bir gerilim artırıcı etki olduğunu kanıtladı. Testin süresiyle ilişkili etkiler ve negatif inhibitör değerler aşağıda sunulmaktadır.Şekil 4A.

                  Ozon/MpEO etkinliği açısından etki, S. mutans'a karşı aktiviteye benzerdi . MIC'in 5 saniyede etkili olduğu ve yalnızca ozondan %56,66'lık bir farkla kanıtlandığı görüldü. İnhibitör etkinliğin zamanla artması nedeniyle bu eğilim açıkça ortaya çıktı. Tek başına ozon MİK'e 120 saniyede ulaştı, MpEO ile güçlendirilmiş ozon 5 saniyede MİK'i gösterdi ve 120 saniyedeki fark %BIR'de %67,73'lük bir iyileşmeydi. Bakteriyel gelişimde zaman içinde azalma eğilimi de gözlemlenmiştir.Şekil 4B; Tedaviye MpEO ilave edildiğinde büyüme oranının daha düşük olduğunu belirtmekte fayda var. Ozon-MpEO kullanımıyla bakteriyel büyüme oranı BGR (%) tedavinin yalnızca ozonla yapıldığı zamana göre (%78-120 arasında) daha düşük (%22-60 arasında) olmuştur (Şekil 4B).

                  Şekil 5a, E. coli üzerinde test edilen 15 süreye ilişkin sonuçları sunar . Sonuçlar, 10 saniyeden başlayarak test edilen tek başına ozon tedavisi için E. coli'ye karşı kaydedilen pozitif bir antimikrobiyal etkiyi (%BIR %0,16 ile %39,07 arasında değişmektedir) göstermektedir.

                  Tek negatif değer 5 saniyede sunuldu. Zamanın kaydedilen BIR değeri üzerinde nispeten zayıf bir etkisi olsa da (15 saniyede %0,64 ve 55 saniyede %4,05), elde edilen değerin kontrol suşunun %0 büyümesi olduğu rapor edildiğinde etki hala engelleyiciydi. Test edilen son dört sürenin %11,39 ile %39,07 BIR arasında değişen iyi inhibitör sonuçları kanıtlandı. MpEO ile güçlendirilmiş ozon için elde edilen değerler, önceki testte sunulana göre geliştirilmiş engelleme modelini göstermektedir. Yalnızca ozon için %BIR -0,19 idi ve MpEO ile güçlendirilmiş ozon için %BIR %61,45 idi. Elde edilen değerler, MpEO artışından sonra yaklaşık %70 oranında BIR'de %'lik bir iyileşme olduğunu göstermektedir.Şekil 5b, özellikle MpEO ile ozon tedavisinin geliştirilmesi için zaman içinde bakteri üremesindeki azalmayı gösterir.

                  C. albicans'ın inhibisyonu ile ilgili olarak , antimikrobiyal etki ile ozonlama süresi arasında pozitif bir korelasyon vardı.Şekil 6A. 120 saniyelik test, %1,6'lık bir MIR ile ilk aktif testti; 240 saniyedeki son test ise %25,19'luk bir misel önleyici yüzde gösterdi.

                  MpEO ile geliştirilmiş ozon için elde edilen değerler sonuçlarda belirgin bir iyileşme göstermektedir. 5 saniyede test edilen tek ozon için %MIR %-29,84 idi ve MpEO ile güçlendirilmiş ozon için değer %72,89'a ulaştı; Test edilen diğer sürelerin tümü, etkinlikte %50 oranında ortalama bir artış olduğunu doğruladı. C. albicans'a karşı inhibitör aktivite, aşağıda sunulduğu gibi BGR (%) ile de gösterilmiştir.Şekil 6B. Bakteriyel büyüme oranı, tek başına ozon kullanımında (%78-130 arasında) ozon ve MPEO tedavisinin uygulandığı duruma (%20) kıyasla daha yüksekti.

                  Şekil 7VeŞekil 8Araştırmada seçilen farklı dönemlerde test edilen tüm suşların inhibisyon yüzdelerini sunar. Ozona maruz kalma gerilimleri ve süreleri ile ilgili rakamlardaki farklılık, burada sunulan verilerinŞekil 8sunulan verileri tamamlayıcı niteliktedirŞekil 7. Sunulan değerlerŞekil 8Analizin ilk bölümünden elde edilen sonuçlardır; burada her suş için yalnızca MİK'i elde etmek için gereken süreleri seçtik ve gerekli zaman çerçevesi dışındaki tüm ekstra zaman periyotları test edilmedi.
                  Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: moleküller-28-02032-g007.jpg
                  Şekil 7
                  Ozonun antimikrobiyal aktivitesi (%BIR/MIR olarak ifade edilir) ATCC suşları üzerinde saniyelerle (″) temsil edilen farklı maruz kalma sürelerinde test edilmiştir.

                  Bir resim, illüstrasyon vb. içeren harici bir dosya. Nesne adı: moleküller-28-02032-g008.jpg
                  Şekil 8
                  Ozon+MpEO'nun antimikrobiyal aktivitesi (%BIR/MIR olarak ifade edilir) ATCC suşları üzerinde saniye (″) cinsinden ifade edilen farklı maruz kalma sürelerinde test edilmiştir.

                  Tek element olarak test edilen ozon açısından en iyi sonuçlar S. aureus'ta elde edildi ve inhibisyon değeri 240 saniyede %80,91'e ulaştı. Tek başına ozondan en çok etkilenen ikinci suş %54,21'lik maksimum inhibitör yanıtla P. aeruginosa oldu ve onu %39,07 ile E. coli izledi . S. mutans ve C. albicans maksimum maruziyette benzer değerler gösterdi: sırasıyla %24,13 ve %25,18. Sonuçlar, en iyi etkinin %80,71'e kadar BIR ile C. albicans için kaydedildiğini , ardından E. coli (%73,38), P. aeruginosa (%71,24), S. aureus (%69,54) ve son olarak S'nin geldiğini göstermektedir. mutanlar (%36,52).

                  MpEO'nun BIR/MIR (%) değerlerine ilişkin (Şekil 8), tüm bakteri suşları inhibe edildi. Her suş için eğilim pozitifti; %BIR değerleri %36,59 ile %74,06 arasında değişiyordu. C. albicans için, %67,54 ile %51,07 arasında değişen %MIR değerleri ile inhibisyonun mevcut olduğu bir fark vardı ; fark, inhibisyonun negatif eğiliminden kaynaklanıyordu; inhibitör değerler EO konsantrasyonundaki artışlarla azaldı. C. albicans için MpEO konsantrasyonundaki artış, inhibisyon değerleriyle negatif korelasyon gösterdi.

                  ATTC suşları üzerinde test edilen minimum inhibisyon konsantrasyonları (MIC) aşağıda sunulmaktadır.Tablo 2. MİK, hücrelerin gözle görülür büyümesini engelleyen ozona maruz kalmanın saniye cinsinden ifade edilen en düşük süresi olarak belirlendi. Tablo 2


                  Farklı maruz kalma sürelerinde ATTC suşlarında ozon (a), ozon+MpEO (b) ve MpEO (c)'nin MİK değerleri. Kırmızı arka plan rengi, her suş için MIC'nin belirlendiği süreyi veya konsantrasyonu vurgular. Etki periyodun/konsantrasyonun artmasıyla birlikte korunmuştur. Pozitif inhibitör yanıtlara sahip ozonlamalar gri arka planla işaretlenmiştir.
                  5" 5" 5" 5" 5" 5" 5" 5" 5" 5"
                  10" 10" 10" 10" 10" 10" 10" 10" 10" 10"
                  15" 15" 15" 15" 15" 15" 15" 15" 15" 15"
                  20" 20" 20" 20" 20" 20" 20" 20" 20" 20"
                  25" 25" 25" 25" 25" 25" 25" 25" 25" 25"
                  30" 30" 30" 30" 30" 30" 30" 30" 30" 30"
                  35" 35" 35" 35" 35" 35" 35" 35" 35" 35"
                  40" 40" 40" 40" 40" 40" 40" 40" 40" 40"
                  45" 45" 45" 45" 45" 45" 45" 45" 45" 45"
                  50" 50" 50" 50" 50" 50" 50" 50" 50" 50"
                  55" 55" 55" 55" 55" 55" 55" 55" 55" 55"
                  60" 60" 60" 60" 60" 60" 60" 60" 60" 60"
                  120" 120" 120" 120" 120" 120" 120" 120" 120" 120"
                  180" 180" 180" 180" 180" 180" 180" 180" 180" 180"
                  240" 240" 240" 240" 240" 240" 240" 240" 240" 240"
                  S. mutanlar S. aureus P. aeruginosa E. coli C. albicans
                  MpEO% 2 2 2 2 2
                  MpEO% 4 4 4 4 4
                  MpEO% 8 8 8 8 8
                  MpEO% 16 16 16 16 16
                  MpEO% 32 32 32 32 32
                  Ayrı bir pencerede aç
                  Bir t testi ile istatistiksel analizin ardından elde edilen değerler, Ek Dosya olarak sunulan tabloya kaydedilir ; burada ozonla işlenmiş ve ozonla işlenmiş numuneler arasında önemli farklar ( p < 0,05) kaydedilir.

                  Şuraya git: 3. Tartışma

                  3.1. EO'ların Elde Edilmesi ve Karakterizasyonu
                  Mentha piperita'nın spontan floradan korunan toprak üstü kısımlarından MpEO ekstraksiyon verimi küçüktü (%3,50), ancak literatürde bildirilen sonuçlara benzerdi (%3,22) [ 27 ].

                  MpEO'larda tanımlanan kemotiplerle ilgili diğer çalışmalarda da benzer bileşimler rapor edilmiştir. Oksijenli monoterpenler baskındı: Romanya'nın spontan florasından elde edilen Mentha piperita'nın toprak üstü kısımlarından elde edilen MpEO'larda %60,826 [ 28 ] ve Çin'den elde edilen Mentha türlerinden elde edilen %73,9-94,8 [ 29 ]. Mentolün verim oranları aşağıdakileri içerir: %36,02 [ 30 ], %45,05 [ 31 ], %32,14 [ 32 ], %10,6-66,6 (çeşit ve hasat aşamasına bağlı olarak) ve %11,57 [ 33 ]; menton için, Mentha piperita'dan kaynaklanan EO'ların çoğunda %20,14 [ 34 ] ve %5-35 [ 35 ] tespit edilmiştir.Farklı coğrafi bölgelerde yetiştirilen türler.

                  3.2. MpEO Antimikrobiyal Ajan ile Tek ve Geliştirilmiş Ozon Potansiyeli
                  Test edilen suşlar üzerinde ozonun antimikrobiyal etkisine ilişkin elde edilen sonuçlar, etkili maruz kalma süresine ilişkin etki açısından şu sırayla azaldığını göstermektedir: E. coli > S. aureus = S. mutans > P. aeruginosa = C. albicans . Test edilen suşlar üzerindeki ozonun etkisinin yoğunluğuna ilişkin olarak, 240 saniyelik ozona maruz kalma sonrasında maksimum verimlilikler, azalan güç sırasına göre gözlemlendi: S. aureus > P. aeruginosa > E. coli > C. albicans > S. mutans .

                  OD değerleri ve ardından BIR değerleri kullanılarak elde edilen tüm sonuçlar, ozon ve MpEO karışımının sinerjistik etkisini göstermektedir. Bu doğrulama, karışımda elde edilen engelleme oranlarının, tekli bileşikler olarak test edilen ozon ve MpEO için elde edilen engelleme oranlarına kıyasla artmış olması gerçeğiyle desteklenmektedir. Bu gerçek muhtemelen ikili bir etkinin sonucudur: ozonun ürettiği bakteri duvarının oksidasyon reaksiyonu, dirençli bakterilerin hücre duvarlarını zayıflatan MpEO mekanizmasıyla güçlendirilmiş, bu hücrelere zarar verir veya onları öldürür.

                  Ozonun çeşitli bakteri ve mantar türleri üzerindeki etkileri ve bunların etki mekanizmaları daha önce özel çalışmalarda rapor edilmişti [ 36 ]. Giuliani ve diğerleri, 2018 ozonun sitoplazmadaki proteinler, doymamış lipitler, enzimler ve nükleik asitler gibi çok sayıda hücresel bileşene saldırdığını açıkladı [ 36 ]. Ozon hücre duvarı ile etkileşime girdiğinde oksidatif bir patlama meydana gelir ve hücre duvarında küçük bir delik oluşur; böylece bakteri şeklini kaybeder ve ozonla birden fazla çarpışmanın ardından hücre yalnızca birkaç saniye içinde ölür [ 36 ]. Antimikrobiyal aktiviteye ilişkin başka bir açıklama, doymamış yağ asitlerinin sitoplazmatik membranlarını parçalayan ozonun katı oksitleyici potansiyelini vurgulayan Srinivasan SR, Amaechi BT tarafından yapılmıştır.37 ].

                  Verilerimiz ozonun antimikrobiyal potansiyelini doğrulayan önceki çalışmalarla uyumludur. Çalışmamızda S. aureus üzerindeki maksimum etkili ozon inhibisyonu oranı , 240 saniyelik maruz kalma sonrasında %80,91 idi. Farklı Staphylococcus suşları için benzer sonuçlar rapor edilmiştir ( Staphylococcus aureus , %94,0; Staphylococcus epidermidis , %88,6; Enterococcus faecalis , %79,7) [ 38 ]. 2011 yılında Wilczińska-Borawska ve ark. ozonun ağız boşluğundan en sık izole edilen bakteri türlerinde bakterisidal aktivitesini doğruladı. Ayrıca enfekte ortamda iki gaz uygulama modeli karşılaştırıldı [ 39] Çalışmamızla uyumlu olarak, ozonun etki zamanına bağlı olarak tüm ortamlarda bakteri üremesinin engellenmesi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulmuşlardır.

                  2000 yılında Baysan ve ark. ozonun S. mutans ve Streptococcus sobrinus'a karşı birincil kök çürüğü üzerindeki antimikrobiyal etkisini değerlendirdiler ve ozon uygulanmasından sonraki 10 veya 20 saniye boyunca önemli bir inhibisyon etkisi gözlemlediler [ 40 ]. Öldürme oranı 6 saniye sonra %78 ve iki kat 18 saniye maruziyetten sonra %47 idi [ 40 ], ancak S. aureus , E. faecalis , Enterobacter cloacae ve C. albicans'a karşı ozon uygulandıktan sonra tamamen ortadan kaldırılmış bir suş gözlemlenmedi [ 41 ] Sonuçlarımız Baysan ve ark.'nın elde ettiği sonuçlarla uyumludur. 2000 yılında. S. aureus üzerindeki inhibisyon etkisitest edilen ilk süre olan 5 saniyede, %37,61 BIR değeriyle ve 25 saniyede daha yüksek MİK değeriyle kanıtlandı. Ozon, S. mutans'a karşı dentindeki bakteri yükünü önemli ölçüde etkiledi. Tedaviden 4 ve 8 hafta sonra kontrol ve tedavi grupları arasında anlamlı farklar bulundu, ancak 4 ve 8 hafta arasında anlamlı fark bulunamadı [ 42 ].

                  Ozonun tükürük varlığında ve tükürük olmadan karyojenik bakteri türleri üzerindeki antibakteriyel etkisi ve tükürük proteinleri üzerindeki olası etkisi Johansson ve ark. tarafından incelenmiştir. 2009'da [ 43 ]. Sonuçlar, tuz tamponunda, A. naeslundii, S. mutans ve L. casei'nin başlangıç ​​sayılarının %92, %73 ve %64'ünün, 10 saniyelik ozona maruz kalma sonrasında öldürüldüğünü ve bakterilerin yaklaşık %99,9'unun öldürüldüğünü gösterdi. 60 saniye sonra öldüler; ancak tükürükte tuz tamponuyla karşılaştırıldığında S. mutans ve L. casei daha az verimli bir şekilde öldürüldü. Ek olarak tükürük proteinleri, 60 saniyelik maruz kalma sonrasında ozon tarafından parçalanmıştır [ 43 ].

                  Huth KC ve diğerleri, 2009, farklı suşların yalnızca gazlı ozon veya sulu ozonla değil aynı zamanda %0,2, %1 ve %2 klorheksidin ile işlenmesinin antimikrobiyal etkisi üzerinde ozon agregasyon koşullarının etkisini araştırdı [44 ] . 60 saniye maruz kalma sonrasında 4 g m-3 konsantrasyonundaki gazlı ozon, klorheksidin kadar etkili olmuştur. Bununla birlikte, sulu ozonun en yüksek konsantrasyonunun (20 μg/mL), oral patojenleri öldürmede klorheksidinden bile daha etkili olduğu kanıtlanmıştır [ 44 ].

                  Her ne kadar deneylerimiz Huth ve ark. 2009'da maruz kalma süresi ve ozon konsantrasyonu ile ilgili olarak, bu çalışmanın sonuçları, ozonun antimikrobiyal aktivitesinin doza ve türe bağlılığına ilişkin sonuçlarıyla uyumludur [ 44 ].

                  Başka bir çalışmada, klorheksidin ile karşılaştırıldığında ozonun ekilebilir mikroflora üzerindeki etkisi, kazı yapılmayan grupta ozon uygulamasından sonra %7, klorheksidin uygulamasından sonra ise %36 oranında toplam azalmanın olduğu vurgulanmıştır. Karşılaştırıldığında, kazı yapılan grupta ozon için %19 ve klorheksidin için %41 inhibisyon oranı vardı [ 45 ]. Ozonun karyojenik mikroorganizmalar ( S. mutans , S. salivarius , S. epidermidis , S. mitis , Lactobacillus ve farklı Staphylococcus türleri ) üzerindeki etkinliği, %3 hidrojen peroksit ve %0,2 klorheksidin diglükonatın etkinliğini önemli ölçüde aşmıştır [ 46 ].

                  Son yıllarda ozonlamanın diğer doğal preparatlarla ilişkilendirilmesine artan bir vurgu yapılmıştır. Ozonun uçucu yağlar gibi diğer doğal preparatlarla birleştirilmesi etkinliğini arttırır. Ozonlanmış yağın S. aureus'a karşı öldürme oranları neredeyse %100'dü [ 47 ]. Ek olarak, ozonlanmış suyun (4 mg/L) plak biyofilmlerindeki gram pozitif ve gram negatif oral bakterileri ve oral C. albicans'ı tedavi etmek için uygun olduğu ve dişlerde ağız hastalığına neden olan mikroorganizmaların kontrolünde yardımcı olduğu keşfedilmiştir [ 48 ].

                  Montevecchi M. ve ark. 2013 yılında ozonlanmış ayçiçek yağının 72 saatlik anaerobik inkübasyonun ardından Porphyromonas gingivalis'e karşı antibakteriyel aktivitesini gözlemledi . Ozonlanmış yağ, S. aureus ve P. gingivalis'e karşı %0,2'lik klorheksidinden önemli ölçüde daha büyük bir inhibisyon bölgesi göstermesine rağmen [ 49 ], ozonlanmış zeytinyağının oral ve periodontal patojenlere karşı antibakteriyel aktivitesinin değerlendirilmesi, diğer iki jel ajanla karşılaştırıldığında; Klorheksidin bazlı olup, ozonlanmış yağın orta düzeyde antiseptik potansiyeli olduğu kanıtlanmıştır [ 22 ]. Önceki bir çalışma, ozonlanmış yağın Candida albicans üzerindeki etkinliğini bildirmişti.. Ozonlanmış zeytin ve ayçiçek yağları, 0,53 ile 0,2 µg/mL arasında değişen düşük MİK değerleri ile benzer antimikrobiyal aktivite göstermiştir [ 23 ].

                  Diğer yaklaşımlar uygulanan ozonun yoğunluğuna ve konsantrasyonuna atıfta bulunmuştur [ 50 ]. Schneider H. 2004 yılında 300 ila 800 ppm arasında değişen ozon konsantrasyonlarının bakteri yok edici etkilere sahip olduğunu ve maksimum etkinin 525 ppm'de kaydedildiğini bildirmiştir [ 51 ].

                  Antimikrobiyal ajan olarak MpEO ile karıştırılmış ozonu kullanma yöntemimizin etkinliği, yalnızca ozon kullanan diğer yazarlar tarafından bildirilen yöntemlerden daha üstündür. Rangel ve ark. 2022'de, 60 saniyelik maruziyetten sonra P. aeruginosa'ya karşı %17'lik bir inhibisyon oranı rapor edilmiştir ve S. aureus'a karşı %99,99'luk bir inhibisyon etkisi yalnızca 40 dakikalık maruziyetten sonra rapor edilmiştir [ 52 ]. Verilerimiz, P. aeruginosa'ya karşı %65,71 ve S. aureus'a karşı 50 saniye sonra %69,54'lük bir engelleme oranıyla 60 saniyede maruz kalma süresinin azaldığını göstererek ozonun MpEO ile arttırılmasının avantajını vurguladı .

                  Bizim çalışmamızda MpEO'nun MİK değerleri farklılık göstermektedir. Diğer yazarlar tarafından bildirilen MpEO'nun MİK değeri, C. albicans ve C. parapsilosis gibi mantarlara, S. mutans , S. pyogenes gibi gram pozitif bakterilere karşı 0,625 µg/mL ile 1,14-6,25 µg/mL arasında değişmektedir. E. coli veya P. aeruginosa için 5 µg/mL [ 34 , 35 , 53 ]. Çalışmamızda S. mutans , S. aureus , P. aeruginosa , E. coli ve C. albicans'a karşı MpEO için elde edilen MİK değerleriS. aureus , Enterococcus faecalis , S. pyogenes , E. coli ve P. aeruginosa'ya karşı %1,18 ile 9,5 arasında değişen MİK değerleri elde eden Sechi ve ark. tarafından bildirilenlerden %2 daha düşüktü [ 24 ].

                  2018'de Heydari, MpEO'nun koklardan ( Staphylococcus aureus ve Staphylococcus epidermidis ) ziyade basiller ( Bacillus subtilis ve Bacillus cereus ) üzerinde daha fazla aktiviteyle daha güçlü antimikrobiyal aktiviteye sahip olduğunu vurguladı [ 54 ]. Diğer yazarlar, test edilen bazı bakterilere karşı yalnızca orta düzeyde bir antibakteriyel etki bildirmişlerdir [ 55 ].

                  MpEO'muzun ana kimyasal bileşikleri mentol (%32,658), mentil asetat (%23,643) ve mentondur (%10,322). MİK'ler, mentolün S. aureus'a karşı oldukça toksik olduğunu ve en fazla E. coli'ye karşı toksik olduğunu göstermektedir [ 56 ]. Bu bileşiklerin farklı bakteri ve mantarlara karşı inhibisyon potansiyeli, membran yapıları ve fonksiyonları üzerindeki toksik etkilerinden kaynaklanmaktadır [ 57 ]. Monoterpenler, mentol ve mentonun antimikrobiyal etkilerinden sorumlu olan lipofilik bir karaktere sahiptir. Mentolün ve mentonun etki mekanizması, bir mikroorganizmanın plazma zarının lipit fraksiyonunun bozulmasıdır, bu da zar geçirgenliğinde değişikliklere ve hücre içi materyallerin sızmasına neden olur [56 ] .

                  Ozon-MpEO karışımının kullanımı, bu çalışmada kanıtlandığı gibi inhibisyon etkilerini artırmıştır ve bu artış, daha önce açıklandığı gibi, iki etkinin ve malzemelerin etki mekanizmalarının kombinasyonuna dayanmaktadır. Elde edilen sonuçlar bu karışımların tıp ve diş hekimliği tekniklerinde uygulanabilirliğini güçlendirmektedir.

                  Şuraya git: 4. Malzemeler ve Yöntemler

                  4.1. EO'ların Elde Edilmesi ve Karakterizasyonu


                  İncelenen şifalı bitkinin (Mp) toprak üstü kısımları, 2020 yılında Romanya'nın Timisoara eteklerinde bulunan floradan (45°47′00.1″ N 21°12′37.2″ E) çiçeklenme döneminde toplandı. ~700 gr taze malzeme kullanıldı. Ek olarak, bir kupon örneği botanik olarak tanımlandı ve Timisoara Yaşam Bilimleri Üniversitesi "Kral Mihai I" Ziraat-Botanik Bölümü'nün sıcaklık kontrollü herbaryumuna (22–25 °C ve %30–40 bağıl nem) bırakıldı. Romanya; bitkinin adı (kabul edilen ad) Mentha x piperita L (M.waterica x M. spicata) (Voucher Numunesi Numarası Herbaryum-Botanik Dairesi, VSNH.ULST-BD65) olarak belirlendi.

                  Bitki materyali doğal koşullar altında kurutuldu. MpEO, Clevenger tipi ekipman kullanılarak 300 g bitki materyalinden 2 saat boyunca ekstrakte edildi ve uçucu yağ, dekantasyon yoluyla ayrıldı ve GC/MS ve mikrobiyolojik analizlerde kullanılana kadar 2-4 °C'de saklandı. MpEO'nun ekstraksiyon verimi aşağıdaki formül kullanılarak hesaplandı:
                  Verim (%) = [EO miktarı (g)/kuru bitki miktarı (g)] × 100
                  (1)


                  MpEO'nun GC-MS karakterizasyonu, AT WAX 30 m × 0,32 mm × 1 μm kılcal kolonla donatılmış Shimadzu QP 2010 Plus ekipmanı (Shimadzu Corporation, Columbia, SC, ABD) kullanılarak yapıldı. Kullanılan taşıyıcı gaz, akış hızı 1 mL/dakika olan helyumdu ve enjektör ve iyon kaynağı sıcaklıkları sırasıyla 250 °C ve 220 °C idi. Gradyan sıcaklığı, 1 dakika süreyle muhafaza edilen 40°C'lik bir başlangıç ​​fırın sıcaklığı ile bileşiğin ayrılması için kullanıldı; daha sonra sıcaklık 5 °C/dakika hızla 210 °C'ye yükseltildi ve 5 dakika bu sıcaklıkta tutuldu. Numune enjeksiyon hacmi 1 μL idi ve 1:50'lik bir bölünme oranı kullanıldı. Uçucu MpEO bileşikleri, NIST5 Wiley 275 kütüphaneleri veritabanı kullanılarak tanımlandı. Doğrusal tutma indeksleri (LRI), aynı deney koşulları kullanılarak n-alkan C8-C27 standartları kullanılarak hesaplandı. Sonuçlar toplam bileşiklerin yüzdeleri olarak sunulur [24 ] Kimyasal bileşiklerin kromatogramı Ek Dosya'da sunulmaktadır .

                  4.2. Mikrobiyolojik Analiz
                  4.2.1. Mikrobiyal Suşlar
                  Kullanılan tüm suşlar, Timișoara'daki "Kral Michael I" Yaşam Bilimleri Üniversitesi bünyesindeki Disiplinlerarası Araştırma Platformu Mikrobiyoloji Laboratuvarı'nın kültür koleksiyonuna aittir. Kullanılan mikrobiyal türler şunlardı: Streptococcusmutans (ATCC 19615), Staphylococcus aureus (ATCC 25923), Escherichia coli (ATCC 25922), Pseudomonas aeruginosa (ATCC 27853) ve Candida albicans (ATCC 10231). Tüm ATCC suşları -50 °C'de tutulur.

                  4.2.2. Mikrobiyal Kültür Hazırlama ve Esansiyel Yağ Etkinlik Değerlendirmesi
                  Antimikrobiyal aktivite, Hulea ve diğerleri tarafından açıklanan yönteme göre test edildi. [ 58 ] ve Obistioiu ve ark. [ 59 ] ve antimikrobiyal duyarlılık testi için mikrodilüsyon amacıyla CLSI yöntemi kullanıldı [ 60] 2 µL – 32 µL arasında değişen farklı MpEO konsantrasyonları, sıvı besiyeri mikrodilüsyon yöntemi kullanılarak test edildi. Test edilen yağ miktarının 100 µL Brain Heart Infusion Broth'a batırıldığı dikkate alındığında ulaşılan konsantrasyon yüzde olarak (%2-32) ifade edilir. Daha sonra minimum inhibitör konsantrasyon (MIC) belirlendi. MIC, gözle görülür bir mikroorganizma büyümesi sağlamayan en düşük bileşik konsantrasyonu olarak tanımlanır ve 540 nm'de spektrofotometrik yöntem kullanılarak optik yoğunluğun (OD) ölçülmesiyle elde edilen kütle kaybına dayanır. Ozon için MİK, ozonun saniye cinsinden ifade edilen en düşük süresi veya hücrelerin görünür büyümesini engelleyen arttırılmış ozona maruz kalma süresi olarak belirlendi. Elde edilen değerler OD okuma değerleri olarak ifade edilir (değerler ortalama ± standart sapma olarak sunulur)Ek Malzeme ). BHI'da çoğaltılan basit suş, negatif kontrol olarak kullanıldı. Her bir suş için kontrol grubu, herhangi bir müdahale olmaksızın 24 saat sonra BHI ile çoğaltılan ATCC suşu ile temsil edildi. Her deney için ulaşılan ortalama OD değerleri Formül (2) ve (3)'te kullanılmış ve her suş için %100 BGR ve %0 BIR olarak kabul edilmiştir.

                  Aşağıdaki formüller kullanılarak elde edilen değerleri yorumlamak için MGR/BGR ve MIR/BIR olmak üzere iki gösterge hesaplandı:
                  MGR / BGR =ÖDörnek _ _ _ _ _ÖDn e gbir canlı _ _ _kontrol _ _ _ _ _ _× 100( % )
                  (2)

                  MIR/BIR = 100 − MGR/BGR (%)
                  (3)
                  Neresi:

                  OD numunesi — seçilen mantar/bakterilerin varlığında üçlü numunelerin ortalama değeri olarak 540 nm'de optik yoğunluk;

                  OD negatif kontrol — BHI'da seçilen mantarlar/bakteriler için üçlü okumaların ortalama değeri olarak 540 nm'de optik yoğunluk.

                  4.2.3. Ozonlama Prosedürü
                  Çeşitli yazarlar ozonun etkisini klinik veya mikrobiyolojik çalışmalarda araştırmışlar ve hepsi de etki süresinin ozonun antibakteriyel etkisinde önemli bir faktör olabileceği sonucunu belirtmişlerdir. Noites ve ark. [ 61 ] 24, 60, 120 ve 180 saniye boyunca bir ozon jeneratörü ile uygulanan gazlı ozon kullanmış ve ozonun S. mutans ve Streptococcus sobrinus'a karşı antimikrobiyal etkisini 10 veya 20 saniye boyunca değerlendirmiştir; Baysan ve ark. [ 40 , 6210-20 saniyelik ozon uygulamasının diş çürüklerinde ve ilgili biyofilmlerde bulunan mikroorganizmaların %99'undan fazlasını ortadan kaldırdığını ve 40 saniyelik tedavi süresinin tüm olasılıkları kapsadığını değerlendirdi. Bu sonuçlardan yola çıkarak, gerekli MİK'yi elde ettiğimizden emin olmak amacıyla ozonun test edilen mikroorganizmalar üzerindeki etkinliğini araştırmak için daha geniş bir zaman aralığı aralığı seçtik.

                  ATCC suşları, 615 cm2 / dakika akış hızıyla 2100 ppm sabit konsantrasyonda O3 açığa çıkaran HealOzone X4 (KaVo Dental & Co., Biberach, Almanya) ile üretilen gazlı O3 ile art arda ozonlamaya tabi tutuldu. 5" (ler), 10", 15", 20", 25", 30", 35", 40", 45", 50", 55", 60", 120", 180" ve 240". Araştırmamızda seçilen her dönem, üretici firmanın önerdiği ve araştırma makalelerinde yer alan sürelere göre ölçülmüştür.

                  Ozonlama cihazı bir hava filtresi, vakum pompası, bir ozon jeneratörü, sızdırmazlık sağlayan silikon kap ile donatılmış bir el aleti ve esnek bir hortumdan oluşur. Prosedür başlatıldığında hortumun ucu 96 mikrodilüsyon plakası içindeki ATCC suşuna daldırıldı ve bu nedenle BHI sıvı besiyerine enjekte edilen dozdan hiç O3 kaybı olmadı . Spesifikasyonlara göre cihaz, 60 saniyelik bir maruz kalma süresinde 32 g/ m3 konsantrasyonda ozon üretmektedir .

                  Bu analiz yöntemi aynı zamanda sıvı besiyeri mikrodilüsyonu için de kullanıldı ve mikrobiyolojik metodolojide daha önce sunulan tüm önceki adımlar ( Bölüm 4.2.1 ve Bölüm 4.2.2 ) ozonlama prosedürü tamamlandıktan sonra takip edildi.

                  4.3. İstatistiksel analiz
                  Ortalamalar arasındaki farklar tek yönlü bir ANOVA ile analiz edildi, ardından GraphPad Prism 8 (versiyon 8.0.2; GraphPad Software Inc., La Jolla, CA, ABD) kullanılarak bir t testi (eşit varyansları varsayan iki örnek) kullanılarak çoklu karşılaştırmalar yapıldı. ). P değerleri < 0.05 olduğunda farklar anlamlı kabul edildi . Microsoft Excel 365 yazılımı ile zaman engelleme ilişkileri kuruldu.

                  Şuraya git: 5. Sonuçlar
                  Sonuçlar, ozonun MpEO ile kombinasyon halinde antimikrobiyal aktiviteyi güçlendirerek sinerjistik etkiler gösterdiğini vurgulamaktadır. Elde edilen antibakteriyel etkiler temas süresine ve suş tipine bağlıdır. Ozonun aşağıdaki test edilen türler üzerindeki maksimum verimlilikteki etkisi, 55 saniyelik tek ozona maruz kalma sonrasında gözlemlendi ve etki kuvvetine göre azalan sıraya göre listelendi: S. aureus > P. aeruginosa > E. coli > C. albicans > S. mutans. Ozon-MpEO karışımına maruz kalma, pratik ve ekonomik öneme sahip olan bakterilerle temas süresini kısalttı. %2 MpEO ilaveli ozon için maksimum etkinlik, azalan etki kuvveti sırasına göre sıralanan aşağıdaki suşlarda 5 saniyede kaydedildi:C. albicans > E. coli > P. aeruginosa > S. aureus > S. mutans .
                  Sonuçlar, ozonun MpEO ile kombinasyonunun verimlilikte artışa ve maruz kalma süresinde azalmaya yol açtığını göstermektedir.
                  %BIR değerleri %36,59 ila %74,06 arasında değişen tüm bakteri suşları inhibe edildi ve maruz kalma süresi 120 saniyeden optimal 55 saniyeye düşürüldü. Sentetik antibiyotiklere alternatif antimikrobiyal çözümler arayışında, ozonun uçucu yağlarla birlikte kullanılması, tıp ve diş hekimliğindeki uygulamalarda yenilikçi çözümler sunabilir.

                  Şuraya git: Teşekkür
                  Bu araştırmayı, analizlerin yapıldığı Timisoara'daki “Kral Michael I” Yaşam Bilimleri Üniversitesi'ne ait Disiplinlerarası Araştırma Platformu'nun desteğiyle gerçekleştirebildik.

                  Şuraya git: Ek Malzemeler
                  Aşağıdaki destekleyici bilgiler şu adresten indirilebilir: https://www.mdpi.com/article/10.3390...les28052032/s1 , Tablo S1: 540 nm'de optik yoğunluk (OD) değerleri, Tablo S2: Ozonun BGR%/MGR%'si ; Tablo S3: MpEO ile güçlendirilmiş ozonun %BGR/%MGR'si; Tablo S4: ATCC suşlarında MpEO'nun %BGR/MGR%'si; Şekil S1: GC-MS Kromatogramı.
                  Ek veri dosyası için buraya tıklayın. (358K, zip)
                  Şuraya git:

                  Finansman Beyanı
                  Bu araştırma “Victor Babeş” Tıp ve Eczacılık Üniversitesi, Timisoara, Romanya, Alin-Daniel Floare tarafından finanse edildi.

                  Şuraya git: Yazar Katkıları
                  Kavramsallaştırma: A.-DF, OB, DO, AG ve VTA; metodoloji: OB, DO ve A.-DF; biçimsel analiz: A.-DF, OB, DO, AG, VTA, IC ve IP; orijinal taslak hazırlama: A.-DF, OB, DO, AG, VTA ve IC; yazma – inceleme ve düzenleme: A.-DF, OB, DO, AG, VTA, RD, CS, IC, A.-GN, IP ve ADF; görselleştirme: A.-DF, OB, DO, AG, VTA, RD, CS, IC, A.-GN, IP ve A.-DF; denetim: AG Tüm yazarlar yazının yayınlanmış versiyonunu okudu ve kabul etti.

                  Şuraya git: Kurumsal İnceleme Kurulu Beyanı


                  Uygulanamaz.

                  Şuraya git: Bilgilendirilmiş Onam Beyanı


                  Uygulanamaz.

                  Şuraya git: Veri Kullanılabilirliği Beyanı


                  Uygulanamaz.

                  Şuraya git: Çıkar çatışmaları


                  Yazarlar çıkar çatışması olmadığını beyan etmektedir.

                  Şuraya git: Dipnotlar
                  Yasal Uyarı/Yayıncının Notu: Tüm yayınlarda yer alan beyanlar, görüşler ve veriler yalnızca bireysel yazar(lar)a ve katkıda bulunan(lar)a aittir, MDPI ve/veya editör(ler)e ait değildir. MDPI ve/veya editör(ler), içerikte atıfta bulunulan herhangi bir fikir, yöntem, talimat veya üründen kaynaklanan, insanlara veya mallara gelebilecek herhangi bir yaralanmanın sorumluluğunu reddeder.



