Tarım Bakanlığı, GDO yönetmeliği ile GDO'ların zararlarını kabul ediyor ancak ithalatını ve üretimini serbest bırakıyor. “Skandal yönetmelik”e göre aldığımız ürünlerde GDO var mı yok mu, bilemeyeceğiz.
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) henüz 90'lı yılların başında hayatımıza girdi ancak “Frankeştayn gıdalar” olarak da adlandırılan bu ürünlerin insan, hayvan ve çevre sağlığına dönük zararları konusunda neredeyse tüm bilim adamları ve ilgili tarım ve çevre kuruluşları hemfikir.
Gıdaların genetik yapıları ile oynanması ve farklı canlıların DNA'larının birbirine aktarılması sonucu “balık geni taşıyan domates”, “akrep geni taşıyan pamuk” ve “tavuk geni taşıyan patates” gibi ürünler elde ediliyor. GDO'lar en çok soya, mısır, pamuk gibi ürünler olarak üretiliyor ve bu ürünler diğer binlerce çeşit gıdanın hammaddesi olarak kullanılıyor.
GDO'ların insan ve hayvanlarda kanser gibi ölümcül hastalıklara ve çeşitli deformasyonlara yol açtığı, genlere etki ederek sonraki nesillerin sağlığını da ciddi şekilde tehdit ettiği pek çok bilimadamının araştırmaları sonucu kanıtlanmış durumda.
GDO'ların zararları, AB ülkeleri başta olmak üzere pek çok ülkeyi bu ürünlerin üretimini ve ticaretini kısıtlamaya ve mümkün olduğunda azaltmaya itmiş görünüyor.
Hal böyle iken geçtiğimiz günlerde Türkiye'de Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından GDO'lu ürünlerin üretimi ve ticareti hakkında bir yönetmelik hazırlanarak Resmi Gazete'de yayınlandı. 26 Ekim 2009 tarihinde, “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik” adıyla yürürlüğe giren bu yönetmelik Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Başkanı Gökhan Günaydın'ın deyimiyle “hukuk, egemenlik ve halk sağlığı açısından bir skandal”.
GDO'ların zararlarını kabul eden yönetmelik “denetim” adı altında ülkemizde GDO'ların üretimini ve ticaretini serbest bırakıyor. Bu açıdan çelişkilerle dolu yönetmelik, ülkeyi ve insanları büyük bir tehdit ile karşı karşıya bırakıyor: GDO tohumları yoluyla ülke tarımının büyük tekellerin denetimine geçecek olması, dolayısıyla yakın bir zamanda gıda üretimi ve fiyatlarının tohum üreten firmaların insafına terk edilmesi ve artık GDO'lu besin tüketmeme hakkının insanların elinden alınması.
Yönetmelik var yasa yok
Başta ZMO olmak üzere tarım, çevre ve tüketici kuruluşları yönetmelikle ilgili öncelikle, bir süredir Bakanlar Kurulu'nun gündeminde olduğundan bahsedilen Ulusal Biyogüvenlik Yasası'nın gündemden düşürülmüş olmasına dikkat çekiyorlar. Konuyla ilgili pek çok kuruluşu kapsayan GDO'ya Hayır Platformu tarafından, yönetmeliğin yürürlüğe girmesinin ardından yapılan yazılı açıklamada “Ortada bir Biyogüvenlik Yasası yokken, sözü edilen Yönetmeliğin GDO'larla ilgili hiçbir düzenleme içermeyen Tarım, Gıda ve Yem Yasaları, 4703 sayılı Yasa ve 441 sayılı KHK'ye dayandırılmaya çalışılması, sürecin hukuksuzluğunu olanca açıklığı ile ortaya koymaktadır” deniliyor.
Zararlı ama serbest
GDO'ya Hayır Platformu'nun açıklamasında asıl vurgulanan ise Bakanlık tarafından hazırlanan yönetmeliğin “GDO'ların ticaretini birkaç küçük istisnayla serbest bırakması”.
Kamuoyunda ortaya çıkan tepkiler nedeniyle yönetmeliğin yayınlanmasının ardından Bakanlık bir açıklama yapmak durumunda kalmış ve açıklamada “GDO'lu gıda ve yem ham maddeleri, biyolojik çeşitliliğimizin korunmasını ve sürdürülebilir kılınmasını tehdit etmektedir” denilerek GDO'ların yarattığı tehdit resmen kabul edilmişti. Ancak açıklamada “Yönetmelik kapsamında insan yaşamı ve sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, tüketici çıkarları ve çevrenin en üst düzeyde korunması için karar vermeye esas teşkil edecek risk değerlendirmesi TÜBİTAK, üniversite öğretim üyeleri ve araştırmacılardan müteşekkil 11 kişilik bağımsız, bilimsel, teknik bir komite tarafından yapılacaktır. İnsan yaşamı ve sağlığı, hayvan sağlığı ve refahı, tüketici çıkarları ve çevrenin korunması bakımından risk taşımadığı bilimsel olarak ispatlananlara etiketleme zorunluluğu getirilmiştir” denilerek yönetmeliğin kendisine de hakim olan çelişki ortaya konmuş ve bu zararlı ve ülke tarımını tehdit eden ürünlerin “izne tabi” şekilde aslında kullanılmasının serbest bırakıldığı görülmüştü. Bakanlığın yapmış olduğu açıklama GDO'ya Hayır Platformu tarafından “kamuoyunu yanlış yönlendirmeye çalışmak” olarak nitelendirildi.