                  Şuraya git: Referanslar

                  1. Elsayad II Farklı konsantrasyonlarda ve maruz kalma sürelerinde ozon uygulamasının ardından minenin kimyasal analizi ve yüzey morfolojisi. J. Av. Res. 2011; 2 :131–136. doi: 10.1016/j.jare.2010.10.001. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  2. Viebahn-Haensler R., Fernández OL Tıpta Ozon. Düşük Doz Ozon Konsepti ve Kronik İnflamatuar Hastalıklarda Temel Biyokimyasal Etki Mekanizmaları. Uluslararası J. Mol. Bilim. 2021; 22 :7890. doi: 10.3390/ijms22157890. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  3. Lacruz RS, Habelitz S., Wright JT, Paine ML Dental Mine Oluşumu ve Ağız Sağlığı ve Hastalıkları İçin Etkileri. Fizyol. Rev. 2017; 97 :939–993. doi: 10.1152/physrev.00030.2016. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  4. Kreulen C., Spijker AV, Rodriguez J., Bronkhorst E., Creugers N., Bartlett D. Çocuklarda ve Ergenlerde Diş Aşınmasının Yaygınlığının Sistematik İncelemesi. Çürük Res. 2010; 44 :151–159. doi: 10.1159/000308567. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  5. Wang X., Liao D., Ji Q.-M., Yang Y.-H., Li M.-C., Yi X.-Y., Li C., Chen Y., Tao H.- B., Zhai W.-H. Üç Tıbbi Ozonlama Dozaj Formunun Yanık Hastalarında Çoklu İlaca Dirençli Bakteriler Üzerindeki Bakterisidal Etkisinin Analizi. Bulaştırmak. İlaç Direnci. 2022; 15 :1637–1643. doi: 10.2147/IDR.S353277. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  6. Gholamipourfard K., Salehi M., Banchio E. Tarım, gıda endüstrisi ve tıpta Mentha piperita fitokimyasalları: Özellikler ve uygulamalar. S. Afr. J. Bot. 2021; 141 :183–195. doi: 10.1016/j.sajb.2021.05.014. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  7. Lazăr RN, Alexa E., Obiștioiu D., Cocan I., Pătruică S. Arı Ailelerinin Yeminde Esansiyel Yağ Kullanımının Balın Kimyasal Bileşimi ve Antimikrobiyal Aktivitesi Üzerine Etkisi. Başvuru Bilim. 2022; 12 :1094. doi: 10.3390/app12031094. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  8. Ashrafi B., Rashidipour M., Marzban A., Soroush S., Azadpour M., Delfani S., Ramak P. S. mutans'a karşı biyofilm oluşumu üzerinde engelleyici etkiye sahip bir kitosan nanojeline yüklenen Mentha piperita esansiyel yağları diş yüzeyi. Karbonhidrat. Polim. 2019; 212 :142–149. doi: 10.1016/j.carbpol.2019.02.018. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  9. Daferera DJ, Ziogas BN, Polissiou MG Bitkisel esansiyel yağların Botrytis cinerea, Fusarium sp. ve Clavibacter michiganensis subsp. Michiganensis. Mahsul Koruması 2003; 22 :39–44. doi: 10.1016/S0261-2194(02)00095-9. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  10. Singh R., Shushni MA, Belkheir A. Mentha piperita L. Arab'ın antibakteriyel ve antioksidan aktiviteleri . J. Chem. 2015; 8 :322–328. doi: 10.1016/j.arabjc.2011.01.019. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  11. van Vuuren S., Suliman S., Viljoen A. Dört ticari esansiyel yağın geleneksel antimikrobiyallerle kombinasyon halinde antimikrobiyal aktivitesi. Lett. Başvuru Mikrobiyol. 2009; 48 :440–446. doi: 10.1111/j.1472-765X.2008.02548.x. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  12. Shalayel MHF, Asaad AM, Kureshi MA, Elhussein AB Nane ( Mentha piperita ) ekstraktlarının ortaya çıkan bazı çoklu ilaca dirençli insan bakteriyel patojenlerine karşı anti-bakteriyel aktivitesi. J. Herb. Med. 2017; 7 :27–30. doi: 10.1016/j.hermed.2016.08.003. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  13. Mane MB, Bhandari VM, Ranade VV Su dezenfeksiyonu için güvenli su ve teknoloji girişimi: Doğal bitki türevi malzemelerin uygulanması. J. Su Süreci. Müh. 2021; 43 :102280. doi: 10.1016/j.jwpe.2021.102280. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  14. Mane MB, Bhandari VM, Balapure K., Ranade VV Kavitasyon ve doğal yağlar/bitki özütü kullanılarak antimikrobiyal dirençli bakterilerin (AMR) ve zor, fırsatçı patojenlerin yok edilmesi. Ultrason. Sonochem. 2020; 69 :105272. doi: 10.1016/j.ultsonch.2020.105272. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  15. Menéndez S., Falcón L., Maqueira Y. Onikomikoz hastalarında topikal OLEOZON ® ' un terapötik etkinliği : Onikomikoza karşı OLEOZON ® . Mikozlar. 2011; 54 :e272–e277. doi: 10.1111/j.1439-0507.2010.01898.x. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  16. Valacchi G., Zanardi I., Lim Y., Belmonte G., Miracco C., Sticozzi C., Bocci V., Travagli V. Fonksiyonel dermatolojik matrisler olarak ozonlanmış yağlar: SKH1 fareleri kullanılarak yara iyileşme süreci üzerindeki etkiler. Uluslararası J. Pharm. 2013; 458 :65–73. doi: 10.1016/j.ijpharm.2013.09.039. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  17. Travagli V., Zanardi I., Valacchi G., Bocci V. Cilt Hastalıklarında Ozon ve Ozonlanmış Yağlar: Bir İnceleme. Mediat. Enflamasyon. 2010; 2010 :610418. doi: 10.1155/2010/610418. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  18. Nagayoshi M., Fukuizumi T., Kitamura C., Yano J., Terashita M., Nishihara T. Ozonun oral mikroorganizmaların hayatta kalması ve geçirgenliği üzerindeki etkinliği. Oral Mikrobiyol. İmmünol. 2004; 19 :240–246. doi: 10.1111/j.1399-302X.2004.00146.x. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  19. Ghobashy S., El-Tokhey H. Ozonlanmış zeytinyağı jelinin ortodontik tedavi sırasında mine demineralizasyonunu engellemedeki etkinliğinin in vivo çalışması. Mısır. Ortod. J.2012 ; 41 :93–113. doi: 10.21608/eos.2012.78852. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  20. El Hadary AA, Yassin HH, Mekhemer ST, Holmes JC, Grootveld M. Ozonlanmış Bitki Yağlarının Siklosporin A Etkisi Altındaki Diş İmplantlarının Osseointegrasyon Kalitesi Üzerindeki Etkisinin Değerlendirilmesi: Bir İn Vivo Çalışma. J. Oral İmplant. 2011; 37 :247–257. doi: 10.1563/AAID-JOI-D-09-00098. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  21. Kumar T., Arora N., Puri G., Aravinda K., Dixit A., Jatti D. Ozonize zeytinyağının oral lezyonlar ve durumların tedavisinde etkinliği: Klinik bir çalışma. Çağdaş Klin. Çürük. 2016; 7:51 . doi: 10.4103/0976-237X.177097. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  22. Pietrocola G., Ceci M., Preda F., Poggio C., Colombo M. Yeni ozonlanmış zeytinyağının oral ve periodontal patojenlere karşı antibakteriyel aktivitesinin değerlendirilmesi. J. Clin. Tecrübe. Çürük. 2018; 10 :e1103–e1108. doi: 10.4317/jced.54929. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  23. Ugazio E., Tullio V., Binello A., Tagliapietra S., Dosio F. Topikal Uygulamalarda Antimikrobiyal Sistemler Olarak Ozonlanmış Yağlar. Karakterizasyonu, Güncel Uygulamaları ve Geliştirilmiş Teslimat Tekniklerindeki Gelişmeler. Moleküller. 2020; 25 :334. doi: 10.3390/molecules25020334. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  24. Sechi L., Lezcano I., Nunez N., Espim M., Dupre I., Pinna A., Molicotti P., Fadda G., Zanetti S. Ozonlanmış ayçiçek yağının (Oleozon) antibakteriyel aktivitesi J. Appl . Mikrobiyol. 2001; 90 :279–284. doi: 10.1046/j.1365-2672.2001.01235.x. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  25. Kazi M., Chatzopoulou P., Christos L. Ozonlamanın Kurutulmuş Aromatik Bitkilerin Uçucu Yağ Bileşimi Üzerindeki Etkisi; 8. Uluslararası Tarım, Gıda ve Çevrede Bilgi ve İletişim Teknolojileri Konferansı Bildirileri; Hanya, Yunanistan. 21–24 Eylül 2017. [ Google Akademik ]
                  26. Karlsson MF, Birgersson G., Prado AMC, Bosa F., Bengtsson M., Witzgall P. Patatesin Bitki Koku Analizi: Guatemala Güvesinin Yer Üstü ve Yer Altı Patates Uçucu Maddelerine Tepkisi. J. Agric. Gıda Kimyası 2009; 57 :5903–5909. doi: 10.1021/jf803730h. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  27. Sumalan RM, Kuganov R., Obistioiu D., Popescu I., Radulov I., Alexa E., Negrea M., Salimzoda AF, Sumalan RL, Cocan I. Nane, Fesleğen ve Lavanta Esansiyel Yağı Buharının Değerlendirilmesi- Antifungal Koruma ve Limon Meyve Kalitesinde Aşama. Moleküller. 2020; 25 :1831. doi: 10.3390/molecules25081831. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  28. Muntean D., Licker M., Alexa E., Popescu I., Jianu C., Buda V., Dehelean CA, Ghiulai R., Horhat F., Horhat D., ve diğerleri. Mentha × piperita L.'den elde edilen uçucu yağın çoklu ilaca dirençli suşlara karşı değerlendirilmesi. Bulaştırmak. İlaç Direnci. 2019; 12 :2905–2914. doi: 10.2147/IDR.S218141. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  29. Yu X., Liang C., Fang H., Qi X., Li W., Shang Q. Yedi Mentha türünün trichome morfolojisi ve uçucu yağ bileşiminin değişimi. Biyokimya. Sistem Ekol. 2018; 79 :30–36. doi: 10.1016/j.bse.2018.04.016. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  30. Desam NR, Al-Rajab AJ, Sharma M., Mylabathula MM, Gowkanapalli RR, Albratty M. Mentha × Piperita L. (nane) esansiyel yağlarının kimyasal bileşenleri, in vitro antibakteriyel ve antifungal aktivitesi. J. King Saud Üniv.-Bilim. 2019; 31 :528–533. doi: 10.1016/j.jksus.2017.07.013. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  31. Tomescu A., Sumalan R.-M., Pop G., Alexa E., Poiana M.-A., Copolovici D.-M., Sorina C., Stroe M., Negrea M., Galuscan A. Mentha piperita L. ve Salvia Officinalis L. Esansiyel Yağlarının Fusarium Graminearum Spp.'ye Karşı Kimyasal Bileşimi ve Koruyucu Antifugal Aktivitesi . Rahip Chim. 2015; 66 :1027–1030. [ Google Akademik ]
                  32. Ebani VV, Nardoni S., Bertelloni F., Tosi G., Massi P., Pistelli L., Mancianti F. Uçucu Yağların Kümes Hayvanlarından İzole Edilen Salmonella enterica Serotipleri Enteritidis ve Typhimurium Suşlarına Karşı İn Vitro Antimikrobiyal Aktivitesi. Moleküller. 2019; 24 :900. doi: 10.3390/molecules24050900. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  33. Lin S., Wang Y., Wu K., Yu G., Liu C., Su C., Yi F. Mentha × piperita L. Esansiyel Yağının Farklı Görsel Efektlerle Stimülasyon Üzerine Elektroensefalografi Üzerindeki Etkisi Üzerine Çalışma . Moleküller. 2022; 27 :4059. doi: 10.3390/molecules27134059. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  34. Ebani VV, Najar B., Bertelloni F., Pistelli L., Mancianti F., Nardoni S. Kümes Hayvanlarından İzole Edilen Escherichia coli ve Aspergillus fumigatus'a Karşı On Altı Esansiyel Yağın Kimyasal Bileşimi ve İn Vitro Antimikrobiyal Etkinliği. Veteriner-Bilim. 2018; 5:62 . doi: 10.3390/vetsci5030062. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  35. Kalemba D., Synowiec A. İki Mentol Nane Esansiyel Yağlarının Agrobiyolojik Etkileşimleri: Mentha piperita ve Mentha arvensis . Moleküller. 2019; 25:59 . doi: 10.3390/molecules25010059. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  36. Giuliani G., Ricevuti G., Galoforo A., Franzini M. Ozonun mikrobiyolojik yönleri: Ozonla tedavi edilen bakteri suşlarında bakteri öldürücü aktivite ve antibiyotik/antimikrobiyal direnç. Ozon Ter. 2018; 3 doi: 10.4081/ozon.2018.7971. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  37. Srinivasan SR, Amaechi BT Ozon: Diş tedavisinde bir paradigma değişimi. J. Glob. Ağız sağlığı. 2019; 2 :68–77. doi: 10.25259/JGOH_56_2019. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  38. Prebeg D., Katunarić M., Budimir A., ​​Pavelić B., Šegović S., Anić I. Yüksek Frekanslı Ozon Jeneratörünün KP Şırıngasıyla Yapılan Ozonun Antimikrobiyal Etkisi. Acta Stomatol. Hırvat. 2016; 50 :134–142. doi: 10.15644/asc50/2/6. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  39. Wilczyńska-Borawska M., Leszczyńska K., Nowosielski C., Stokowska W. Diş Hekimliğinde Ozon: Ozonytron Cihazı Kullanılarak Uygulama Yöntemine ve Uygulama Zamanına Bağlı Olarak Gaz Eyleminin Mikrobiyolojik Etkileri. Deneysel çalışma. Ann. Acad. Med. Stetin. 2011; 57 :99–103. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                  40. Baysan A., Whiley R., Lynch E. Yeni Bir Ozon Üreten Cihazın Primer Kök Çürük Lezyonlarıyla İlişkili Mikro-Organizmalar Üzerindeki Antimikrobiyal Etkisi in vitro. Çürük Res. 2000; 34 :498–501. doi: 10.1159/000016630. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  41. Eick S., Tigan M., Sculean A. Ozonun periodontopatojenik türler üzerindeki etkisi - Bir in vitro çalışma. Klin. Sözlü Araştırma. 2012; 16 :537–544. doi: 10.1007/s00784-011-0515-1. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  42. Polydorou O., Halili A., Wittmer A., ​​Pelz K., Hahn P. 2 aylık in vitro değerlendirme sonrasında gaz ozonun antibakteriyel etkisi. Klin. Sözlü Araştırma. 2012; 16 :545–550. doi: 10.1007/s00784-011-0524-0. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  43. Johansson E., Claesson R., van Dijken J. Ozonun karyojenik bakteri türleri üzerindeki antibakteriyel etkisi. J. Dent. 2009; 37 :449–453. doi: 10.1016/j.jdent.2009.02.004. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  44. Huth KC, Quirling M., Maier S., Kamereck K., AlKhayer M., Paschos E., Welsch U., Miethke T., Brand K., Hickel R. Kök kanalında ozonun endodontopatojenik mikroorganizmalara karşı etkinliği biyofilm modeli. Uluslararası Endod. J.2009 ; 42 :3–13. doi: 10.1111/j.1365-2591.2008.01460.x. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  45. Hauser-Gerspach I., Pfäffli-Savtchenko V., Dähnhardt JE, Meyer J., Lussi A. Gazlı ozon ve klorheksidin jelinin çocuklarda in vivo kavitasyonlu çürük lezyonlarındaki bakteriler üzerindeki ani etkilerinin karşılaştırılması. Klin. Sözlü Araştırma. 2009; 13 :287–291. doi: 10.1007/s00784-008-0234-4. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  46. ​​Makeeva IM, Turkina AY, Margaryan EG, Paramonov YO, Polyakova MA Beyaz nokta aşamasındaki çürük tedavisinde ozon tedavisinin antibakteriyel etkinliğinin değerlendirilmesi. Stomatoloji. 2017; 96 :7–10. doi: 10.17116/stomat20179647-10. [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  47. Song M., Zeng Q., Xiang Y., Gao L., Huang J., Huang J., Wu K., Lu J. Topikal ozonun MRSA cilt enfeksiyonunun tedavisinde antibakteriyel etkisi. Mol. Med. Temsilci 2017; 17 :2449–2455. doi: 10.3892/mmr.2017.8148. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  48. Gupta M. Ozon: Diş Hekimliğinde Yükselen Bir Beklenti. Hintli J. Dent. Bilim. 2012; 4 :47–50. [ Google Akademik ]
                  49. Montevecchi M., Dorigo A., Cricca M., Checchi L. Ozonlanmış Bir Yağın Klorheksidin Diglukonat ve Povidon-İyot ile Antibakteriyel Aktivitesinin Karşılaştırılması. Disk Difüzyon Testi. N. Mikrobiyol. 2013; 36 :289–302. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                  50. Epelle EI, Emmerson A., Nekrasova M., Macfarlane A., Cusack M., Burns A., Mackay W., Yaseen M. Mikrobiyal İnaktivasyon: Gazlı mı, Sulu Ozonlama mı? Endüstri Müh. Kimya Res. 2022; 61 :9600–9610. doi: 10.1021/acs.iecr.2c01551. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  51. Schneider HG Keine Resistenzbildung Der Mikroflora, Keine Allergischen Reaktionen. Zahnarzt Woche. 2004; 19:24 . [ Google Akademik ]
                  52. Grandi G., Cavallo R., Zanotto E., Cipriani R., Panico C., Protti R., Scapagnini G., Davinelli S., Costagliola C. Lipozom göz damlasındaki ozonlanmış yağın çoklu ilaca karşı in vitro antimikrobiyal aktivitesi dirençli bakteriler. Med'i açın. 2022; 17 :1057–1063. doi: 10.1515/med-2022-0495. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  53. Saravani S., Ghaffari M., Valizadeh M., Ali-Malayeri F., Biabangard A. Kümes Hayvanlarının Taburesinden İzole Edilen Escherichia coli'ye Karşı Ultrasonla Hazırlanan Mentha piperita , Rosmarinus officinalis ve Withania somnifera'nın Antimikrobiyal Aktivitesi. Gen Hücre Dokusu. 2021; 9 :e109104. doi: 10.5812/gct.109104. [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  54. Heydari M., Zanfardino A., Taleei A., Bushehri AAS, Hadian J., Maresca V., Sorbo S., Di Napoli M., Varcamonti M., Basile A., ve diğerleri. Isı Stresinin Mentha × piperita var. Uçucu Yağlarının Verimi, Monoterpen İçeriği ve Antibakteriyel Aktivitesi Üzerine Etkisi. Mitcham ve Mentha arvensis var piperascens. Moleküller. 2018; 23 :1903. doi: 10.3390/molecules23081903. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  55. Camele I., Gruľová D., Elshafie H. Mentha × piperita cv'nin Kimyasal Bileşimi ve Antimikrobiyal Özellikleri. 'Kristinka' Esansiyel Yağı. Bitkiler. 2021; 10 :1567. doi: 10.3390/plants10081567. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  56. Trombetta D., Castelli F., Sarpietro MG, Venuti V., Cristani M., Daniele C., Saija A., Mazzanti G., Bisignano G. Üç Monoterpenin Antibakteriyel Etki Mekanizmaları. Antimikrob. Ajan Kemother. 2005; 49 :2474–2478. doi: 10.1128/AAC.49.6.2474-2478.2005. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  57. Sikkema J., de Bont JA, Poolman B. Hidrokarbonların membran toksisitesinin mekanizmaları. Mikrobiyol. Rev. 1995; 59 :201–222. doi: 10.1128/mr.59.2.201-222.1995. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  58. Hulea A., Obiştioiu D., Cocan I., Alexa E., Negrea M., Neacșu A.-G., Hulea C., Pascu C., Costinar L., Iancu I., ve diğerleri. Antimikrobiyal ve Antioksidan Potansiyeline Dayalı Monofloral Balın Çeşitliliği. Antibiyotikler. 2022; 11 :595. doi: 10.3390/antibiyotikler11050595. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  59. Obistioiu D., Cocan I., Tîrziu E., Herman V., Negrea M., Cucerzan A., Neacsu A.-G., Cozma A., Nichita I., Hulea A., ve diğerleri. Fabaceae Familyasına Ait Bazı Bitkilerin Fitokimyasal Profili ve Mikrobiyolojik Aktivitesi. Antibiyotikler. 2021; 10 :662. doi: 10.3390/antibiyotikler10060662. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  60. Aerobik Olarak Büyüyen Bakteriler için Seyreltme Antimikrobiyal Duyarlılık Testleri Yöntemleri, 11. baskı. Klinik ve Laboratuvar Standartları Enstitüsü; Wayne, PA, ABD: 2018. [ Google Akademik ]
                  61. Noites R., Pina-Vaz C., Rocha R., Carvalho MF, Gonçalves A., Pina-Vaz I. Endodontik Tedavide Klorheksidin ve Ozonun Sinerjistik Antimikrobiyal Etkisi. BioMed. Res. Uluslararası 2014; 2014 :592423. doi: 10.1155/2014/592423. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ CrossRef ] [ Google Akademik ]
                  62. Baysan A., Lynch E. Ozonun ağız mikrobiyotası ve primer kök çürüklerinin klinik şiddeti üzerine etkisi. Am. J. Dent. 2004; 17 :56–60. [ PubMed ] [ Google Akademik ]

                  Yorum yap


                  • #10
                    Mentha piperitaL. esansiyel yağı, maya hücrelerindeki farklı fizyolojik fonksiyonları bozarak meyve sularındaki bozulmaya neden olan mayaları etkisiz hale getirir

                    Yazar bağlantıları yer paylaşımı panelini açarErika Tayse ve Cruz Almeida,Geany Targino de Souza b,Jossana Pereira de Sousa Guedes,Isabella Medeiros Barbosa ve,Cristina Paiva de Sousa c,Lúcio Roberto Cançado Castellano d,Marciane Magnani b,Evandro Leite de Souza ve A Gıda Mikrobiyolojisi Laboratuvarı, Beslenme Bölümü, Sağlık Bilimleri Merkezi, Paraíba Federal Üniversitesi, João Pessoa, Brezilya B Gıdalarda Mikrobiyal Süreçler Laboratuvarı, Gıda Mühendisliği Bölümü, Teknoloji Merkezi, Paraíba Federal Üniversitesi, João Pessoa, Brezilya C Mikrobiyoloji ve Biyomolekül Laboratuvarı, Morfoloji ve Patoloji Bölümü, Biyoloji ve Sağlık Bilimleri Merkezi, São Carlos Federal Üniversitesi, São Carlos, Brezilya D Kültür ve Hücre Analizi Laboratuvarı, Sağlık Teknik Okulu, Sağlık Bilimleri Merkezi, Paraíba Federal Üniversitesi, João Pessoa, Brezilya
                    Alınma tarihi: 24 Temmuz 2018, Revize edilme tarihi: 29 Ocak 2019, Kabul tarihi: 31 Ocak 2019, Çevrimiçi erişim tarihi: 1 Şubat 2019, Kayıt Versiyonu: 8 Şubat 2019 .

                    1 . giriiş
                    Taze, minimum düzeyde işlenmiş ve katkı maddesi içermeyen gıdaların tüketimi son yıllarda artmaktadır ve bu da endüstriye geleneksel koruma yöntemlerinin yerini alma konusunda zorluk getirmektedir ( Schenk ve diğerleri, 2011 ). Ancak bu pazar eğilimine göre üretilen meyve suları genellikle mayalar tarafından bozuluyor. Candida , Pichia , Rhodotorula ve Saccharomyces , meyve sularının kontaminasyonuna ve bozulmasına neden olan maya cinsleridir ( Tournas ve diğerleri, 2006 , Vantarakis ve diğerleri, 2011 , Aneja ve diğerleri, 2014 ), bu ürünlerde tat ve lezzette değişikliklere neden olur. Lawlor ve diğerleri, 2009 ).

                    Meyve sularını korumak için yeni ortaya çıkan farklı teknolojiler (örneğin, darbeli elektrik alanı , UV-C ışığı ve ultrason) üzerinde çalışılmaktadır ( Carrillo ve diğerleri, 2018 , Carrillo ve diğerleri, 2018 ). genellikle güvenli (GRAS) olarak tanınır ve içeceklerde kullanım için "yeşil" antimikrobiyaller olarak kabul edilir ( USFDA, 2015 ). Mentha türlerinden (Lamiaceae familyası) elde edilen uçucu yağlar, aromatik ve tıbbi özelliklerinden dolayı yaygın olarak tanınmaktadır. M. piperita L.'den (MPEO) elde edilen esansiyel yağ, içeceklerde yaygın olarak aroma maddesi olarak kullanılmakta ve "taze benzeri" bir aroma ve tat sağlamaktadır. İlk çalışmalar MPEO'nun engelleyici etkilerini göstermiştir.bozulmaya ve patojenik mikroorganizmalara karşı ( Freire ve diğerleri, 2011 , Goudjil ve diğerleri, 2015 , de Oliveira ve diğerleri, 2017 , de Sousa Guedes ve Souza, 2017 ), ancak daha önce yapılan hiçbir çalışmada MPEO'nun potansiyel bozulmayı önleme etkinliğinden faydalanılmadı Brezilya'da büyük ölçüde yetiştirilen ve dünya çapında tüketilen kaju , guava, mango ve ananas sularındaki mayalar ( FAO, 2015 ).

                    Spesifik floresan boyalarla birleştirilmiş akış sitometrisinin (FC), mikroorganizmaların canlılığını ve fizyolojik fonksiyonlarını ölçmek için yararlı bir araç olduğu düşünülmüştür ( Ferrario ve Guerrero, 2017 ), farklı hücre yanıtlarının hızlı ve güvenilir bir şekilde tespit edilmesini sağlar ( Pan ve diğerleri, 2014 ). FC kullanımıyla meyve suyuyla ilişkili mikroorganizmalar üzerindeki koruma tekniklerinin etkilerini değerlendiren az sayıda araştırma vardır ( Carrillo ve diğerleri, 2018 , Ferrario ve Guerrero, 2017 , de Sousa Guedes ve Souza, 2017 , Zhang ve diğerleri, 2016 ). Yalnızca önceki bir çalışma, M. spicata veya M. x villosa içeren meyve sularında bozulmaya neden olan mayaların etkisizleştirilmesini değerlendirdiuçucu yağ, ancak bildirilen öldürme etkilerinden sorumlu olası eylem mekanizmaları hakkında herhangi bir araştırma yapılmamıştır ( Almeida ve diğerleri, 2018 ).

                    Bu çalışma , soğutma altında saklanan kaju, guava, mango ve ananas sularındaki C. albicans , C. tropikalis , P. anomala ve S. cerevisiae'nin aktif olmayan hücrelerine MPEO'nun etkinliğini değerlendirdi . Kaju ve guava sularında MPEO'nun maya önleyici etkilerinin altında yatan olası mekanizmalar, S. cerevisiae hücrelerinin farklı fizyolojik fonksiyonlarındaki hasarın FC kullanılarak ölçülmesi yoluyla araştırıldı. Etkili bir maya karşıtı MPEO dozunun eklenmesinin meyve sularının duyusal özellikleri üzerindeki etkileri de değerlendirildi.

                    2 . araç ve yöntemler
                    2.1 . MPEO ve MPEO bileşenlerinin tanımlanması
                    MPEO (toplu 185; 20 °C'de yoğunluk = 0,900; kırılma indisi)20 °C'de = 1,460; Buhar damıtma yoluyla elde edilen pH 5.21), Ferquima Ind. Com.'dan satın alınmıştır. Ltd. (São Paulo, Brezilya). MPEO'nun bileşimi, RTX-5MS kılcal kolonu (30 m x 0,25 mm x 0,25 μm) ile donatılmış, kütle spektrometresi (CGMS-QP2010 Ultra Shimadzu, Kyoto, Japonya) ile birleştirilmiş bir gaz kromatografisi kullanılarak araştırıldı ve program sıcaklığı: 60°C ile çalıştırıldı. –240 °C (3 °C/dak), enjektör sıcaklığı: 250 °C, dedektör sıcaklığı: 220 °C, taşıyıcı gaz: 0,99 mL/dak'ya ayarlanmış helyum, iyonlaştırıcı enerji: 70 eV ve kütle aralığı: 40–500. Tüm bileşikler, kütle spektrumlarının NIST/EPA/NIH Kütle Spektral Veritabanı (Ulusal Standartlar Teknolojisi Enstitüsü, Norwalk, CT) ve FFNSC1.3 (Lezzet ve Koku Doğal ve Sentetik Bileşikler) kütüphaneleri ve Kovats indeksi ( Adams) ile karşılaştırılmasıyla tanımlandı. , 2001 ).

                    2.2 . Maya suşları ve kültür hazırlığı
                    Meyve sularında potansiyel bozulma ajanları olarak belirtilen dört farklı maya türünün suşu ( Tournas ve diğerleri, 2006 , Vantarakis ve diğerleri, 2011 , Aneja ve diğerleri, 2014 ) hedef organizmalar olarak kullanılmıştır; şu alıntıyı yapmak gerekirse: C. albicans (INCQS ) 40277, menşei ATCC 90028), C. tropikalis (INCQS 40096, menşei ATCC 28707), P. anomala (INCQS 40101, ATCC 16763) ve S. cerevisiae(INCQS 40001, menşei ATCC 2601). Bu suşlar, Referans Mikroorganizmaların Koleksiyonu, Ulusal Sağlıkta Kalite Kontrol Enstitüsü, Oswaldo Cruz Vakfı (Rio de Janeiro, Brezilya) tarafından nazikçe sağlandı. Stoklar, -20 °C'de saklanan gliserol (15 g/100 mL) ile Sabouraud dekstroz suyu (SDB; pH 5.6; Acumedia Üreticileri Inc., Michigan, ABD) içeren dondurarak saklama şişelerinde tutuldu. Sabouraud dekstroz agar (SDA; pH 5.6, Acumedia Üreticileri Inc., Michigan, ABD) üzerine sürme yoluyla elde edilen çalışma kültürleri 4 °C'de tutuldu ve aylık olarak taze SDA'ya aktarıldı. Her maya suşu SDB'de 30 °C'de 48 saat süreyle kültürlendi (sabit büyüme fazına ulaşmak için), santrifüjleme yoluyla hasat edildi (4500  g)× 15 dakika, 4 °C), iki kez yıkandı ve steril salin solüsyonunda (NaCl 0,85 g/100 mL) yeniden süspanse edilerek C. albicans , C. tropikalis ve  için 625 nm'de (OD 625) 0,75 OD okumasına sahip hücre süspansiyonları elde edildi . P. anomala ve S. cerevisiae için 0,95 ; bu , SDA üzerine kaplandığında mililitre başına yaklaşık 7 log koloni oluşturan birim (CFU/mL) tutarındaki canlı sayılara karşılık geldi . Her bir maya suşu, analizlerde tek bir aşı olarak tek başına test edildi.

                    2.3 . Meyve sularının hazırlanması
                    Kaju ( Anacardium occidentale L.), guava ( Psidium guajava L.), mango ( Mangifera indica L.) ve ananas ( Ananas comosus L. Merrill) meyveleri ticari olgunlaşma aşamasında olup, mekanik hasar ve gözle görülür enfeksiyon belirtileri olmaksızın satın alınmıştır. yerel bir toptan distribütör (João Pessoa, Brezilya). Her meyve yüzeyi sodyum hipoklorit içerisine daldırılarak dezenfekte edildi.solüsyonu (150 ppm, pH 7,2, 1 M NaOH kullanılarak ayarlandı) 5 dakika süreyle hazırlandı, steril distile su ile yıkandı ve biyogüvenlik kabininde 30 dakika kurutuldu. Meyveler aseptik olarak soyulmuş, doğranmış ve ev tipi bir blender kullanılarak steril damıtılmış su (guava suyu için 100 mL steril damıtılmış suda 50 g meyve ve kaju, mango ve ananas için 100 mL steril damıtılmış suda 60 g meyve; Anonim, 2003) ile karıştırılmıştır . (3 dakika boyunca). Meyve suları, üçlü tülbent tabakası kullanılarak iki kez filtrelendi ve Wattman® membran filtreleri, naylon gözenek boyutu 0,22 um (Sigma Aldrich, St. Louis, ABD) kullanılarak sterilize edildi . Meyve suyu numuneleri 25 mL'lik kısımlar halinde -20 °C'de saklandı ve gerektiğinde kısımlar soğutma (4 ± 0,5 °C) altında eritildi ve analizlerde kullanıldı ( de Sousa Guedes ve diğerleri, 2016)).

                    2.4 . MPEO'nun minimum inhibitör konsantrasyonunun (MIC) belirlenmesi
                    Test edilen her maya suşuna karşı MPEO'nun MİK'i, et suyu tahlilinde bir mikrodilüsyon kullanılarak belirlendi ( CLSI, 2008)). Tween 80 (%1, v/v; Sigma Aldrich, Saint Louis, ABD) içeren sterilize edilmiş SDB'de 240 μL/mL MPEO'luk bir stok emülsiyonu hazırlandı. Başlangıçta, bu MPEO emülsiyonunun 50 μL'lik kısımları, 50 μL çift konsantre SDB içeren 96 oyuklu bir mikroplakanın kuyucuklarına (ilk satır) dağıtıldı. Daha sonra birinci hattın kuyucuklarında bulunan toplam hacmin (100 µL) 50 µL'lik kısımları sonraki kuyucuklara aktarılarak homojenleştirildi. İkinci nedenin geometrik seyreltmeleri sayesinde MPEO konsantrasyonları 120 ile 0,469 μL/mL arasında değişmiştir. Daha sonra, her bir kuyucuğa 50 μL'lik maya süspansiyonları eklendi (yaklaşık 7 log CFU/mL). Kuyulardaki son MPEO konsantrasyonları 60 ila 0,234 μL/mL arasında değişmiştir. Mikroplaka ayrıca test edilen her maya suşu için bir pozitif (SDB aşılanmış) ve bir negatif (SDB aşılanmamış) kontrol içeriyordu. Sistem 48 saat boyunca 30°C'de statik olarak inkübe edildi. MIC, görünür maya büyümesini önlemek için gereken en düşük MPEO konsantrasyonu olarak belirlendi.

                    2.5 . MPEO'nun meyve sularındaki maya sayıları üzerine etkileri
                    Farklı MPEO konsantrasyonlarının maya sayıları üzerindeki etkileri, meyve sularında (kaju, guava, mango ve ananas) 72 saatlik buzdolabında depolama boyunca canlı hücrelerin numaralandırılmasıyla değerlendirildi ( de Souza ve diğerleri, 2007 ). Bunun için, gerekli nihai konsantrasyonları (yani 7,5, 3,75 veya 1,875 μL/mL) sağlamaya yetecek miktarda MPEO içeren 2 mL'lik meyve suyu numuneleri, test edilen ilgili mayanın 2 mL süspansiyonuyla (yaklaşık olarak) aşılandı. 7 log CFU/mL) ve 30 saniye boyunca bir vorteks kullanılarak homojenleştirildi. Numuneler buzdolabında (4 ± 0,5 °C) saklandı. Farklı depolama zaman aralıklarında (0 - homojenizasyondan hemen sonra, 5, 15, 30, 45 dakika ve 1, 2, 4, 8, 12, 24, 48 ve 72 saat), her numuneden 100 μL'lik bir kısım toplandı ve seri olarak seyreltilmiş (10 −1 - 10−6 ) SDA'ya aşılama için steril salin solüsyonunda (NaCl 0,85 g/100 mL). MPEO içermeyen aşılanmış meyve suları, negatif kontrollerle benzer şekilde test edildi. 30 °C'de 48 saat inkübasyonun ardından görünür koloniler sayıldı ve sonuçlar, mL başına koloni oluşturan birimlerin log'u (log CFU/mL) olarak elde edildi. MPEO ile meyve suyu örneklerinden toplanan kısımlarla aşılanan plakalar, kontrol meyve sularından toplanan numunelerle karşılaştırıldığında 30 °C'de 24 saat daha inkübe edildi. Sonuçlar, ölçülen her depolama süresi aralığında başlangıç ​​maya popülasyonuna göre log CFU/mL cinsinden değişiklik olarak ifade edildi.

                    2.6 . Boyama prosedürü
                    45 dakikalık maruz kalma süresinin ardından 1,875 μL/mL MPEO ile kaju ve guava sularındaki S. cerevisiae hücrelerinin (yaklaşık 7 log CFU/mL) fizyolojik tepkilerini izlemek için akış sitometrisi kullanıldı . Bunun için, 3,75 μL/mL MPEO içeren 2 mL kaju veya guava suyu, 2 mL test mayası süspansiyonu ile aşılandı ve sonuçta 1,875 μL/mL nihai MPEO konsantrasyonuna sahip bir numune elde edildi. Kaju ve guava sularında MPEO'ya maruz bırakıldıktan sonra maya hücreleri santrifüjleme yoluyla toplandı (4500  g  x 10 dakika, 4 °C), iki kez yıkandı ve fosfat tamponlu salin (PBS; 8,0 g/L NaCl, 0,20 g/L) içerisinde yeniden süspanse edildi KCl , 1,44 g/L Na2HPO4 , 0,24 g / L KH2PO4, pH 7,4) ve hemen florokromlarla etiketlendi: membran bütünlüğü için propidyum iyodür (PI, Sigma-Aldrich, St. Louis, MO, ABD), bis-(1,3-dibutilbarbitürik asit) trimetin oksonol (DiBAC 4 (3) , Molecular Probes , Invitrogen, OR, ABD) membran potansiyeli için, floresan diasetat (FDA; ThermoFisher Scientific, Molecular Probes™, F1303) enzimatik aktivite için ve etidyum bromür (EB; Sigma-Aldrich, St. Louis, MO, ABD) akış etkinliği. Aynı boyama prosedürleri pozitif (45 dakika boyunca %70 (h/h) etanol ile işlenen hücreler) ve negatif (MPEO ve PBS içermeyen aşılanmış meyve suları) kontrollerle gerçekleştirildi ( Carrillo ve diğerleri, 2018 , Kim ve diğerleri, 2017 ,Silva ve diğerleri, 2011 ). Pozitif kontrol deneylerinde kullanılan, ölçülen maya hücresi fonksiyonlarında keskin hasara yol açmak için ihtiyaç duyulan maruz kalma süresi, FC analizinde kullanılan meyve sularında maya hücrelerinin MPEO'ya maruz kalma süresinin seçimini yönlendirmiştir.

                    2.6.1 . Membran bütünlüğü ve membran potansiyeli
                    PBS içinde süspanse edilen hücre peletleri, PI (1 μg/mL) ve DiBAC 4 (3) (1 μg/mL) ile karanlık bir odada 30 dakika boyunca 37 °C'de inkübe edildi . Lekelenmeye maruz kalma süresinden sonra numuneler santrifüjlendi (4500  g  x 10 dakika, 4 °C) ve fazla boyayı çıkarmak için eşit hacimde PBS ile yıkandı. Hücre topakları tekrar PBS'de yeniden süspanse edildi ve akış sitometresinde analiz edildi ( Kim ve diğerleri, 2017 ).

                    2.6.2 . Enzimatik aktivite
                    PBS içinde süspanse edilen hücre peletleri, karanlık bir odada 37 °C'de 30 dakika boyunca FDA (2,5 μg/mL) ile inkübe edildi ( Carrillo ve diğerleri, 2018 ). Numuneler santrifüjlendi (4500  g  x 10 dakika, 4 °C), peletler PBS içerisinde yeniden süspanse edildi ve akış sitometresinde analiz edildi.

                    2.6.3 . Akış etkinliği
                    %1 (ağırlık/hacim) glikoz içeren PBS içerisinde süspanse edilen hücre peletleri, karanlık bir odada 37 °C'de 5 dakika boyunca EB (5 μg/mL) ile inkübe edildi (Silva ve diğerleri, 2011 ) . Numuneler santrifüjlendi (4500  g  x 10 dakika, 4 °C) ve PBS ile yıkandı. Hücre peletleri PBS içerisinde yeniden süspanse edildi ve akış sitometresinde analiz edildi.

                    2.7 . FC analizi
                    FC ölçümleri, 488 nm'de yayan bir argon iyon lazeri (BD Accuri C6, New Jersey, ABD) ile donatılmış bir akış sitometresinde gerçekleştirildi. FL1 (533 nm ± 30 nm) ve FL3 (>670 nm) kanallarında yeşil ve kırmızı floresanslar toplandı. Lazer bölgesinden geçen tek tek hücrelerin dağılım ve floresans sinyalleri, logaritmik sinyaller olarak toplandı. Floresan sinyali (nabız alanı ölçümleri) FL1 (DiBAC 4) tarafından toplandı.(3) ve FDA) ve FL3 (PI ve EB) bant geçiren filtreler. Sağlam mayadan çok daha küçük olduğu düşünülen kalıntılardan gelen arka planı ve sinyalleri ortadan kaldırmak amacıyla FSC (30.000) için veri toplama eşik seviyesi belirlendi. Maya hücrelerine FSC/SSC parametrelerine göre geçit verildi. Her numune alımı düşük akış hızı ayarında çalıştırıldı ve toplam 10.000 olay analiz edildi. Floresans emisyonlarının tüm sitogramları BD Accuri C6 Yazılımı ( BD® , Becton Dickinson and Company, Franklin Lakes, NJ, ABD) kullanılarak kaydedildi .

                    Ölçümler boyunca ileri saçılımlı ışığı (FSC) ve yan saçılımlı ışığı (SSC) gösteren yoğunluk grafikleri elde edildi. FSC ışın düzleminde analiz edildi ve hücre boyutu hakkında göreceli bilgi verdi. SSC, lazer ışınına 90° açıyla ölçüldü ve hücre tanecikliliği hakkında bilgi sağladı. Popülasyonun floresans özelliklerini belirlemek için FL1 ve FL3'ün nokta grafiği analizi kullanıldı. DiBAC 4 (3) + PI – hücreler (geçit UL) depolarize ve geçirgen olmayan hücrelere karşılık gelir; DiBAC 4 (3) + PI + ve DiBAC 4 (3) - PI +hücreler (kapı UR ve LR), farklı derecelerde hasara sahip depolarize ve geçirgenleştirilmiş hücrelerin popülasyonuna karşılık gelir; ve DiBAC 4 (3) - PI - hücreleri (geçit LL), polarize ve geçirgen olmayan, bozulmamış hücrelerin boyanmamış popülasyonuna karşılık gelir ( Hammer ve Heel, 2012 ). Sırasıyla FDA + ve EB + popülasyonlarının floresans özelliklerini belirlemek için SSC'ye karşı FL1 veya FL3'ün yoğunluk grafiği analizi uygulandı ; bu, sırasıyla değiştirilmiş enzimatik ve akış pompası aktivitelerine sahip hücreleri gösterir. Bu popülasyonlar doğru dikdörtgenlere yerleştirildi.

                    2.8 . Meyve sularının duyusal değerlendirmesi
                    Meyve sularının duyusal değerlendirmesi, Etik Araştırma Komitesinden önceden alınan onayla (protokol 1.125.993/2015) bir kabul edilebilirlik testi kullanılarak yapıldı. Meyve suları duyusal testlerin yapıldığı gün üretildi ve buzdolabında (4 ± 0,5 °C) maksimum 4 saatlik bir süre boyunca muhafaza edildi. Duyusal değerlendirmede kullanılan meyve suyu örnekleri, mevcut Brezilya mikrobiyolojik standartlarına uygunluğunu belgelemek için analiz edildi ( Anonim, 2001)). Meyve suyu tüketimine olan ilgi ve tüketim sıklığına göre altmış eğitimsiz panelist (18-60 yaş arası) önceden seçilmiştir. Testler, kontrollü sıcaklık ve aydınlatmaya sahip ayrı kabinlerde gerçekleştirildi. Her panelist, 1,85 μL/mL MPEO içeren veya içermeyen kaju, guava, mango ve ananas sularının her birinden üç meyve suyu numunesi aldı. Farklı meyve suyu örnekleri, rastgele üç haneli bir sayı ile kodlanmış beyaz tek kullanımlık kaplarda 30 mL'lik kısımlar halinde servis edildi. Soğutulmuş depodan çıkarıldıktan hemen sonra numuneler, kör bir rastgele sıralama yöntemi kullanılarak eş zamanlı olarak servis edildi. Panelistlerden numuneler arasında damaklarını temizlemek için düşük tuzlu kraker ve su kullanmaları istendi. Görünümü, kokusu, viskozitesi,Stone ve Sidel, 1993 , Leite ve diğerleri, 2016 ).

                    2.9 . istatistiksel analiz
                    Tahliller üç kopya halinde iki bağımsız deneyde gerçekleştirildi. Her bağımsız deneyde farklı meyve suyu grupları (en az üç farklı meyveden oluşan bir havuz kullanılarak hazırlanmış) ve test mayasının iki bağımsız kültüründen hazırlanan tek bir maya süspansiyonundan standartlaştırılmış aşı kullanıldı. Tüm tekrarlarda sonuçlar aynı olduğundan MİK değerleri modal değerler olarak sunulmuştur. Maya sayımı analizleri için, Öğrenci t-testi veya ANOVA'ya dayalı olarak anlamlı farkları (p ≤ 0,05) belirlemek için istatistiksel analiz yapıldı.ardından post-hoc Tukey testi uygulandı. Duyusal parametreler için, Öğrenci t-testine dayalı olarak anlamlı farkları (p ≤ 0,05) belirlemek amacıyla istatistiksel analiz yapıldı. İstatistiksel analiz için hesaplamalı yazılım Sigma Stat 3.5 yazılımı (Jandel Scientific Software, San Jose, California) kullanıldı. FC analizleri, tutarlı sonuçlarla üç kopya halinde iki bağımsız deneyde gerçekleştirildi.

                    3 . Sonuçlar ve tartışma
                    3.1 . MPEO bileşenlerinin tanımlanması
                    MPEO'da tanımlanan bileşenler Tablo 1'de gösterilmektedir . MPEO'nun çoğunluk bileşeni mentol (%45,58), bunu menton (%24,87), izomenton (%9,48), okaliptol (%5,65), mentil asetat (%4,62), limonen (%2,02) ve β-karyofilen (1,02) takip etmiştir. %). ≤%1 miktarlarda çok çeşitli diğer bileşenler tanımlanmıştır. Önceki çalışmalar aynı zamanda MPEO'da yaygın olarak bulunan bileşenlerin mentol ve izomenton olduğunu da tespit etmiştir ( de Oliveira ve diğerleri, 2017 , de Sousa Guedes ve diğerleri, 2016 , Guerra ve diğerleri, 2015 ).

                    Tablo 1 . Mentha piperita L.'den elde edilen uçucu yağda tanımlanan bileşenler
                    5.894 932 α-Pinen 0,78
                    6.332 948 3-Metilsikloheksanon 0.12
                    7.003 972 Sabinen 0,28
                    7.131 976 β-Pinen 0.83
                    7.609 993 etil-Heksanol 0.23
                    8.664 1023 ρ-Simen 0.20
                    8.818 1027 Limonen 2.05
                    8.921 1030 Okaliptol 5.65
                    13.467 1144 İzopulegol 0,18
                    13.907 1154 Menton 24.87
                    14.322 1164 izomenton 9.48
                    14.813 1176 Mentol 45.58
                    14.930 1178 (-)-Terpinen-4-ol 0,42
                    15.166 1184 izomentol 0.30
                    15.465 1191 α-Terpineol 0.21
                    17.600 1239 Pulegone 0,79
                    18.261 1254 Piperiton 0.11
                    19.155 1274 cis -Karvon oksit 0.10
                    20.012 1293 Mentil asetat 4.62
                    24.049 1385 α-Bourbonen 0,15
                    25.560 1420 β-Karyofililen 1.02
                    25.938 1429 β-gurjunen 0.10
                    27.023 1454 α-Karyofililen 0.10
                    32.401 1584 Karyofillen oksit 0.13
                    A ≥%0,1 miktarlarda tespit edilen bileşenler.

                    3.2 . MPEO'nun maya karşıtı etkileri
                    MPEO, C. albicans , C. tropikalis , P. anomala ve S. cerevisiae'ye karşı 1,875 μL/mL MİK değeri sergiledi . İlk araştırmalar MPEO'nun C. albicans , C. tropikalis , P. anomala ve S. cerevisiae'ye karşı MİK değerlerinin 1,13 ila 6 μL/mL arasında değiştiğini bildirmiştir ( Saharkhiz ve diğerleri, 2012 , Tyagi ve Malik, 2011 , Tyagi ve diğerleri, 2013 , Vuuren ve diğerleri, 2009 ).

                    1.875, 3.75 ve 7.5 µL/mL MPEO'nun C. albicans , C. tropikalis , P. anomala ve S. cerevisiae sayıları üzerindeki etkileri kaju ( Şekil 1 A–D), guava ( Şekil 1E ) bitkilerinde incelenmiştir. –H), mango ( Şekil 2 A–D) ve ananas ( Şekil 2 E–H) meyve suları 72 saatten fazla buzdolabında saklanır. 1,875, 3,75 ve 7,5 μL/mL MPEO'nun eklenmesi, zaman içinde meyve sularında test edilen tüm mayaların sayısını azalttı (p ≤ 0,05).
                    1. İndir : Yüksek çözünürlüklü görseli indirin (925KB)
                    2. İndir : Tam boyutlu resmi indirin

                    Şekil 1 . C. albicans ATCC 90028 (A, E), C. tropikalis ATCC 28707 (B, F), P. anomala ATCC 40101 (C, G) ve S'nin ilk sayımlarındaki değişiklikler (log CFU/mL; n = 6) cerevisiae ATCC 2601 (D, H) , 4 ± 0,5 °C'de saklanan kaju suyu (A–D) ve guava suyundaki (E–H) Mentha piperita L. esansiyel yağı konsantrasyonunun bir fonksiyonu olarak . (■): 7,5 μL/mL, (▲): 3,75 μL/mL, (○): 1,875 μL/mL, (*) kontrol: 0 μL/mL. Testin tespit sınırı: 1 log CFU/mL.
                    1. İndir : Yüksek çözünürlüklü görseli indirin (873KB)
                    2. İndir : Tam boyutlu resmi indirin

                    Şekil 2 . C. albicans ATCC 90028 (A, E), C. tropikalis ATCC 28707 (B, F), P. anomala ATCC 40101 (C, G) ve S'nin ilk sayımlarındaki değişiklikler (log CFU/mL; n = 6) cerevisiae ATCC 2601 (D, H) , 4 ± 0,5 °C'de saklanan mango suyu (A–D) ve ananas suyundaki (E–H) Mentha piperita L. esansiyel yağı konsantrasyonunun bir fonksiyonu olarak . (■): 7,5 μL/mL, (▲): 3,75 μL/mL, (○): 1,875 μL/mL, (*) kontrol: 0 μL/mL. Testin tespit sınırı: 1 log CFU/mL.
                    7,5 μL/mL MPEO içeren kaju suyu , 72 saat sonra P. anomala sayısında >5 log azalma gösterdi ( Şekil 1 C); S. cerevisiae'ye karşı aynı azalma, kaju suyunda sırasıyla 12 ve 48 saat sonra 3,75 ve 7,5 μL/mL MPEO ile elde edildi ( Şekil 1 D). 3,75 ve 7,5 μL/mL kaju suyu , 72 saat sonra C. albicans sayısında >5 log azalma gösterdi ( Şekil 1 A). C. tropikalis sayımlarındaki en düşük azalma (1,25-1,97 log), 1,875, 3,75 ve 7,5 μL/mL MPEO ile kaju suyunda gözlendi ( Şekil 1 B).

                    7,5 μL/mL MPEO'lu Guava suyu , 72 saatlik depolamanın ardından C. albicans ( Şekil 1 E) ve C. tropikalis ( Şekil 1 F) sayılarında sırasıyla 2,44 ve 0,87 log azalma gösterdi . Aksi takdirde, guava suyundaki 1,875, 3,75 ve 7,5 µL/mL MPEO , 24 saat sonra P. anomala sayısında >5 log azalmaya neden olmuştur ( Şekil 1 G); S. cerevisiae sayımlarındaki aynı azalma seviyesi, 72 saat sonra 3,75 ve 7,5 μL/mL MPEO ile guava suyunda da gözlendi ( Şekil 1 H).

                    Mango ve ananas sularına 1.875, 3.75 ve 7.5 μL/mL MPEO eklenmesi, 72 saatlik depolama sırasında kaju ve guava sularıyla karşılaştırıldığında maya sayısında daha düşük azalmalara neden olmuştur. Hem mango hem de ananas sularında en yüksek azalmalar C. albicans (sırasıyla 1,44 ve 3,63 log), C. tropikalis (sırasıyla 0,66 ve 1,13 log), P. anomala (sırasıyla 4,81 ve 3,70 log) ve S. 72 saat sonra cerevisiae (sırasıyla 3,68 ve 3,92 log) 7,5 μL/mL MPEO'dan kaynaklanmıştır ( sırasıyla Şekil 2 A–D ve Şekil 2 E–H). Mango ve ananas sularında 1,875 ve 3,75 μL/mL MPEO'nun neden olduğu maya sayısında azalma sırasıyla 0,33–3,60 ve 0,72–3,76 log aralığındaydı.

                    Meyve sularındaki zaman öldürme çalışmalarının verileri, MPEO'nun potansiyel olarak bozulan maya hücrelerini zaman içinde etkisiz hale getirmedeki etkinliğini gösterdi; ancak etkisizleştirme oranları, uçucu yağ konsantrasyonuna ve hedef maya türüne göre değişiyordu. MPEO'ya karşı aşağıdaki genel duyarlılık sıralaması gözlemlendi: S. cerevisiae/P. anomali  >  C. albicans  >  C. tropikalis . Meyve sularında Mentha esansiyel yağlarının maya önleyici etkileri hakkında çok az rapor bulunmaktadır . Önceki çalışmalar , oda sıcaklığında sekiz gün depolamanın ardından 1,13 mg/mL MPEO içeren karışık meyve suyunda (portakal ve elma) S. cerevisiae sayılarında 2 log azalma tespit etmişti ( Tyagi ve diğerleri, 2013)). Başka bir çalışmada, elma suyundaki 1 μL/mL MPEO'nun, 15 günlük buzdolabında depolamanın ardından Zigosaccharomyces rouxii ve Z. bailii sayılarında ≥5 log azalmaya neden olduğu gözlemlendi ( Karaman ve ark., 2016 ). Mentha spicata L. (0,937–3,75 μL/mL) ve M . Kaju, guava, mango ve ananas sularındaki x villosa Huds esansiyel yağları (3,75–15 μL/mL) , C. albicans , C. tropikalis, P. anomala ve S. cerevisiae sayılarını 1 – ≥5 log aralığında azalttı CFU/mL. Bulgularımıza benzer şekilde S. cerevisiae ve C. tropikalismayalar test edilen esansiyel yağların etkisine sırasıyla en fazla ve daha az duyarlıydı ( Almeida ve diğerleri, 2018 ).

                    3.3 . Akış sitometrisi çalışması
                    Meyve sularında MPEO'nun neden olduğu maya hücrelerinin inaktivasyonunun altında yatan olası mekanizmaları araştırmak amacıyla, dört floresan prob (PI, DIBAC 4 (3), FDA ve EB) kullanıldı . kaju ve guava sularında 1,875 μL/mL MPEO'ya 45 dakikalık maruz kalma. Bu meyve suları seçildi çünkü genel olarak en yüksek maya inaktivasyon oranları, bunlara MPEO eklendiğinde gözlemlendi. S. cerevisiae hedef organizma olarak kullanıldı çünkü bu maya türü, farklı antimikrobiyal bileşiklerin ve prosedürlerin maya karşıtı etki modlarını incelemek için model organizma olarak kullanıldı ( Ferrario ve Guerrero, 2017 , Ling ve diğerleri, 2013 ,Schenk ve diğerleri, 2011 ). FC analizinde kullanılmak üzere 1,85 μL/mL MPEO dozu seçildi çünkü bu, test edilen tüm maya suşlarına karşı MPEO'nun MİK değeriydi.

                    Membran potansiyeli, hücre zarının iç ve dış taraflarının elektriksel durumundaki farklılıklar nedeniyle üretilir ( Comas-Riu ve Rius, 2009 ). DiBAC 4 (3), membran potansiyeli değişikliklerini gösterebilen anyonik bir molekül ve floresan boyadır. Anyonik moleküller tipik olarak polarize hücreler tarafından dışlanırken depolarize hücreler tarafından biriktirilir ( Silva ve diğerleri, 2011 ). PI, yalnızca hasarlı membran hücrelerine nüfuz eden ve nükleik asitlere bağlanan geçirimsiz bir DNA boyasıdır. Yeşil floresansın (y ekseni; DiBAC 4 (3)) ve kırmızı floresansın (x ekseni; PI) ikili parametresini kullanan floresans yoğunluk grafiği, farklı büyüklükte membran hasarı ve membran potansiyeli değişimi gösterdi.Farklı tedavilere maruz kalan S. cerevisiae hücreleri. Her iki meyve suyu için de 45 dakika süreyle %70 etanol ile işleme tabi tutulan hücrelerde (pozitif kontrol), yırtılmış ve depolarize membranlar (%100; Şekil 3 , Şekil 4 ) görüldü. MPEO'lu kaju ve guava sularındaki S. cerevisiae hücrelerinde de benzer sonuçlar gözlemlendi ; burada sırasıyla %99,6 ve %99, yırtılmış ve depolarize membranlar sundu ( Şekil 3 , Şekil 4 ). MPEO içermeyen kaju ve guava sularındaki S. cerevisiae hücreleri, PBS'de (%92,5) olduğu gibi geçirgen olmayan ve büyük ölçüde polarize (sırasıyla %90,1 ve %90,4) kaldı.
                    1. İndir : Yüksek çözünürlüklü görseli indirin (688KB)
                    2. İndir : Tam boyutlu resmi indirin

                    Şekil 3 . 4 ±'da saklanan kaju suyundaki 1,875 μL/mL Mentha piperita L. esansiyel yağına (MPEO) 45 dakika maruz kaldıktan sonra PI ve DiBAC 4 (3), FDA ve EB ile boyamaya yanıt olarak S. cerevisiae'nin floresans yoğunluk grafikleri 0,5°C. Dikey eksen, DiBAC 4'ün (3) floresans yoğunluğunu ve yan ışık saçılma yoğunluğunu gösterir; yatay eksen PI, FDA ve EB'nin floresans yoğunluğunu gösterir. Negatif leke alt popülasyonu sol dikdörtgenlerde kapılanmıştır; pozitif leke alt popülasyonu sağ dikdörtgenlerde kapılanmıştır. Her bir kapıya düşen hücre popülasyonlarının yüzdeleri her grafikte gösterilmektedir.
                    1. İndir : Yüksek çözünürlüklü görseli indirin (748KB)
                    2. İndir : Tam boyutlu resmi indirin

                    Şekil 4 . 4 ±'da saklanan guava suyundaki 1,875 μL/mL Mentha piperita L. esansiyel yağına (MPEO) 45 dakika maruz kaldıktan sonra PI ve DiBAC 4 (3), FDA ve EB ile boyamaya yanıt olarak S. cerevisiae'nin floresans yoğunluk grafikleri 0,5°C. Dikey eksen, DiBAC 4'ün (3) floresans yoğunluğunu ve yan ışık saçılma yoğunluğunu gösterir; yatay eksen PI, FDA ve EB'nin floresans yoğunluğunu gösterir. Negatif leke alt popülasyonu sol dikdörtgenlerde kapılanmıştır; pozitif leke alt popülasyonu sağ dikdörtgenlerde kapılandı.
                    Membran potansiyeli, hücre içindeki ve dışındaki iyon miktarları arasındaki denge nedeniyle homeostazise güçlü bir şekilde katkıda bulunsa da, azalmış membran potansiyeli tek başına hücre aktivitesinin azaldığını gösterir ancak hücre ölümünü göstermez ( Léonard ve diğerleri, 2016 ). Membran depolarizasyonu, muhtemelen, yeterli miktarda bir molekülün hücre zarında biriktiği, iyonların geçirgenliğini arttırdığı ve zar ötesi iyon gradyanının dağıldığı, genellikle membran geçirgenliğinden önce elde edilen bir olaydır ( Díaz ve diğerleri, 2010 , Hammer ve Heel, 2012 ). Muhtemelen MPEO, polariteyi azaltarak ve geçirgenliği artırarak S. cerevisiae hücre zarını etkilemiştir.

                    FDA, öncelikle hücre enzimatik aktivitesinin değerlendirilmesi için kullanılan, membranlar arasında hızla yayılan lipofilik bir boya ve floresan olmayan bir öncüdür . Metabolik olarak aktif hücrelerde FDA, spesifik olmayan esterazlar yoluyla, membranı sağlam olan hücrelerde tutulan polar membranı geçirmeyen bir floresan molekül olan fluoreseine hidrolize uğrar ( Schenk ve diğerleri, 2011 ). MPEO'nun kaju ve guava sularına dahil edilmesi, negatif kontrollere (MPEO ve PBS içermeyen meyve suları) kıyasla sağ kapıdan (enzimatik aktiviteye sahip hücreler) sol kapıya (enzimatik aktiviteyi tehlikeye atan hücreler) hücre kaymasına yol açtı. S. cerevisiae'nin yüzdesiEnzimatik aktiviteye sahip hücrelerin MPEO'suz kaju suyunda %8,2 ve MPEO'lu kaju suyunda %99,7 olduğu görüldü ( Şekil 3 ); Enzimatik aktivitesi bozulmuş S. cerevisiae hücrelerinin yüzdesi, MPEO'suz guava suyunda %5,8 ve MPEO'lu guava suyunda %95,6 idi ( Şekil 4 ). Bu bulgular , MPEO'lu kaju ve guava suyunda S. cerevisiae hücrelerindeki enzimatik aktivitenin güçlü bir şekilde tehlikeye girdiğini göstermektedir .

                    Akış pompaları, antimikrobiyallere karşı maya toleransında önemli rol oynayan entegre membran proteinleridir, çünkü antimikrobiyallerin hücreler içinde öldürücü seviyelere kadar birikmesini önleyerek antimikrobiyallerin aktif olarak dışarı atılmasına neden olurlar ( Ling ve diğerleri, 2013 ). EB, sağlam hücre zarlarına giren ancak spesifik olmayan proton anti-port taşıma sisteminin etkisi yoluyla aktif olarak dışarıya pompalanan, zardan geçen bir maddedir. Membranı bozulmuş ve akış pompası aktivitesi değiştirilmiş hücrelerde EB, hücrelerden dışarı atılmaz ve bu nedenle hücre içi DNA'yı lekeleyebilir ( Díaz ve diğerleri, 2010 , Kim ve diğerleri, 2017).). Kaju ve guava sularındaki MPEO, negatif kontrollerle (MPEO ve PBS içermeyen meyve suları) karşılaştırıldığında sol kapıdan (akış pompası aktivitesi olan hücreler) sağ kapıya (bozulmuş akış pompası aktivitesine sahip hücreler) doğru hücre kaymasına yol açtı. Akış pompası aktivitesi bozulmuş hücrelerin yüzdesi, MPEO içermeyen kaju suyunda %8,2 ve MPEO içeren kaju suyunda %98,2 idi; akış pompası aktivitesi bozulmuş hücrelerin yüzdesi, MPEO'suz guava suyunda %1,4 ve MPEO'lu guava suyunda %97,6 idi. Bu veriler, S. cerevisiae hücrelerindeki akış pompası aktivitesinin, kaju ve guava suyundaki MPEO'dan keskin bir şekilde etkilendiğini göstermektedir ( Şekil 3 , Şekil 4 ).

                    Kaju ve guava sularındaki 1,875 μL/mL MPEO'ya 45 dakika maruz kalma, S. cerevisiae sayılarında sırasıyla 3,19 log ve 2,12 log azalmaya neden oldu. Sayım azalmalarındaki küçük farka rağmen, FC analizinin sonuçları, MPEO'lu guava suyuna kıyasla kaju suyunda anormal fizyolojik işlevler sunan S. cerevisiae hücrelerinin toplam yüzdesinin daha yüksek olduğunu ortaya koyan tutarlı veriler gösterdi. Mevcut literatür çoğunlukla MPEO'nun antimikrobiyal özelliklerini , bu çalışmada kullanılan MPEO'nun çoğunluk bileşeni olan mentole bağlamaktadır . Mentolün hücre zarlarına bölünerek antifungal etkiler gösterdiği, plazma zarı H+ -ATPaz'ın inhibisyonuna ve hücre içi asitleşmeye neden olduğu gösterilmiştir.ergosterol biyosentez yolunun inhibisyonu yoluyla , hücre zarlarındaki ergosterol miktarlarını azaltarak, zar akışkanlığını ve hücre bütünlüğünü bozar ( Samber ve diğerleri, 2015 ). Mentolü rahatsız eden maya hücresi yapılarının etkileri, öncelikle kaju ve guava suyundaki S. cerevisiaehücrelerinde MPEO ilegözlemlenen değişen fizyolojik fonksiyonlarla ilişkilendirilebilirAncak MPEO'da daha düşük miktarlarda tespit edilen diğer bileşenler (örn. izomenton, okaliptol ve limonen) maya hücrelerinde bu etkileri güçlendirebilir ( de Sousa Guedes ve diğerleri, 2017).). Bu çalışmada ölçülen maya hücrelerindeki fizyolojik fonksiyonlardaki bozulmaya ek olarak, önceki bir araştırma MPEO'nun laboratuvar ortamındaki S. cereviseae hücrelerinde apoptotik hücre ölümünü indükleyebildiğini , sitozolde pro-oksidan etkiler gösterme yeteneğine sahip olduğunu gözlemledi. mitokondri, bu etkilerin her ikisiyle de ilişkili maya hücresi inaktivasyonuyla ilişkilidir ( Ferreira ve diğerleri, 2014 ).

                    3.4 . Meyve sularının duyusal değerlendirmesi
                    1,85 μL/mL MPEO içeren kaju, guava, mango ve ananas sularının duyusal özellikleri bir kabul testi kullanılarak değerlendirildi ( Tablo 2 ). MPEO'lu meyve sularında görünüm, koku ve viskozite özellikleri etkilenmedi (p > 0,05). MPEO'lu veya MPEO'suz tüm meyve suları görünüm, koku ve viskozite açısından "biraz beğenildi" ile "gerçekten beğenildi" arasında değişen hedonik puanlar aldı. Buna karşılık, MPEO'lu meyve sularının tadı ve ağızda kalan tadı, MPEO'suz meyve sularına göre daha düşük puanlar aldı (p ≤ 0,05). Bu parametreler için, MPEO içermeyen meyve suları "orta derecede beğenildi" ile "gerçekten beğenildi" arasında değişen hedonik puanlar alırken, MPEO içeren meyve suları "orta derecede beğenilmedi" ile "ne beğenilmedi ne beğenilmedi" arasında değişen puanlar aldı.

                    Tablo 2 . Mentha piperita L. esansiyel yağı (MPEO) içeren (1,25 μL/mL) veya içermeyen kaju, guava, mango ve ananas sularının duyusal özelliklerine ilişkin puanlar (ortalama ± standart sapma) .
                    Kaşu MPEO 7,95 (±2,01) a 7,89 (±1,78) a 7,55 (±1,85) a 4,62 (±1,26) a 4,77 (±1,33) a
                    Kontrol 8,46 (±1,99) a 8,17 (±1,46) a 7,84 (±1,73) a 7,66 (±1,32) b 7,61 (±1,28) b
                    Guava MPEO 7,82 (±1,68) a 7,65 (±1,87) a 7,32 (±1,48) a 4,83 (±1,19) a 4,81 (±1,55) a
                    Kontrol 8,32 (±1,54) a 8,01 (±1,48) a 7,44 (±1,39) a 7,38 (±1,45) b 7,68 (±1,09) b
                    Mango MPEO 8,22 (±1,95) a 7,46 (±1,45) a 7,61 (±1,85) a 5,05 (±1,22) a 5,36 (±1,05) a
                    Kontrol 7,98 (±1,82) a 7,99 (±1,31) a 7,83 (±1,97) a 8,01 (±1,03) b 7,48 (±1,62) b
                    Ananas MPEO 8,09 (±2,02) a 7,44 (±1,73) a 7,61 (±1,44) a 5,33 (±1,18) a 5,51 (±1,24) a
                    Kontrol 7,79 (±1,86) a 7,86 (±1,68) a 7,72 (±1,58) a 7,75 (±1,54) b 7,78 (±1,05) b

                    Kontrol: MPEO'suz meyve suyu; Aynı sütundaki farklı üst simge harfler, Öğrenci t -testine göre tedaviler arasında anlamlı fark olduğunu (p ≤ 0,05) gösterir.

                    MPEO'nun içeceklerin tadı ve ağızda kalan tadı üzerindeki olası olumsuz etkileri, geçici olarak bu esansiyel yağda yaygın olarak tespit edilen büyük miktardaki mentol ile ilişkilendirilmiştir ( de Sousa ve diğerleri, 2016 ). Mentol, bu ürünlerde bazı tüketiciler tarafından olumlu algılanmayan "nane benzeri bir tada" neden olabilir ( Davis ve diğerleri, 2005 , Green, 2005).). Pratik açıdan bakıldığında, kaju, guava, mango ve ananas sularının tadı ve ağızda kalan tadı üzerinde 1,85 μL/mL MPEO'nun neden olduğu gözlemlenen olumsuz etkiler, meyve sularında bozulmaya neden olan mayaların kontrolünde kullanımını sınırlayabilir. Bu nedenle, MPEO'nun diğer koruma yöntemleriyle birlikte uygulanması, etkili MPEO dozunu azaltmak ve sonuç olarak bu ürünlerin tadında ve ağızda kalan tatta tatmin edici olmayan değişikliklerin oluşmasına alternatif olarak ileri bir araştırma odağı olabilir. 4 . Çözüm


                    Bu çalışmanın sonuçları, 1.875, 3.75 ve 7.5 μL/mL MPEO'nun , kaju, guava, mango ve ananas sularında 72 saatlik buzdolabında C. albicans , C. tropikalis , P. anomala ve S. cerevisiae'yi etkisizleştirmede etkili olduğunu gösterdi. depolama, ancak inaktivasyon oranlarındaki farklılıklar belirgindi. Kaju ve guava sularında etkili bir maya karşıtı MPEO dozu (yani 1,875 μL/mL), S. cerevisiae'de membran geçirgenliğini , membran potansiyelini, enzimatik aktiviteyi ve akış pompasını keskin bir şekilde tehlikeye attıhücreler. Ancak aynı MPEO dozu kaju, guava, mango ve ananas sularının tadı ve ağızda kalan tadı üzerinde olumsuz etkilere neden olmuştur. Bu sonuçlar, MPEO'nun, maya hücrelerinde farklı fizyolojik fonksiyonları aynı anda etkileyen çok hedefli bir mekanizma yoluyla meyve sularındaki bozulmaya neden olan mayalara karşı önleyici etkiler gösterdiğini göstermektedir. Meyve sularının korunmasına yönelik diğer teknolojilerle kombinasyon halinde kullanıldığında MPEO'nun maya önleyici özelliklerinden faydalanmaya yönelik ek çalışmalar, etkili MPEO maya önleyici dozunu ve bu ürünlerin belirli duyusal özelliklerinde olası tatmin edici olmayan değişiklikleri azaltmak için gerekli olmalıdır . Teşekkür


                    Yazarlar, mali destek için CNPq'ye (Brezilya) , ilk yazara verilen burs (ETC Almeida) ve bu araştırmanın kısmi finansmanı (Finans kodu 001) için CAPES'e (Brezilya) ve ayrıca Karakterizasyon ve Analiz Birliği'ne teşekkür eder. MPEO bileşenlerinin tanımlanmasına yönelik analizde destek için İlaç ve İlaç Araştırma Enstitüsü'ne (Paraíba Federal Üniversitesi, João Pessoa, Brezilya). Referanslar
                    1. Adams, 2001
                      RP Adams
                      Esansiyel Yağ Bileşenlerinin Gaz Kromatografisi/Kütle Spektroskopisi ile Tanımlanması
                      Allured Yayıncılık Şirketi , Illinois ( 2001 )
                      Google Akademik
                    2. Almeida ve diğerleri, 2018
                      ETC Almeida , IM Barbosa , JF Tavares , JM Barbosa Filho , M. Magnani , EL de Souza
                      Bozulma mayalarının Mentha spicata L. ve M. x villosa Huds tarafından etkisizleştirilmesi. kaju, guava, mango ve ananas sularındaki esansiyel yağlar
                      Ön. Mikrobiyol. ( 2018 )
                      https://doi.org/10.3389/fmicb.2018.01111
                      Google Akademik
                    3. Aneja ve diğerleri, 2014
                      KR Aneja , R. Dhiman , NK Aggarwal , V. Kumar , M. Kaur
                      Taze hazırlanmış narenciye ve havuç sularıyla ilişkili mikroplar
                      Uluslararası J. Gıda Bilimi. ( 2014 )
                      https://doi.org/10.1155/2014/408085
                      Google Akademik
                    4. İsimsiz, 2001
                      Brezilya Sağlık Bakanlığı. Sağlık Bakanlığı. Ulusal sağlık gözetim kurumu. Gıdalar için mikrobiyolojik standartlara ilişkin teknik düzenleme. RDC Karar numarası 12, 2 Ocak 2001. (Portekizce). http://portal.anvisa.gov.br/RDC_12_2001.pdf adresinden alındı .
                      Google Akademik
                    5. Anonim, 2003
                      Anonim. Brezilya Tarım, Hayvancılık ve Tedarik Bakanlığı. Tropikal meyve sularının kimlik ve genel kalite parametrelerinin, ananas, aserola, spondia, kaju, guava, soursop, papaya, mango, mangaba, çarkıfelek meyvesi ve kirazın kimlik ve genel kalite parametrelerinin oluşturulmasına yönelik teknik düzenleme; ananas, aserola, spondia, kaju, guava, soursop, papaya, mango, çarkıfelek meyvesi, şeftali ve kiraz nektarının kimlik ve genel kalite parametreleri. Normatif Talimat numarası 12, 4 Eylül 2003. (Portekizce). http://sistemasweb.agricultura.gov.b...hod=exibirTela adresinden alındı .
                      Google Akademik
                    6. Carbonell-Capella ve diğerleri, 2017
                      JM Carbonell-Capella , M. Buniowska , C. Cortes , A. Zulueta , A. Frigola , MJ Esteve
                      Darbeli elektrik alanı işleminin Stevia rebaudiana ile tatlandırılmış meyve suyu içeceklerinin kalitesi üzerine etkisi
                      Gıda Biyoprod. İşlem. , 101 ( 2017 ) , s. 214 - 222
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    7. Carrillo ve diğerleri, 2018
                      MG Carrillo , M. Ferrario , S. Guerrero
                      Havuç-portakal suyu karışımında Saccharomyces cerevisiae KE 162 inaktivasyonu üzerinde hafif ısıyla desteklenen UV-C ışığının etkinliği, akış sitometrisi ve transmisyon elektron mikroskobu ile incelendi
                      Gıda Mikrobiyolü. , 73 ( 2018 ) , s. 1 - 10
                      Makaleyi görüntüle
                      Çapraz ReferansGoogle Akademik
                    8. CLSI, 2008
                      Klinik ve Laboratuvar Standartları Enstitüsü (CLSI)
                      Mayanın Et Suyu Seyreltme Antifungal Duyarlılık Testi için Referans Yöntem
                      CLSI Belgesi M27-A3
                      ( üçüncü baskı ) , Klinik ve Laboratuvar Standartları Enstitüsü , Pensilvanya ( 2008 )
                      Google Akademik
                    9. Comas-Riu ve Rius, 2009
                      J. Comas-Riu , N. Rius
                      Gıda endüstrisinde akış sitometrisi uygulamaları
                      J. Ind. Microbiol. Biyoteknoloji. , 36 ( 2009 ) , s. 999 - 1011
                      Görünüm PDF
                      Bu makaleye erişim ücretsizdir.

                      Çapraz ReferansScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    10. Davis ve diğerleri, 2005
                      EM Davis , KL Ringer , ME McConkey , R. Croteau
                      Nane menton redüktazlarının monoterpen metabolizması, klonlanması, ekspresyonu ve karakterizasyonu
                      Bitki Fizyolü. , 137 ( 2005 ) , s. 873 - 881
                      Görünüm PDF
                      Bu makaleye erişim ücretsizdir.