Kendi kendisiyle çelişen yönetmelik
Yönetmeliğin başlıca çelişkisini, zararları Bakanlık tarafından da açıklanan “GDO'lu gıda veya yemin çevre, insan veya hayvan sağlığı açısından olumsuzluğu tespit edilmediği” taktirde ithalatının, üretiminin ve dağıtımının serbest bırakılması oluşturuyor. Yine bir diğer çelişki “GDO'lu ürünlerin, bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması yasaktır” denilerek çocuklarda zararları kabul edilen ürünlerin yetişkin ve hamileler açısından kullanılmasının yine serbest bırakılması.
“GDO yok” demek yasak
Yönetmeliğin en tepki çeken maddelerinden biri de “Gıda veya yem, GDO'lardan biri ya da birkaçını toplamda en az yüzde 0,9 oranında içeriyor ise, GDO lu olarak kabul edilir” denmesinin ardından “GDO'suz ürünlerin etiketinde ürünün GDO'suz olduğuna dair ifadeler bulunamaz”hükmünün getirilerek aslında belli bir orana kadar GDO içeren ürünlere piyasada büyük bir avantaj sağlanması. Yani artık satın aldığınız bir ürünün içerisinde GDO olup olmadığını öğrenme hakkımız ortadan kalkıyor. Piyasada şu anda 800 ila 1800 arası ürünün, GDO kullanılarak üretilmiş gıda içerdiği tahmin ediliyor.
Tekellerin “terminatör geni”
GDO'ların yarattığı başlıca tehdit ise tohum alanında ortaya çıkıyor. Giderek yaygınlaşmaya başlayan GDO'lu tohumlar “terminatör gen” ya da “intihar geni” olarak adlandırılan ve tohumun kullanıldıktan sonra kendisini imha etmesini sağlayan ve dolayısıyla da birden fazla kez kullanılması ihtimalini ortadan kaldıran bir gen içeriyor. Bu da çitçilerin gelecek yılki tohumlarını ektikleri üründen elde etmelerini imkansız kılarak her yıl yeniden tohum satın almaları anlamına geliyor. GDO'lu tohum üreten şirketlerin bu tohumların yetiştirilmesinde kullanılan gübre, tarım ilaçları gibi ürünlerinde üreticileri ya da ortakları olduğu düşünüldüğünde bu tohumun kullanımı, tarımda yabancı tekellere tam bağımlılık anlamına geliyor.
Bir diğer “ayrıntı”ABD'li Monsanto adlı şirketin yıllık 100 milyar dolarlık cirosuyla bu alandaki başlıca tekellerden biri olması. Tarım Bakanlığı'nın uzun zamandır, Monsanto şirketi ile Çukurova ve Nazilli'de, GDO ile ilgili resmi alan denemeleri yaptığı söyleniyor.
Tohumlar konusu belirsiz
Tarım Bakanlığı'nın çıkarmış olduğu tartışmalı yönetmelikle ilgili bir diğer “ayrıntı”, yönetmeliğin tohumlarla ilgili düzenlemeleri içermiyor oluşu. GDO'ya Hayır Platformu'nun açıklamasında bu konudaki yasağın on yıldır bir genelge ile sağlanıyor oluşuna ancak Bakanlar Kurulu'na sunulan Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Taslağı'nda, Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek'in de ifade ettiği üzere, GDO'lu tohumların ekiminin serbest bırakılmaya çalışıldığına dikkat çekiliyor. Çiçek taslakla ilgili yaptığı açıklamada “Ulusal Biyogüvenlik Kanun Tasarısı'nın kanunlaşarak yürürlüğe girmesiyle genetiği değiştirilmiş bitkilerin üretimine izin verilmesinin önü açılmış olacak” ifadesini kullanmıştı.
Bunların yanına halihazırda Türkiye'de 300 milyon dolarlık tohum pazarının 70 milyon dolarının ithal olduğu, patates tohumunun bile ithal edildiği bilgileri eklendiğinde tehdidin büyüklüğü daha anlaşılabilir hale geliyor.
İptal davaları yolda
GDO'lü ürünlerle ilgili Tarım Bakanlığı yönetmeliğinin iptali için pek çok kuruluş dava açmaya hazırlanıyor. Tüketici Hakları Derneği, Çevre ve Tüketici Haklarını Koruma Derneği yönetmeliğin iptali için dava açacaklarını açıkladılar.