                      Çapraz ReferansScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    11. de Oliveira ve diğerleri, 2017
                      KAR de Oliveira , LRR Berger , SA Araújo , MPS Câmara , EL Souza
                      Mango çeşidi Tommy Atkins'te Colletotrichum türlerini ve antraknoz gelişimini engellemek için kitosan ve Mentha piperita L. esansiyel yağının sinerjistik karışımları
                      Gıda Mikrobiyolü. , 66 ( 2017 ) , s. 96 - 103
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    12. de Sousa Guedes ve Souza, 2017
                      JP de Sousa Guedes , EL Souza
                      Ananas ve mango suyunda Mentha arvensis L. ve M. piperita L. esansiyel yağlarına maruz bırakılan Escherichia coli, Listeria monocytogenes ve Salmonella Enteritidis'in zararının akış sitometrisi ile araştırılması
                      Gıda Mikrobiyolü. , 76 ( 2017 ) , s. 564 - 571
                      Google Akademik
                    13. de Sousa Guedes ve diğerleri, 2016
                      JPS de Sousa Guedes , JAC Medeiros , RSS Silva , JMB Sousa , ML Conceição , EL Souza
                      Mentha arvensis L. ve M. piperita L. esansiyel yağlarının kaju, guava, mango ve ananas sularında patojen bakterileri azaltmada ve kalite özelliklerini korumadaki etkinliği
                      Uluslararası J. Gıda Mikrobiyolojisi. , 238 ( 2016 ) , s. 183 - 192
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    14. de Souza ve diğerleri, 2007
                      EL de Souza , TLM Stamford , EO Lima , VN Trajano
                      Origanum vulgare L. esansiyel yağının gıdayı bozan mayaların büyümesini engellemedeki etkinliği
                      Gıda Kontrolü , 18 ( 2007 ) , s. 409 - 413
                      Görünüm PDF
                      Bu makaleye erişim ücretsizdir.

                      Scopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    15. Díaz ve diğerleri, 2010
                      M. Díaz , M. Herrero , LA García , C. Quirós
                      Akış sitometrisinin endüstriyel mikrobiyal biyoproseslere uygulanması
                      Biyokimya. Müh. J. , 48 ( 2010 ) , s. 385 - 407
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    16. Ferrario ve Guerrero, 2017
                      M. Ferrario , S. Guerrero
                      Ultrason ve darbeli ışık içeren kombine işleme teknolojisinin elma suyundaki Saccharomyces cerevisiae KE 162'nin yapısal ve fizyolojik değişiklikleri üzerindeki etkisi
                      Gıda Mikrobiyolü. , 65 ( 2017 ) , s. 83 - 94
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    17. Ferreira ve diğerleri, 2014
                      P. Ferreira , T. Cardoso , F. Ferreira , M. Fernandes-Ferreira , P. Piper , MJ Sousa
                      Mentha piperita esansiyel yağı, hem sitozolik hem de mitokondriyal ROS aracılı hasarla ilişkili mayada apoptozu indükler
                      FEMS Maya Res. , 14 ( 2014 ) , s. 1006 - 1014
                      Görünüm PDF
                      Bu makaleye erişim ücretsizdir.

                      Scopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    18. FAO, 2015
                      Gıda ve İlaç İdaresi (FAO)
                      Brezilya'da Tarımsal Beklentiler: Brezilya Tarımının Zorlukları 2015–2024
                      ( 2015 )
                      1 Temmuz 2015'te yayınlandı. Şu adreste bulunabilir:
                      https://www.fao.org.br/download/PA20142015CB.pdf ,Erişim tarihi 18 Nisan 2018
                      [Portekizcede]
                      Google Akademik
                    19. Freire ve diğerleri, 2011
                      MM Freire , GN Jhan , OD Dhingra , CM Jardim , RC Barcelos , VMM Valente
                      Mentha piperita L esansiyel yağının bileşimi, antifungal aktivitesi ve ana fungitoksik bileşenleri
                      J. Gıda Saf. , 32 ( 2011 ) , s. 29 - 36
                      Google Akademik
                    20. Goudjil ve diğerleri, 2015
                      MB Goudjil , S. Ladjel , SE Bencheikn , S. Ziqhmi , D. Hamada
                      Güney Cezayir Mentha piperita'dan ekstrakte edilen uçucu yağın kimyasal bileşimi, antibakteriyel ve antioksidan aktiviteleri
                      Res. J. Phytochem. , 9 ( 2015 ) , s. 79 - 87
                      Scopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    21. Guerra ve diğerleri, 2015
                      ICD Guerra , PDL Oliveira , ALS Pontes , ASSC Lúcio , JF Tavares , JM Barbosa-Filho , MS Madruga , EL Souza
                      Hasat sonrası yaygın küf enfeksiyonlarını önlemek ve kiraz domates meyvesinin kalitesini korumak için kitosan ve Mentha piperita L. veya Mentha × villosa Huds esansiyel yağlarını içeren kaplamalar
                      Uluslararası J. Gıda Mikrobiyolojisi. , 214 ( 2015 ) , s. 168 - 178
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    22. Yeşil, 2005
                      BG Yeşil
                      Kapsaisin veya mentole maruz kalmanın ardından dilde ısı ve soğuk hassasiyeti
                      Kimya Senses , 30 ( 2005 ) , s. 201 - 202
                      Scopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    23. Çekiç ve Topuk, 2012
                      KA Çekiç , KA Topuk
                      Monoterpenoidlerin ve fenilpropanoidlerin stafilokok ve enterokoklarda membran polaritesi ve geçirgenliği üzerindeki etkilerini belirlemek için çok parametreli akış sitometrisinin kullanılması
                      Uluslararası J. Antimikrobiyal. Ajanlar , 40 ( 2012 ) , s. 239 - 245
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    24. Karaman ve diğerleri, 2016
                      K. Karaman , O. Sağdıç , MT Yılmaz
                      İşleme parametrelerinin Zygosaccharomyces rouxii ve Zygosaccharomyces bailii ile aşılanmış elma suyunun fizikokimyasal ve biyoaktif özellikleri üzerindeki etkileri için çoklu yanıt yüzey optimizasyonu
                      Gıda Bilimi Teknoloji. , 69 ( 2016 ) , s. 258 - 272
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    25. Kim ve diğerleri, 2017
                      DK Kim , SJ Kim , DH Kang
                      Gram pozitif ve Gram negatif gıda kaynaklı patojen bakteri ve mayaların etkisizleştirilmesi için 266 ila 279 nm dalga boyuna sahip UVC-LED'lerin bakterisidal etkisi
                      Gıda Arş. Uluslararası , 97 ( 2017 ) , s. 280 - 287
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    26. Lawlor ve diğerleri, 2009
                      KA Lawlor , JD Schuman , PG Simpson , PJ Taormina
                      İçeceklerde mikrobiyolojik bozulma
                      WH Sperber , MP Doyle (Eds.) , Gıda Mikrobiyolojisi ve Gıda Güvenliği , Springer Science and Business Media , New York ( 2009 ) , s. 245 - 284
                      Makaleyi görüntüle
                      Çapraz ReferansGoogle Akademik
                    27. Léonard ve diğerleri, 2016
                      L. Léonard , LB Chibane , BO Bouhedda , P. Degraeve , N. Oulahal
                      Antimikrobiyal tedavileri karakterize etmek için çok parametreli akış sitometrisindeki son gelişmeler
                      Ön. Mikrobiyol. ( 2016 )
                      https://doi.org/10.3389/fmicb.2016.01225
                      Google Akademik
                    28. Leite ve diğerleri, 2016
                      CJB Leite , JP Sousa , JAC Medeiros , ML Conceição , VS Falcão-Silva , EL Souza
                      Escherichia coli, Listeria monocytogenes ve Salmonella Enteritidis'in Cymbopogon citratus DC Stapf tarafından etkisizleştirilmesi . ananas suyundaki esansiyel yağ
                      J. Gıda Koruması. , 79 ( 2016 ) , s. 213 - 219
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    29. Ling ve diğerleri, 2013
                      H. Ling , B. Chen , A. Kang , JM Lee , MW Chang
                      Saccharomyces cerevisiae'deki alkan biyoyakıtlarına transkriptom yanıtı : alkan toleransında yer alan akış pompalarının tanımlanması
                      Biyoteknoloji. Biyoyakıtlar ( 2013 )
                      https://doi.org/10.1186/1754-6834-6-95
                      Google Akademik
                    30. Pan ve diğerleri, 2014
                      H. Pan , Y. Zhang , GX He , N. Katagori , H. Chen
                      Metal oksit nanopartiküllerine maruz kaldıktan sonra bakteri hücrelerinin miktarının belirlenmesi için geleneksel yöntemlerin karşılaştırılması
                      BMC Mikrobiyol. ( 2014 )
                      https://doi.org/10.1186/s12866-014-0222-6
                      Google Akademik
                    31. Sahakhiz ve diğerleri, 2012
                      MJ Saharkhiz , M. Motamedi , K. Zomorodian , K. Pakshir , R. Miri , K. Hemyari
                      Mentha piperita L esansiyel yağının kimyasal bileşimi, antifungal ve antibiyofilm aktiviteleri
                      ISRN Ecz. ( 2012 )
                      https://doi.org/10.5402/2012/718645
                      Google Akademik
                    32. Samber ve diğerleri, 2015
                      N. Samber , A. Khan , A. Varma , N. Manzoor
                      Mentha piperita esansiyel yağı ve ana bileşenlerinin sinerjik anti-kandidal aktivitesi ve etki şekli
                      Eczane. Biyol. , 53 ( 2015 ) , s. 1496 - 1504
                      Görünüm PDF
                      Bu makaleye erişim ücretsizdir.

                      Çapraz ReferansScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    33. Schenk ve diğerleri, 2011
                      M. Schenk , S. Rafbellini , S. Guerrero , G. Blanco , SM Alzamora
                      Escherichia coli, Listeria innocua ve Saccharomyces cerevisiae'nin UV-C ışığıyla etkisizleştirilmesi : akış sitometrisi ile hücre hasarının incelenmesi
                      LWT - Gıda Bilimi. Teknoloji. (Lebensmittel-Wissenschaft -Technol.) , 44 ( 2011 ) , s. 191 - 198
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    34. Silva ve diğerleri, 2011
                      F. Silva , S. Ferreira , JA Queiroz , FC Domingues
                      Kişniş ( Coriandrum sativum L.) esansiyel yağı: antibakteriyel aktivitesi ve etki şekli akış sitometrisi ile değerlendirildi
                      J. Med. Mikrobiyol. , 60 ( 2011 ) , s. 1479 - 1486
                      Makaleyi görüntüle
                      Çapraz ReferansScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    35. Taş ve Sidel, 1993
                      H. Stone , JL Sidel
                      Duygusal test
                      H. Stone , JL Sidel (Eds.) , Duyusal Değerlendirme Uygulamaları , Academic Press , Londra ( 1993 ) , s. 243 - 277
                      Makaleyi görüntüle
                      Çapraz ReferansGoogle Akademik
                    36. Tournas ve diğerleri, 2006
                      VH Tournas , J. Heeres , L. Burgess
                      Meyve salataları ve meyve sularındaki küf ve mayalar
                      Gıda Mikrobiyolü. , 23 ( 2006 ) , s. 684 - 688
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    37. Tyagi ve diğerleri, 2013
                      AK Tyagi , D. Gottardi , A. Malik , ME Guerzoni
                      Mentha yağı ve buharlarının in vitro ve in vivo (gerçek meyve suları) analizleri yoluyla maya karşıtı aktivitesi
                      Gıda Kimyası , 137 ( 2013 ) , s. 108 - 114
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    38. Tyagi ve Malik, 2011
                      AK Tyagi , A. Malik
                      Mentha piperita yağının sıvı ve buhar fazında gıda bozucu mikroorganizmalara karşı antimikrobiyal potansiyeli ve kimyasal bileşimi
                      Gıda Kontrolü , 22 ( 2011 ) , s. 1707 - 1714
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    39. USFDA, 2015
                      ABD Gıda ve İlaç İdaresi (USFDA)
                      Başlık 21 – Gıda ve İlaçlar. Bölüm 182 – Genel Olarak Güvenli Olarak Kabul Edilen Maddeler. Uçucu Yağlar, Oleoresinler (Solvent içermeyen) ve Doğal Ekstraktlar (Distilatlar Dahil); Nihai Kural, Federal Kayıt
                      ( 2015 )
                      1 Nisan 2015'te yayınlandı. Şu adreste bulunabilir:
                      http://www.accessdata.fda.gov/script....cfm?fr=182.20 ,Erişim tarihi 22 Mart 2018
                      Google Akademik
                    40. Vantarakis ve diğerleri, 2011
                      A. Vantarakis , M. Affifi , P. Kokkinos , M. Tsibouxi , M. Papapetropoulou
                      Yunanistan'da perakende satış noktalarında satılan meyve sularında halk sağlığı açısından önemli mikroorganizmaların varlığı ve bozulma önemi
                      Anaerobe , 17 ( 2011 ) , s. 288 - 291
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik
                    41. Vuuren ve diğerleri, 2009
                      SVV Vuuren , S. Suliman , AM Viljoen
                      Dört ticari esansiyel yağın geleneksel antimikrobiyallerle kombinasyon halinde antimikrobiyal aktivitesi
                      Lett. Başvuru Mikrobiyol. , 48 ( 2009 ) , s. 440 - 446
                      Google Akademik
                    42. Zhang ve diğerleri, 2016
                      Y. Zhang , X. Liu , Y. Wang , P. Jiang , SY Quek
                      Tarçın esansiyel yağının Escherichia coli ve Staphylococcus aureus'a karşı antibakteriyel aktivitesi ve mekanizması
                      Gıda Kontrolü , 59 ( 2016 ) , s. 282 - 289
                      Görünüm PDFMakaleyi görüntüleScopus'ta görüntüleGoogle Akademik

                    Yorum yap


                    • #11
                      Mentha piperita L. Uçucu Yağının Kimyasal Bileşimi, Antifungal ve Antibiyofilm Aktiviteleri.

                      Mohammad Jamal Saharkhiz , 1 Marjan Motamedi , 2 Kamiar Zomorodian , 2, 3, * Keyvan Pakshir , 2, 3 Ramin Miri , 4 ve Kimia Hemyari 3
                      Yazar bilgileri Makale notları Telif Hakkı ve Lisans bilgileri PMC Yasal Uyarı
                      1 Bahçe Bitkileri Bilimleri Bölümü, Ziraat Fakültesi, Şiraz Üniversitesi, Şiraz 71441-65186, İran
                      2 Tıbbi Mikoloji ve Parazitoloji Anabilim Dalı, Tıp Fakültesi, Şiraz Tıp Bilimleri Üniversitesi, Şiraz 71348-45794, İran
                      3 Enfeksiyon Hastalıklarında Temel Bilimler Merkezi, Tıp Fakültesi, Şiraz Tıp Bilimleri Üniversitesi, Şiraz 71348-45794, İran
                      4 Tıbbi ve Doğal Ürünler Kimyası Araştırma Merkezi, Şiraz Tıp Bilimleri Üniversitesi, Şiraz, İran
                      *Kamiar Zomorodian: moc.liamg@naidoromozk
                      Akademik Editörler: MY Rios, VB Sunderland ve J. Torrado
                      Şuraya git: Soyut

                      Yetiştirilen Mentha piperita'nın toprak üstü kısımlarından elde edilen uçucu yağın (EO) miktar ve kalitesindeki farklılıklar belirlendi. Havayla kurutulmuş numunenin EO'su bir hidrodistilasyon yöntemiyle elde edildi ve bir gaz kromatografisi/kütle spektrometresi (GC/MS) ile analiz edildi. EO'nun antifungal aktivitesi, Klinik ve Laboratuvar Standartları Enstitüsü tarafından önerilen sıvı mikrodilüsyon yöntemleriyle araştırıldı. Bir biyofilm oluşumu inhibisyonu, bir XTT indirgeme tahlili kullanılarak ölçüldü. Mentol (%53,28) EO'nun ana bileşiğiydi, bunu Mentil asetat (%15,1) ve Menthofuran (%11,18) takip ediyordu. EO, incelenen mantarlara karşı 0,12 ila 8,0 μ L/mL arasındaki konsantrasyonlarda güçlü antifungal aktiviteler sergiledi  . Ayrıca EO biyofilm oluşumunu da engelledi.2 µL /mL'ye kadar konsantrasyonlarda  Candida albicans ve C. dubliniensis . İncelenen EO'nun antifungal aktivitelerinin geniş aralığı göz önüne alındığında, mantar enfeksiyonlarının tedavisinde veya gıda ürünlerinin raf ömrünün uzatılmasında potansiyel olarak kullanılabilir.

                      Şuraya git: 1. Giriş

                      Şifalı bitkiler tedavi edici değerlerinden dolayı geleneksel tıpta yüzyıllardır kullanılmaktadır. Nane türleri iki bin yıldan fazla bir süredir insan tarafından sömürülmektedir. Nanenin kendisi 250 yıldan fazla bir süredir kullanılmaktadır [ 1 ]. Mentha piperita, (Lamiaceae familyası), İran'da ve dünyanın birçok yerinde bulunan, gıdalarda ve kozmetik sanayi ürünlerinde tatlandırıcı, koku ve tedavi edici özellikleri nedeniyle ekonomik değeri olan bir türdür. Ayrıca M. piperita'nın yaprakları ve çiçekleri tıbbi özelliklere sahiptir [ 2 , 3 .] Uçucu yağlar parfüm, kozmetik, aromaterapi, fototerapi, baharat ve beslenme gibi birçok alanda hammadde olarak kullanılan değerli doğal ürünlerdir. Nane ( M. piperita ) yağı, çoğunlukla ana bileşenleri Mentol ve menton nedeniyle en popüler ve yaygın olarak kullanılan esansiyel yağlardan biridir [ 4 ]. Önceki çalışmalar antiviral [ 5 ], antibakteriyel [ 6 , 7 ], antifungal [ 6 , 8 – 10 ], antibiyofilm oluşumu [ 11 – 13 ], radyokoruyucu [ 14 ], antiödem [ 15 ], analjezik [ 16] göstermiştir .] ve bitkisel kısımların EO ve metanolik ekstraktlarının ve M. piperita'nın kallus kültürlerinin antioksidan aktiviteleri [ 6 ] . Ayrıca M. piperita EO'nun radyal mantar büyümesine ve Aspergillus türlerinin aflatoksin üretimine karşı önleyici etkilere neden olduğu gösterilmiştir [ 17 ].

                      Son yirmi yılda çeşitli antifungal ilaçlara karşı direncin ortaya çıkışı çarpıcı biçimde hızlandı. Azole dirençli Candida ve Aspergillus türleri, nozokomiyal veya gıda kaynaklı enfeksiyonlardan sorumlu olan başlıca patojenlerdir [ 18 , 19 ]. Ek olarak, Candida türleri tarafından biyofilm oluşumu, antifungal tedaviye karşı artan dirençleri ve biyofilmler içindeki mikrobiyal hücreleri konakçının bağışıklık savunmasından koruduğu için endişelere yol açmıştır [ 20 – 23 ].

                      Antibiyotik direncinin üstesinden gelmek için alternatif bir yaklaşım, doğal ürünler ve fitokimyasalların kullanılması olabilir. Ayrıca bazı bitki ekstraktlarının C. albicans'ın biyofilm oluşumunu etkili bir şekilde engellediği de gösterilmiştir [ 24 ]. Ayrıca özellikle antibakteriyel etkileri bilinen EO'lar gıda endüstrisinde koruyucu olarak kullanılma ve ürünlerin raf ömrünü arttırma potansiyeline sahiptir. Bu nedenle, EO'ların antimikrobiyal özelliklerinin belirlenmesi, mikroorganizmaların antibiyotiklere karşı direncinin aşılmasına ve gıda bozulmalarının önlenmesine yardımcı olabilir. Aromatik bitkilerin kimyasal bileşimi büyük ölçüde bireysel genetik değişkenliğe ve farklı bitki kısımlarına bağlıdır .] EO'ların belirli kimyasal bileşenlerinin varlığı ve konsantrasyonu aynı zamanda mevsime, iklim koşullarına ve bitkinin büyüme bölgesine göre de dalgalanmaktadır [ 25 , 26 ].

                      Bu çalışmanın amacı , İran'ın Fars bölgesinden toplanan M. piperita'nın yapraklarındaki uçucu yağların kimyasal bileşimini ve in vitro antifungal ve antibiyofilm aktivitelerini araştırmaktı .

                      Şuraya git: 2. Yöntemler ve Materyal

                      2.1. EO Hazırlığı

                      Tam çiçeklenme aşamasında, M. piperita'nın toprak üstü kısımları , İngiliz Farmakopesi tarafından ana hatlarıyla belirtilen yönteme göre tamamı cam Clevenger tipi bir aparat kullanılarak 2,5 saat süreyle suyla damıtıldı. Numune yağlar susuz sodyum sülfat üzerinde kurutuldu ve gaz kromatografisi ve gaz kromatografisi-kütle spektrometrisi (GC-MS) analizi öncesinde 4°C'de kapalı şişelerde saklandı. 2.2. Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometresi ile EO Analizi

                      EO, GC-MS ile analiz edildi. Analiz, bir DB-5 kaynaşık silika kolonu (60 m x 0,25 mm iç çap, film kalınlığı 0,25 mm) ile donatılmış bir Thermoquest-Finnigan Trace GC-MS cihazında gerçekleştirildi. Fırın sıcaklığı, 4°C/dakikalık bir hızla 60°C'den 250°C'ye artacak şekilde programlandı ve son olarak 10 dakika tutuldu; transfer hattı sıcaklığı 250°C idi. Helyum, 1/50'ye eşit bir bölünme oranıyla 1,1 mL/dakika akış hızında taşıyıcı gaz olarak kullanıldı. Dört kutuplu kütle spektrometresi, 70 eV iyonizasyon voltajı ve 150 mA iyonizasyon akımı ile 35-465 amu üzerinde tarandı.

                      Yağın GC-alev iyonizasyon detektörü (FID) analizi, bir DB-5 kaynaşık silika kolonu (60 m x 0,25 mm iç çap, film kalınlığı 0,25 mm) ile donatılmış bir Thermoquest-Finnigan cihazı kullanılarak gerçekleştirildi. Azot, 1,1 mL/dakika sabit akışta taşıyıcı gaz olarak kullanıldı; bölünme oranı GC-MS ile aynıydı. Fırın sıcaklığı 4°C/dakika hızla 60°C'den 250°C'ye çıkarıldı ve 10 dakika tutuldu. Enjektör ve dedektör (FID) sıcaklıkları sırasıyla 250°C ve 280°C'de tutuldu. Yarı niceliksel veriler, düzeltme faktörleri kullanılmadan FID alan yüzdelerinden elde edildi. 2.3. EO Bileşenlerinin Tanımlanması

                      Tutma indeksleri (RI'ler) , aynı sıcaklık ve koşullarda yağdan sonra enjekte edilen n -alkanların (C6–C24) tutulma süreleri kullanılarak hesaplandı . Bileşikler, RI'ları literatürde bildirilenlerle karşılaştırılarak tanımlandı ve kütle spektrumları Wiley Kütüphanesinde bildirilenlerle karşılaştırıldı [ 28 ]. 2.4. Antimikrobiyal Aktivitelerin Belirlenmesi

                      2.4.1. Mikroorganizmalar

                      EO'nun, C. albicans (ATCC 5982, 1912, 562, 1905, 1949, 10261 ve 2730), C. tropikalis (ATCC 750), C. krusei (ATCC 6258) dahil olmak üzere 25 standart mantar suşuna karşı antifungal aktiviteleri , C. glabrata (ATCC 863, 2192, 2175, 6144 ve 90030), C. dubliniensis (CBS 8501, ATCC 8500, 7987 ve 7988), C. parapsilosis (ATCC 4344), C. neoformance (ATCC 9011), Aspergillus flavus (ATCC 64025), A. fumigatus (ATCC 14110, CBS 144.89), A. clavatus (CBS 514.65) ve A. oryzae(CBS 818.72) belirlendi. Ek olarak, EO'nun polimeraz zincir reaksiyonu-kısıtlama parça uzunluğu polimorfizmi (PCR-RFLP) ile tanımlanan 35 klinik maya izolatına karşı antifungal aktiviteleri de incelenmiştir [ 29 , 30 ]. Test edilen mantarların klinik izolatlarının flukonazole karşı antifungal duyarlılığı, mikrodilüsyon ve disk difüzyon yöntemleriyle incelenmiştir [ 31 , 32 ].

                      2.4.2. Minimum İnhibitör Konsantrasyonunun Belirlenmesi

                      Mantarların standart ve klinik türlerine karşı EO'nun minimum inhibitör konsantrasyonları, bazı modifikasyonlarla Klinik ve Laboratuvar Standartları Enstitüsü (CLSI) tarafından önerilen sıvı mikrodilüsyon yöntemiyle belirlendi [31 , 32 ] . Kısaca RPMI-1640 (L-glutamin ve fenol kırmızısı ile, bikarbonatsız) (Sigma, ABD) hazırlandı ve 0.165 mol 3-(N-morfolino)propan sülfonik asit (MOPS) (Sigma-Aldrich) ile pH 7.0'da tamponlandı. , Steinheim, Almanya). EO'nun seri seyreltmeleri (0,06 ila 16 μ)L/mL), MOPS (Sigma, St. Louis, MO, ABD) ile tamponlanmış RPMI-1640 ortamı (Sigma, St. Louis, MO, ABD) kullanılarak 96 oyuklu mikrotitre tepsilerinde hazırlandı. Test edilen mantarların her biri için nihai konsantrasyonu 0,25 ila 128  μg /mL olacak şekilde Flukonazolün çift seyreltmeleri de hazırlandı. Stok aşılar, incelenen mayanın üç kolonisinin 5 mL steril %0,85 NaCl içerisinde süspanse edilmesi ve aşıların bulanıklığının 630 nm dalga boyunda 0,5 McFarland standardına ayarlanmasıyla hazırlandı (bu, 1–5 x 106 hücre/mL stok süspansiyonu sağlar  ) . Kalıplar için ( Aspergillusspp.), konidialar, patates dekstroz agar üzerinde büyütülen 7 günlük kültürlerden, Tween 20 ile ıslatma özesi ile geri kazanılmıştır. Toplanan konidiler, steril salin içerisine aktarılmış ve bulanıklıkları, 0,09 ila 0,11 arasında optik yoğunluğa ayarlanmıştır; 0,4–5 × 106 konidia  /mL. Çalışma süspansiyonu, küfler ve mayalar için stok süspansiyonun RPMI ile sırasıyla 1/50 ve 1/1000 oranında seyreltilmesiyle hazırlandı. Kuyucuklara 0,1 mL inokulum eklendikten sonra tepsiler 30°C'de 24-48 saat nemli atmosferde inkübe edildi. 200  µAşılanmamış ortamın L'si sterilite kontrolü (boş) olarak dahil edildi. Ayrıca büyüme kontrolleri (aşı içeren ortam ve EO veya flukonazol içermeyen %5 (h/h)) de dahil edilmiştir. Her bir kuyucuktaki büyüme, büyüme kontrol kuyucuğundaki büyümeyle karşılaştırıldı. MİK'ler görsel olarak belirlendi ve gözle görülür bir büyüme oluşturmayan EO'nun en düşük konsantrasyonu olarak tanımlandı. Her deney üç kopya halinde gerçekleştirildi. Ek olarak, incelenen tüm ajanların minimum fungisidal konsantrasyonları (MFC'ler) de 10  μ kültür yapılarak belirlendi.SDA plakaları üzerinde gözle görülür bir büyüme göstermeyen kuyucuklardan L. MFC'ler, hiç büyüme göstermeyen veya 4'ten az koloni göstermeyen en düşük konsantrasyona sahipti; bu, ilk aşıların %98'lik öldürme aktivitesine karşılık geliyordu. MFC'ler, 4'ten fazla koloni oluşturmayan en düşük konsantrasyon olarak belirlendi; bu, ilk aşılardaki mantarların %98'inin ölümüne karşılık gelir. 2.5. Biyofilm Oluşumunun İnhibisyonu

                      2.5.1. Biyofilm Oluşumu ve Büyümesi

                      Behnam ve arkadaşlarına göre. [ 10 ], C. albicans ve C. dubliniensis suşları Sabouraud dekstroz agar (Difco) plakalarında muhafaza edildi. 48 saat sonra kolonilerden bir öze, 250 mL Erlenmeyer şişeleri içindeki 20 mL Sabouraud et suyuna aktarıldı ve aerobik koşullar altında 30°C'de bir yörünge çalkalayıcıda (100 rpm) gece boyunca inkübe edildi. Maya hücreleri toplandı ve iki kez steril fosfat tamponlu salin (PBS) (%0,8 [a/h], NaCl (Merck); %0,02 [a/h], KH2P04 (Merck); %0,31 [ağ/hac ) içinde yıkandı . / v] , Na2HP04 + 12H2O (Merck); %0,02 [ağırlık/hacim], KCl (Panreac); pH 7.4). Daha sonra bunlar, L-glutamin (Gibco) ile desteklenmiş RPMI 1640 içerisinde yeniden süspanse edildi ve morfolinopropansülfonik asit (MOPS) ile tamponlandı ve hücre yoğunlukları, bir hemasitometre ile sayıldıktan sonra 1,0 x 106  hücre/mL'ye ayarlandı. RPMI 1640'ta EO'ların (0,015–8  μ L/mL) seri seyreltilmesi, önceden sterilize edilmiş, polistiren, düz tabanlı, 96 oyuklu mikrotitre plakalarda (Nunc) hazırlandı. Kuyucuklara 0,1 mL maya aşısı eklendikten sonra tepsiler 30°C'de 24-48 saat nemli atmosferde inkübe edildi. Aşılanmamış ortamın 200  μL'si negatif kontrol (boş) olarak dahil edildi. Ek olarak, maya içeren ancak EO içermeyen RPMI, pozitif kontrol olarak görev yaptı.

                      2.5.2. Biyofilm İnhibisyon Testi

                      Biyofilm oluşumunun yarı niceliksel bir ölçüsü, bir 2,3-bis(2-metoksi-4-nitro-5-sülfo-fenil)-2H-tetrazolyum-5-karboks-anilid (XTT) indirgeme tahlili kullanılarak tahlil edildi. XTT (Sigma Chemical Co.), Ringer laktat içerisinde 0,5 mg/mL konsantrasyonda doymuş bir çözelti halinde hazırlandı. Bu çözelti, 0,22 μ m gözenek boyutlu bir filtre aracılığıyla filtreyle sterilize edildi  , kısımlara bölündü ve ardından -70°C'de saklandı. Her tahlilden önce, XTT stok çözeltisinin bir kısmı eritildi ve menadion sodyum bisülfit (Distile Su içinde hazırlanan 10 mM; Sigma Chemical Co.) ile işlenerek 1 uM menadion nihai konsantrasyonu elde  edildi . 100  μDaha sonra önceden yıkanmış her bir kuyucuğa XTT menadionun L alikotu eklendi. Plakalar daha sonra karanlıkta 37°C'de 2 saat inkübe edildi ve 490 nm'deki kolorimetrik değişiklik (biyofilmin metabolik aktivitesinin bir yansıması) bir mikrotitre plaka okuyucusu (Titertekplus-MS2 okuyucu, İngiltere) ile ölçüldü [ 10 ]

                      Şuraya git: 3. Sonuçlar ve tartışma

                      3.1. Sonuçlar

                      Petrolün %99,37'sini temsil eden yaklaşık 17 bileşik tespit edildi. M. piperita'nın EO'sunun niteliksel ve niceliksel bileşimleri şu şekilde sunulmuştur:tablo 1. GC/MS analizleri, EO'nun ana bileşeninin Mentol (%53,28) olduğunu, ardından Mentil asetat (%15,1) ve Menthofuran (%11,18) olduğunu gösterdi. tablo 1

                      Mentha piperita'dan damıtılan uçucu yağların kimyasal bileşenleri (%) .
                      α -Pinen 939 0.32
                      Sabinen 975 0,26
                      β -pinen 979 0,58
                      1,8 Sineol 1031 6.69
                      cis -Sabinen hidrat 1070 0,50
                      Menton 1152 2.45
                      Mentofuran 1164 11.18
                      Neomentol 1165 2.79
                      Mentol 1171 53.28
                      Neomentil asetat 1273 0,65
                      Mentil asetat 1295 15.10
                      İzomentil asetat 1305 0.61
                      β -Bourbonen 1388 0,37
                      (z)-Karyofililen 1408 2.06
                      E- β -farnesen 1456 0.30
                      Germacrene D 1485 2.01
                      Bisiklogermakren 1500 0.22

                      Toplam   99.37
                      Ayrı bir pencerede aç
                      a DB-5 sütunundaki Tutma endeksleri.

                      M. piperita EO'nun test edilen mayalara karşı antifungal aktiviteleri aşağıda gösterilmiştir.Tablo 2. EO, test edilen tüm mayaların büyümesini 0,12–4 μ L/mL konsantrasyonlarda inhibe etti  . Ayrıca EO, yukarıda belirtilen mayaların tümü için 1 ila 8  μ L/mL arasındaki konsantrasyonlarda fungisidal aktivite (MFC) sergiledi. Azole dirençli ve duyarlı suşlar arasında inhibitör konsantrasyonlarda anlamlı bir fark bulunmadı. Ek olarak EO, büyümeyi engelledi ve 4 µL/mL konsantrasyonunda standart Cryptococcus neoformance  suşunu öldürdü . Aspergillus standart suşlarının tümü, 0,5–4 μ L/mL konsantrasyonlarda  M. piperita EO'ya duyarlıydı (Tablo 3). Da gösterildiği gibiTablo 4EO, sırasıyla 1 μ L/mL ve 2  μ L/mL konsantrasyonlarda  C. albicans ve C. dubliniensis'in biyofilm oluşumunu tamamen inhibe etti . Tablo 2

                      Mentha piperita esansiyel yağının mayaların standart ve klinik izolatlarına karşı antifungal aktivitesi (MIC ve MBC).
                      Standart izolat C. _ albicans (6) 1,5 (1-2) 3,3 (2–4)
                      C. _ Glabrata (5) 1,2 (0,5–2) 2,8 (2–4)
                      C. _ tropikal (1) 1.0 2.0
                      C. _ krusei (1) 0,5 1.0
                      C. _ dubliniensis (5) 2,4 (2–4) 6,0 (4–8)
                      C. _ parapsiloz (1) 4.0 4.0
                      C. _ neoformans (1) 4.0 4.0

                      Azole duyarlı klinik izolatlar C. _ albicans (9) 2,0 (0,12–4) 2,8 (2–4)
                      C. _ dubliniensis (3) 0,6 (0,5–1) 1.6 (1-2)
                      C. _ tropikal (2) 2.0 2.0
                      C. _ parapsiloz (3) 1,1 (0,5–2) 4.0
                      C. _ Glabrata (1) 0.12 4.0

                      Azole dirençli klinik izolatlar C. _ albicans (12) 1.6 (1-2) 2,3 (1–4)
                      C. _ dubliniensis (2) 0,5 2,5 (1–4)
                      C. _ tropikal (3) 3,0 (2–4) 3,0 (2–4)
                      Ayrı bir pencerede aç
                      Geometrik ortalama; MİK: minimum inhibitör konsantrasyon; MFC: minimum fungisit konsantrasyonu. Tablo 3

                      Mentha piperita esansiyel yağının standart Aspergillus türlerine karşı antifungal aktivitesi (MIC ve MFC).
                      A. flavus (ATCC 64025) 4.0 8.0
                      A. fumigatus (ATCC 14110) 0,5 2.0
                      A. dezenfekte eder (CBS 144.89) 2.0 8.0
                      A. oryzae (CBS 818.72) 2.0 4.0
                      A. clavatus (CBS 514.65) 0,5 1.0
                      Ayrı bir pencerede aç Tablo 4

                      Mentha piperita esansiyel yağının Candida albicans ve Candida dubliniensis'in neden olduğu biyofilm oluşumuna karşı antibiyofilm aktivitesi .
                      8 0,036 0,0 0,036 0,0
                      4 0,036 0,0 0,037 0,0
                      2 0,038 0,0 0,041 0,0
                      1 0,039 0,0 0,102 23.2
                      0,5 0,297 40.0 0,173 51.5
                      0,25 0,311 43.1 0,173 51.5
                      0.12 0,337 47.3 0,178 53.4
                      0,06 0,394 56.3 0,191 58.2
                      0,03 0,416 59.8 0,260 85.2
                      0,015 0,532 78.2 0,286 95.3
                      Ayrı bir pencerede aç 3.2. Tartışma

                      EO'ların bileşimleri bitkinin gelişim aşamalarından etkilenebilir. Her ne kadar bazı yazarlar önceki çalışmalara benzer şekilde alfa terpineni M. piperita EO'nun (%19,7) baskın bileşeni olarak bildirse de [ 4 , 7 , 33 ], biz Mentolü EO'ların ana bileşenlerinden biri olarak tanımladık. Önceki raporların bazılarıyla karşılaştırıldığında bu çalışmada daha yüksek Mentol konsantrasyonu [ 4 , 34 ], bitkilerin toplandığı coğrafi konuma bağlı değişiklikleri yansıtabilir.

                      Bu çalışmada, EO'lar Candida türlerinin hem standart hem de klinik suşlarına karşı 0,5 μ L/mL ile 8  μ L/mL arasında değişen konsantrasyonlarda  fungistatik ve fungisidal aktiviteler sergiledi ; bu, önceki araştırmalarla en iyi şekilde karşılaştırılabilecektir [ 6 , 8 , 9 , 33 ]. Kapsüllenmiş mayalardan biri olan C. neoformance, kronik ve yaşamı tehdit eden menenjite neden olan, öncelikle iyi bilinen fırsatçı bir patojendir. Bu çalışmanın bulgularına göre, incelenen yağlar 4 μ L/mL konsantrasyonda  C. neoformance'ın standart suşunu öldürmüştür . Önceki çalışmalara benzer şekilde [10 , 17 ] M. piperita'nın EO'su, 0,5 ila 4  μ L/mL arasında değişen MİK değerleri ile güçlü bir anti- Aspergillus aktivitesi sergiledi. EO'nun test edilen mantarlara karşı MFC'leri, karşılık gelen MIC'lerininkine neredeyse benzer veya iki kat daha fazlaydı.

                      EO'lar test edilen azol dirençli ve azol duyarlı suşlara karşı benzer antifungal etki gösterdiğinden, EO'ların etki mekanizmasının yukarıda bahsedilen antifungal ilacınkinden farklı olduğu varsayılabilir. EO'ların temel özelliklerinden biri, hücre zarına dahil olmalarını sağlayan hidrofobiklikleridir. Test edilen EO Mentol açısından zengindi. Bu fenolik monoterpenin fenolik halka çevresinde bir hidroksil grubuna sahip olduğu ve antimikrobiyal aktivitesini sitoplazmik membranın bozulması yoluyla gösterdiği gösterilmiştir [ 35 , 36 ]. Candida türlerinin biyofilm oluşturması hayatta kalma, patogenez ve ilaç direncine yardımcı olan bir olgudur. En sık CandidaBiyofilm oluşumuyla ilişkili tür C. albicans'tır . Bu çalışmada, biyofilm oluşumu 2 µL /mL'ye kadar konsantrasyonda  doza bağımlı bir şekilde tamamen engellenmiştir; bu, Agarwal ve ark.'nın çalışmasıyla karşılaştırılabilir düzeydedir. [ 11 ]

                      Şuraya git: 4. Sonuç

                      Endüstriler, ürünlerinde kimyasal koruyucuların kullanımını azaltma eğiliminde olduğundan, potansiyel aktif antimikrobiyal özelliklere sahip M. piperita'nın EO'su , ürünlerin raf ömrünün korunması veya uzatılması için doğal bir kaynak olarak düşünülebilir. Ek olarak, antimikrobiyal özellikler için gereken konsantrasyonlarda EO'nun nefis tadı, antimikrobiyal etkilerine bir bonus oldu. Öte yandan bu EO'ların mantar enfeksiyonlarını kontrol etmeye yönelik ürünler geliştirmesi de düşünülebilir. Bu testlerin tümü in vitro yapıldığından bir sonraki adım, enfeksiyonun EO tarafından inhibe edilip edilemeyeceğini görmek için hayvan modellerinde daha fazla araştırma yapmak olabilir.

                      Şuraya git: Teşekkür

                      Bu çalışma Bayan M. Motamedi'nin tezinin bir parçasıdır ve çalışma Şiraz Tıp Bilimleri Üniversitesi (Grant numarası 90-5953) tarafından finansal olarak desteklenmiştir. Yazarlar makalenin gözden geçirilmesi ve düzenlenmesi için Dr. Nasrin Shokrpour ve Dr. Kylie O'Brien'a minnettardır.

                      Şuraya git: Referanslar

                      1. Hornok L. Şifalı bitkilerin yetiştirilmesi. İçinde: Hornok L, editör. Tıbbi Bitkilerin Yetiştirilmesi ve İşlenmesi . John Wiley ve Oğulları; 1992. s. 187–196. [ Google Akademik ]
                      2. Tyler VE, Brady LR, Soyguncular JE. Farmakognozi . 9. baskı. Philadelphia, Pa, ABD: Lea & Febiger; 1988. [ Google Akademik ]
                      3. Foster S. Nane: Mentha Piperita . 1996. (Amerikan Botanik Konseyi-Botanik Serisi). [ Google Akademik ]
                      4. Derwich E, Benziane Z, Taouil R, Senhaji O, Touzani M. Fas'ın aromatik bitkileri: Mentha piperita yapraklarının uçucu yağlarının GC/MS analizi . Çevre Biyolojisindeki Gelişmeler . 2010; 4 (1):80–85. [ Google Akademik ]
                      5. Herrmann EC, Jr., Kucera LS. Nane familyasının (labiatae) bitkilerindeki antiviral maddeler. 3. Nane ( Mentha piperita ) ve diğer nane bitkileri. Deneysel Biyoloji ve Tıp Derneği Bildirileri . 1967; 124 (3):874–878. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      6. Kızıl S, Haşimi N, Tolan V, Kılınç E, Yüksel U. İki mentha türünün ( M. piperita L., M. spicata L. ) mineral içeriği, uçucu yağ bileşenleri ve biyolojik aktivitesi Türk Tarla Bitkileri Dergisi . 2010; 15 (2):148–153. [ Google Akademik ]
                      7. Saokovic M, Mari PD, Brikic D, Leo JLD. On Aromatik Bitkinin Esansiyel Yağlarının İnsan Patojen Bakterilerine Karşı Kimyasal Bileşimi ve Antibakteriyel Aktivitesi . Gıda Küresel Bilim Kitapları; 2007. [ Google Akademik ]
                      8. Tyagi AK, Malik A. Seçilmiş uçucu yağların Candida albicans'a karşı sıvı ve buhar fazlı antifungal aktiviteleri : cymbopogon citratus'un mikroskobik gözlemleri ve kimyasal karakterizasyonu. BMC Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp . 2010; 10, makale 65 [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ Google Scholar ]
                      9. Ezzat SM. Bitki özleri ve uçucu yağlarla Candida albicans büyümesinin in vitro inhibisyonu . Dünya Mikrobiyoloji ve Biyoteknoloji Dergisi . 2001; 17 (7):757–759. [ Google Akademik ]
                      10. Behnam S, Farzaneh M, Ahmadzadeh M, Tehrani AS. Mentha piperita ve Lavendula angustifolia'nın esansiyel yağlarının hasat sonrası fitopatojenler üzerindeki bileşimi ve antifungal aktivitesi. Tarım ve Uygulamalı Biyoloji Bilimlerinde İletişim . 2006; 71 (3):1321–1326. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      11. Agarwal V, Lal P, Pruthi V. Candida albicans biyofilminin bitkisel yağlarla önlenmesi. Mikopatoloji . 2008; 165 (1):13–19. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      12. Sandasi M, Leonard CM, Viljoen AM. Seçilmiş mutfak bitkilerinin ve şifalı bitkilerin Listeria monocytogenes'e karşı in vitro antibiyofilm aktivitesi . Uygulamalı Mikrobiyolojide Mektuplar . 2010; 50 (1):30–35. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      13. Rasooli I, Shayegh S, Taghizadeh M, Astaneh SDA. Diş biyofilm oluşumunun fitoterapötik olarak önlenmesi. Fitoterapi Araştırması . 2008; 22 (9):1162–1167. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      14. Baliga M, Rao S. Nanenin radyokoruyucu potansiyeli: kısa bir inceleme. Kanser Araştırma ve Tedavi Dergisi . 2010; 6 (3):255–262. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      15. Yasukawa K, Yamaguchi A, Arita J, Sakurai S, Ikeda A, Takido M. Farelerde yenilebilir bitki özlerinin 12- O -tetradekanoilforbol-13-asetat kaynaklı kulak ödemi üzerindeki önleyici etkisi . Fitoterapi Araştırması . 1993; 7 (2):185–189. [ Google Akademik ]
                      16. Leslie Büyük Britanya. Dokuz Bio-Strath bitkisel ilacının farmakometrik değerlendirmesi. Medita . 1978; 8 :3–19. [ Google Akademik ]
                      17. Skrinjar MM, Mandic AI, Misan AC, Sakac MB, Saric LC, Zec MM. Nane ( Mentha piperita L.) ve Kimyon ( Carum carvi L.)'nin bazı toksijenik Aspergillus türlerinin büyümesi ve Aflatoksin B1 üretimi üzerine etkisi . Zbornik Matice Srpske Za Prirodne Nauke . 2009; 116 :131–139. [ Google Akademik ]
                      18. Hidron AI, Edwards JR, Patel J, ve diğerleri. Sağlık hizmetiyle ilişkili enfeksiyonlarla ilişkili antimikrobiyal dirençli patojenler: Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerindeki Ulusal Sağlık Güvenliği Ağı'na bildirilen verilerin yıllık özeti, 2006-2007. Enfeksiyon Kontrolü ve Hastane Epidemiyolojisi . 2008; 29 (11):996–1011. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      19. Mayrhofer S, Paulsen P, Smulders FJM, Hilbert F. Sığır eti, domuz eti ve kümes hayvanlarından izole edilen beş ana gıda kaynaklı patojenin antimikrobiyal direnç profili. Uluslararası Gıda Mikrobiyolojisi Dergisi . 2004; 97 (1):23–29. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      20. Chandra J, Kuhn DM, Mukherjee PK, Hoyer LL, McCormick T, Ghannoum MA. Mantar patojeni Candida albicans'ın biyofilm oluşumu : gelişim, mimari ve ilaç direnci. Bakteriyoloji Dergisi . 2001; 183 (18):5385–5394. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      21. Cuéllar-Cruz M, López-Romero E, Villagómez-Castro JC, Ruiz-Baca E. Candida türleri: biyofilm oluşumuna yeni bakış açıları. Geleceğin Mikrobiyolojisi . 2012; 7 (6):755–771. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      22. Ramage G, Saville SP, Thomas DP, López-Ribot JL. Candida biyofilmleri: bir güncelleme. Ökaryotik Hücre . 2005; 4 (4):633–638. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      23. Zomorodian K, Haghighi NN, Rajaee N, ve diğerleri. Tam protez kullananlarda Candida türlerinin kolonizasyonu ve proteze bağlı stomatitlerin değerlendirilmesi. Tıbbi Mikoloji . 2011; 49 (2):208–211. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      24. Chevalier M, Medioni E, Prêcheur I. Solidago virgaurea su ekstreleri ile Candida albicans maya-hifal geçişinin ve biyofilm oluşumunun inhibisyonu . Tıbbi Mikrobiyoloji Dergisi . 2012; 61, bölüm 7 :1016–1022. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      25. Zargari A. Şifalı Bitkiler . 4. baskı. Tahran, İran: Tahran Üniversitesi; 1990. [ Google Akademik ]
                      26. Burt S. Esansiyel yağlar: antibakteriyel özellikleri ve gıdalardaki potansiyel uygulamaları - bir inceleme. Uluslararası Gıda Mikrobiyolojisi Dergisi . 2004; 94 (3):223–253. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      27. Saharkhiz MJ, Ghani A, Khayat M. Adaçayı ( Salvia sclarea L.) toprak üstü kısımlarının fenolojik döngüsü sırasında uçucu yağ bileşimindeki değişiklikler. Tıbbi ve Aromatik Bitki Bilimi ve Biyoteknoloji Dergisi . 2009; 3 :90–93. [ Google Akademik ]
                      28. Adams RP. Esansiyel Yağ Bileşenlerinin Gaz Kromatografisi/Kütle Spektrometresi ile Tanımlanması . 4. baskı. Allured Yayıncılık Şirketi; 2007. [ Google Akademik ]
                      29. Mirhendi H, Makimura K, Zomorodian K, Maeda N, Ohshima T, Yamaguchi H. Tek enzim PCR-RFLP yöntemi kullanılarak Candida albicans ve Candida dubliniensis'in farklılaşması . Japon Enfeksiyon Hastalıkları Dergisi . 2005; 58 (4):235–237. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      30. Mirhendi H, Makimura K, Khoramizadeh M, Yamaguchi H. Tıbbi açıdan önemli altı Candida türünün tanımlanması için tek enzimli PCR-RFLP testi . Japon Tıbbi Mikoloji Dergisi . 2006; 47 (3):225–229. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      31. Mayaların Et Suyu Seyreltme Antifungal Duyarlılık Testi için Klinik Laboratuvar Standartları Enstitüsü (CLSI) Referans Yöntemi; Onaylanmış Standart . 2. baskı. Wayne, Pa, ABD: CLSI M27-A7, Klinik ve Laboratuvar Standartları Enstitüsü; 2006. [ Google Akademik ]
                      32. Filamentli Mantarların Et Suyu Seyreltme Antifungal Duyarlılık Testi için Klinik Laboratuvar Standartları Enstitüsü (CLSI) Referans Yöntemi; Onaylanmış Standart . 2. baskı. Wayne, Pa, ABD: CLSI M38-A, Klinik ve Laboratuvar Standartları Enstitüsü; 2006. [ Google Akademik ]
                      33. Höfling JF, Anibal PC, Obando-Pereda GA, ve diğerleri. Bazı bitki ekstraktlarının Candida türlerine karşı antimikrobiyal potansiyeli . Brezilya Biyoloji Dergisi . 2010; 70 (4):1065–1068. [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      34. Bupesh G, Amutha C, Nandagopal S, Ganeshkumar A, Sureshkumar P, Saravanamurali K. Yaprak özlerinden Mentha piperita L'nin (nane) antibakteriyel aktivitesi - şifalı bir bitki. Acta Agriculturae Slovenica . 2007; 89 :73–79. [ Google Akademik ]
                      35. Trombetta D, Castelli F, Sarpietro MG, ve diğerleri. Üç monoterpenin antibakteriyel etki mekanizmaları. Antimikrobiyal Ajanlar ve Kemoterapi . 2005; 49 (6):2474–2478. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]
                      36. Ultee A, Bennik MHJ, Moezelaar R. Karvakrolün fenolik hidroksil grubu, gıda kaynaklı patojen Bacillus cereus'a karşı etki için gereklidir . Uygulamalı ve Çevresel Mikrobiyoloji . 2002; 68 (4):1561–1568. [ PMC ücretsiz makalesi ] [ PubMed ] [ Google Akademik ]

                      Yorum yap


                      • #12
                        İshalli irritabl bağırsak sendromu: Tedavi devam eden bir çalışmadır

                        Michael Kurin , MD ve Gregory Cooper , MD https://www.ccjm.org/content/87/8/501
                        Cleveland Clinic Tıp Dergisi Ağustos 2020, 87 (8) 501-511; DOI: https://doi.org/10.3949/ccjm.87a.19011 SOYUT

                        İrritabl bağırsak sendromu (IBS), yüksek prevalansa sahip ve yaşam kalitesi üzerinde önemli etkisi olan heterojen fonksiyonel bir hastalıktır. Geleneksel olarak saf bir beyin-bağırsak etkileşimi bozukluğu olarak anlaşılan IBS'nin, bazıları bağırsak yapısında, fonksiyonunda ve mikrobiyomda objektif değişiklikler içeren çeşitli patolojileri kapsadığı giderek daha açık hale gelmektedir. IBS, en belirgin dışkı şekline göre ishal, kabızlık veya karışık tip olarak alt sınıflara ayrılır. İshal tipinin tanı ve tedavisini patofizyolojik bir bakış açısıyla, mekanik temelli hedefe yönelik tedavi yaklaşımını bilgilendirebilecek son gelişmelere dikkat ederek gözden geçiriyoruz.

                        ANAHTAR NOKTALARI
                        • Semptomatik günlerde bağırsak hareketlerinin en az %25'i Bristol Dışkı Skalasına göre tip 6 veya 7 olduğunda IBS, IBS-ishal olarak sınıflandırılır.
                        • Yeni araştırmalar, IBS'nin bağırsak iltihabı, bağırsak geçirgenliğini artıran enfeksiyon sonrası sekel, gıda hassasiyeti, mikrobiyom değişiklikleri ve safra asidi malabsorbsiyonunu içeren çeşitli patolojilere sahip olduğunu göstermektedir.
                        • Terapiler giderek bu patolojilerin bir veya daha fazlasını hedef alıyor ve bu da probiyotikler, safra asidi ayırıcılar ve düşük FODMAP (fermente edilebilir oligosakkaritler, disakkaritler, monosakkaritler ve polioller) diyeti gibi yeni tedavilerin bulunmasına yol açıyor.
                        • Birinci basamak tedaviler hâlâ ishal önleyici ilaçları, düzenli egzersizi, psikolojik terapiyi ve geleneksel IBS diyetini içermektedir.

                        İrritabl bağırsak sendromu (IBS) klinik bir tanı olmaya devam etmektedir ve tedavisi hala çoğunlukla ampiriktir ve semptomları hafifletmeye odaklanmıştır. Bununla birlikte, mekanizmalarını anlamamız ilerlemektedir ve tedaviler giderek bireysel hastadaki etiyolojiye yönelik olarak hedeflenmektedir. FONKSİYONEL BİR HASTALIK

                        IBS, kronik aralıklı karın ağrısı ve değişen bağırsak alışkanlıklarıyla karakterize fonksiyonel bir hastalıktır. 1 Hastalar ayrıca yemek sonrası veya strese bağlı karın şişkinliği ve yetersiz boşalma hissi de yaşayabilir. 2 Eşlik eden dispepsi, duygudurum bozukluğu, kronik migren, interstisyel sistit ve fibromiyalji yaygındır. 2

                        Tahmini ulusal yaygınlık %10 ila %12 arasındadır, 3 ancak bazı tahminler %21'e kadar çıkmaktadır. 1 İyi belgelenmiş bir 3:1 kadın üstünlüğü vardır. 2 Bu bozukluk ülke çapındaki tüm gastroenteroloji sevklerinin %25 ila %50'sini oluşturmaktadır ve sağlık yükü yıllık 20 milyar doları aşmaktadır. 4

                        İrritabl bağırsak sendromunun 3 alt tipi vardır:

                        IBS-ishal (IBS-D) tanısı, semptomatik günlerde bağırsak hareketlerinin en az %25'inin Bristol Dışkı Skalasına göre tip 6 (net kenarları olmayan yumuşak kıvam) veya tip 7 (katı madde içermeyen tamamen sıvı) olması durumunda konur 5 , 6

                        IBS-kabızlık (IBS-C), bağırsak hareketlerinin %25'inin tip 1 (sert ve topaklı) veya tip 2 (sosis benzeri ve topaklı) olması durumunda teşhis edilir.

                        Her iki kriter de karşılandığında IBS-karışık (IBS-M) tanısı konur.

                        Hastaların yaklaşık üçte biri her bir alt tipe girmektedir. 3 Bu derleme IBS-D'nin tanısı ve tedavisine odaklanmaktadır. TEŞHİS

                        IBS için en yaygın kabul gören tanı kriterleri Roma IV, 2'dir ; yani son 3 ay içinde haftada en az 1 gün tekrarlayan karın ağrısı (aşağıdakilerden en az 2'si gereklidir):
                        • Dışkılama ile ilgili
                        • Dışkı sıklığındaki değişiklikle ilişkili
                        • Dışkı formundaki değişiklik ile ilişkilidir.

                        Roma IV kriterlerine ilişkin bir doğrulama çalışması 3 ülkedeki 9 merkezde gerçekleştirildi ve %62 duyarlılık ve %97 özgüllük gösterdi; ancak inflamatuar barsak hastalığı, çölyak hastalığı ve diyabet hastaları hariç tutuldu. 7 Altın standart, endoskopide normal bulgular ve bu istatistiklerin doğruluğunu azaltan doğal bir subjektiflik taşıyan, hekimin IBS tanısı koymasıydı. Roma IV kriterleri, IBS'yi alt gastrointestinal semptomların diğer nedenlerinden, özellikle de endoskopide görülmeyenlerden ayırt edememektedir.

                        Roma IV kriterlerini karşılayan hastaları değerlendirirken diğer birçok bozukluğun da dikkate alınması gerekir ( Tablo 1 ). Ayrıca IBS tanısının karın "ağrısı" olan hastalarla sınırlandırılmamasını da tavsiye ediyoruz. ABD Gıda ve İlaç İdaresi tarafından IBS için onaylanan tüm tedaviler, karın "rahatsızlığı" olan hastaları da içeren eski Roma kriterleri temel alınarak incelenmiştir.
                        TABLO 1
                        İrritabl barsak sendromu-ishal öncesi dikkate alınması gereken tanılar

                        Geçmişte, IBS semptomlarının diğer nedenlerinin dışlanması, inflamatuar bağırsak hastalığını dışlamak için endoskopik incelemeye odaklanıyordu. Artık Roma IV kriterlerini karşılayan hastalarda, alarm işaretleri ( Tablo 2 ) veya laboratuvar anormallikleri olmadığı sürece endoskopi önerilmemektedir, çünkü bu ortamda inflamatuar barsak hastalığı, çölyak hastalığı, kolon kanseri veya mikroskobik kolit bulunma olasılığı ihmal edilebilir düzeydedir ( Şekil 2) . 1 ). 3
                        TABLO 2
                        Alarm işaretleri ve semptomları

                        Şekil 1
                        Şekil 1
                        İrritabl bağırsak sendromu-ishal (IBS-D) tanısı için algoritma.

                        Alarm belirtilerinin yokluğunda, fekal kalprotektin (referans aralığı < 40 μg/g) gibi laboratuvar testlerinin inflamatuar barsak hastalığını etkili bir şekilde dışlamak için yeterli olduğu kabul edilir. 1 , 3 Alternatif olarak bazıları serum C-reaktif proteini (< 0,5 mg/dL) 3 ve dışkı laktoferrini (< 7 μg/g) önermektedir . 8

                        Genel popülasyona göre neredeyse 10 kat daha yüksek bir prevalans bildiren bir meta-analize dayanan bazı kılavuzlar3,8 çölyak hastalığı için rutin tarama önermektedir . 9 Bununla birlikte, daha yeni bir gözlemsel çalışma hem IBS-D'de hem de genel popülasyonda %0,41'lik bir yaygınlık göstermiştir. 10

                        Tarama kolonoskopisi yapılan IBS şüphesi olan herhangi bir hastada, mikroskobik koliti dışlamak için sağ ve sol kolondan rastgele biyopsiler alınmalıdır. 1 YÖNETMEK

                        IBS-D'nin tedavisi altta yatan etiyolojiye yönelik olmalıdır. Bununla birlikte, semptomları üreten mekanizmaların net bir şekilde anlaşılmaması nedeniyle, tedaviler geleneksel olarak semptomların hafifletilmesine, yani ishal önleyici ilaçlara odaklanmıştır. İshal önleyici tedavi

                        En iyi araştırılan ishal önleyici ilaç olan Loperamid , bağırsak hareketliliğini yavaşlatan ve su ve elektrolitlerin emilimini artıran, daha sert ve daha az sıklıkta dışkıya yol açan sentetik bir opioiddir. 11 Bir meta-analizle desteklenen birkaç eski çalışmada, loperamidin IBS-D'li hastalarda ishali iyileştirdiği ancak karın ağrısı gibi diğer semptomlar üzerinde çok az etkisi olduğu görüldü. 11 Pek çok klinisyen, bulunabilirliği, düşük maliyeti ve düşük dozlarda minimal yan etkileri nedeniyle IBS-D'de birinci basamak tedavi olarak loperamidi seçmektedir.

                        IBS'nin yönetimine yönelik güncel kılavuzlar, dışkıyı hacim artırıcı maddeler olarak görev yapan psyllium gibi çözünebilir lif takviyelerini önermektedir. 3 Her ne kadar IBS-D'de kullanımları mantığa aykırı olsa da, bu takviyeler dışkı kıvamını iyileştirebilir. Ancak bunların IBS-D'de kullanımı özel olarak yeterince araştırılmamıştır. Beyin-bağırsak eksenini hedef alan terapi

                        Geleneksel olarak IBS, iç organlarda aşırı duyarlılık olarak ortaya çıkan, beyin-bağırsak etkileşimlerinin bir bozukluğu olarak anlaşılmaktadır. 12 Hastalar , bağırsak duvarındaki afferent sinirlerin, ganglionik öncesi veya sonrası eferent sinirlerin veya merkezi sinirlerin hassaslaşmasına bağlı olarak bağırsak kasılmalarına, şişkinliğine ve belki de mikroenflamasyona 13 karşı abartılı bir duyusal tepki yaşayabilirler . 12

                        Muhtemelen psikososyal stres etkenleri tarafından uyarılan merkezi sinirler de düzenli peristaltizme katkıda bulunabilir. 12 Her ne kadar çalışmalar tutarlı bir gastrointestinal peristaltizm paterni tanımlamamış olsa da, 12 IBS hastalarının bir alt kümesinde, tipik olarak kramplara ve aciliyete yol açan, yüksek amplitüdlü yayılan kasılmalar adı verilen güçlü kolonik kasılmaların sıklığı daha yüksektir. 13 , 14

                        IBS'nin bu görüşünü hedef alan tedaviler onlarca yıldır kullanılmaktadır.

                        Bilişsel davranışçı terapi birinci basamak 4 veya ikinci basamak tedavi olarak önerilmektedir . 15 Büyük bir meta-analizde, klinikte uygulanan bilişsel davranışçı terapi, plaseboyla karşılaştırıldığında semptomların devam etme riskini azaltmıştır (tehlike oranı [HR] 0,60). 15

                        Kendi kendine uygulanan bilişsel davranışçı terapinin (yani hastaların teknikleri kendi başlarına nasıl uygulayacaklarını öğrenmeleri) faydası daha az açıktır. Yakın zamanda yapılan bir meta-analizde önemli bir fayda bulunamadı, ancak bazı bireysel çalışmalar bunun faydalı olduğunu gösterdi. 16 , 17 Etkinlik bu tedavinin nasıl uygulandığına bağlı olabilir.

                        Yakın zamanda yapılan bir meta-analiz, gevşeme terapisinin (tedavi için gereken sayı [NNT] = 6), çok bileşenli psikolojik terapinin (NNT = 4), hipnoterapinin (NNT = 5) ve dinamik psikoterapinin (NNT = 4) önemli faydalarını bildirdi. 17 İnternet üzerinden uygulanan farkındalık meditasyonu, stres yönetimi ve bilişsel davranışçı terapinin kalıcı semptom riskini önemli ölçüde azalttığı bulunamadı. Yazarlar, hasta ile terapist arasında kişisel temas olmadan uygulanan tüm psikolojik terapilerin önemli bir fayda sağlamadığını belirtti.

                        Trisiklik antidepresanlar, antikolinerjik etkileri yoluyla ağrıyı modüle edebilir ve gastrointestinal motiliteyi yavaşlatabilir. 17 Çeşitli trisiklik antidepresanları içeren, yakın zamanda güncellenen büyük bir meta-analizde, kalıcı IBS semptomları riski, plaseboya göre daha düşüktü (HR 0.65, NNT = 4.5). 17 Yazarlar bu sınıftan herhangi bir ajan için bir tercih önermediler.

                        Seçici serotonin geri alım inhibitörleri, enterik sinir sistemindeki serotonin reseptörleri yoluyla gastrointestinal motiliteyi artırabilir. Çoğu antidepresan tedavisi denemesinde IBS alt tipleri arasında ayrım yapılmamasına rağmen bunların kullanımı kabızlık tipi IBS için ayrılmalıdır. 17 IBS için serotonin-norepinefrin geri alım inhibitörleriyle ilgili randomize klinik çalışma yapılmamıştır. 17

                        Antispazmodiklerin bağırsak kasılmalarını gevşeterek ve hareketliliği yavaşlatarak ağrı semptomlarını azalttığı düşünülmektedir. 18 Yemeklerden sonra kısa süreli kullanıma yöneliktirler. Kabızlık da dahil olmak üzere antikolinerjik yan etkiler nedeniyle kullanımları sınırlıdır, ancak kılavuzlar bunların kullanımını önermektedir. 3

                        Antispazmodik kullanımıyla ilgili yeni bir meta-analiz, genel IBS semptomlarında anlamlı iyileşme gösterdi (NNT = 5). 3 Spesifik olarak, otilonyum (NNT = 5), pinaveryum (NNT = 4), hiyosin bütilbromür (NNT = 3), disiklomin (NNT = 4) ve drotaverinin (NNT = 2) genel semptomları önemli ölçüde iyileştirdiği bulunmuştur. 3 Bununla birlikte, verilerin genel kalitesi, denemelerin yaşı nedeniyle sınırlıdır; drotaverin ve pinaveryum haricinde neredeyse tamamı 2 ila 30 yıl önce gerçekleştirilmiştir.

                        Antispazmodik mebeverin ve bilişsel davranışçı terapi ile kombinasyon tedavisi, randomize kontrollü bir çalışmada 3 ay sonra tek başına mebeverinden daha etkili olmuştur (NNT = 5). 19 Ancak 12 ay sonra artık 2 grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark kalmamıştı.

                        Melatonin , gastrointestinal motilitenin, nosisepsiyonun ve olası antiinflamatuar özelliklerin düzenlenmesindeki rolü göz önüne alındığında, IBS için potansiyel bir tedavi olarak incelenmiştir. 20 Melatoninin IBS'li hastalarda karın ağrısını azalttığı gösterilmiştir, ancak özellikle IBS-D hastaları için uygunluğu henüz araştırılmamıştır. 20 Yayınlanmış bir kılavuzda IBS-D için onaylanan tedaviler arasında yer almamaktadır.

                        Nane yağı, IBS'nin yeterince takdir edilmeyen bir tedavisidir. Antispazmodik ve antiinflamatuar özelliklere ve motiliteyi yavaşlatabilen ve iç organlarda aşırı duyarlılığı azaltabilen serotonin 5-HT3 reseptör antagonizmasına sahiptir . 21 Minimal yan etki profili nedeniyle Avrupa'da birinci basamak tedavi olarak kullanılmaktadır. 21 Nane yağı kullanımına ilişkin yeni bir meta-analiz, bunun genel semptomları önemli ölçüde iyileştirdiğini gösterdi (NNT = 4). 3

                        Bununla birlikte, gastroözofageal reflü hastalığı olan hastalara nane yağı reçete edilirken dikkatli olunmalıdır çünkü nane, gastroözofageal sfinkteri gevşetir. Bu yan etki, yakın zamanda plaseboyla %35'e (NNT = 3,0) kıyasla 4 haftalık kullanımdan sonra şiddetli semptomlarda %67'lik bir azalmaya neden olduğu gösterilen gecikmeli salımlı formla sınırlandırılabilir. 21 Serotonin reseptörü antagonizması

                        Serotonin, bağırsakta peristaltizmi, bağırsak şişliğini ve kasılmasını tetiklemede ve bağırsak uyaranlarının hem merkezi hem de periferik olarak duyusunu modüle etmede önemli bir rol oynayan önemli bir nörotransmitterdir. 22 IBS-D'li hastaların yemek sonrası serum serotonin düzeylerinin yüksek olduğu gösterilmiştir. 23 , 24

                        Alosetron ve ondansetron, gastrointestinal motiliteyi azaltan ve ağrı algısını modüle edebilen serotonin 5-HT3 reseptör antagonistleridir. 24

                        Alosetron, IBS-D için güçlü ve etkili bir tedavidir ve meta-analiz verileri önemli faydalar göstermektedir (NNT = 7), 25 ancak iskemik kolit raporları nedeniyle 2001 yılında piyasadan çekilmiştir. 26 Ancak yakın zamanda daha düşük bir dozda (günde iki kez 0,5 mg) insani amaçlı kullanıma yeniden başlanmıştır.

                        Ondansetron, alosetrondan daha az etkilidir, ancak yakın zamanda yapılan plasebo kontrollü, randomize çapraz bir çalışma27 , plaseboyla karşılaştırıldığında dışkı sıklığını %11 azalttığını, şişkinliği ve aciliyeti haftada 1 gün azalttığını ve bağırsaktan geçiş süresini %11 azalttığını gösterdi. 10 saatte karın ağrısını azaltmamasına rağmen yan etki profili minimum düzeydeydi. 27 Ondansetronun ortalama dozu günlük 4 mg idi.

                        Bir opioid agonisti ve antagonisti

                        Eluxadoline bir mu- ve kappa-opioid agonisti ve bir delta opioid antagonistidir. Gastrointestinal motiliteyi, bağırsak sekresyonunu ve iç organ duyusunu düzenlediği ve merkezi analjezi sağladığı düşünülmektedir. 28

                        2.427 hastayı kapsayan 2 yeni randomize kontrollü çalışmanın birleştirilmiş veri analizinde, eluxadoline kullananlarda plaseboya kıyasla karın ağrısında azalma ve dışkı kıvamında iyileşme görülmüştür (NNT = 9). 28 Olumsuz etkiler arasında, bazıları pankreatit olarak ortaya çıkanlar da dahil olmak üzere, daha önce kolesistektomi geçirmiş hastalarda Oddi sfinkteri spazmları (%0,5) yer alır. 29 Bu, ABD Gıda ve İlaç İdaresi'nin safra kesesi olmayan hastalarda eluxadoline kullanımına karşı uyarıda bulunmasına yol açtı. 30 Eluxadoline'in güvenlik profili ve maliyetinin yanı sıra orta derecede fayda sağlaması, bazı gastroenterologların neden diğer mevcut tedavileri tercih ettiğini açıklamaktadır. Altta yatan bağırsak anormalliğini hedef alan tedavi

                        Son gelişmeler, IBS hakkındaki anlayışımızı çeşitlendiren yeni hastalık mekanizmalarını önermektedir. İlgililiğin artmasıyla ilgili ortaya çıkan beş teori, bağırsak iltihabı, enfeksiyon sonrası, gıda duyarlılığı, mikrobiyom değişiklikleri ve safra asidi malabsorbsiyonudur. 1 , 2 Bağırsak iltihabı

                        IBS'li hastalarda bağırsaktaki inflamatuar hücrelerde, özellikle sinirlere yakın bölgelerde hafif fakat anormal bir artış olabilir. 31 Serin proteaz salınımının neden olduğu aktifleştirilmiş mast hücrelerinin sayısının artması ve sitokin üretiminin artması önerilen mekanizmalardan biridir. 1,2 Eozinofillerin de bir rol oynaması olasıdır; zira eozinofiller yakın zamanda çölyak olmayan glüten duyarlılığı olan hastaların bağırsaklarında çok sayıda bulunmuşlardır; bu durum, klinik görünümde IBS ile önemli ölçüde örtüşen bir durumdur . 32

                        Bu teoriye dayanarak, IBS denemelerinde çoğunlukla olumsuz sonuçlar veren çeşitli anti-inflamatuar tedaviler kullanılmıştır.

                        Orta günlük dozlardaki prednizolon, enfeksiyon sonrası IBS-D'de plasebo ile karşılaştırıldı. 33 Halihazırda steroid alan hastaların IBS geliştirme riski daha düşük olmasına rağmen faydası yoktu. 34

                        Denemelerde çeşitli 5-aminosalisilik asitler de kullanılmıştır. Mesalazinin yakın zamanda yapılan bir meta-analizi, plaseboya kıyasla hiçbir fayda bulamadı. 31

                        Diğer antiinflamatuar ajanlar. Bununla birlikte, cesaret verici bir şekilde, mast hücre aktivasyonunu ve etkilerini azaltan, mast hücre stabilizatörleri kromoglikat ve ketotifen, histamin-1 reseptör antagonisti ebastin ve diyet takviyeleri palmitoiletanolamid ve polidatin dahil olmak üzere tedavileri değerlendiren ve büyük ölçüde olumlu sonuçlar veren birkaç yeni çalışma, cesaret vericidir. 35 – 40

                        Umut verici olmakla birlikte, bu tedaviler hala tartışmalıdır, henüz ana uygulamaya ulaşmamıştır ve herhangi bir ana kılavuz tarafından onaylanmamıştır. Enfeksiyon sonrası patofizyoloji

                        Akut gastrointestinal enfeksiyon sırasında, gastrointestinal sistemde lenfosit ve nöroendokrin hücrelerinde geçici bir artış olur. Bunlar serotonin üretimi yoluyla hareketliliği değiştirebilir ve bağırsak geçirgenliğini artırabilir. Bu anormalliklerin zaman zaman devam ettiği ve Giardia enfeksiyonundan sonra yakın zamanda gösterildiği gibi IBS'ye yol açtığı varsayılmaktadır1,2 . 41

                        Bu teori, IBS'li hastaların, akut gastrointestinal hastalık sırasında bakteri-konakçı etkileşiminde 2 anahtar antikorun yüksek seviyelerine sahip olduğunun keşfiyle desteklenmektedir: anti-CdtB ve antivinculin antikorları. 42 Aslında, antivinkulin antikorlarının kendisi karmaşık enfeksiyon sonrası patofizyolojide rol oynayabilir, çünkü azalan vinkulin seviyeleri daha zayıf hücre-hücre yapışmasına yol açabilir ve hücre dışı matrisin bütünlüğünü azaltarak bağırsağı daha geçirgen hale getirebilir. 43 Ayrıca, hareketliliği düzenlemeye yardımcı olan Cajal'ın interstisyel hücrelerinin yakınında bulunan aktin ile bağlanarak bağırsak hareketliliğini de değiştirebilir. 43

                        Glutamat. Yakın zamana kadar, bu mekanizmayı hedef alan herhangi bir tedavi yoktu, ancak bağırsak geçirgenliğini azalttığı iddia edilen bir besin takviyesi olan glutamatın yakın zamanda yapılan küçük, randomize kontrollü bir denemesi, enfeksiyon sonrası IBS'de (NNT < 2) plaseboya kıyasla belirgin şekilde olumlu etkiler gösterdi. 44 Ancak bu sonuçların tekrarlanabilirliği sorgulanmıştır45 ve bu tedavi şu anda herhangi bir kılavuz tarafından önerilmemektedir. Gıda duyarlılığı

                        IBS'li hastaların çoğu semptomlarının diyetle ilgili olduğuna inanır. 3 , 4 Gıda alerjisinden farklı olarak belirli gıda hassasiyetlerini tanımlamanın yerleşik bir yolu yoktur. Bir çalışmada IBS'li hastalar, serum immünoglobulin G (IgG) titrelerinin çeşitli gıda antijenlerine göre dışlama diyetlerine yerleştirildi ve sahte bir diyet grubuyla karşılaştırıldı. 46 Özellikle diyete uymayanlar hariç tutulduğunda, gerçek diyet grubunda semptom şiddetinde anlamlı bir azalma vardı (NNT = 2,5).

                        Cesaret verici olsa da, hariç tutulan gıdaların çoğu, buğday, süt ve maya gibi IBS hastalarında semptomların artmasına neden olduğu zaten bilinen, belki de IgG testini gereksiz kılan yiyeceklerdi. Bu yöntem şu anda IBS hastaları için diyet tasarlamak için kullanılmamaktadır.

                        FODMAP'ler. Fermente olabilen oligosakkaritler, disakkaritler, monosakkaritler ve poliollerin (FODMAP'ler) ortadan kaldırılması kılavuzlar tarafından tavsiye edilmektedir. 1 FODMAP'ler, yetersiz sindirim nedeniyle bağırsakta fermente olan şekerlerdir; yaygın olanları laktoz, fruktoz, fruktanlar ve sorbitoldür. FOD-MAP içeren gıdalar arasında buğday, bazı meyve ve sebzeler, mısır şurubu ve soğan bulunur.

                        İlk gözlemsel çalışma, düşük FODMAP diyetine bağlı kalan IBS hastalarının %74'ünde belirgin semptom iyileşmesi gösterdi. 47 Ancak bu çalışmaya yalnızca fruktoz nefes testi pozitif olan hastalar dahil edildi ve kontrol grubu dahil edilmedi.

                        Daha sonra yapılan küçük randomize kontrollü bir çalışmada, tipik bir Avustralya diyetiyle karşılaştırıldığında düşük FODMAP diyeti ile semptom şiddetinde ortalama %30'luk bir azalma olduğu bildirildi. 48 Bununla birlikte, düşük FODMAP diyetini geleneksel IBS diyetiyle49 veya değiştirilmiş Birleşik Krallık Ulusal Sağlık ve Bakım Mükemmeliyeti Enstitüsü (NICE) diyetiyle ( Tablo 3 ) 50 karşılaştıran daha sonraki randomize kontrollü çalışmalar , etkinlik açısından hiçbir fark göstermedi; her diyet, Hastaların yaklaşık %50'sinde genel semptomlarda iyileşme. Düşük FODMAP diyeti, değiştirilmiş NICE diyetiyle karşılaştırıldığında karın ağrısının azalmasına yol açtı. Bu nedenle kılavuzlarda düşük FODMAP diyeti tavsiye edilirken, 3başka, daha basit diyetler önermek de mantıklıdır. Ayrıca, 4. haftada yanıt vermeyenler düşük FODMAP diyetini bırakmalı ve alternatif bir diyet başlatmalıdır. Hastaların sık sık küçük, sağlıklı öğünler yemeleri ve egzersiz yapmaları teşvik edilmelidir. 1
                        TABLO 3
                        İrritabl bağırsak sendromu için önerilen diyetler

                        Tersine, 4 hafta sonra düşük FODMAP diyetiyle iyileşme gösteren hastalar, eğitimli bir beslenme uzmanının rehberliğinde uzun vadeli kişiselleştirilmiş bir diyet tasarlamak için FODMAP'leri dikkatli bir şekilde yeniden kullanmalıdır.

                        Laktoz. IBS hastalarının yaklaşık %40'ının laktoz sindirim bozukluğuna sahip olduğu tahmin edilmektedir. 2 Bazı uzmanlar, gerçek laktoz intoleransı olmayan hastalarda bile laktozun hariç tutulmasını önermektedir. 2

                        Gluten eliminasyonu önerilmez. 3 Randomize kontrollü bir çalışma, IBS'li hastalarda glutensiz diyetin faydalı olduğunu gösterirken, 51 daha sonraki bir deneme, halihazırda düşük FODMAP diyeti uygulayanlarda hiçbir fayda göstermedi. 52 , 53 Daha önceki çalışmada gluten ve fruktanlar arasında ayrım yapılmamıştı ve semptomlardaki iyileşme muhtemelen gluten yerine FODMAP fruktanlarının eliminasyonuyla ilişkiliydi. Mikrobiyom değişiklikleri

                        IBS'li bazı hastaların mikrobiyom kompozisyonu değişmiştir. 53 Bunun ince bağırsakta bakteriyel aşırı büyüme oluşturup oluşturmadığı tartışmalıdır.

                        Bu tartışmanın bir kısmı, ince bağırsakta bakteriyel aşırı çoğalma için altın standart bir teşhis testinin bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Bağırsak aspiratları pahalıdır, güvenilmezdir ve elde edilmesi teknik olarak zordur. 54 Nefes testinin güvenilirliği tartışmalıdır çünkü çeşitli substratlar kullanılabilir ve çoğu test pozitiflik için tek tip kriterlerden yoksundur. 55 Anormal nefes testleri IBS hastaları arasında yaygındır ve %35 ile %84 arasında değişmektedir. 56

                        IBS'li hastalar ve sağlıklı kontroller üzerinde yapılan vaka kontrol çalışmalarını kullanan bir meta-analiz, IBS hastalarının anormal nefes testi geçirme olasılığının 3 kat daha fazla olduğunu gösterdi. 55 Glikoz nefes testinin IBS için en yüksek özgüllüğe sahip olduğu görülmektedir. 55 Bu, bazılarının IBS benzeri semptomları olan bazı hastaların gerçekten ince bağırsakta bakteriyel aşırı çoğalmaya sahip olabileceği veya bu şekilde tedavi edilebileceği hipotezini kurmasına yol açmıştır. 55

                        Bununla birlikte, anormal nefes testi ve anormal jejunal aspirat kültürü tanı kriterlerinin IBS hastalarına sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında uygulandığı bir çalışma, 2 grup arasında hiçbir fark bulamadı. 56 Jejunal aspiratların pozitifliği için daha düşük bir eşik değeri kullanıldığında, IBS hastalarında pozitif kriterlerin prevalansı daha yüksekti. Bu, aşırı büyümeye benzer bir patolojinin daha hafif bir biçimini akla getirebilir.

                        IBS hastalarının ince bağırsakta bakteriyel aşırı çoğalma açısından rutin olarak taranması şu anda standart bir uygulama değildir, 3 ancak mikrobiyom üzerinde etkili olan hedefe yönelik tedavilere yönelik araştırmalar devam etmektedir.

                        Düşük FODMAP diyeti. Düşük FODMAP diyetine yanıt verenler mikrobiyomlarının bileşiminde büyük değişiklikler yaşadı. 57 Ne yazık ki diyete verilecek yanıt, başlangıçtaki mikrobiyom bileşimiyle tahmin edilemedi. Gelecekte, hangi IBS hastalarının düşük FODMAP diyetine en çok yanıt vereceğini tahmin etmeye yardımcı olabilecek hasta dışkı mikrobiyotasının özelliklerini keşfedeceğimize dair umut var. 57 Belki nefes testinin tepkiyi öngörmede etkili olduğu kanıtlanacaktır. 47

                        Probiyotikler teorik olarak mikrobiyomu belirli bakterilerle yeniler, bağırsak pH'ını değiştirir, bariyer koruması sağlar ve antiinflamatuar etkilere sahiptir. 31 , 58 Verilerin kalitesi düşük ve çeşitli formülasyonlar arasında dağılmış olmasına rağmen, minimal riskleri göz önüne alındığında şu anda IBS-D için probiyotikler önerilmektedir. 3 , 58

                        Rifaximin , sindirim sistemi üzerindeki etkisini en üst düzeye çıkarırken sistemik olumsuz etkileri en aza indiren, zayıf emilen bir antibiyotiktir. Hedefli, Sistemik Olmayan Antibiyotik Rifaximin IBS-D 1 Tedavisinin Bağırsak Seçici Değerlendirmesi (TAR GET 1) ve TARGET 2 kontrollü çalışmalar, rifaximin alan hastalarda IBS-D veya IBS-M semptomlarında (NNT = 10) daha fazla yeterli iyileşme gösterdi. 3 aylık takip ile plasebo ile. 59 TARGET 3 çalışması, semptomların tekrar ortaya çıkması durumunda rifaximin ile yeniden tedavinin etkili olduğunu göstermiştir. 60

                        Rifaximin'e verilen yanıt, laktuloz nefes testindeki iyileşmeyle ilişkili olsa da, 61 laktuloz nefes testi kullanılarak rifaximin'e verilen yanıtı tahmin etme girişimi başarısız oldu. 61 Rifaximin şu anda IBS-D'de ampirik kullanım için onaylanmıştır. 3

                        Dışkı mikrobiyota nakli . Küçük, randomize kontrollü bir çalışmada, hastaların %65'inin dışkı mikrobiyota nakli aldıktan 3 ay sonra semptomlarında anlamlı iyileşme görüldü (NNT = 4,5). 62 Maalesef plasebonun üzerindeki fayda 12 ayda sürdürülemedi.

                        Sonraki bir meta-analiz, plaseboyla karşılaştırıldığında dışkı mikrobiyota naklinden genel bir fayda kanıtı göstermedi, ancak alt grup analizinde yalnızca tek doz nakil alan hastalarda orta düzeyde bir fayda görüldü (NNT = 5). Yeni yayınlanan randomize kontrollü bir çalışma plaseboya göre büyük bir fayda gösterdi. 63

                        Dışkı mikrobiyota nakli şu anda IBS-D için herhangi bir kılavuz tarafından desteklenmemektedir, ancak ortaya çıkan kanıtlar ışığında bu durum değişebilir. Safra asidi malabsorbsiyonu

                        Kolonda safra miktarının artması kolonik motiliteyi, sıvı sekresyonunu, mukozal geçirgenliği ve iç organ duyusunu artırabilir. 64 IBS-D hastalarının %30 ila %50'sinde safra asidi malabsorbsiyonu mevcut olabilir. 1 Safra asidi emilimi, serum tauroselkolik asit (SeHCAT) seviyesi, dışkı safra asidi, serum 7 alfa-hidroksi-4-kolesten-3 (C4) veya fibroblast büyüme faktörü 19 (FGF19) ölçümüyle tespit edilebilir.

                        Yakın zamanda yapılan bir çalışmada, IBS-D'li hastalardaki anormal SeHCAT düzeyleri, safra asidi ayırıcıyla tedaviye yanıtı etkileyici bir doğrulukla öngördü. 65 Ne yazık ki Se-HCAT testi şu anda Amerika Birleşik Devletleri'nde mevcut değildir. Dışkıda safra asidinin doğrudan ölçümü, 48 saatlik dışkı toplama ve yüksek yağlı diyet gerektirir, bu nedenle birçok hasta için pratik olmayabilir.

                        Serum C4 ve FGF19, safra asidi malabsorbsiyonu için biyobelirteçler olarak, her ikisi de ayrı ayrı66,67 ve daha yakın zamanda kombinasyon halinde68 değerlendirildi ve yaklaşık %80'lik bir özgüllüğe ve negatif öngörü değerine sahip olduğu, ancak daha düşük duyarlılığa ve pozitif öngörücü değere sahip olduğu bulunmuştur .

                        Anormal serum C4 seviyelerinin, çok küçük bir numunede olmasına rağmen, IBS-D'de safra asidi sekestran tedavisine yanıtı öngördüğü daha önce gösterilmiştir. 69 Buna dayanarak, bazı yazarlar IBS-D hastalarında safra asidi malabsorbsiyonu için tarama testleri olarak serum C4 ve FGF19'u önermişlerdir, 68 ancak bu ana akım uygulamaya ulaşmamıştır ve şu anda herhangi bir kılavuz tarafından önerilmemektedir. IBS-D hastalarında safra asidi tutucuların ampirik kullanımına ilişkin uzman görüşleri karışıktır. 8 HEDEFLİ TERAPİ HALA DEVAM EDEN BİR ÇALIŞMA

                        İrritabl barsak sendromu, çeşitli patolojik mekanizmaların ve bireyselleştirilmiş tedavi stratejileri gerektiren şiddet derecelerinin bir araya geldiği heterojen bir hastalıktır. Teşhis klinik olarak kalır ve Roma IV kriterlerinin ötesine uzanır. IBS'nin beyin-bağırsak etkileşimlerinin bir bozukluğu olduğu yönündeki geleneksel anlayış doğru kalırken, devam eden araştırmalar, IBS-D'nin patofizyolojisine muhtemelen katkıda bulunan, artan sayıda incelikli ancak objektif mikroskobik bağırsak anormalliklerini içeren, IBS'nin gelişen anlayışına katkıda bulunmuştur.

                        Terapiler giderek bu mekanizmaların bir veya daha fazlasını hedef alıyor ve bu da birçok yeni tedavi seçeneğinin ortaya çıkmasına yol açıyor ( Şekil 2 ). Hedefe yönelik tedaviyi mümkün kılmak için hastaların kesin hastalık mekanizmasının belirlenmesi devam eden bir çalışmadır, ancak bunun yakın gelecekte başarılabileceğini ummak için nedenler vardır. Bu arada, kanıta dayalı tedavi ampirik olmaya devam ediyor, ancak klinisyenler en belirgin semptomlar veya patofizyoloji için klinik şüphelerine uygun olarak onaylanmış tedavilerin uygulanma sırasını ayarlamakta özgürdür.
                        şekil 2
                        şekil 2
                        İrritabl bağırsak sendromu-ishal tipinin tedavisi için önerilen algoritma.
                        • Telif Hakkı © 2020 Cleveland Klinik Vakfı. Her hakkı saklıdır.
                        REFERANSLAR

                        1. ↵
                          1. Merhaba WD ,
                          2. Kurlander J ,
                          3. Eswaran S
                          . İrritabl bağırsak sendromu: klinik bir inceleme . JAMA 2015 ; 313 ( 9 ): 949 – 958 . doi: 10.1001/jama.2015.0954
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        2. ↵
                          1. Mearin F ,
                          2. Dantelli BE ,
                          3. Chang L ve diğerleri
                          . Bağırsak bozuklukları Gastroenteroloji 2016 ; 150 ( 6 ): 1393 – 1407 . doi: 10.1053/j.gastro.2016.02.031
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        3. ↵
                          1. Ford AC ,
                          2. Moayyedi P. _
                          3. Chey WD ve arkadaşları ; İrritabl Bağırsak Sendromunun Yönetimine ilişkin ACG Çalışma Grubu
                          . Amerikan Gastroenteroloji Koleji'nin irritabl bağırsak sendromunun tedavisine ilişkin monografisi . Am J Gastroenterol 2018 ; 113 ( ek 2 ): 1 – 18 . doi: 10.1038/s41395-018-0084-x
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        4. ↵
                          1. Amerikan Gastroenteroloji Koleji İrritabl Bağırsak Sendromu Çalışma Grubu ;
                          2. Brandt LJ ,
                          3. Merhaba WD ,
                          4. Foxx-Orenstein ve diğerleri
                          . İrritabl bağırsak sendromunun yönetimine ilişkin kanıta dayalı bir durum beyanı . Am J Gastroenterol 2009 ; 104 ( ek 1 ): S1 – S5 . doi: 10.1038/ajg.2008.122
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        5. ↵
                          1. Lewis SJ ,
                          2. Heaton'ın KW'si
                          . Bağırsak geçiş süresine ilişkin yararlı bir kılavuz olarak dışkı formu ölçeği . Scand J Gastroenterol 1997 ; 32 ( 9 ): 920 – 924 . doi: 10.3109/00365529709011203
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        6. ↵
                          1. Drossman Savcısı ,
                          2. Hasler WL
                          . Roma IV-fonksiyonel GI bozuklukları: bağırsak-beyin etkileşimi bozuklukları . Gastroenteroloji 2016 ; 150 ( 6 ): 1257 – 1261 . doi: 10.1053/j.gastro.2016.03.035
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        7. ↵
                          1. Palsson işletim sistemi ,
                          2. Whitehead BİZ ,
                          3. van Tilburg MA , ve diğerleri
                          . Araştırmacılar ve klinisyenler için Roma IV tanısal anketler ve tablolar . Gastroenteroloji 2016 ; 150 ( 6 ): 1481 – 1491 . doi: 10.1053/j.gastro.2016.02.014
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        8. ↵
                          1. Smalley W ,
                          2. Falck-Ytter C ,
                          3. Carrasco-Labra A ,
                          4. Wani S ,
                          5. Lytvyn L ,
                          6. Falck-Ytter Y
                          . Yetişkinlerde fonksiyonel ishal ve ishalin baskın olduğu irritabl bağırsak sendromunun (IBS-D) laboratuvar değerlendirmesine ilişkin AGA klinik uygulama kılavuzları . Gastroenteroloji 2019 ; 157 ( 3 ): 851 – 854 . doi: 10.1053/j.gastro.2019.07.004
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        9. ↵
                          1. Ford AC ,
                          2. Merhaba WD ,
                          3. Talley NJ ,
                          4. Malhotra A ,
                          5. Spiegel BM ,
                          6. Moayyedi P
                          . İrritabl barsak sendromunu düşündüren semptomları olan bireylerde çölyak hastalığı için tanısal testlerin verimi: sistematik inceleme ve meta-analiz . Arch Stajyer Med 2009 ; 169 ( 7 ): 651 – 658 . doi: 10.1001/archinternmed.2009.22
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        10. ↵
                          1. Nakit BD ,
                          2. Rubenstein JH ,
                          3. Genç PE ve diğerleri
                          . Kabızlıksız irritabl barsak sendromu olan hastalarda çölyak hastalığının prevalansı kontrollerle benzerdir . Gastroenteroloji 2011 ; 141 ( 4 ): 1187 – 1193 . doi: 10.1053/j.gastro.2011.06.084
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        11. ↵
                          1. Lesbros-Pantoflickova D ,
                          2. Micheletti P. _
                          3. Kızarmış M ,
                          4. Beglinger C ,
                          5. Blum AL
                          . Meta-analiz: irritabl bağırsak sendromunun tedavisi . Aliment Pharmacol Ther 2004 ; 20 ( 11–12 ): 1253 – 1269 . doi: 10.1111/j.1365-2036.2004.02267.x
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        12. ↵
                          1. Delvaux M
                          . İrritabl barsak sendromunun patofizyolojisinde visseral duyarlılığın rolü . Bağırsak 2002 ; 51 ( ek 1 ): i67 – i71 . doi: 10.1136/gut.51.suppl_1.i67
                          Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                        13. ↵
                          1. Eshraghian A ,
                          2. Eshraghian H
                          . Cajal'ın interstisyel hücreleri: irritabl barsak sendromunun patofizyolojisi için yeni bir hipotez . Can J Gastroenterol 2011 ; 25 ( 5 ) : 277-279 . _ doi: 10.1155/2011/478370
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        14. ↵
                          1. Selam WY ,
                          2. Jin HO ,
                          3. Lee MH ,
                          4. Güneş SW ,
                          5. Lee Ky
                          . Karın ağrısı ve ishal gösteren irritabl bağırsak sendromlu hastalarda kolonik motilite anormalliği . Am J Gastroenterol 2001 ; 96 ( 5 ): 1499 – 1506 . doi: 10.1111/j.1572-0241.2001.03804.x
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        15. ↵
                          1. Ford AC ,
                          2. Quigley EM ,
                          3. Lacy BE ve diğerleri
                          . İrritabl bağırsak sendromunda antidepresanların ve hipnoterapi dahil psikolojik tedavilerin etkisi: sistematik inceleme ve meta-analiz . Am J Gastroenterol 2014 ; 109 ( 9 ): 1350 – 1365 . doi: 10.1038/ajg.2014.148
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        16. ↵
                          1. Lackner JM ,
                          2. Jaccard J ,
                          3. Keefer L ve diğerleri
                          . Refrakter irritabl bağırsak sendromu için bilişsel davranış terapisinden sonra gastrointestinal semptomlarda iyileşme . Gastroenteroloji 2018 ; 155 ( 1 ): 47 – 57 . doi: 10.1053/j.gastro.2018.03.063
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        17. ↵
                          1. Ford AC ,
                          2. Dantelli BE ,
                          3. Harris Los Angeles ,
                          4. Quigley EM ,
                          5. Moayyedi P
                          . İrritabl barsak sendromunda antidepresanların ve psikolojik tedavilerin etkisi: güncellenmiş bir sistematik inceleme ve meta-analiz . Am J Gastroenterol 2019 ; 114 ( 1 ) : 21-39 . _ doi: 10.1038/s41395-018-0222-5
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        18. ↵
                          1. Annahazi A ,
                          2. Roka R ,
                          3. Rosztóczy A ,
                          4. Wittmann T
                          . İrritabl bağırsak sendromunun tedavisinde antispazmodiklerin rolü . Dünya J Gastroenterol 2014 ; 20 ( 20 ): 6031 – 6043 . doi: 10.3748/wjg.v20.i20.6031
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        19. ↵
                          1. KennedyTM , _
                          2. Chader T ,
                          3. McCrone P ve diğerleri
                          . Birinci basamakta irritabl barsak sendromu için antispazmodik tedaviye ek olarak bilişsel davranışçı terapi: randomize kontrollü çalışma . Sağlık Teknolojisi Değerlendirmesi 2006 ; 10 ( 19 ). doi: 10.3310/hta10190
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        20. ↵
                          1. Siah KT ,
                          2. Wong RK ,
                          3. Ho KY
                          . İrritabl bağırsak sendromunun tedavisi için melatonin . Dünya J Gastroenterol 2014 ; 20 ( 10 ): 2492 – 2498 . doi: 10.3748/wjg.v20.i10.2492
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        21. ↵
                          1. Nakit BD ,
                          2. Epstein MS ,
                          3. Şah SM
                          . Nane yağının yeni bir dağıtım sistemi, irritabl bağırsak sendromu semptomları için etkili bir tedavidir . Dig Dis Sci 2016 ; 61 ( 2 ): 560 – 571 . doi: 10.1007/s10620-015-3858-7
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        22. ↵
                          1. Crowell MD
                          . İrritabl bağırsak sendromunun patofizyolojisinde serotoninin rolü . Br J Pharmacol 2004 ; 141 ( 8 ): 1285 – 1293 . doi: 10.1038/sj.bjp.0705762
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        23. ↵
                          1. Dunlop SP ,
                          2. Coleman NS ,
                          3. Blackshaw E ve diğerleri
                          . İrritabl barsak sendromunda 5-hidroksitriptamin metabolizmasındaki anormallikler . Clin Gastroenterol Hepatol 2005 ; 3 ( 4 ): 349 – 357 . doi: 10.1016/s1542-3565(04)00726-8
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        24. ↵
                          1. Atkinson W ,
                          2. Lockhart S ,
                          3. Whorwell PJ ,
                          4. Keevil B ,
                          5. Houghton LA
                          . Kabızlık ve ishalin baskın olduğu irritabl bağırsak sendromu olan hastalarda değişen 5-hidroksitriptamin sinyali . Gastroenteroloji 2006 ; 130 ( 1 ): 34 – 43 . doi: 10.1053/j.gastro.2005.09.031
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        25. ↵
                          1. Ford AC ,
                          2. Brandt LJ ,
                          3. Genç C ,
                          4. Merhaba WD ,
                          5. Foxx-Orenstein AE ,
                          6. Moayyedi P
                          . İrritabl barsak sendromunda 5-HT3 antagonistlerinin ve 5-HT4 agonistlerinin etkinliği: sistematik inceleme ve meta-analiz . Am J Gastroenterol 2009 ; 104 ( 7 ): 1831 – 1843 . doi: 10.1038/ajg.2009.223
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        26. ↵
                          1. MillerDP'si , _
                          2. Alfredson T ,
                          3. SF'yi pişir ,
                          4. Kumlar BE ,
                          5. Walker AM
                          . Alosetron hidroklorür kullanımına bağlı olarak kolon iskemisinin görülme sıklığı, hastaneye yatırılan kabızlık komplikasyonları ve bağırsak ameliyatı . Am J Gastroenterol 2003 ; 98 ( 5 ): 1117 – 1122 . doi: 10.1111/j.1572-0241.2003.07418.x
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        27. ↵
                          1. Garsed K ,
                          2. Çernova J ,
                          3. Hastings M ve diğerleri
                          . İshalli irritabl bağırsak sendromunun tedavisi için on-dansetron ile yapılan randomize bir çalışma . Gut 2014 ; 63 ( 10 ): 1617 – 1625 . doi: 10.1136/gutjnl-2013-305989
                          Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                        28. ↵
                          1. Lembo AJ ,
                          2. Dantelli BE ,
                          3. Zuckerman MJ ve diğerleri
                          . İshalli irritabl bağırsak sendromu için Eluxadoline . N Engl J Med 2016 ; 374 ( 3 ): 242 – 253 . doi: 10.1056/NEJMoa1505180
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        29. ↵
                          1. Nakit BD ,
                          2. Dantelli BE ,
                          3. SchoenfeldPS , _
                          4. Güvercin LS ,
                          5. Covington PS
                          . İshalli irritabl barsak sendromu olan hastalarda eluxadoline'ın güvenliği . Am J Gastroenterol 2017 ; 112 ( 2 ) : 365-374 . _ doi: 10.1038/ajg.2016.542
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        30. ↵
                          1. Bar dükkanı K ,
                          2. Stalker K
                          . İshalli irritabl barsak sendromunda eluxadoline: gerekçe, kanıt ve tedavideki yeri . Ther Adv Chronic Dis 2017 ; 8 ( 11 ) : 153-160 . _ doi: 10.1177/2040622317714389
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        31. ↵
                          1. Zhang FM ,
                          2. Li S. _
                          3. Ding L ve diğerleri
                          . İrritabl bağırsak sendromunu tedavi etmek için mesalazinin etkinliği: bir meta-analiz . Tıp (Baltimore) 2019 ; 98 ( 28 ): e16297 . doi: 10.1097/MD.0000000000016297
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        32. ↵
                          1. Carroccio A ,
                          2. Giannone G ,
                          3. Mansueto P ve diğerleri
                          . Çölyak dışı buğday duyarlılığı olan hastalarda duodenal ve rektal mukoza iltihabı . Clin Gastroenterol Hepatol 2019 ; 17 ( 4 ): 682 – 690.e3 . doi: 10.1016/j.cgh.2018.08.043
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        33. ↵
                          1. Dunlop SP ,
                          2. Jenkins D. ,
                          3. Neal KR ve diğerleri
                          . Enfeksiyon sonrası irritabl bağırsak sendromunda randomize, çift kör, plasebo kontrollü prednizolon denemesi . Aliment Pharmacol Ther 2003 ; 18 ( 1 ) : 77-84 . _ doi: 10.1046/j.1365-2036.2003.01640.x
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        34. ↵
                          1. Huerta C ,
                          2. Garcia Rodríguez Los Angeles ,
                          3. Wallander MA ,
                          4. Johansson S
                          . Oral steroid kullananların irritabl bağırsak sendromu geliştirme riski daha düşüktür . Pharmacoepidemiol Drug Saf 2003 ; 12 ( 7 ) : 583-588 . _ doi: 10.1002/pds.836
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        35. ↵
                          1. Klooker TK ,
                          2. Braak B ,
                          3. Koopman KE ve diğerleri
                          . Mast hücre stabilizatörü ketotifen, irritabl bağırsak sendromlu hastalarda visseral aşırı duyarlılığı azaltır ve bağırsak semptomlarını iyileştirir . Bağırsak 2010 ; 59 ( 9 ): 1213 – 1221 . doi: 10.1136/gut.2010.213108
                          Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                          1. Barbara G. ,
                          2. Stanghellini V ,
                          3. Cremon C ve diğerleri
                          . İrritabl bağırsak sendromu için aminosalisilatlar ve diğer antiinflamatuar bileşikler . Dig Dis 2009 ; 27 ( ek 1 ): 115 – 121 . doi: 10.1159/000268131
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          1. Wouter'lar MM ,
                          2. Baleman'lar D ,
                          3. Van Wanrooy S ve diğerleri
                          . TRPV1'in histamin reseptörü H1 aracılı duyarlılığı, irritabl bağırsak sendromu olan hastalarda visseral aşırı duyarlılığa ve semptomlara aracılık eder . Gastroenteroloji 2016 ; 150 ( 4 ): 875 – 887.e9 . doi: 10.1053/j.gastro.2015.12.034
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          1. Lobo B ,
                          2. Ramos L. _
                          3. Martínez C ve diğerleri
                          . İshal-irritabl bağırsak sendromunda oral disodyum kromoglikat ile mukozal mast hücre aktivasyonunun ve bağışıklık tepkisinin aşağı regülasyonu: bir pilot çalışma . Birleşik Avrupa Gastroenterol J 2017 ; 5 ( 6 ) : 887-897 . _ doi: 10.1177/2050640617691690
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          1. ZhangL , _
                          2. ŞarkıJ , _
                          3. Hou X
                          . Mast hücreleri ve irritabl bağırsak sendromu: tezgahtan başucuna . J Neurogastroenterol Motil 2016 ; 22 ( 2 ): 181 – 192 . doi: 10.5056/jnm15137
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        36. ↵
                          1. Kremon C ,
                          2. Stanghellini V ,
                          3. Barbaro MR ve diğerleri
                          . Randomize klinik çalışma: irritabl barsak sendromunda palmitoiletanolamid ve polidatin ile diyet takviyesinin analjezik özellikleri . Aliment Pharmacol Ther 2017 ; 45 ( 7 ): 909 – 922 . doi: 10.1111/apt.13958
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        37. ↵
                          1. Litleskare S ,
                          2. Rortveit G ,
                          3. Eide GE ,
                          4. Hanevik K. _
                          5. Langeland N ,
                          6. Wensaas KA
                          . Giardia enfeksiyonundan 10 yıl sonra irritabl bağırsak sendromu ve kronik yorgunluğun yaygınlığı . Clin Gastroenterol Hepatol 2018 ; 16 ( 7 ): 1064 – 1072.e4 . doi: 10.1016/j.cgh.2018.01.022
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        38. ↵
                          1. Pimentel M ,
                          2. Morales W ,
                          3. Rezaie A ve diğerleri
                          . İnsan deneklerde ishalin baskın olduğu irritabl bağırsak sendromu için bir biyobelirtecin geliştirilmesi ve doğrulanması . PLoS Bir 2015 ; 10 ( 5 ): e0126438 . doi: 10.1371/journal.pone.0126438
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        39. ↵
                          1. Talley NJ ,
                          2. Holtman G ,
                          3. Walker MM ve diğerleri
                          . Fonksiyonel dispepsi ve irritabl bağırsak sendromu olan toplum ve sağlık popülasyonlarında biyobelirteçler olarak dolaşımdaki anti-sitoletal şişkin toksin B ve anti-vinculin antikorları . Clin Transl Gastroenterol 2019 ; 10 ( 7 ): e00064 . doi: 10.14309/ctg.00000000000000064
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        40. ↵
                          1. Zhou Q ,
                          2. Verne ML ,
                          3. Fields JZ ve diğerleri
                          . Enfeksiyon sonrası irritabl bağırsak sendromu için diyet glutamin takviyelerinin randomize plasebo kontrollü denemesi . Bağırsak 2019 ; 68 ( 6 ): 996 – 1002 . doi: 10.1136/gutjnl-2017-315136
                          Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                        41. ↵
                          1. Ford AC ,
                          2. Gibson PR
                          . Enfeksiyon sonrası IBS'de glutaminin etkinliği . Bağırsak 2019 ; 68 ( 10 ): 1905 – 1906 . doi: 10.1136/gutjnl-2018-317438
                          ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                        42. ↵
                          1. Atkinson W ,
                          2. Sheldon TA ,
                          3. Shaath N ,
                          4. Whorwell PJ
                          . İrritabl bağırsak sendromunda IgG antikorlarına dayalı gıda eliminasyonu: randomize kontrollü bir çalışma . Gut 2004 ; 53 ( 10 ): 1459 – 1464 . doi: 10.1136/gut.2003.037697
                          Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                        43. ↵
                          1. Çoban SJ ,
                          2. Gibson PR
                          . Fruktoz malabsorbsiyonu ve irritabl bağırsak sendromunun semptomları: Etkili diyet yönetimi için kılavuzlar . J Am Diyet Doç. 2006 ; 106 ( 10 ): 1631 – 1639 . doi: 10.1016/j.jada.2006.07.010
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        44. ↵
                          1. Halmos EP ,
                          2. Güç VA ,
                          3. Çoban SJ ,
                          4. Gibson PR ,
                          5. Muir JG
                          . FODMAP'ler bakımından düşük bir diyet, irritabl bağırsak sendromu semptomlarını azaltır . Gastroenteroloji 2014 ; 146 ( 1 ): 67 – 75.e5 . doi: 10.1053/j.gastro.2013.09.046
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        45. ↵
                          1. Böhn L ,
                          2. Störsrud S ,
                          3. Liljebo T ve diğerleri
                          . FODMAP'ler bakımından düşük diyet, irritabl bağırsak sendromunun semptomlarını ve geleneksel diyet tavsiyesini azaltır: randomize kontrollü bir çalışma . Gastroenteroloji 2015 ; 149 ( 6 ): 1399 – 1407.e2 . doi: 10.1053/j.gastro.2015.07.054
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        46. ↵
                          1. Eswaran SL ,
                          2. Merhaba WD ,
                          3. Han Markey T ,
                          4. Top S ,
                          5. Jackson K.
                          . IBS-D'li ABD'li yetişkinlerde düşük FODMAP diyeti ile değiştirilmiş NICE kılavuzlarını karşılaştıran randomize kontrollü bir çalışma . Am J Gastroenterol 2016 ; 111 ( 12 ): 1824 – 1832 . doi: 10.1038/ajg.2016.434
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        47. ↵
                          1. Biesiekierski JR ,
                          2. Newnham ED ,
                          3. Irving Başbakanı ve diğerleri
                          . Gluten, çölyak hastalığı olmayan kişilerde gastrointestinal semptomlara neden olur: çift kör, randomize, plasebo kontrollü bir çalışma . Am J Gastroenterol 2011 ; 106 ( 3 ): 508 – 514 . doi: 10.1038/ajg.2010.487
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        48. ↵
                          1. Biesiekierski JR ,
                          2. Peters SL ,
                          3. Newnham ED ,
                          4. Rosella O ,
                          5. MuirJG , _
                          6. Gibson PR
                          . Fermente olabilen, zayıf emilen, kısa zincirli karbonhidratların diyetle azaltılmasından sonra çölyak dışı gluten duyarlılığı olduğunu bildiren hastalarda glutenin etkisi yoktur . Gastroenteroloji 2013 ; 145 ( 2 ): 320 – 328.e1–3 . doi: 10.1053/j.gastro.2013.04.051
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        49. ↵
                          1. Simren M ,
                          2. Barbara G. ,
                          3. Flint HJ ve diğerleri ; Roma Vakfı Komitesi
                          . Fonksiyonel bağırsak bozukluklarında bağırsak mikrobiyotası: Roma vakfı raporu . Gut 2013 ; 62 ( 1 ): 159 – 176 . doi: 10.1136/gutjnl-2012-302167
                          Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                        50. ↵
                          1. Saad RJ ,
                          2. Chey WD
                          . İnce bağırsakta bakteriyel aşırı çoğalma için nefes testi: test doğruluğunun en üst düzeye çıkarılması . Clin Gastroenterol Hepatol 2014 ; 12 ( 12 ): 1964 – 1972 . doi: 10.1016/j.cgh.2013.09.055
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        51. ↵
                          1. Şah ED ,
                          2. Basseri RJ ,
                          3. Çong K ,
                          4. Pimentel M
                          . IBS'de anormal nefes testi: bir meta-analiz . Dig Dis Sci 2010 ; 55 ( 9 ): 2441 – 2449 . doi: 10.1007/s10620-010-1276-4
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        52. ↵
                          1. Poserud I ,
                          2. StotzerPO , _
                          3. Björnsson ES ,
                          4. Abrahamson H ,
                          5. Simrén M
                          . İrritabl bağırsak sendromu olan hastalarda ince bağırsakta bakteriyel aşırı büyüme . Gut 2007 ; 56 ( 6 ): 802 – 808 . doi: 10.1136/gut.2006.108712
                          Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                        53. ↵
                          1. Bennet SM ,
                          2. Böhn L ,
                          3. Störsrud S ve diğerleri
                          . IBS'li hastaların dışkı bakteri profillerinin çok değişkenli modellemesi, FODMAP'lerin düşük olduğu bir diyete duyarlılığı öngörüyor . Bağırsak 2018 ; 67 ( 5 ): 872 – 881 . doi: 10.1136/gutjnl-2016-313128
                          Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                        54. ↵
                          1. Hod K ,
                          2. Ringel Y
                          . Fonksiyonel bağırsak bozukluklarında probiyotikler . En İyi Uygulama Res Clin Gastroenterol 2016 ; 30 ( 1 ): 89 – 97 . doi: 10.1016/j.bpg.2016.01.003
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        55. ↵
                          1. Pimentel M ,
                          2. Lembo A ,
                          3. Chey WD ve arkadaşları ; HEDEF Çalışma Grubu
                          . Kabızlık olmadan irritabl bağırsak sendromu olan hastalar için Rifaxi-min tedavisi . N Engl J Med 2011 ; 364 ( 1 ): 22 – 32 . doi: 10.1056/NEJMoa1004409
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        56. ↵
                          1. Lembo A ,
                          2. Pimentel M ,
                          3. Rao SS ve diğerleri
                          . İshalin baskın olduğu irritabl bağırsak sendromu olan hastalarda rifaxi-min ile tekrarlanan tedavi güvenli ve etkilidir . Gastroenteroloji 2016 ; 151 ( 6 ) : 1113-1121 . _ doi: 10.1053/j.gastro.2016.08.003
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        57. ↵
                          1. Sharara AI ,
                          2. Aun E ,
                          3. Abdul-Baki H ,
                          4. Münzer R ,
                          5. Sidani S ,
                          6. El Hac I
                          . Karın şişkinliği ve şişkinliği olan hastalarda randomize, çift-kör, plasebo kontrollü bir rifaximin çalışması . Am J Gastroenterol 2006 ; 101 ( 2 ) : 326-333 . _ doi: 10.1111/j.1572-0241.2006.00458.x
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        58. ↵
                          1. Johnsen PH ,
                          2. Hilpüsch F ,
                          3. Cavanagh JP ve diğerleri
                          . Orta ila şiddetli irritabl bağırsak sendromu için dışkı mikrobiyota transplantasyonuna karşı plasebo: çift kör, randomize, plasebo kontrollü, paralel grup, tek merkezli bir çalışma . Lancet Gastroenterol Hepatol 2018 ; 3 ( 1 ): 17 – 24 . doi: 10.1016/S2468-1253(17)30338-2
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        59. ↵
                          1. El-Salhy M ,
                          2. Hatlebakk JG ,
                          3. Gilja OH ,
                          4. Bråthen Kristoffersen A ,
                          5. Hausken T
                          . Randomize, çift kör, plasebo kontrollü bir çalışmada irritabl bağırsak sendromlu hastalar için dışkı mikrobiyota transplantasyonunun etkinliği . Gut 2019 . doi: 10.1136/gutjnl-2019-319630 . Epub baskıdan önce .
                          Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                        60. ↵
                          1. Çamilleri M
                          . Safra asidi ishali: prevalans, patogenez ve tedavi . Bağırsak Karaciğeri 2015 ; 9 ( 3 ) : 332-339 . _ doi: 10.5009/gnl14397
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        61. ↵
                          1. Wedlake L ,
                          2. A'Hern R ,
                          3. Russel D. ,
                          4. Thomas K. ,
                          5. WaltersJR , _
                          6. Andreyev HJ
                          . Sistematik inceleme: İshalin baskın olduğu irritabl bağırsak sendromu olan hastalarda SeHCAT taramasıyla teşhis edilen idiyopatik safra asidi malabsorbsiyonunun prevalansı . Aliment Pharmacol Ther 2009 ; 30 ( 7 ): 707 – 717 . doi: 10.1111/j.1365-2036.2009.04081.x
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        62. ↵
                          1. Sauter GH ,
                          2. Münzing W ,
                          3. von Ritter C ,
                          4. Paumgartner G
                          . Kronik ishalin bir nedeni olarak safra asidi malabsorbsiyonu: serumda 7alfa-hidroksi-4-kolesten-3-onun tanısal değeri . Dig Dis Sci 1999 ; 44 ( 1 ) : 14-19 . _ doi: 10.1023/a:1026681512303
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        63. ↵
                          1. Pattni SS ,
                          2. Brydon WG ,
                          3. Dew T ve diğerleri
                          . Safra asidi ishali olan hastalarda fibroblast büyüme faktörü 19: FGF19 serum tahlili ve SeHCAT retansiyonunun prospektif bir karşılaştırması . Aliment Pharmacol Ther 2013 ; 38 ( 8 ): 967 – 976 . doi: 10.1111/apt.12466
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                        64. ↵
                          1. Vijayvargiya P. _
                          2. Çamilleri M ,
                          3. Carlson P ve diğerleri
                          . IBS-ishal ve fonksiyonel ishalde safra asidi ishali tanısını dışlamak için serum C4 ve FGF19 ölçümlerinin performans özellikleri . Aliment Pharmacol Ther 2017 ; 46 ( 6 ): 581 – 588 . doi: 10.1111/apt.14214
                          Çapraz ReferansGoogle Akademik
                        65. ↵
                          1. Odunsi-Şiyanbade ST ,
                          2. Çamilleri M ,
                          3. McKinzie S ve diğerleri
                          . Chenodeoksikolat ve safra asidi tutucusu kolesevelamın bağırsak geçişi ve bağırsak fonksiyonu üzerindeki etkileri . Clin Gastroenterol Hepatol 2010 ; 8 ( 2 ): 159 – 165 . doi: 10.1016/j.cgh.2009.10.020
                          Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik

                        Yorum yap


                        • #13
                          İshalli irritabl bağırsak sendromu: Tedavi devam eden bir çalışmadır
                          Michael Kurin , MD ve Gregory Cooper , MD https://www.ccjm.org/content/87/8/501
                          Cleveland Clinic Tıp Dergisi Ağustos 2020, 87 (8) 501-511; DOI: https://doi.org/10.3949/ccjm.87a.19011

                          SOYUT
                          İrritabl bağırsak sendromu (IBS), yüksek prevalansa sahip ve yaşam kalitesi üzerinde önemli etkisi olan heterojen fonksiyonel bir hastalıktır. Geleneksel olarak saf bir beyin-bağırsak etkileşimi bozukluğu olarak anlaşılan IBS'nin, bazıları bağırsak yapısında, fonksiyonunda ve mikrobiyomda objektif değişiklikler içeren çeşitli patolojileri kapsadığı giderek daha açık hale gelmektedir. IBS, en belirgin dışkı şekline göre ishal, kabızlık veya karışık tip olarak alt sınıflara ayrılır. İshal tipinin tanı ve tedavisini patofizyolojik bir bakış açısıyla, mekanik temelli hedefe yönelik tedavi yaklaşımını bilgilendirebilecek son gelişmelere dikkat ederek gözden geçiriyoruz.

                          ANAHTAR NOKTALARI

                          Semptomatik günlerde bağırsak hareketlerinin en az %25'i Bristol Dışkı Skalasına göre tip 6 veya 7 olduğunda IBS, IBS-ishal olarak sınıflandırılır.
                          • Yeni araştırmalar, IBS'nin bağırsak iltihabı, bağırsak geçirgenliğini artıran enfeksiyon sonrası sekel, gıda hassasiyeti, mikrobiyom değişiklikleri ve safra asidi malabsorbsiyonunu içeren çeşitli patolojilere sahip olduğunu göstermektedir.
                          • Terapiler giderek bu patolojilerin bir veya daha fazlasını hedef alıyor ve bu da probiyotikler, safra asidi ayırıcılar ve düşük FODMAP (fermente edilebilir oligosakkaritler, disakkaritler, monosakkaritler ve polioller) diyeti gibi yeni tedavilerin bulunmasına yol açıyor.
                          • Birinci basamak tedaviler hâlâ ishal önleyici ilaçları, düzenli egzersizi, psikolojik terapiyi ve geleneksel IBS diyetini içermektedir.
                          İrritabl bağırsak sendromu (IBS) klinik bir tanı olmaya devam etmektedir ve tedavisi hala çoğunlukla ampiriktir ve semptomları hafifletmeye odaklanmıştır. Bununla birlikte, mekanizmalarını anlamamız ilerlemektedir ve tedaviler giderek bireysel hastadaki etiyolojiye yönelik olarak hedeflenmektedir.

                          FONKSİYONEL BİR HASTALIK
                          IBS, kronik aralıklı karın ağrısı ve değişen bağırsak alışkanlıklarıyla karakterize fonksiyonel bir hastalıktır. 1 Hastalar ayrıca yemek sonrası veya strese bağlı karın şişkinliği ve yetersiz boşalma hissi de yaşayabilir. 2 Eşlik eden dispepsi, duygudurum bozukluğu, kronik migren, interstisyel sistit ve fibromiyalji yaygındır. 2 Tahmini ulusal yaygınlık %10 ila %12 arasındadır, 3 ancak bazı tahminler %21'e kadar çıkmaktadır. 1 İyi belgelenmiş bir 3:1 kadın üstünlüğü vardır. 2 Bu bozukluk ülke çapındaki tüm gastroenteroloji sevklerinin %25 ila %50'sini oluşturmaktadır ve sağlık yükü yıllık 20 milyar doları aşmaktadır. 4

                          İrritabl bağırsak sendromunun 3 alt tipi vardır:

                          IBS-ishal (IBS-D) tanısı, semptomatik günlerde bağırsak hareketlerinin en az %25'inin Bristol Dışkı Skalasına göre tip 6 (net kenarları olmayan yumuşak kıvam) veya tip 7 (katı madde içermeyen tamamen sıvı) olması durumunda konur 5 , 6

                          IBS-kabızlık (IBS-C), bağırsak hareketlerinin %25'inin tip 1 (sert ve topaklı) veya tip 2 (sosis benzeri ve topaklı) olması durumunda teşhis edilir.

                          Her iki kriter de karşılandığında
                          IBS-karışık (IBS-M) tanısı konur.

                          Hastaların yaklaşık üçte biri her bir alt tipe girmektedir. 3 Bu derleme IBS-D'nin tanısı ve tedavisine odaklanmaktadır.

                          TEŞHİS
                          IBS için en yaygın kabul gören tanı kriterleri Roma IV, 2'dir ; yani son 3 ay içinde haftada en az 1 gün tekrarlayan karın ağrısı (aşağıdakilerden en az 2'si gereklidir):
                          • Dışkılama ile ilgili
                          • Dışkı sıklığındaki değişiklikle ilişkili
                          • Dışkı formundaki değişiklik ile ilişkilidir.

                          Roma IV kriterlerine ilişkin bir doğrulama çalışması 3 ülkedeki 9 merkezde gerçekleştirildi ve %62 duyarlılık ve %97 özgüllük gösterdi; ancak inflamatuar barsak hastalığı, çölyak hastalığı ve diyabet hastaları hariç tutuldu. 7 Altın standart, endoskopide normal bulgular ve bu istatistiklerin doğruluğunu azaltan doğal bir subjektiflik taşıyan, hekimin IBS tanısı koymasıydı. Roma IV kriterleri, IBS'yi alt gastrointestinal semptomların diğer nedenlerinden, özellikle de endoskopide görülmeyenlerden ayırt edememektedir.

                          Roma IV kriterlerini karşılayan hastaları değerlendirirken diğer birçok bozukluğun da dikkate alınması gerekir ( Tablo 1 ). Ayrıca IBS tanısının karın "ağrısı" olan hastalarla sınırlandırılmamasını da tavsiye ediyoruz. ABD Gıda ve İlaç İdaresi tarafından IBS için onaylanan tüm tedaviler, karın "rahatsızlığı" olan hastaları da içeren eski Roma kriterleri temel alınarak incelenmiştir.
                          • Satır içi görüntüle
                          • Açılır pencereyi görüntüle

                          TABLO 1
                          İrritabl barsak sendromu-ishal öncesi dikkate alınması gereken tanılar

                          Geçmişte, IBS semptomlarının diğer nedenlerinin dışlanması, inflamatuar bağırsak hastalığını dışlamak için endoskopik incelemeye odaklanıyordu. Artık Roma IV kriterlerini karşılayan hastalarda, alarm işaretleri ( Tablo 2 ) veya laboratuvar anormallikleri olmadığı sürece endoskopi önerilmemektedir, çünkü bu ortamda inflamatuar barsak hastalığı, çölyak hastalığı, kolon kanseri veya mikroskobik kolit bulunma olasılığı ihmal edilebilir düzeydedir ( Şekil 2) . 1 ). 3
                          • Satır içi görüntüle
                          • Açılır pencereyi görüntüle

                          TABLO 2
                          Alarm işaretleri ve semptomları
                          Şekil 1
                          • Şekli indir
                          • Yeni sekmede aç
                          • Powerpoint'i indir

                          Şekil 1
                          İrritabl bağırsak sendromu-ishal (IBS-D) tanısı için algoritma.

                          Alarm belirtilerinin yokluğunda, fekal kalprotektin (referans aralığı < 40 μg/g) gibi laboratuvar testlerinin inflamatuar barsak hastalığını etkili bir şekilde dışlamak için yeterli olduğu kabul edilir. 1 , 3 Alternatif olarak bazıları serum C-reaktif proteini (< 0,5 mg/dL) 3 ve dışkı laktoferrini (< 7 μg/g) önermektedir . 8

                          Genel popülasyona göre neredeyse 10 kat daha yüksek bir prevalans bildiren bir meta-analize dayanan bazı kılavuzlar3,8 çölyak hastalığı için rutin tarama önermektedir . 9 Bununla birlikte, daha yeni bir gözlemsel çalışma hem IBS-D'de hem de genel popülasyonda %0,41'lik bir yaygınlık göstermiştir. 10

                          Tarama kolonoskopisi yapılan IBS şüphesi olan herhangi bir hastada, mikroskobik koliti dışlamak için sağ ve sol kolondan rastgele biyopsiler alınmalıdır. 1 YÖNETMEK


                          IBS-D'nin tedavisi altta yatan etiyolojiye yönelik olmalıdır. Bununla birlikte, semptomları üreten mekanizmaların net bir şekilde anlaşılmaması nedeniyle, tedaviler geleneksel olarak semptomların hafifletilmesine, yani ishal önleyici ilaçlara odaklanmıştır. İshal önleyici tedavi


                          En iyi araştırılan ishal önleyici ilaç olan Loperamid , bağırsak hareketliliğini yavaşlatan ve su ve elektrolitlerin emilimini artıran, daha sert ve daha az sıklıkta dışkıya yol açan sentetik bir opioiddir. 11 Bir meta-analizle desteklenen birkaç eski çalışmada, loperamidin IBS-D'li hastalarda ishali iyileştirdiği ancak karın ağrısı gibi diğer semptomlar üzerinde çok az etkisi olduğu görüldü. 11 Pek çok klinisyen, bulunabilirliği, düşük maliyeti ve düşük dozlarda minimal yan etkileri nedeniyle IBS-D'de birinci basamak tedavi olarak loperamidi seçmektedir.

                          IBS'nin yönetimine yönelik güncel kılavuzlar, dışkıyı hacim artırıcı maddeler olarak görev yapan psyllium gibi çözünebilir lif takviyelerini önermektedir. 3 Her ne kadar IBS-D'de kullanımları mantığa aykırı olsa da, bu takviyeler dışkı kıvamını iyileştirebilir. Ancak bunların IBS-D'de kullanımı özel olarak yeterince araştırılmamıştır. Beyin-bağırsak eksenini hedef alan terapi


                          Geleneksel olarak IBS, iç organlarda aşırı duyarlılık olarak ortaya çıkan, beyin-bağırsak etkileşimlerinin bir bozukluğu olarak anlaşılmaktadır. 12 Hastalar , bağırsak duvarındaki afferent sinirlerin, ganglionik öncesi veya sonrası eferent sinirlerin veya merkezi sinirlerin hassaslaşmasına bağlı olarak bağırsak kasılmalarına, şişkinliğine ve belki de mikroenflamasyona 13 karşı abartılı bir duyusal tepki yaşayabilirler . 12

                          Muhtemelen psikososyal stres etkenleri tarafından uyarılan merkezi sinirler de düzenli peristaltizme katkıda bulunabilir. 12 Her ne kadar çalışmalar tutarlı bir gastrointestinal peristaltizm paterni tanımlamamış olsa da, 12 IBS hastalarının bir alt kümesinde, tipik olarak kramplara ve aciliyete yol açan, yüksek amplitüdlü yayılan kasılmalar adı verilen güçlü kolonik kasılmaların sıklığı daha yüksektir. 13 , 14

                          IBS'nin bu görüşünü hedef alan tedaviler onlarca yıldır kullanılmaktadır.

                          Bilişsel davranışçı terapi birinci basamak 4 veya ikinci basamak tedavi olarak önerilmektedir . 15 Büyük bir meta-analizde, klinikte uygulanan bilişsel davranışçı terapi, plaseboyla karşılaştırıldığında semptomların devam etme riskini azaltmıştır (tehlike oranı [HR] 0,60). 15

                          Kendi kendine uygulanan bilişsel davranışçı terapinin (yani hastaların teknikleri kendi başlarına nasıl uygulayacaklarını öğrenmeleri) faydası daha az açıktır. Yakın zamanda yapılan bir meta-analizde önemli bir fayda bulunamadı, ancak bazı bireysel çalışmalar bunun faydalı olduğunu gösterdi. 16 , 17 Etkinlik bu tedavinin nasıl uygulandığına bağlı olabilir.

                          Yakın zamanda yapılan bir meta-analiz, gevşeme terapisinin (tedavi için gereken sayı [NNT] = 6), çok bileşenli psikolojik terapinin (NNT = 4), hipnoterapinin (NNT = 5) ve dinamik psikoterapinin (NNT = 4) önemli faydalarını bildirdi. 17 İnternet üzerinden uygulanan farkındalık meditasyonu, stres yönetimi ve bilişsel davranışçı terapinin kalıcı semptom riskini önemli ölçüde azalttığı bulunamadı. Yazarlar, hasta ile terapist arasında kişisel temas olmadan uygulanan tüm psikolojik terapilerin önemli bir fayda sağlamadığını belirtti.

                          Trisiklik antidepresanlar, antikolinerjik etkileri yoluyla ağrıyı modüle edebilir ve gastrointestinal motiliteyi yavaşlatabilir. 17 Çeşitli trisiklik antidepresanları içeren, yakın zamanda güncellenen büyük bir meta-analizde, kalıcı IBS semptomları riski, plaseboya göre daha düşüktü (HR 0.65, NNT = 4.5). 17 Yazarlar bu sınıftan herhangi bir ajan için bir tercih önermediler.

                          Seçici serotonin geri alım inhibitörleri, enterik sinir sistemindeki serotonin reseptörleri yoluyla gastrointestinal motiliteyi artırabilir. Çoğu antidepresan tedavisi denemesinde IBS alt tipleri arasında ayrım yapılmamasına rağmen bunların kullanımı kabızlık tipi IBS için ayrılmalıdır. 17 IBS için serotonin-norepinefrin geri alım inhibitörleriyle ilgili randomize klinik çalışma yapılmamıştır. 17

                          Antispazmodiklerin bağırsak kasılmalarını gevşeterek ve hareketliliği yavaşlatarak ağrı semptomlarını azalttığı düşünülmektedir. 18 Yemeklerden sonra kısa süreli kullanıma yöneliktirler. Kabızlık da dahil olmak üzere antikolinerjik yan etkiler nedeniyle kullanımları sınırlıdır, ancak kılavuzlar bunların kullanımını önermektedir. 3

                          Antispazmodik kullanımıyla ilgili yeni bir meta-analiz, genel IBS semptomlarında anlamlı iyileşme gösterdi (NNT = 5). 3 Spesifik olarak, otilonyum (NNT = 5), pinaveryum (NNT = 4), hiyosin bütilbromür (NNT = 3), disiklomin (NNT = 4) ve drotaverinin (NNT = 2) genel semptomları önemli ölçüde iyileştirdiği bulunmuştur. 3 Bununla birlikte, verilerin genel kalitesi, denemelerin yaşı nedeniyle sınırlıdır; drotaverin ve pinaveryum haricinde neredeyse tamamı 2 ila 30 yıl önce gerçekleştirilmiştir.

                          Antispazmodik mebeverin ve bilişsel davranışçı terapi ile kombinasyon tedavisi, randomize kontrollü bir çalışmada 3 ay sonra tek başına mebeverinden daha etkili olmuştur (NNT = 5). 19 Ancak 12 ay sonra artık 2 grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark kalmamıştı.

                          Melatonin , gastrointestinal motilitenin, nosisepsiyonun ve olası antiinflamatuar özelliklerin düzenlenmesindeki rolü göz önüne alındığında, IBS için potansiyel bir tedavi olarak incelenmiştir. 20 Melatoninin IBS'li hastalarda karın ağrısını azalttığı gösterilmiştir, ancak özellikle IBS-D hastaları için uygunluğu henüz araştırılmamıştır. 20 Yayınlanmış bir kılavuzda IBS-D için onaylanan tedaviler arasında yer almamaktadır.

                          Nane yağı, IBS'nin yeterince takdir edilmeyen bir tedavisidir. Antispazmodik ve antiinflamatuar özelliklere ve motiliteyi yavaşlatabilen ve iç organlarda aşırı duyarlılığı azaltabilen serotonin 5-HT3 reseptör antagonizmasına sahiptir . 21 Minimal yan etki profili nedeniyle Avrupa'da birinci basamak tedavi olarak kullanılmaktadır. 21 Nane yağı kullanımına ilişkin yeni bir meta-analiz, bunun genel semptomları önemli ölçüde iyileştirdiğini gösterdi (NNT = 4). 3

                          Bununla birlikte, gastroözofageal reflü hastalığı olan hastalara nane yağı reçete edilirken dikkatli olunmalıdır çünkü nane, gastroözofageal sfinkteri gevşetir. Bu yan etki, yakın zamanda plaseboyla %35'e (NNT = 3,0) kıyasla 4 haftalık kullanımdan sonra şiddetli semptomlarda %67'lik bir azalmaya neden olduğu gösterilen gecikmeli salımlı formla sınırlandırılabilir. 21 Serotonin reseptörü antagonizması


                          Serotonin, bağırsakta peristaltizmi, bağırsak şişliğini ve kasılmasını tetiklemede ve bağırsak uyaranlarının hem merkezi hem de periferik olarak duyusunu modüle etmede önemli bir rol oynayan önemli bir nörotransmitterdir. 22 IBS-D'li hastaların yemek sonrası serum serotonin düzeylerinin yüksek olduğu gösterilmiştir. 23 , 24

                          Alosetron ve ondansetron, gastrointestinal motiliteyi azaltan ve ağrı algısını modüle edebilen serotonin 5-HT3 reseptör antagonistleridir. 24

                          Alosetron, IBS-D için güçlü ve etkili bir tedavidir ve meta-analiz verileri önemli faydalar göstermektedir (NNT = 7), 25 ancak iskemik kolit raporları nedeniyle 2001 yılında piyasadan çekilmiştir. 26 Ancak yakın zamanda daha düşük bir dozda (günde iki kez 0,5 mg) insani amaçlı kullanıma yeniden başlanmıştır.

                          Ondansetron, alosetrondan daha az etkilidir, ancak yakın zamanda yapılan plasebo kontrollü, randomize çapraz bir çalışma27 , plaseboyla karşılaştırıldığında dışkı sıklığını %11 azalttığını, şişkinliği ve aciliyeti haftada 1 gün azalttığını ve bağırsaktan geçiş süresini %11 azalttığını gösterdi. 10 saatte karın ağrısını azaltmamasına rağmen yan etki profili minimum düzeydeydi. 27 Ondansetronun ortalama dozu günlük 4 mg idi.

                          Bir opioid agonisti ve antagonisti

                          Eluxadoline bir mu- ve kappa-opioid agonisti ve bir delta opioid antagonistidir. Gastrointestinal motiliteyi, bağırsak sekresyonunu ve iç organ duyusunu düzenlediği ve merkezi analjezi sağladığı düşünülmektedir. 28

                          2.427 hastayı kapsayan 2 yeni randomize kontrollü çalışmanın birleştirilmiş veri analizinde, eluxadoline kullananlarda plaseboya kıyasla karın ağrısında azalma ve dışkı kıvamında iyileşme görülmüştür (NNT = 9). 28 Olumsuz etkiler arasında, bazıları pankreatit olarak ortaya çıkanlar da dahil olmak üzere, daha önce kolesistektomi geçirmiş hastalarda Oddi sfinkteri spazmları (%0,5) yer alır. 29 Bu, ABD Gıda ve İlaç İdaresi'nin safra kesesi olmayan hastalarda eluxadoline kullanımına karşı uyarıda bulunmasına yol açtı. 30 Eluxadoline'in güvenlik profili ve maliyetinin yanı sıra orta derecede fayda sağlaması, bazı gastroenterologların neden diğer mevcut tedavileri tercih ettiğini açıklamaktadır. Altta yatan bağırsak anormalliğini hedef alan tedavi


                          Son gelişmeler, IBS hakkındaki anlayışımızı çeşitlendiren yeni hastalık mekanizmalarını önermektedir. İlgililiğin artmasıyla ilgili ortaya çıkan beş teori, bağırsak iltihabı, enfeksiyon sonrası, gıda duyarlılığı, mikrobiyom değişiklikleri ve safra asidi malabsorbsiyonudur. 1 , 2 Bağırsak iltihabı


                          IBS'li hastalarda bağırsaktaki inflamatuar hücrelerde, özellikle sinirlere yakın bölgelerde hafif fakat anormal bir artış olabilir. 31 Serin proteaz salınımının neden olduğu aktifleştirilmiş mast hücrelerinin sayısının artması ve sitokin üretiminin artması önerilen mekanizmalardan biridir. 1,2 Eozinofillerin de bir rol oynaması olasıdır; zira eozinofiller yakın zamanda çölyak olmayan glüten duyarlılığı olan hastaların bağırsaklarında çok sayıda bulunmuşlardır; bu durum, klinik görünümde IBS ile önemli ölçüde örtüşen bir durumdur . 32

                          Bu teoriye dayanarak, IBS denemelerinde çoğunlukla olumsuz sonuçlar veren çeşitli anti-inflamatuar tedaviler kullanılmıştır.

                          Orta günlük dozlardaki prednizolon, enfeksiyon sonrası IBS-D'de plasebo ile karşılaştırıldı. 33 Halihazırda steroid alan hastaların IBS geliştirme riski daha düşük olmasına rağmen faydası yoktu. 34

                          Denemelerde çeşitli 5-aminosalisilik asitler de kullanılmıştır. Mesalazinin yakın zamanda yapılan bir meta-analizi, plaseboya kıyasla hiçbir fayda bulamadı. 31

                          Diğer antiinflamatuar ajanlar. Bununla birlikte, cesaret verici bir şekilde, mast hücre aktivasyonunu ve etkilerini azaltan, mast hücre stabilizatörleri kromoglikat ve ketotifen, histamin-1 reseptör antagonisti ebastin ve diyet takviyeleri palmitoiletanolamid ve polidatin dahil olmak üzere tedavileri değerlendiren ve büyük ölçüde olumlu sonuçlar veren birkaç yeni çalışma, cesaret vericidir. 35 – 40

                          Umut verici olmakla birlikte, bu tedaviler hala tartışmalıdır, henüz ana uygulamaya ulaşmamıştır ve herhangi bir ana kılavuz tarafından onaylanmamıştır. Enfeksiyon sonrası patofizyoloji


                          Akut gastrointestinal enfeksiyon sırasında, gastrointestinal sistemde lenfosit ve nöroendokrin hücrelerinde geçici bir artış olur. Bunlar serotonin üretimi yoluyla hareketliliği değiştirebilir ve bağırsak geçirgenliğini artırabilir. Bu anormalliklerin zaman zaman devam ettiği ve Giardia enfeksiyonundan sonra yakın zamanda gösterildiği gibi IBS'ye yol açtığı varsayılmaktadır1,2 . 41

                          Bu teori, IBS'li hastaların, akut gastrointestinal hastalık sırasında bakteri-konakçı etkileşiminde 2 anahtar antikorun yüksek seviyelerine sahip olduğunun keşfiyle desteklenmektedir: anti-CdtB ve antivinculin antikorları. 42 Aslında, antivinkulin antikorlarının kendisi karmaşık enfeksiyon sonrası patofizyolojide rol oynayabilir, çünkü azalan vinkulin seviyeleri daha zayıf hücre-hücre yapışmasına yol açabilir ve hücre dışı matrisin bütünlüğünü azaltarak bağırsağı daha geçirgen hale getirebilir. 43 Ayrıca, hareketliliği düzenlemeye yardımcı olan Cajal'ın interstisyel hücrelerinin yakınında bulunan aktin ile bağlanarak bağırsak hareketliliğini de değiştirebilir. 43

                          Glutamat. Yakın zamana kadar, bu mekanizmayı hedef alan herhangi bir tedavi yoktu, ancak bağırsak geçirgenliğini azalttığı iddia edilen bir besin takviyesi olan glutamatın yakın zamanda yapılan küçük, randomize kontrollü bir denemesi, enfeksiyon sonrası IBS'de (NNT < 2) plaseboya kıyasla belirgin şekilde olumlu etkiler gösterdi. 44 Ancak bu sonuçların tekrarlanabilirliği sorgulanmıştır45 ve bu tedavi şu anda herhangi bir kılavuz tarafından önerilmemektedir. Gıda duyarlılığı


                          IBS'li hastaların çoğu semptomlarının diyetle ilgili olduğuna inanır. 3 , 4 Gıda alerjisinden farklı olarak belirli gıda hassasiyetlerini tanımlamanın yerleşik bir yolu yoktur. Bir çalışmada IBS'li hastalar, serum immünoglobulin G (IgG) titrelerinin çeşitli gıda antijenlerine göre dışlama diyetlerine yerleştirildi ve sahte bir diyet grubuyla karşılaştırıldı. 46 Özellikle diyete uymayanlar hariç tutulduğunda, gerçek diyet grubunda semptom şiddetinde anlamlı bir azalma vardı (NNT = 2,5).

                          Cesaret verici olsa da, hariç tutulan gıdaların çoğu, buğday, süt ve maya gibi IBS hastalarında semptomların artmasına neden olduğu zaten bilinen, belki de IgG testini gereksiz kılan yiyeceklerdi. Bu yöntem şu anda IBS hastaları için diyet tasarlamak için kullanılmamaktadır.

                          FODMAP'ler. Fermente olabilen oligosakkaritler, disakkaritler, monosakkaritler ve poliollerin (FODMAP'ler) ortadan kaldırılması kılavuzlar tarafından tavsiye edilmektedir. 1 FODMAP'ler, yetersiz sindirim nedeniyle bağırsakta fermente olan şekerlerdir; yaygın olanları laktoz, fruktoz, fruktanlar ve sorbitoldür. FOD-MAP içeren gıdalar arasında buğday, bazı meyve ve sebzeler, mısır şurubu ve soğan bulunur.

                          İlk gözlemsel çalışma, düşük FODMAP diyetine bağlı kalan IBS hastalarının %74'ünde belirgin semptom iyileşmesi gösterdi. 47 Ancak bu çalışmaya yalnızca fruktoz nefes testi pozitif olan hastalar dahil edildi ve kontrol grubu dahil edilmedi.

                          Daha sonra yapılan küçük randomize kontrollü bir çalışmada, tipik bir Avustralya diyetiyle karşılaştırıldığında düşük FODMAP diyeti ile semptom şiddetinde ortalama %30'luk bir azalma olduğu bildirildi. 48 Bununla birlikte, düşük FODMAP diyetini geleneksel IBS diyetiyle49 veya değiştirilmiş Birleşik Krallık Ulusal Sağlık ve Bakım Mükemmeliyeti Enstitüsü (NICE) diyetiyle ( Tablo 3 ) 50 karşılaştıran daha sonraki randomize kontrollü çalışmalar , etkinlik açısından hiçbir fark göstermedi; her diyet, Hastaların yaklaşık %50'sinde genel semptomlarda iyileşme. Düşük FODMAP diyeti, değiştirilmiş NICE diyetiyle karşılaştırıldığında karın ağrısının azalmasına yol açtı. Bu nedenle kılavuzlarda düşük FODMAP diyeti tavsiye edilirken, 3başka, daha basit diyetler önermek de mantıklıdır. Ayrıca, 4. haftada yanıt vermeyenler düşük FODMAP diyetini bırakmalı ve alternatif bir diyet başlatmalıdır. Hastaların sık sık küçük, sağlıklı öğünler yemeleri ve egzersiz yapmaları teşvik edilmelidir. 1
                          • Satır içi görüntüle
                          • Açılır pencereyi görüntüle

                          TABLO 3
                          İrritabl bağırsak sendromu için önerilen diyetler

                          Tersine, 4 hafta sonra düşük FODMAP diyetiyle iyileşme gösteren hastalar, eğitimli bir beslenme uzmanının rehberliğinde uzun vadeli kişiselleştirilmiş bir diyet tasarlamak için FODMAP'leri dikkatli bir şekilde yeniden kullanmalıdır.

                          Laktoz. IBS hastalarının yaklaşık %40'ının laktoz sindirim bozukluğuna sahip olduğu tahmin edilmektedir. 2 Bazı uzmanlar, gerçek laktoz intoleransı olmayan hastalarda bile laktozun hariç tutulmasını önermektedir. 2

                          Gluten eliminasyonu önerilmez. 3 Randomize kontrollü bir çalışma, IBS'li hastalarda glutensiz diyetin faydalı olduğunu gösterirken, 51 daha sonraki bir deneme, halihazırda düşük FODMAP diyeti uygulayanlarda hiçbir fayda göstermedi. 52 , 53 Daha önceki çalışmada gluten ve fruktanlar arasında ayrım yapılmamıştı ve semptomlardaki iyileşme muhtemelen gluten yerine FODMAP fruktanlarının eliminasyonuyla ilişkiliydi.

                          Mikrobiyom değişiklikleri
                          IBS'li bazı hastaların mikrobiyom kompozisyonu değişmiştir. 53 Bunun ince bağırsakta bakteriyel aşırı büyüme oluşturup oluşturmadığı tartışmalıdır. Bu tartışmanın bir kısmı, ince bağırsakta bakteriyel aşırı çoğalma için altın standart bir teşhis testinin bulunmamasından kaynaklanmaktadır. Bağırsak aspiratları pahalıdır, güvenilmezdir ve elde edilmesi teknik olarak zordur. 54 Nefes testinin güvenilirliği tartışmalıdır çünkü çeşitli substratlar kullanılabilir ve çoğu test pozitiflik için tek tip kriterlerden yoksundur. 55 Anormal nefes testleri IBS hastaları arasında yaygındır ve %35 ile %84 arasında değişmektedir. 56

                          IBS'li hastalar ve sağlıklı kontroller üzerinde yapılan vaka kontrol çalışmalarını kullanan bir meta-analiz, IBS hastalarının anormal nefes testi geçirme olasılığının 3 kat daha fazla olduğunu gösterdi. 55 Glikoz nefes testinin IBS için en yüksek özgüllüğe sahip olduğu görülmektedir. 55 Bu, bazılarının IBS benzeri semptomları olan bazı hastaların gerçekten ince bağırsakta bakteriyel aşırı çoğalmaya sahip olabileceği veya bu şekilde tedavi edilebileceği hipotezini kurmasına yol açmıştır. 55

                          Bununla birlikte, anormal nefes testi ve anormal jejunal aspirat kültürü tanı kriterlerinin IBS hastalarına sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında uygulandığı bir çalışma, 2 grup arasında hiçbir fark bulamadı. 56 Jejunal aspiratların pozitifliği için daha düşük bir eşik değeri kullanıldığında, IBS hastalarında pozitif kriterlerin prevalansı daha yüksekti. Bu, aşırı büyümeye benzer bir patolojinin daha hafif bir biçimini akla getirebilir.

                          IBS hastalarının ince bağırsakta bakteriyel aşırı çoğalma açısından rutin olarak taranması şu anda standart bir uygulama değildir, 3 ancak mikrobiyom üzerinde etkili olan hedefe yönelik tedavilere yönelik araştırmalar devam etmektedir.

                          Düşük FODMAP diyeti. Düşük FODMAP diyetine yanıt verenler mikrobiyomlarının bileşiminde büyük değişiklikler yaşadı. 57 Ne yazık ki diyete verilecek yanıt, başlangıçtaki mikrobiyom bileşimiyle tahmin edilemedi. Gelecekte, hangi IBS hastalarının düşük FODMAP diyetine en çok yanıt vereceğini tahmin etmeye yardımcı olabilecek hasta dışkı mikrobiyotasının özelliklerini keşfedeceğimize dair umut var. 57 Belki nefes testinin tepkiyi öngörmede etkili olduğu kanıtlanacaktır. 47

                          Probiyotikler teorik olarak mikrobiyomu belirli bakterilerle yeniler, bağırsak pH'ını değiştirir, bariyer koruması sağlar ve antiinflamatuar etkilere sahiptir. 31 , 58 Verilerin kalitesi düşük ve çeşitli formülasyonlar arasında dağılmış olmasına rağmen, minimal riskleri göz önüne alındığında şu anda IBS-D için probiyotikler önerilmektedir. 3 , 58

                          Rifaximin , sindirim sistemi üzerindeki etkisini en üst düzeye çıkarırken sistemik olumsuz etkileri en aza indiren, zayıf emilen bir antibiyotiktir. Hedefli, Sistemik Olmayan Antibiyotik Rifaximin IBS-D 1 Tedavisinin Bağırsak Seçici Değerlendirmesi (TAR GET 1) ve TARGET 2 kontrollü çalışmalar, rifaximin alan hastalarda IBS-D veya IBS-M semptomlarında (NNT = 10) daha fazla yeterli iyileşme gösterdi. 3 aylık takip ile plasebo ile. 59 TARGET 3 çalışması, semptomların tekrar ortaya çıkması durumunda rifaximin ile yeniden tedavinin etkili olduğunu göstermiştir. 60

                          Rifaximin'e verilen yanıt, laktuloz nefes testindeki iyileşmeyle ilişkili olsa da, 61 laktuloz nefes testi kullanılarak rifaximin'e verilen yanıtı tahmin etme girişimi başarısız oldu. 61 Rifaximin şu anda IBS-D'de ampirik kullanım için onaylanmıştır. 3

                          Dışkı mikrobiyota nakli . Küçük, randomize kontrollü bir çalışmada, hastaların %65'inin dışkı mikrobiyota nakli aldıktan 3 ay sonra semptomlarında anlamlı iyileşme görüldü (NNT = 4,5). 62 Maalesef plasebonun üzerindeki fayda 12 ayda sürdürülemedi.

                          Sonraki bir meta-analiz, plaseboyla karşılaştırıldığında dışkı mikrobiyota naklinden genel bir fayda kanıtı göstermedi, ancak alt grup analizinde yalnızca tek doz nakil alan hastalarda orta düzeyde bir fayda görüldü (NNT = 5). Yeni yayınlanan randomize kontrollü bir çalışma plaseboya göre büyük bir fayda gösterdi. 63

                          Dışkı mikrobiyota nakli şu anda IBS-D için herhangi bir kılavuz tarafından desteklenmemektedir, ancak ortaya çıkan kanıtlar ışığında bu durum değişebilir.

                          Safra asidi malabsorbsiyonu
                          Kolonda safra miktarının artması kolonik motiliteyi, sıvı sekresyonunu, mukozal geçirgenliği ve iç organ duyusunu artırabilir. 64 IBS-D hastalarının %30 ila %50'sinde safra asidi malabsorbsiyonu mevcut olabilir. 1 Safra asidi emilimi, serum tauroselkolik asit (SeHCAT) seviyesi, dışkı safra asidi, serum 7 alfa-hidroksi-4-kolesten-3 (C4) veya fibroblast büyüme faktörü 19 (FGF19) ölçümüyle tespit edilebilir.

                          Yakın zamanda yapılan bir çalışmada, IBS-D'li hastalardaki anormal SeHCAT düzeyleri, safra asidi ayırıcıyla tedaviye yanıtı etkileyici bir doğrulukla öngördü. 65 Ne yazık ki Se-HCAT testi şu anda Amerika Birleşik Devletleri'nde mevcut değildir. Dışkıda safra asidinin doğrudan ölçümü, 48 saatlik dışkı toplama ve yüksek yağlı diyet gerektirir, bu nedenle birçok hasta için pratik olmayabilir.

                          Serum C4 ve FGF19, safra asidi malabsorbsiyonu için biyobelirteçler olarak, her ikisi de ayrı ayrı66,67 ve daha yakın zamanda kombinasyon halinde68 değerlendirildi ve yaklaşık %80'lik bir özgüllüğe ve negatif öngörü değerine sahip olduğu, ancak daha düşük duyarlılığa ve pozitif öngörücü değere sahip olduğu bulunmuştur .

                          Anormal serum C4 seviyelerinin, çok küçük bir numunede olmasına rağmen, IBS-D'de safra asidi sekestran tedavisine yanıtı öngördüğü daha önce gösterilmiştir. 69 Buna dayanarak, bazı yazarlar IBS-D hastalarında safra asidi malabsorbsiyonu için tarama testleri olarak serum C4 ve FGF19'u önermişlerdir, 68 ancak bu ana akım uygulamaya ulaşmamıştır ve şu anda herhangi bir kılavuz tarafından önerilmemektedir. IBS-D hastalarında safra asidi tutucuların ampirik kullanımına ilişkin uzman görüşleri karışıktır. 8

                          HEDEFLİ TERAPİ HALA DEVAM EDEN BİR ÇALIŞMA
                          İrritabl barsak sendromu, çeşitli patolojik mekanizmaların ve bireyselleştirilmiş tedavi stratejileri gerektiren şiddet derecelerinin bir araya geldiği heterojen bir hastalıktır. Teşhis klinik olarak kalır ve Roma IV kriterlerinin ötesine uzanır. IBS'nin beyin-bağırsak etkileşimlerinin bir bozukluğu olduğu yönündeki geleneksel anlayış doğru kalırken, devam eden araştırmalar, IBS-D'nin patofizyolojisine muhtemelen katkıda bulunan, artan sayıda incelikli ancak objektif mikroskobik bağırsak anormalliklerini içeren, IBS'nin gelişen anlayışına katkıda bulunmuştur.

                          Terapiler giderek bu mekanizmaların bir veya daha fazlasını hedef alıyor ve bu da birçok yeni tedavi seçeneğinin ortaya çıkmasına yol açıyor ( Şekil 2 ). Hedefe yönelik tedaviyi mümkün kılmak için hastaların kesin hastalık mekanizmasının belirlenmesi devam eden bir çalışmadır, ancak bunun yakın gelecekte başarılabileceğini ummak için nedenler vardır. Bu arada, kanıta dayalı tedavi ampirik olmaya devam ediyor, ancak klinisyenler en belirgin semptomlar veya patofizyoloji için klinik şüphelerine uygun olarak onaylanmış tedavilerin uygulanma sırasını ayarlamakta özgürdür.şekil 2
                          • Şekli indir
                          • Yeni sekmede aç
                          • Powerpoint'i indir

                          şekil 2
                          İrritabl bağırsak sendromu-ishal tipinin tedavisi için önerilen algoritma.
                          • Telif Hakkı © 2020 Cleveland Klinik Vakfı. Her hakkı saklıdır.
                          REFERANSLAR
                          1. ↵
                            1. Merhaba WD ,
                            2. Kurlander J ,
                            3. Eswaran S
                            . İrritabl bağırsak sendromu: klinik bir inceleme . JAMA 2015 ; 313 ( 9 ): 949 – 958 . doi: 10.1001/jama.2015.0954
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          2. ↵
                            1. Mearin F ,
                            2. Dantelli BE ,
                            3. Chang L ve diğerleri
                            . Bağırsak bozuklukları Gastroenteroloji 2016 ; 150 ( 6 ): 1393 – 1407 . doi: 10.1053/j.gastro.2016.02.031
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          3. ↵
                            1. Ford AC ,
                            2. Moayyedi P. _
                            3. Chey WD ve arkadaşları ; İrritabl Bağırsak Sendromunun Yönetimine ilişkin ACG Çalışma Grubu
                            . Amerikan Gastroenteroloji Koleji'nin irritabl bağırsak sendromunun tedavisine ilişkin monografisi . Am J Gastroenterol 2018 ; 113 ( ek 2 ): 1 – 18 . doi: 10.1038/s41395-018-0084-x
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          4. ↵
                            1. Amerikan Gastroenteroloji Koleji İrritabl Bağırsak Sendromu Çalışma Grubu ;
                            2. Brandt LJ ,
                            3. Merhaba WD ,
                            4. Foxx-Orenstein ve diğerleri
                            . İrritabl bağırsak sendromunun yönetimine ilişkin kanıta dayalı bir durum beyanı . Am J Gastroenterol 2009 ; 104 ( ek 1 ): S1 – S5 . doi: 10.1038/ajg.2008.122
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          5. ↵
                            1. Lewis SJ ,
                            2. Heaton'ın KW'si
                            . Bağırsak geçiş süresine ilişkin yararlı bir kılavuz olarak dışkı formu ölçeği . Scand J Gastroenterol 1997 ; 32 ( 9 ): 920 – 924 . doi: 10.3109/00365529709011203
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          6. ↵
                            1. Drossman Savcısı ,
                            2. Hasler WL
                            . Roma IV-fonksiyonel GI bozuklukları: bağırsak-beyin etkileşimi bozuklukları . Gastroenteroloji 2016 ; 150 ( 6 ): 1257 – 1261 . doi: 10.1053/j.gastro.2016.03.035
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          7. ↵
                            1. Palsson işletim sistemi ,
                            2. Whitehead BİZ ,
                            3. van Tilburg MA , ve diğerleri
                            . Araştırmacılar ve klinisyenler için Roma IV tanısal anketler ve tablolar . Gastroenteroloji 2016 ; 150 ( 6 ): 1481 – 1491 . doi: 10.1053/j.gastro.2016.02.014
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          8. ↵
                            1. Smalley W ,
                            2. Falck-Ytter C ,
                            3. Carrasco-Labra A ,
                            4. Wani S ,
                            5. Lytvyn L ,
                            6. Falck-Ytter Y
                            . Yetişkinlerde fonksiyonel ishal ve ishalin baskın olduğu irritabl bağırsak sendromunun (IBS-D) laboratuvar değerlendirmesine ilişkin AGA klinik uygulama kılavuzları . Gastroenteroloji 2019 ; 157 ( 3 ): 851 – 854 . doi: 10.1053/j.gastro.2019.07.004
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          9. ↵
                            1. Ford AC ,
                            2. Merhaba WD ,
                            3. Talley NJ ,
                            4. Malhotra A ,
                            5. Spiegel BM ,
                            6. Moayyedi P
                            . İrritabl barsak sendromunu düşündüren semptomları olan bireylerde çölyak hastalığı için tanısal testlerin verimi: sistematik inceleme ve meta-analiz . Arch Stajyer Med 2009 ; 169 ( 7 ): 651 – 658 . doi: 10.1001/archinternmed.2009.22
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          10. ↵
                            1. Nakit BD ,
                            2. Rubenstein JH ,
                            3. Genç PE ve diğerleri
                            . Kabızlıksız irritabl barsak sendromu olan hastalarda çölyak hastalığının prevalansı kontrollerle benzerdir . Gastroenteroloji 2011 ; 141 ( 4 ): 1187 – 1193 . doi: 10.1053/j.gastro.2011.06.084
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          11. ↵
                            1. Lesbros-Pantoflickova D ,
                            2. Micheletti P. _
                            3. Kızarmış M ,
                            4. Beglinger C ,
                            5. Blum AL
                            . Meta-analiz: irritabl bağırsak sendromunun tedavisi . Aliment Pharmacol Ther 2004 ; 20 ( 11–12 ): 1253 – 1269 . doi: 10.1111/j.1365-2036.2004.02267.x
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          12. ↵
                            1. Delvaux M
                            . İrritabl barsak sendromunun patofizyolojisinde visseral duyarlılığın rolü . Bağırsak 2002 ; 51 ( ek 1 ): i67 – i71 . doi: 10.1136/gut.51.suppl_1.i67
                            Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                          13. ↵
                            1. Eshraghian A ,
                            2. Eshraghian H
                            . Cajal'ın interstisyel hücreleri: irritabl barsak sendromunun patofizyolojisi için yeni bir hipotez . Can J Gastroenterol 2011 ; 25 ( 5 ) : 277-279 . _ doi: 10.1155/2011/478370
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          14. ↵
                            1. Selam WY ,
                            2. Jin HO ,
                            3. Lee MH ,
                            4. Güneş SW ,
                            5. Lee Ky
                            . Karın ağrısı ve ishal gösteren irritabl bağırsak sendromlu hastalarda kolonik motilite anormalliği . Am J Gastroenterol 2001 ; 96 ( 5 ): 1499 – 1506 . doi: 10.1111/j.1572-0241.2001.03804.x
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          15. ↵
                            1. Ford AC ,
                            2. Quigley EM ,
                            3. Lacy BE ve diğerleri
                            . İrritabl bağırsak sendromunda antidepresanların ve hipnoterapi dahil psikolojik tedavilerin etkisi: sistematik inceleme ve meta-analiz . Am J Gastroenterol 2014 ; 109 ( 9 ): 1350 – 1365 . doi: 10.1038/ajg.2014.148
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          16. ↵
                            1. Lackner JM ,
                            2. Jaccard J ,
                            3. Keefer L ve diğerleri
                            . Refrakter irritabl bağırsak sendromu için bilişsel davranış terapisinden sonra gastrointestinal semptomlarda iyileşme . Gastroenteroloji 2018 ; 155 ( 1 ): 47 – 57 . doi: 10.1053/j.gastro.2018.03.063
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          17. ↵
                            1. Ford AC ,
                            2. Dantelli BE ,
                            3. Harris Los Angeles ,
                            4. Quigley EM ,
                            5. Moayyedi P
                            . İrritabl barsak sendromunda antidepresanların ve psikolojik tedavilerin etkisi: güncellenmiş bir sistematik inceleme ve meta-analiz . Am J Gastroenterol 2019 ; 114 ( 1 ) : 21-39 . _ doi: 10.1038/s41395-018-0222-5
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          18. ↵
                            1. Annahazi A ,
                            2. Roka R ,
                            3. Rosztóczy A ,
                            4. Wittmann T
                            . İrritabl bağırsak sendromunun tedavisinde antispazmodiklerin rolü . Dünya J Gastroenterol 2014 ; 20 ( 20 ): 6031 – 6043 . doi: 10.3748/wjg.v20.i20.6031
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          19. ↵
                            1. KennedyTM , _
                            2. Chader T ,
                            3. McCrone P ve diğerleri
                            . Birinci basamakta irritabl barsak sendromu için antispazmodik tedaviye ek olarak bilişsel davranışçı terapi: randomize kontrollü çalışma . Sağlık Teknolojisi Değerlendirmesi 2006 ; 10 ( 19 ). doi: 10.3310/hta10190
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          20. ↵
                            1. Siah KT ,
                            2. Wong RK ,
                            3. Ho KY
                            . İrritabl bağırsak sendromunun tedavisi için melatonin . Dünya J Gastroenterol 2014 ; 20 ( 10 ): 2492 – 2498 . doi: 10.3748/wjg.v20.i10.2492
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          21. ↵
                            1. Nakit BD ,
                            2. Epstein MS ,
                            3. Şah SM
                            . Nane yağının yeni bir dağıtım sistemi, irritabl bağırsak sendromu semptomları için etkili bir tedavidir . Dig Dis Sci 2016 ; 61 ( 2 ): 560 – 571 . doi: 10.1007/s10620-015-3858-7
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          22. ↵
                            1. Crowell MD
                            . İrritabl bağırsak sendromunun patofizyolojisinde serotoninin rolü . Br J Pharmacol 2004 ; 141 ( 8 ): 1285 – 1293 . doi: 10.1038/sj.bjp.0705762
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          23. ↵
                            1. Dunlop SP ,
                            2. Coleman NS ,
                            3. Blackshaw E ve diğerleri
                            . İrritabl barsak sendromunda 5-hidroksitriptamin metabolizmasındaki anormallikler . Clin Gastroenterol Hepatol 2005 ; 3 ( 4 ): 349 – 357 . doi: 10.1016/s1542-3565(04)00726-8
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          24. ↵
                            1. Atkinson W ,
                            2. Lockhart S ,
                            3. Whorwell PJ ,
                            4. Keevil B ,
                            5. Houghton LA
                            . Kabızlık ve ishalin baskın olduğu irritabl bağırsak sendromu olan hastalarda değişen 5-hidroksitriptamin sinyali . Gastroenteroloji 2006 ; 130 ( 1 ): 34 – 43 . doi: 10.1053/j.gastro.2005.09.031
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          25. ↵
                            1. Ford AC ,
                            2. Brandt LJ ,
                            3. Genç C ,
                            4. Merhaba WD ,
                            5. Foxx-Orenstein AE ,
                            6. Moayyedi P
                            . İrritabl barsak sendromunda 5-HT3 antagonistlerinin ve 5-HT4 agonistlerinin etkinliği: sistematik inceleme ve meta-analiz . Am J Gastroenterol 2009 ; 104 ( 7 ): 1831 – 1843 . doi: 10.1038/ajg.2009.223
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          26. ↵
                            1. MillerDP'si , _
                            2. Alfredson T ,
                            3. SF'yi pişir ,
                            4. Kumlar BE ,
                            5. Walker AM
                            . Alosetron hidroklorür kullanımına bağlı olarak kolon iskemisinin görülme sıklığı, hastaneye yatırılan kabızlık komplikasyonları ve bağırsak ameliyatı . Am J Gastroenterol 2003 ; 98 ( 5 ): 1117 – 1122 . doi: 10.1111/j.1572-0241.2003.07418.x
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          27. ↵
                            1. Garsed K ,
                            2. Çernova J ,
                            3. Hastings M ve diğerleri
                            . İshalli irritabl bağırsak sendromunun tedavisi için on-dansetron ile yapılan randomize bir çalışma . Gut 2014 ; 63 ( 10 ): 1617 – 1625 . doi: 10.1136/gutjnl-2013-305989
                            Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                          28. ↵
                            1. Lembo AJ ,
                            2. Dantelli BE ,
                            3. Zuckerman MJ ve diğerleri
                            . İshalli irritabl bağırsak sendromu için Eluxadoline . N Engl J Med 2016 ; 374 ( 3 ): 242 – 253 . doi: 10.1056/NEJMoa1505180
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          29. ↵
                            1. Nakit BD ,
                            2. Dantelli BE ,
                            3. SchoenfeldPS , _
                            4. Güvercin LS ,
                            5. Covington PS
                            . İshalli irritabl barsak sendromu olan hastalarda eluxadoline'ın güvenliği . Am J Gastroenterol 2017 ; 112 ( 2 ) : 365-374 . _ doi: 10.1038/ajg.2016.542
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          30. ↵
                            1. Bar dükkanı K ,
                            2. Stalker K
                            . İshalli irritabl barsak sendromunda eluxadoline: gerekçe, kanıt ve tedavideki yeri . Ther Adv Chronic Dis 2017 ; 8 ( 11 ) : 153-160 . _ doi: 10.1177/2040622317714389
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          31. ↵
                            1. Zhang FM ,
                            2. Li S. _
                            3. Ding L ve diğerleri
                            . İrritabl bağırsak sendromunu tedavi etmek için mesalazinin etkinliği: bir meta-analiz . Tıp (Baltimore) 2019 ; 98 ( 28 ): e16297 . doi: 10.1097/MD.0000000000016297
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          32. ↵
                            1. Carroccio A ,
                            2. Giannone G ,
                            3. Mansueto P ve diğerleri
                            . Çölyak dışı buğday duyarlılığı olan hastalarda duodenal ve rektal mukoza iltihabı . Clin Gastroenterol Hepatol 2019 ; 17 ( 4 ): 682 – 690.e3 . doi: 10.1016/j.cgh.2018.08.043
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          33. ↵
                            1. Dunlop SP ,
                            2. Jenkins D. ,
                            3. Neal KR ve diğerleri
                            . Enfeksiyon sonrası irritabl bağırsak sendromunda randomize, çift kör, plasebo kontrollü prednizolon denemesi . Aliment Pharmacol Ther 2003 ; 18 ( 1 ) : 77-84 . _ doi: 10.1046/j.1365-2036.2003.01640.x
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          34. ↵
                            1. Huerta C ,
                            2. Garcia Rodríguez Los Angeles ,
                            3. Wallander MA ,
                            4. Johansson S
                            . Oral steroid kullananların irritabl bağırsak sendromu geliştirme riski daha düşüktür . Pharmacoepidemiol Drug Saf 2003 ; 12 ( 7 ) : 583-588 . _ doi: 10.1002/pds.836
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          35. ↵
                            1. Klooker TK ,
                            2. Braak B ,
                            3. Koopman KE ve diğerleri
                            . Mast hücre stabilizatörü ketotifen, irritabl bağırsak sendromlu hastalarda visseral aşırı duyarlılığı azaltır ve bağırsak semptomlarını iyileştirir . Bağırsak 2010 ; 59 ( 9 ): 1213 – 1221 . doi: 10.1136/gut.2010.213108
                            Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                            1. Barbara G. ,
                            2. Stanghellini V ,
                            3. Cremon C ve diğerleri
                            . İrritabl bağırsak sendromu için aminosalisilatlar ve diğer antiinflamatuar bileşikler . Dig Dis 2009 ; 27 ( ek 1 ): 115 – 121 . doi: 10.1159/000268131
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                            1. Wouter'lar MM ,
                            2. Baleman'lar D ,
                            3. Van Wanrooy S ve diğerleri
                            . TRPV1'in histamin reseptörü H1 aracılı duyarlılığı, irritabl bağırsak sendromu olan hastalarda visseral aşırı duyarlılığa ve semptomlara aracılık eder . Gastroenteroloji 2016 ; 150 ( 4 ): 875 – 887.e9 . doi: 10.1053/j.gastro.2015.12.034
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                            1. Lobo B ,
                            2. Ramos L. _
                            3. Martínez C ve diğerleri
                            . İshal-irritabl bağırsak sendromunda oral disodyum kromoglikat ile mukozal mast hücre aktivasyonunun ve bağışıklık tepkisinin aşağı regülasyonu: bir pilot çalışma . Birleşik Avrupa Gastroenterol J 2017 ; 5 ( 6 ) : 887-897 . _ doi: 10.1177/2050640617691690
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                            1. ZhangL , _
                            2. ŞarkıJ , _
                            3. Hou X
                            . Mast hücreleri ve irritabl bağırsak sendromu: tezgahtan başucuna . J Neurogastroenterol Motil 2016 ; 22 ( 2 ): 181 – 192 . doi: 10.5056/jnm15137
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          36. ↵
                            1. Kremon C ,
                            2. Stanghellini V ,
                            3. Barbaro MR ve diğerleri
                            . Randomize klinik çalışma: irritabl barsak sendromunda palmitoiletanolamid ve polidatin ile diyet takviyesinin analjezik özellikleri . Aliment Pharmacol Ther 2017 ; 45 ( 7 ): 909 – 922 . doi: 10.1111/apt.13958
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          37. ↵
                            1. Litleskare S ,
                            2. Rortveit G ,
                            3. Eide GE ,
                            4. Hanevik K. _
                            5. Langeland N ,
                            6. Wensaas KA
                            . Giardia enfeksiyonundan 10 yıl sonra irritabl bağırsak sendromu ve kronik yorgunluğun yaygınlığı . Clin Gastroenterol Hepatol 2018 ; 16 ( 7 ): 1064 – 1072.e4 . doi: 10.1016/j.cgh.2018.01.022
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          38. ↵
                            1. Pimentel M ,
                            2. Morales W ,
                            3. Rezaie A ve diğerleri
                            . İnsan deneklerde ishalin baskın olduğu irritabl bağırsak sendromu için bir biyobelirtecin geliştirilmesi ve doğrulanması . PLoS Bir 2015 ; 10 ( 5 ): e0126438 . doi: 10.1371/journal.pone.0126438
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          39. ↵
                            1. Talley NJ ,
                            2. Holtman G ,
                            3. Walker MM ve diğerleri
                            . Fonksiyonel dispepsi ve irritabl bağırsak sendromu olan toplum ve sağlık popülasyonlarında biyobelirteçler olarak dolaşımdaki anti-sitoletal şişkin toksin B ve anti-vinculin antikorları . Clin Transl Gastroenterol 2019 ; 10 ( 7 ): e00064 . doi: 10.14309/ctg.00000000000000064
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          40. ↵
                            1. Zhou Q ,
                            2. Verne ML ,
                            3. Fields JZ ve diğerleri
                            . Enfeksiyon sonrası irritabl bağırsak sendromu için diyet glutamin takviyelerinin randomize plasebo kontrollü denemesi . Bağırsak 2019 ; 68 ( 6 ): 996 – 1002 . doi: 10.1136/gutjnl-2017-315136
                            Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                          41. ↵
                            1. Ford AC ,
                            2. Gibson PR
                            . Enfeksiyon sonrası IBS'de glutaminin etkinliği . Bağırsak 2019 ; 68 ( 10 ): 1905 – 1906 . doi: 10.1136/gutjnl-2018-317438
                            ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                          42. ↵
                            1. Atkinson W ,
                            2. Sheldon TA ,
                            3. Shaath N ,
                            4. Whorwell PJ
                            . İrritabl bağırsak sendromunda IgG antikorlarına dayalı gıda eliminasyonu: randomize kontrollü bir çalışma . Gut 2004 ; 53 ( 10 ): 1459 – 1464 . doi: 10.1136/gut.2003.037697
                            Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                          43. ↵
                            1. Çoban SJ ,
                            2. Gibson PR
                            . Fruktoz malabsorbsiyonu ve irritabl bağırsak sendromunun semptomları: Etkili diyet yönetimi için kılavuzlar . J Am Diyet Doç. 2006 ; 106 ( 10 ): 1631 – 1639 . doi: 10.1016/j.jada.2006.07.010
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          44. ↵
                            1. Halmos EP ,
                            2. Güç VA ,
                            3. Çoban SJ ,
                            4. Gibson PR ,
                            5. Muir JG
                            . FODMAP'ler bakımından düşük bir diyet, irritabl bağırsak sendromu semptomlarını azaltır . Gastroenteroloji 2014 ; 146 ( 1 ): 67 – 75.e5 . doi: 10.1053/j.gastro.2013.09.046
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          45. ↵
                            1. Böhn L ,
                            2. Störsrud S ,
                            3. Liljebo T ve diğerleri
                            . FODMAP'ler bakımından düşük diyet, irritabl bağırsak sendromunun semptomlarını ve geleneksel diyet tavsiyesini azaltır: randomize kontrollü bir çalışma . Gastroenteroloji 2015 ; 149 ( 6 ): 1399 – 1407.e2 . doi: 10.1053/j.gastro.2015.07.054
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          46. ↵
                            1. Eswaran SL ,
                            2. Merhaba WD ,
                            3. Han Markey T ,
                            4. Top S ,
                            5. Jackson K.
                            . IBS-D'li ABD'li yetişkinlerde düşük FODMAP diyeti ile değiştirilmiş NICE kılavuzlarını karşılaştıran randomize kontrollü bir çalışma . Am J Gastroenterol 2016 ; 111 ( 12 ): 1824 – 1832 . doi: 10.1038/ajg.2016.434
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          47. ↵
                            1. Biesiekierski JR ,
                            2. Newnham ED ,
                            3. Irving Başbakanı ve diğerleri
                            . Gluten, çölyak hastalığı olmayan kişilerde gastrointestinal semptomlara neden olur: çift kör, randomize, plasebo kontrollü bir çalışma . Am J Gastroenterol 2011 ; 106 ( 3 ): 508 – 514 . doi: 10.1038/ajg.2010.487
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          48. ↵
                            1. Biesiekierski JR ,
                            2. Peters SL ,
                            3. Newnham ED ,
                            4. Rosella O ,
                            5. MuirJG , _
                            6. Gibson PR
                            . Fermente olabilen, zayıf emilen, kısa zincirli karbonhidratların diyetle azaltılmasından sonra çölyak dışı gluten duyarlılığı olduğunu bildiren hastalarda glutenin etkisi yoktur . Gastroenteroloji 2013 ; 145 ( 2 ): 320 – 328.e1–3 . doi: 10.1053/j.gastro.2013.04.051
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          49. ↵
                            1. Simren M ,
                            2. Barbara G. ,
                            3. Flint HJ ve diğerleri ; Roma Vakfı Komitesi
                            . Fonksiyonel bağırsak bozukluklarında bağırsak mikrobiyotası: Roma vakfı raporu . Gut 2013 ; 62 ( 1 ): 159 – 176 . doi: 10.1136/gutjnl-2012-302167
                            Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                          50. ↵
                            1. Saad RJ ,
                            2. Chey WD
                            . İnce bağırsakta bakteriyel aşırı çoğalma için nefes testi: test doğruluğunun en üst düzeye çıkarılması . Clin Gastroenterol Hepatol 2014 ; 12 ( 12 ): 1964 – 1972 . doi: 10.1016/j.cgh.2013.09.055
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          51. ↵
                            1. Şah ED ,
                            2. Basseri RJ ,
                            3. Çong K ,
                            4. Pimentel M
                            . IBS'de anormal nefes testi: bir meta-analiz . Dig Dis Sci 2010 ; 55 ( 9 ): 2441 – 2449 . doi: 10.1007/s10620-010-1276-4
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          52. ↵
                            1. Poserud I ,
                            2. StotzerPO , _
                            3. Björnsson ES ,
                            4. Abrahamson H ,
                            5. Simrén M
                            . İrritabl bağırsak sendromu olan hastalarda ince bağırsakta bakteriyel aşırı büyüme . Gut 2007 ; 56 ( 6 ): 802 – 808 . doi: 10.1136/gut.2006.108712
                            Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                          53. ↵
                            1. Bennet SM ,
                            2. Böhn L ,
                            3. Störsrud S ve diğerleri
                            . IBS'li hastaların dışkı bakteri profillerinin çok değişkenli modellemesi, FODMAP'lerin düşük olduğu bir diyete duyarlılığı öngörüyor . Bağırsak 2018 ; 67 ( 5 ): 872 – 881 . doi: 10.1136/gutjnl-2016-313128
                            Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                          54. ↵
                            1. Hod K ,
                            2. Ringel Y
                            . Fonksiyonel bağırsak bozukluklarında probiyotikler . En İyi Uygulama Res Clin Gastroenterol 2016 ; 30 ( 1 ): 89 – 97 . doi: 10.1016/j.bpg.2016.01.003
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          55. ↵
                            1. Pimentel M ,
                            2. Lembo A ,
                            3. Chey WD ve arkadaşları ; HEDEF Çalışma Grubu
                            . Kabızlık olmadan irritabl bağırsak sendromu olan hastalar için Rifaxi-min tedavisi . N Engl J Med 2011 ; 364 ( 1 ): 22 – 32 . doi: 10.1056/NEJMoa1004409
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          56. ↵
                            1. Lembo A ,
                            2. Pimentel M ,
                            3. Rao SS ve diğerleri
                            . İshalin baskın olduğu irritabl bağırsak sendromu olan hastalarda rifaxi-min ile tekrarlanan tedavi güvenli ve etkilidir . Gastroenteroloji 2016 ; 151 ( 6 ) : 1113-1121 . _ doi: 10.1053/j.gastro.2016.08.003
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          57. ↵
                            1. Sharara AI ,
                            2. Aun E ,
                            3. Abdul-Baki H ,
                            4. Münzer R ,
                            5. Sidani S ,
                            6. El Hac I
                            . Karın şişkinliği ve şişkinliği olan hastalarda randomize, çift-kör, plasebo kontrollü bir rifaximin çalışması . Am J Gastroenterol 2006 ; 101 ( 2 ) : 326-333 . _ doi: 10.1111/j.1572-0241.2006.00458.x
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          58. ↵
                            1. Johnsen PH ,
                            2. Hilpüsch F ,
                            3. Cavanagh JP ve diğerleri
                            . Orta ila şiddetli irritabl bağırsak sendromu için dışkı mikrobiyota transplantasyonuna karşı plasebo: çift kör, randomize, plasebo kontrollü, paralel grup, tek merkezli bir çalışma . Lancet Gastroenterol Hepatol 2018 ; 3 ( 1 ): 17 – 24 . doi: 10.1016/S2468-1253(17)30338-2
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          59. ↵
                            1. El-Salhy M ,
                            2. Hatlebakk JG ,
                            3. Gilja OH ,
                            4. Bråthen Kristoffersen A ,
                            5. Hausken T
                            . Randomize, çift kör, plasebo kontrollü bir çalışmada irritabl bağırsak sendromlu hastalar için dışkı mikrobiyota transplantasyonunun etkinliği . Gut 2019 . doi: 10.1136/gutjnl-2019-319630 . Epub baskıdan önce .
                            Özet / ÜCRETSİZ Tam MetinGoogle Akademik
                          60. ↵
                            1. Çamilleri M
                            . Safra asidi ishali: prevalans, patogenez ve tedavi . Bağırsak Karaciğeri 2015 ; 9 ( 3 ) : 332-339 . _ doi: 10.5009/gnl14397
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          61. ↵
                            1. Wedlake L ,
                            2. A'Hern R ,
                            3. Russel D. ,
                            4. Thomas K. ,
                            5. WaltersJR , _
                            6. Andreyev HJ
                            . Sistematik inceleme: İshalin baskın olduğu irritabl bağırsak sendromu olan hastalarda SeHCAT taramasıyla teşhis edilen idiyopatik safra asidi malabsorbsiyonunun prevalansı . Aliment Pharmacol Ther 2009 ; 30 ( 7 ): 707 – 717 . doi: 10.1111/j.1365-2036.2009.04081.x
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          62. ↵
                            1. Sauter GH ,
                            2. Münzing W ,
                            3. von Ritter C ,
                            4. Paumgartner G
                            . Kronik ishalin bir nedeni olarak safra asidi malabsorbsiyonu: serumda 7alfa-hidroksi-4-kolesten-3-onun tanısal değeri . Dig Dis Sci 1999 ; 44 ( 1 ) : 14-19 . _ doi: 10.1023/a:1026681512303
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          63. ↵
                            1. Pattni SS ,
                            2. Brydon WG ,
                            3. Dew T ve diğerleri
                            . Safra asidi ishali olan hastalarda fibroblast büyüme faktörü 19: FGF19 serum tahlili ve SeHCAT retansiyonunun prospektif bir karşılaştırması . Aliment Pharmacol Ther 2013 ; 38 ( 8 ): 967 – 976 . doi: 10.1111/apt.12466
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik
                          64. ↵
                            1. Vijayvargiya P. _
                            2. Çamilleri M ,
                            3. Carlson P ve diğerleri
                            . IBS-ishal ve fonksiyonel ishalde safra asidi ishali tanısını dışlamak için serum C4 ve FGF19 ölçümlerinin performans özellikleri . Aliment Pharmacol Ther 2017 ; 46 ( 6 ): 581 – 588 . doi: 10.1111/apt.14214
                            Çapraz ReferansGoogle Akademik
                          65. ↵
                            1. Odunsi-Şiyanbade ST ,
                            2. Çamilleri M ,
                            3. McKinzie S ve diğerleri
                            . Chenodeoksikolat ve safra asidi tutucusu kolesevelamın bağırsak geçişi ve bağırsak fonksiyonu üzerindeki etkileri . Clin Gastroenterol Hepatol 2010 ; 8 ( 2 ): 159 – 165 . doi: 10.1016/j.cgh.2009.10.020
                            Çapraz ReferansPubMedGoogle Akademik

                          Yorum yap


                          • #14
                            İrritabl bağırsak sendromunda nane yağı

                            Yazar bağlantıları yer paylaşımı panelini açarH.-G. Grigoleit,P. Grigoleit Johann-Sebastian-Bach-Str.27, 65193 Wiesbaden, Almanya
                            13 Eylül 2004'te alındı, 26 Ekim 2004'te kabul edildi, 28 Haziran 2005'te çevrimiçi olarak sunuldu .

                            https://doi.org/10.1016/j.phymed.2004.10.005Haklara ve içeriğe sahip olun

                            Soyut
                            Literatür taramasında, irritabl bağırsak sendromunda (IBS) veya çocuklarda tekrarlayan karın ağrısında (1 çalışma) 180-200 mg enterik kaplı nane yağını (PO) araştıran 651 hastayı kapsayan 16 klinik çalışma belirlendi. 16 çalışmanın dokuzu randomize, çift kör, çapraz denemelerden oluşuyordu ( �=5) veya olmadan (�=4) çalışma ve/veya arınma dönemleri, beşi randomize çift kör paralel grup tasarımına sahipti ve ikisi açık etiketli çalışmalardı. 12 çalışmada plasebo ve üç çalışmada antikolinerjikler karşılaştırma aracı olarak kullanıldı. 12 plasebo kontrollü çalışmanın sekizi istatistiksel olarak PO lehine anlamlı etkiler göstermektedir. "Genel başarı" açısından ortalama yanıt oranları PO için %58 (%39-79 aralığı) ve plasebo için %29'dur (%10-52 aralığı). Düz kas gevşeticilere karşı yapılan üç çalışma, tedavilerin eşdeğerliğine işaret eden tedaviler arasında farklar göstermedi. Bildirilen advers olaylar genellikle hafif ve geçiciydi ancak çok spesifikti. PO, mide ekşimesi gibi tipik GI etkilerine neden olduve anal/perianal yanma veya rahatsızlık hissi, antikolinerjikler ise ağız kuruluğuna ve bulanık görmeye neden oldu. Antikolinerjikler ve 5HT3/4-ant/agonistler üstün iyileşme oranları sunmamaktadır; plasebo yanıtları PO çalışmalarında olduğu gibi aralığı kapsamaktadır. IBS PO için mevcut ilaç tedavileri (2-4 hafta boyunca günde üç kez 1-2 kapsül ) dikkate alındığında, ciddi olmayan kabızlığı veya ishali olan IBS hastalarında genel semptomları hafifletmek ve yaşam kalitesini iyileştirmek için ilk tercih edilen ilaç olabilir. .

                            giriiş
                            İrritabl bağırsak sendromu (IBS) için etkili ve güvenli ilaçların bulunmaması, IBS'deki oldukça kapsamlı nane yağı (PO) klinik veri tabanının, hastalığın önemli yaygınlığı ve muazzam maliyetlerinin yanı sıra potansiyel maliyeti de hesaba katarak gözden geçirilmesini garanti eder. PO'nun etkinliği ve klinik güvenliği. IBS'nin güncel tanımı (Roma II kriterleri) aşağıda listelenmiştir (Thompson ve diğerleri, 1999).

                            Önceki 12 ay içinde en az 12 hafta (arka arkaya olması gerekmeyen) aşağıdaki üç özellikten ikisine sahip olan karın rahatsızlığı veya ağrısı:
                            • •
                              dışkılamayla rahatladı; ve/veya
                            • •
                              dışkı sıklığındaki değişiklikle ilişkili başlangıç; ve/veya
                            • •
                              dışkı biçimindeki (görünümdeki) değişiklikle ilişkili başlangıç.

                            IBS teşhisini kümülatif olarak destekleyen semptomlar:
                            • •
                              anormal dışkı sıklığı (araştırma amacıyla 'anormal', günde üçten fazla bağırsak hareketi veya haftada üçten az bağırsak hareketi olarak tanımlanabilir),
                            • •
                              anormal dışkı şekli (topaklı/sert veya gevşek/sulu dışkı),
                            • •
                              anormal dışkı geçişi (gerilme, aciliyet, eksik tahliye),
                            • •
                              mukus geçişi,
                            • •
                              şişkinlik veya karında gerginlik hissi.

                            IBS teşhisini kümülatif olarak destekleyen semptomlar: Bölüm parçacıkları

                            Veri tabanı


                            Literatür taramasında IBS'de PO kullanan Tablo 1'de listelenen toplam 15 yayınlanmış çalışma bulunmuştur. Başka bir çalışma (Kline ve Barbero, 1997) çocuklarda tekrarlayan karın ağrısına değinmektedir. Altta yatan semptomatolojinin spazmojenik doğası nedeniyle dahil edilmiştir. Tablo 1'de tüm çalışmalara ilişkin temel bilgiler özetlenmiştir.

                            16 çalışmanın dokuzu randomize, çift kör, çapraz denemelerden oluşuyordu (�=5) veya olmadan (�=4) giriş ve/veya arınma periyotları, beşinde rastgele çift kör

                            Etkililiğin değerlendirilmesi
                            16 çalışmanın 11'inde, bir dizi semptomun veya yalnızca seçilmiş semptomların (örn. karın ağrısı, şişkinlik, rüzgarların değerlendirilmesi, dışkı sıklığı, aciliyet, şişkinlik, dışkı kalitesi, atak sıklığı, atak şiddeti) günlük hasta derecelendirmesi vardı. Semptom kataloğu esas olarak “Roma” kriterlerini takip ediyordu. Hastalara göre derecelendirmenin 2 hafta düzenli aralıklarla yapıldığı iki çalışmada, iki çalışmada aralık verilmemiş ve bir çalışmada her çalışmanın sonunda doktor derecelendirmesi yer almıştır.

                            Sonuçlar
                            Tablo 2'de incelenen 16 çalışmanın tüm genel başarı verileri özetlenmiştir. Plasebo yanıtı tüm çalışmalarda %10 ila %52 (ortalama %29) aralığındadır. Açık çalışmalar (Fernandez, 1990, Shaw ve diğerleri, 1991) PO yanıtının uç noktalarını, yani %18 veya %93'ü işaret etmektedir. Çift kör çaprazlama denemeleri (�=5) veya olmadan (�=4) çalıştırma ve/veya yıkama periyotları ve beş randomize çift kör paralel grup tasarım denemesi, PO etkinliğini %39 ila %79 (ortalama %58) aralığında göstermektedir. 12 üzerinden sekizi

                            Tartışma
                            IBS'deki PO klinik verilerinin veri analizi, uygun tasarıma sahip yeterli sayıda çalışmada yağın semptomatik bir ilaç olarak güvenli ve etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ortalama yanıt oranları plasebo için %58 (%39-79 aralığı) ve %29 (%10-52 aralığı)'dır. Bu, Camilleri ve Choi (1997) tarafından derlenen, çeşitli aktif tedaviler için %73 (%39-89 aralığı) ve %41 (%13-69 aralığı) plasebo yanıtı alıntılayan verilerle uyumludur. Düz kas gevşeticilere odaklanan bir meta-analizde Poynard ve ark. (1994)

                            Referanslar (27)
                            • MH Pittler ve ark. İrritabl bağırsak sendromu için nane yağı: eleştirel bir inceleme ve meta-analiz

                              Am. J. Gastroenterol.


                              (1998)
                            • Ambross, NS, 1990. İrritabl bağırsak sendromu hastası için sentetik antispazmodik veya nane: çift kör...
                            • M. Camilleri ve ark. İnceleme makalesi: irritabl bağırsak sendromu

                              Beslenme Pharmacol. Orada.


                              (1997)
                            • L. Carling ve diğerleri. İrritabl bağırsak sendromunun kısa süreli tedavisi: hyoscyamine'e karşı nane yağının plasebo kontrollü bir denemesi

                              OPMEAR


                              (1989)
                            • MJ Dew ve ark. İrritabl bağırsak sendromu için nane yağı: çok merkezli bir çalışma

                              br. J. Clin. Pratik yapın.


                              (1984)
                            • BK Evans İrritabl bağırsak sendromunda nane yağı kapsüllerinin çok merkezli denemesi

                              Tara. J. Gastroenterol.


                              (1982)
                            • FDA Talk Paper, 2000. Glaxo Welcome, Lotronex'i piyasadan çekmeye karar verir. Kasım...
                            • FDA Talk Paper, 2004. FDA, Zelnorm etiketini yeni risk bilgileriyle güncelliyor. Nisan...
                            • F. Fernandez İrritabl bağırsak sendromunun tedavisinde nane ( Mentha piperita en al tratamiento de sindrome de kolon irritabl)

                              Soruşturma Medica Stajyeri.


                              (1990)
                            • M. Hawthorn ve ark. Nane yağı ve mentolün bağırsak, nöronal ve kalp preparatlarında kalsiyum kanalına bağlı süreçler üzerindeki etkileri

                              Beslenme Pharmacol. Terapi.


                              (1988)

                            Yorum yap

                            Hazırlanıyor...
                            X